MÜbarek Günler ve Geceler > Muharrem ayı

Olaylı Hicri Yılbaşı

(1/1)

mrkydr:

Tam 32 yıl önceydi.

Takvimler 1979 yılının Kasım ayını gösteriyordu.

20 Kasım 1979 gününü adeta iple çekiyorduk.

O gün Hicri 1400 yılı başlayacaktı.

Gençliğin verdiği heyecanla içimiz sımsıcaktı.

Lise birinci sınıfa yeni başlamıştım.

Epeyce zamandır Hicri 1400 yılının gerek İslam alemi, gerekse de insanlık için büyük inkılaplara gebe olacağı yazılıp çiziliyor, eş dost meclislerinde bu yönde ateşli sohbetler yapılıp büyük müjdeler veriliyordu.

Ebced hesapları ile 1400’e tarihler düşürülüyordu.

Hicri 1400 yılı girdiğinde sihirli bir dokunuşla tüm İslam aleminin ve insanlığın adeta kurtulacağına inanmış geniş kitleler vardı.

20 Kasım 1979’u beklerken 15 Kasım sabahında İstanbul’da yaşanan bir hadise moralleri kısmen bozsa da, 20 Kasım’ı yine de iple çekiyorduk.

Beklediğimiz gün geldi.

20 Kasım 1979’da Hicri yılbaşını idrak ettik.

Artık takvimler 1 Muharrem 1400’ü gösteriyordu.

O gün akşama kadar kulağımız gerek ülkemizden, gerekse de dünyanın başka yerlerinden gelecek olan İslam alemi ve insanlık adına büyük müjdeli haberlerdeydi.

Günlerden salıydı.

Gün boyunca okulda arkadaşlar arasında o gün dünyada acaba neler olup bitmiş olabileceğinin heyecanlı beklentisi içindeydik.

Adeta müjdeli haber açlığı çekiyorduk.

Akşam saatlerinde radyolardan ajansları dinlerken şoke olduk.

Ne umduk, ne duyduk?

Bizler İslam aleminin kurtuluşuna vesile olacak haberleri alma beklentisindeyken, 20 Kasım 1979 sabahında Kâbe’nin bir grup silahlı insan tarafından sabah namazı kılınırken basılarak işgal edildiğini, Hz. İbrahim’in Kabe’yi inşa ettiği günden bu yana tarih boyunca hiç durmamış olan tavafın işgal nedeniyle yapılamadığını öğrendik.

Sonradan ayrıntılarını öğrendiğimiz kadarıyla, Kâbe baskınının hazırlıkları çok önceden başlamış, Kâbe’nin altında bulunan eski devirlerden kalma yüzlerce metrelik dehlizlere aylar boyunca gizlice silâh, mühimmat ve yiyecek depolanmış, dehlizlerin şehre giden uzantıları, meselâ Ecyad Kalesi’ne uzanan yeraltı yolları da tutulmuş, baskından sonra güvenlik kuvvetlerinin Haremi-Şerif’e girmeleri imkânsız hale getirilmişti.

Suud yönetimi Kabe’nin işgalini kendisini sonlandıramayınca Fransa‘dan antiterör birlikleri getirilmişti. Ama gayrimüslimlerin Mekke’ye girmeleri dinen yasaktı. Yasak, Mekke Kadısı Bin Bas’ın verdiği bir fetva ile halledildi. Fransız askerlere Mekke’ye varmalarından önce kâğıda yazılmış Kelime-i Şehadet okutuldu, böylece güya Müslüman oldukları kabul edildi ve Mekke’ye getirilerek Kabe’nin etrafına yerleştirildiler.



Kabe işgalcilerini bastıramayan Suud yönetimi Fransa’dan özel birlikler getirtti.

O günlerde Mekke’nin su şebekesi yenileniyor ve şehrin her tarafına geniş borular döşeniyordu. Su şebekesinin planları değiştirildi, borular Kabe’ye ve Harem’i Şerifin altındaki dehlizlere uzatıldı, Kâbe’nin zeminine tonlarca metreküp su basıldı. Suya elektrik verildi ve antiterör timleri suda yüzmeye başlayan cesedleri toplamaya başladı. Hz. İbrahim tarafından kurulduğu günden bu yana binlerce yıldır ilk defa Kâbe, bu kadar uzun süreli ibadet edilemez duruma düştü.

İslam ülkesinin emperyalistler ile ilişkileri kesmesini isteyen baskınındevrimci lideri Cuheyman el-Uteybi ve ekibi Kabe içerisinde
elektriğe verildi. Ölenler öldü, yakalananlar ise idam edildi. Operasyonda Suudi güçlerinden ölenlerin sayısı 127, isyancılardan ölenlerin sayısı 117, hacılardan ölenlerin sayısı 26 olarak açıklandı. Yargılamalar sonucunda 63 kişi idama mahkum oldu ve kafaları kesilerek infaz edildi. 5 gün önce yeni bir Hicri yılbaşını idrak etmiş olmamız, bugün bu konuyu buraya taşımamıza vesile oldu. Nostaljik hatıralarımız depreşti.

Hicri takvim Miladi takvime göre 11 gün daha kısa olduğundan, Miladi takvime göre her yıl 11 gün geri gelir. Bu da 33 yılda 1 yıl fark etmesine neden olur. Kabe baskınının üzerinden tam 32 yıl geçmesine rağmen, Hicri 1433 yılına girmiş olmamızda buradan kaynaklanıyor. 32 yıl önce 20 Kasım’da girmiştik Hicri 1400 yılına. Bu yıl 26 Kasım’da girdik. Bilindiği gibi, Ramazan ayının her birimizin ömründe 33 yılda bir aynı tarihler arasına denk gelmesi de buradan kaynaklanıyor.

Beklentiler ve Gerçekler

32 yıl önce Hicri 1400 yılına girerken büyük bir beklenti içine girdiğimiz İslam alemi ve insanlık adına müjdeli bir gelişme olayı, tam da o gün aldığımız Kabe baskını haberi ile benim açımdan da bir kırılma noktası oluşturdu.

Hiçbir kimse, hiçbir millet, hiçbir ümmet, eğer varsa geleceğe dair bir beklentisi ve ümitleri, hiç kimseden birşey beklememeli. Varsa bir idealiniz, ülkeniz adına hedefleriniz, insanlık adına bir misyonunuz, bunları bizzat gerçekleştireceksiniz, gerçekleşmesine katkıda bulunacaksınız. Akıp giden tarihin figüranı değil, aktörü olacaksınız. Sokaklarda birilerinden birşey isteme adına yumruklarınızı havaya kaldırarak nefes tüketircesine bağırmayacaksınız, soluklarınızı kendi değer dünyanıza ait dantelayı ilmik ilmik dokumak için harcayacaksınız. Sonuca giden en etkili yol, bu olarak görülüyor.

KIYAMET GİBİ

Söz hazır nostaljiden açılmışken, yazının başında temas edeceğimi ifade ettiğim, 20 Kasım 1979’da müjdeli haber beklerken, şimdi bu da ne oluyor dememize neden olan 15 Kasım 1979 tarihli olaydan bahsedeyim.

İstanbul Boğazı‘nda Haydarpaşa Limanı’nın 800 metre açığında, 15 Kasım 1979 günü sabah saat 05:30 sularında tarihi bir kaza meydana geldi. Libya’dan yüklediği 94,600 ton ham petrolü Romanya’ya taşıyan Rumen bandıralı Independenta adlı tanker gemisi, Karadeniz yönünden gelen Yunan bandıralı Evriyali adlı kuru yük gemisine çarptı ve büyük bir patlama oldu. Patlama güneşin doğmasından 1.5 saat önce olduğu için, İstanbul semalarında vaktinden çok önce güneş doğmuş gibi aydınlık oldu. İstanbullular yataklarından fırladı. Marmara’ya bakan evlerin, dükkanların camları kırıldı. İstanbullular, gökyüzünün alev alev yandığını gördü. Patlama o kadar şiddetliydi ki, Haydarpaşa Garı’nın tarihi değerdeki rengarenk vitrayları tuzla buz oldu, Sultanahmet Camii’nin pencerelerinden aşağı düşenler oldu.İsntanbul Boğazındaki yangın 27 günde rüzgarın da yardımıyla söndürülebildi.Ben o zamanlar Üsküdar’ın Zeynepkamil semtinde oturuyordum. Patlamanın şiddetiyle acaba ne oldu diye pencerelere fırladığımızda, gecenin bir yarısında güneş doğmuş gibi aydınlanan gökyüzünün etkisi ile kimi insanların kıyamet kopuyor gibi bir endişe içine girdiğini gördüm. Pencere ve balkonlara fırlamış insanların yüksek sesle şehadet getirdiklerini bizzat müşahe ettim. Ortalık ana baba günü gibiydi.

Patlamanın ardından gemide çıkan yangın 27 günde ancak söndürülebildi. Gemiden çıkan alev, deniz ortasına konulmuş büyük bir mum gibi Kadıköy – Üsküdar sahillerini 1 ay boyunca lamba gibi aydınlattı. Türkiye o günün koşullarında bir gemi yangınını lodos etkisi ile kendisi sönmeden söndüremedi. Ara ara gemide meydana gelen büyük patlamalar geminin erimiş çeliklerinin patlamanın etkisi ile önce havaya fırtlamasına, ardından soğumanın etkisi ile sonbahar yaprağı gibi ince demir plakalar halinde gökyüzünden aşağı yağmasına neden oldu.

Patlamada 43 gemi personeli hayatını kaybetti, yanmış cesetler kıyıya vurdu. Patlama bölgesinde deniz dibinde yaşayan canlıların yüzde 96′sı öldü. Independenta’nın ikiye bölünmüş enkazı yıllarca olduğu yerde kaldı.

Sözün kısası, 20 Kasım 1979’da Hicri 1400 yılının girişini ve ona bağlı gelişmeleri umutla beklerken dünyadan aldığımız haberler hiç de içaçıcı değildi. Bir yandan Rusya Afganistan’a girdi, bugüne kadar etkisi sürmekte olan ve milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanan kanlı bir süreç başladı. Öbür yandan da, 12 Eylül 1980’e doğru süratle yol alan ülkemiz hergeçen gün kan çanağına dönüyordu.

Sakın ola Allah’tan gayrı kimseden bir beklenti içine girmemeli. İçinde bize ait gayret bulunmayan beklentiler içinde tarihin akışına seyirci kalmak değil, alınteri ve ihlasla örgülenmiş çabalarla gül devrini kendi ellerimizle inşa etmenin yoluna bakmalı. Bu yolun başka çıkışı yok.

(Prof. Dr. Osman Özsoy, Kasım 2011)

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git