Hz. Muhammed (s.a.v) Alemlere Rahmet Efendimiz > (¯`._. Kutlu Doğum Haftası ._. ¯)

Peygamberimiz Hakkında

(1/8) > >>

aRSLan:

KUTLU DOĞUM HAFTASI,
TÜM İSLAM ALEMİNE HAYIRLARA VESİLE OLSUN

Canım kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
Şefâat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Mü'min olanların çoktur cefâsı,
Ahirette olur zevk-u sefâsı,
On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,
Kûrsûn üstünde cevlân eyleyen.
Mi'râcda ümmetin Hak’dan dileyen,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Ol çâriyâr anın gökler yâridir,
Anı seven günahlardan beridir,
On sekiz bin âlemin serveridir,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz,
Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız
Sana uymayanlar gider imânsız,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed.






[size=18]Gelin bizde seyredelim gelini gelini
Fatma ana tel tel etmiş saçını saçını
Bağışlatmış ümmetinin suçunu suçunu


Muhammedin düğünü var cennette cennette
O serverin bir gülü var cennette cennette


Ayağına giymiş sedef nalını nalını
Hep melekler kınalamış elini elini
Asya ana Meryem ana gelini gelini

Muhammedin düğünü var cennette cennette
O serverin bir gülü var cennette cennette


Cennetin yolunda güller açılır açılır
Üzerine misku anber saçılır saçılır
Düğüne gelene hulle biçilir biçilir



Muhammedin düğünü var cennette cennette
O serverin bir gülü var cennette cennette
Cennetin yolunda saf saf melekler melekler
Arş katında kabul olur dilekler dilekler
Düğüne gelmiş bütün melekler melekler


Muhammedin düğünü var cennette cennette
O serverin bir gülü var cennette cennette


Muhammedin düğünü var cennette cennette
O serverin bir gülü var cennette cennette[/size]



[size=18]
Hz. Peygamber Efendimiz -Sallallâhu Aleyhi Ve Sellem- buyurdular ki:

Bir gün bana Cenab-ı Hakk’ın dört büyük meleği geldi. Bunlar; Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail aleyhimüsselam idiler.

* Cebrail (a.s) bana dedi ki:
Ya ResulALLAH! Senin ümmetinden bir kimse size günde on defa salavat ederse yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar, sıratı kuşlar gibi geçiririm.

* Mikail (a.s) de dedi ki:
Ben o kula senin kevser havuzundan kana kana içiririm.

* İsrafil (a.s) dedi ki:
Ya ResullALLAH! O kulun affı için başımı secdeye koyarım ALLAHu Teala onu affetmedikçe başımı secdeden kaldırmam.

* Azrail (a.s) de:
Ya NebiyALLAH! Sana günde on defa salâvat edenin ruhunu Peygamberler gibi kabzederim, dediler.

Bunun üzerine Hz. Peygamber Efendimiz sallallau aleyhi ve sellem :

Bu ne büyük lütuf ya Rabbi!
Bu ne büyük ihsan ALLAHım!
buyurdular.
..............
Rabbim cümlemizi salâvatın özüne ulaşıp, Peygamber ahlâkıyla ahlâklanmayı, O’nun 23 yıllık nübüvvet hayatından lâyıkı vechile hisseler almayı ihsan eylesin!
 
  Sevgili Peygamberim Hz. Muhammede
Sevgili peygamberim nasılsın? Umarım ki iyisindir. sana bütün islam aleminden selamlarımı iletmek istiyorum. Sana kalbimde senin yerini anlatamam. İnsallah sende beni seviyorsundur. Senin sevgini kazanabilmek için ne yapabilirim ya resullah. Kendimi islere o kadar kaptırmısım ki senin varlıgını unutup senin farkına varamamışım.
Rabbim nolur beni ve diğer kullarını affet bize güzel yüzü nurlu peygamberimizle buluşma kavuşma anı ver .
Sen affedicisin sen bizi yaratansın.
Satırlarımı burada noktalarken Sana elvade diyorum ve ellerinden öpüyorum.
HOŞÇAKAL PEYGAMBERİM... [/size]



HZ.PEYGAMBER (S.A.S.)'İN ÖRNEK KİŞİLİĞİ

Hz.Peygamber (s.a.s.) konuşurken muhatabının
akıl ve anlayış seviyesini gözetirdi.Çirkin sözler söylemezdi;
haya,terbiye ve nezakete aykırı hiç bir davranışta bulunmazdı.
 Hz.Peygamber (s.a.s) çok cömertti,
insanlarada cömertliği tavsiye ederdi.
Adaletliidi;iltiması,maksatlı olarak taraf tutmayı,
adam kayırmayı yasaklardı. Ne kimsenin hakkını yerdi
nede kimseye hakkını yedirirdi.
Şura suresinin 15.ayetinde Yüce Allah ona adaletle
hükmetmesini emretmiş,o da ömür boyu herkese
adalet dağıtmıştır.
 Hoşlanmadığı bir şey yüzünden anlaşılırdı.
Bir kişide gördüğü kötü davranışı giderirken,
o kişinin şahsiyetini incitmemeye özen gösterirdi,
sırf o kişiyi kastetmeksizin öyle bir davranışın kötü
olduğunu genel olarak herkese duyururdu.
 Peygamberimiz (s.a.s) her zaman,büyüklere saygı,
küçüklere şefkat gösterilmesini isterdi.
Kendiside tüm yaş gruplarına şefkat,merhamet,
saygı ve nezaketle davranırdı.
Peygamber efendimizin bu özelliği hakkında
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştirki,
sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O,size  çok düşkün,
mü'minlere karşı çok şefkatlidir,merhametlidir."
(Tevbe,9/128)

RUZUN DEMİŞKİ,


BentSahra:
Peygamber SAS'in hayatındaki harekâtı tesbit edilmiş zamanında... Nasıl yapmış, nasıl yatmış, nasıl kalkmış, nasıl oturmuş, nasıl yemiş, nasıl içmiş?.. Bu gayet güzel bir şekilde tesbit edilmiştir. Dünyada bu devlet hiç kimseye verilmemiştir. Hiç kimsenin böyle hayatı tesbit olunmuş; daha dünya görmemiştir böyle bir şey... O zamanki insanlar, üzerinde gayet titizlikle durmuşlar, Efendimiz'in her halini gayet güzel bir şekilde tesbit edip bize emânet etmişler... Allah hepsinden razı olsun...

Bize yakışan şimdi, bu dinlediğimiz tesbit edilmiş hayatı, kendimize mümkün mertebe mal edebilmek; onun yaptığını yapabilmeye çalışmak... Yerken nasıl yiyormuş?.. İçerken nasıl içiyormuş?.. Misvağı nasıl kullanıyormuş?.. Helâya nasıl gidiyormuş, nasıl okuyormuş?.. Çıkarken nasıl çıkıyormuş, neler okuyormuş?.. Bunlar, hepimizin bilmesi ve yapması lazım olan şeylerdir ki, Efendimiz'in bunları bize ta'lim buyurmasının sebebi, "Siz de böyle yapın!" demektir. Bunu okumaktan maksad, bunları yapabilmeye çalışmaktır.

Geçenki derslerimizde helâya girip çıkmanın ehemmiyeti üzerinde çok durdular. Helâya gitmeyi biz basit görürüz. İşte bir zaruret hissediyoruz kendimizde... Gidiyoruz, o def-i haceti yapıp çıkıyoruz. Her insanda ve her hayvanda olan bir hadise... Bu, kolay bir şey değil... Bunun inceliklerini insan biraz düşünüp, Efendimiz'in dualarının ne kadar yerinde olduğunu takdir ederse, insan bunları kendi de yapmaya çalışır.

E, yiyoruz elhamdülillah... Bu yediğimiz yemekler vücûda kuvvet veriyor. "Bugün bir insanın içerisinin yaptığı şeyleri, makinalara yaptırmak lazım gelse, dünya makina kesilir!" diyorlar. Dünya makinaları insanın şu içeride yaptığını yapamaz yine lâyıkı vechiyle... Ama Cenab-ı Hak bu kuvveti içeriye vermiş. Hiç haberimiz olmadan burdan yuvarlıyoruz; taksimat olaraktan, bütün azalarımıza kuvvetler gidiyor. En nihayette bir de aşağıdan def'-i hacet hadisesi var... O da olmasa, olmaz.

Bunların ne kadar yerinde olduğuna, ne güzel: "Elhamdü lillâhillezî... Evveline ahirine, yâ Rabbî sana hamd olsun... Güzel güzel yedirdin, tadı damağımızda... Vücûdumuz kesb-i kuvvet etti. E, bize zarar verecek bazı fuzûliyetler vardı içerde; onları da kolaylıkla bizden çıkardın. Çıkaramayanlara bir sormalı!.. Def-i hacet edemeyen, kabız haline tutulan bazı insanlar var; eczanelerden ilaç alırlar, "Aman şunu yapalım, bunu yapalım..." Bazen fayda da vermez. Derken bir sıkıntının içerisinde, ateş yükselir; şu olur, bu olur...

Onun için, girdiğin vakitte hamd edeceksin: "Allah'ım çok şükür... Güzelce yedik, içtik, vücûdumuz kesb-i kuvvet etti. Şimdi o fuzûlî olan şeyler de, güzelce bizden defolup gitti." diyerekten...

Giderken de dua edeceksin: "Yâ Rabbi, bu pislik yeridir, habis yerdir. Burası şeytanların bulunduğu bir mahaldir. Onların şerrinden de beni muhafaza et!.. Sonra, bu gıdalara verdirmiş olduğun kuvvetlerle de, bizi senin taatlerinde daim eyle!.." gibi çeşitli dualar... Çünkü, bir çeşit değil kaç çeşit dua buyurmuş Efendimiz...
ESAD COSAN..

BentSahra:
Yine tekrar bir ayrı duası: (Kâne izâ raal hilâl) Hiç ayı gördüğümüz vakitte dua edenimiz oluyor mu?.. Hiç yapanımız oluyor mu?.. Bakın, kaç çeşit dua geldi. Cenâb-ı Peygamber'in ayı gördüğü vakitte yaptığı dualar... Halbuki hepimiz me'muruz bunları yapmakla...

Onun için, dua kitaplarından birer tane edinmeniz ve bu duaları ezberlemeniz lâzım!.. Elham'ı nasıl ezberliyorsak, bu duaları da öyle ezberleyelim. Çünkü, "Her zaman kitap cebimizde gezsin de, ayı gördüğümüz vakitte bakalım, o duayı okuyalım!" desek, o olmaz tabii... Ama, kısa kısa olan bu duaları, insan sıkışırsa ezberler. İsterse ezberler. Ezberlediği vakit de, her zaman okuyabilir.

ESAD COSAN

BentSahra:
es'elüke min hayri hâzeş şehr) "Yâ Rabbi, bu ayın hayrını isterim senden..." (ve nûrihî) Yukarıdaki dualara bakın, bir de bu duaya bakın: "Bu ayın nûrunu da isterim senden yâ Rabbi!.." orda rızk istedi, selâmet istedi, İslâmiyet istedi. Burda da şimdi bu duasında, hayrıyla beraber nûrunu da istiyor. Çünkü nur olmayınca, aziz kardeş, hiç bir şey olmaz!.. Şimdi şu ışıkları söndürelim... Birimiz çıkmak istese, hepimiz birbirimizi çiğneriz yâni... Ben bir şey okuyamamam, bir şey de söyleyemem... Göremem ki!.. Niçin?.. Işık yok... Nur dedikleri ışıktır. Bu ışık olmayınca hiç bir şey olmuyor.

Onun için, Cenâb-ı Peygamber'in çeşitli dualarının içerisinde, "Yâ Rabbi! Benim nurumu üstümden ver, altmdan ver, sağımdan ver, solumdan ver, önümden ver, ardımdan ver... Nur ver bana yâ Rabbi!.. Nurumu artır, nurumu ziyâde eyle..." diye duaları da var...

Nuru istiyoruz. Işık olmayınca bir şey olmuyor çünkü... O nur olmasa, insan kör gibidir. Körün hali nasıl, nursuz insanın hali de öyledir.

Onun için, bu ayın hayrını isterken, nur zâten dahildir bu hayrın içine ama, tekrarlayarak: "Nûrunu da isterim bu ayın... Hayrıyla beraber ayrıca bir de nurunu isterim. Nurlu olayım, nurlanayım..." diyor.

Daha: (ve bereketihî) "Bu ayın bereketini de isterim senden..." Bereket bambaşka bir şeydir. Bereket senin benim bildiğim gibi değil...

"Tebârekellezî biyedihî"deki mübâreklik neyse, bu bereket o berekettir ki, Cenâb-ı Peygamber SAS, zannedersem Tebük Muharebesi'nde... O zaman böyle askerî teşkilâtlar yok, nakliye vasıtaları yok, bir şey yok... Herkes cebine ne koyduysa, onunla gidiyor. Nesi varsa erzak olarak sırtına almış, cebine koymuş; o onun nafakası... Bir kısmının nafakası bitti. Ashâb-ı Kirâm dediler ki, "Yâ Rasûlallah! Aç kaldık, nafakamız bitti!.." Rasûlüllah Efendimiz, "Herkes nesi varsa getirsin şuraya!.." dedi. Bir yaygı yaydılar. Herkes hazır olan, kalan nafakası neyse getirdi oraya... Koca bir öbek oldu. Cenâb-ı Peygamber, "Gelin!" dedi. Ordan bir kapla hepsine taksim etti.

Ordan, adını belki yanlış söylerim, ya Enes, ya Ebû Hüreyre... Ona da isabet ederekten bir tas neyse verdiği, "Hâlâ duruyor!" derdi. Duruyor, bitmiyor yâni o... Peygamber'in duası, nasıl çocuğunun çocuğuna, daha ileriye kadar gidiyor ya; bereket de bitmiyor aziz kardeş!.. Yalnız o mazhariyete nâil olmak lâzım... Allah'ın yasaklarından sakın, kendine yönel; bak, Allah-u Teâlâ'nın ne nimetleri tecelli eder üzerinde!..

Şimdi biz sabahleyin --başka camilerde yaparlar mı, yapmazlar mı bilmem-- camimizde oturuyoruz. Çünkü, --şimdi burda gelecek-- Cenâb-ı Peygamber böyle otururdu sabahleyin namazdan sonra... Tâ işrake kadar oturur, tesbihiyle meşgul olurdu. Cemaatiyle meşgul olurdu. İki rekât işraki kılar öyle çıkardı Peygamber SAS... Elhamdü lillâh biz de onu, bir vesileyle yapıyoruz. Ama bunu yapınca, hiç eksiksiz bir hac ve umre sevâbı veriliyor bir kere... Ondan sonra, "Rızkın senin arkandan koşar!" diyor.

Sen hani rızkı kazanmağa gideceksin ya... Sabahleyin erkenden dükkânını açmağa gidiyor. Gece yarısına kadar dükkânlarda duruyor. Kimisi demiriyle uğraşır, kimisi satmakla uğraşır. Bakarsın bazan kâr eder. bazan zarar eder. Fakat burda rızık senin arkandan, seni kovalar, "Nereye gidiyorsun? Dur bakalım, beni al da öyle git!" der.

Onun için, "Bu ayın nurunu da isterim, bereketini de isterim yâ Rabbi!.. (ve hüdâhü) İhdinas sırâtal müstakîm'de istediğimiz hidâyeti de isterim!.." O hidâyet olmayınca da olmaz. Günde beş vakit namazda kırk defâ --her rekâtımızda birer kere okuyarak-- "İhdinas sırâtal müstakîm." diye, Cenâb-ı Hak'tan o istikameti, o hidâyeti istiyoruz da, niçin nâil olamıyoruz, bilemem!.. Allah affetsin kusurlarımızı...

esad cosan

BentSahra:
Peygamber SAS, sofra kalkarken: (Elhamdülillâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Elhamdü lillâhillezî kefânâ va evânâ gayra mükeffiyyin ve lâ mekfûrin ve lâ müveddain ve lâ müstağnin anhü rabbenâ.)

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git