Gönderen Konu: Kutlu Doğum Haftası Ve Mevlid Kandili....  (Okunma sayısı 2513 defa)

aRSLan

  • Ziyaretçi
Kutlu Doğum Haftası Ve Mevlid Kandili....
« : 18 Mayıs 2009, 20:34:13 »
pazargünü günü mevlid kandili....

Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve
12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü,
bütün Müslümanların bayramıdır.

Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe,
(Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince,
sevinmişti. (Ona süt vermek şartı ile, seni azat ettim) demişti. Bunun için,
Ebu Leheb’in, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafiflemektedir. Mevlid
gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminlerin pek çok sevap
kazanacağı buradan da anlaşılmaktadır. Hafız Muhammed ibni Cezeri Şafii
diyor ki: (Ebu Leheb rüyada görülüp, ne halde olduğu sorulduğunda, çok
azap çekiyorum. Ancak, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım
hafifliyor. Resulullah dünyaya gelince, müjde veren cariyemi sevincimden
azat etmiştim. Bunun için, bu gecelerde azabım hafifliyor) dedi. Ebu Leheb
gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden
olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır,
ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü
teâlâ onu Cennetine sokar.) [M. Nasihat]

Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde eshab-ı kirama ziyafet verir,
dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hz. Ebu
Bekir de, halife iken, eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin dünyayı
teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resulullahın doğum
zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok
sevaptır. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutulması
iyi olur, sevap olur.

İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hz. Mevlana,
(Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur.

Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Hatta, Mevlid
gecesinin Kadir gecesinden de kıymetli olduğunu bildiren âlimler de vardır.

El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında Mevlid gecesinin Kadir
gecesinden kıymetli olduğu bildiriliyor. (Ed-dürer-ül-mesun)

(Allahü teâlâ bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı
övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid
kitapları yazılmış ve okunmuştur. Resulullah efendimizi öven çeşitli mevlid
kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de her zaman okunan Mevlid
kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bu kasidenin asr-ı
saadetten sonra yazılması, bid’at olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullahı
övmek ibadettir. Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir.
Onları da okumak bid’at değil, sevap olur. Mevlid-i şerif okumak,
Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu
hatırlamak, Onu övmek demektir. Her müminin Resulullahı çok sevmesi
gerekir. Bu da zaten imanın gereğidir. Çok sevmek kâmil mümin olmanın
da alametidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Beni ana-baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.) [Buhari]

(Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven
de onu çok anar.)

(Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Bu ibadeti, şiir
olarak söylemek daha tesirli olur. Resulullah efendimizin şairleri, camide,
Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı.)

Bunlardan Hassan bin Sabit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi.
Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu şair için bir minber
koydurdu. Hassan bin Sabit hazretleri minbere çıkar, düşmanları kötüler,
Resulullahı överdi. Resulullah efendimiz de buyurdu ki:
(Hassanın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir.) [M. Nasihat]

Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi de şöyle:
(Allahü teâlâ, Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassanı,
Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam] ile takviye etmektedir.) [Buhari]

Peygamber efendimiz, şairin söylediği şiiri beğenip (Dişlerin dökülmesin)
diye dua etmiştir. (Hakim)

Şiir hakkında hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyle:
(Şiir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhari]
(Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır.) [Ebu Davud]
(Bazı şiirler elbette apaçık bir hikmettir.) [Buhari]

Vehhabiler, mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve Ondan şefaat
isteyen müslümanlara müşrik, yani puta tapan kâfir damgasını basıyorlar.
Ülkemizde bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar.
Resulullahı övmek bid'at olmaz. Bu övgüden ancak Allah’ı sevmeyen
rahatsız olur. Çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir. Kur’an-ı kerimde
mealen buyuruluyor ki:
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]
(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe, 28]
(Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak
üzeresin) [Kalem 3-4]

(Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]
(Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]

Mevlidi, erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram

karıştırmadan, Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı

şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin
şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Ni'met-ül kübrâ, Hadika, M.Nasihat)

Doğum gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan öğrenip almışlardır.

Mevlid okumanın kıymetli bir ibadet olduğunu bildirmek için İslam âlimleri
çeşitli dillerde kitaplar yazmışlardır. Bunlardan on tanesi, Keşf-üz-zünunda
bildirilmektedir.

İbni Hacer-i Hiytemi hazretlerinin En-Nimet-ül-kübra isimli mevlid kitabı ile
imam-ı Süyuti hazretlerinin Erreddü ala men enkere kıraetel mevlid-in-Nebi kitabı meşhurdur.

Resulullah efendimizi çok övmek, mahlukların en üstünde olduğunu
söylemek, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberine verdiği üstünlükleri saymak ve Ondan şefaat istemek, büyük ibadettir. Buna karşı koymak,
koyu bir cahillik, pek çirkin bir inattır. Resulullahı övmek, anmak lazım
geldiğine delil olarak, Ahzab suresinin (Allah ve melekleri, Resule salevat
getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin) mealindeki 56.âyet-i
kerimesi yetmez mi?

İslam âlimleri buyuruyor ki:
Mevlid gecelerinde toplanarak, mevlid kasidesi okumak, tatlı şeyler
yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü
yerine getirmek müstehaptır. Salihlere elbise ve benzeri hediye vermek,
bu geceye hürmet etmek olur. Bunları Allah rızası için yapmak çok sevap
olur. (İbni Battal maliki)

Mevlid cemiyetinde, salihleri toplayıp, salevat okumak, fakirleri
doyurmak, her zaman sevaptır. Fakat, bunlara çalgı gibi haram
karıştırmak büyük günah olur. (Allame Zahirüddin bin Cafer)

Mevlid cemiyetinde, sadaka, hediye vermek, neşe ve sevinç göstermek,
haram karıştırmadan mevlid kasidesi okutmak çok sevap olur. (Allame Nasirüddin)

Haram şeyler karıştırmadan mevlid cemiyeti yapmak müstehaptır. (S.ibni Mace şerhi)

Pazarlık etmeden, sırf Allah rızası için hatim veya mevlid okuyan hafızın,
okutanın verdiği hediyeyi alması caiz olur. Kur'an okuyup hediye almayı
meslek haline getirmemelidir! Zira âdet haline gelen hediye, şart edilen
ücret gibidir. (Dürr-ül muhtar)

Ücretle okunan Kur'andan ölüye sevap hasıl olmaz. (Hidaye)

Bütün insanlık âlemine bir hidayet tarihi açan ve âlemlere halis ilâhî
rahmet olan böyle yüksek şanlı bir Peygamber'in ümmeti olmakla
şereflenmiş bulunan biz müminlere ne mutlu! Bu geceyi vesile bilerek,
O'na ümmet olmanın şuuruna erebilmek, Bu gecenin manevî
zenginliğinden istifâde etmek için en azından bir Tesbih Namazı kılalım.
O'na ümmet olan müminlere gevşeklik yakışmaz. Unutmayalım...
Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doğumunu
anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhîler söylemek ve kandil simidi
dağıtmak yeterli değildir, sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce
Allah'ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu,
Peygamberimizin yolundan gitmektir



Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kameri aylardan Rebiulevvel ayının 12. Pazartesi gecesi Mekke'de dünyaya gelmiştir. Onun dünyaya gedliği devrede, insanlar her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve haksızlık gönülleri karartmış, Allah'a giden yoldan uzaklaştırmıştı.

Sosyal hayat bozulmuş, ahlak tamamen alt-üst olmuştu. Kadınlar esir muamelesi görüyor, bir eşya gibi alınıp satılıyor; çocuklar acımasızca diri diri toprağa gömülüyordu.



Bütün dünya karanlıklar içinde, bir kurtarıcının gelmesini dört gözle
bekliyordu. İşte Peygamberimiz Hz. Muhammed ( s.a.v.), böyle bir
zamanda dünyaya geldi. Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle o, alemlerin
Rabbinden " Alemlere rahmet olarak gönderildi" (Enbiya 21/107).

Bu durum, Allah'ın insanlara en büyük nimetlerinden biridir.

Onun doğumunu anmaktan asıl maksat, evrensel risaletini, yüksek
ahlakını, adalet ve doğruluğunu hatırlamak, bunları hayatımızda uygulama
azmini tazeleyerek ve onun yolundan gitmektir.


Bu geceyi sevgili Peygamberimizin ümmeti olmanın şuuruyla, ibadetle,
Kur'an okumakla ve ona salat ve selamla ihya etmeye çalışalım.