Gönderen Konu: MÜDESSİR İLE BAŞLAYAN ÇAĞLAR ÜSTÜ ÇA  (Okunma sayısı 2447 defa)

berruhürrem

  • Ziyaretçi
MÜDESSİR İLE BAŞLAYAN ÇAĞLAR ÜSTÜ ÇA
« : 07 Ekim 2011, 13:19:31 »
                MÜDESSİR İLE BAŞLAYAN
                                            ÇAĞLAR ÜSTÜ ÇAĞRI
   
“Ey bürünüp sarınan (Resulüm)! Kalk ve (insanları) uyar.”
                                                                                      (Müddessir suresi 1-5)
“Şimdi sen, sana buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme’’
                                                                                               (Hicr suresi 94)
“Önce en yakın soydaşlarını uyar.Sana uyan müminlere tevazu kanadını indir.’’(Şuara 214-215’)

 “Deki ben apaçık bir uyarıcıyım’’(Hicr 83)
   
Ayetleriyle muhatap olan Resul “muhataplığının gereğini” yapmanın yollarını ararken yanında destekçi olan sahabeler canlarıyla mallarıyla iman ağacının kökü olmanın derdindeler.
            Önce bir yemek verilir.
Tüm Haşimoğullarının hazır bulunduğu bu yemekte halaların tüm yardımlarına karşılık amca Ebu Leheb’in baltalama girişimi başarılı olur.
         Hz. Muhammed’in tüm çabalarına rağmen üzerindeki vazifeyi yerine getiremeden bu yemek “bir aile toplantısı” olarak kalır.
          Ebu Leheb yeğenini konuşturmamaktadır.
 Çünkü yeğeni konuşursa üzerindeki emrin gereği insanları uyarırsa bilir ki düzen bozulacaktır.
                Tüm düzen bekçilerinin rahatı kaçacaktır.
                             Kaçan rahat Ebu Leheb ve onun gibilerin rahatıdır.
          Kaçan 3-5 kişinin rahatına karşılık cennete talip bireyler yetişecektir. Mekke’de cennet yolcusu bireylerin yetişmesi işine gelmez Ebu Leheb’in
        Cennet yolcusu bireyler demek Ebu Leheb’in rahatının kaçması demektir.
Eğer bugün Ebu Lehepler rahatlarının kaçmasından korkmuyorlarsa cennete talip bireyler yoktur.
          Peygamberler tarihinde Safa ve Merve tepesi Tevekkül’ün şahididir.
        Şimdi ise Safa ve Merve teslimiyete çağrının canlı şahididir.
                        Safa ve Merve birer tepedir.
              Lakin Hacer ve İsmail’in tevekkülünün şahidi tepeler.
           Yeryüzünün en mutlu en sevinçli iki tepesi Safa ve Merve
     Hz. Muhammed’le birlikte teslimiyete çağrının şahidi olmanın sevincini yaşar.
                             Her bir say aslında tevekküldür.
                                 Her bir say aslında teslimiyettir.
Her önemli haberin insanlara duyurulduğu mekân Safa tepesi şimdi
Hz. Muhammed’in çağlar üstü çağrısına şahit.
Hz. Muhammed’in Safa tepesine karşılık gelen “Safalarımızı ve Mervelerimizi” üretmek zorundayız.
      Zamane Müslümanları olarak Safalarımız ve Mervelerimiz çocuklarımıza koyduğumuz isimler olarak hayatımızda yer alıyorsa “Örtüsüne bürüne kalk ve uyar” emrine kendimizi “muhatap görmüyoruz” demektir.
                  Hepimizin bir Safa tepesi bir Merve tepesi olmalı.
                                       Halkla buluştuğumuz
Üzerimizde “emanet bulunan muhataplığımızla onları muhatap edeceğimiz” Safalarımız ve Mervelerimiz olmalı.
         Tebliğ öyle bir mesuliyet ki;
“Ben yaşıyorum, ben Rabbime kulum başkası da beni ilgilendirmez”
                         Lüksünden vazgeçmenin adı
     Böyle bir lüksümüz olmadığı için Safalarımız, Mervelerimiz olmalı
                               Her insanın tepesi kendine
Kendi tepesiyle insanları “İslam’a yani teslimiyete davet etmeli”
Öyle bir Peygamber ki;
“Ben size şu dağın eteğinde atlılar çıkacağını ve size zarar vereceğini haber etsem beni tasdik eder misiniz’’ dediğinde “Evet biz senin şimdiye kadar yalan söylediğini görmedik’’cevabına muhatap Muhammed’ül Emin
                   “Gelen azaba karşı uyardığında’’
 İşte o uyarı aslında Kâfir ile Müslüman saflarının belli olduğu uyarıdır.
      Uyarıya iman edenler cennet yolcusu olmaya talip olanlardır.
                         Ret edenler Tebbet suresinin muhatabı.
Artık yakın akraba ve soydaşlarla başlayan bu uyarıya bütün Mekke muhataptır.
Bu öyle bir evrensel uyarıdır ki bütün evrendeki akıl sahipleri muhatabıdır.       Evrensel uyarıya muhatap olduğuna “vakıf olanlar ve bu vakıflığa kendilerini vakfedenler”
 İşte onların Leheplerden, Cehillerden, Firavunlardan farkları kendilerini “vakıf olunana vakfetmeleri”
   Açık davetle birlikte başlayan sürecin arkasından gelecek olanlar
             Tarihe şahsiyetleriyle isimlerini yazanlar olacaklardır.
                 Bir tarafta Muhammed’ül Eminsin
Lakin bu bizim “hayat tarzımızı değiştirmemiz için yeterli değil” diyenler.
     Bir tarafta “Sen Muhammed’ül Eminsin gelecek olan azabı haber veriyorsan doğrudur.”
            “Bu azaptan kurtulmanın yolu nedir?’
                  Muhammed’ül Emin diyenler.
                           İşte işin özü bur da.