Gönderen Konu: Peygamberimiz Hakkında  (Okunma sayısı 16045 defa)

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #15 : 23 Mayıs 2009, 08:28:34 »
Ansızın ölmekten de Cenab-ı Hakk'a sığınırlarmış. (ve kâne yu'cibuhû en yemrida kable en yemût.) İsterlermiş ki, ölmeden evvel biraz hasta olup yatsınlar da, ondan sonra ölüm gelsin.

Çünkü insan bilmez ki ani bir ölüm gelince, kelime-i şehâdeti söylemesi ya nasib olur ya olmaz. İnsan çeşitli halde bulunabiliyor. Allah muhafaza etsin. Amma hastalığında, baktı ki artık umut kesiliyor; başlar "Allah... Allah... Allah..." diye dilinden bırakmamaya...

ESAD COSAN


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #16 : 23 Mayıs 2009, 08:28:45 »
Bu beyti de söylerlermiş bazan: (kefâ bil islâm, veş şeybi lilmer'i nâhiyen.) Şiire benzemesin diyerekten, ters çevirip söylermiş. (kefâ bil islâm) İslâm kâfîdir insana!.. İslâm insanı her kötülükten alıkor, her iyiliği de zorla sevdirir. (veş şeybi lilmer'i nâhiyen.) Yaşlılık da... Sakallar ağardı mıydı, saçlar ağardı mıydı; o da sana büyük bir vaizdir. Seni başka şeylerden men eder. Eğer o yaşının çokluğu, sakalının ağardığı, saçının ağardığı ona fayda vermiyorsa; o artık taş gibi bir adamdır. Saçı ağarmış, hala kötülük yollarından hak yoluna dönemiyor; fenâ bir hal...

Onun için bakınız Hazret-i Ömer'in hikâyesi ne kadar güzel: Her gün bir vaiz gelirmiş, gençlik zamanlarında... "Ya Ömer, ölümü unutma!" diye nasihat edermiş. Sakalında ak olmuş bir gün... O gün vaiz gelince, "Git artık sana ihtiyaç kalmadı! Vaiz belirdi; bu vaiz bana yeter, dışardan vaaz ettirmeğe lüzum yok!" demiş.

Ama bizde 70 oluyor, 80 oluyor, 90 oluyor; halâ insan o gençlik devrinin hallerini bırakamıyor... Tabiat-ı saniye diyorlar ona; bir insan gençliğinde nasıl alıştıysa öyle gidiyor. "Kötü huyları ancak teneşir temizler!" diye bir misalimiz var ya, onu bırakamaz o artık... Kolay bir şey değil... Büyük gayret sarfetmesi lazım ki, bırakabilsin. O da ancak gençlikle olur. İhtiyarlıkta azim kalmaz artık. İhtiyarlıkta ancak kendi derdinle meşgul olursun; başın ağrır, belin ağrır, karnın ağrır... Öyle riyazet yapacak, nefsiyle uğraşacak hal kalmaz insanda...

Onun için ancak gençlik vakitlerinde nefsin hakkından gelip de, onu islaha kadir olabilirsen, ne âlâ sana...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #17 : 23 Mayıs 2009, 08:29:06 »
Efendimiz üç türlü abdest almışlar; bir kere yıkamışlar âzâlarını... Bu bir kere yıkamak farzdır. Bir kere yıkamakla abdest olur, bununla namaz kılınır. İki yıkarsan, sünnet olur. Üç yıkarsan, sünnetin üstüne bir sünnet daha olur.

Bazan su kıt olur, su az olur. Namaz vakti gelmiştir. O su ile üç defa yıkasan yetmeyecek... Bir kere yıkamak suretiyle farzı yapar, namazını kılar. Sünneti terkettik ama, su yok ne yapalım?..
_________________


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #18 : 23 Mayıs 2009, 08:30:30 »
Temiz toprakla, suyun bulunmadığı yerlerde teyemmüm ederlermiş. Kollarını ve yüzünü mesh etmek suretiyle abdest tamam olur. Başka yerlerini toprağa bulamazlarmış. (illa merreten vahideh) O da birkere... Bir kere yapmak suretiyle gusle de kafîdir, abdeste de kafîdir. O gusül yerine geçer, gusül icab ettiyse yâni...

Adamın birisi toprağa bulanmış, yatmış toprağa; iki tarafa böyle dönüyor ki guslüm olsun... Su yok, teyemmüm ediyor, o suretle yapıyor... "Yok, öyle değil! Bir kere yüzü, bir kere de kolları mesh ettik miydi niyet ederekten; guslümüze de kâfî gelir, abdestimize de kâfî gelir." demiş.

Ama o aldığımız teyemmümle, bir namaz kılarız. Sonra bir namaz daha kılmak istersek, tekrar bir teyemmüm


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #19 : 23 Mayıs 2009, 08:30:40 »
Otururlarken şöyle kalçalarının üzerine oturur, sonra dizlerini diker karınlarına doğru; elleriyle de böyle tutunurlarmış. Yâni Efendimiz SAS'in oturma tertipleri böyle imiş, ekseriyetle böyle otururlarmış. Dinlenmeye daha rahat oluyormuş.


552/2 (Kâne yeclisü alel ard) Yerin üzerine otururlarmış. (min gayri hâilin) Altında minder, kilim filân bir şey olmadan, doğrudan doğruya toprağın üzerine otururlarmış. (ve ye'külü alel ard) Yerken de yerde yerlermiş.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #20 : 23 Mayıs 2009, 08:30:53 »
Rasûlüllah SAS Hazretleri, Arap olmakla beraber beyaz idi. Ama böyle kireç beyazı değil, buğday renkli bir beyaz... En makbul bir renk... (melîhan mukassidâ.) Çok şişman da değil, zayıf da değildi. Orta bir vücudlu idi. Müslim Hazretleri ile Tirmizî Hazretleri, bunu şemaili şeriflerinde beyan etmişler.

519/2 (Kâne ebyada ke ennemâ sayğa min fiddatin raccileş şa'r.) Efendimiz SAS beyaz olmakla beraber, gümüşü eritirsin de erimiş gümüş nasıl bir parlaklık verir, onun parlaklığı gibi idi. Saçları da siyah idi. Kara saçlı idi.


519/3 (Kâne ebyada müşraben beyâduhû bihumratin) Resûlullah Efendimizin beyazlığı kırmızı ile karışmış idi. Beyaz olup da bembeyaz değil, kırmızı olup kıpkırmızı da değil; kırmızı ile karışık en güzel bir renk... (ve kâne esvedel hadekah) Gözünün bebeği gayet siyah idi. (ehdebel eşfâr.) Gözünün kirpikleri de hem uzun, hem de çok sık idi.


519/4 (Kâne ebyada müşraben bihumratin dahumel hâmeti eğarra eblece ehdebel eşfâr.) Beyhakî'nin Hazret-i Ali'den rivayet ettiği hadis-i şerifte de yine, beyazı kırmızıyla karışmış gayet güzel bir renkte; büyük, etli baş, öyle zayıf, ufak başlı değil de büyükce bir baş ve fiili (başının hareketi) gayet kerim; kaş araları bitişik değil, açık; ve kirpikleri de yine bol, uzun ve sık olaraktan beyan buyurmuşlar.

519/5 Buhârî ile Müslim'in Hazret-i Berâ'dan rivayet ettiklerine göre: (Kâne ahsenen nâsü vechen) İnsanların en güzeli idi. Yusuf AS'ın güzelliği meşhurdur. Fakat Yusuf AS'ın güzelliği, Peygamberimizin güzelliği yanında hiç kalırdı. (ve ahsenehüm hulükan) En güzel ahlâk da yine Peygamber SAS'de toplanmıştı. Onun ahlâkı Kur'an-ı Azimüşşan'ı toplayan bir tek vücud yani... Ahlâk-ı Kur'an idi. Sormuşlar Hazret-i Aişe validemize, "Peygamberimiz'in ahlâkını nasıl tarif edersin bize?.." diye. "Hulükuhül Kur'ân!.. " Ne kadar kısa bir söz... İşte şöyleydi, böyleydi diye uzun uzun anlatmak lâzım gelse, saatler yetmez. O bir kelime ile ne güzel anlatıyor: "Onun ahlâkı Kur'an'dan ibarettir." Kur'an ne diyorsa ona teslim olmuş, onu bilfiil yaşamış.

(leyse bittavilil bâyin) Çok uzun boylu değil, (velâ bilkasîr.) kısa da değildi. İşittiğimize göre, uzun boylunun yanında durursa, --mucize-i peygamberî-- ondan uzun görünürmüş. Allahın hikmeti...


519/6 (Kâne ahsenel beşerü kademen.) Ayak itibari ile beşerin en güzel ayağı da onun ayağı idi. Hırka-i Şerifte, Efendimiz SAS'in ayağının resmini almışlar. O mübareklerin biri Hırka-i Şerif'te, biri Topkapı'da biri de Eyüb Sultan Hazretleri'nde, birisi Şam'da, birisi de Almanya'da imiş. Bir mermer üzerine basmışlar; mermere ayakları oturmuş, yerleri belli... Bunlar mucize-i peygamberiler...

Meselâ Mekke-i Mükerreme'de Makam-ı İbrahim'de cam kafesin içerisinde taş var. İbrahim AS, o taşın üzerine basıp da oraları yapıyormuş. O ayak oraya gömülmüş. Taş dayanamamış yâni, peygamberin ağırlığına... Oyulmuş. Öyle kalemle değil...

Cenab-ı Peygamber SAS, bir yere çıkmak istedi. Hazret-i Ali Efendimizin omuzuna bastılar. Omuzuna bastıkları vakitte, Hazret-i Ali dedi ki: "Göçecektim..." Peygamber ağırlığı... Sıklet değil de ruhaniyyetin ağırlığı ile tahammül edemedi Hazret-i Ali; o gençliğiyle beraber...

esad cosan


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #21 : 23 Mayıs 2009, 08:31:07 »
İnsanların da en şecaatlisi idi. Şimdi biz bugün --Allah affetsin kusurlarımızı...-- çok korkağız!.. Şundan korkuyoruz, bundan korkuyoruz, gölgemizden de korkuyoruz... Bu hale geldik. Cenab-ı Peygamber, her taraf gâvur olduğu halde tek başına Taif'e gitti. Yanında bir adamı vardı kendisinin... Taif halkını imana davet etti. Taif halkı isyan etti. Efendimizi taşa tuttular. Köpeklerin hücumuna uğrattılar. Mübarek ayakları yarıldı, kanlar aktı. O, o halde iken melekler geldi; dediler "Yâ Rasulüllah, emrine âmâdeyiz. İstersen dağları, istersen yağmurları, istersen ne gibi felâketler varsa yaptıralım; bunlar mahvolsunlar!.." "Yok!" dedi. "Onların zürriyetinden Allah'a iman edecekler var!.. Onun için, onlara Allah hidayet eylesin..."

Muharebenin ismi aklıma gelmedi. O muharebeye (Huneyn Muharebesi) gittiler. O kabile sert bir kabile idi. Ateşci kabile, vurucu kabile... İslâm askerleri dağıldı. Peygamber yalnız başına kaldı. Düşmana karşı tek başına kaldı. O, katırının üzerinde tek başına kaldığı halde, katırını sürüyor yine düşmana karşı!.. "Ey cemaat, ben Abdülmuttalib'in oğluyum. Nereye gidiyorsunuz?.. Ben peygamberim, yalan söylemem; zafer bizimdir!.." diye ilanlar yaptı. Müslümanlar yine peygamberin etrafına toplanıp bir hücum yaptılar. Perişan ettiler düşmanı, o anda... Ama o Peygamber SAS, asker kaçınca, kendi başına da kalınca, onun da çekilmesi lâzım gelirken o sebat etti. Daha, ateşe karşı katırını sürüyor... Hazret-i Abbas katırına yapıştı, "Yâ Rasûlallah ne yapıyorsun, yapma!" diyerekten. O dinlemedi ama, cemaat-i islamiyyenin de toplanıp hücumuna vesile oldular ve zaferi kazandılar, elhamdü lillâh... Çok büyük ganimet aldılar orda...
_________________


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #22 : 23 Mayıs 2009, 08:31:14 »
Renk itibariyle en güzel bir renk olmakla beraber, terledikleri vakitte ,bir inci danesi gibi akarmış mübarek yüzlerinin terleri... Ve yürüdükleri vakitte bazen sağa, bazen sola meylederek ve önüne doğru da böyle meylederek yürürlermiş. Hani öyle dik değil...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #23 : 23 Mayıs 2009, 08:31:26 »
Peygamberlik mührü, --biz bez tabir ediyoruz, kabarcık oluyor ya hani, bazı kimselerin ellerinde yahut başka yerlerinde, onun gibi-- etten kırmızı bir kabarcık şeklinde idi. (misle beydatil hamâm.) Güvercin yumurtası gibi idi. Bunu da Tirmizî Hazretleri Cabir RA'dan beyan buyurmuşlar.

Ukkâşe denilen, Ashâb-ı Kiram'dan bir zat var. O'nun bir duasını buldum, yazmakla meşgulüm. Çok güzel, büyük bir zat... Bir sefere giderken, nasılsa Peygamber SAS ona bir kamçı vurmuş. Geri mi kaldı, yürümedi mi nasıl olduysa... İhtiyarlığında, son günlerinde Rasûl-i Ekrem SAS cemaati toplamış, demiş: "Kimin bende bir hakkı varsa, şu dünyadan daha göçmeden, istesin hakkını benden ki, burda ben onu mümkünse ödeyivereyim!" Ashâb-ı Kiram sükût etmişler... "Yâ Resûlallah özürler dileriz, sende kimin hakkı olabilir?.. Senin hakkın var bizde!" diye özürler beyan etmişler. Bunu Efendimiz üç defa böyle tekrar edince, bu Ükkâşe denilen zat kalkmış: "Yâ Resûlallah, benim bir hakkım var!" demiş. Filan zamanda giderken, bana bir tane kamçı vurdunuz." demiş. Onun kısasını isterim gibi bir şeyler... Kamçıyı getirttirmiş... "Ama sizin bana vurduğunuz vakitte vücudum çıplak idi. Ben de sizin vücudunuza çıplak olarak vurmam gerekir!" deyince, Rasûlallah Efendimiz arkasındaki örtüsünü atmış... Hemen sarılmış, öpmüş, özürler dilemiş, "Yâ Rasulallah ben sizi, hatem-i nübüvveti görmek için, öpmek için yaptım bu işi, affedin beni!" diyerekten özürler dilemiş... O da buyurmuş ki, "Ehl-i Cennetten görmek isteyen, baksın Ükkâşe'ye!.." Çünkü, Peygamber SAS'in temas ettiği kimseler, hep ehl-i cennettir. Allah şefaatlerine nail etsin...

Onlar zaman-ı saadette yaşadılar. O mübarek vech-i saadet'i görmekle müşerref oldular... Emirlerini tuttular, yasaklarından kaçtılar... Bir tanesini söyleyeyim: İçki haram oldu, içki yasak oldu... İçkinin yasaklığı üç devir geçirdikten sonra, üçüncü devirde haram-ı kat'î ile içki haram oldu.


(Yâ eyyühellezine âmenû, innemel hamru vel meysirü, vel ensabü ve ezlâmü ricsün min ameliş şeytân...) (Maide: 90) diyerekten ayet nazil oldu. Hatırımda yok sahabenin ismi, ilan ettirdi bu yasağı... Adam da ilan etti; "Yasak oldu, içki!" diyerekten...

Önceden içki yasak olmadığından, bizim evlerde kışlık kavurmalar sakladığımız gibi, yahut şunu bunu sakladığımız gibi; onlar da bütün senelik içkilerini küpleri varmış, küplerinde saklarlarmış...

"Medine-i Münevvere'nin sokakları sel gibi oldu" diyorlar. O küplerin hepsi kırıldı, döküldü. Herkes içkisini sokaklara döktü... Ne var?.. Rasûlüllah'ın emri geldi. Allah'ın emri geldi, Rasûlüllah ilân etti. Emre ittiba... Kimsenin evinde içki kalmadı. Ne polis var, ne jandarma var, ne takipçi var, ne şu var, ne bu var... Yalnız Rasûlüllah'ın bir emri.var..

Peygamber SAS' in nüfuzu ne kadar tesirli idi. Ama bu, Allahu Teâlâ'nın bir lütfudur yani... Binaen aleyh herhangi bir mü'min ki, muvahhid ki, Rasûlüllah Aleyhisselâm'a uyar; onun da sözü aynı şekilde tesir eder. Uymadıktan sonra, bülbül gibi söylenirsin durursun, fakat bir tesiri olmaz.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #24 : 23 Mayıs 2009, 08:31:40 »
Kâne şeybühû nahve ışrîne şa'reh.) Mübarek SAS Hazretleri'nin sakallarında ancak yirmi kadar beyaz kıl varmış. Saymışlar demek ki... Bazıları 19 diyor, bazıları 21 diyorlar.


520/5 Mübarek başları, elleri ve ayakları etli idi.


521/1 (Kâne fî kelâmihî tertîlü ev tersil.) Mübarek SAS Hazretleri konuşurken tek, tek konuşurmuş; dura dura, ağır ağır... Ki, herkes onu anlasın. Bazan icab ederse, sözünü üç defaya kadar tekrar ederlermiş. Fakat bu Rasûlüllah SAS'e mahsustur. Başkalarının böyle tekrarlaması hoş olmuyor.


521/2 (Kâne kesîrel arak.) Çok terlerlerdi. Fakat terleri miskten daha güzel kokulu idi. Misk kokusundan daha alâ kokardı, mübarek vücudlarından çıkan terleri... Hatta bazı kimseler, mübarek terlerini bardakta veyahut şişelere alıp, uzun müddet saklamışlar da, koku üzerinden kat'iyyen gitmemiş.


521/3 (Kâne kesîra şaaril lihyeh.) Sakalı da çok idi, bol idi, kesîr idi.


521/4 (Kâne kelâmühü kelâmen faslen yefhemühû küllü men yüsmeuhû.) O kadar güzel konuşurlardı ki, her işiten onun ne demek istediğini güzel anlardı. Açık konuşuyordu yani... Çok açık ve çok güzel konuşuyor. O güzelliğiyle beraber, (faslen) ağır ağır, ayıra ayıra konuşuyor; her işiten onun ne demek istediğini pek güzel anlıyordu.


521/5 (Kâne vechühû misleş şemsi vel kamer) Onun mübarek yüzleri, sanki güneş ve ay gibi idi... Tasvir çok hoş... Tabii güneş değil, ay da değil ama, güneş ve ay gibi parlak idi. (ve kâne müstediren.) Yüzleri de uzun değil, müdevver (yuvarlak) idi. Müslim'in rivayeti...


521/6 (Kâne ehabbül elvânü ileyhi elhudrah.) Renklerin en çok yeşilini severlerdi.


521/7 (Kâne ebğazul hulki ileyh, el kezib.) Huyların içinde en sevmediği huy yalancılık idi. En sevmediği kötü huy yalan söyleyebilmek... Onun için, bazı insanlar gelirdi. "Bende şu gibi, şu gibi kabahatler var; Müslüman olacağım ama, bu gibi işleri de işliyorum ben..." Kimisi içki içermiş, kimisi başka yaramazlıklar yaparmış. Dermiş: "Yalanı terket, kafi!.." Çünkü yalanı bıraktıktan sonra, tabii diğer şeyleri de, şunu yaptım diyerekten söylemek mecburiyetinde kalacak; o zaman da işine gelmiyor, olmuyor. Yalanı terketmekle bütün günahlardan kurtulur. Yalan çok fena bir şey...


521/8 (Kâne ehabbüt temri ileyh, el'acveh.) İleride medholunduğu gibi, cüzzam hastalığına iyi gelen hurma, "acve" dedikleri hurmadır. Giderseniz unutmayın, sorun; "Bu acve hurmasından istiyorum!" diyerekten... Galiba biraz ufak oluyor. Onu çok severlermiş.


521/9 (Kâne ehabbüs siyâbü ileyhi el kamîs.) Esvablardan da kâmis dedikleri gömleği severlermiş. Eskiden hepimizin giydiği gömlekler vardı ya, uzun uzun; o gömleği pek severlermiş, Cenab-ı Peygamber SAS... Halbuki bugün onların yerini --Atlet mi diyorlar onlara?--atletler tuttu. Adı da işe yaramaz, adı da bizim ad değil. Biz çok acaib bir şey olmuşuz. Şu üzerimizde giydiğimiz şapka, bir... Altında ceket, iki... Altında yelek, üç... Altında pantolon, dört.... Altındaki potin, beş... İçine giydiğimiz kilot dediğimiz, altı... İşte üste giydiğimiz atlet, yedi... Frenk gömleği, adı üstünde sekiz... Kravat dokuz... Daha neleri var kim bilir?.. Bunların hepsi gâvurların malı... Kendimizin bir adı var mı bunların?.. Biz de eskiden işte şalvar derdik; o bizimdi gitti... Pabuç derdik; o da gitti... Allah kusurlarımızı affetsin...


521/10 (Kâne ehabbüş şâtü ileyh, mukaddemehâ.) Koyun etinin en çok sevdiği yer, boyun kısmı imiş... Şimdi bakın ne acı: Yahudiler önünü yer, arkasını bize satarlar... Yahudi koyunun önünü yer, arkasını da bizim kasaplara verir; biz alırız. Yahudi ona riayet ediyor. Biz arkası daha etli, bol etli diyerekten, oraya itibar ediyoruz. Halbuki, Cenâb-ı Peygamber Efendimiz, ön tarafını severlermiş.


521/13 (Kâne ehabbüd dînü ileyh, mâ dâveme aleyhi sahibuhû.) Buhârî ile İbn-i Mâce'nin Hazret-i Aişe'den rivayetinde: Allah'a kulluk yolları var ya çeşitli; tesbih çekilir, namaz kılınır, oruç tutulur... İşte herkesin ayrı ayrı bir virdleri vardır. Fakat bu gün meselâ alırsın eline kitabı, beş cüz, on cüz okursun... Alırsın bir evradın vardır, okursun... Alırsın bir tesbihin vardır, çekersin. Fakat yarın yok!.. Olmaz. Devamlı olan hangisi ise, makbul olan odur. Bir cüz oku, her gün oku. Bin tesbih çekeceğine, yüz tesbih çek, her gün çek! Bin tesbihi bugün çekip de yarın bırakacaksan, olmaz... Onbin çekeceksin bugün, üç gün sonra bırakacaksın; olmaz. Her gün devam edeceksin.

Onun için, ona ibadetlerin en sevgilisi, sahibinin ona devam ettiği ibadet idi. Bugün yapmış, yarın bırakmış; olmaz. Bugün zengin, çok para kazanmış ama, üç gün sonra iflâs etmiş; neye yaradı o?.. Hiç bir şeye yaramadı. Ona benzer.


521/14 (Kâne ehabbür reyâhini ileyh, elfâğiyeh.) Kına çiçeği dedikleri kokuyu pek severlermiş.


521/15 (Kâne ehabbüş şer‹bi ileyh, elhulvel bârid.) Soğuk ve tatlı şerbeti pek severlermiş.


521/16 (Kâne ehabbüş şerâbi ileyh, elleben.) Sütü de çok severlermiş.


521/17 (Kâne ehabbüş şerâbi ileyh, el'asel) Bal şerbetini de çok severlermiş.


Hadi bir salevat okuyalım:

"Allaaahümme salli alâââ seyyîdinaaa, muhammedinin nebiyyil ümmiyyi ve alâ... Aaalihiii ve sahbihiii ve sellim." (3 defa)
_________________


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #25 : 23 Mayıs 2009, 08:31:59 »
sonyolcu demişki,



YÜREGİNE SAGLIK


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı ases

  • Sadık Üye
  • *******
  • İleti: 1 029
  • Rep +4/-1
  • Cinsiyet: Bay
  • Sigara içen birini öpmek ; kül tablasını yalamaya
    • latif ertas.blogcu.com
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #26 : 24 Mayıs 2009, 19:09:08 »

Nasibim kardeş ellerine ve
yüreğine sağlık ALLAH razı olsun
TÜRK DİLİNİN BAŞKENTİNDEN SELAMLAR

[ KARAMANIN KOYUNU SONRA ÇIKAR OYUNU ]

Çevrimdışı leyla

  • Üstad
  • *****
  • İleti: 584
  • Rep +6/-0
  • Cinsiyet: Bayan
  • Rabbim,her vesiLede SENİN keremin saklıdır,
    • naliya
Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
« Yanıtla #27 : 24 Mayıs 2009, 22:10:41 »
öyle gönül okşayan kelimeler vardırk ki daha söylenir söylenmez, sımsıcak havasıyla insanın ruhunu sarıp kucaklayıverır. sultan-ı enbiyanın aşıkları da şemaili şeriften söz açılınca böyle bir duyguyakanatlanırlar. o nun gül kokulu köyüne varabilme yüce huzuruna erebilme ve güneşi aydınlatan mah cemalini görebilme arzusuyla tutuşurlar.
şemail denince resülullah efendimizin hem bedeni güzelliği hem ahlaki yüceliği hatıra gelir.
Gençliğine güvenip vakit erken derken;

                       belki elveda bile diyemezsin giderken.

                                                            N.F.Kısakürek

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Peygamberimiz Hakkında
« Yanıtla #28 : 14 Nisan 2011, 22:10:30 »
Kâne yuhibbül halvâ vel'asel.) Mübârek, hurmayı ve balı severlermiş.

Bunu sevmeleri, sıhhate en çok yararlı şey bal olduğundan, balın ustası da arı olduğundan... Arının balı yapması, Allah-ü Teâlâ'nın ona gizliden verdiği bir ilimledir. Var mıdır bugün bir sanatkar ki, o karanlık yerde o hendeseyi hiç bozmadan yapabilsin de, onun içini de en güzel leziz balla doldurabilsin?.. Bu Allah-ü Teâlâ'nın ilham ettiği yâni --vahiy diyor ya-- vahyettiği bir şeydir.

Vahyin nevileri var... Peygamber'e vahyediyordu, bizim irşadımız için. Arıya da vahyi, o balı yapabilmenin esbabını ona öğretmiş... Arı kimden öğrenecek onu, hocası kim arının?.. Biz mektebe gitmeden bir şey öğrenemiyoruz. Fakat o ne mektep görüyor, ne medrese görüyor ama, en güzel tatlıyı da o yapıyor. Bir çok dertlere devâ, hastalara şifâ baldır.

Onun için balı yemekten hiç kaçınmayınız. Elhamdülillah, o da memleketimizde boldur. Arının bir iğnesi var ya, iğnesinde bile şifa var... Onun iğnesi romatizmalıları sokunca, onların romatizmalarını da dindiriyor.

esad cosan



Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Peygamberimiz Hakkında
« Yanıtla #29 : 17 Nisan 2011, 16:20:12 »
Peygamber SAS, sofra kalkarken: (Elhamdülillâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Elhamdü lillâhillezî kefânâ va evânâ gayra mükeffiyyin ve lâ mekfûrin ve lâ müveddain ve lâ müstağnin anhü rabbenâ.)



Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.