Gönderen Konu: İsimler  (Okunma sayısı 2516 defa)

Çevrimdışı _kasva_

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 61
  • Rep +0/-0
İsimler
« : 19 Mayıs 2009, 06:31 »
Abbâs, A. Aslan, kahraman
Abdi, A. İtaat eden
Abdulaziz, A. İzzet, kudret, şeref sahibi Allah'ın kulu
Abdulbaki, A. Ezelden ebede varolan Allah'ın kulu
Abdulhamit, A. Hamd olunan Allah'ın kulu
Abdulkerim, A. Çok cömert olan Allah'ın kulu
Abdullah, A. Allah'ın kulu
Abdurrahman, A.Rahmet sahibi Allah'ın kulu
Abidin, A. İmanlı, inançlı, çok ibadet eden.
Abuzer, A. Altın suyu, altın suyu gibi parlak
Acahan, T. Amca, saygıdeğer, büyük
Acar, T. Cesur, becerikli
Aclan, A. Hızlı, aceleci
Adal, T. Nam kazan, ün al
Adem, A. Allah'ın yarattığı ilk insan
Adil, A. Adaletli, dürüst davranan
Adnan, A. Cennetin yüksek yerlerine verilen ad
Affan, A. Haramdan uzak olan
Afşin, T. Türkistan da beylere verilen ünvan
Ahmed, A. Öğülmüş, hamd eden
Ahsen, A. Yakışıklı, güzel

Akalp, T. Dürüst ve yiğit insan

Akay, T. Tam ışıklı dolunay
Akbatun, T. Yiğit, cesur insan

Akbay, T. Saygıdeğer, varlıklı, temiz kişi

Akbuğ, T. Saçı sakalı savaşlarda ağarmış

Akbulut, T. Uğurlu olduğuna inanılan beyaz bulut

Akcan, T. İyi kalpli, samimiyetine inanılan

Akcebe, T. Beyaz zırh giyen

Akel, T. Eli temiz, güvenilir
Akgün, T. Herkesin sevindiği zaman

Akhan, T. Soyu temiz sevilen adil hakan

Akhun, T.Güney Hun Devleti

Akın, T. Düşmanı istila hareketi

Akif, A. Dünyaya kiymet vermeyen

Akman, T. Güzel iffetli, temiz kimse

Akna, A. Kanaatkâr

Aktekin, T. İtibarlı, ahlakı temiz, yiğit kişi

Aktolga, T.Uğurlu savaş başlığı

Aktuğ, T. beyaz tuğ
Alaaddin, A. Din büyüğü

Algan, T. Fetheden, alan

Ali, A. Büyük, şerfli

Alican, A. F. Cana yakın, sıcakkanlı

Alişan, A. Şan ve şerefli

Alp, T. Cesur, kahraman

Alparslan, T. Aslan gibi güçlü

Alpay, T. Kahraman, yiğit

Alper, T. Cesur erkek

Alpertunga, T. Sakaların son hükümdarı

Altan, T. Tatar hanlarına verilen ünvan

Altay, T. Orta Asya'da sıra dağlar

Altuğ, T. Kırmızı tuğ

Aras, A. Yorgun, bitkin

Arda, T. Nişan almak için dikilen değnek

Arif, A.Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü

Arslan, T. Hayvanların kralı
Artaç, T. Dost, aynı meslekte olan

Artan, T. Fazlalık, üstünlük

Artuk, T. Artuk beyliğini kuran bir Selçuklu komutanı

Asım, A. Günah işlemeyen

Ata, T. Babadan önceki büyükler

Atakan, T. Korkusuz

Atalay, T. Ünlü kimse

Atilla, T. Harpçi, fetheden, bir Türk hakanı

Avni, A. Yardım eden, yardım gören.

Aybars,T. Hun hakanı attila'nın amcası.

Aydın,T. Işıklı, parlak, okumuş, kültürlü kişi

Ayhan, T Oğuz Han'ın ikinci oğlu.

Aykut, T. Ödül, mükafat, mübarek kutlu ay.
Aytaç, T. Başa takılan aya benzer taç.

Ayvaz, A. Ermeni uşak

Azmi, A. Azimli, güçlü

Aziz, A.Her şeye galip. Allah'ın isimlerinden

KIZ ÇOCUKLARI İÇİN
Abakay, T. Sibirya Türk kadınlarının ünvanı
Abendam, F. Güzel vücutlu

Abu, F. Nilüfer çiçeği
Acla, A. Aceleci, eli çabuk
Acunbike, T. Dünya güzeli hanım.

Açelya, Y. Çiçekleri kokmayan bir bitki
Açılay, T, Ayın bulttan çıkışı
Adalet, A. Dengeli davranma, hakka riayet
Adeviye, A. İyilik, yardımseverlik
Adile, A. Adalete uygun iş yapan
Adniye, A. Cennetlik

Afet, A. Çok güzel kadın, büyük bela
Afife, A. Namuslu kadın

Afitab, F. Güzel yüzlü kadın
Ağbet, T. Yüzü nurlu

Ahsen, A. Çok güzel
Ahu, A. Ceylan, ceylan gözlü güzel kadın

Ahzan, A. Yeşil

Ajda, F. Düz olmayan, delik, deşik
Akay, T. Tam ışıklı dolunay
Akbegüm, T. Hayırlı, uğurlu kadın
Akel, T. Eli uğurlu, bereketli.
Akile, A. Diyet ödeyen

Akife, A. Çok ibadet eden

Akmer, A. Ay gibi yüz aydınlık.
Aksu, T. Berrak,temiz su
Alev, T . Ateşin dili
Aliye, A. Yüksek, tepe
Amade, F. Hazı, emir bekleyen
Anber, A. Güzel koku
Anise, A. Cana yakın

Arca, A. Namuslu, temiz

Arife, A. Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü

Armağan, F. Hediye
Arzu, F. İstek, heves.

Asena, T. Dişi kurt
Asiye, A. Hastabakıcı, hüzünlü, kederli

Aslı, A. Soy, başlangıç

Asude, F. Rahatlayan, sessiz

Asuman, F. Gök, sema

Asya, Y. Kıta ismi
Atifet, A. İyilik, karşılık beklemeden duyulan sevgi

Avniye, A. Yardımcı, Osmanlı'da asker yağmurluğu

Aybike, T. Yüzü ay gibi kadın

Aycan, T. Aya benzer sevimli

Ayça, T. Ay gibi

Aydan, T. Ay parçası

Ayfer, T. F. Ay ışığı

Ayla, T. Hale, ayın etrafındaki beyaz ışık çemberi.

Aylin, T. Ayın parçası olan

Aynur, T. A. Ay gibi ışıklı, nurlu

Aypare, T. F. Ay parçası

Aysel, T. Ay gibi parlak güzel

Aysu, T. su gibi duru, ay gibi nurlu.

Aysun, T. Ay gibi güzel

Ayşe, A. Sıkıntısız rahat yaşayan

Ayşegül, A. Gül gibi hoşa fiden, gönül ferahlatan

Ayşen, T. Şen, neşeli gülen

Ayşenur, A. Nurlu kadın

Ayten, T. Teni beyaz lekesiz olan

Azize, A. Muhterem, ermiş.

Azra, A. Bakire, bir yıldız adı

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #1 : 24 Nisan 2010, 09:09 »
İsimler Ansiklopedisi

ÂBAD :  (Fars.) Er. 1. Şen, bayındır. 2. (Ar.) Sonsuz gelecek zamanlar.
 
ABADÎ :  (Fars.) Er. - Şen, bayındır, mamurlukla ilgili. Abadı Mehmet Çe­lebi. Türk hukuk bilgini (1555).
 
ABAKA HAN :  (Tür.)- İlhanlı hükümdarı Hülagu´nun oğlu.
 
ABAY :  (Tür.) Er. - Beceri. Sezgi, an­layış, dikkat. Abay Kunanbayoğlu. Kazak Türk şiirinin kurucusu.
 
ABAZA :  (Tür.) - Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yaşayan müslüman bir halk. - Abaza Hasan Paşa, Os­manlı vezirlerinden.
 
ABBAD :  (Ar.) Er. -Allaha itaat ve ibadet eden, kulluğunu hakkıyla yeri­ne getiren. Yasaklarından kaçınan. -Abbad b. Bişr. Ashab´dan.
 
ABBAS :  (Ar.) Er. 1. Sert, çatık kaşlı kimse. 2. Arslan - Abbas b. Abdülmuttalib. Rasûlullah (s.a.s)´ın amcası, Mek­ke´nin fethinde müslüman olmuştur.
 
ABBASE :  (Ar.) Ka. Ahmed b. Hanbel´in hanımının ismi. Hz. Abbas´a mensup olan.
 
ABBAZ :  (Fars.) Er.- Yüzgeç, yüzücü.
 
ABD :  (Ar.) Ka. - Köle, hizmetçi, itaat edici. Kul. Sonuna Allah´ın isimleri getirilince bazı isimler meydana gelir. Abdullah, Abdurrahim, Abdulmelik gibi.
 
ÂBDAR :  (Fars.) Ka. - 1. Sulu, taze. 2. Parlak. 3. Sağlam vücutlu. 4. Nük­teli. 5. Zarif, güzel, hoş. 6. Su veren hizmetçi.
 
ABDİ :  (Ar.) Er. - Kulluk ve itaat eden.
 
ABDÜDDAR :  (Ar.) Er. - Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah´ın kulu. ed-Dar. Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLAFUV :  (Ar.) Er. - Geniş Avf ve mağfiret sahibi yüce Allah´ın kulu. Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLALİ :  (Ar.) Er. - Yüce, ulu, şan ve şeref sahibi Allah´ın kulu. Ali kelimesi Kur´an´da Allah´ın yüceliğini vasfetme anlamında kullanılmıştır.
 
ABDÜLALİM :  (Ar.) Er. - Alim ve mükemmel bilgiyi uhdesinde bulun­duran Allah´ın kulu. Alim kelimesi Allah´ın 99 isminden birisidir.
 
ABDÜLAZİM :  (Ar.) Er. - Azamet ve büyüklük sahibi Allah´ın kulu. - Al­lah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLAZİZ :  (Ar.) Er. - Büyük ve aziz olan, izzet ve şeref sahibi Al­lah´ın kulu. Aziz Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLA´LA :  (Ar.) Er. - En yüksek, en yüce ve yücelikte eşi olmayan Allah´ın kulu. A´la kelimesi Kur´an-ı Kerim´in sıfatı olarak geçmektedir. Ünlü bir İslam bilgini.
 
ABDÜLBAKİ :  (Ar.) Er. - Sonsuz, ebedi olan ve ölmenin kendisi için sözkonusu olmadığı. Allah´ın kulu-Allah´ın isimlerinden,
 
ABDÜLBARİ :  (Ar.) Er. - Yaratan, yaratıcı Allah´ın kulu. Bari ismi, Al­lah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı al­madan kullanılmaz.
 
ABDÜLBASİR :  (Ar.) Er. - Her şeyi görüp gözeten ve gizliliğin kendisi için söz konusu olmadığı yüce Al­lah´ın kulu.
 
ABDÜLBASIT :  (Ar.) Er. - Genişlik, ferahlık ve kolaylık verici olan Al­lah´ın kulu. - Allah´ın isimlerinden
 
ABDÜLBEDİ :  (Ar.) Er. - Allah´ın isimlerinden.- Bedi´nin kulu
 
ABDÜLBERR :  (Ar.) Er. - Berr´in kulu. Cömert ve ihsan edicinin kulu.-Berr, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLCEBBAR :  (Ar.) Er. - Cebredici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret sahi­bi Allah´ın kulu. Cebbar, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLCELİL :  (Ar.) Er. - Büyük, ulu, yüce Allah´ın kulu. Celil, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLCEMAL :  (Ar.) Er. - Güzellikleri kendinde toplayan Allah´ın ku­lu.
 
ABDÜLCEVAT :  (Ar.) Er. - Cömert olan Allah´ın kulu.
 
ABDÜLEHAD :  (Ar.) Er. - Şeriki ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah´ın kulu. Ehad, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLESED :  (Ar.) Er. - Aslan´ın kulu.- Hz. Rasûlullah (s.a.s)´m reddet­tiği isimlerdendir. Müslümanlar kul­lanmazlar.
 
ABDÜLEVVEL :  (Ar.) Er. - Herşeyin evveli, ilk olan, varlığının başlangıcı bulunmayan Allah´ın kulu.
 
ABDÜLEZEL :  (Ar.) Er. - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah´ın kulu.
 
ABDÜLFERİD :  (Ar.) Er. - Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, üstün olan. Allah´ın kulu.
 
ABDÜLFETTAH :  (Ar.) Er. ? Zafer kazanmış, üstün gelmiş, fetheden açan, kullarınının kapalı müşkil işlerini açan Allah´ın kulu. Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLGAFFAR :  (Ar.) Er. - Kullarının günahlarını affeden Allah´ın kulu. - Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜLGAFUR :  (Ar.) Er. - Kullarının günahlarını tekrar tekrar bağışlayıcı olan Allah´ın kulu. - "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜLGANİ :  (Ar.) Er. - Zengin, varlıklı, bol, doygun olan Allah´ın kulu.Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLHABİR :  (Ar.) Er. - Her şeyin iç yüzünden, gizli ve saklılıklarından haberdar olan Allah´ın kulu. Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLHADİ :  (Ar.) Er. - Hidayet eden, doğru yolu gösteren Allah´ın kulu. - Allah´ın isimlerinden
 
ABDÜLHAFIZ :  (Ar.) Er. - Herşeyi bütün ayrıntı ve inceliğiyle kayıtlayıp tutan ve dilediği zamana kadar bela ve afetlerden koruyan Allah´ın kulu.
 
ABDÜLHAK :  (Ar.) Er. - Hak ve gerçek olan, varlığı hiç değişmeden du­ran Allah´ın kulu. - Hak, Esmau´l-Hüsna´dandır.
 
ABDÜLHAKEM :  (Ar.) Er. Bütün işlerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah´ın kulu. - Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLHAKİM :  (Ar.) Er. - Her şe­ye hükmeden Allah´ın kulu.- Hakim, Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜLHALİK :  (Ar.) Er. - Yaratan, yoktan vareden, yaratıcı Allah´ın kulu. - Halik, Allah´ın isimlerinden. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜLHALİM :  (Ar.) Er. - Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu, hikmetli Allah´ın kulu. - Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLHAMİD :  (AR) Er.Hamdolunmuş, övülmüş, bütün varlığın diliyle övülmüş Allah'ın kulu. - Hamid; Allah'ın isimlerindendir.
 
ABDÜLHASİB :  (Ar.) Er. - Bütün varlıkların takdir edilen hayatları boyunca yaptıkları bütün işlerin ayrıntılarıyla hesabını en iyi bilen Hasib´in kulu. - Hasib
 
ABDÜLHAY :  (Ar.) Er. - Daima diri olan, ebedi hayat sahibi, her şeye gücü yeten Cenab-ı Allah´ın kulu. Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLKADİR :  (Ar.) Er. - Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan, her şeyi yapmaya gücü yeten Allah´ın kulu.-Kadir
 
ABDÜLKAVİY :  (Ar.) Er. - Sonsuz güç ve kuvvet sahibi Allah´ın kulu. -Kaviy kelimesi Esmau´l-Hüsna´dandır. (bkz. el-Kaviyy).
 
ABDÜLKAYYUM :  (Ar.) Er. - Bu isim her şeyin bir varlık olarak durabilmesi için neye ihtiyacı varsa onu veren, gökleri, yeri ve her şeyi tutan, baki, kaim Allah´ın kulu. - Kayyum, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLKEBİR :  (Ar.) Er. - Kebir'in, büyüklük ve Azamette eşsiz olan Allah'ın kulu. - Kebir; Allah'ın isimlerindendir.
 
ABDÜLKERİM :  (Ar.) Er. - Keremi bol, cömert olan Aziz ve Celil Allah'ın kulu. - Kerim; Allah'ın isimlerindendir.
 
ABDULLAH :  (Ar.) Er.- Allah´ın kulu. Peygamber (s.a.s)´in en sevdiği isimlerden aynı zamanda babasının adıdır.
 
ABDÜLLATİF :  (Ar.) Er. - Latif, güzel, yumuşak, hoş, nazik olan bütün olayların ve eşyanın inceliklerini bilen Allah'ın kulu. - el-Latif; Allah'ın isimlerindendir.
 
ABDÜLMACİD :  (Ar.) Er. - Kadru şanı büyük, cömertlik ve keremi bol olan, Allah´ın kulu. - Macid kelimesi, Allah´ın isimlerindendi.
 
ABDÜLMALİK :  (Ar.) Er. - Sahip olan, her şeyin mülkiyetinin sahibi olan Allah´ın kulu. - Malik
 
ABDÜLMECİD :  (Ar.) Er. - Şanı bü­yük ve yüksek olan, şan ve onur sahi­bi yüce Allah´ın kulu. - Mecid kelime­si Allah´ın 99 isminden biridir. Sultan Abdülmecid Han: 31. Osmanlı padi­şahı.
 
ABDÜLMENNAN :  (Ar.) Er. ? Çok ihsan eden, ihsanı bol olan Allah´ın kulu. - Mennan kelimesi, Allah´ın sıfatlarındandır.
 
ABDÜLMESİH :  (Ar.) Er. - Hastalara şifa veren, mesih İsa´nın kulu. İsim olarak kullanılmaz.
 
ABDÜLMETİN :  (Ar.) Er. - Metanetli, sağlam, dayanıklı olan Allah´ın ku­lu. - Allah´ın isimlerin-dendir.
 
ABDÜLMUCİB :  (Ar.) Er. - Kendisine yönelip yalvaranların isteklerine cevap veren, onların dua ve tevbelerine icabet eden yüce Allah´ın kulu. Mucib, Esmau´l-Hüsna´dandır.
 
ABDÜLMUHSİ :  (Ar.) Er. - Bütün varlıkların sayısını tek tek bilen Allah´ın kulu. - Muhsi, Esmau´l-Hüs­na´dandır.
 
ABDÜLMUHYİ :  (Ar.) Er. - Hayat veren, can ve ruh veren, bütün canlıları ve hayatı diri tutan Allah´ın kulu. - Muhyi, Allah´ın 99 isminden birisi­dir,
 
ABDÜLMUİD :  (Ar.) Er. - Yaratılmışları yokettikten sonra tekrar dirilten Allah´ın kulu. - Muid Allah´ın 99 isminden birisidir, (bkz. el-Muid).
 
ABDÜLMUİZ :  (Ar.) Er. - Muiz´in, izzet veren, şereflendiren Allah´ın kulu. - Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLMÜMİN :  (Ar.) Er. - Gönüllerde iman nurunu yerleştiren, kendisine yönelenlere, iman nasib ederek onları hidayetine alan, koruyan yüce Allah´ın kulu. - Mü´min, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLVACİD :  (Ar.) Er. - Yoktan vareden, meydana getiren, dilediğini anında elde eden, zenginlik ve serve­tine nihayet bulunmayan Vacid´in kulu. Vacid, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLVAHİD :  (Ar.) Er. - Tek ve eşsiz olan, zatında sıfatlarında, hü­kümlerinde, işlerinde asla benzeri ol­mayan Allah´ın kulu. - Vahid kelimesi Cenab-ı Hakk´ın Kur´an´da zikredilen 99 isminden birisidir, (bkz. el-Vahid).
 
ABDÜLVALİ :  (Ar.) Er. - Bütün alemleri ve meydana gelen bütün olayları tedbir ve idare eden Allah´ın kulu. - Vali, Esmau´l-Hüsna´dandır.
 
ABDÜLVARİS :  (Ar.) Er. - Gerçek servet ve zenginliklerin mutlak sahibi. Bütün zenginliklerin son ve asıl sahi­bi olan yüce Allah´ın kulu. - Varis ke­limesi Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLVASİ :  (Ar.) Er. - Vasi´nin kulu.Genişlik sahibi ve müsade edici, darlık, fakirlik ve sıkıntıdan münez­zeh olan Allah´ın kulu. - Vasi kelime­si, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLVEDUD :  (Ar.) Er. - Vedud'un kulu.- Allah'ın isimlerinden. Vedud; iyi amel sahibi kullarını seven, onlara rahmet ve rızasını yönelten, sevilmeye ve sayılmaya, dostluğu kazanılmaya yegane layık olan yüce Allah anlamındadır.
 
ABDÜLVEHHAB :  (Ar.) Er. - Çok çeşitli nimetleri daima bağışlayan Allah´ın kulu. Vehhab, Allah´ın isimle-rindendir. - "Abd" takısı almadan kul­lanılmaz.
 
ABDÜLVEKİL :  (Ar.) Er. - Kendisine tevekkül edilen, kudretiyle kullarının işlerini halleden, onlara yardımcı olan yüce Allah´ın kulu. - Vekil. Allah´ın isimlerindendir. .
 
ABDÜLVELİ :  (Ar.) Er. - Kendisine iman edenlerin dostu ve yardımcısı, Yarattıklarına mütevelli ve nazar edici olan Allah´ın kulu. - el-Veliyy kelimesi Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜNNAFİ :  (Ar.) Er. - Yararlı şeyleri ve sebeplerini kudretiyle yaratan Allah´ın kulu. - Nafı kelimesi, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜNNASIR :  (Ar.) Er. - Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı, mü´minlere nusret ve zafer veren Allah´ın kulu. - Nasır, Allah´ın sıfatlarındandır.
 
ABDÜNNASIR :  (Ar.) Er. - Yardımcı, yardım eden Allah´ın kulu.
 
ABDÜNNUR :  (Ar.) Er. - Nur sahibi, aydınlık, parlaklık sahibi olan Allah´ın kulu. - Nur, Allah´ın isimlerin­dendir.
 
ABDÜRRAFİ :  (Ar.) Er. - Rafı´nin kulu. Allah´ın isimlerinden
 
ABDÜRRAHİM :  (Ar.) Er. - Merha­metli, esirgeyen, koruyan, acıyan, ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah´ın kulu.- er-Rahim, Al­lah´ın isimlerindendir.
 
ABDURRAHMAN :  (Ar.) Er. - Rahman'ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü'min-kafir ayırdetmeksizin herkese merhamet eden. Allah'ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.
 
ABDÜRRAUF :  (Ar.) Er. - Çok lütuf, şevkat ve rahmet eden. Onları belli nimetlerle dengeli yaşatan, seviyelendiren Allah´ın kulu.
 
ABDURRAUF :  (Ar.) Er. - Rauf olan Allah´ın kulu.
 
ABDÜRREŞİD :  (Ar.) Er. - Allah´ın isimlerinden. Reşid´in kulu.
 
ABDÜRREZZAK :  (Ar.) Er. - Bütün mahlukların rızkını veren Allah´ın kulu. - Rezzak, Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDUSSABUR :  (Ar.) Er. - Sonsuz sabır ve genişlik sahibi Allah´ın kulu. Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜŞŞAHİD :  (Ar.) Er. - Şahid´in kulu. Görünen ve görünmeyen eşyanın hepsini görücü ve tasarruf edici olan ve her şeyi müşahade altında bulunduran Allah´ın kulu. - Şahid, Al­lah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜSSAMED :  (Ar.) Er. - Kimseye hiçbir şeye muhtaç olmayan, Allah´ın kulu. - Samed, Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜŞŞEKÜR :  (Ar.) Er. - Emrine uyan, yasaklarından sakınan kullarını seven ve çok ikramda bulunan Al­lah´ın kulu. - Şekür, Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜSSELAM :  (Ar.) Er. - Barış, rahatlık, selamete çıkaran, selam eden, zevalsiz ebedi olan Allah´ın kulu. - es-Selam kelimesi, Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılamaz.
 
ABDÜSSEMİ :  (Ar.) Er. - Her şeyden arınmış olarak bütün sesleri, sözleri ve kelimeleri işitip ayırdeden yüce Allah´ın kulu.
 
ABDÜSSETTAR :  (Ar.) Er. - Günahları örten, gizleyen Allah´ın kulu.
 
ABDÜZZAHİR :  (Ar.) Er. - Varlık ve birliği sonsuz sayıda eserler ve delillerle belli olan Allah´ın kulu. - ez-Zahir, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDU´L-MELİK :  (Ar.) Er. - Her şey üzerinde tasarruf ve hükmeden tek hükümdar Allah´ın kulu. el-Melik, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABENDAM :  (Fars.) Ka. - Güzel vücutlu, güzellik.
 
ABER :  (Ar.) Er. - Hz. Nuh´un erkek torunu.
 
ABGUN :  (Fars.) Er. - 1. Mavi renk. Gök. 2. Parlak. 3. Nişasta.
 
ABHER :  (Ar.) Er. 1. Nergis çiçeği. 2. Yasemin. 3. Zerrin kadehi çiçeği. 4. Dolu kab.
 
ABHİZ :  (Fars.) Er. 1. Büyük dalga. 2. Kaynak. 3. Su yolu.
 
ABİD :  (Ar.) Er. Allah´a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid. Kullar, köleler.
 
ABİDE :  (Ar.) Er. - Anıt. Önemli ve değerli yapıt.
 
ABİDİN :  (Ar.) Er. - İbadet edenler-Zeyne´l-Abidin´den kısaltma isim ad. Zeynelabidin: Hz. Ali´nin torunlarından biri, ibadet edenlerin ziyneti.
 
ABILAY HAN :  (Tür.) Er. - Orta cüz Kazak Hanı. Ülkesini Çinlilere, Hive hanlıklarına karşı ustaca savundu (1711-1781).
 
ABIŞKA NOYAN :  (Tür.) Er. - İlhan­lı komutan. (XIII-XIV. yy.)
 
ABŞAR :  (Ar.) Ka.- Şelale.
 
ABUŞKA :  (Tür.) Er. - Koca, zevc, yaşlı erkek.
 
ABUZER :  (f.a.i.) Er. - Altın suyu. Altın suyu gibi parlak ve görkemli. Yahut Ebu Zer (el-Gıfarî) isminin fonetik değişikliğe uğramış şekli.
 
ABUZETTİN :  (Ar.) Er. - Din yolunda çabuk, hızlı giden
 
ACA :  (Tür.) Er. 1. Amca, ağabey. 2. Güçlü kuvvetli, başladığı işi bitiren. 3. Büyük
 
ACAR :  (Tür.). 1. Becerikli. 2. Atılgan, ele avuca sığmaz. 3. Halk. 4. Yeni, taze- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır (örfte). Acar, Sırrı: 1967 Dünya Güreş şampiyonu Türk.
 
ACARALP :  (Tür.) Er. - Yiğit, becerikli, cesur kişi.
 
ACARBAY :  (Tür.) Er. - Doğan Acarbay, olimpiyatlarda yarışmış Türk atlet, 1948.
 
ACARMAN :  (Tür.) Er. - Çevik, becerikli, girişken.
 
ACARÖZ :  (Tür.) Er. - Özünde yiğitlik bulunan.
 
ACARSOY :  (Tür.) Er. - Yiğit, soylu.
 
AÇE :  (Tür.) Ka. - Sumatra adasının en kuzey kısmı. Önceleri burada Açe İslam devleti hüküm sürerdi. Şimdi ise Hollanda sömürgesidir.
 
AÇELYA :  (Yun.i.) Ka. - Kokusuz, fundagillerden çeşitli renklerde çiçekler açan bir bitki.
 
ACEM :  (Ar.) Er. 1. Arap olmayan milletlerin hepsi 2. Açık ve doğru Arapça konuşamayan kimse 3. Özel­likle İranlı, İran halkından biri. Acem Bekir Efendi: Türk Reisü´l-Küttab, 1723.
 
ACER :  (Ar.) Ka. - Hz. İsmail (a.s.)´in annesi (bkz. Hacer).
 
AÇIL :  (Tür.) Ka. - Açılmak eyleminden emir
 
AÇILAY :  (Tür.) Ka. - Ayın dolunay halinde olmaya başlaması
 
ACLAN :  (Ar.) Er. - Hızlı, çabuk, telaşlı. Osman Bey ile çağdaş olan 14. yy. ortalarında yaşamış Karasi Beyi.
 
ACUN :  (Ar.) Er. - Dünya, varlık.
 
ACUNAL :  (Tür.) Er. - Dünyayı kapsayan, dünyayı fetheden.
 
ACUNMAN :  (Tür.) Er. - Dünyaca tanınmış, ünlü.
 
AD :  (Ar.) Er. - Çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hz.Hud tarafından imana getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. Kur'an-ı Kerim'de bu kavim aynı isimle anılmış ve başlarından geçen hadiseler genişçe ele alınmıştır
 
ADAHAN :  (Tür.) Er. - Adanın haki­mi, yöneticisi.
 
ADAL :  (Tür.) Er. - "Adın yayılsın, ün kazan" manasında.
 
ADALEDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin adaleti- Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
ADALET :  (Ar.) Ka./Er. - 1. Hakka riayctkarlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk. 2. Haksızlıktan uzaklaşma. 3. Düzenli ve dengeli davranma. 4. Hakkaniyet.
 
ADANIR :  (Tür.) Ka./Er. - Şanlı, şöhretli
 
ADEM :  (İb.h.i.) Er. 1. Allah´ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. 2. Adam. 3. İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlık. Kur´an´da Hz. Adem´in 25 yerde ismi geçer.
 
ADETULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın kanunu, ilahi sünnet.
 
ADEVİYE :  (Ar.) Ka. 1. İyilik, yar­dımseverlik. 2. Ünlü hanım mutasav-vıfe.
 
ADIGÜZEL :  (Tür.). Ka./Er. - Güzel isim. Verilen ismin güzel olması.
 
ADİL :  (Ar.) Er. 1. Doğruluk gösteren. Doğru. 2. Eşit, eş, müsavi. 3. Adaletli davranan. Kur´anî bir isimdir. Allah´ın emirlerini hakkıyla uygula­yan anlamına gelir. Raşid halifelerin 2. cisi Ömer b. el-Hattab´ın meşhur lakabı.
 
ADİL GİRAY :  (a.t.i.) Er. - Kırım veliahtı. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray´ın oğlu. Osmanlı-İran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şa-
 
ADİLE :  (Ar.) Ka. 1. Doğruluk gösteren. 2. Doğru- Her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3. Adile Sultan
 
ADİLHAN :  (a.t.i.) Er. - Adil yönetici.
 
ADİN :  (Ar.) Er. - Cennet (Adn).
 
ADİY :  (Ar.) Er. - Savaşçı, savaştan geri durmayan, mücahid. Adiy b. Ha­tim et-Tai: 630 yılında müslüman ol­du. Babası gibi cömertti. Kabilesinde İslam´dan dönme eğilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasında Hz. Alinin yanında yer aldı.
 
ADNAN :  (Ar.) Er. - Cennette ölümsüzlüğe kavuşan kimse.
 
ADNİ: (Ar.) Er. 1. Adın´a mens :  
 
AFAFET :  (Ar.) Ka. 1. Afıflik, temizlik, temiz olan. 2. Fenalıktan, günah işlemekten kaçınma. 3. Namuslu ol­mak.
 
AFET :  (Ar.) Ka. 1. Büyük felaket, bela, musibet. 2. Çok güzel kadın, dil­ber
 
AFFAN :  (Ar.) Er. - Kötü şeylerden kaçınan, kötülüklerden uzaklaşan, te­miz. Ashab´dan bu ismi kullananlar olmuştur.
 
AFGAN :  (Ar.) Er. - Heyecanlı, çabuk öfkelenen. Orta Asya´da yaşayan müslüman bir kavim. Cemalettin Af-gani: Müslüman alimlerden.
 
AFİF :  (Ar.) Ka. 1. İffetli, namuslu, ırz ve namus sahibi kadın. 2. Doğru, haramdan sakınan, yolsuzluğa sap­maz kişi.
 
AFİFE :  (Ar.) Ka. İffetli, namuslu, ırz ve namus sahibi kadın - IV. Mehmed´in hanımı.
 
AFİL :  (Ar.) Er. 1. Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2. Görünmez olan, kaybolan
 
AFİTAB :  (Fars.) Ka.l. Güneş, gün ışığı. 2. Çok güzel, dilber, parlak yüz.
 
AFRA :  (Ar.) Ka. 1. Ayın onüçüncü gecesi. 2. Beyaz toprak. Afra binti Ubeyde: Sahabe hanımlardan.
 
AFŞAR :  (Tür.) Er. 1. Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. Türkiye, Iran, Azerbaycan ve Afganistan´da dağınık olarak yaşamaktadırlar. 2. Çabuk iş gören, çevik, atılgan
 
AFŞİN :  (Tür.) Er. - Zırh, silah. Afşin bey: Selçuklu komutanı. ( XI. yy.). Gümüştigin´le birlikte Anadolu savaşlarına çıktı. Malatya´da Bizans ordula­rını yendi. Marmara kıyılarına kadar ilerledi (1079).
 
AFTABE :  (Fars.) Ka. - 1. Su kabı. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher.
 
AFUV :  (Ar.) Er. - Daima affeden, merhametli. Esmaü´l-Hüsna´dandır. "Abd" takısı alarak kullanılır.
 
AĞA :  (Tür.) Er. 1. Yaşlanma manası­na gelen "ağmak"tan. Büyük, efendi. Büyük kardeş, ağabey. 2. Amir, baş, reis. Eski devlet teşkilatımızda bazı idarecilere verilen unvan. 3. Osmanlı devletinde okuma-yazma bilenlere verilen şeref unvanı.
 
AGAH :  (Fars.) Er. - Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş, malumatlı. Agah Efendi: (1744-1824). Türk dev­let adamı.
 
AĞAHAN :  (Tür.) Er. - Nizari İsmaili imamlara verilen unvan. Doğu Türkçesinde ağabey anlamında da kulla­nılmıştır. Türk kökenli Kaçarların onur unvanıydı. Ağa Han: Nizari İsmailîlerin dini önderi.
 
AĞAN :  (Tür.) Ka.- Akanyıldız, ağma
 
AĞANER :  (Tür.) Er. - Saf, temiz, duru insan.
 
AĞAR :  (Tür.) Er. - 1. Beyaz renkli. 2. Açık tavırlı, samimi. 3. Asil, onurlu, şerefli.
 
AĞCA :  (Tür.) Ka. - Beyaz tenli kadın.
 
AGER :  (Tür.) Er. - Temiz, doğru kimse
 
AĞGÜL :  (Tür.) Ka. - Beyaz gül, ak gül.
 
AGRA :  (Ar.) Er. - Çok sevimli, çok yakışıklı.
 
AHAD :  (Ar.) Er. 1. Bir, kişi, kimse. 2. Birler, birden dokuza kadar olan sayılar. 3. Ünlü Türk denizcilerinden Ahad bey (Umur bey donanmasından).
 
AHAVİ :  (Ar.) Er. - 1. Kardeşçe, dostça. Kardeş gibi.
 
AHBARÎ :  (Ar.) Er. - Haber veren, rivayet eden.
 
AHDİ :  (Ar.) Er. - Ahd, and icabı veya ahd ve ahda müteallik. Ahdî, Türk tezkire yazan ve Divan şairi (Bağdat 1593).
 
AHENK :  (Fars.) Ka. 1. Uygun, uyum düzen, armoni. 2. Renkler arasında uygunluk. Sesler arasında uygunluk, düzen, makam. 3. Çalgılı eğlence-Saz takımınca icra edilen beste. 4. Kasıt, niyet.
 
AHFA :  (Ar.)- Kalb, ruh, sır, hafi, ah-fa şeklinde sıralanan "Ietafet-i hamse" sonuncusuna verilen ad.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AHFAZ :  (Ar.) Er. - 1. Belleği çok kuvvetli. 2. Kur´an´ı en iyi hıfzetmiş kişi. 3. Alçak gönüllü.
 
AHFEŞ :  (Ar.) Er. 1. Küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. Yalnız gece gören kimse. Ahfeş lakabında üç büyük Arap alimi vardır. Abdülhamid, Said b. Mes´ade, Ali b. Süleyman.
 
AHİ :  (Ar.) Er. 1. Ahi ocağına mensup olan kimse. 2. Cömert, eliaçık. Ahi Benli Hasan. Türk şairi. Yavuz döneminde yaşamış ve Şirinu Perviz mesnevisini yazmıştır.
 
AHİD :  (Ar.) Er. 1. Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek. 2. Söz vermek. Emir, talimat, taahhüt, anlaşma, yükümlülük.
 
AHKAF :  (Ar.) Er. 1. Kum fırtınası 2. Kur´an-ı Kerim´in 6. suresi. Araplar bu ismi, Arabistan´ın güneyinde, kimsenin bilmediği ve giremediği çöle vermişlerdir.
 
AHLA :  (Ar.) Ka. - Çok tatlı. Pek şirin.
 
AHLAS :  (Ar.) Er. - 1. Saf, halis, karışımsız. 2. İyi yürekli, temiz kimse. 3. Kur´anî ıstılahta, Allah´a halis olarak yönelip ihlaslılıkta ileri bir dereceye varmış kul.
 
AHMED :  (Ar.) Er. - Çok, en çok övülmüş, methedilmiş. Kur´an-ı Kerim´de Saf suresinin 2. ayetinde: Hz.İsa, İsrailoğullarına: "...adı Ahmed olan peygamberi de müjdeleyici olarak geldim" şeklinde geçen isimlendirme ile Peygamberimizin isimlerinden birisi olarak anı
 
AHMER :  (Ar.) Er. - Kırmızı, kızıl.
 
AHNEF :  (Ar.) Er. 1. Ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. Daha çok lakap olarak kullanılır. Ahmet b. Kays, as-habdan.
 
AHNES :  (Ar.) Er. - Basık ve sivri burunlu. Daha çok lakap olarak kullanılır.
 
AHRA :  (Ar.) Ka. - Daha layık, münasip, uygun
 
AHSA :  (Ar.) - Arabistan´ın Kuveyt-Katar kısmına verilen isim- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır
 
AHSEN :  (Ar.) - Daha güzel, çok güzel, en güzel. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Ahsen-i takvim: En gü­zel şekil. Kur´an-ı Kerim´in Tin suresinin 3. ayetinde insanın ahsen-i takvim üzere yaratıldığı beyan buyurulmaktadır. Ahsen kelimesi, Kur´an´da 16 yerde
 
AHTER :  (Fars.) Ka. - Yıldız.
 
AHU :  (Fars.) Ka. 1. Ceylan, karaca, gazal. 2. Güzel, ince alımlı kadın. 3. Gözleri ceylan gözüne benzeyen kadın. 4. Kardeş, dost
 
AHVER :  (Ar.) Er. -1. Müşteri yüzlü, güzel gözlü adam. 2. Zeki, akıllı.
 
AHVES :  (Ar.) Er. - Cesur, kahraman, yiğit.
 
AİŞE :  (Ar.) Ka. - 1. Yaşayan, zenginlik ve bolluk gören. Yaşayış. Aişe binti Ebu Bekir. Peygamberimiz (s.a.s)´in hanımlarından. Muhterem annelerimizden biri olan Aişe (r.a.) İslami bilgisi ve fakihliği ile de meşhurdur (bkz. Ayşe).
 
AJDA :  (Tür.) Ka. 1. Filiz sürgün. 2. Çentik çentik olan şey
 
AKABE :  (Ar.) Er. 1. Sarp geçit, çıkılması zor yokuş. 2. Tehlike. Atlatılması zor güçlük, muhtıra.
 
AKAD :  (Tür.) Er. - Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle tanınmış kimse.
 
AKALIN :  (Tür.) Er. - Alnı açık, suçu olmayan, onurlu. Akalın (Besim Ömer Paşa). Türk hekim.
 
AKALP :  (Tür.) Er. - Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.
 
AKALP :  (Tür.) Er. - Cömert, eli açık yiğit.
 
AKANAY :  (Tür.) Ka. - Yıldız kümesi.
 
AKANSEL :  (Tür.) Er. 1. Akarsu. 2. Uzun mesafeler geçerek denize dökülen akarsu.
 
AKAR :  (Tür.) Er. 1. Akıp geçen. 2. Gelir getiren.
 
AKASMA :  (Tür.) Ka. - Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren yabani, tırmanıcı bir bitki.
 
AKASOY :  (Tür.) Er. - Sevilen, sayılan soydan gelen
 
AKASYA :  (Yun.i.) Ka. - Küçük sıra yapraklı, gölgeli küçük cinsleri süs için yetiştirilen baklagillerden bir ağaç. Salkım ağacı da denir.
 
AKAY :  (Tür.)- Beyaz ay, ayın tam bir daire olarak dolgun, parlak göründüğü evre. Ak ve ay kelimelerinden birleşik isim. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AKBATU :  (Tür.) Er. - Yiğit erkek.
 
AKBEHMEN :  (Tür.) Er. Peygamber çiçeğinin eşanlamlısı.
 
AKBİLGE :  (Tür.) - Alim, bilgili, dürüst kimse.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AKBOĞA :  (Tür.) Er. - Boğa gibi güçlü ve temiz şahsiyetli. Akboğa Celayir: Moğol emir ve komutanı.
 
AKBUDUN :  (Tür.) Er. - Temiz, tanınmış soydan gelen
 
AKÇA :  (Tür.) Ka. 1. Oldukça ak, beyazca. 2. Eskiden kullanılan küçük gümüş para, nakit. 3. Temiz, saf, iyi niyetli kişi.
 
AKÇAKİRAZ :  (Tür.) Ka. - Bir kiraz çeşidi.
 
AKÇAKOCA :  (Tür.) Er. - Temiz ve namuslu erkek. - Osman Gazi ve Orhan Gazi´nin silah arkadaşı.
 
AKÇALI :  (Tür.) Er. - Varlıklı, zengin.
 
AKÇAM :  (Tür.) Er. - Kuzey Amerika´da yetişen bir çam türü.
 
AKÇAN :  (Tür.) Ka. - Temiz, dürüst kimse
 
AKÇAR :  (Tür.) Er. - iyi ruhlar.
 
AKCEBE :  (Tür.) Er. - Beyaz zırh sahibi yiğit.
 
AKÇİÇEK :  (Tür.) Ka. - Beyaz çiçek- Daha çok örfte kullanılır.
 
AKÇIL :  (Tür.) - Beyazımsı, solgun Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AKÇORA :  (Tür.) Er. - İyi ruhlar.
 
AKDA :  (Ar.) Ka. - Himaye altında olan cariye, kadın, köle.
 
AKDEMİR :  (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü ve temiz yürekli. Yiğit.
 
AKDES :  (Ar.) Er. - En kutsal.
 
AKDİL :  (Tür.) Er. - İyi, doğru, güzel konuşan kişi.
 
AKDORU :  (Tür.) Er. - Doruğu bulutlu dağ.
 
AKEL :  (Tür.) Er. 1. Doğru, dürüst işler yapan kimse. Dürüst, güvenilir erkek.
 
AKERMAN :  (Tür.) Er. - Dürüst, soylu, temiz kişi.
 
AKGÜL :  (Tür.) Ka. - Beyaz gül.
 
AKGÜN :  (Tür.) Er. - Mutlu, sevinçli gün.
 
AKHAN :  (Tür.) Er. - Dürüst hakan.
 
AKİF :  (Ar.) Er. 1. Bir şeyde sebat eden. 2. İbadet eden, ibadet maksadıyla mübarek bir yere çekilen. İ´tikafa giren. 3. Direnen. M. Akif Er soy: Ünlü şair ve yazarımız. Safahat´ın yazarı. İstiklal marşını telif etmiştir.
 
AKİFE :  (Ar.) Ka. 1. Bir şey üzerinde azimle duran, sebatlı, kararlı. 2. İba*
 
AKİL :  (Ar.) Er.- Akıllı, akıl sahibi. Uslu, kavrayışlı. Ali b. Ebi Talib´in kardeşi. Akil b. Ebi Talib.
 
AKIMAN :  (Tür.) Er. - Cömert, eli açık kimse.
 
AKIN :  (Tür.) Er. - Her engeli aşan, güçlüklerden yılmayan, hızlı hareket kabiliyetine sahip.
 
AKINALP :  (Tür.) Er. - Akın yapan yiğit. Yiğit.
 
AKINCI :  (Tür.) Er. -Osmanlılarda ileri karakol. Ani vurkaçlarla düşmanlarının moralini bozan uç süvarileri. Hafif süvari.
 
AKINTAN :  (Tür.) Er. - Tan yeri ağarırken yapılan akın
 
AKİPEK :  (Tür.) Ka. - İpek gibi ka­dın.
 
AKİS :  (Ar.) Ka. 1. Yankı. 2. Işığın veya bir şeklin bir satha çarpıp orada görünmesi, yansı. 3. Zıt, ters, muhalif.
 
AKKIZ :  (Ar.) Ka.- Beyaz kadın.
 
AKKOR :  (Tür.) Ka. - Işık saçacak aklığa varıncaya kadar ısıtılmış olan.
 
AKMAN :  (Tür.) Er. 1. Temiz, beyaz, güzel insan. 2. Yaşlı kimse.
 
AKMAR :  (Ar.) Ka. - Aylar, yıldızlar.
 
AKMER :  (Ar.) Ka. - Ay gibi beyaz (yüz)
 
AKNUR :  (t.a.i.) Ka. - Beyaz nur.
 
AKÖZ :  (Tür.) Er. - Özü sözü doğru kişi, temiz kişilikli.
 
AKSAN :  (Tür.) Er.- İyi ve temiz tanınmış kimse.
 
AKŞEMSEDDİN :  (t.a.i.) Er.- Dinin güneşi.- Türk din bilgini ve hekim. (Şam 1389-Göynük 1459). Fatih´in hocasıdır. İstanbul´un fethinde bulundu. Ünlü sahabi komutan Eba Eyyub el-Ensari´nin mezarını bulduğu söylenir.
 
AKSEN (Tür.) Ka.- Sen aksın, t :  
 
AKŞIN :  (Tür.) 1. Az ak, akımsı.2. Derisinde, kıllarında ve gözlerinde doğuştan boya maddesi bulunmadığı için her yanı beyaz olan (insan, hayvan). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AKSIN :  (Tür.) Er.- Temiz, doğru, dürüstsün.
 
AKŞİT :  (Tür.) Er. - Kutlu uğurlu. 2. Ak. 3. Güneş, nur, aydınlık. Akşit Muhammed b. Tugac: İhşidiler devle­tinin kurucusu.
 
AKSOY :  (Tür.) Er. - Temiz soylu.
 
AKSU :  (Tür.) Ka. 1. Temiz, pırıl pırıl su gibi. 2. Nehir
 
AKSUNA :  (Tür.) Ka. -Ak renkli yaban ördeği.
 
AKSUNGUR :  (Tür.) Er.-Doğan cinsinden bir nevi av kuşu. - Aksungur b. Abdullah. Melikşah zamanında Halep´in hakimliğini, yöneticiliğini yapan Türk Emiri.
 
AKSÜYEK :  (Tür.) Er. - Eski Türklerde soylu anlamında kullanılırdı.
 
AKTAÇ :  (Tür.) Er. - Beyaz taç.
 
AKTAN :  (Tür.) - Aydınlık, mehtaplı gece.
 
AKTAR :  (Tür.) Er. - Parlak, aydınlık sabah.
 
AKTAŞ :  (Tür.) Er. - Mermer.
 
AKTAY :  (Tür.) Er. - Beyaz tay. Türkler´de çok kullanılan bir isimdi.
 
AKTEKİN :  (Tür.) Er. - Parlak, görkemli, temiz huylu yiğit.
 
AKTEMÜR :  (Tür.) Er. - Akdemir.
 
AKYİĞİT :  (Tür.) Er.- Dürüstlüğü ve temizliğiyle tanınmış yiğit.
 
AKYIL :  (Tür.) Er. -Temiz, güzel sene. - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.
 
AKYILDIZ :  (Tür.) - Akşama doğru doğan parlak yıldız. Çoban yıldızı, sabah yıldızı.
 
AKYOL :  (Tür.) Er. - Dürüst, doğru ve iyi yol.
 
ALAADDİN :  (Ar.) Er. -Dini yücelt­mek için din uğruna çalışan kimse. Alaaddin Keykubad (1192-1237) Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
ALACAN :  (Tür.) Er. - (bkz. Akan).
 
ALAGÜN :  (Tür.) Ka. - Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava.
 
ALAMET :  (Ar.) Ka. 1. İşaret, iz, nişan. 2. Remiz, sembol. 3. Belirti, emare. 4. Çok iri, şaşılacak büyüklükte (mec.).
 
ALANALP :  (Tür.) Er. - Ülke alan, fetheden, fatih.
 
ALANGOYA :  (Moğ.) Ka. 1. Altın geyik. 2. Ünlü Moğol destanının kutsal sayılan kadın kahramanı.
 
ALANGU :  (Tür.) Er. -Altın geyik.
 
ALATAN :  (Tür.) Er. - Güneş doğmadan önce ufukta beliren karışık renkler.
 
ALCAN :  (Tür.) Ka. - Can alıcı güzel. Can alan, cesur, yürekli.
 
ALEMDAR :  (a.f.i.) Er. 1.Bayrak veya sancak tutan, taşıyan, bayraktar, sancaktar. 2. İşe önderlik eden. Alemdar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.
 
ALEV :  (Tür.) Ka. 1. Ateşten ve yanıcı cisimlerden çıkan parlak, çeşitli şekillere giren gazlardan meydana gelen şeffaf dil, yalım. 2. Aşk ateşi, sevda. 3. Alımlı, cazibeli kadın.
 
ALEVİ :  (Ar.) Er. - Hz. Ali soyundan, Hz. Ali´ye hususi ilgi gösteren, ona taraftar olan. Şii mezhebinin kolların­dan biri.
 
ALGAN :  (Tür.) Er. - Alan, fetheden, fatih.
 
ALGIN :  (Tür.) Er. 1. Güçlü, iyi, gü­zel, sıcakkanlı, sevimli. 2. Sevdalı, aşık, vurgun. 3. Hızlı akan su. 4. Renksiz, cılız, zayıf.
 
ALGUHAN :  (Tür.) Er. - Çağatay hanlığı hükümdarı. (1266). Orta Asyayı ele geçirip Harezmden Afganis­tan´a kadar sınırlarını genişletti. Cengiz´in yasalarını şiddetle uyguladı.
 
ALGÜL :  (Tür.) Ka. - Kırmızı gül.
 
ALGUN :  (Fars.) Ka. 1. Aklı alınmış. 2. Al renginde, koyu ve parlak pem­be. 3. Tümsek, tepe.
 
ALGUNE :  (Fars.) Ka. 1. Serap. 2. Allık.
 
ALİ :  (Ar.) Er. 1. Yüce, ulu, yüksek. 2. Hz. Ali: Ebu Talib´in oğlu. Pey­gamberimizin amcazadesi ve kızı Fat­ma (r.anha)´nın kocası. Dördüncü halife.
 
ALİ HAN :  (a.t.i.) Er. - Yüce han.
 
ALİCAN :  (a.f.i) Er. - Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. - (bkz. Ali ve Can).
 
ALİCENGİZ :  (a.t.i.) Er. - Akla gelmez, şeytanca, beklenmedik ve umulmadık tarzda anlamlan ile "Alicengiz oyunu" deyiminde geçer.
 
ALİGÜHER :  (a.f.i.) Er. - Yaratılışı ve mayası yüce ve değerli olan.
 
ALİKADR :  (Ar.) Er. 1. Yüksek kıymette olan, çok kıymetli, çok takdir edilen, çok saygıdeğer. 2. Meşhur bir çeşit lale.
 
ALİM :  (Ar.) Er. 1. Çok okumuş, bilgin.,2. Çok bilen. 3. Sonsuz. İlim sahibi. Allah´ın sıfatlarındandır. Kur´an´da Cenab-ı Hakk´ın ismi olarak 13 yerde geçer. "Abd" takısı alarak da kullanılır.
 
ALINAK :  (Tür.) Er. - Doğru, güvenilir.
 
ALİŞAH :  (a.f.i.) Er. - Hükümdarların en yücesi. Alişah Taceddin. (?-1324). İlhanlı veziri.
 
ALIŞAN :  (a.f.i.) Er. - Şan ve şerefi yüce ve yüksek olan çok değerli.
 
ALİYAR :  (a.f.i.) Er. 1. Yar, dost, sevgili. 2. Alinin dostu, sevgili adı. 3. Yüce dost. - Birleşik isim
 
ALİYE :  (Ar.) Er. - Yüce, yüksek, bir şeyin en yukarısı, tepesi.
 
ALKAN :  (Tür.) Er. - Kırmızı kan. Alkan bey: Türk denizci. Selçukluların egemenliğindeki İznik´te Ebu´l-Kasım´ın donanma komutanı.
 
ALKIM :  (Tür.) Er. - Gökkuşağı. Alkım (Uluğ Bahadır) Türk Arkeolog.
 
ALKIN :  (Tür.) Er. 1. Sevdalı, aşık, vurgun. 2. El çırpma, övme.
 
ALKUR :  (Tür.) Er. - Hep, bütün, herkes.
 
ALLAHVERDİ :  (a.t.i.) Er. - İran´da yaşayan bir Türkmen kabilesinin adı.
 
ALP :  (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde kahraman, yiğit, cesur, bahadır, pehlivan. 2. Seyfi kola mensup, savaşçı, fütüvvet ehli. Alperen, Alpgazi. Bu isim İslam´dan sonra da Türkler arasında kullanılmaya devam etti.
 
ALPAĞAN :  (Tür.) Er. - Cesur, yiğit, kahraman.
 
ALPAGU :  (Tür.) Er. 1. Tek başına düşmana saldıran yiğit. 2. Eski Türklerde bir rütbe adı. 3. Eski Türklerde bir kurt adı.
 
ALPAK :  (Tür.) Er. - Dürüst, kahraman, yiğit.
 
ALPARTUR :  (Tür.) Er. - Kendine güveni olan yiğit.
 
ALPASLAN :  (Tür.) Er. - Arslan gibi cesur ve yiğit, savaş beyi. Büyük Sel­çuklu hükümdarı. Selçukluların en büyük zaferi sayılan Malazgirt zaferi onundur (l071).
 
ALPAY :  (Tür.) Er. - Cesur, yiğit kimse.
 
ALPBİKE :  (Tür.) Er. - genç, delikanlı,
 
ALPDOĞAN :  (Tür.) Er. - Doğuştan yiğit olan.
 
ALPEREN :  (Tür.) Er. - Yiğit, bahadır.
 
ALPERTUNGA :  (Tür.) Er. - Efsanevi Türk hükümdarı ve destan kahramanı. M.Ö. 626 yıllarında yaşayıp İranlılarla uzun savaşlara giren Turan (Saka) hükümdarı olduğu söylenir.Türk, İran, Arap, Hint, Eski Yunan ve Asur kaynaklarında kendisinden değişik adlarla bahsedilir.
 
ALPGİRAY :  (Tür.) Er. - Yiğit hükümdar. Kırım veliahtı. Bir ara Kırım Hanı da oldu.
 
ALPHAN :  (Tür.) Er. - Yiğit hükümdar.
 
ALPKAN :  (Tür.) Er. - Yiğit soydan gelen.
 
ALPKIN :  (Tür.) Er. - Keskin kılıç.
 
ALPMAN :  (Tür.) Er. - Yiğit, cesur, kahraman.
 
ALPSOY :  (Tür.) Er. - Yiğit ve cesur soya mensub.
 
ALPTEKİN :  (Tür.) Er. - Kahraman şehzade. Birleşik isim. Alp: Kahraman, Tekin: Şehzade.
 
ALTAN :  (Tür.) Er. 1. Sabahın güneş doğarkenki zamanı. 2. Hakanlara verilen unvan, sultan, padişah.
 
ALTAY :  (Tür.) Er. 1. Asya´da Batı Sibirya ile Moğolistan´ı ayıran dağlık bölge. 2. Altay dağlan bölgesinde yaşayan Türklerin genel adı.
 
ALTIN :  (Tür.) Ka. 1. Parlak, san renkte, paslanmayan, kolay işlenebilen, ziynet eşyası olarak da kullanılan maden, zer, zeheb. 2. Örfte kadın adı olarak kullanılır. Zerrin (bkz. Zerrin).
 
ALTINBAŞAK :  (Tür.) Ka. - Değerli kimse.
 
ALTINIŞIN :  (Tür.) Ka. - Işığın en güçlü anı.
 
ALTINTAÇ :  (Tür.) Ka. - Altından taç.
 
ALTUNAY :  (Tür.) Er. - Ay´ın san renkli hali
 
ALTUNÇ :  (Tür.) Er. 1. Bakır alaşımı. 2.Kırmızı bakır. 3. Kırmızı, al gözlü.
 
ALTUNER :  (Tür.) Er. - Değerli kimse.
 
ALTUNHAN :  (Tür.) Er. - Zengin hakan. Türklerin, Çin´de hüküm süren Türk-Moğol hükümdarlarına verdikleri ad.
 
ALYA :  (Ar.) Er. 1. Yüksek yer, yükseklik. 2. Gök, sema.
 
AMANULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın bağışlaması. Allah´ın koruması.
 
AMİD :  (Ar.) Er. 1. Çok hasta. 2. Aşk hastası. 3. Başlıca nokta. 4. Önder, şef, komutan. 5. Diyarbakır´ın eski adı. Ortaçağ´da İslam Türk devletlerinde kullanılan bazı unvanlar ve memuriyet isimleri.
 
AMİL :  (Ar.) Er. 1. Fail, yapan, işleyen. 2. İslam devletlerinde zekat, vergi tahsildarı veya valiler ve devlet memurlan.
 
AMİNE :  (Ar.) Ka. - Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. - Peygamber´in (s.a.s) annesinin adı. (bkz. Emine).
 
AMİR :  (Ar.) Er. 1. Mamur eden, şenlendiren. 2. İmar olunmuş. 3. Devlete ait. 4. Kendisine bağlı görevliler bulunan. Amir b. Abdullah b. Mes´ud: Tabiindcndir. İslam fıkıh bilgini.
 
AMMAR :  (Ar.) Er. 1. Memur eden. 2. Bayındırlaştıran. - Ammar b. Yasir. Sahabeden. İlk müslüman olanlardandır. Çok işkence gördü. Habeşistan´a hicret etti. Annesi ilk İslam şehidcsi Sümeyye (r. anha)´dir.
 
AMR :  (Ar.) Er. - Uzun yaşamak, uzun ömürlü olmak. Amr b. Madikerib: 631´de Medine´ye gitti ve müslüman oldu. Çok yaşlıyken bile iyi savaştı.
 
AMUZ :  (Fars.) Er. - Bilen, öğrenmiş, öğreten.
 
ANBER :  (Ar.) Ka. 1. Ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak, yapışkan ve misk gibi kokan, kül renginde madde. 2. Güzel koku. 3. Güzellerin saçı.
 
ANDAK :  (Tür.) Er. - Hemen, o anda. - Erkek ve kız adı olarak kullanılır.
 
ANGIN :  (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, namlı. 2. Bayındır
 
ANI :  (Tür.) - Yaşanmış olaylardan belleğin sakladığı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ANİF :  (Ar.) Er. 1. Sert, şiddetli. 2. Haşin. 3. Geçmişte, pek yakında, burnun ucu denecek kadar yakından ge­çen. 4. Biraz önce, belirtilen, bahsedilen.
 
ANIL :  (Tür.) Ka. 1. Anılmak eylemi. 2. Meşhur, ünlü. 3. Hatırlanan.
 
ARAF :  (Ar.) Er. 1. Cennet ile cehennem arasındaki yer. 2. Sert, tepe. 3. Adetler, usuller. Arafat: Mekke´nin yakınında bulunup hacıların arefe günü durdukları yerdir. Bu duruş haccın rükünlerindendir.
 
ARAL :  (Tür.) - Birbirine yakın adalar topluluğu. Orta Asya´da bir göl.
 
ARAM :  (Fars.) Ka. 1. Dinlenme, sükun, karar. 2. Rahat, huzur, istirahat. 3. Oturma, eğlenme, ikamet etme.
 
ARAMCAN :  (Fars.) Ka. -1. Gönül rahatı. 2. Sevgili, sevilen güzel.
 
ARAMDİL :  (Fars.) Er. 1. gönül rahatı. 2. Sevilen güzel. 3. Yer mekan.
 
ARCA :  (Ar.) Ka. -1. Temiz, namuslu. 2. Aksak, topal.
 
ARDA :  (Tür.) Er. 1. Eskiden bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek. 2. İşaret için dikilen değnek. -3. Çıkrıkçı kalemi. 4. Sonra gelen.
 
AREF :  (Ar.) Er. 1. Pek maruf, çok bilinen. 2. Arif, anlayışlı ve bilgili.
 
AREFE :  (Ar.) Ka. 1. Arife, dini bayramlardan bir evvelki gün. 2. Bir önceki gün.
 
AREL :  (Tür.) Er. - Temiz, dürüst kimse.
 
ARGU :  (Tür.) Er. 1. İki dağ arası, uçurum. 2. Orta Asya´da Issık gölü çevresinde Çu ve Talaş havzalarında yaşamış Kırgızların en büyük boyu. Argu Türkleri.
 
ARGÜN :  (Tür.) Er. - Temiz, aydınlık gün.
 
ARGUN :  (Tür.) Er. 1. Zayıf, güçsüz, düşkün, dermansız, zebun. 2. Yanyana iki kamış düdüğünden veya kartal kemiğinden yapılmış kaval. - Argun: İlhanlı hükümdarı. Abaka Han´ın oğlu.
 
ARGUN ŞAH :  (Tür.) Er - Argunşah. (Nizameddin) Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Aslan II´nın oğlu. Babası ülkeyi oğullan arasında pay edince, hissesine Amasya düşmüştü.
 
ARHAN :  (Tür.) Er. - Üstün nitelikli, gururlu bakan.
 
ARIÇ :  (Tür.) Er. - Barış, asayiş.
 
ARICAN :  (Tür.) Er. - Temiz, doğru kimse.
 
ARIER :  (Tür.) Er. - Çalışkan kimse.
 
ARİF :  (Ar.) Er. 1. Meşhur, çok tanınmış, mütearif. 2. Bilgi sahibi. Bilen, bilgili, irfan sahibi. 3. Sıbyan mektebi hocası veya kalfası.
 
ARİFE :  (Ar.) Ka. - Bilgi ve irfan sahibi kadın. Uyanık, ince ruhlu, latif.
 
ARIKAL :  (Tür.) Er. - Temiz, doğru, dürüst kal.
 
ARIKAN :  (Tür.) Er. - Temiz soy.
 
ARIN :  (Tür.) Er. 1. Temiz, arı, saf. 2. Alın. 3. Yüz, cephe. Dağların, tepelerin yüzü.
 
ARINÇ :  (Tür.) Er. 1. Temiz, saf, arı. 2. Barış.
 
ARISAL :  (Tür.) Er. - Arı gibi çalışkan kimse.
 
ARISAN :  (Tür.) Er. - Temiz, doğru tanınmış kimse.
 
ARITAN :  (Tür.) Er. - Temizleyen, arı duruma getiren.
 
ARKAN :  (Ar.) Er. 1. Temiz, ari kandan gelen. 2. Üstün galip. Arkan (Seyfı) Türk mimar (1903-1966).
 
ARKIN :  (Tür.) Er. - Yavaş, ağır, sakin, gelecek yıl.
 
ARKUT :  (Tür.) Er. - Temiz, uğurlu, kutlu.
 
ARMAĞAN :  (Fars.) 1. Hediye, peşkeş, tuhfe, bergüzer. 2. Birinin gördüğü işe veya başarısına karşılık olarak verilen şey, mükafat.3. Bir ilim adamını tanıtmak veya çalışmalarından ötürü mükafatlandırmak maksadıyla adına çıkarılan ilmi eser. (Köprülü Armağanı). - E
 
ARMAN :  (Fars.) Er. 1. Hasret, özleme. 2. Zahmet, sıkıntı. 3. Teessüf. 4. Pişmanlık.
 
ARRAF :  (Ar.) Er. l Falcı, kahin. Müneccim. 2. Hekim. 3. Göçebe Arap aşiretlerinin örfe vakıf umumi bilgileri.
 
ARSAL :  (Tür.) Er. - Temiz huylu, namuslu.
 
ARSEBÜK :  (İ.) Er. - 1. Temiz ruhlu ve çabuk. 2. Toy. 3. Namus konusunda titiz.
 
ARSLAN :  (Tür.) Er. 1. Kuvvet ve saldırganlığıyla tanınan hayvan, esed, şir. 2. Cesur adam, bahadır. 3. Bir çeşit çiçek. Arslan Argun: Alpaslan´ın oğlu (1097).
 
ARSLANGİRAY :  (Tür.) Er. Cesur, korkusuz han. Arslan Giray: Kırım hanı (1702-1767).
 
ARSLANŞAH :  (Tür.) Er. - Arslan gibi cesur ve yiğit şah, kral. Cesur komutan. Arslan Şah: Kirman Selçuklu hükümdarı (l 145). ,
 
ARTAN :  (Tür.) Er. 1. Yarar, fayda. 2. Üstünlük, meziyet, nitelik.
 
ARTUÇ :  (Tür.) Er. - Ucu sivri demirle donanmış mızrak.
 
ARTUK :  (Tür.) Er. - Selçuklu Emiri. (XI. yy.). Selçukluların ünlü hakanı Alpaslan´ın emrinde Malazgirt savaşı­na katıldı.
 
ARÜSEK :  (Fars.) Ka. 1. Gelin, küçük gelin. 2. Bebek gibi güzel kız. 3. İşlemecilikte kullanılan yeşil parlak sedef. 4. Ateş böceği. 5. Küçük bir mancınık çeşidi.
 
ARZIK :  (Tür.) Er. - Dindar, sofu.
 
ARZU :  (Ar.) Ka. 1. İstek, bahşiş. 2. Emel, heves, meyl. 3. Özlemek, müştak olmak. "Arzum" olarak da kullanılır. Meşhur halk hikayelerinde Kamber´in sevgilisi.
 
AS :  (Ar.) Er. 1. Mersin ağacı. 2. (Fars.) Değirmen.
 
ASAF :  (Ar.) Er. 1. Vezir. 2. Erdem, ileri görüşlülük, yönetimde başarı. Hz. Süleyman´ın ünlü veziri. Süleyman (a.s.)´ın en çok güvendiği kişiydi. Neml suresinde anlatılanlar Asaf üzerine yorumlandı. Daha sonra padişahın vezirlerine Asaf unvanı verildi.
 
ASAL :  (Tür.) Er. - Başlıca, esaslı, temel.
 
ASALET :  (Ar.) Er. - Soy temizliği, soyluluk.
 
ASENA :  (Tür.) Er. - Kurt.
 
ASFA :  (Ar.) Er. - Çok saf, en temiz, halis.
 
ASGAR :  (Ar.) - En küçük, daha küçük. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ASHAB :  (Ar.) Er. 1. Sahib´in çoğulu. 2. Hz. Muhammcd (s.a.s)´i görüp ona tabi olan kişiler. İnsanlık alemi­nin en seçkin simaları ve örnek nesli­dirler. Haklarında varid olan naslarla korunmuşlar, Allah´ın yardımını müşahade etmişler ve büyük peygambe­rin öğret
 
ASIF :  (Ar.) Er. - Pek sert, pek şiddetli, şiddetle esen.
 
ASIFE :  (Ar.) Ka. - Şiddetle esen rüzgar. Kur´an´da Yunus 22, İbrahim 18 ve En´am suresi 81. ayetlerde geçer.
 
AŞIK :  (Tür.) Er. 1. Bir başkasını aşkla seven. 2. Dalgın, unutkan. 3. Tasavvufta Allah´a muhabbet duyan kişi. Aşık Çelebi (1520-1572) Osmanlı şair ve yazarlardan.
 
ASİL :  (Ar.) Er. 1. Sağlam. 2. İyice kökleşmiş, yüksek duygularla hareket eden. 3. Kendi kendine hareket eden. 4. Soyu, sopu belli. Necip.
 
ASIM :  (Ar.) Er. 1. Yasak, yanına yaklaşılamayan. 2. Günahtan, haramdan çekinen. 3. İffetli, afif, ismetli, perhizkar. Asım b. Umeyr: (749). İslam komutanlarından. Maveraünnehir fethine katıldı ve yiğitliğiyle ün saldı.
 
ASİME :  (Fars.) Er. - Akılsız, beyinsiz, şaşkın, sersem. - İsim olarak kulLanılmaz.
 
AŞİR :  (Ar.) Er. 1. Ondabir, onuncu. 2. Samimi dost ve arkadaş. 3. Koca. 4. Aşar toplayan. 5. Kur´an-ı Kerim´den 10 ayetlik bir bölümü okuma. Aşir Efendi (Mustafa). Osmanlı Şeyhülislamı (1728-1804).´Bursa, Mekke ve İstanbul kadılıklarında bulundu. 1758-1800´de
 
ÂSİYE :  (Ar.) Ka. - 1. Kederli üzüntülü. Musa (a.s.)´ı daha bebekken Nil´den kurtarıp sarayda büyüten ve sonra onun peygamberliğine iman eden kadın. Kur´an´da Fir´avun´un karısı olduğu belirtilmiştir. Fakat ismi zikredilmemiştir. - (bkz. Kasas: 9
 
ASİYE :  (Ar.) Ka. 1. Sütun, direk, kolon. 2. Mersingiller, mersin ağacı tü­ründen ağaçlar. 3. İsyan eden, itaatsiz, başkaldıran, serkeş, bagi. 4. Allah´ın emirlerini yerine getirmeyen, günahkar. 5. Haydut, şaki. -Bu isim Rasulullah tarafından yasaklanmıştır. İçe
 
ASKER :  (Ar.) Er. 1. Ordu, ordu örgülüyle ilgili. Vazife yapan. 2. Ülke savunmasında istihdam edilmek üzere eğitilip donatılan kimse. 3. Rütbesiz asker, er.
 
ASKERÎ :  (Ar.) Er. - Orduya mensup. Orduyla alakalı. Askeri (Ebu Ahmed el-Hasan b. Abdullah el): Zamanının ünlü alimlerdendir (903-993). Ebu Davud esSicistani´nin talebesiydi.
 
AŞKIN :  (Tür.) 1. Geçkin, aşmış olan. 2. Ölçüyü kaçıran, coşkun. 3. Fazla. 4. Sonra. 5. Benzerlerinden da­ha üstün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ASLI :  (Ar.) Ka. 1. Asıl, tek, dip, kütük, temel, esas, kaide, kural, hakikat. 2. Soy, sop, nesep. 3. Bir şeyin belli başlı kısmı, başlangıç, baş yer, sıhhat. 4. Hakiki, esaslı, halis, safi. 5. Esasen, zaten, başlıca, en ziyade, hakikaten.
 
ASLIHAN :  (a.t.i.) Ka. - Aslı ve Han kelimelerinden türetilmiş birleşik bir isimdir. Kerem ile Aslı hikayesinin kadın kahramanıdır. Güzelliğinin ya­nında saçlarının uzunluğu ve gürlü­ğünden bahsedilir.
 
ASRİ :  (Ar.) Er. - Zamana uygun, çağdaş.
 
ASUDE :  (Fars.) Ka. 1. Rahatlamış, sükuna ermiş, keder ve sıkıntıdan uzak, müsterih. 2. Sakin, sessiz.
 
ASUMAN :  (Fars.). - Gök, sema, felek. Asuman ile Zeycan hikayesinin erkek kahramanı. Doğu Anadolu´da yaygın olarak anlatılır. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ASUTAY :  (Tür.) Er. - Hırçın tay.
 
ASYA :  (Tür.) Ka. - Dünyadaki kıtaların en büyüğü.
 
ATA :  (Tür.) Er. 1. Baba. 2. Soyun geçmişte yaşamış ferdi. 3. Vermiş, veriş. Bağışlama, ihsan. 4. Yesevi tarikatında mürşid. Ata b. Ebi Rabah: Fıkıh alimi (Mekke 733). Ebu Meysere b. Ebu Hüseyin el-Fikri´nin azatlı kölesiydi. Birçok hadis rivayet etmiştir.
 
ATABEK :  (Tür.) Er. 1. Selçuklu devletinde şehzadelerin terbiyesiyle vazifeli şahıs. 2. Lala. Devlet idaresinde yetki taşıyan naip.
 
ATABEY :  (Tür.) Er. - Devlet yönetiminde bir san. Lala.
 
ATAÇ :  (Tür.) Er. - Atalardan gelen, atalarla ilgili olan.
 
ATAKAN :  (Tür.) Er. -1. Düşünmeksizin her işe sokulan adam. 2. İleri atılan.
 
ATALAY :  (Tür.) Er. - Ünlü, namlı, şöhretli. Atalay Mahmut, Türk güreşçi. Balkan, Avrupa, Dünya ve Meksika Olimpiyatları şampiyonu oldu (1968).
 
ATAMAN :  (Tür.) Er. - (bkz. "Ata"). 1. Ata kişi, başkan, önder. 2. Don kazaklarının önderlerine verilen ad.
 
ATASAGUN :  (Tür.) - Eski Türklerde hekimlere verilen isim.
 
ATAULLAH :  (Ar.) Er. - Birleşik isim. - Allah´ın bağışladığı, hediye ettiği, ihsanı, lütfü. Ataullah Efendi. (Arapzade). Osmanlı Şeyhülislamı (1719-1785) Şam, Mekke, İstanbul kadılıklarında bulundu.
 
ATAY :  (Tür.) Er. - Bilinen, tanınmış.
 
ATIF :  (Ar.) Er. 1. Çevirme, meylettirme, imale. 2. Yükletme, birinin işi veya sözü olduğunu iddia etme, hami, isnad. 3. Yüzünü çeviren, meyleden, mail, müteveccih. 4.Merhamet sahibi, şefkatli, acıyan. 5. Beğenen. Atıf Efendi (Mehmet Kuyucaklı. (-İst. 1847). Os
 
ATIFET :  (Ar.) Ka. 1. Birine iyi niyet ve sevgi ile yönelme, teveccüh, meyi. 2. Karşılık beklemeden gösterilen sevgi, ihsan.
 
ATİK :  (Ar.) Er. 1. Sırtın üst kısmı. 2. Berrak, saf, karışmamış, kıymetli. 3. Eski, kadim, kühen, dirin. 4. Azatlı, hür. 5. Güzel genç kız. 6. Çok hareketli, çevik, hızlı hareket eden. 7. Asil. 8. Hz. Ebubekir´in lakabı. Peygamber (s.a.s)´in "Sen ateşten kurtul
 
ATİKE :  (Ar.) Ka. - (bkz. Atik). Atike: Kureyş kabilesinden Zeyd b. Amr´ın kızıdır. Hicretten önce İslamiyeti kabul etmiştir. Medine´ye hicret edenler arasındadır. Hz. Ebubekir´in oğlu ile evlenmiştir. Abdullah, Taif te şehid olunca Hz. Ömer´le O şehid edilince
 
ATIL :  (Tür.) Er. - Girişken ol, ilerlemek için çaba göster.
 
ATILAY :  (Tür.) Er. 1. Ünlü, namlı, şöhretli. 2. Atilla´dan sonra tahta geçen ünlü hükümdar.
 
ATILGAN :  (Tür.) Er. 1. Karşısına çıkabilecek engellerden ve tehlikeler­den korkmadan her zaman ileriye atılan. 2. Karşı çıkan, çekinmesi olmayan, cüretkar. 3. Hevesli.
 
ATİYE :  (Ar.) Ka. 1. Bağış, bahşiş, ihsan. Hediye. 2. Gelecek, istikbal.
 
ATKIN :  (Tür.) Er. - Atılmış. Kumaş dokumada kullanılan tabir.
 
ATLAN :  (Tür.) Er. - Ata bin.
 
ATLAS :  (Tür.) Er. 1. Üstü ipek, altı pamuk kumaş, diba. 2. Düz, havasız, tüysüz. 3. Büyük harita. 4. Atlas okyanusu. 5. Kuzey Afrika´da Fas, Cezayir´i geçerek Tunus Körfezi´ne kadar uzanan sıradağlara verilen ad.
 
ATLIHAN :  (Tür.) Er. - Ata binmiş süvari. - Birleşik isim. Atlıhan: Alınca Hanın oğlu. Tatar´ın kutsal göbek soyundan sekizinci kuşak.
 
ATSAN :  (Ar.) Ka. - Susuz, susamış, teşne.
 
ATTAB :  (Ar.). - Yumuşak huylu. Sertlik yanlısı olmayan. Uyumlu. Attab b. Esid. Sahabeden. Mekke valiliği yapmıştır. Rasulullah tarafından atanmıştır.
 
ATTAR :  (Ar.) Er. 1. Güzel kokulu bitki özleri, yağlan vb. satan, güzel koku ticareti yapan kimse. 2. İlaç maddeleri vb. şeyler satan adam. 3. Mahalle aralarında bazı baharatlar ile iğne, iplik vb. satan dükkan sahibi. Attar: Meşhur İranlı şair.
 
ATUF :  (Ar.) Er. - Birine sevgisi olan, sevgi duyan. Allah´a karşı sevgi duyan.
 
ATUFET :  (Ar.) Ka. - Şefkat, merhamet.
 
ATYEB :  (Ar.) Ka. - Çok güzel, pek güzel.
 
AVCI :  (Tür.) Er. l. Avlanan, av spo­ru yapan kişi. 2. Bir şeyi elde etmeye uğraşan. 3. Osmanlı sarayında şikariler diye adlandınlan askeri grup.
 
AVFİ :  (Ar.) Er. Arap düşünür (Basra- ? ) İhvanu´s-Safa denilen İslam felsefe akımının kurucularından biri.
 
AVNİ :  (Ar.) Er. 1. Yardımla ilgili, yardıma ait. 2. Fatih Sultan Mehmed´in şiirde kullandığı mahlas.
 
AVNİYE :  (Ar.) Ka. 1. Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. 2. Yardım etmiş. Yardımla ilgili.
 
AVNULLAH :  (Ar.) Er. Allah´ın yardımı. - Birleşik isim.
 
AVŞAR :  (Tür.) Ka. - Oğuzların önemli bir kolu. Büyük Selçuklu Devleti´nin kurulması ve yakındoğunun Türkleşmesinde büyük rol oynamışlardır.
 
AVVAD :  (Ar.) Er. - Ud çalan, udçu. Avvad (Tevfik Yusuf): Lübnanlı yazar, gazeteci. Diplomat.
 
AY :  (Tür.) Er. 1. Yılın on iki bölümünden biri. 2. Dört hafta, 29-30, 31 günden oluşan zaman dilimi. 3. Kut­sal kitapta adı geçen kent. Kudüs´ün kuzeyi. 4. Dünyanın uydusu. Ay: Mı­sır kralı. Amarnada memurdu. Genç kral Tutank Hamon´un danışmanı oldu. Daha so
 
AYABA :  (Tür.) Er. - Muhammed Tapar´ın oğlu. Büyük Selçuklu Sultanı Sancar´ı Oğuzların elinden tutsaklık­tan kurtarıp tahtına oturttu. Selçuklu­ları istila etmek isteyen Harizm Şah­lan uzun süre engelledi.
 
AYALP :  (Tür.) Er. - Ay kadar parlak ve güzel, yiğit.
 
AYANA :  (Tür.) Er.-Saygı.
 
AYANFER :  (Ar.) Ka. - Gözün ışığı, nuru.
 
AYANOĞLU :  (Ar.) Er. - Ayan: Açık, belirli. Ayan´ın oğlu.
 
AYAS :  (Ar.) 1. Dolunay, mehtap. 2. İskenderun Körfczi´nin batı kıyısında Ceyhan nehrinin ağzının vücuda ge­tirdiği Yumurtalık limanı veya Ayaş koyunun kuzeydoğu kenarında, Ada­na ilinin Yumurtalık ilçesinin idare merkezidir. Ayaş Paşa: Osmanlı sad­razamlarında
 
AYAYDIN :  (Tür.) Er. - Ay ışığı, aydınlığı.
 
AYAZ :  (Tür.) Er. - Soğuk ve Durgun hava. Dondurucu soğuk. Ayaz: Selçuklu emin (Öl. 1105).
 
AYBAR :  (Tür.) Er. 1. Gösterişli, heybetli, görkemli. 2. Korku veren.
 
AYBEG :  (Tür.) Er. -Ay gibi temiz ve aydın yönetici, ileri gelen, bey. Abeg Kutbeddin (Öl. 1210): Delhi Memlükler Devleti´nin kurucusu. İslam´ın Ortaasya´da yayılmasında bü­yük başarılar gösteren, Gazne sultanı Muiziddin´le birlikte savaşıp onun ölümüyle Delhi s
 
AYBEK :  (Fars.) - Put, sanem. - İsim olarak kullanılmaz.
 
AYBEN :  (Tür.) Ka. - Ay benizli.
 
AYBER :  (Tür.) - Ay meyvası. - Er­kek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYBERK: :  (Tür.) Er. 1. Sağlam ay, sağlam kişilik. 2. Şimşek, ay´ın şimşek gibi parlaklığı. 3. Yaprak, ay yaprağı.
 
AYBİGE :  (Tür.) - Büyük ay, dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYBİKEN :  (Tür.) Ka. - Eski Türk hükümdarlarından birinin hanımının ismi.
 
AYCA :  (Tür.) Ka. - Ay gibi güzel, ışıklı, parlak.
 
AYÇA :  (Tür.) Ka. 1. Ayın yeni doğduğu günlerdeki şekli, yeni ay, hilal. 2. Cami kubbelerine ve minare külahlarına konulan hilal şeklindeki süs. 3. Ay kadar güzel, aydınlık.
 
AYÇAN :  (Tür.) Ka. - Ay gibi parlak güzel ve sevimli.
 
AYÇETİN :  (Tür.) Er. - Zor, güç ay.
 
AYCİHAN :  (a.f.i.) - Cihanı aydınla­tan ışık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYÇIL :  (Tür.) Ka. 1. Işık saçan, sürekli parlaklık veren ay. 2. Ay gibi.
 
AYDAN :  (Tür.) Ka. - Ay´a dahil olan. Ay gibi.
 
AYDANUR :  (Tür.) Ka. - Ay´ın ışığı, aydan yayılan ışık.
 
AYDEMİR :  (Tür.) Er. - Marangozların kullandığı kavisli bir keser çeşidi.
 
AYDERUSİ :  (Ar.) Er. - Güney Arabistan´ın eski ve tanınmış bir derviş ailesinden olup (1722-1778) yılları arasında yaşamış, Hindistan, Mısır, Taif, Suriye ve İstanbul´a ziyaretler yapmıştır.
 
AYDİLEK :  (Tür.) Ka. - Ay ve dilek isimlerinden oluşmuş birleşik isim. -Ay´a ait arzu, istek.
 
AYDIN :  (Tür.) 1. Aylı gece, mukmin. 2. Aydınlık, ışıklı, parlak, ruşen, ziyadar, münevver. 3. Açık, belli, ortada, vazıh, aşikar, bahir. 4. Kutlu, uğurlu, mübarek, mesut. 5. Okumuş, kültürlü ileri fikirli, münevver. Kılıçarslanın hanımının ismidir. Erkek ve kad
 
AYDINALP :  (Tür.) Er. - Münevver, bilgili, yiğit, kahraman kişi. Konya Selçuklulan´ndan ünlü bir komutan.
 
AYDİNÇ :  (Tür.) Er. - Cesur, aydın.
 
AYDINTAN :  (Tür.) Er. - Şafak vakti.
 
AYDOĞDU :  (Tür.) Ka. - Doğmakta olan ay. Ay doğdu Bey. Ertuğrul Gazi´nin oğlu veya torunu (1302).
 
AYDOLUN :  (Tür.) Er. - Dolunay, mehtap.
 
AYETULLAH :  (Ar.) Er. 1. Allah´ın ayetleri. 2. Özellikle Şii mollalarının kullandığı isimlerdendir. Allah´ın göndrermiş olduğu yasalar ve emirler. 3. Mucizeler, hikmetler. 4. İz, nişan.
 
AYFER :  (t.f.i.) Ka. 1. Ayyüzlü, ay gibi güzel, parlak ışık saçan. 2. Şan, haşmet sahibi.
 
AYGEN :  (Tür.) Ka. 1. Dost, arkadaş. 2. Sevgili, yar. 3. Temiz yaratılıştı.
 
AYGÜL :  (Tür.) Ka. - Ay´ın gülü.
 
AYGÜN :  (Tür.) Ka. - Gösterişli, ay ve güneş kadar güzel anlamında.
 
AYGUT :  (Tür.) Er. - Karşılık, müka­fat.
 
AYGUTALP :  (Tür.) Er. - (bkz. Aygut). Aygutalp: (XIV. yy.) Türk ko­mutan. Osman Gazi´nin silah arkadaşı. İlk Türk denizcisi İmralı fatihi Kara Ali´nin babası. Yıldırım Bayezid´le birlikte Timur´a esir düşen Timurtaş Paşa´nın dedesi.
 
AYHAN :  (Tür.) Er. - Ay sahibi, ay hakimi. Oğuz Kağan Destanı´na göre, Oğuz´un altı oğlundan biri. Efsanede bahsedilen, Oğuz´un ışıktan doğan karısından olan 3 oğlundan biri. Ayhan´ın 4 oğlu 24 Oğuz boyunun 4´ünü oluşturur. Bunlar Bozoklu soyudur.
 
AYHATUN :  (Tür.) Ka. - Ay yüzlü kadın. Ay ve hatun kelimelerinden birleşik isim.
 
AYİLKİN :  (Tür.) Ka. - İlk çocuklara takılan isim.
 
AYKAÇ :  (Tür.) Er. 1. Söyleyen, konuşan. 2. Akıl veren. 3. Ozan, şair.
 
AYKAN :  (Tür.) Er. - Soylu, asil, temiz kişi.
 
AYKE :  (Ar.) Ka. - Sık koruluk.
 
AYKUT :  (Tür.) Er. 1. Kutlu, uğurlu ay. 2. Karşılık, mükafat.
 
AYKUTALP :  (Tür.) Er. - Mükafat veren kahraman, iyi karşılık veren bahadır.
 
AYLA :  (Tür.) Ka. - Ay´ın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen halka, ayla. Beyaz ışık. (bkz. Hale).
 
AYLİN :  (Tür.) Ka. - Ay´a ait.
 
AYMAN :  (Tür.) Er. - Ay gibi güzel, ışıklı kimse.
 
AYNAMELEK :  (t.a.i.) Ka. - Melek gibi, melek görünüşlü kadın.
 
AYNDİLGE :  (a.t..i.) - Pınar, su, kaynak. - Antakya-Halep arasında, Suriye sınırına çok yakın bir yerde bulunan kaynak su. Tarihte bu kaynak dolayısıyla önemli yerleşim bölgesi olmuştur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYNİ :  (Ar.) Er. 1. Ayn´a ait. 2. Pınar, kaynak, göz. 3. Karşılığı mal olarak ödenmiş. el-Ayni, (1360-1451) yıllan arasında yaşamış İslâm âlimi.
 
AYNIHAYAT :  (Ar.) Ka. ? Hayatın gözü, hayat pınarı.
 
AYNŞEMS :  (Ar.) 1. Güneş kaynağı. 2. Mısır´da bir kasaba. 3. Bir cins değerli taş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYNÜDDEVLE :  (Ar.) Er. - 1. Devletin gözü. 2. Devletin kaynağı. Aynüddevle (Öl. 1152). Danişmendli hükümdar. Melikşah´ın oğlu.
 
AYNUR :  (t.a.i.) Ka. - Ay ışığı.
 
AYPARE :  (f.t.b.i.) Ka. - Ay parçası.
 
AYPERİ :  (t.f.i.) Ka. - Ay yüzlü güzel, dilber.
 
AYRAL :  (Tür.) - Benzerlerinden farklı olan, kendine özgü, değişik. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYSAL :  (Tür.) - Ay gibi, ay´a benzeyen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYSAN :  (Tür.) - Ay gibi, ay yüzlü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYŞAN :  (Tür.) - Ay gibi şanlı, görkemli, parlak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYŞE :  (Ar.) Ka. - Yaşayan. Rahat yaşayan.
 
AYSEL :  (Tür.) Ka. 1. Bol ışık saçan, ay. 2. Ay´ın en parlak zamanında doğan.
 
AYSEMA :  (t.a..i.) Ka. - Ay gözlü.
 
AYŞEN :  (Tür.) Ka. - Neşeli ay, gülen ay.
 
AYSEN :  (Tür.) Ka. - Ay gibi güzel. Parlak ve nurlu.
 
AYŞENUR :  (Ar.) Ka. - Nurlu, ışıltılı hayat.
 
AYSEV :  (Tür.) - Ay gibi sevgili. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYŞIL :  (Tür.) Ka. - Ay gibi ışıl ışıl. - Ay ve şıl kelimelerinden birleşik isim.
 
AYŞİRİN :  (Tür.) Ka. - Sevimli ay, ay gibi sevimli. Şirin.
 
AYSU :  (Tür.) Ka. - Su gibi berrak ay.
 
AYSUDA :  (Tür.) Ka. - Suya yansıyan ay.
 
AYŞULE :  (t.a.i.) Ka. 1. Ay kıvılcımı. 2. Ay ışığı.
 
AYSUN :  (Tür.) Ka. - Ay gibi ışıltılı ve güzelsin anlamında.
 
AYTAÇ :  (Tür.) Er. - Başa takılan ay şeklinde taç.
 
AYTEK :  (Tür.) Er. - Ay gibi
 
AYTEKİN :  (Tür.) Er. - Ay şehzadesi, ay prensi.
 
AYTEN :  (Tür.) Ka. 1. Ay yüzlü. 2. Teni beyaz ve parlak olan. 3. Güzel vücutlu.
 
AYTOLUN :  (Tür.) Er. 1. Dolunay. 2. Ay´ın ondördü gibi güzel.
 
AYTUĞ :  (Tür.) Er. 1. Mızrağın ucu­na yapılmış ayın üstüne yapılan tüy. 2. Tuğ, tüy, fars gibi.
 
AYTÜL :  (Tür.) Ka. - Ay ve tül kelimelerinden oluşan birleşik isimlerden. - Son zamanlarda yapılmış, uydurma bir isimdir.
 
AYTÜN :  (Tür.) Er. - Ay ve gece.
 
AYTUNA :  (Tür.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır, (bkz. Tuna).
 
AYVAZ :  (Ar.) Er. 1. Arapça ivaz kelimesinin bozulmuş şekli. 2. Eskiden kibar konaklarda yemek servisi yapan ve sokak işlerinde kullanılan Vanlı Ermenilere verilen ad. Ermeni uşak. 3. Karagöz perdesinin belli başlı tiplerinden biri. 4. Köroğlu destanında bir kah
 
AYYÜKSEL :  (Tür.) Ka. - Yükselen ay.
 
AYZER :  (l.a.i.) 1. Altın renginde ay. 2. Ay´ın altın rengini aldığı an. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AZAD :  (Fars.) Er. l. Hür, serbest. 2. Kimseye bağımlı olmayan. 3. Kurtul­muş. 4. Müberra. 5. Zarif, nazik.
 
AZAM :  (Ar.) Er. - En büyük, daha büyük, ulu. İmam-ı Azam Ebu Hanife: Hanefi mezhebinin kurucusu. Büyük alim ve müctehid.
 
AZAMET :  (Ar.) Er. - Büyüklük, ululuk.
 
AZER :  (Fars.- İbr.) Er. - Ateş. İbrahim (a.s.)´in babası olduğu söylenir.
 
AZİM :  (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu, cesim, iri, muhteşem. 2. Kuvvetli, şiddetli, derecesi yüksek. 3. Ehemmiyetli, mühim, müthiş.
 
AZİME :  (Ar.) Ka. 1. Kesin kararlılık, niyet, sebat. 2. Cin, yılan ve benzeri şeylerin şerrinden kurtulmak için okunan dua. 3. Büyük iş, büyük günah, büyük bela.
 
AZİMET :  (Ar.) Ka. 1. Kuvvetli bir iradeye dayanan karar, yemin anlamına gelmektedir. 2. Herhangi bir kolaylığa başvurmaksızın bütün güçlüklerin irade gücüyle yenilerek yapılması gerekli olan dini vecibeler.
 
 (Ar.) Er. 1. Muhterem, sayın. 2. Sevgili. 3. Veli, evliya, ermiş. 4. Az bulunur. 5. Allah´ın izzetli kıldığ
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #2 : 24 Nisan 2010, 09:12 »


BABA :  (Tür.) Er. 1. Kendi dölünden çocuğu olan erkek. 2. Birinci dereceden erkek akraba. 3. Koruyucu, velinimet. 4. Saygı ifadesi olarak yaşlılara verilen unvan. 5. Ecdad, Ata. 6. Tekke büyüğü. 7. Zencilerde görülen saraya benzer bir hastalık. - Baba Oruç. Oru
 
BABÜR :  (Tür.) Er. 1. Böbürlenme. 2. Hükümdar. - Babürşah. Zahirettin Muhammed (1483-1530). Hindistan´daki Türk-Hint İmparatorluğu´nu kuran kişi.
 
BADE :  (Fars.) Ka. - Şarap, içki. İsim olarak kullanılmaz.
 
BADEM :  (Fars.) Ka. 1. Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç. 2. Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi.
 
BADİ :  (Fars.) Er. 1. Rüzgara veya havaya ait. 2. Geçici. Badi Ahmed (1839-1908). Türk yazar ve şair.
 
BADİYE :  (Ar.) Ka. - Çöl, kır.
 
BAĞATUR :  (Tür.) Er. - Cesur yiğit.
 
BAĞDAGÜL :  (Tür.) Ka. - Değeri ölçülemeyen gül.
 
BAĞDAŞ :  (Tür.) Er. - Yakın arkadaş, dost.
 
BAĞDAT :  (Ar.) Ka. - İrak´ın başkenti olan tarihsel kent. Bağdat Hatun: (XIV. yy.) Emir Coban´ın güzelliğiyle ünlü kızı. İlhanlılar devletinin son hükümdarı Ebu Said Bahadır Han ile evlenmiştir. Bahadır Han´ın ölümünden sorumlu tutularak Arpa Han tarafından öldür
 
BAĞIŞ :  (Tür.) 1. Bağışlanan şey, ihsan. 2. Sıçrayış, atlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAĞLAM :  (Tür.) 1. Cinsleri ayrı ya da birbirlerine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, deste. 2. Bir koşuttaki dörtlüklerin herbiri. 3. Herhangi bir olayda, olaylar durumlar ilişkiler örgüsü ya da bağlantısı. 4. Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen
 
BAHA :  (Ar.) Er. 1. Güzellik, zariflik. 2. Parıltı. 3. Alışma, dadanma. - Bahailik mezhebinin kurucusu.
 
BAHADDİN :  (Ar.) Er. - Dinin güzelligi. Dinin değerlisi.
 
BAHADIR :  (Fars.) Er. - Cesur, yiğit, bağatur. Timur soyundan Hindistan´da hükümdarlık yapmış Türk lider.
 
BAHAMRA :  (Ar.) - Irak´ta bir yer. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAHAR :  (Fars.) Ka. 1. Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart´la Haziran arası, ilkyaz. 2. Güzellik, güzel. 3. Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4. Put, çelipa, sanem. 5. Atılmış pamuk. 6. Ölçek. 7. Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.
 
BAHAULLAH :  (Ar.)Er. - Allah katında değer ve kıymet sahibi.
 
BAHİR :  (Ar.) Er. 1. Deniz, derya. 2. Yalancı, ahmak, alık. 3. Ekin sulayıcı, sulayan. 4. Belli, besbelli, açık, apaçık. 5. Işıklı, parlak, güzel. Bahir (Abdurrahman) İst. 1688-1746). Osmanlı dönemi kadılarından. Şair, bestekar.
 
BAHİRA :  (Ar.) Ka. 1. Kulağı yarık dişi deve veya koyun. Hayvan yavru doğurduğunda veya 5 yavru dişi olduğu zaman hayvanın kulağı kesilerek belirtilirdi. - Kur´an-ı Kerim, bu adetleri kaldırmıştır.
 
BAHİRE :  (Ar.) Ka. 1. Işıklı, parlak, güzel. 2. Dikenli ağaç. 3. Açık, apaçık. 4. Çok koşan cins deve. 5. Vapur.
 
BAHİSE :  (Ar.) Ka. - Söz eden, bahseden.
 
BAHİT :  (Ar.) Er. - Bahtı açık şanslı.
 
BAHRA :  (Ar.) Er. - Timur devletinin güney sınırını koruyan eski bir sınır kalesi.
 
BAHRİ :  (Ar.) Er. 1. Denize ait denize mensup, denizle ilgili. 2. Denizci, levent. 3. Tüyünden kürk olan, patkada denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği.
 
BAHRİYE :  (Ar.) Ka. 1. Donanmaya ait. 2. Libya çölünde vahalar grubu, Bahriye, Mısır´ın büyük vahalar grubunun en kuzeyinde olan aşırı verimli vahalardır. 3. Gönlü geniş, cömert vaha gibi verimli.
 
BAHTEVER :  (Tür.) Er. - Şah Avrangzeb´in gözde kadınlarından biri.
 
BAHTI :  (Ar.) Er. 1. Bahtla, kaderle ilgili. 2. Kimi Divan şairlerinin ortak mahlası.
 
BAHTINUR :  (Ar.) Ka. - Talihli, şanslı, yazgısı parlak.
 
BAHTİŞEN :  (a.f.i.) Ka. - Talihi, kaderi, kısmeti şen. (bkz. İkbal).
 
BAHTİSER :  (a.f.i.) Ka. - Talihli, şanslı, iyi yazgılı. İşleri başından beri iyi giden.
 
BAHTİYAR :  (a.f.i.). 1. Bahtlı, talihli. 2. Mesud, mutlu. Bahtiyar (Ebu Mansur) (942-978). Büveyhilerin hükümdarlarından biri.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAKANAY :  (Tür.). ? Gökyüzünde duran ay, açık seçik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAKİ :  (Ar.) Er. 1. Allah´ın isimlerindendir. Genellikle "abd" takısı alarak kullanılır. Kalıcı, sürekli, devamlı. Varlığının sonu olmayan. Ölümsüz. 2. Artan, kalan, geriye kalan. 3. Korunmuş. Baki: - Ünlü Türk şairlerinden olup asıl adı Abdül­baki Mahmud´dur.
 
BAKİNAZ :  (Fars.) Ka. - Sürekli nazlanan, çok nazlı.
 
BAKIR :  (Fars.) Er. l. İnceleyen, tetkik edip açıklayan. 2. Arslan. 3. Hz. Hüseyin´in Zeyne´l-Abidin´den torununun adı.
 
BAKİYE :  (Ar.) Ka. - Ağlayan kadın. Hüzünlü kadın.
 
BAKİYE :  (Ar.) Ka. - Şehvetli kadın. İsim olarak kullanılmaması uygundur.
 
BAKYAZI :  (Tür.). - Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BALA :  (Tür.) Er. 1. Çocuk yavru. 2. Yüksek, yüce, yukarı 3. Azat. 4. Yedek atı.
 
BALABAN :  (Tür.) Er. 1. Çocuk bekçisi. 2. Gürbüz canlı, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gıyasu´d-Din Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek tarafından İltutmuş´dan sonraki en büyük hükümdar.
 
BALAHATUN :  (Tür.) Ka. - Üstün, asil kanlı. Değerli soy mensubu. Balahatun: Şeyh Edebali´nin kızı ve Osman beyin karısı.
 
BALAMİR :  (Tür.) Er. - Eski bir Türk kağanı. (IV. yy.) Alanları ve Ostrogotları yenerek batıya sürdü.
 
BALDAN :  (Tür.) Ka. - Bal gibi tatlı, şirin, hoş.
 
BALDEMİR :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, şirin.
 
BALER :  (Tür.) Er. - Tatlı dilli, cana yakın kimse.
 
BALGIN :  (Tür.) Ka. 1. Bal´a doymuş. 2. Çok tatlı, bal gibi.
 
BALHAN :  (Tür.) Ka. - Hazar denizi sahilinde Anuderyanın eski yatağının denize vardığı yerde bir dağ silsilesi.
 
BALİ :  (Ar.) Er. - Eski, koca, köhne.
 
BALİBEY :  (a.t.i.) Er. - Osmanlı beylerinden. Bosna beyi olarak Kanuni´nin Belgrad Seferine katıldı. Mohaç savaşında (1526) düşmanı iki yandan çevirerek zaferin kazanılmasında büyük payı oldu.
 
BALIM :  (Tür.). 1. Kardeş. 2. Çok sevgili, samimi arkadaş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BALİSOY :  (a.t.i.) Er. - Eski, köklü soydan gelen.
 
BALK :  (Tür.) Er. - Şimşek.
 
BALKAN :  (Tür.) Er. 1. Sarp ve ormanlık sıradağları. 2. Avrupa´nın güneydoğu bölgesine verilen isim. Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk ve Romanya´yı içerir.
 
BALKAR :  (Tür.) Er. 1. Kuzey Kafkasya´da yaşayan bir Türk boyu. Kıpçaklann bir kolu. 2. Bu boya mensup kişi.
 
BALKI :  (Tür). 1. Parıltı, ışık. 2. Güzel parlak, süslü. 3. Şimşek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BALKIR :  (Tür.) Er. - Parıltı, ışık, şimşek. Balkır Rıza: (Öl. 1945). Türk Karagöz oyunu ustası.
 
BALKIZ :  (Tür.) Ka. - Şirin, tatlı, hoş. Belkıs adının örfte söylenişi.
 
BANGU :  (Tür.) Er. 1. Haykırış, bağırış. 2. Gökgürültüsü, yankı.
 
BANU :  (Fars.) Ka. 1. Kadın hatun, hanım. 2. Kraliçe, prenses. 3. Gelin. 4. Şarap ve gül suyu gibi şeylerin şişesi. 5. Yusuf ve Zeliha öyküsünün kadın kahramanı. - Banu Hanım (Cevheriye Banu). Türk halk şairi. (1864-1914 Çankırı). Kadiri tarikatı bağlılarından.
 
BARAK :  (Tür.) Er. - Oğuzların Bayat boyuna mensup bir oymak. Gaziantep, Kilis ve Nizip çevresinde yaşarlar. - Barak Han: Çağatay hükümdarı (1266-1271).
 
BARAN :  (Fars.) Ka. 1. Yağmur. Mevsim-i Baran, yağmur mevsimi.
 
BARAY :  (Tür.) Er. - Ezeli, öncesi olmayan, öncesiz.
 
BARBAROS :  (İtal.) Er. Kırmızı sakal. Baba-Oruç. Türk denizci kaptan-ı derya. Oruç Gazi´nin İtalyanlarca meşhur olan ismi. Kanuni döneminde yaşayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmekte.
 
BARÇIN :  (Tür.) Ka. - Bir tür ipekli kumaş.
 
BARIK :  (Tür.) Er. 1. Sivri tepeler arasındaki uçurum, yüksek kayalıklardaki çatlaklıklar. 2. Yeşillik, çayırlık yer.
 
BARİK :  (Ar.) Er. 1. Parıldayan. 2. Nazik, dakik, ince. Fikr-i Barik İnce düşünce.
 
BARİKA :  (Ar.) Ka. - Şimşek, yıldırım parıltısı.
 
BARIKHAN :  (Tür.) Er. - (bkz. Barık).
 
BARIM :  (Tür.) Er. - Varlık, servet, zenginlik.
 
BARIN :  (Tür.) Er. 1. Bütün, hep. 2. Güç kuvvet. 3. Göğüs. 4. Moğol devrinde Orta Asya´da büyük beyliklerden biri.
 
BARIŞ :  (Tür.) Er. 1. Savaşsızlık durumu. 2. Savaştan sonra silah bırakma, uzlaşma sulh. 3. Dirlik, düzenlik.
 
BARKAN :  (Tür.). 1. Çöllerde rüzgarın esme yönüne dikey doğrultuda oluşan ay biçimindeki küçük kumsal külle. 2. Hareketli kumul. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BARKIN :  (Tür.) Er. - Yolculuk eden, yolcu gezgin.
 
BARLAS :  (Tür.) Er. - Kahraman, savaşçı.
 
BARS :  (Tür.) Er. l. Kaplana benzeyen yırtıcı hayvan. 2. Arı oğulu. -İsim olarak kullanılmaz. Barsbay: (el-Melikü´1-Eşref (Öl. 1438). Mısır Memluklan sultanı. Çerkez hanedanındandır.
 
BARTU :  (Tür.) Er. - En eski Türk kağanlarından biri.
 
BASAK :  (Tür.) Er. - Sağlam, dayanıklı.
 
BAŞAK :  (Tür.) Ka. 1. Tahıl tanelerini taşıyan kısım, sünbüle: Buğday başağı. 2. Hasattan artakalan şey. 3. Okun uç kısmındaki sivri demir.
 
BAŞAR :  (Tür.) Er. - Başarılı ol, işi sonuçlandır.
 
BAŞARMAN :  (Tür.) Er. - Yaptığı işi başarıyla sonuçlandıran.
 
BAŞAY :  (Tür.). - Birinci, ilkay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAŞBUĞ :  (Tür.) Er. - Başkumandan, hükümdar. - Eski Türklerde orduya kumanda eden hükümdar veya komutanlar..
 
BAŞEĞMEZ :  (Tür.) Er. - Buyruk altına girmeyen, kişilikli.
 
BAŞİR :  (Ar.) Er. 1. Müjdeci. 2. Güler yüzlü, mesut, mutlu.
 
BASİR :  (Ar.) Er. 1. Göz. 2. Görme. 3. Allah´ın sıfatlarından, herşeyi gören ("Abd" takısı almadan kullanılmaz).
 
BASİRET :  (Ar.) Ka. 1. Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. 2. Ön görüş, seziş.
 
BAŞKAYA :  (Tür.) Er. ? Kayaların başı, güçlü, kuvvetli.
 
BAŞKAYNAK :  (Tür.) Er. - İlk kaynak. Ana kaynak.
 
BAŞKUR :  (Tür.) Er. - Türk çadırlarının çevresindeki kanatlan örten bölümlerin üst tarafına bağlanan ve 18 cm eni olan kuşak.
 
BAŞKURT :  (Tür.) Er. - Ural dağlan bölgesinde yaşayan ve Türklerin Kıpçak kolundan olan bir boy. Asıl ismi Başkırt´tır. Ural dağlannın güneyinde yerleşiktirler
 
BAŞKUT :  (Tür.) Er. - Kutlu, talihli kimse.
 
BAŞOK :  (Tür.) Er. - Önde olan yiğit.
 
BAŞOL :  (Tür.) Er. - Başta ol, önder ol.
 
BAŞÖZ :  (Tür.) Er. - Önemli soydan gelen.
 
BASRİ :  (Ar.) Er. - Basralı, Basra şehrinde oturan. Hasan´ı Basri´ye izafeten kullanılmıştır.
 
BATI :  (Tür.) - Güneşin battığı yön ve bu yöndeki ülkeler. Erkek ve kadın adı, birleşik isim yapılarak kullanılır.
 
BATIBOY :  (Tür.) Er. - Türklerin göç sonucu batıya yerleşen oymakları.
 
BATIGÜL :  (Tür.) Ka. - Batı´da açan yetişen gül.
 
BATIR :  (Tür.) Er. - Yiğit, kahraman, bahadır.
 
BATTAL :  (Ar.) Er. 1. Cesur, kahraman. 2. Pek büyük. 3. İşe yaramaz, hantal. 4. İşsiz. Battal Gazi: Emevilerin VII. yy. Bizans´a düzenledikleri sefer ve savaşlarda ün salmış komutanı.
 
BATU :  (Tür.) Er. - Üstün gelen, gücü yeten, galip.
 
BATUHAN :  (Tür.) Er. - Altınordu devletinin kurucusu (1204-1255). Cengiz Han´ın torunu.
 
BATUR :  (Tür.) Er. - Kahraman, yiğit, cesur, bahadır.
 
BATURALP :  (Tür.) Er. - Yiğitler yiğidi.
 
BAVER :  (Fars.) Er. - Tasdik, inanma. Sağlam, pek doğru.
 
BAYAR :  (Tür.) Er. 1. Ulu, yüce saygın, soylu. 2. Ekilmemiş toprak.
 
BAYBARS :  (Tür.) Er. - Bahri Memlüklerin sultanı olup Kıpçak ülkesinde doğmuştur. Baybars (el-Melikü´l-Zahir Rüknettin). (1223 Şam - 1277). Eyyubi hanedanını ortadan kaldırıp Abbasi halifeliğinin yeniden kurulmasını sağladı.
 
BAYBAŞ :  (Tür.) Er. - Zengin, ileri gelen, saygın.
 
BAYBORA :  (Tür.) Er. - Fırtına.
 
BAYÇA :  (Tür.). - Zengin, varlıklı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAYDAK :  (Tür.) Er. - Bayrak.
 
BAYDAN :  (Tür.) Er. - Şımarık, gururlu, kendini beğenmiş.
 
BAYDAR :  (Tür.) Er. - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.
 
BAYDIR :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.
 
BAYDU :  (Tür.) Er. - İlhanlı devleti hükümdarı Hulagunun torunu. 11 ay İlhanlı devleti hükümdarı oldu.
 
BAYDUR :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, cesur.
 
BAYER :  (Tür.) Er. - Zengin, varlıklı kimse.
 
BAYEZİT :  (Ar.) Er. - Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı şehzadelerinin genel adı. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaşehir 1403). Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat´ın Gülçiçck Hatun´dan olma oğlu.
 
BAYGÜÇ :  (Tür.) Er. - Zengin ve güçlü kimse.
 
BAYINDIR :  (Tür.) Er. - İmar edilmiş, mamur.
 
BAYKAL :  (Tür.) Er. - Yaban kısrağı Orta Asya Türk ülkelerinde yaşar.
 
BAYKAM :  (Tür.) Er. - Hekim, doktor.
 
BAYKAN :  (Tür.) Er. - Bay soyundan, zengin. Baykan (XIV. yy. Kars). Türk halk şairi. Timur´un 1386´da Kars´ı Karakoyunlular´dan alması üzerine ünlü bir destan yazdı. Anadolu-Azerbaycan sahasının en eski aşığıdır.
 
BAYKARA :  (Ar.) Er. 1. Helak olma, mahvolma. 2. Böbürlene böbürlene, salınarak yürüme. 3. Malı çok olma. Baykara: Timuroğullan şehzadesi. Timur´un torunu Şeyh Ömer´in oğludur.
 
BAYKOCA :  (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.
 
BAYKUT :  (Tür.) Er. - Kutlu talihli.
 
BAYLAN :  (s.) Ka. 1. Nazlı, şımarık. 2.Bayla büyüdü bir dediği iki edilmedi.
 
BAYMAN :  (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.
 
BAYRAM :  (Tür.) Er. 1. Neşe ve sevinç günü. Dini bakımdan hususi değeri olan ve milletçe kutlamalar yapılan gün veya günler.
 
BAYRI :  (Tür.) Er. - Çok eski zamanlarda var olmuş, eskiden beri var olan.
 
BAYSAL :  (Tür.) Er. - Soylu, ünlü kişi.
 
BAYSAN :  (Tür.) Er. - Zengin, tanınmış.
 
BAYSUNGUR :  (Tür.) Er. - Akkoyunlu hükümdarlarından. Gıyase´d-Din Baysungur. Timur´un torunu ve Şahruh Mirzanın oğlu. Büyük bir hattattır ve resim ve sanatın koruyucusu olarak tanınmıştır.
 
BAYTAL :  (Tür.) Er. 1. Kısrak. 2. Bayır, yokuş.
 
BAYTEKİN :  (Tür.) Er. - (bkz. Baytal).
 
BEDAHŞAN :  (Fars.). - Amu-derya´nın kaynağı olan Perc´in yukarı mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BEDAYİ :  (Ar.) Er. - Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyler.
 
BEDEL :  (Ar.). 1. Değer, kıymet. 2. Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BEDİ :  (Ar.) Er. 1. Bir şeyi örneği olmadığı halde meydana getiren. 2. Yoktan vareden. Allah´ın 99 isminden birisidir. 3. Söz estetiği, halin muktezasına uyan delilleri açık şekilde belirtme ve sözü güzelleştirme yollarına ait bilgiler toplamı. 4. Güzel, güzell
 
BEDİA :  (Ar.) Ka. 1. Yüksek estetik değerde, sanat eseri. 2. Beğenilen ve takdir edilen şey. Eşi az bulunur güzellikte. 3. Ülkü, ideal.
 
BEDİD :  (Fars.) Er. - Meşhur, görünür, açık meydanda. (Hüveyda).
 
BEDİH :  (Ar.) Er. - Şan ve şerefi büyük olan.
 
BEDİHE :  (Ar.) Ka. 1. Düşünmeden, birden bire söylenen güzel söz. 2. Başlangıç.
 
BEDİHİ :  (Ar.) Er. - Besbelli, açık-apaçık.
 
BEDİR :  (Ar.) Er. - Dolunay, ondört gecelik ay.
 
BEDİRAN :  (Fars.) Ka. 1. İşleri kötü idare eden. 2. Çapkın kadın.
 
BEDİRHAN :  (Fars) Er. - İleri görüşlü, aydın lider.
 
BEDİÜZZAMAN :  (Ar.) Er. 1. Zamanın harikası. 2. Asrın mükemmel insanı. - Daha çok lakab olarak kullanılır. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Ris
 
BEDRAN :  (Fars.) Ka. 1. Sert başlı at.2. Daima. 3. Hoş latif, yakışıklı.
 
BEDREDDİN :  (Ar.) Er. 1. Din´in nuru, ışığı. 2. Dinin aydınlığı, dinde bilgelik. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
 
BEDREKE :  (Fars.) Ka. - Yol gösteren, kılavuz.
 
BEDRİ :  (Ar.) Er. 1. İçi altın dolu kese. Bedr-i Dilşan b. Mehmed b. Oruç b. Gazi b. Şeban: (XV. yy. il yarısı) Türk şairlerinden. Murat II. adına yazdığı Murat namesi ünlüdür. 2. Ayla ilgili, ayın ondördü gibi güzel.
 
BEDRİYE :  (Ar.) Ka. 1. Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay´a ait. 2. Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri.
 
BEDRULCEMAL :  (Ar.) Er. 1. Ay yüzlü. 2. Fatımi devleti vezir ve serdarlarındandır. 2 defa Şam valisi olmuştur. (1013-1094).
 
BEDRUNNİSA :  (Ar.) Ka. - Dolunay yüzlü kadın.
 
BEDÜK :  (Tür.) Er. - Büyük, yüce, gösterişli, önemli.
 
BEGÜM :  (Fars.) Ka. - Kadın hükümdar, prenses. Doğu Türk hükümdarlarının harem ve kızlarına isim olarak verilirdi.
 
BEHÇET :  (Ar.) Er. 1. Sevinç. 2. Güzellik, güleryüzlülük. 3. Şirinlik. Bu kelime Kur´an-ı Kerim´in Neml suresi 60. ayetinde geçmektedir.
 
BEHİÇ :  (Ar.) Er. - Şen, güzel, güler-yüzlü adam. Kur´an-ı Kerim´de adı geçen kelimelerdendir. - (bkz. Hac, ayet 5).
 
BEHİCE :  (Ar.) Ka. - Şen, güzel, güleryüzlü kadın.
 
BEHİRE :  (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. Soyu-sopu temiz kadın. 2. Şişmanlıktan dolayı nefes darlığı olan.
 
BEHİŞT :  (Fars.) Er. 1. Cennet. 2. Uçmak.
 
BEHİYE :  (Ar.) Ka. - Beha´dan güzel.
 
BEHLÜL :  (Ar.) Er. 1. Çok gülen, çok gülücü. 2. Hayır sahibi, çok iyi adam. 3. Bir İslam sofisi, Behlül-i Dana. Harun er-Reşid´in kardeşinin adı olup, delice hareketleriyle meşhur olmuştur.
 
BEHMAN :  (Fars.) Er. 1. Filan filanca. 2. Fars takviminde 11. ay´a ve her ayın 2. gününe delalet eder.
 
BEHMAR :  (Fars.) Er. - Çok ziyade, fazla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BEHMENYAR :  (Fars.) Er. - İbn Sina mektebine mensup ve Arapça telifleri olan filozof. (X-XI. yy.). İbn Sina´nın kitaplarını şerhetmişir.
 
BEHNAN :  (Ar.) Er. - Güleç, güler yüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam.
 
BEHNANE :  (Ar.) Ka. - Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadın.
 
BEHRA :  (Fars.) Ka. l. Onun için ondan dolayı. 2. Bir Arap kabilesi olup Hunus ovasında yerleşmişlerdir.
 
BEHRAM :  (Fars.) Er. 1. Merih yıldızı. 2. Her ayın 20. gönü. 3. Acem pehlivanlarından birinin adı. 4. İran hükümdarlarından birkaçının adı ki en meşhuru yaban eşeği avına pek düşkün olan "Behram Gûr"dür.
 
BEHRAMŞAH :  (Fars.) Er. 1. Gazne sultanı. 2. Kirman Selçukluları hükümdarı. 3. Eyyubilerin büyük şairi.
 
BEHREM :  (Ar.) Ka. - Asfur çiçeği kırmızı gül.
 
BEHZAD :  (Ar.) Er. - Ressam, minyatürcü.
 
BEKATA :  (Tür.) Er. - İleri gelen, saygın. Soylu, isim yapmış sülaleden.
 
BEKDİL :  (Tür.) Er. 1. Doğru sözlü, mert. 2. Gönlü zengin. Baygönüllü.
 
BEKİL :  (Ar.) Er. - Yakışıklı, süslü delikanlı, genç.
 
BEKİR :  (Ar.) Er. 1. Sabahları erken kalkmayı alışkanlık edinen kimse, bakir. 2. Yeni doğmuş. 3. Öncesi, İsmaili zümresine ait büyük bir Arap kabilesi.
 
BEKRİYE :  (Ar.) Er. 1. Her şeyin evveli, ilk çocuk. 2. Genç ve taze kız. 3. Dişi deve yavrusu.
 
BEKSAN :  (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, saygın. 2. Bey ünvanı taşıyan.
 
BEKTAŞ :  (Fars.) Er. 1. Akran. 2. Eş, müsavi. - Bektaşi: Hacı Bektaş Veli tarikatına mensubolan kişi, Horasan´da gelip Anadolu´ya yerleşen Hacı Bektaş Veli tarafından kurulduğu ileri sürülen tarikata mensup ilk zamanlan bilinmeyen bu tarikat, sonradan batıni bir
 
BEKTÖRE :  (Tür.) Er. - Güçlü, değişmez töreleri olan, törelerine bağlı.
 
BELAZURİ :  (Ar.) Er. - II. yy. Arap tarihçilerinin en büyüklerinden. (Ahmet b. Yahya) Belazur usaresi içmiş ve şuurunu kaybederek öldüğü için kendisine bu ad verilmiştir.
 
BELEK :  (Tür.) Er. 1. Hediye, armağan. 2. Selçukluların Dersim, Gere, Harput ve Halep emiri.
 
BELEN :  (Tür.) 1. Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık yer. 2. Akdeniz bölgesinde İskenderun´da Suriye´nin Kuzeye ulaşan büyük yolun Amanos dağlarım aştığı geçit üzerinde bulunan kasaba. - Erkek ve kadın adı ola­rak kullanılır.
 
BELGE :  (Tür.) Er. - Bir gerçeğe tanıklık eden şey.
 
BELGİN :  (Tür.) Ka. 1. Alamet, nişan, marka. 2. Tam ve kesin olarak belirlenmiş, sarih.
 
BELHİ :  (Ur.). - Belh şehrine mensup (Afganistan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BELİĞ :  (Ar.) Er. 1. Fasih ve düzgün konuşan. 2. Açık, yeterli, tam.
 
BELİK :  (Tür.) Ka. - Saç örgüsü.
 
BELİN :  (Tür.) Ka. - Gözlerini açıp baka kalmış şaşkın.
 
BELKIS :  (Ar.) Ka. - Müslümanların seba melikesine verdikleri isim. - Güneşe tapan bir kavmin kraliçesi iken Hz. Süleyman´a biat ederek kendisiyle evlenmiş ve müslüman olmuştur. Kur´an´da ismi lafzen geçmemiştir. Fakat Hz. Süleymanla arasında geçen olaylar Neml s
 
BEL´AM :  (Ar.) Er. 1. Terbiyesiz, aç gözlü, pisboğaz, obur. 2. Hz. Musa hakkında İsrailoğullarını kandırarak yalan söyleyip dünya menfaatından ötürü gerçeğe sırtını dönen, bilge olmasına rağmen küfrü tercih edip Hz. Musa´ya beddua etmesiyle tanınmış olan "Bel´am b
 
BENDE :  (Fars). 1. Bağlanmış kimse, tutsak. 2. Kul, köle. 3. Yürekten bağlı. 4. Büyük aşkla seven. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BENDER :  (Fars.) Er. - Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limanı.
 
BENGİ :  (Tür.) Er. - Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.
 
BENGİSU :  (Tür.) Ka. - Ebedilik, ölümsüzlük veren su, Ab-ı hayat.
 
BENGÜ :  (Tür.) Ka. - Ebedi, sonu olmayan.
 
BENNA :  (Ar.) Ka. - Yapı yapan, mimar, kalfa, dülger.
 
BERA :  (Ar.) Er. - 1. Fazilet. 2. Seçkin olma vasfı. 3. Olgunluk. el-Bera´ b. Azib: Ashabdandır. (Küfe-691). Bedir gazası dışında bütün savaşlara katıldı. Rey ve Kazvin´i fethetti. Kufe´de vefat etti.
 
BERAT :  (Ar.). 1. Resmi belge, imtiyaz belgesi. 2. Osmanlıda bir kimseye verilen nişan, rütbe veya toprak imtiyazını gösterir belge. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BERCA :  (Fars.). - Yerinde tam doğru ve münasip. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılabilir.
 
BERCESTE :  (Fars.) Ka. 1. Seçilmiş, beğenilmiş. 2. Güzel, hoş, latif.
 
BERÇİN :  (Fars.) Ka. - Toplayıcı.
 
BERCİS :  (Ar.) Ka. 1."Müşteri" denilen yıldız, Jüpiter gezegeni. 2. Sütü çok olan deve.
 
BEREKET :  (Ar.) Ka. 1. Bolluk. 2. Meymenet, saadet, mutluluk, Allah vergisi.
 
BEREN :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, akıllı.
 
BERFİN :  (Fars.) Ka. 1. Kardan yapılmış. 2. Tertemiz, kar gibi beyaz.
 
BERGÜZAR :  (Fars.) Ka. - Hediye, hatıra, andaç.
 
BERGÜZİN :  (Fars.) Ka. - Seçkin, beğenilmiş makbul.
 
BERHUZ :  (Fars.) Er. - Dağarcık, torba.
 
BERİ :  (Ar.) Er. 1. Salim, kurtulmuş. 2. Temiz, Arınmış.
 
BERİA :  (Ar.) Ka. - Olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan sevgili.
 
BERİD :  (Ar.) Er. 1. Haberci. 2. Eskiden müslüman devletlerde posta ve haber alma örgütünün adı.
 
BERİN :  (Fars.) Er. 1. En yüksek, çok yüce. 2. Soylu.
 
BERİRE :  (Ar.) Ka. - İnam ve ihsan sahibi. Saliha ve vazifesini yapan hanım.
 
BERK :  (Tür.) Er. 1. Sağlam, kuvvetli. 2. Katı, sert. Şiddetli. 3. Hızlı. 4. Orman. 3. Arı, şimşek, yaprak.
 
BERK YARUK :  (Tür.) Er. - Selçuklu Sultanı. (Öl. 1104). Melikşah´ın oğlu.
 
BERKA :  (Ar.). - Kuzey Afrika´da eski bir şehir. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
 
BERKAN :  (Ar.) Er. 1. Şakıma, parıldama. 2. Kıvırcık tüylü kuzu postu kürkü.
 
BERKANT :  (Tür.) Er. - Güçlü, bozulmaz, yemin.
 
BERKE :  (Tür.) Er. 1. Kama. 2. Altınordu hükümdarı. Cengiz Han´ın torunu ve Cuci´nin 3. oğludur.
 
BERKEL :  (Tür.) Er. - güçlü el.
 
BERKER :  (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kişilikli.
 
BERKİ :  (Tür.) Er. - Şimşek gibi parlak.
 
BERKİN :  (Tür.) Er. - Sağlam güçlü kuvvetli.
 
BERKKAN :  (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.
 
BERKMAN :  (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam, kişilikli.
 
BERKSAN :  (Tür.) Er. - Güçlü tanınan kimse.
 
BERKSU :  (Tür.) Er. - Soğuk ve keskin su.
 
BERKÜN :  (Tür.) Er. - Sağlam, güçlü tanınmış.
 
BERMAL :  (Fars.) Ka. - Dağ tepesi, doruk. - (bkz. Şahika, zirve).
 
BERNA :  (Fars.) - Genç delikanlı, yiğit. - Kadın ve erkek için kullanılır.
 
BERRA :  (Ar.). - Doğru sözlü, hayır işleyen kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BERRAK :  (Ar.) Ka. 1. Duru, saf, bulanık olmayan, nurlu. 2. Şimşek, parıltı. 3. Kulağa hoş gelen ses.
 
BERRAKA :  (Ar.) Ka. - Aydınlık görünüşlü güzel kadın.
 
BERRAN :  (Fars.) Ka. - Kesen, kesici, keskin.
 
BERRİN :  (Fars.) Ka. - Yüksek yüce.
 
BERŞAN :  (Fars.) Ka. - Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden kimse.
 
BERŞE :  (Tür.) Ka. - Hep, bütün, çok.
 
BERTER :  (Fars.) Er. - Üstün, yüksek nitelikli, değerli.
 
BERZALİ :  (Ar.) Er. - Ebu´l-Kasım b. Muhammed. - Arap tarihçilerinden-dir.
 
BERZEN :  (Fars.). - Yöre, mahalle, yol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BESALET :  (Ar.). - Korkusuzluk, yüreklilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BESAMET :  (Ar.) Ka. - Güleryüzlülük, şenlik.
 
BEŞAREDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin müjdesi. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
 
BEŞARET :  (Ar.) Ka. 1. Müjde, muştu, iyi haber. 2. Güler yüzlülük, gülümseme.
 
BESİM :  (Ar.) Er. - Güleryüzlü, güleç adam.
 
BEŞİR :  (Ar.) Er. 1. Müjde getiren müjdeci. 2. Güleryüzlü güleç adam. Kur´ani bir kavramdır. İnsanlara Allah´ın emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatı haber veren peygamberler ve Kur´an için kullanılmıştır.
 
BEŞİRE :  (Ar.) Ka. 1. Müjde getiren, müjdeci. 2. Güleryüzlü, güleç hanım
 
BESTE :  (Fars.) Ka. 1. Kapalı, bağlı, bitiştirilmiş bağlanmış. 2. Müzikte, şarkının makam ve ahengi.
 
BEŞUŞ :  (Ar.) Ka. 1. Okşadıkça süt veren deve. 2. Araplarca çok meşhur ve meş´um bir kadın.
 
BETİK :  (Tür.) Er. - Yazılı olan şey, yazılmış yapıt.
 
BETİM :  (Tür.). 1. Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açık bir biçimde, söz ya da yazıyla anlatma, tasvir. 2. Herhangi bir şeyin resmi ya da heykeli.
 
BETÜL :  (Ar.) Ka. 1. Bakire. 2. Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3. Ayrı kök salan fidan. 4. Hz. Meryem´in lakabı. 5. Hz. Muhammed (s.a.s)´in kızı Hz. Fatıma´nın lakabı.
 
BEYAN :  (Ar.). 1. Bildirme, söyleme, açıklama. 2. Belagat ilimlerinden ikincisi. 3. Belli apaçık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BEYATİ :  (Ar.) Er. 1. Gece uyuma, gece iş görme, geceyi işiyle geçirme. 2. Türk müziğinin en eski makamlarından olup, hala kullanılmakta olan bir makamdır.
 
BEYAZ :  (Ar.) Ka. 1. Ak, en açık renk. 2. Aydınlık. 3. Deri rengine göre bir insan ırkı. 4. Yumurta akı. -Mahalli yerlerde kadın adı olarak kullanılmakladır.
 
BEYAZIT :  (Ar.) Er. - Ebu Yezid, Yezid´in babası, kısaltılmıştır. - Arapça´dan Türkçeleşmiş.
 
BEYBOLAT :  : (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü, saygın kimse.
 
BEYDA :  (Ar.) Ka. 1. Tehlikeli yer. 2. Sahra, çöl. 3. Mekke ile Medine arasında düz bir yer.
 
BEYHAK :  (Ar.) Er. - Horasan´ın Nişabur eyaletinde bir bölge.
 
BEYHAKİ :  (Ar.) Er. - el-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Şafii fakihlerindendir.
 
BEYHAN :  (Tür.) Ka. - Hükümdarların üstünü. Seçkin han. Beyhan Sultan: Mustafa III. kızı.
 
BEYREK :  (Tür.) Er. 1. Çok nazik, efendi, bey. 2. Hüzünlü.
 
BEYSUN :  (Tür.) Ka. - Nazik insan.
 
BEYTİYE :  (Ar.) Ka. - Eve ait, evle ilgili.
 
BEYTÖRE :  (Tür.) Er. - Baş adet, adetleri yerine getiren.
 
BEYZA :  (Ar.) Ka. 1. Daha ak, çok beyaz. 2. Günahtan kaçınmış. Günahla kirlenmemiş.
 
BEYZADE :  (Tür.) Er. 1. Beyoğlu. 2. Soylu kimse. - Farsça´dan birleşik isim olarak Türkçeleştirilmiştir.
 
BEYZAVİ :  (Ar.) Er. - Beyzavi (Abdullah b. Ömer). İran´da yaşamış Tefsir ve Kelam alimi. Şafii mezhebindendir. Tefsirin yanında fıkıh usulü, kelam ve irab hakkında eserler vermiştir.
 
BEZEN :  (Tür.) Ka. - Süs, benek, zinet.
 
BEZMİ ALEM :  (Ar.) Ka. - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid´in annesi.
 
BİCAN :  (Fars.) Er. 1. Cansız, ruhsuz. 2. Canını esirgemeyen, şehit.
 
BİDAYET :  (Ar.) Ka. - Başlama, başlangıç.
 
BİDİL :  (Tür.) Er. - Hindistan´da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.
 
BİGE :  (Tür.) Ka. - Evlenmemiş, çouğu olmamış.
 
BİHRUZ :  (Fars.) Ka. - İyi gün, güzel gün anlamında. Bihruze Hatun: Şah İsmail´in zevcesi. Çaldıran´da yenilip her şeyini bırakan Şah İsmail´in zevcesi.
 
BİHTER :  (Fars.) Ka. - Pek iyi, daha iyi.
 
BİHTERİN :  (Fars.) Ka. - En iyi, pek iyi.
 
BİKE :  (Tür.). - Benzersiz, eşsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİLAD :  (Ar.) Er. - Şehirler bölge, eyalet, memleket isimlerini ifade için terkiplerde kullanılır.
 
BİLAL :  (Ar.) Er. - Su gibi ıslatan, ıslatış, ıslaklık. Bilal b. Raba: İslamın ilk müezzini, Habeş asıllı olup İslamı köle olarak ilk kabul edenlerden birisidir.
 
BİLAN :  (Tür.) Er. - Süslü ve işlemeli kılıç kemeri.
 
BİLAY :  (Tür.). - Ay gibi asil ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİLDAR :  (Fars.) Er. 1. Bel, belleyen, yer kıran, kürek çeken. 2. İstihkam neferi.
 
BİLEK :  (Tür.) Er. - Güç, kuvvet.
 
BİLEN :  (Tür.) Er. - Bilgili, görgülü, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİLGE :  (Tür.). - Bilgili, iyi geniş, derin, bilgi sahibi kimse. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
 
BİLGE HATUN :  (Tür.) Ka. - Kutluk Han´ın annesi. Türk hükümdarı (VIII.yy-).
 
BİLGEHAN :  (Tür.) Er. - Göktürk hakanı (683-734). Babası Kutluğ İlteriş Han´dır.
 
BİLGEKAĞAN :  (Tür.) Er. - (bkz. Bilge). Bilge Kağan (683-734). Göktürk hakanı. İkinci Göktürk hanedanlığının kurucusu.
 
BİLGEKAN :  (Tür.) Er. - Bilgin soydan gelen.
 
BİLGEN :  (Tür.) Ka. - (bkz. Bilge).
 
BİLGER :  (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili, bilge, bilgin.
 
BİLGİN :  (Tür.). - Bilgili kişi (alim, karşılığı olarak da kullanılmaktadır). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİLGİNUR :  (t.f.i.) Ka. - Bilginin ışığı, bilginin aydınlığı.
 
BİLGİYE :  (Tür.) Ka. - Bilgin hanım.- Yanlış yapılmış isimlerdendir.
 
BİLKAN :  (Tür.) Er. - Bilgili.
 
BİLLUR :  (Ar.) Ka. 1. Bazı cisimlerin tabi olarak aldıkları geometrik şekil. 2. Duru, berrak, kesme cam, kristal. 3. Necef taşı. (Mec.) Temiz, pırıl pırıl insan.
 
BİLMEN :  (Tür.) Er. - Bilen, anlayan, bilgili.
 
BİLSEN :  (Tür.) Ka. - Kendini bil.
 
BİNALİ :  (Ar.) Er. - Ali´nin oğlu.
 
BİNALP :  (Tür.) Er. - Yiğitler.
 
BİNAY :  (Tür.) Ka. - Bin tane ay, çok kuvvetli ışık.
 
BİNHAN :  (Tür.) Ka. - Hanların hanı.
 
BİNKAN :  (Tür.) Er. - Soylu kanlar.
 
BİNNAZ :  (Tür.) Ka. 1. Nazlı. 2. Cilveli. 3. Allah´a yalvaran.
 
BİNNUR :  (Tür.) Ka. 1. Nurla özdeşleşmiş. 2. Bin tane nur.
 
BİNTUĞ :  (Tür.) Er. - (bkz. Binkan).
 
BİRANT :  (Tür.) Er. 1. Özel, tek yemin. 2. Özelliği olan yemin.
 
BİRAT :  (Tür.) Er. 1. Asil, soylu, bir aileye mensup. 2. İlk erkek çocuğa verilen isim.
 
BİRAY :  (Tür.) Ka. - Ay gibi tek, eşsiz.
 
BİRCAN :  (Tür.) Er. - Tek, eşsiz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİRCE :  (Tür.) Ka. - Tek, eşsiz, biricik.
 
BİRCİS :  (Ar.) Ka. - Gezegen, Jüpiter, müşteri yıldızı, bercis.
 
BİRDAL :  (Tür.) Er. - Bir tane, tek dal.
 
BİRGE :  (Tür.) Er. 1. Kamçı. 2. Birlikte, beraber.
 
BİRGİ :  (Tür.) Ka. - Batı Anadolu´da İzmir ilinin Ödemiş ilçesinin merkezi, Bozdağ eteklerinde kurulmuştur.
 
BİRGİT :  (Tür.) Er. - Birleşik, birleşmiş, birlik almış.
 
BİRGİVİ :  (Tür.) Er. - Birgivi: Büyük din ve dil alimi (d. 1522) İmam Birgivi lakabıyla şöhret olmuş, vasiyetnamesi ve ilmihali o dönem halkının ihtiyacını karşılamıştır.
 
BİRGÜL :  (Tür.) Ka. - Bir tane, tek gül. Kıymetli gül.
 
BİRHAN :  (Tür.) Er. - Tek yönetici.
 
BİRİM :  (Fars.) Ka. - Bir tanem, biriciğim.
 
BİRKAN :  (Tür.) Er. - Soylu.
 
BİRKE :  (Ar.). 1. Büyük havuz. 2. Gölcük. 3. Göğüs. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİRMA :  (Hint.). - Çin Hindi´nde bir yer. Birmanya diye de tanınır. Birmanya müslümanları ülkelerinin % 30´una ulaşmışlardır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİRMEN :  (Tür.) Er. - Tek olan, benzeri olmayan kimse.
 
BİROL :  (Tür.) Er. - Tek ad, bir ol.
 
BİRSEN :  (Tür.) Ka. - Sadece sen, tek sen.
 
BİRSEV :  (Tür.) Ka. - Tek sevgili.
 
BİRSİN :  (Ar.) Ka. - Yonca.
 
BİRTAN :  (Tür.) Er. - Bir tane, tek.
 
BİRUN :  (Fars.) Er. 1. Dışarı. 2. Dış harici. 3. Osmanlı Devleti´nde saray dışında vazifeli memurlar.
 
BİRÛNÎ :  (Fars.) Er. - Reyhan Muhammed b. Ahmed el-Biruni: Büyük İslam bilgini (973-Gazne 1048). İbn Sina´dan ders altı. Hindistan´a gitti. Sanskritçe öğrendi. Pozitif ilimlerin hepsiyle ilgilendi ve bu konuda birçok kitap yazdı.
 
BİŞAR :  (Fars.) Er. 1. Esir tutsak. 2. Altın, gümüş kakmalı işlemeler. 3. Saçılan şey, saç. 4. Güçsüz, dermansız.
 
BİŞR :  (Ar.) Er. - Güler yüzlü kişi, güleç, sevimli. Bişr b. Bera´: Sahabedendir. Babası Bera´ b. Marun Akabe beyatına katılanlardandı. Bişr, iyi bir savaşçı ve okçuydu. Yahudi bir kadının verdiği zehirli eti yiyince zehirlenerek şehid oldu.
 
BİSTAMİ :  (Fars.) Er. - (bkz. Bistem). - Bayezid Bistami: Ünlü mutasavvıf, hayatı hakkında çok az şey bilinmektedir.
 
BİSTEM :  (Fars.) Er. - Horasan eyaletinde El-Bürz eleklerinde bir şehir. Hüsrev 2. Pervizin dayısı Bistam tarafından kurulduğu için bu ismi almıştır. Elmaslanyla ünlüdür.
 
BİTENGÜL :  (Tür.) Ka. - Güllerin bitmesi.
 
BOĞAÇ :  (Tür.) Er. - Küçük yaşta boğa öldürdüğü için kendisine bu ad verilen, Dede Korkut hikayelerindeki bir kahraman. Dirse Han´ın oğlu.
 
BOĞATAŞ :  (Tür.) Er. - Ünlü Türk beylerinden biri.
 
BÖKE :  (Tür.) Er. 1. Kahraman, güçlü kimse. 2. Önder, başkan, reis. 3. Kabadayı, cesur efe. 4. Güreşçi, pehlivan.
 
BOLGAN :  (Tür.) Er. - Eski Türk adlarından.
 
BORA :  (İtal.) Er. - Araziden çıkan şiddetli rüzgar.
 
BORAN :  (Tür.) Er. - Rüzgar, şimşek, gökgürültüsü, sağanak yağmurun birlikte olduğu iklim hadisesi. Boran Hatun: Emevi halifesi Me´mun´un zevcesi.
 
BÖRÇETİN :  (Tür.) Er. - Eski tarihçilere göre Türkleri Ergenekon´dan kurtaran demircinin adı.
 
BÖRİTİGİN :  (Tür.) Er. - Karahanlı hükümdarı. Maveraünnehir´e hakim oldu. Bastırdığı paralarda İbrahim b. Nasr adıyla anılır (XI. yy.).
 
BOYLA KUTLUG YARGAN :  (Tür.) Er. - Eski Türklerde birleşik rütbe unvanı. Suci yazıtında Kırgız kabilesinden Yaplakar Kan Ata´nın ünvanı olarak geçer.
 
BOYLA BAĞA TARKAN :  (Tür.) Er. - Anlamı iyice bilinmemekle birlikte. Orhun yazıtlarında vezir Tonyukuk´a verilen unvan olarak geçer.
 
BOYLAN :  (Tür.) Er. - Kibirli, mağrur.
 
BOYRAZ :  (Tür.) Er. - Kuzey rüzgarı.
 
BOYSAN :  (Tür.) Er. - Uzun boylu, yakışıklı delikanlı.
 
BOYSEL :  (Tür.). - Uzun boylu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BOZAN :  (Tür.) Er. - Büyük Selçuklu Emiri. Selçuklu Sultanı Melikşah´a büyük yardımları dokundu. Kazanılan birçok zaferde etkin rol oynadı.
 
BOZBEY :  (Tür.) Er. - Kır beyi, gri.
 
BOZBORA :  (Tür.) Er. - Fırtına.
 
BOZDOĞAN :  (Tür.) Er. - Bir şahin türü.
 
BOZER :  (Tür.) Er. - Beyaz tenli.
 
BOZKURT :  (Tür.) Er. - Göktürk efsanelerinde yer alan kutsal hayvan.
 
BOZUN :  (Tür.) Er. 1. Büyük Selçuklu emirinin adı. 2. Sürülmemiş tarla.
 
BOZYEL :  (Tür.) Er. - Yağmur getiren lodos rüzgarı.
 
BUDAK :  (Tür.) Er. 1. Ağacın dal olacak sürgünü. 2. Dal. 3. Dalın göv­de içindeki sert bölümü.
 
BUDUN :  (Tür.) Er. - Halk, kavim, ahali.
 
BUĞRA :  (Fars.) Er. 1. Büyük erkek deve, iki hörgüçlü deve. 2. Turna kuşu, turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. 3. Harizm hükümdarlarından birinin lakabı.
 
BUĞRAHAN :  (f.t.i.) Er. 1. X. yy.´ın başlarında Orta Asya´daki yağma boyundan çıkan ve ilk İslam devletinin Türk hükümdarlarının birçoğuna verilen ünvan. 2. İliğ ve Karahanlı sülalesinden birçok hükümdarların unvanıdır. - Tarık Buğra, Saltuk Buğra.
 
BUHAYRA :  (Ar.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Mısır´ın kuzeybatısında bir şehir.
 
BUHRİ :  (Ar.) Er. 1. Tütsüye ait. 2. Denize ait.
 
BUHTAN :  (Ar.). - Yalan, iftira. - İsim olarak kullanılmaz.
 
BUKA :  (Ar.). - 1. Ülke, yer. 2. Büyük bina. 3. Ben, benek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Buka Han: Altınordu devletinin Bayagut boyundan Nogay Yarguçi adlı prensin oğlu.
 
BUKET :  (Fars.) Ka. - Çiçek demeti.
 
BUKLE :  (Fars.) Ka. - Kıvrılmış, küçük lüle şeklinde saç.
 
BÜKLÜM :  (Tür.) Ka. - Bükülmüş kıvrılmış şeylerin oluşturduğu halka.
 
BULAK :  (Tür.) Er. - Kaynak, pınar, çeşme.
 
BÜLBÜL :  (Ar.) Ka. 1. Sesinin güzelliğiyle ünlü ötücü kuş. 2. Sesi çok güzel olan kimse. Bülbül Hatun: Bayezid II.´in eşi. (Öl. Bursa 1515). Şehzade Ahmed´in annesi.
 
BÜLENT :  (Fars.) Er. - Yüce yüksek, ala, ulu.
 
BULGAR :  (Tür.) Er. - Olgun, bilgili, görgülü, hoşgörülü kimse.
 
BUMİN :  (Tür.) Er. - Göktürk devletinin kurucusu (Öl. 552). Avarlarla arası açılınca, savaşarak onları çökertti ve merkezi Ötüken olmak üzere Göktürk devletini kurdu (552). Aynı yıl öldü.
 
BÜNYAMİN :  (Ar.) Er. - Yakub peygamberin en küçük oğlu.
 
BURAK :  (Ar.) Er. - Berk-Yıldırımdan türetilmiştir. - Hz. Muhammedin Mirac´daki bineği. Kur´an´da böyle bir isim geçmemekle beraber, İslam kaynaklarında böyle bir binitin olduğuna dair rivayetler vardır. Burak Reis: (Öl. 1499). Osmanlı denizcilerinden.
 
BURÇ :  (Ar.) Er. 1. Süryanice Burgus kelimesinin Arapçalaştınlmış hali. 2. Kalenin köşelerine yapılan daha yüksek ve daha kalın çıkıntı kule. 3. Yuvarlak bina. 4. Güneşin ayrıldığı oniki kısımdan herbiri. 5. Tek hisar.
 
BURÇAK :  (Tür.). - Baklagillerden, taneleri yemiş olarak kullanılan bir bitki. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BURÇİN :  (Tür.) Ka. - Dişi geyik.
 
BURCU :  (Tür.) Ka. - Güzel koku.
 
BÜRDE :  (Ar.) Ka. 1. Hırka, Arapların gece üzerlerine örttükleri, gündüz giyindikleri elbise. 2. Ka´b b. Züheyrin yazdığı kaside. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından beğenilmiş ve Peygamberimiz hırkasını çıkararak şaire giydirmiştir. Bu yüzden bu kaside
 
BÜRGE :  (Tür.). - Bir yerde duramayan canlı, taşkın kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BURHAN :  (Ar.) Er. 1. Delil hüccet. 2. Hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayıran delil. 3. İlahi aydınlık.
 
BURHANEDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin delili. Burhaneddin Mahmud b. Taceddin el-Buhari (Öl. 1149). Hanefi fıkıh alimi. Önemli yapıtı. el-Muhit el-Buhari´dir. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
BURKAN :  (Ar.) Er. - Yanardağ, volkan.
 
BURKAN :  (Tür.). - Uygur Türklerinin Budaya verdikleri ad. - İsim olarak kullanılmaz.
 
BÜRKE :  (Ar.) Ka. 1. Martı. 2. Havuz, gölcük.
 
BURKHAN :  (Tür.). - Put, heykel, Buda heykeli. - İsim olarak kullanılması yanlıştır.
 
BUSE :  (Fars.) Ka. - Öpüşmek, öpmek. - İslâmî ahlâka aykırı olduğu için isim olarak kullanılmaz.
 
BÜŞRA :  (Ar.) Ka. - Müjde, sevinçli haber.
 
BÜTE :  (Tür.) Ka. - Fidan.
 
BÜTEYRA :  (Ar.) Ka. 1. Güneş. 2. Sabah.
 
BUYAN :  (Tür.). 1. Mutluluk, uğur, talih. 2. İyi biliş, sevab. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BUYRUK :  (Tür.) Er. 1. Belirli bir davranışta bulunmaya zorlayıcı güç. 2. Egemen. 3. Emir. 4. Kendi başına hareket eden.
 
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #3 : 24 Nisan 2010, 09:15 »


CABGU :  (Ar.) Er. 1. Efendi, 2. Bey. 3. İleri gelen, saygın kimse.
 
CABİR :  (Ar.) Er. - 1. Cebreden, zorlayan. 2. Galip gelen. 3. Aziz ve kuvvetli olan. Allah´ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4. Kırıkçı, kırık sancı. Cabir b. Abdullah b. el-Ensari: Sahabedendir (603-697). Birinci Akabe Bey´atından sonra müslüman oldu. Ras
 
CABİYE :  (Ar.) Ka. 1. Hazine 2. Şam´ın güneybatısında, Çavlan´da bir yer. 3. Havuz.
 
CAFER :  (Ar.) Er. - Küçük akarsu. Çay. Cafer b. Muhammed: Lakabı es-Sadık olup 12 imamın 6.´ncısıdır. Muhammed b. el-Bakır´ın yerine imamete geçmiştir. Cafer-i Tayyar: Hz. Alinin kardeşi olup, Mute savaşında bayrak tutarken iki elini de kaybederek şehid olmuştur
 
CAHİD :  (Ar.) - Er. - Cehdeden, elinden geldiği kadar çalışan. Bu kelime Kur´an-ı Kerim´de "cihad et". "Allah yolunda savaşa çık" anlamında kullanılmıştır.
 
CAHİZ :  (Ar.) Er. 1. Gözü pek, yürekli, cesur kimse. 2. Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanılmıştır. - Cahiz b. Ebu Osman, Basra Mutezile kelamcılarının ileri gelenlerinden. Bir köle olduğu halde ilimde ilerlemiş ve devrinin ünlü simalarından olmuştur.
 
CAİZ :  (Ar.) Er. 1. Geçer. 2. Caiz, İslam´ın mumaleta taalluk eden 5 ahkamından biridir. 3. İşlenmesi, yapılması "müsaade alınabilir" anlamında olup, şeran yasaklanmayan her fiili içerir.
 
CAİZE :  (Ar.) Ka. 1. Armağan, hediye. 2. Yol yiyeceği, azık. 3. Eski şairlere yazdıkları methiyeler için verilen bahşiş.
 
CALİB :  (Ar.) Er. - Çekici, celbedici, cazib.
 
CALİBE :  (Ar.) Ka. - Kendine çeken, celbeden, çekici.
 
CALP :  (Ar.) Er. - Güçlü, kuvvetli, gayretli.
 
CALUT :  (Ar.) Er. - Calut, Ad ve Semud kavimlerinin soyundandır. Hz. İsmail´den evvel bir müddet Beni İsrail´e hükümdar oldu. Onlara zulmetti. Filistin´de yaşayan Berberilerin krallarına Calut adı veriliyordu. Filistinlilere yaptığı zulümden dolayı Hz. Davud tar
 
CAMİ :  (Ar.) Er. 1. Derleyen, toplayan. 2. İçine alan. 3. Cuma namazı kılınan mescid. 4. En az sekiz bablık hadis kitabı. - Molla Cami: İranın XV. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf, mütefekkir, alim ve şairi. Asıl adı Mevlana Nureddin Abdurrahman b. Nizameddin´d
 
CAN :  (Fars.) Er. 1. Can, ruh. Hayat. 2. Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. 3. Gönül, yakın dost, çok sevilen arkadaş. 4. Mevlevi ve Bektaşi tarikatlarında dervişlerin birbirlerine hitabı. 5. Kişi, fert. 6. Sevgili.
 
CANAL :  (Tür.). 1. Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CANALP :  (Tür.) Er. - Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakın yiğit.
 
CANAN :  (Fars.) Ka. - Sevgili, gönül verilmiş, sevilen kadın.
 
CANAY :  (Tür.). - Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CANAYDIN :  (Tür.) Er. - Özü temiz, aydınlık ruhlu kimse.
 
CANBEK :  (Tür.) Er. 1. Özü pek. 2. Güçlü kişilikli kimse. Canbek Giray (1568-1636): Kırım hanı. Devlet Giray´ın torunu. Şakay Mübarek Giray´ın oğlu. Selamet Giray´ın son zamanlarında kalgay (veliaht) oldu. Arkasından han oldu. IV. Murat tarafından Rodos´a sürüldü
 
CANBERK :  (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kimse.
 
CANBEY :  (Tür.) Er. - Canım gibi sevgili.
 
CANBULAT :  (Tür.) Er. - Canbulat en-Naşirî. Mısır Memlûk sultanı. Yaşbekin kölesiydi. Yaşbek, Canbulat´ı Sultan Kayıtbay´a sattı. Kayıtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Şam valiliğine kadar yükseldi. 1500 yılında sultanlığı ele geçirdi.
 
CANDAN :  (Tür.) Ka. 1. Samimi, içten, kalbi. 2. Yakınlık belirten davranış.
 
CANDANER :  (Tür.) Er. - İçten, samimi, dost kimse.
 
CANDAR :  (Tür.) Er. 1. Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2. Osmanlı´da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3. Jandarma. Muhafız.
 
CANDEĞER :  (Tür.) Er. - Uğrunda can verilecek kadar güzel, değerli, sevilen.
 
CANDEMİR :  (Tür.)Er. - Özü güçlü, demir gibi sağlam kişilikli.
 
CANDOĞAN :  (Tür.) Er. - Cana doğan.
 
CANEL :  (Tür.) Er. - İçten uzatılan el, dostluk eli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CANER :  (Tür.) Er. - Delikanlı, genç, dinamik. - Can ve er kelimelerinden birleşik isim.
 
CANFEDA :  (Fars.). - Canını veren, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad´ın annesinin en gözde cariyesiydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.
 
CANFER :  (Fars.) Er. 1. Aydın bilgili. 2. Güçlü saygın.
 
CANFEZA :  (Fars.) Ka. - Can artıran, cana can katan.
 
CANGÜL :  (Tür.) Ka. 1. Gül gibi canlı. 2. Güzel, temiz kimse.
 
CANGÜN :  (Tür.) Er. - Doğduğu gün çok sevinilen kimse.
 
CANGÜR :  (Tür.) Er. - Canlı, neşeli kimse.
 
CANİB :  (Ar.) - Ön taraf, cihet. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.
 
CANİPEK :  (Tür.) Ka. ? Yumuşak huylu (kimse).
 
CANKAN :  (Tür.) Er. - Soyu temiz, asil kimse.
 
CANKUT :  (Tür.) Er. 1. Kişinin mutluluğu talihi, şansı, uğuru. 2. Mutlu talihli kimse.
 
CANNUR :  (Tür.) Ka. - Özü aydınlık, nurlu kimse.
 
CANOL :  (Tür.) Er. - Canım ol, can gibi içten ol.
 
CANRUBA :  (Fars.) Ka. - Gönül alan, sevgili.
 
CANSAL :  (Tür.) Er. - (bkz. Can). -Can ve sal kelimelerinden birleşik isim.
 
CANSEL :  (Tür.) Ka. - Hayat veren su. - Can ve sel kelimelerinden birleşik isim.
 
CANSEN :  (Tür.). - Sen cansın, sevilensin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CANSET :  (Tür.) Ka. - Küçük kraliçe, prenses.
 
CANSIN :  (Tür.) Ka. Canım gibisin, canımsın.
 
CANSOY :  (Tür.) Er. - Asil, soylu, cana yakın.
 
CANSU :  (Tür.) Ka. 1. Hayat veren su, tazelik. 2. Sevgili, sevimli.
 
CANTEKİN :  (Tür.) Er. - Tek can, eşsiz can.
 
CANTEZ :  (Tür.) Er. - Tez canlı, aceleci.
 
CANTÜRK :  (Tür.) Er. - İyi hasletlere sahip Türk.
 
CANVER :  (Tür.) Er. - Canlı, haşere.
 
CARULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´a yakın. Allah dostu. Carullah Zemahşeri: Müfessir, alim.
 
CAVİD :  (Fars.) Er. - Baki, daimi, ebedi.
 
CAVİDAN :  (Fars.) Ka. - Daimi kalacak olan, sonrasız, ebedi.
 
CAZİM :  (Ar.) Er. 1. Kesin. 2. Kesin kararlı. Cazim Mehmed: Türk şair (1725).
 
CEBBAR :  (Ar.) Er. 1. Cebreden, zorlayıcı. 2. Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allahın isimlerinden. 3. Becerikli. 4. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.
 
CEBE :  (Ar.) Er. 1. Zırh. 2. Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır. Cebe Ali Bey: Türk komutan (XV. yy.) İstanbul´un fethine kendi sipahileriyle katıldı. Ele geçirdiği kapı
 
CEBEL :  (Ar.) Er. 1. Dağ. 2. Tarıma elverişsiz arazi.
 
CEBERUT :  (İbr.) Er. - İbranice "kudret" anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.
 
CEBİR :  (Ar.) Er. 1. Zorlamak. 2. Düzeltme, onarma. 3. Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.
 
CEBRAİL :  (Ar.) Er. 1. Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2. Cibril, İbranice Allahın kulu. 3. Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Ömer. Batı Karahanlı hükümdar (1099-1102).
 
CEDİS :  (Ar.) Er. - Arabistanın yerli kabilelerinden birinin adı.
 
CEHDİ :  (Ar.) Er. - Uğraşan, çalışan. Çaba ve gayret gösteren.
 
CEHİD :  (Ar.) Er. - Çalışma, çabalama, uğraşma. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
CEHM :  (Ar.) Er. - Cehm b. Safvan: İslam kelamcısı. Mürcie ve Mutezile kelamından kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akım geliştirmiştir. Öğrencileri II. yy.´a kadar Cehmiye inancını taşıyarak, Tirmiz´de yaşadılar. Daha sonra Eş´ariye mezhebi
 
CEHVEN :  (Ar.). - Kurtuba´da yerleşmiş, birçok alim, fakih, vezir yetiştirmiş meşhur bir Arap ailesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CELADET :  (Ar.). 1. Gözüpeklik. 2. Yiğitlik. 3. Kahramanlık.
 
CELAL :  (Ar.) Er. 1. Büyüklük, ululuk azamet. 2. Hiddet, öfke. 3. Allah´ın "Kahhar, cebbar, mütekebbir" gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sıfatları. Kur´an´da Rahman suresi 27, 78. ayetlerde geçmektedir. Zül Celali
 
CELALEDDİN :  (Ar.) Er. 1. Dini savunan. 2. Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana.
 
CELASUN :  (Tür.) Er. 1. Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2. Genç sağlıklı, gürbüz.
 
CELAYİR :  (Tür.) Er. - Moğol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamıştır. Celayirliler devleti, kendisine İlhanlılar devletini örnek almıştır.
 
CELİL :  (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu. (bkz. Celal). Allah için sıfat olarak kullanılır. 2. Osmanlı devletinde vezir ve müşir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sıfat kullanılırdı. 3. Güzel sanatlarda bir yazı stili.
 
CELİLAY :  (a.t.i.). - Ulu, yüce ay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CELVET :  (Ar.) Er. 1. Yerini yurdunu terk etmek. 2. Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye
 
CEM :  (Ar.) Er. 1. Toplama, biraraya getirme, yığma. 2. Hükümdar, şah. 3. Süleyman Peygamberin lakabı. 4. Büyük İskender´in lakabı. Cem Sultan: Fatih Sultan Mehmed´in Çiçek hatundan olma oğlu (1459-1495).
 
CEMAL :  (Ar.) Er. - Yüz güzelliği, zahiri ve batıni güzellik. Allah´ın rahmetle tecellisi. Allah´ın lütuf, ihsan, rıza sıfatlarının karşılığı.
 
CEMALLEDDİN :  (Ar.) Er. 1. Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref unvanı olarak kullanılmıştır. el-Cevad el-İsfahani tarafından ilk defa kullanılmıştır.
 
CEMALULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın lütfü, bağışı.
 
CEMİL :  (Ar.) Er. 1. Güzel erkek. 2. İyilikle anma. 3. Eskiden okullarda verilen başan kağıdı.
 
CEMİLE :  (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. 2. Gönül almak amacıyla yapılan davranış. 3. İlk Emevi devrinde yaşamış meşhur Arap şarkıcısı.
 
CEMİNUR :  (Ar.) Ka. - Işık, nur topluluğu, çok nurlu, aydınlık kimse.
 
CEMRE :  (Ar.) Er. 1. Ateş. 2. Kor halinde ateş. 3. Şubat ayında azar azar artan sıcaklık. 4. Hacıların Mina´da şeytan taşlaması. Küçük taş parçası. Arafat´ta hacıların şeytan taşlamaları.
 
CEMŞASB :  (Fars) Er. 1. Hz. Süleyman. 2. Cemşid´in oğlu.
 
CEMŞİ :  (Fars.) Er. - Cemşasb´ın babası.
 
CENAB :  (Ar.) Er. - "Yan"manasına gelir. Şeref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanılır. Hazret, Cenab-ı Hakk, Cenab-ı Halik, Allah. - Dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılmaktadır.
 
CENAN :  (Ar.) Ka. - Kalb, yürek, gönül.
 
CENGAVER :  (Fars.) Er. Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan, dövüşken.
 
CENGİZ :  (Tür.) Er. - Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu´nun kurucusu, asıl adı Timuçin´dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca müslümanları katletti. İslam medeniyetine
 
CENK :  (Fars.) Er. - Harp, savaş, kavga. - İsim olarak kullanılması uygun değildir. Hz. Peygamberin değiştirdiği isimlerden birisi.
 
CENKER :  (f.t.i.) Er. - İyi savaşan, savaşçı.
 
CENNET :  (Ar.) Ka. 1. Uçmak. 2. Bahçe. 3. Çok ferah ve havadar yer. 4. Firdevs. - Allah´ın insanlara müjdelediği, ölümden sonraki alemde bulunan, Allah´a inanan, günah işlememiş veya günahlarından temizlenmiş olanların gireceği fevkalade güzel yer. 8 cennet olduğ
 
CEREN :  (Tür.) Ka. - Halk ağzında "ceylan" anlamına gelir.
 
CERİB :  (Ar.). - Hububat için kullanılan bir ölçek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CERİR :  (Ar.) Er. İp, halat. Yular anlamında. Sahabeden bu ismi taşıyanlar vardır.
 
CERİT :  (Ar.) Er. 1. Verimsiz çorak yer. 2. Bekar.
 
CESARET :  (Ar.) Ka. - Yüreklilik, korkusuzluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CESİM :  (Ar.) Er. - İri, büyük, kocaman, ulu, mühim.
 
CESİMİ :  (Ar.) Er. - İri, büyük.
 
CESUR :  (Ar.) Er. - Cesaretli, yürekli, yiğit, gözüpek, atılgan.
 
CEVAD :  (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açık. 2. İhsan eden. - Dil kurumuna uygun olarak "d/t" ye dönüştürülür.
 
CEVAHİR :  (Ar.) Er. 1. Cevherler, elmaslar, kıymetli taşlar. 2. Mayalar, özler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CEVAN :  (Fars.) Er. - Genç, taze, delikanlı. - Cüvan şeklinde kullanılabilir, (bkz. Civan).
 
CEVDET :  (Ar.) Er. 1. İyilik, güzellik. 2. Olgunluk. 3. Büyüklük. 4. Tazelik. 5. Kusursuzluk. Cevdet Paşa: Osmanlı devlet adamı. Tarihçi ve hukukçu (1822-1895).
 
CEVHER :  (Ar.) Ka. 1. Öz, maya. 2. Başlı başına, kendiliğinden olan. 3. Tıynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. 4. Kıymetli taş. 5. Ebcet hesabında yalnız noktalı harfleri hesaplamaya dayanan tarih düşürme şekli. 6. Kılıç namlusuna yapılan menevi
 
CEVHERE :  (Ar.) Ka. - (bkz. Cevher). Hicri 5. asırda Bağdat´ta yaşamış meşhur bir İslam hanımı.
 
CEVRİYE :  (Ar.) Ka. 1. Haksızlık. 2. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem.
 
CEVVAL :  (Ar.). - Koşan, dolaşan, hareket eden, canlı.
 
CEVZA :  (Ar.) Er. - Güneşin Mayıs ayında girdiği ikizler burcu. Ebced.
 
CEYDA :  (Ar.) Ka. - Uzun boyunlu ve güzel.
 
CEYHAN :  (Tür.). - Güney Anadolu´da Toroslar´dan doğan ve Akdeniz´e dökülen nehir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CEYHUN :  (Tür.) Er. 1. Orta Asya´da Amu-Derya´ya Arap ve Farslıların vermiş olduğu ad. 2. Tevrat´a göre cennetin 4 nehrinden biri.
 
CEYLAN :  (Tür.) Ka. - Hızlı koşan, biçimli bacakları olan ve güzel gözleriyle tanınan bir gazel cinsi.
 
CEZLAN :  (Ar.). - Mutlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CEZMİ :  (Ar.) Er. 1. Cezm ile ilgili. 2. Kat-i karar ve niyete ait. 3. Kesmek.
 
CEZRİ :  (Ar.) Er. - Kökle ilgili, kökten.
 
CEZZAR :  (Ar.) Er. - Deve kasabı. -Daha çok lakab olarak kullanılır. Cezzar Ahmet Pasa (?-Akka 1804). Osmanlı vezirlerindendir.
 
CİHAD :  (Ar.) Er. 1. Din uğrunda düşmanla savaşma. 2. İslam uğrunda çalışma. Cihad müslümanlara farz kılınmıştır. Mallarıyla, canlarıyla savaşan mü´minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şchidlik makamıyla yüceltilip taltif edilmişlerdir. Kur
 
CİHAN :  (Fars.) 1. Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 2. Dünyada yaşayan insanların tümü. Cihan Ara Begüm: Hint-Türk hükümdarı Şahcihan ile adına Taç Mahal´in yapıldığı Mümtaz Mahal´in kızı. Dindarlığı ve ihlaslı oluşu sebebiyle "Zamanın Fatıması" olarak an
 
CİHAN BANU :  (Fars.) Ka. - Dünyaca tanınmış kadın.
 
CİHANDAR ŞAH :  (Fars.) Er. - Delhi, Türk-Hind İmparatorları´nın 13.´sû olup Şah Alem Bahadır´ın büyük oğludur.
 
CİHANDİDE :  (Fars.). - Dünyayı gezip görmüş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CİHANEFRUZ :  (Fars.). - Dünyayı parlatan, aydınlatan.
 
CİHANER :  (Fars.) Er. - Dünyaya bedel kişi, yiğit.
 
CİHANFER :  (Fars.) Ka. - Cihanı, dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı.
 
CİHANGİR :  (Fars.) Er. - Dünyaya egemen olan, dünyayı zabteden kimse. Fatih. Osmanlı şehzadelerinin ortak adıdır.
 
CİHANNUR :  (Fars.). - Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. - Türk-Hind padişahı Ekber´in büyük oğlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CİHANŞAH :  (Fars.) Er. - Cihan´ın şah´ı. - Kara-Koyunlu padişahlarından Timur´un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.
 
CİHANSER :  (Fars.). - Cihan´ın başı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
 
CİHANSUZ :  (Fars.) Ka. 1. Cihan yakan. 2. Gaznelilerden Buhran Şahı mağlup edip, Gaznice ve Bust şehirlerini yakıp-yıkan, gaddar vahşi Alaeddin-Hüseyin´e verilen ad.
 
CİLASUN :  (Tür.) Er. - Babayiğit, boylu, boslu, delikanlı, gürbüz.
 
CİLVE :  (Ar.) Ka. 1. Hoşa gitmek için yapılan davranış. 2. İşve, naz. 3. Yeni gelin duvağının kaldırılması merasiminin ve bu münasebetle güveyin geline verdiği hediyenin (Türk yüz görümlüğü) adıdır.
 
CİNAN :  (Ar.). - Cennetler, yedi göğün üstünde ve Arş ile Kürsi´nin altındaki sekiz cennet. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
 
CİNUÇEN :  (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.
 
CİRYAL :  (Ar.) Ka. 1. Bir nevi kırmızı boya. 2. Altının kırmızılığı. 3. Temiz renk. 4. Saf.
 
CİVAN :  (Fars.) Er. - Genç, delikanlı, yakışıklı. - (bkz. Cevan, cuvan).
 
CİVANBAHT :  (Fars.) Er. - Mutlu, şanslı (kimse).
 
CİVANMERT :  (Fars.) Er. - Cömert, eli açık genç, delikanlı.
 
COŞAN :  (Tür.) Er. - Coşku duyan, heyecanlı (kimse).
 
COŞKUN :  (Tür.) Er. 1. Coşmuş, galeyana gelmiş. 2. Duyarlı, aşın hareketli.
 
COŞKUNER :  (Tür.) Er. - Coşan kimse.
 
COŞKUNSU :  (Tür.) Er. - Sel, gürültüyle akan su.
 
CÜBEYR :  (Ar.) Er. - Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe isimlerindendir.
 
CUDİ :  (Ar.) Er. l. Cömert, eli açık. 2. İyilik severlikle ilgili.- Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh´un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde durduğu söylenir.
 
CÜHEYNE :  (Ar.) Er. - Ünlü bir Arap kabilesidir. Kızıldeniz-Vadi´l-Kura arasında yaşamaktadırlar.
 
CUMA :  (Ar.) Er. 1. Haftanın beşinci günü. 2. Müslümanların ibadet ve Bayram günü. 3. Cuma günü kılınan öğle namazı. 4. Toplanma. Sure-i Cuma Kur´an´ın 62. suresi.
 
CUMALİ :  (Tür.) Er. - Cuma günü doğan.
 
CÜMANE :  (Ar.) Ka. - Tek inci anlamında. Hz. Ali (r.a.)´nin kızkardeşi ve Rasulullah´ın amcasının kızı olan hanım sahabi.
 
CUMHUR :  (Ar.) Er. 1. Halk, ahali. 2. Kalabalık, başıboş kalabalık. 3. Takım, heyet. - Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.
 
CÜNEYD :  (Ar.) Er. 1. Küçük asker, askercik. Cüneyd-i Bağdadi: Ünlü mutasavvıf.
 
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #4 : 26 Nisan 2010, 15:14 »


ÇAĞA :  (Tür.). - Çocuk.
 
ÇAĞAÇAR :  (Tür.) Er. - Çağ açacak kimse.
 
ÇAĞAKAN :  (Tür.) Er. - Çağı yakalayan, çağdaş.
 
ÇAĞAN :  (Tür.) Er. - Bayram, şenlik.
 
ÇAĞANAK :  (Tür.) Er. - Körfez, liman.
 
ÇAĞAR :  (Tür.) Er. 1. Bayram. 2. Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3. Doğan kuşu.
 
ÇAĞATAY :  (Tür.) Er. 1. Yavru at, tay. 2. Doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilan ad. - Çağatay Han: Cengiz Han´ın 2. oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını tatbik etmekteydi. Gusl abdestini yasaklamışt
 
ÇAĞILI :  (Tür.). 1. Çağla ilgili. 2. Çakıl. 3. Çağla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇAĞIN :  (Tür.). - Yıldırım, şimşek. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇAĞKAR :  (Tür.) Er. - Canlı, dinamik, çalışkan.
 
ÇAĞLA :  (Tür.) Ka. - Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali.
 
ÇAĞLAR :  (Tür.). - Çağlayan, şelale - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.
 
ÇAĞMAN :  (Tür.) Er. - Çağın insanı.
 
ÇAĞNUR :  (Tür.) Er. - Çağın nuru, zamanın nuru. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇAĞRI :  (Tür.) Er. 1. Çakır gözlü. 2. Mavi hareli göz. Çağrı bey (990-1060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul beyin kardeşi. Çağrı bey müslüman olduğunda Davud ismini aldı. Kardeşi Tuğrul ise Muhammed ismini almıştır.
 
ÇAKA BEY :  (Tür.) Er. - Oğuzların Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarısında İzmir bölgesinin hakimi oldu.
 
ÇAKAR :  (Tür.) Er. - Parıldayan, ışık veren.
 
ÇAKIR :  (Tür.). - Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kişi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇAKMAN :  (Tür.) Er. 1. Amacına erişen, ulaşan kimse. 2. Süt mavisi.
 
ÇAKMUR :  (Tür.) Er. 1. Yarı uykulu bakış. 2. Sert taş. 3. Pinti.
 
ÇALAP :  (Tür.). 1. Tanrı. 2. Ateş. -İsim olarak kullanılmaz.
 
ÇALAPKULU :  (Tür.) Er. - Tanrı kulu- Abdullah.
 
ÇALAPÖVER :  (Tür.) Er. - Tanrı´nın övgüsüne mazhar olmuş kişi.
 
ÇALGAN :  (Tür.) Er. - Yatağı taşlık olan ve gürültüyle akan su.
 
ÇALKIN :  (Tür.) Er. - Alev.
 
ÇAPAN :  (Tür.) Er. - Tatar, ulak, postacı.
 
ÇAVAŞ :  (Tür.) Er. 1. Güneş. Güneşli yer. 2. Güney.
 
ÇAVLAN :  (Tür.). - Büyük çağlayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇAVLI :  (Tür.). - Ava alıştırılmamış doğan. Çavlı Çandar: (Öl. 1146). Selçuklu emiri. Sultan Mesud döneminde yararlı işler yaptı.
 
ÇAYKARA :  (Tür.). - Küçük akarsu, yazın kuruyan küçük akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇELEBİ :  (s.) Er. 1. Efendi, nazik ve kibar. 2. Şehir terbiyesi almış okuryazar kimse. 3. Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. - Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı. Mevlana veya Hacı Bektaş soyundan ol
 
ÇELEN :  (Tür.) Er. 1. Yakışıklı delikanlı. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dışında bulunan saçak.
 
ÇELGİN :  (Tür.) Ka. - Yaralanarak kaçan av hayvanı.
 
ÇELİK :  (Tür.) Er. 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.
 
ÇELİKEL :  (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü el.
 
ÇELİKER :  (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü kimse.
 
ÇELİKHAN :  (Tür.) Er. - Güçlü hakan, yönetici.
 
ÇELİKKAN :  (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen kimse.
 
ÇELİKYAY :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.
 
ÇEMAN :  (Fars.) Ka. 1. Salına salına yürüyen. 2. Nazlı sevgili.
 
ÇEMENZAR :  (Fars.) Ka. - Otlak. Çimenlik.
 
ÇERAĞ :  (Fars.) Er. 1. Yağ kandili, lamba, mum. 2. Atın şaha kalkması. 3. Çırak edilme. 4. Bir memuriyete ve ihsana nail olan. 5. Vazifesinden emekli edilen.
 
ÇERİ :  (Tür.). - Asker, savaşçı.
 
ÇERME :  (Tür.) Er. 1. Çay kıyılarında sulu ve yeşil yer. 2. Akarsuların topraktan çıkan sızıntısı. 3. Kaynak.
 
ÇEŞMAN :  (Fars.). - Gözler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇEŞMİAHU :  (Fars.) Ka. - Ahu gözlü kadın, ceylan gözlü güzel.
 
ÇEŞMİNAZ :  (Fars) Ka. 1. Süzerek bakma, bakış. 2. Nazlı nazlı bakan göz. 3. Güzel gözlü sevgili.
 
ÇEŞPAN :  (Fars.). - Layık, uygun, münasip, yakışır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇETİN :  (Tür.) Er. 1. Sert, işlenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müşkil. 2. İnatçı, azimli, şedid.
 
ÇEVİK :  (s.) Er. - Çabuk davranan, hızlı ve hareketli.
 
ÇEVRİM :  (Tür.) Er. 1. Sınır. 2. Girdap. 3. Sürekli ve düzenli değişme.
 
ÇİÇEK :  (Tür.) Ka. 1. Bitkilerin üreme unsurlarını ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kısımları (bkz. Şükûfe). 2. Bitki, çiçek açan bitki. 3. Bazı şeylerin toz haline getirilmiş özü, kükürt çiçeği.
 
ÇIDAM :  (Tür.) Er. - Sabır, tahammül.
 
ÇİĞDEM :  (Tür.) Ka. - Zambakgillerden, soğanlı otsu, çeşitli renklerde çiçek açan kır bitkisi, mahmur çiçeği.
 
ÇİLAY :  (Tür.) Ka. - Ayın üzerinde beliren açık renk lekeler.
 
ÇİLE :  (Fars.), l. Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapılan 40 günlük ibadet. 2. Eziyet, sıkıntı. 3. İbrişim, yün vs. demeti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇİLTAY :  (Tür.) Er. - Üzerinde benekler bulunan tay.
 
ÇINAR :  (Fars.) Er. - Çınar ağacı.
 
ÇINAY :  (Fars.) Ka. - Soylu ay, ayın en parlak zamanı.
 
ÇİNEL :  (Tür.). - Doğru, dürüst, namuslu kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇİNTAR :  (Tür.) Er. - Sabah vakti.
 
ÇİNTAY :  (Tür.) Er. - Soylu at.
 
ÇİNUÇİN :  (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.
 
ÇIRAĞ :  (Fars.). - Meşale, ışık, kandil (bkz. Çerağ). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇİRAY :  (Fars.). 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2. Beniz, yüz. 3. İnsan resmi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇİRE :  (Fars.). 1. Maharetli, becerikli. 2. Kahraman, yiğit. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇİTRA :  (Fars.) Er. - Afganistan´da bir kabile. Büyük ekseriyetle ari ırktan olup narin yapılı, güzel gözlü ve gür saçlı, hoş ve cazip tavırlı olmalarına rağmen haşin, sert yapılı ve gaddar olarak bilinmektedirler.
 
ÇOĞA :  (Tür.) Er. - Çocuk, yavru.
 
ÇOĞAN :  (Tür.) Er. - Kökü ve dalları sabun gibi köpüren bitki, çöven.
 
ÇOĞAŞ :  (Tür.) Er. - Güneş.
 
ÇOĞUN :  (Tür.). - Çok defa, ekseriya.
 
ÇOKAY :  (Tür.) Er. 1. Köy zengini, çiftlik sahibi. 2. Eşkıya.
 
ÇOKMAN :  (Tür.) Er. - Topuz, gürz.
 
ÇOLPAN :  (Tür.) Ka. 1. Çoban yıldızı. 2. Aciz, beceriksiz, zavallı. 3. Zühre, venüs
 
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #5 : 26 Nisan 2010, 15:15 »


DADAŞ :  (Tür.) Er. 1. Erkek kardeş. 2. Delikanlı, babayiğit.
 
DAFİ :  (Ar.) Er. l. Defeden, gideren. 2. Savan, savuşturan, iten.
 
DAĞAŞAN :  (Tür.) Er. - Dağaşan.
 
DAĞHAN :  (Tür.). - Eski Türklerde dağ tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.
 
DAHHAK :  (Ar.) Er. - Çok gülen, çok gülücü. - Daha çok lakab olarak kullanılır.
 
DAHİ :  (Ar.) Er. - Üstün zeka sahibi.
 
DAİM :  (Ar.) Er. - Devamlı sürekli, her zaman.
 
DALAN :  (Tür.) Er. 1. Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif.
 
DALAY :  (Tür.) Ka. - Deniz.
 
DALAYER :  (Tür.) Er. - Deniz adamı.
 
DALDAL :  (Tür.) Er. - Kahraman, yiğit-
 
DALGA :  (Tür.). 1. Denizin yel esince oynayıp kabarması. 2. Denizde hareketli su kütlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DALOKAY :  (Tür.) Er. - Çok beğenilen.
 
DALYA :  (Tür.) Ka. - Yıldız çiçeği.
 
DAMAN :  (Fars.) Er. 1. Etek. 2. Bir dağ silsilesinin eteğinde uzanan bölge.
 
DAMLA :  (Tür.) Ka. 1. Bir sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar, katre. 2. Belli miktarlarda akıtılarak kullanılan ilaç.
 
DANA :  (Fars.) Er. 1. Bilen, bilici, bilgin.
 
DANİŞ :  (Fars.) Er. 1. Bilim, bilgi, ilim. Ehl-i daniş: Bilgi sahipleri. Daniş-Merd: Bilgili, Tanzimattan önce kadıların yanında stajer olarak çalışan kimse. - Danişmend: Sultan Melikşah´ın alimlerinden emir Danişmend´in kurmuş olduğu bir Türk devlet ve sülalesi.
 
DANİYAL :  (İbr.) Er. - Ben-i İsrail peygamberlerinden biri. "Tanrı benim yargıcımdır" anlamına gelir. İki tane Daniyal vardır: a) Babillilcre esir olmuş genç Daniyal, b) Hz. Nuh ile Hz. İbrahim arasında geçen zamanda yaşayan Daniyal.
 
DARCAN :  (Tür.) Er. 1. Aceleci, sıkıntılı. 2. Serçe.
 
DAREKUTNİ :  (Ar.) Er. - Ebu´l-Hasen Ali b. Ömer. Tanınmış muhaddislerdendir (917-995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Bağdat´ta vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri vardır.
 
DARGA :  (Tür.) Er. - Başkan, lider.
 
DARİMÎ :  (Ar.) Er. - Ebu Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebu İsa hadislerini Darimi´den aldıklarını söylerler. En meşhur eseri Camiu´s-Sahih´dir.
 
DAVUD :  (İbr.) Er. Kendisine kitap olarak Zebur´un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur´an-ı Kerim´de 16 yerde ismi geçer. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
 
DEDE :  (Tür.). 1. Ana ve babanın babası. 2. Ced, ata. 3. Çok yaşlı kimse. 4. Mevlevilikte çile doldurmuş, dervişlik gayesine erişmiş ve dergahta hücre sahibi olmuş kimse. 5. Bektaşilerde şeyh, baba. - Örfte isim olarak kullanılırken, daha çok lakap olarak kulla
 
DEFİNE :  (Ar.) Ka. 1. Yere gömülmüş, kıymetli eşya. 2. Kıymet ve değeri olan kimse veya mal.
 
DEFNE :  (Yun.) Ka. - Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık sarı çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir ağaç.
 
DEĞER :  (Tür.). 1. Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha. 2. Layık. 3. Bir şeyin sahip olduğu yüksek vasıf. 4. Ehliyet, kabiliyet. 5. Kadir, itibar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DEHNA :  (Ar.). - Kızıl. Kumun rengi dolayısıyla Arabistan´da ıssız iller adıyla anılan bir çölün adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DEHRİ :  (Ar.). - Dünyanın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. Materyalist. İsim olarak kullanılmaz.
 
DELAL :  (Ar.). - İnsana hoş, sevimli görünen hal, naz, işve. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DELFİN :  (Yun.). - Yunus balığı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DELİSTAN :  (Tür.) Ka. - İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karışık bahçe.
 
DEMET :  (Tür.) Ka. 1. Bağlanarak, oluşturulan deste. 2. Biçilip bağlanmış ekin. 3. Bir kaynaktan çıkan ışıkların meydana getirdiği ışık destesi, hazne.
 
DEMİR :  (Tür.) Er. - Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli bir maden.
 
DEMİRAĞ :  (Tür.) Er. ? Demirden ağ.
 
DEMİRALP :  (Tür.) Er. - Demir gibi sağlam ve yiğit.
 
DEMİRAY :  (Tür.) Er. - Demir gibi.
 
DEMİREL :  (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü eli olan.
 
DEMİRER :  (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü kimse.
 
DEMİRHAN :  (Tür.) Er. - Güçlü hükümdar.
 
DEMİRKAN :  (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.
 
DEMİRMAN :  (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü sağlam kimse.
 
DEMİRÖZ :  (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü olan.
 
DEMREN :  (Tür.) Er. - Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçası.
 
DENGİZER :  (Tür.) Er. - Denizci.
 
DENİZ :  (Tür.) Ka. 1. Büyük su kütlesi. 2. Büyük su kütlesindeki dalgalanma.
 
DENİZALP :  (Tür.) Er. - Yiğit denizci.
 
DENİZER :  (Tür.) Er. - Deniz adamı, denizci.
 
DENİZHAN :  (Tür.) Er. 1. Denizlerin hakimi, yöneticisi. 2. Eski Türklerde Deniz tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.
 
DERBEND :  (Ar.) Er. - Kapılar kapısı.
 
DEREM :  (Fars.). - Para, akçe. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DEREN :  (Tür.) Ka. - Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.
 
DERİM :  (Tür.). - Çadır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DERKAVA :  (Ar.) Er. - Afrika´nın kuzeybatısında, Fas-Cezayir´i içine alan müslüman tarikatların genel adı.
 
DERKAVİ :  (Ar.) Er. - Derkava´ya mensup.
 
DERMAN :  (Fars.) Er. 1. İlaç. Çare. 2. Takat, kuvvet, güç.
 
DERSU :  (Tür.). - Hepsi, kamilen, baştan başa hep. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DERVİŞ :  (Fars.) Er. 1. Allah için alçakgönüllülüğü ve fukaralığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. 2. Fakir ve muhtaç kimse. 3. Daha çok lakap olarak kullanılır.
 
DERYA :  (Fars.) Ka. - Deniz, büyük nehir.
 
DERYAB :  (Fars.). - Akıllı, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DERYACE :  (Fars.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Göl.
 
DERYADİL :  (Fars.) Ka. - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.
 
DERYANUR :  (f.a.i.) Ka. - Nur denizi, deryası.
 
DESEN :  (Fran.) Ka. 1. Renksiz çizim. 2. Kumaş şekli.
 
DESTAN :  (Fars.) Ka. 1. Hikaye, kıssa. 2. Hile, mekr, tenvir. 3. Rüstem´in babasının lakabı.
 
DESTE :  (Fars.) Ka. 1. Demet, tutam, takım. 2. Kabza, tutacak yer. 3.On yapraklık altın varak defteri.
 
DESTEGÜL :  (Fars.) Ka. - Gül demeti, destesi.
 
DEVA :  (Ar.). - İlaç. Çare, tedbir. ? Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DEVAN :  (Fars.) Er. 1. Koşan, seğirten, hızlı yürüyen. 2. Koşmak. Süratle, hızla gitmek.
 
DEVLEDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin mutluluğu, uğuru, büyüklüğü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanı­lır.
 
DEVLET :  (Ar.). - Bir hükümet dairesinde teşkilatlandırılmış olan siyasi topluluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Devlet Giray: Kırım hanı (1530-1577). Mübarek Giray´ın oğlu.
 
DEVLETŞAH :  (Fars.) Er. - XV. yy. yetişen en tanınmış İran edebiyatçısı.
 
DEVRAN :  (Ar.) Er. 1. Dünya, felek. 2. Zaman. 3. Talih, yazgı.
 
DEVRİM :  (Tür.) Er. 1. Hareket halinde bir şeyin bir eğri çizerek dönmesi, devretmesi. 2. Köklü değişiklik, inkılap. 3. Eski olduğu fark edileni yıkıp yerine yeni olduğu farz edileni koymak. 4. İhtilal.
 
DİBA :  (Fars.) Ka. 1. Alacalı ipek kumaş. 2. Atlas.
 
DİBACE :  (Fars.) Ka. 1. Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2. Kitapların süslü sayfaları.
 
DİCLE :  (Tür.). - Yakındoğu´nun Türkiye´den doğan ve Mezopotamya´dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DİCLEHAN :  (Tür.) Er. - Dicle´nin hükümdarı.
 
DİDAR :  (Fars.) Ka. 1. Yüz, çehre. 2. Görme, görüşme. 3. Görüş kuvveti. 4. Açık meydanda.
 
DİDE :  (Fars.) Ka. 1. Göz. 2. Gözcü. 3. Gözbebeği. 4. Gözucu.
 
DİDEM :  (Fars.) Ka. - Gözüm.
 
DİHYE :  (Ar.) Er. - Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz. Rasûlullah (s.a.s)´ın ticaret ortağı. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)´in bazen Dihyetü´l-Kelbi suretinde vahiy getirdiği rivayet olunur.
 
DİKÇAM :  (Tür.) Er. - Çam gibi uzun. Metanetli.
 
DİKMEN :  (Tür.) Er. 1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Dağların en yüksek yeri. 3. Yayla.
 
DİLAN :  (Fars.). - Gönüller, yürekler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DİLARA :  (Fars.) Ka. 1. Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2. Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.
 
DİLAVER :  (Fars.) Er. - Yiğit, yürekli.
 
DİLAVİZ :  (Fars.) Ka - Gönlün takıldığı, gönüle takılan.
 
DİLAY :  (Fars.) Ka. - Gönlü aydınlatan ay.
 
DİLAZAD :  (Fars.) Er. - Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.
 
DİLBAZ :  (Fars.) Ka. 1. Gönül eğlendiren. 2. Güzel söz söyleyen. 3. Yüze hoş görünen.
 
DİLBER :  (Fars.) Ka. - Gönül alıp götüren, güzel.
 
DİLBERAN :  (Fars.) Ka. - Dilberler, güzeller.
 
DİLBESTE :  (Fars.) Ka. - Gönül bağlamış, aşık.
 
DİLDAR :  (Fars.) Ka. 1. Birinin gönlünü almış, sevgili. 2. Abdülbaki Dede´nin terkib ettiği 7 makamdan biri.
 
DİLDEREN :  (Fars.) Ka. - Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.
 
DİLEFRUZ :  (Fars.) Ka. - Gönül aydınlatan.
 
DİLEK :  (Tür.) Ka. 1. Dilenen şey, arzu, istek. 2. İsteme, arzu etme, dileme.
 
DİLEM :  (Fars.) Ka. - Gönül ilacı.
 
DİLERCAN :  (Fars.) Er. - Dilekte, istekte bulunan.
 
DİLFERAH :  (Fars.) Ka. - Gönlü ferah, sevinçli.
 
DİLFEZA :  (Fars.) Ka. - Gönlü genişleten, gönlü artıran.
 
DİLFÜRUZ :  (Fars.) Ka. - Gönüle ferahlık veren, sevindiren.
 
DİLGE :  (Tür.). - Güzel konuşan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DİLHAN :  (Fars.) Er. - Gönülden söyleyen, içten konuşan.
 
DİLHUN :  (Fars.) Er. - İçi kan ağlayan.
 
DİLKESTE :  (Fars.) Ka. - Gönül çekici.
 
DİLMEN :  (Fars.) Ka. 1. Güzel. 2. Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.
 
DİLNUR :  (Fars.) Ka. - Gönlü nurlu.
 
DİLRAH :  (Fars.) Ka. - Gönül yolu.
 
DİLRUBA :  (Fars.) Ka. 1. Gönül kapan, gönül alan. 2. Tahminen 2 asırlık bir makam.
 
DİLŞAD :  (Fars.) Ka. - Gönlü hoş, sevilmiş.
 
DİLSAFA :  (Fars.) Er. - Gönlü şen, rahat, dertsiz.
 
DİLŞAH :  (Fars.) Er. - Gönül hükümdarı, şahı.
 
DİLSAZ :  (Fars.) Er. - Gönül yapan.
 
DİLŞÜKUFE :  (Fars.) Ka. - Gönül çiçeği.
 
DİLSUZ :  (Fars.) Ka. - Gönül yakan, yürek yakıcı.
 
DİNÇ :  (Tür.) Er. - Gücü kuvveti yerinde ve sağlıklı.
 
DİNÇAY :  (Tür.) Er. - Kuvvetli ay.
 
DİNÇER :  (Tür.) Er. - Kuvvetli kimse, genç, erkek, yiğit.
 
DİNDAR :  (f.a.i.) Er. - Allah´a inanmış, bağlanmış olan kimse.
 
DİRAHŞAN :  (Fars.) Ka. - Parlak, parlayan.
 
DİRAYET :  (Ar.). - Zeka, bilgi, kavrayış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DİREM :  (Fars.) Er. 1. Akça, para. 2. Gümüş para.
 
DİRENÇ :  (Tür.) Er. - Karşı koyan kuvvet, mukavemet.
 
DİRİCAN :  (Tür.) Er. - Güçlü, canlı kimse.
 
DİRİĞ :  (Fars.) Er. - Esirgeme, acıma.
 
DİRSEHAN :  (Tür.) - Dede Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen sonra da Boğaç Han adında yiğit bir oğula sahip olan kahramanın adı.
 
DİZDAR :  (Fars.) Er. - Kale muhafızı.
 
DOĞA :  (Tür.) Er. - Tabiat karşılığı olarak kuraldışı uydurulmuş kelime.
 
DOĞAN :  (Tür.) Er. - Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş.
 
DOĞANAY :  (Tür.) Er. - Ayın ilk günleri.
 
DOĞANBEY :  (Tür.) Er. - Doğan gibi atik ve cesur bey. Doğan bey: Niğbolu kalesini haçlılara karşı koruyan Osmanlı beyi Yıldırım Bayezid dönemi.
 
DOĞANER :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, yiğit.
 
DOĞANGÜN :  (Tür.) Er. - Sabahın ilk ışıklan.
 
DOĞANNUR :  (Tür.) Ka. - Nurun doğması.
 
DOĞANTEN :  (Tür.) Er. - Şafak vakti.
 
DOĞAY :  (Tür.) Er. - Ayın doğması.
 
DOĞU :  (Tür.) Er. 1. Doğma bölgesi. 2. Güneşin doğduğu yön, şark.
 
DOĞUHAN :  (Tür.) Er. - Doğu ülkesinin hükümdarı, hakimi.
 
DOLUNAY :  (Tür.). - Tam yuvarlak halde görünen ay, bedir, bedr-i tam. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DÖNDÜ :  (Tür.) Ka. 1. Henüz evlenmemiş kız. 2. Örfte devamlı erkek çocuğu olan ailenin son doğan çocuğu kız olursa döndü adını koyarlardı.
 
DÖNE :  (Tür.) Ka. - Karşı ziyarette bulunma.
 
DORUK :  (Tür.) Er. - Tepe, ağaç tepesindeki körpe filiz.
 
DOYUM :  (Tür.) Ka. - Ganimet almış.
 
DÜCANE :  (Ar.) Er. - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.
 
DUCİHAN :  (Fars.) Ka. - İki cihan, dünya ve ahirct.
 
DÜDEN :  (Tür.). 1. Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2. Bataklık, girdap. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DUDU :  (Fars.) Ka. 1. Hanım, küçük kardeş. 2. Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3. Abla, yaşlı ermeni kadın.
 
DUHA :  (Ar.). 1. Kuşluk vakti. 2. Kur´an-ı Kerim´de 93. surenin ismi. -Kız ve erkek adı olarak kullanılır.
 
DUHTER :  (Fars.) Ka. - Kerime, kız.
 
DÜLFİN :  (Ar.) Ka. - Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim.
 
DUMRUL :  (Tür.) Er. - Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı.
 
DÜNDAR :  (Fars.) Er. 1. Eski Fars hükümdarı. 2. Arkayı gözeten, koruyan asker.
 
DURAK :  (Tür.) Er. 1. Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları yer. 2. Durma, dinlenme. 3. Cümle sonuna konulan nokta.
 
DURAN :  (Tür.) Er. - Hareketsiz halde bulunan, sabit.
 
DURANAY :  (Tür.) Ka. - Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.
 
DURCAN :  (Tür.) Er. - Canlı kal, ömrün uzun olsun.(Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam´da kadere rıza anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesnedsiz şeylerdir)
 
DÜRDANE :  (Fars.) Ka. 1. İnci tanesi. 2. Sevgili, kıymetli.
 
DÜREFŞAN :  (Fars.) Ka. 1. İnci serpen. 2. İnci gibi söz söyleyen ağız.
 
DURHAL :  (Tür.) Er. - Hal üzere kal, olduğun gibi kal(Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam´da kadere rıza anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesnedsiz şeylerdir)
 
DÜRİYYE :  (Ar.) Ka. 1. İnci gibi parlayan, parlak. 2. Parıltılı yıldız.
 
DURKAYA :  (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri isim.(Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam´da kadere rıza anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesnedsiz
 
DURNA :  (Tür.) Er. - Bir cins kuş. Turna.
 
DÜRNUR :  (Fars.) Ka. - İnci ışığı.
 
DÜRRE :  (Ar.) Ka. - İnci tanesi.
 
DURSALİHA :  (t.a.i.) Ka. - Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.(Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam´da kadere rıza anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesned
 
DURSUN :  (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri ad. (Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam´da kadere rıza anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesnedsiz ş
 
DURSUNALİ :  (t.a.i.) Er. - Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan erkek çocuklarına verdikleri isim.(Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam´da kadere rıza anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesn
 
DURU :  (Tür.) Ka. - Saf, berrak.
 
DURUALP :  (Tür.) Er. - Özü temiz yiğit.
 
DURUGÜL :  (Tür.) Ka. - Temiz, saf gül.
 
DURUL :  (Tür.) Er. 1. Berrak, saf duruma gel. 2. Dibe çöken şey, tortu.
 
DURUSAN :  (Tür.) Er. - Temiz olarak tanınmış kimse.
 
DÜRÜST :  (Fars.) Er. 1. Doğru, düzgün, sağlam. 2. Bütün, tam.
 
DÜRVEŞ :  (Fars.) Ka. - İnci gibi.
 
DUYGU :  (Tür.) Ka. 1. His. 2. Duyulan, işitilen, hissedilen şey.
 
DUYSAL :  (Tür.) Ka. - Duymakla, hissetmekle ilgili olan.
 
DÜZEY :  (Tür.). - Seviye karşılığı olarak uydurulmuş olmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
DÜZGÜN :  (Tür.). 1. Girintisi, çıkıntısı, pürüzü olmayan. 2. Düzeltilmiş, tesviye edilmiş. 3. İyi düzen verilmiş. 4. İntizamlı, nizamlı. 5. Yolunda, rayında. 6. Kadınların yüzlerine sürdükleri beyaz veya kırmızı boya. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #6 : 26 Nisan 2010, 15:17 »


EBAN :  (Ar.) Er. - Eban b. Osman b. Affan: Hz. Osman´ın üçüncü oğlu olup valilik etmiştir. Cemel vakasında Hz, Aişe´ye refakat etmiştir.
 
EBBEDULLAH :  (Ar.) Er. - Allah ebedi eylesin, daim eylesin.
 
EBECEN :  (Tür.) Er. - Akıllı çocuk.
 
EBED :  (Ar.). - Sonu olmayan gelecek. - İsim olarak kullanılmaz.
 
EBER :  (Ar.). - Hayırlı, şerefli, faziletli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
EBHER :  (Ar.) Er. - En parlak.
 
EBRA :  (Ar.) Er. 1. Ürkme, kaçma. 2. Birden bire ölme.
 
EBRAR :  (Ar.) Er. 1. Hayır sahipleri. 2. İyiler, dindarlar, özü sözü doğru olanlar. Şeş Ebrar: Altı hayır sahibi, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin.
 
EBRU :  (Fars.) Ka. 1. Kaş. 2. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgalı, bulutlu. 3. Kağıt üzerine kendine has usulle yapılan, mermer, damarları gibi dalgalı şekilli süsleme. Ciltçilikte ve hüsn-ü hat´ta kullanılır.
 
EBU :  (Ar.) Er. - Baba, ata.
 
EBU ALİ SİNA :  (İbn Sina). Ali Sina´nın babası anlamında. Ünlü Türk bilgini.
 
EBU CEHİL :  (Ar.) Er. - (Ebu´l-Hakem Amr b. Hişam b. el-Muğire) İs­lam´ın doğuşunda müslümanların en büyük düşmanlarından. Mekkeli müşrik. Müslümanlara en büyük işkeneler onun tarafından yapıldı. Cehalet ve bilgisizliğin babası anlamında Ebu Cehil denildi. Hakkında
 
EBU DAVUD :  (Ar.) Er. - Süleyman b. el-Eşas es-Sicistani. Kütüb-i Sitte´den birisi olan Sünen-i Ebu Davud´un müellifi. Büyük hadis bilgini. 500.000 hadis arasından seçtiği 4800 hadisten oluşan Sünen´i, ahlak, tarih ve fıkıhla ilgili meseleleri içerir.
 
EBU EYYUB EL-ENSARİ :  (Ar.) Er. - Asıl adı Halid b. Seyd´dir. Sahabedendir. Rasûlullah Medine´ye geldiğinde ilk önce onun evinde misafir oldu. İstanbul´a kadar gelip Bizanslılarla savaştı.
 
EBU HANİFE :  (Ar.). (Nu´man b. Sabit). Hanefi mezhebinin kurucusu. Müetehid, alim. (Küfe 699-Bağdat 787). Kabil´den gelen büyük babası Kufe´ye yerleşti. İslami ilimler sahasında mükemmel bir eğitim gören İmam-ı Azam ictihad edebilecek seviyeye geldi. Devrinin en meşhu
 
EBU HUREYRE :  (Ar.) Er. - Suffe ashabındandır. Birçok hadis rivayet etmiştir.
 
EBU UBEYDE B. EL-CERRAH :  (Ar.) Er. - (571-639) (Amr b. Abdullah). İslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdelenmiştir. Çeşitli cephelerde ordu komutanlığı yaptı. Suriye´de vefat elti.
 
EBU ZER :  (Ar.) Er. - Altın sahibi, servet ve zenginlik sahibi.
 
EBU ZER EL-GIFARİ :  (Ar.) Er. -Sahabedendir.
 
EBUBEKİR :  (Ar.) Er. - Deve yavrusunun babası. - Hulefa-i Raşidin´in ilkidir. Hz. Ebubekir´in lakabı. Rasûlullah (s.a.s)´ın nübüvvetinden önce de sonra da en yakın arkadaşı olmuştur.
 
EBYAR :  (Ar.) Er. - Pek ak, pek beyaz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ECE :  (Tür.) Ka. 1. Baş reis. 2. Kraliçe. 3. Ana. 4. Yaşlı kadın.
 
ECEMİŞ :  (Tür.) Er. - Çok bilmiş.
 
ECER :  (Tür.) Er. - Yeni, güzel, iyi.
 
ECHER :  (Ar.) Ka. 1. Son derece güzel kadın. 2. Gündüz iyi görmeyen karmaşık gözlü.
 
ECİR :  (Ar.) Er. 1. Bir iş ya da emek karşılığı verilen şey. 2. Sevap. 3. Aziz sevgili.
 
ECMEL :  (Ar.). - En güzel, en yakışıklı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ECVED :  (Ar.) Er. 1. En iyi olan. 2. Eli açık cömert. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak okunur.
 
EDA :  (Ar.) Ka. - 1. Naz, cilve. 2. Kurum, caka. 3. Alınan şeyi geri ödeme. 4. Bir vazifeyi yerine getirmek.
 
EDEBALİ :  (Tür.) Er. - (Öl: 1325). Osman Gazi´nin kayınpederi ve hocası. Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda önemli bir rolü oldu.
 
EDGÜ :  (Tür.) Er. - İyi.
 
EDGÜALP :  (Tür.) Er. - İyi yiğit.
 
EDHEM :  (Ar.) Er. Karayağız at. -Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. İbrahim Edhem: İslam tarihinde meşhur sofi
 
EDİB :  (Ar.) Er. 1. Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. 2. Edebiyatla uğraşan kimse.
 
EDİM :  (Ar.) Er. - Fiil, amel.
 
EDİZ :  (Tür.) Er. 1. Yüksek, yüksek yer. 2. Ulu, yüce, değerli.
 
EDVİYE :  (Ar.) Ka. - Devalar, ilaçlar, çareler.
 
EFADİL :  (Ar.) Er. - Pek mümtaz olanlar, çok bilgililer.
 
EFAHİM :  (Ar.) Er. - En ulu, pek büyük ve saygıya layık kimseler.
 
EFDAL :  (Ar.). 1. Çok faziletli, yüksek derecede. 2. Tercihe şayan, müreccah. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
EFE :  (Tür.) Er. 1. Ağabey, büyük kardeş. 2. Yiğit, cesur. 3. Kabadayı.
 
EFEKAN :  (Tür.) Er. - Efe soyundan gelen.
 
EFGAN :  (Fars.) Er. - Figan, ağlayıp inleme, feryat.
 
EFGEN :  (Fars.) Er. 1. Düşüren, yıkan, yere atan. 2. Alıcı, yakıcı, düşürücü. - (bkz. Figen).
 
EFHEM :  (Ar.) Ka. 1. Çabuk anlayan. 2. Zihni açık olan. 3. Daha ulu, çok büyük şeref sahibi fehametli. - (bkz. Fehamet).
 
EFİDE :  (Ar.) Ka. - Yürekler, kalpler, gönüller.
 
EFİL :  (Tür.) - Rüzgar, dalgalanma. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
EFKAR :  (Ar.) Er. 1. Düşünceler. 2. İç sıkıntısı, kaygı.
 
EFKEN :  (Fars.) Er. - Düşkün.
 
EFLAK :  (Ar.) Er. 1. Semalar, felekler, yükler, küreler, zamanlar. 2. Bahtlar, talihler, kaderler.
 
EFLAKİ :  (Ar.) Er. - Gökte oturan melek. - Eflaki Şemseddin Ahmet Dede: (1360). Osmanlı sufi ve yazar. Mevlana´ya dair Menakıbü´l-Arifin adlı eserin müellifi.
 
EFLATUN :  (Yun.) Er. 1. Açık mor. 2. Aristo´nun hocası, Sokrat´ın talebesi, ünlü Yunan filozofu.
 
EFRAHİM :  (İbr.) Er. - Hz. Yusuf un ikinci oğlu. Orta Filistin´de yerleşen İsrail kabilesine adını verdiği söylenir. Bu kabile Hz. Süleyman´ın ölümünden sonra asıl İsrail topluluğunun 12 kola ayrılmasında etken oldu.
 
EFRAS :  (Ar.) Er. - Atlar, beygirler, kısraklar.
 
EFRASİYAP :  (Fars.) Er. - Turan Türkleri büyük kahraman kağanının Farsça adı. Alp er Tonga asıl adıdır. Büyük İskender´den evvel yaşamıştır. Kaşgar´daki ilk müslüman Türk sülalesi Karahanlıların Afrasiyab neslinden geldiği söylenmektedir. Alper Tonga Hüsrev tarafıan
 
EFRAZ :  (Fars.) Ka. - Kaldıran, yükselten. - Firar. Yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, maruf.
 
EFRİDUN :  (Fars.). - Cemşid soyundan anlayış ve zekasıyla meşhur bir İran hükümdarı.
 
EFRUG :  (Fars.). 1. Parıltı, ışık. 2. Nur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
EFRUZ :  (Fars.) Ka. 1. Şule, parıltı. 2. Aydınlatan, parlatan. 3. Tutuşturan, yakan. Gösterişli güzel.
 
EFŞAN :  (Fars.) Ka. - Eklendiği kelimelere "saçan, dağıtan, serpen, silken" manası verir.. - Gülefşan: Gül saçan.
 
EFSANE :  (Fars.) Ka. 1. Asılsız hikaye. 2. Masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. - Dillere düşmüş, maşhur olmuş hadise.
 
EFSER :  (Fars.). 1. Taç. 2. Subay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır, (bkz. İklil).
 
EFSUN :  (Fars.) Ka. Büyü, sihir, gözbağcılık,
 
EFZA :  (Fars.). - Artmak, çoğalmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
EGE :  (Tür.) Ka. 1. Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her halinden sorumlu olan. 2. Yaşça büyük, ulu. 3. Sahip.
 
EGEMEN :  (Tür.) Er. - Hakim, hüküm süren karşılığı olarak kullanılan bu kelime, hem kök, hem de ek olarak yanlıştır. Türkçe´de ne "eğe" kökü, ne de "man-men" şeklinde isim yapım eki vardır.
 
EĞİLMEZ :  (Tür.) Er. - Başkalarının baskısını ve üstünlüğünü kabul etmeyen, baş eğmeyen.
 
EĞİN :  (Tür.) Er. - sırt, arka.
 
EHAD :  (Ar.). 1. Bir, tek. 2. İlk sayı. 3. Allah´ın isimlerinden, bir ve tek olan Allah. - İsim olarak kullanılmaz.
 
EHİL :  (Ar.) Er. 1. Sahip, malik. 2. Becerikli, yetenekli. 3. Karı-kocadan her biri.
 
EHLİMEN :  (Ar.) Er. - inançlı inanan kimse.
 
EHLİYET :  (Ar.) Ka. 1. İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. 2. Mahirlik, iktidar, liyakat, kabiliyet, kifayet, mensubiyet. 3.İktidar, kabiliyet ve liyakat vesikası.
 
EHLULLAH :  (Ar.) Er. 1. Allah´ın adamı, veli, evliya. 2. Allah´a teveccüh etmiş, kulluğunu yanlız ona yöneltmiş. Küfür ehlinden, ve şirkten kaçınan.
 
EKABİR :  (Ar.) Er. - Rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali.
 
EKBER :  (Ar.) Er. - Daha büyük, çok büyük, en büyük, pek büyük, azam. -Allah´ın sıfatlanndandır. Kur´an-ı Kerim´de 23 yerde geçer. İsim olarak kullanılması iyi değildir. Hindistan´a hakim olan Türk hükümdarı.
 
EKE :  (Tür.) Er. 1. Bilgili, deneyli, olgun. 2. Kurnaz, açıkgöz. 3. Bilmiş çocuk. 4. Dahi.
 
EKER :  (Tür.) Er. - Toprakla uğraşan.
 
EKİM :  (Tür.) Ka. 1. Toprağa ürün ekme işi. 2. Yılın onuncu ayı.
 
EKİN :  (Tür.) Ka. 1. Ekilmiş tahılın sürmüşü, tarlada bitmiş tahıl. 2. - Kültür.
 
EKMEL :  (Ar.) Er. l. Daha, pek kamil, mükemmel ve kusursuz olan. 2. En uygun, en eksiksiz. 3. Ekmel-i Enbiya: Hz. Rasûlullah (s.a.s). 4. Dinin tamamlanması. Maide suresi ayet, 3.
 
EKMELEDDİN :  (Ar.) Er. 1. Dinin en olgunu, en olgunlaştırdığı isim. 2. Dinin tamamı. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. - (bkz. Ekmelettin).
 
EKREM :  (Ar.) Er. 1. Daha, en kerim. 2. Çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. Ekremü´l-Ekremin: Cenab-ı Hak. (Alak suresi: 3 ).
 
EKVAN :  (Ar.) Er. - Varlıklar, alemler, dünyalar. - (bkz. Evren).
 
ELA :  (Ar.) Ka. - Sarıya çalan kestane rengi, göz rengi.
 
ELBURZ :  (Fars.). - 1. Kafkaslarda en yüksek dağ. 2. Uzun boylu yakışıklı kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ELÇİ :  (Tür.) Er. 1. Başka bir devlet nezdinde devletini temsil eden kişi. 2. Sefir. 3. Allah´ın gönderdiği rasul ve nebiler.
 
ELDEMİR :  (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü el.
 
ELFAZ :  (Ar.) Er. - Sözler, sözcükler.
 
ELFİDA :  (Ar.) Ka. - Feda etme, gözden çıkarma, verme.
 
ELFİYE :  (Ar.) Ka. l- 1000 mısralık manzume. 2. Manzum risaleler.
 
ELGİN :  (Tür.) Er. - Garip, yurdundan ayrılmış.
 
ELHAN :  (Ar.). - Nağmeler, ezgiler. -erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ELİF :  (Ar.) Ka. 1. İslami alfabenin ilk harfi. Ebccd hesabında değeri birdir. 2. Musikide "la" notasını ifade için kullanılır. 3. Ülfet eden, dost, tanıdık. 4. Alışmış, alışkın, alışık. - İki kelimeli isimler yapılabilir (Elif Beyza, Elif Nur v.s.).
 
ELMAS :  (Yun.i.) Ka. 1. Bilinen kıymetli taş. 2. Pek sevgili ve kıymetli. 3. Billurlaşmış saf ve şeffaf karbon. 4. Ucunda sivri bir elmas parçası bulunan ve cam kesmekte kullanılan alet.
 
ELVAN :  (Ar.) - Levnler, renkler, çok renkli, polikrom. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ELVİDA :  (Ar.) - Allah´a ısmarladık. Allah´a emanet olun yollu ayrılık hitabı. - Erkek ve kadın ismi olarak kullanılır.
 
ELYESA :  (Ar.) Er. - Kur´an-ı Kerim´de adı geçen bir peygamber.
 
EMAN :  (Ar.) Er. 1. Emniyet. 2. Himaye, masuniyet. Güvence. - Müslüman her ferde eman verebilir.
 
EMANET :  (Ar.) Ka. 1. Emniyet edilen kimseye bırakılan şey, eşya veya kimse. 2. Osmanlı devletinde bazı devlet dairelerine verilen isim.
 
EMANETULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın emaneti.
 
EMANULLAH :  (Ar.) Er. 1. Allah´ın emaneti. Devletin tebası, halk, millet.
 
EMEÇ :  (Tür.) Er. 1. Hedef. 2. Yamaç. 3. Henüz memeden kesilmemiş buzağı.
 
EMEK :  (Tür.) Er. 1. Uzun, yorucu ve özenli çalışma. 2. Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü.
 
EMEL :  (Ar.) Ka. 1. Ümit. 2. Şiddetli arzu, hırs, tamah. 3. Uzun zamanda gerçekleşebilecek arzu. 4. İnsan ömrünün yetmeyeceği hülyalar, kuruntular.
 
EMİN :  (Ar.) Er. 1. Korkusuz kimse. 2. Emniyette olan. 3. İnanan, güvenen. 4. İnanılır, güvenilir. 5. Şüpheye düşmeyen, kati olarak bilen. 6. Emanet olarak idare edilen dairelerin başı. - 7. (Hz. Muhammed (s.a.s) ve Cebrail´in adı.
 
EMİNE :  (Ar.) Ka. - 1. Arapça´daki Amine kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir. 2. Peygamberimizin annesi.
 
EMİR :  (Ar.) Er. 1. Bir kavmin, bir şehrin başı. 2. Büyük bir hanedana mensup kimse. 3. Peygamberimizin soyundan gelen. 4. Kumandan. 5. Abbasi devletinde başkomutan. 6. Osmanlı devletinde beylerbeyi ve Tanzimat´tan sonra sivil paşalığın ilk derecesi.
 
EMİR SULTAN :  (Ar.) Er. I. Beyazıd zamanında Buhara´dan Bursa´ya hicret eden mutasavvıf.
 
EMİRHAN :  (a.t.i.) Er. - (bkz. Emir). - "Emir" kelimesine "han" eki getirilerek iki isimden meydana gelmiştir.
 
EMRAH :  (Tür.) Er. - Anadolu saz şairlerinden.
 
EMRAN :  (Ar.) Er. - Kürkler, hayvan derileri.
 
EMRE :  (Tür.) Er. - Aşık. Mübtela. Vurgun.
 
EMREDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin emrettiği.
 
EMRİ :  (Ar.) Er. - Emirle ilgili.
 
EMRULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın emri.
 
EMSAL :  (Ar.) Er. 1. Kıssalar, hikayeler, destanlar. 2. Numuneler, örnekler. 3. Eş benzer. 4. Yatış denk. 5. Katsayı.
 
ENAM :  (Ar.) Er. 1. Bütün mahlukat, yaratılmış her şey. 2. Halk, insanlar. Seyyidü´l-Enam: Halkın ulusu Rasûlullah (s.a.s). 3. Kur´an-ı Kerim´in 6. Suresinin adı. 4.Bazı ayet ve duaları içeren dua kitabı.
 
ENBİYA :  (Ar.) Er. - Peygamberler.
 
ENDER :  (Ar.) Er. - çok az, çok seyrek, çok az bulunur, pek nadir.
 
ENER :  (Tür.) Er. - En yiğit, en kahraman kişi.
 
ENERGİN :  (Tür.) Er. - En olgun, çok olgun.
 
ENES :  (Ar.) Er. 1. İnsan. 2. Enes b. Malik: (Basra 709). Rasûlullah (s.a.s)´den çok hadis nakleden sahabelerdendir. Hicretten sonra annesi onu, 10 yaşındayken Rasûlullah (s.a.s)´ın hizmetine vermiştir. Rasûlullah (s.a.s)´ın vefatına kadar yanında kalmıştır. 97
 
ENFA :  (Ar.) - Çok yararlı, daha çok faydalı, (bkz. Nafi). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ENFAL :  (Ar.) Er. 1. Ganimet. 2. Kur´an-ı Kerim´in 8 suresinin adı.
 
ENFES :  (Ar.) Ka. - Çok güzel, en güzel.
 
ENGİN :  (Tür.) Er. 1. Ucu, bucağı görünmeyecek kadar çok geniş. 2. Denizin kıyıdan çok uzaklarda bulunan geniş bölümü, açık deniz. 3. Değer ve fiyatı düşük olan. 4. Yüksekte olmayan, alçak yer.
 
ENGİNALP :  (Tür.) Er. - Değerli yiğit.
 
ENGİNER :  (Tür.) Er. - İyi, güzel, değerli insan.
 
ENGİNİZ :  (Tür.) Er. - İz bırakacak kadar değerli insan.
 
ENGİNSOY :  (Tür.) Er. - Geniş soydan gelen.
 
ENGİNSU :  (Tür.) Er. - Açık deniz.
 
ENGİNTALAY :  (Tür.) Er. - Büyük deniz, okyanus.
 
ENGÜR :  (Tür.) Er. 1. Çok gür. 2. Bereketli.
 
ENHAR :  (Ar.) - Irmaklar, çaylar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Enhar. Kur´an-ı Kerim´de cennetlerin altlarından akan ırmaklar.
 
ENİS :  (Ar.) Er. 1. Dost arkadaş. 2. Yar, sevgili.
 
ENSAR :  (Ar.) Er. 1. Yardımcılar, muavinler, müdafiler, koruyucular. 2. Medine´ye hicretle Mekkeli muhacirlere yardım eden, Medineli müslümanlara verilen ad. Kur´an-ı Kerim´de çok geçen kelimelerden birisidir.
 
ENSARULLAH :  (Ar.) Er. - Allah yolunda Rasûlullah (s.a.s)´a yardım edenler.
 
ENVAR :  (Ar.) Er. - Ziyalar, aydınlıklar, ışıklar, parlaklıklar.
 
ENVER :  (Ar.) Er. - Daha nurlu, en nurlu, çok parlak.
 
ERACAR :  (Tür.) Er. - Becerikli erkek.
 
ERAKALIN :  (Tür.) Er. - Alnı ak, dürüst erkek.
 
ERAKINCI :  (Tür.) Er. - Yiğit akıncı.
 
ERAKSAN :  (Tür.) Er. - Temiz adlı yiğit.
 
ERALKAN :  (Tür.) Er. - Al kanlı yiğit.
 
ERALP :  (Tür.) Er. - Yiğit erkek.
 
ERANIL :  (Tür.) Er. ? Yiğitliğinle anıl, tanın.
 
ERASLAN :  (Tür.) Er. - Aslan gibi, güçlü kuvvetli erkek.
 
ERAVEND :  (Fars.) Er. 1. Şevk, arzu, istek. 2. Şan, şeref.
 
ERAY :  (Tür.) Er. - Erken ay, ilk ay, ayın ilk günlerinde doğan.
 
ERBATUR :  (Tür.) Er. - Cesur, yiğit.
 
ERBAY :  (Tür.) Er. - Soylu, ünlü aileye mensup erkek.
 
ERBELGİN :  (Tür.) Er. - Açık yürekli erkek.
 
ERBERK :  (Tür.) Er. - Şimşek gibi yiğit.
 
ERBOĞA :  (Tür.) Er. - Boğa gibi güçlü erkek.
 
ERBOY :  (Tür.) Er. - Yiğit soydan gelen.
 
ERCAN :  (Tür.) Er. - Canlı, diri, sıhhatli erkek.
 
ERÇELİK :  (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü erkek.
 
ERÇETİN :  (Tür.) Er. - Sert, güçlü erkek.
 
ERÇEVİK :  (Tür.) Er. - Çevik, hızlı erkek.
 
ERCİHAN :  (t.f.i.) Er. - Cihanın tanıdığı erkek.
 
ERÇİN :  (Fars.) - Merdiven, basamak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ERCİVAN :  (t.f.i.) Er. - Genç erkek.
 
ERCÜMENT :  (Fars.) Er. - Muhterem, şerefli, itibarlı, haysiyetli, seçkin, saygın, değerli.
 
ERCÜVAN :  (f.a.i.) 1. Erguvan çiçeği. 2. Kızıl şey. 3. Kırmızı kadife. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ERDA :  (Ar.) Ka. - Beyaz karınca.
 
ERDAL :  (Tür.) Er. - Tek erkek, dal gibi uzun erkek.
 
ERDEM :  (Tür.) Er. 1. Fazilet. 2. Maharet, hüner. 3. Liyakat. 4. Usta gemici. 5. İnsanın ruhsal yetkinliği.
 
ERDEMALP :  (Tür.) Er. ? Erdemli yiğit.
 
ERDEMER :  (Tür.) Er. ? Erdemli kimse.
 
ERDEMİR :  (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü erkek.
 
ERDEMLİ :  (Tür.) Er. - Erdemli, faziletli.
 
ERDEŞİR :  (Tür.) Er. - Cesur, kahraman, aslan yürekli.
 
ERDİ :  (Tür.) Er. 1. Amacına ulaşan, erişen. 2. Olgunlaşmış erkek. 3. Ermiş veli.
 
ERDİBİKE :  (Tür.) Ka. - Olgunluğa erişmiş, deneyimli kadın.
 
ERDİNÇ :  (Tür.) Er. - Duru, güçlü kuvvetli erkek.
 
ERDOĞAN :  (Tür.) Er. - Yiğit doğan.
 
ERDÖNMEZ :  (Tür.) Er. - Sözünden dönmeyen, doğru sözlü.
 
EREK :  (Tür.) Er. - Gerçekleştirilmek için tasarlanan ve erişmek istenilen şey, amaç, gaye, hedef.
 
EREL :  (Tür.) Er. - Erkek eli, güçlü el.
 
EREN :  (Tür.) Er. 1. Yetişen, ulaşan, vasıl olan. 2. İyi yetişmiş kişi. 3. Cesur, yiğit adam. 4. Ermiş. 5. Koca, zevc. 6. Kişi, şahıs.
 
ERENDİZ :  (Tür.) Er. - Gezegenlerin en büyüğü ve güneşe yakınlık bakımından beşincisi Jüpiter.
 
ERENGÜL :  (Tür.) Ka. - Eren ve gül isimlerinden birleşik.
 
ERENTÜRK :  (Tür.) Er. - Eren-türk.
 
ERER :  (Tür.) Er. - Ulaşır, kavuşur.
 
ERETNA :  (Tür.) Er. - XIV. yy. Orta Anadolu´da Sivas ve Kayseri´de beylik kuran bir zat. Aslen Uygur Türkleri´nden olup Küçük Asya´da Anadolu Selçuklularına ait yerleri idarelerine almış olan İlhanlıların emirlerinden biri. Adil yönelimi sayesinde halkın övgüsünü
 
EREZ :  (Ar.) Er. - Acıbadem ağacı.
 
ERGALİP :  (t.a.i.) Er. - Üstün, yenen kimse.
 
ERGE :  (Tür.) Ka. - Şımarık, nazlı.
 
ERGENÇ :  (Tür.) Er. - Genç erkek.
 
ERGİ :  (Tür.) Er. - İyi, güzel bir şeye erişme.
 
ERGİN :  (Tür.) Er. 1. Olmuş, yetişmiş, kemale ermiş. 2. Haklarını kendi kullanmak için yasanın gösterdiği yaşa gelmiş olan kimse ( bkz. Reşid).
 
ERGİNCAN :  (Tür.) Er. - Olgun ruhlu kimse.
 
ERGİNER :  (Tür.) Er. - Olgun erkek.
 
ERGİNSOY :  (Tür.) Er. - Olgun kişilerin soyundan gelen.
 
ERGÖKMENÜ :  (Tür.) Er. - Mavi gözlü, sanşın kimse.
 
ERGÖNÜL :  (Tür.) Er. - Gönül eri, iyi insan.
 
ERGÜÇ :  (Tür.) Er. - Erkek gücü.
 
ERGÜDEN :  (Tür.) Er. 1. Yiğitlik eden erkek. 2. Sevk ve idare kabiliyeti olan, lider.
 
ERGÜL :  (Tür.) - Nadide gül, tek gül. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ERGÜLEÇ :  (Tür.) Er. - Güleryüzlü erkek.
 
ERGÜMEN :  (Tür.) Er. - Amacına, isteğine kavuşan.
 
ERGÜN :  (Tür.) Er. 1. Yumuşak uysal kimse. 2. Sulu kar, sulu saf kar.
 
ERGUN :  (Fars.) Er. - Sert başlı, oynak ve hızlı giden at. Ergun Celaleddin Çelebi: Türk sufı. Mevlananın soyundandır. Kütahya mevlevi hanesine de şeyhlik yapmıştır.
 
ERGUNALP :  (f.t.i.) Er. - Hızlı, çevik, yiğit.
 
ERGUNER :  (f.t.i.) Er. - Hızlı, çevik erkek.
 
ERGÜNER :  (Tür.) Er. - Yumuşak huylu, uysal erkek.
 
ERGUVAN :  (Fars.) Er. - Kırmızımtrak bir çiçek.
 
ERGÜVEN :  (Tür.) Er. - Kendine güvenen.
 
ERGÜVENÇ :  (Tür.) Er. - Güven duyulan kimse.
 
ERHAN :  (Tür.) Er. - İyi, adaletli hükümdar.
 
ERİB :  (Ar.) Er. - Akıllı, zeki kimse.
 
ERİKE :  (Ar.) Ka. - Taht.
 
ERİKER :  (Tür.) Er. - Becerikli, yürekli adam.
 
ERİM :  (Tür.) Er. 1. Bir şeyin erebileceği uzaklık. 2. Vakıf olmak, yetmek.
 
ERİNÇ :  (Tür.) Er. - Rahat, huzur.
 
ERİNÇER :  (Tür.) Er. - Huzur veren kimse.
 
ERİPEK :  (Tür.) Er. - Yumuşak, uysal erkek.
 
ERİS :  (Fars.) Er. - Zeki, uyanık, azılı.
 
ERKAL :  (Tür.) Er. - Erkek kal, adam olarak kal.
 
ERKAM :  (Ar.) Er. - Rakamlar, sayılar, yazılar. Erkam b. Erkam: İlk müslüman olan sahabilerden birinin adı. Peygamberimiz ve müslümanlar Mekke döneminde bir müddet çalışmalarını gizlice Erkam´ın evinden yürüttükleri için, evi İslâm tarihinde meşhur olmuş ve günü
 
ERKAN :  (Ar.) Er. 1. Bir topluluğun ileri gelenleri, büyükler, üstler. 2. General ya da amiral aşamasındaki askerler. 3. Yol, yöntem, adet, usûl. 4. Temel esaslar. Rükünler, direkler.
 
ERKE :  (Tür.) 1. İş başarma gücü. 2. Nazlı serbest büyütülmüş çocuk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ERKEL :  (Tür.) Er. - Güçlü, kudretli el.
 
ERKILIÇ :  (Tür.) Er. - Kılıç gibi keskin güçlü yiğit.
 
ERKİN :  (Tür.) Er. - Serbest, hür.
 
ERKINAY :  (Tür.) Er. - Çalışan erkek.
 
ERKİNER :  (Tür.) Er. - Bağımsız, özgür insan.
 
ERKMAN :  (Tür.) Er. - Güçlü, etkili, sözü geçen kimse.
 
ERKOÇ :  (Tür.) Er. - Güçlü, iriyan erkek.
 
ERKSAN :  (Tür.) Er. - Güçlü, etkili san, tanınmış ad.
 
ERKSOY :  (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.
 
ERKSUN :  (Tür.) Er. - Gücünü, kudretini göster.
 
ERKUL :  (Tür.) Er. - Erkek kul, güçlü kuvvetli adam, kul.
 
ERKUT :  (Tür.) Er. 1. Güçlü, dayanıklı erkek. 2. Mübarek insan, kutlu insan.
 
ERKUTAY :  (Tür.) Er. - Uğurlu ayda doğan erkek.
 
ERMA :  (Ar.) Ka. - Çok güzel ve cilveli olan.
 
ERMAN :  (Fars.) Er. 1. Arzu, istek. 2. Yerinme, pişman olma.
 
ERMİN :  (Fars.) Er. - Keykubat´m dördüncü oğlu.
 
ERMİŞ :  (Tür.) Er. 1. Allah´a yönelmiş ve bu yolda merhale katetmiş kimse. 2. Veli, aziz.
 
ERMİYE :  (Ar.) Er. - Dolu yağdıran kasırga.
 
ERNOYAN :  (Tür.) Er. - Yiğit başkomutan.
 
EROĞUZ :  (Tür.) Er. - Yiğit kimse.
 
EROKAY :  (Tür.) Er. - Seçkin, beğenilen erkek.
 
EROL :  (Tür.) Er. - Erkek ol. - "Er" ve "ol" kelimelerinden birleşik isim.
 
ERONAT :  (Tür.) Er. - Dürüst, güvenilir, iyi erkek.
 
ERÖZ :  (Tür.) Er. - Özü erkek, yiğit olan.
 
EROZAN :  (Tür.) Er. - Erkek ozan, şair.
 
ERSA :  (Tür.) Er. l. Adıyla, sanıyla ünlenmiş erkek. 2. Güzel, güçlü san bırakmak.
 
ERŞAD :  (t.f.i.) Er. - Sevinçli, mutlu erkek.
 
ERŞAHAN :  (Tür.) Er. - Şahin gibi güçlü yiğit.
 
ERŞAHİN :  (Tür.) Er. - Erkek şahin, kuş.
 
ERSAL :  (Tür.) Er. - Yiğitliğinle tanın.
 
ERŞAN :  (Tür.) Er. - Yiğitliğiyle tanınmış, ünlenmiş erkek.
 
ERSAYIN :  (Tür.) Er. - Saygı değer kimse.
 
ERSEÇ :  (Tür.) Er. - Seçkin ol.
 
ERŞED :  (Ar.) Er. - Er reşid, ergin olan, doğru yola daha yakın, hareket hattı daha iyi olan. (bkz. Reşid).
 
ERSEN :  (Fars.) Er. - Meclis, kurultay, kongre.
 
ERSEN :  (Tür.) Er. - Mutlu, neşeli erkek.
 
ERSEVEN :  (Tür.) Er. - Seven erkek.
 
ERSEVİM :  (Tür.) Ka. - Sevimli, sempatik erkek.
 
ERSEZER :  (Tür.) Er. - Kavrayışı güçlü erkek.
 
ERSÖZ :  (Tür.) Er. - Yiğit sözlü.
 
ERTAN :  (Ar.) Er. - Dericilerin,, yaprağıyla sahtiyan (deri) boyadıkları bir nevi ağaç.
 
ERTAŞ :  (Tür.) Er. - Taş gibi erkek. -Er ve taş kelimelerinden birleşik isim.
 
ERTAYLAR :  (Tür.) Er. - Uzun boylu, yakışıklı erkek.
 
ERTE :  (Tür.) Er. 1. Gelecek şafak, şafak sökme zamanı. 2. Yarın. 3. Herhangi bir işte ilk başarı.
 
ERTEK :  (Tür.) Er. - Tek, eşsiz yiğit.
 
ERTEKİN :  (Tür.) Er. - Soylu erkek. - Er ve tekin kelimelerinden birleşik isim.
 
ERTEN :  (Tür.) Er. 1. Sabah güneşin doğduğu zaman. 2. Gün.
 
ERTİNGÜ :  (Tür.) Er. - Olağanüstü görülmemiş.
 
ERTOK :  (Tür.) Er. - Gözü, gönlü tok yiğit.
 
ERTÖRE :  (Tür.) Er. - Töreleri olan yiğit.
 
ERTUĞ :  (Tür.) Er. - Sorguç tutan erkek.
 
ERTUĞRUL :  (Tür.) Er. - Dürüst, doğru, yiğit. - Ertuğrul Gazi: Osmanlı hanedanının kurucusu. Osman Bey´in babası.
 
ERTUNÇ :  (Tür.) Er. l. Tunç renkli erkek. -2. Tunç madeni gibi güçlü kuvvetli erkek. - Er ve tunç kelimelerinden birleşik isim.
 
ERTUNGA :  (Tür.) Er. 1. Yiğit hakan. 2. Uygur yazıtlarında geçen Türk adı.
 
ERÜSTÜN :  (Tür.) Er. - Üstün erkek.
 
ERVA :  (Ar.) Er. 1. Çok güzel genç. 2. Son derece cesur ve yiğit adam.
 
ERVİN :  (Fars.) Ka. 1. Tecrübe, sınama, deneme. 2. Şeref ve itibar.
 
ERYALÇIN :  (Tür.) Er. - Sert, güçlü, boyun eğmez yiğit.
 
ERYAMAN :  (Tür.) Er. - Güçlü, becerikli.
 
ERYAVUZ :  (Tür.) Er. - Yürekli, korkusuz.
 
ERYETİŞ :  (Tür.) Er. - Erken gel.
 
ERYILDIZ :  (Tür.) Er. - Yıldız gibi parlak yiğit.
 
ERZADE :  (t.f.i.) Er. - Yiğit oğlu.
 
ERZAN :  (Fars.) Er. 1. Ucuz, bol. 2. Uygun, münasip, layık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ESAD :  (Ar.) Er. 1. Oldukça mutlu, daha saadetli. 2. Çok hayırlı. Esad b. Zürare: Sahabedendir. Künyesi Ebu Umame´dir. Akabe bey´atmdan önce müslüman oldu. 1.2. ve 3. Akabe bey´atlarında hazır bulundu. Medine´ye İslamı ilk tebliğ eden sahabidir. Hicretin II. y
 
EŞAY :  (Tür.) Er. - Ay kadar güzel.
 
EŞCA :  (Ar.) Er. - En cesur, en yiğit kişi.
 
ESED :  (Ar.) Er. - Arslan. Gazanfer. Haydar. Cesur ve kahraman kişi anlamında kullanılmıştır.
 
ESEDULLAH :  (Ar.) Er. - (Allah´ın arslanı) Hz. Ali, Hayber´in fethinde gösterdiği kahramanlıktan dolayı Rasûlullah (s.a.s), Hz. Ali´ye bu ismi vermiştir. Astronomi´de: Güneşin rumi, temmuzun 9´unda ve Efrenci temmuzun 23´ünde içine girdiği ve semanın kuzey yarımküre
 
ESEDÜ´D-DİN :  (Ar.) Er. - Dinin arslara. - Şeref lakabıdır.
 
ESEN :  (Tür.) Er. - Sağ, salim, sağlıklı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ESENDAĞ :  (Tür.) Er. - Dağ gibi güven verici ve sağlam yaptı.
 
ESENER :  (Tür.) Er. - Sağlıklı, rahat kimse.
 
ESENGÜL :  (Tür.) Ka. - Canlı, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül.
 
ESENTÜRK :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, sağlıklı Türk.
 
ESER :  (Ar.) Er. 1. Nişan, alamet, iz. 2. Etki, tesir. 3. Yok olmuş bir nesneden kalma parça. 4. Bir kişinin ortaya koyduğu mahsul, telif. 5. Hadis, hadis ilmi. 6. İmal, icat. 7. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
EŞFAK :  (Ar.) Er. - Daha şefkatli, çok merhametli.
 
ESİN :  (Tür.) Ka. -1. Rüzgar, sabah rüzgarı. 2. İlham, çağrışım.
 
EŞİR :  (Ar.) Er. - Çok sevinçli.
 
ESLEK :  (Tür.) Er. 1. Çalışkan, gayretli. 2. Yumuşak başlı, uysal. 3. Atik, çevik.
 
EŞLEM :  (Ar.) Er. 1. En selamatli, en emin, en doğru yol. 2. Kendisini bütünüyle Allah´ın dinine adamış, Silm´e girmiş mü´min. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
 
ESMA :  (Ar.) Ka. 1. Adlar. 2. Kulaklar, işitme. - Esmaü´l-Hüsna: Allah´ın güzel isimleri. - Hz. Esma: Hz. Ebu Bekir´in kızı, Hz. Aişe´nin ablasıdır.
 
ESMAN :  (Ar.) Ka. - Bedeller, kıymetler, değerler.
 
ESME :  (Tür.) Ka. - Esmek fiili.
 
ESMERAY :  (a.t.i.) Ka. - Siyah ay, buğday renkli, karayağız.
 
ESRA :  (Ar.) Ka. - Daha hızlı, daha çabuk, en çabuk.
 
EŞRAF :  (Ar.) Er. 1. Şerefli, saygın kimseler. 2. Bir yerin zenginleri, sözü geçenler.
 
EŞREF :  (Ar.) Er. - Daha şerefli, çok onurlu, çok aziz, pek muhterem. Eşrefi: Akkoyunlular devrinde kullanılan bir çeşit gümüş para. Yavuz Sultan Selim´in Mısırı fethettikten sonra burada bastırdığı para. Eşrefoğlu Rumi: Kadiri tarikatının bir kolu olan Eşrefîyye
 
ESVED :  (Ar.) Ka. - Siyah, kara.
 
EŞ´ARİ :  (Ar.) Er. - Ebu Musa Abdullah b. Kays el-Eş´ari (Öl. 935). Ünlü kelam alimi, Eş´ari mezhebinin, kurucusudur. 40 yaşına kadar Mutezile görüşü benimsemiş, daha sonra Basra camiinden de herkese ilan ederek Mutezile´yi bıraktığını açıklamıştır.
 
ETEM :  (Ar.) Er. - Daha tam daha noksansız, mükemmel. - (bkz. Ekmel).
 
EVCAN :  (Tür.) Er. - Evdeki insan evcimen.
 
EVCİMEN :  (Tür.) Er. - Evine, ailesine bağlı. Ev işlerinde becerikli.
 
EVDEGÜL :  (Tür.) Ka. - Güzel kız.
 
EVFA :  (Ar.) Er. Daha vefalı, cana yakın, sözünde duran.
 
EVİN :  (Tür.) Ka. - Tohum, tane, öz cevher.
 
EVİRGEN :  (Tür.) Er. - İşini bilen, tedbirli kimse.
 
EVLA :  (Ar.) Ka. - Daha uygun, daha layık, daha iyi üstün. Hayırlı amel.
 
EVLİYA :  (Ar.) 1. Veliler. 2. Allah´ın dostları. 3. İman edip salih amel işleyenler. 4. Allah yolunda mallan ve canlarıyla cihad edenler. 5. Allah´ın emaneti olan dinini ve hükümlerini yeryüzünde tevelli ederek korumaya çalışanlar.
 
EVRA :  (Fars.) Ka. - Hisar.
 
EVREN :  (Tür.) Er. 1. Büyük yılan, ejderha. 2. Felek, zaman. 3. Kainat, dünya. 4. Yaşanılan vasat.
 
EVRENSEL :  (Tür.) Er. - "Alemşümül" karşılığı olarak. - Fransızca "Universal´e benzetilerek kullanılır.
 
EVSAN :  (Ar.) - Pullar, harçlar (bkz. Esnam). - İsim olarak kullanılmaz.
 
EVVAH :  (Ar.) Er. 1. Çok ah eden. 2. Çok dua eden. 3. Merhametli. 4. İmanı sağlam. 5. Din bilgisi çok geniş olan kimse. 6. Kur´an-ı Kerimde bu isimle Hz.İbrahim vasıflandırılmıştır.
 
EVVEL :  (Ar.) 1. İlk başlangıç, ilkin. 2. Allah´ın 99 isiminden biri.
 
EYGÜL :  (Tür.) - İyi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
EYLÜL :  (Ar.) Ka. - Sonbahar´ın ilk ayı.
 
EYMEN :  (Ar.) Er. 1. Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, kutlu. 2. Sağ taraftaki. Eymen b. Hureym:. Sahabedendir. Mekke´nin alınışı sırasında müslüman oldu. Babası ve amcası Bedir şehitlerindendir. Hadis rivayctiylc ün kazandı.
 
EYÜB :  (Ar.) Er. 1. Sabırlı. 2. Dönen, pişman olan, günahlarına tevbe eden demektir. Kur´an´da adı geçen peygamberlerden. Güzel sabır sahibi. Allah´ın imtihanına güzellikle sabredip mükafat ve ihsana ulaşmıştır.
 
EZAMET :  (Ar.) Ka. 1. Büyüklük, ululuk. 2. Çalım, kıvrım.
 
EZFER :  (Ar.) Ka. - Güzel kokulu.
 
EZGİ :  (Tür.) Ka. 1. Belli bir kurala göre yaratılan ve kulakta haz uyandıran şeşname. 2. Makamla söylenen manzum söz. 3. Beste (bkz. Beste).
 
EZGÜ :  (Tür.) - Makam, hava. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
EZHAN :  (Ar.) - İnsanda akıl, fikir, zeka, hafıza anlayış, kavrayış, kudretleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
EZHERAN :  (Ar.) - Ay ve güneş. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
EZNEV :  (Fars.) - Yeni baştan, yeniden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
EZRA :  (Ar.) Ka. 1. Pek fasih, sözü düzgün adam. 2. Beyaz kulaklı siyah at.
 
EZRAK :  (Ar.) - Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #7 : 26 Nisan 2010, 15:18 »


FADALE :  (Ar.) Er. 1. Faziletli. 2. Rasulullah´a tabi olmuş sahabedendir. Medineli ilk müslümanlardandır. Birçok hadis rivayeti mevcuttur.
 
FADL :  1. İyilik. 2. Fazilet. 3. Erdemlilik. Fadl b. Abbas b. Abdülmuttalib: Rasulullah´ın amcası Abbas (r.a.)´ın oğludur.
 
FAHAMET :  (Ar.) Ka. 1. Fahimlik, ululuk. 2. İtibar, kıymet, değer.
 
FAHHAR :  (Ar.) Er. 1. Çok övünen, kendini çok metheden. 2. Çanak, çömlek, toprak testi. 3. Saksı.
 
FAHİM :  (Ar.) Er. 1. Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı.2. Ulu, büyük, sayan.
 
FAHİR :  (Ar.) Er. 1. Övünülecek, iftihar edilecek. 2. Şerefli, kıymetli. 3. Parlak, güzel, mükemmel.
 
FAHREDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin övdüğü, diniyle övünen. Dinin seçkini. Fahreddin Razi: (Rey 1149-Horat 1209). Müfessir, kelamcı. Dilbilimci. Fizikçi. Tıpçı.
 
FAHRİ :  (Ar.) Er. - Bir karşılık beklemeden yalnızca şeref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen iş. (İş, sıfat, unvan). Fahri aza, fahri üye
 
FAHRİYYE :  (Ar.) Ka. - İslami edebiyatla, şairlerin kendi vasıflarından, faziletlerinden ve şairlik kuvvetlerinden bahsettikleri şiirler. Daha çok kasidelerin bir bölümü bu şekildedir.
 
FAHRUNNİSA :  (Ar.) Ka. - Çok övünen, şanlı, şerefli, onurlu kadın.
 
FAİK :  (Ar.) Er. 1. Üstün, seçkin, yüksek, ileri. 2. Mümtaz, manevi olarak üstün olan.
 
FAİZ :  (Ar.) Er. - Fevz bulan, muradına ulaşan, başarı kazanan. Kur´an´da müslümanları vasfetme sadedinde birçok yerde geçmektedir.
 
FAKI :  (Tür.) Er. - Fakih´ten bozma kelime. Anadolu´da okuryazar ve bilgili imam, hoca gibi kimselere eskiden verilen unvan.
 
FAKİH :  (Ar.) Er. l. Bir şey bilen yahut anlayan kimse. 2. Fıkıh ilminde üstad. İslam hukuk bilgini.
 
FALİH :  (Ar.) Er. 1. Felaha eren, başarı kazanan, muradına eren. 2. Toprağı süren, eken.
 
FARABİ :  (t.h.i.) Er. - 870-950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin İslam aleminde yayılmasına yol açmış Türk filozofudur. Kendisine muallim-i sani (Aristo´dan sonra 2. üstad) unvanı verilmiştir. Eserlerinin İbn-i Sina üzerinde büyük tesiri vardır. Kanu
 
FARİS :  (Ar.) Er. 1. Atlı (süvari). 2. Binici, ata binmekte maharetli. 3. Ferasetli, anlayışlı. 4. İran´ın güneyindeki Şiraz vilayeti.
 
FARUK :  (Ar.) Er. 1. Haklıyı-haksızı ayırmakta güçlü olan. 2. Doğruyu yanlıştan ayıran. 3. Keskin. - Hz. Ömer´in lakabı
 
FARÛKİ :  (Ar.) Er. - Hz. Ömer´in nesline yahut adaletine mensup.
 
FARYAB :  (Fars.) Er. 1. Dere ve ırmak suyu ile sulanan yer. 2. Eski Horasan´da Delh´e yakın bir şehir.
 
FATİH :  (Ar.) Er. 1. Fetheden, açan. 2. Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi zapteden kimse. 3. Hüküm veren anlamında, Cenab-ı Hakk´ın sıfatlarından biridir. A´raf suresi 89. ayet. - İstanbul´u fetheden yedinci Osmanlı padişahı Sultan Mehmet Han´a bu fethinden ötürü ve
 
FATIMA :  (Ar) Ka. 1. Sütten kesilmiş. 2. Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kılınmış.- Hz. Peygamber´in Hz. Hatice´den dünyaya gelen en küçük kızının adıdır. Hicretten 18 yıl önce 605´te Mekke´de dünyaya gelmiştir. 632 yılında Medine´de vefat etmiştir. 18 yaşı
 
FATİN :  (Ar.) Er. 1. Zeki, anlayışlı. 2. Zihni açık, kavrayışlı. Uyanık.
 
FAYİH :  (Ar.) Er. - Kendiliğinden dağılan güzel koku.
 
FAYİHA :  (Ar.) Ka. 1. Çiçek veya meyve kokusu. 2. Güzel kokulu nesne.
 
FAYSAL :  (Ar.) Er. 1. Keskin hüküm, karar. 2. Halletme, neticelendirme. 3. Keskin kılıç. 4. Hakim.
 
FAZIL :  (Ar.) Er. 1. Faziletli, fazilet sahibi. 2. Erdemli, faik, üstün.
 
FAZİLET :  (Ar.) Ka. 1. İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat, güzel vasıf. 2. Kişiyi, ahlaklı ve iyi hareket etmeye yönelten manevi kuvvet. 3. İnsanın yaratılışındaki iyilik, iyi huy, erdem. 4. İyi anlak, iffet.
 
FAZLI :  (Ar.) Er. 1. Değer, üstünlük, iyilik, fazilet, lütuf. 2. Fazla, ziyade, artık, baki. 3. İki sayının birbirinden olan farkları. 4. İlim ve irfan sahibi. 5. Âli, cenablık, ihsan, cömert. 6. Olgunluk.
 
FAZLULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın fazlı, erdemi, lütfü.
 
FECRİ :  (Ar.) Er. - Sabaha karşı güneş doğmadan önce ufkun gündoğusu tarafından görülen aydınlığı, tanyerinin ağarması.
 
FEDAİ :  (Ar.) Er. l. Canını esirgemeyen, mühim bir maksat uğrunda canını vermeye hazır bulunan. 2. Allah yoluna başkoymuş.
 
FEDAKÂR :  (Fars) Er. - Birleşik isim. Kendini veya şahsi menfaatlerini esirgemeyen.
 
FEDAYİCAN :  (a.f.i.) Er. - Canını vermeye hazır, canını verme.
 
FEHİM :  (Ar.) Er. - Zeki, anlayışlı, pek çok anlayan.
 
FEHMİ :  (Ar.) Er. - Fehme mensup, fehim ile ilgili (bkz. Fehim).
 
FELAH :  (Ar.) Er. - Kurtuluş, selamet, mutluluk, bahtiyarlık.
 
FELAK :  (Ar.). 1. Gün ağarması. 2. Kur´an-ı Kerim´in 113. suresinin adı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FELİN :  (Ar.) - Mantar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FENER :  (Yun.) Er. - İçinde ışık kaynağı bulunan şeffaf mahfaza.
 
FERAĞ :  (Fars.) Er. - Serin rüzgar.
 
FERAH :  (Ar.) Ka. 1. Gönül açıklığı. 2. Sevinç, scvinme.
 
FERAHENGİZ :  (f.b.i.) Ka. - Ünlü bir çeşit lale.
 
FERAHET :  (Fars.) - Şan ve şeref. -Erkek ve kadın adı.
 
FERAHFEZA :  (a.f.i.) Ka. 1. Ferah artıran. 2. Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. 3. Meşhur bir lale türü.
 
FERAHNA :  (Fars.) Ka. 1. Bolluk, genişlik. 2. Geniş yer.
 
FERAHNAK :  (a.f.b.s.) Ka. - Sevinçli. - Türk müziğinin mürekkeb makamlarından.
 
FERAHNAZ :  (Fars.) Ka. - Nazlı kız.
 
FERAHŞAN :  (a.f.b.s.) Ka. 1. Sevinç veren. 2. Ferah saçan.
 
FERAMUŞ :  (Fars.) Er. - Unutma, hatırdan çıkma, nisyan.
 
FERASET :  (Ar.) Ka. - Anlayışlılık, çabuk seziş.
 
FERAY :  (Fars.) Ka. - Aydınlık, parlak ay, canlılık, süs, zinet.
 
FERDA :  (Fars.) Ka. 1. Yarın. 2. Gelecek zaman, ati. 3. Ahiret, öbür dünya.
 
FERDANE :  (Ar.) Ka. - Tekli, yalnız.
 
FERDİ :  (Ar.) Er. - Fertle ilgili, ferde has, tek başına yapılan.
 
FEREC :  (Ar.) Er. 1. Gam, tasa ve sıkıntıdan kurtulma. 2. Zafer.
 
FERHAD :  (f.h.i.) Er. - Anadolu Anonimi´nde Ferhad ve Şirin adıyla meşhur olan eski bir hikayenin erkek kahramanı olup Şirin´in aşıkıdır. - (bkz. Ferhat).
 
FERHAL :  (Fars.) Ka. Kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç.
 
FERHAN :  (Ar.) Er. 1. Sevinçli, mesut. 2. Şen, memnun.
 
FERHAT :  (Ar.) Er. - Sevinç, neşe.
 
FERHUNDE :  (Fars.) Ka. - Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, uğurlu.
 
FERİD :  (Ar.) Er. - Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün. - Türk dil kurallarına göre "d/t" olarak kullanılır.
 
FERİDE :  (Ar.) Ka. -Kendi reyiyle hareket eden, kibirli, gururlu kimse.
 
FERİDÜDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin feridi, tek, eşsiz, kıyas kabul etmez kimse.
 
FERİDUN :  (Fars.) Er. 1. Sekizinci gök. 2. Pişdadilerin 6. padişahı olup Cemşid sülalesinden demirci Gave´nin yardımıyla Dahhak-ı Mari´yi öldürmüştür. Lakabı Ferruh´tur.
 
FERİT :  (Fars.) Er. 1. Avcı kuş. 2. Donmuş, katılaşmış şey.
 
FERMA :  (Fars.). 1. Emreden, buyuran. 2. Amir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FERMAN :  (Fars.) Er. 1. Emir, buyruk. 2. Padişah tarafından verilen yazılı emir, berat, buyrultu.
 
FERMEND :  (Fars.) Er. - Mevki ve şeref sahibi.
 
FERRUH :  (Fars.) Er. 1. Uğurlu, kutlu. 2. Mübarek. 3. Aydınlık insan. - (bkz. Mübarek).
 
FERRUHİ :  (Fars.) Er. 1. Ferruha ait. 2. Uğurluluk, meymenet. 3. İranlı ünlü şair.
 
FERZAN :  (Fars.) Ka. - İlim ve hikmet.
 
FERZANE :  (Fars.) 1. Alim, bilgin, seçkin. 2. Benzerlerinden, akranlarından ileride. 3. Hakim, feylesof. 4. Tasavvufta, ncfsani bağlantılardan sıyrılmış olan derviş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FESAHAT :  (Ar.) - Açıklık, duruluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FETANET :  (Ar.) Ka. - Zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi kavraması. Peygamberlere mahsus beş sıfattan biridir.
 
FETHİ :  (Ar.) Er. - Fethe mensup. Fetih hakkında yazılan kaside.
 
FETHULLAH :  (Ar.) Er. - Dinin açılması. Yaşamaya başlamak. Allah´ın nusreti.
 
FETİH :  (Ar.) Er. 1. Açma, açış, açılma. 2. Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi ele geçirme. 3. Zafer. 4. Kur´an-ı Kerim´in 48. suresi. 5. Kapalılığı giderme, ihtilafı halletme.
 
FETTAH :  (Ar.) Er. 1. Açan, açıcı, zafer kazanmış, üstün gelmiş. 2. Kullarının kapalı işlerini açan, Cenab-ı Hakk´ın isimlerinden.
 
FEVZİ :  (Ar.) Er. 1. Kurtuluşla ilgili. 2. Zafere ait. 3. Galip gelen, üstün olan.
 
FEVZİYE :  (Ar.) Ka. 1. (bkz. Fevzi). 2. Tarihte, yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine 2. Sultan Mahmud tarafından eski adalar mevkiine verilen ad.
 
FEYHA :  (Ar.) - Büyük, geniş, engin.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FEYYAZ :  (Ar.) Er. 1. Çok faydalı, çok verimli. 2. Feyiz, bereket ve bolluk veren.
 
FEYZA :  (Ar.) Ka. 1. Suyun taşıp akması. 2. Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğalma. 3. İlim, irfan. 4. Feyz ile dolu olan.
 
FEYZİ :  (Ar.) 1. İlim, irfan. 2. Akma, suyun akıp taşması. 3. Bolluk çokluk, verimlilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FEYZULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın feyzi, bolluğu, bereketi.
 
FEZA :  (Ar.) 1. Ucu bucağı bulunmayan boşluk. 2. Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FEZZAN :  (Ar.) - Büyük Sahra´da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FİDAN :  (Yun.) Ka. 1. Yeni yetişen körpe ağaç. 2. Fidan boylu: İnce uzun mütenasip.
 
FİDE :  (Yun.) Ka. - Bahçıvanlıkta, yastıklarda tohumdan yetiştirilip başka yerlere dikilmek için hazırlanan sebze veya körpe çiçek.
 
FİGEN :  (Fars.) Ka. - Atıcı, yıkıcı, düşürücü.
 
FİKRET :  (Ar.) Er. 1. Fikir, düşünce. 2. İdrak. 3. Zihin, akıl. 4. Murat, maksat, niyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FİKRİ :  (Ar.) Er. - Fikre ait, fikirle ilgili, düşünerek meydana getirilen şey.
 
FİLİZ :  (Ar.) Ka. 1. Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çıkan yeni uçlar. 2. Ocaktan çıkarılmış, eritilmemiş ham maden, cevher, gümüş, filiz. 3. Betonarmede demirleri eklemek için bırakılan uzantılar. 4. İnce taze ve güzel vücutlu.
 
FİRAS :  (Ar.) Er. 1. Yiğit, mert. 2. Binici, at yetiştirici.
 
FIRAT :  (Ar.) Er. 1. Tatlı su. 2. Türkiye´nin en uzun nehri.
 
FİRAZENDE :  (Fars.) - Yükselten. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FİRDEVS :  (Ar.) Ka. 1. Cennet, 2. Bostan, bahçe. - Firdevsi: İran´ın milli destanı olan "Şeyhname"nin yazarıdır. Adı, Mansur b. Hasan´dır. 934-1020 yıllan arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.
 
FİRUZ :  (Ar.) Er. - Mesut, mutlu, sevinçli, ferah, uğurlu, iyi bahtlı.
 
FİRUZE :  (Ar.) Ka. 1. (bkz. Firuz). 2. Nişabur´da çıkan açık mavi renkli ve değerli bir yüzük taşı. 3. Açık yeşil, dağ yeşili ile gök mavisi arasında ve bal mumu parlaklığında maruf kıymetli taş.
 
FİTNAT :  (Ar.) Ka. - Zihin açıklığı, zeyreklik. Zihnin herşeyi çabuk anlayışı. Türk şairlerinden meşhur bir İslam hanımının adıdır. Asıl adı Zübeyde´dir.
 
FUAD :  (Ar.) Er. - Kalb, yürük, gönül.
 
FULYA :  (İtal.) Ka. - Nergisgillerden, san renkte çiçeği keskin ve güzel kokulu bir bitki, sarı soğançiçcği.
 
FUNDA :  (Tür.) Ka. - Kırcık yerlerde yetişen ve birçok çeşidi olan çalı.
 
FURKAN :  (Ar.) Er. - Hakkı, batıldan, doğruyu yanlıştan ayırma, tefrik.
 
FÜRUZAN :  (Fars.). - Parlayıcı, parlayan, parlak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
FÜSUN :  (Ar.) Ka. - Büyü sihir. Şaşırtıcı güzelliğe sahip, hayret verici derecede güzel.
 
FUZULİ :  (Ar.) Er. 1. Boşuna, yersiz, lüzumsuz, haksız. 2. Boşboğaz lüzumsuz işlerle uğraşan. 3. Yetkisi olmadığı halde başkası namına tasarrufta bulunan. - Fuzuli Mehmed: XVI. yy. ´da yaşamış büyük Türk şairlerinden. Çağatay edebiyatı da dahil olmak üzere, Türk
 
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #8 : 02 Mayıs 2010, 16:59 »

GABRA :  (Ar.) Ka. - Yer, yeryüzü, arz.
 
GAFFAR :  (Ar.) Er. 1. Kullarının günahlarını affeden, Allah. 2. Çok merhamet eden. Allah´ın isimlerinden. -(bkz. Abdülgaffar).
 
GAFUR :  (Ar.) Er. - Mağfiret eden, yarlığayan, affeden, bağışlayan, merhamet eden Allah. Allah´ın isimlerinden. - (bkz. Gaffar).
 
GAGAUZ :  (Tür.) 1. Gökoğuzlar. 2. Hristiyanların Ortodoks mezhebine bağlı Türk kavmi. Balkanlar ve Rusya´da yaşamaktadırlar. Deliorman, Dobruca, Beşerabya ve Ukrayna´da oturan Hristiyan Türklere verilen ad.
 
GALİB :  (Ar.) Er. 1. Galebe çalan, muzaffer, yenen. 2. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. 3. Üstün baskın. Şeyh Galip: Meşhur divan şairlerinden. 1757-1798 yıllan arasında yaşamıştır. - Türk dil kurallarına göre "b/p" olarak kullanılır.
 
GAMZE :  (Ar.) Ka. 1. Süzgün bakış. 2. Çene veya yanak çukurluğu.
 
GANİ :  (Ar.) Er. 1. Zengin varlıklı, bol doygun. 2. Sahip olduğunda fazlasını istemeyen. Allah´ın isimlerinden. - (bkz. Abdülgani).
 
GANİM :  (Ar.) Er. - Ganimet alan.
 
GANİMET :  (Ar.) Ka. - Kafirlerle yapılan savaş sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar. İslami usullere göre tasnif edilip, beytülmale, fakirlere, yoksullara ve mücahidlere dağıtılır.
 
GANİYE :  (Ar.) Ka. 1. Zengin kadın. Zengin kız. 2. Çok hoş. 3. Şarkıcı.
 
GARİB :  (Ar.) Er. 1. Yabancı, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak. Türk dil kuralları açısından "b/p" olarak kullanılır.
 
GAVS :  (Ar.) Er. 1. Suya dalma, dalgıçlık. 2. Yardım muavenet. 3. Yardım istemek için bağırmak. 4. Yardımcı, imdada yetişen. 5. Allah´ın velileri, hakkında kullanılır. Daha çok ünvan olarak verilir. - Gavs-ı Azam: Tarikat kurucusu, özellikle Abdülkadir Geylani
 
GAYE :  (Ar.) Ka. 1. Maksat, meram. 2. Netice, son, hedef.
 
GAYRET :  (Ar.). 1. Çalışma, çabalama. 2. Kıskanma, çekememe. 3. Aziz ve kutsal bir şeye tecavüz edildiğini görmekten doğan asil temiz duygu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GAZA :  (Ar.) Er. - Din uğruna savaş.
 
GAZAL :  (Ar.) Er. 1. Ceylan. 2. Geyik, âhû. 3. Geyik yavrusu. 4. Güzel göz, irigöz.
 
GAZALE :  (Ar.) Ka. - Dişi geyik.
 
GAZANFER :  (Ar.) Er. 1. İri arslan, şir. 2. Cesur, yürekli, yiğit adam. 3. Hz. Ali´nin lakabı.
 
GAZEL :  (Ar.) Er. 1. Latif. 2. Kuruyarak dökülmüş ağaç yaprağı. 3. Divan, Fars ve Arap edebiyatlarında en yaygın nazım şekli.
 
GAZİ :  (Ar.) Er. 1. Allah yolunda savaşan kişi. 2. Gaza sırasında yaralanan kimse. 3. Gaza sırasında yararlıklar gösteren kumandanlara verilen unvan. 4. 2. Mahmud zamanında çıkarılan altın sikke.
 
GAZİR :  (Ar.) Er. 1. Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal.
 
GAZİYÜDDİN :  (Ar.) Er. - Din uğrunda yara alan, yaralanan. Savaşan.
 
GAZZAL :  (Ar.) Er. - İplikçi.
 
GAZZALİ :  (Ar.) Er. - İslam aleminin büyük mütefekkirlerinden. - Babası "Gazzal-iplikçi" sanatçısı olduğu için kendisine Gazali adı verilmiştir.
 
GELİNCİK :  (Tür.) Ka. 1. Yazın kırlarda yetişen kırmızı ve büyük çiçekli bitki. 2. Sansargillerden ince yapılı, sivri çeneli, küçük bir hayvan. 3. Mezgitgillerden, yılan balığına benzer eti sevilen bir balık.
 
GENÇ :  (Fars.) Er. 1.Hazine define. 2. (a.) Naz, eda, cilve.
 
GENCAL :  (Tür.) Er. - Genç kal.
 
GENCAY :  (Tür.) Er. - Ayın bir haftalık oluncaya kadar ki şekli, hilal.
 
GENCE :  (Fars.) Er. - Kuzey Azerbaycan´ın Baku´dan sonra en büyük şehri.
 
GENCER :  (Tür.) Er. - Yeni taze, körpe kimse, yiğit.
 
GENÇYAZ :  (Tür.). - İlkbahar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GERMA :  (Fars.) Ka. - Sıcak yaz.
 
GEVAN :  (Fars.) Er. - Kahramanlar, yiğitler.
 
GEVHER :  (Fars.) Ka. 1. Değerli taş. 2. Elmas. 3. Bir şeyin aslı, esası.
 
GEVHER ŞAD :  (Fars.) Ka. -Pırlanta gibi kıymetli ve neşeli. Gevherşad´. Baysungur´un annesi.
 
GEYSU :  (Fars.) Ka. - Uzun saç, saç örgüsü, zülüf.
 
GEZEGEN :  (Tür.) Er. - Güneş etrafında dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı.
 
GİLMAN :  (Ar.) Er. 1. Tüyü, bıyığı çıkmamış delikanlılar gençler. 2. Köleler, esirler. 3. Cennette hizmet gören erkekler.
 
GİLŞAH :  (Fars.). 1. Balçık şah. 2. Balçıkta yapıldığı için Hz. Adem´in lakabı. 3. Farsların masal kahramanı Keyyummers´in lakabı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GİRAMİ :  (Fars.) Er. - Aziz, muhterem, saygın ulu.
 
GİRAY :  (Tür.). - Kuvvetli, kudretli. Kırım hanları tarafından unvan olarak kullanılmıştır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GİRGİN :  (Ar.). - Herkesle çabucak yakınlık kurarak işini yürütebilen. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GİRYAR :  (Fars.). Ağlayıcı, ağlayan, (bkz. Nalan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GIYAS :  (Ar.) Er. - Yardım, gavs, nusret.
 
GIYASEDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin yayılması için yardımı dokunan zat. Gıyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olur.
 
GİZEM :  (Tür.) Ka. - Sır karşılığı olarak kullanılan uydurma bir kelime.
 
GÖĞEM :  (Tür.). - Halk dilinde yeşile çalan mor. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÖKALP :  (Tür.) Er. - Göklerin yiğidi bahadır.
 
GÖKBEN :  (Tür.). - Gökle ilgili, uzay sema. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÖKÇAY :  (Tür.), (bkz. Gökçe). -Kuzey Kafkasya da az tatlı su gölü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÖKÇE :  (Tür.) Ka. 1. Gökle ilgili göğe ait semavi. 2. Mavi, mavimsi. 3. Güzel hoş güzelce, latif. 4. Gösterişli.
 
GÖKÇEK :  (Tür.) Er. 1. Güzel çok güzel. 2. Hoş, sevimli, cana yakın alımlı. 3. İnce narin zarif. 4. Güler
 
GÖKDOĞAN :  (Tür.) Kuzey yarımkürede yaşayan bir doğan türü.
 
GÖKEKİN :  (Tür.) - Yeni başak meydana getirmiş ekin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÖKKIR :  (Tür.) - At donlarından maviye çalan kır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÖKKUŞAĞI :  (Tür.) - Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alkı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÖKMEN :  (Tür.) Ka. - Mavi gözlü ve sarışın kimse.
 
GÖKSEL :  (Tür.) Er. - Semavi, gökçül karşılığı olarak kullanılan uydurma kelam.
 
GÖKŞEN :  (Tür.) Ka. - Gökle ilgili, aydınlık ışıklı gök, uydurma bir kelime.
 
GÖKSEVİM :  (Tür.) Ka. - Sevimli gök.
 
GÖKSU :  (Tür.) 1. Türklerin oturduğu birçok akarsuya verilen isim. 2. Adana´dan gelerek Akdeniz´e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarından. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÖKSÜN :  (Tür.) - Binboğa dağlarından Elbistan´ın güney batısında Seyhan nehrine karışan çay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÖKTEPE :  (Tür.) Er. - Mavi tepe.
 
GÖKTÜRK :  (Ar.) Er. - Orta Asya´da yaşamış eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse.
 
GÖKYÜZÜ :  (Ar.) - Göğün görünen yüzeyi (sema). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GONCA :  (Fars.) Ka. 1. Henüz açılmamış gül, tomurcuk. 2. Sevgilinin ağzı.
 
GÖNENÇ :  (Tür.) Ka. - Refah hali, mutluluk.
 
GÖNÜL :  (Tür.) Ka. 1. İnsanın manevi varlığının ifadesi, inancı ve hislerinin kaynağı. 2. İstek, arzu, heves, niyet. 3. Duygu, his, aşk. 4. Kibir, gurur. 5. Tabiat, huy.
 
GÖRGÜ :  (Tür.) Ka. 1. Bir topluluğa ait uyulması gereken nezaket kaideleri muaşeret adabı. 2. Deneme, tecrübe. 3. Görmüş olma durumu, görgü şahidi.
 
GÖRKEM :  (Tür.) 1. İhtişam, gösteriş karşılığı olarak kullanılan bir kelimedir. 2. Gösterişli, heybetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÖRSEL :  (Tür.) - Görmekle ilgili manasına kullanılan uydurma bir kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÖZDE :  (Tür.) Ka. 1. Göze girmiş olan sevilen beğenilen, benimsenen. 2. Beğenilen kadın. 3. Osmanlı sarayında padişahın ilk dört cariyesine verilen ünvan.
 
GÖZEN :  (Tür.) Ka. - Bir nevi alageyik.
 
GÖZLEM :  (Tür.) - Müşahade, gözlemek karşılığı olarak kullanılan kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÜÇLÜ :  (Tür.) Er. 1. Gücü olan kuvvetli zorlu. 2. Bir musiki dizisinde duraktan sonraki en önemli perde.
 
GUFRAN :  (Ar.) - Günahların affı.
 
GÜFTAR :  (Fars.). - Söz, kelam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÜFTE :  (Fars.) Ka. 1. Söyleniş, söylenmiş. 2. Bir söz eserinin bestelenmiş bulunan manzum sözleri.
 
GÜHER :  (Fars.) - Gevher, cevher, (bkz. Gevher). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÜHERPARE :  (Fars.) Ka. - Cevher parçası.
 
GÜL :  (Fars.) Ka. 1. Çiçek. 2. Bilinen çiçek, gül çiçeği, gülağacı. 3. Tasavvufta Allah´ın birliğinin remzi. 4. Başına ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanılan bir isimdir. - (Ayşegül, Gülay, vb).
 
GÜLABİ :  (Fars..) Er. - Gülsuyu.
 
GÜLAFET :  (Fars.) Ka. - Nefes kesen güzellikle. - Gül ve âfet kelimesinden oluşmuş birleşik bir isimdir.
 
GULAM :  (Ar.) Er. 1. Oğlan, uşak. 2. İran ve Hindistan´da (abd) kelimesi yerine kullanılmıştır. - Gulam Ali, Gulam İshak Han gibi.
 
GÜLBAHAR :  (Fars.) Ka. - 1. Bahar gülü. 2. Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.´nin hanımı. Bayezid II ve Gevher Sultan´ın annesi.
 
GÜLBANU :  (Fars.) Ka. - Gülhanım. Gül gibi güzel kadın. Gül hatun.
 
GÜLBEDEN :  (Fars.) Ka. - Zarif, ince vücuda sahip. Gülbeden Begüm, Babur Şah´ın kızı.
 
GÜLBERK :  (Fars.) - Gül yaprağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÜLBEŞEKER :  (Fars.) Ka. - Bir çeşit gül tatlısı.
 
GÜLBEYAZ :  (f.t.i.) Ka. - Beyaz gül.
 
GÜLBİN :  (Fars.) Ka. - Gül kökü, gül biten yer.
 
GÜLBİZ :  (Fars.) Ka. - Gül serpen, gül serpilmiş.
 
GÜLÇE :  (Fars.) Ka. - Gülcük, küçük gül.
 
GÜLCİHAN :  (Tür.) Ka. - Cihana, aleme bedel gül.
 
GÜLÇİN :  (Fars.) Ka. - Gül toplayan, gül devşiren.
 
GÜLDEHAN :  ( Fars.) Ka. - Gül ağızlı, ağzı gül gibi olan.
 
GÜLDESTE :  (Fars.) Ka. - Güldemeti, çiçek destesi. - Türk müziğinde mürekkeb makamlardan.
 
GÜLENAY :  (Tür.) Ka. - Devamlı gülen, ayyüzlü kişi.
 
GÜLENDAM :  (Fars.) Ka.- Gül endamlı, gül boylu, nazik, güzel endam.
 
GÜLENNUR :  (Tür.) Ka. - Gülmesiyle etrafı aydınlatan, ışık saçan kimse.
 
GÜLER :  (Tür.) Ka. - Gülen, sevinçli, handan.
 
GÜLFAM :  (Fars.) Ka. 1. Gül renkli. 2. Gül gibi kızıl olan.
 
GÜLGONCA :  (Fars.) Ka. - Açılmamış gül.
 
GÜLGÜN :  (Fars.) Ka. - Gül renkli, gül renginde, pembe.
 
GÜLHAN :  (Fars.) Er. - Gül evi, ateşhane.
 
GÜLHANIM :  (Tür.) Ka. 1. İyi huylu, nazik hanım. 2. Gül yüzlü hanım.
 
GÜLHAYAT :  (Tür.) Ka. 1. Mutlu, huzurlu bir hayat. 2. Gül gibi güzel hayat.
 
GÜLİBAR :  (Tür.) - Gül fırtınası. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÜLİSTAN :  (Fars.) Ka. 1. Gül bahçesi, güllük. 2. Azerbaycan´da Karabağ bölgesinde bir mevki.
 
GÜLİZAR :  (Fars.) Ka. 1. Gül yanaklı. 2. Al yanaklı. 3. Türk musikisinde mürekkep bir makam.
 
GÜLKIZ :  (Tür.) Ka. - Güle benzeyen kız.
 
GÜLLÜ :  (Tür.) Ka. 1. Gülü olan. 2. Gül desenli (kumaş). - Daha çok örfte kullanılır.
 
GÜLNAME :  (Fars.) Er. - Sevgiliye yazılan mektup, kaside.
 
GÜLNAR :  (Fars.) Ka. - Nar çiçeği.
 
GÜLNAR :  (Fars.) Er. - Hisar, kule.
 
GÜLNAZ :  (Fars.) Ka. 1. Gül yüzlü kadın. 2. Gül gibi, nazlı narin. - Birleşik isim.
 
GÜLNİHAL :  (Fars.) Ka. 1. Gül fidanı. 2. Gül ağacı. - Birleşik isim.
 
GÜLNUR :  (Tür.) Ka. - Etrafına ışık saçan, aydınlatan gül.
 
GÜLNÜŞ :  (Fars.) Ka. 1. Güliçen. 2. Gülle özdeşleşmiş, gül gibi.
 
GÜLPERİ :  (Fars.) Ka. - Gizli gül.
 
GÜLRANA :  (Fars.) Ka. - Güzel gül, dışı sarı içi kırmızı renkte olan bir çeşit gül.
 
GÜLRİZ :  (Fars.) Ka. 1. Gül saçan, gül serpen. 2. Meşhur bir çeşit lale.
 
GÜLRUHSAR :  (Fars.) Ka. - Gül yanaklı.
 
GÜLŞAH :  (Fars.) Ka. 1. Güllerin şahı. 2. Varaka´nın sevgilisi, masal kadın.
 
GÜLŞEN :  (Fars.) Ka. - Gülbahçesi, gülistan, gülizar,
 
GÜLSEREN :  (Tür.) Ka. - Gül toplayan, gül dağıtan.
 
GÜLSEVİM :  (Tür.) Ka. - Sevimli, güzel, hoş görünüşlü gül.
 
GÜLSU :  (Tür.) Ka. - Gül renkli su, taze su.
 
GÜLSÜM :  (Tür.) Ka. - Hz. Peygamber (s.a.s.)´in kızlarından birinin adı.
 
GÜLSUNA :  (Tür.) Ka. - Gül gibi çekici kadın. Güzel sevgili.
 
GÜLTANE :  (Tür.) Ka. - Yeni açmış gül, gonca.
 
GÜLTEKİN :  (Tür.) Er. - Genç delikanlı, nazik.
 
GÜLTEN :  (Fars.) Ka. - Gül tenli, gül vücutlu.
 
GÜLZAR :  (Fars.) Ka. - Gülbahçesi, gül tarlası.
 
GÜNAY :  (Tür.) Ka. - Gündüz, gün aydınlığında ay.
 
GÜNEŞ :  (Tür.) Ka. - Çevresindeki sisteme ait gezegenlerin etrafında döndüğü, ışık ve ısı yayan büyük gök cismi, şems.
 
GÜNEY :  (Tür.) - Dört ana yönden biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÜNSEL :  (Tür.) Er. - Hızlı akan sel.
 
GÜRAY :  (Tür.) Er. - Yeni doğan ay.
 
GURBET :  (Ar.) - Doğup yaşanılmış olan yerden uzakta yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÜRBÜZ :  (Tür.) Er. 1. İyi, yetişmiş, sağlam ve kuvvetli. 2. Cesur, kuvvetli. 3. Sağlıklı, sıhhatli.
 
GÜRÇINAR :  (Tür.) Er. - Çok büyümüş, gelişmiş, serpilmiş.
 
GÜRCÜ :  (Tür.) Er. - Gürcistan ahalisinden veya bu ahalinin soyundan olan. Gürcistan ahalisine ait.
 
GÜRDAL :  (Tür.) Er. - Güçlü, gelişmiş dal.
 
GÜREL :  (Tür.) Er. - Maiyeti geniş, çevresi güçlü kuvvetli.
 
GÜRGAN :  (Fars.) Er. 1. İran´ın kuzeydoğusunnda bir yer. 2. Aksak Timur´un lakabı.
 
GÜRHAN :  (Tür.) Er. 1. Hanlar hanı. 2. Kara-Hitay prenslerine verilen unvan.
 
GÜRKAN :  (Tür.) Er. 1. Bol kan. Genç, taze, gelişmiş, serpilmiş.
 
GÜROL :  (Tür.) Er. - Büyü, serpil, geliş.
 
GÜRSU :  (Tür.) - Temiz, pak, hızlı su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÜVEN :  (Tür.) 1. Korku ve kuşku duygusundan uzak. 2. İnanma ve bağlanma duygusu. 3. Yüreklilik, cesaret. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
GÜVENÇ :  (Tür.) Er. 1. Güvenme, dayanma, itimat. 2.Övünme, gurur.
 
GÜZİDE :  (Fars.) Ka. - Seçkin, seçilmiş, beğenilmiş.
 
GÜZİN :  (Fars.) Ka. - Seçen, seçilmiş, seçkin, beğenilmiş. - Hz. Muhammed (s.a.s)´in dostu (halifesi) Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (r.anhum).
 
GÜZİR :  (Fars.) - Çare, derman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #9 : 02 Mayıs 2010, 17:00 »

HABBAN :  (Ar.) Er. - Güney Arabistan´da bir kasaba.
 
HABEŞİ :  (Ar.) Er. - Habeşler gibi derisinin rengi çok koyu esmer olan kimse. Habeş ırkına mensup.
 
HABİB :  (Ar.) Er. - Sevgili. Seven, dost.
 
HABİBULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın sevgilisi. Hz. Peygamber.
 
HABİL :  (Ar.) Er. - Habil. Hz. Adem´in oğullarından, Kabil´in kardeşi, Kabil tarafından öldürülmüştür. Yeryüzünde ilk öldürülen kişidir.
 
HABİNAR :  (Ar.) Ka. - Nar tanesi.
 
HABİR :  (Ar.) Er. 1. Taze, haberli, bilgili, agah, vakıf. 2. Cenab-ı Hak.
 
HACCAC :  (Ar.) Er. 1. Delil ikame eden. Delille galip olan. 2. Irak valisi olup, Hz. Muhammed soyuna ve taraflarına eziyet eden Yusuf b. Sakail´nin unvanı. Yezid´in komutanlarından.
 
HACCE :  (Ar.) Ka. 1. Hacca giden,Kabe´yi ziyaret eden hacı kadın. 2. Bir çeşit akdiken. - Daha çok lakab olarak kullanılır.
 
HACE :  (Fars.) Er. 1. Hoca. 2. Bilgin, öğretmen. 3. Çelebi, sahip, muallim, profesör. - Daha çok lakab olarak kullanılır.
 
HACER :  (Ar.) Ka. 1. Taş, kaya. -Hacer-i Esved: Kabe´nin duvarında bulunan meşhur kara taş. 2. Hz. İsmail´in annesi ve Hz. İbrahim´in cariyesinin adı.
 
HACERUNNUR :  (Ar.) Ka. - Kükürt ile demirin birleşmesinden meydana gelen altın sarısı renginde.
 
HACI :  (Ar.) Er. 1. Hacca giden, Kabe´yi ziyaret eden, hacı. 2. Dini bir mahalli ziyaret eden kimse.
 
HACİB :  (Ar.) Er. - Birinin bir yere gitmesine engel olan. 2. Kapıcı. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.
 
HACİR :  (Ar.) Er. 1. Hicret eden, bir başka yere geçen. 2. Sayıklayan.
 
HADDAS :  (Ar.). Çabuk kavrayan, anlayışlı, kavrayışlı. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HADİ :  (Ar.) Er. 1. Yenilene yardım eden, yardımcı. 2. Hidayet eden, doğru yolu gösteren. Kılavuz, rehber. 3. Önde giden kimse. 4. Mızrak ucu.
 
HADİC :  (Ar.) Er. - Erken doğan oğlan çocuğu.
 
HADİCE :  (Ar.) Ka. - Vakitsiz, erken doğan kız çocuğu. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Hadice: Hz. Muhammed (s.a.s)´in ilk eşi.
 
HADİD :  (Ar.) Er. 1. Keskin. 2. Demir. 3. Öfkeli, hiddetli, şiddetli, titiz. 4. Kur´an-ı Kerim´in 50. suresinin adı.
 
HADİM :  (Ar.) Er. - Hizmetkar, yardım eden. Hadim-i Harameyn: Harem-i Şerifin hizmetkarı. Hicaz´ın alınmasından sonra Osmanlı sultanlarına verilen lakap.
 
HAFAZA :  (Ar.) Ka. 1. İnsanın yaptığı işleri yazmakla görevli melekler. 2. Bekçiler.
 
HAFİ :  (Ar.) Er. 1. Çok ikram eden, insanı güler yüzle karşılayan. 2. Yalınayak yürüyen, koşan adam.
 
HAFİD :  (Ar.) Er. - Erkek torun.
 
HAFİDE :  (Ar.) Ka. - Kız torun.
 
HAFİZ :  (Ar.) Er. 1. Allah´ın adlarındandır. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. 2. Kur´an´ı ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse.
 
HAFİZÜDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin koruyucusu. - Daha çok unvan olarak verilir.
 
HAFSA :  (Ar.) Ka. - Hz. Ömer´in kızı. Hz. Peygamberin zevcelerinden, Ümmü´1-Mü´minin.
 
HAKAN :  (Tür.) Er. 1. Eski Türk ve Moğol hükümdarlarının kullandığı unvanlardan biri, hanlar hanı. 2. Kağan.
 
HAKEM :  (Ar.) Er. 1. Bir uzlaşmazlığın halli için tarafların üzerinde anlaştıkları kimse. 2. Çeşitli yarışmaları, müsabakaları idare eden kimse. 3. Jüri, bir yarışmada değerlendirme yapan kimse. 4. Allah´ın isimlerinden. Hüküm veren, karar veren, bütün meseleler
 
HAKGÜZAR :  (a.f.i.). - Hakkı tanıyan, haktan ayrılmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HAKİ :  (Fars.) Er. ı. Yeşile çalan koyu sarı renk, toprak rengi. 2. Topraktan, toprağa mensup. Mütevazi kişi.
 
HAKİKAT :  (Ar.) Ka. l. Bir şeyin aslı ve esası, mahiyeti. 2. Gerçek, doğru, gerçekten, doğrusu. 3. Sadakat, doğruluk, bağlılık, kadirbilirlik.
 
HAKİM :  (Ar.) Er. 1. Her şeye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. 2. Hükmeden, dava yargılama işine memur olan, yargıç. 3. Üstte bulunan. 4. Hekim, akıllı, becerikli. 5. Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.
 
HAKİME :  (Ar.) Ka. - Kişinin dilediği gibi kullanabilecek hakka malik olduğu malı (bkz. Harim).
 
HAKİMİYET :  (Ar.) Ka. - Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.
 
HAKKI :  (Ar.) Er. 1. Doğruluk ve insaf sahibi. 2. Bir insana ait olan şey. 3. Dava, iddiada hakikate uygunluk. 4. Emek. 5. Pay, hisse. 6. Layık, münasip.
 
HAKTAN :  (Tür.) Er. - Allah´tan gelen, Allah´ın verdiği.
 
HAKTANIR :  (a.t.i.) Er. - Herkesin hakkını gözeten kimse.
 
HALAS :  (Ar.) Er. - Kurtuluş, kurtulma.
 
HALASKAR :  (Ar.) Er. - Kurtarıcı.
 
HALDUN :  (Ar.) Er. - Devamlılar, sürekli olanlar.
 
HALE :  (Ar.) Ka. - Ayın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen ışıklı halka, ayla, ağıl.
 
HALEF :  (Ar.) Er. 1. Babadan sonra kalan oğul. 2. Memurlukta, birinden sonra gelip onun yerine geçen kimse.
 
HALİD :  (Ar.) Er. 1. Sonsuz, daim, ebedi. 2. Bir yıldan çok yaşayan. Halid b. Velid: Ünlü sahabi. Allah´ın kılıcı olarak anıldı.
 
HALİDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin sonsuzluğu ölümsüzlüğü.
 
HALİFE :  (Ar.) Er. 1. Halef, naib. 2. Hz. Peygamber´in vekili ve dünyadaki müslümanların başı olan kimse.
 
HALİL :  (Ar.) Er. - Samimi dost, Allah´ın dostu.
 
HALİLULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın dostu. Hz. İbrahim (a.s.).
 
HALİM :  (Ar.) Er. 1. Sakin, sessiz. 2. Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu. Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı alarak kullanılması tercih edilir.
 
HALİME :  (Ar.) Ka. Peygamberimizin (s.a.s) süt annelerinden.
 
HALİS :  (Ar.) Er. 1. Hilesiz, katkısız. 2. Karışmamış, katışıksız, saf, hilesiz. Temiz. 3. Yalnız, sadece.
 
HALLAC :  (Ar.) Er. - Pamuk, yatak, yorgan atan kimse. - Hallac-ı Mansur: 922 yılında "Ene´1-Hak" dediği için asılan ve divan edebiyatında adına sık sık rastlanılan ünlü sufı.
 
HALUK :  (Ar.) Er. - İyi huylu, insaniyetli, geçim ehli olan.
 
HAMAN :  (Ar.) Er. - Hz. Musa´ya karşı acımasızca mücadele eden Mısır Firavunu´nun veziri.
 
HAMASE :  (Ar.) Er. - Yiğitlik, kahramanlık şiirleri, marşlar.
 
HAMASET :  (Ar.) Ka. 1. Cesaret, kahramanlık, yiğitlik. 2. Kahramanca şiir.
 
HAMDİ :  (Ar.) Er. 1. Allah´ı övmek. 2. Allah´a şükretmek. 3. Şükreden, şükredici.
 
HAMDULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın övgüsü.
 
HAMİ :  (Ar.) Er. - Himaye eden, koruyan, koruyucu, sahip çıkan, gözeten.
 
HAMİD :  (Ar.) Er. - Övülmeye değer. - Allah´ın isimlerinden (bkz. Abdülhamid). - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
 
HAMİD :  (Ar.) Er. 1. Koru sönmediği halde alevi sönen ateş. 2. Hamdeden, şükreden kul. 3. Hz. Pey. (s.a.s)´in lakaplarından.
 
HAMİL :  (Ar.). 1. Yüklü. Gebe. 2. Sahip, malik. 3. Taşıyan, gözeten. 4. Uhdesinde bir poliçe bulunan. 5. Hamil-i vahy: Cebrail (a.s.). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HAMİYE :  (Ar.) Ka. 1. Himaye eden, koruyan korucu. 2. Kayıran, kayırıcı.
 
HAMİYET :  (Ar.) Ka. 1. Milli onur ve haysiyet. 2. İnsanlık, fazilet. 3. İzzeti nefs.
 
HAMMAD :  (Ar.) Er. -1. Çok hamdeden, çok şükür ve dua eden. Hammad b. Ebu Süleyman: Hadisçi. Tabiindendir.
 
HAMRA :  (Ar.) Ka. - Daha, pek çok kızıl, kırmızı. - el-Hamra: İspanya´nın Gırnata şehrinde Araplardan kalma meşhur saray.
 
HAMZA :  (Ar.) Er. 1. Arslan. 2. Heybetli, azametli demektir. - Hz. Peygamber´in amcası, Mekke döneminde müslüman olmuş, Uhud Savaşı´nda Vahşi tarafından şehid edilmiştir.
 
HANBELİ :  (Ar.) Er. Ahmed b. Muhammed b. Hanbel (Öl. 855): Ehli sünnetin dört ana mezhebinden birisi olan Hanbeli mezhebinin imamı.
 
HANDAN :  (Fars.) Ka. 1. Gülen, gülücü. 2. Güler yüzlü, sevimli.
 
HANDE :  (Fars.) Ka. 1. Açılış, açılma. 2. Gülme, gülüş.
 
HANDEGÜL :  (Fars.) Ka. - Gülün açması.
 
HANEDAN :  (Fars.) Er. - Kökten, asil ve büyük aile.
 
HANEF :  (Ar.) Er. - Doğruluk, istikamet.
 
HANEFİ :  (Ar.) Er. - İmamdı Azam Ebu Hanife´nin mezhebinden olan. Hanefi mezhebine mensup kişi.
 
HANİF :  (Ar.) Er. l. Tek Allah´a, Al­lah´ın birliğine inanan. 2. İslam inan­cına sıkı ve samimi olarak bağlanan. 3. Hz. Muhammed (s.a.s)´in tebliğin­den önce Mekke´de tek Allah´a ina­nanlar.
 
HANIM :  (Tür.) Ka. 1. Kadınlar için kullanılan saygı sözü. 2. Eş, karı, zevce. 3. Ev sahibesi.
 
HANNAN :  (Ar.) Çok acıyan, çok merhametli. Allah´ın isimlerinden "abd" takısı alarak isim yapılır. Abdülhannan.
 
HANNAS :  (Ar.) - Şeytan. - İsim olarak kullanılmaz.
 
HANSA :  (Ar.) Ka. - Arapların en büyük ünlü hanım şairi. Müslüman olmuştur.
 
HANSOY :  (Tür.) Er. - (Han sülalesine mensup.
 
HANZADE :  (Fars.) Ka. - Hükümdar çocuğu.
 
HANZALE :  (Ar.) Ka. - Doğu Arabistan´da bir Arap kabilesi.
 
HARE :  (Fars.) Ka. 1. Sert taş, kaya. 2. Meneviş, menevişli kumaş.
 
HAREM :  (Ar.) Ka. 1. Yasak kılınmış mukaddes olan şey. 2. Evlerde yabancı erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadınlara ait bölüm. 3. İç avlu. 4. Hicaz´da ihrama girilen yerden Ka´be´ye dek uzanan bölüm. 5. Mekke-Medine´nin ismi.
 
HARİKA :  (Ar.) Ka. İmkanların üstünde olup insanda hayret uyandıran şey.
 
HARİM :  (Ar.) Er. 1. Biri için kutsal olan şeyler. 2. Harem dairesi, harem. 3. Evin içi gibi, başkalarına kapalı olan yer. 4. Bir evin civarı. 5. Avlu. 6. Ortak, şerik. 7. Hacıların, hac zamanı giydikleri giysi.
 
HARİS :  (Ar.) Er. 1. Muhafız, bekçi, gözcü. 2. Koruyan, koruyucu. 3. Son derece hırslı olan. 4. Yemen´de bir Arap kabilesinin adı.
 
HARİZM :  (Fars.) Er. - Amuderya´nın aşağı kısmının her iki yanında bulunan ülke. Bu ülkede XIII. yy´a kadar dilini muhafaza ederek yaşamış olan İran kavminin adı.
 
HARMAN :  (Ar.) Er. 1. Tahıl demetlerinin üzerinden düven geçirilerek tanelerin başaklarından ayrılması. Bu işin yapıldığı mevsim, sonbahar. 2. Birçok çeşitten birer parça alıp yeni bir bileşim oluşturmak.
 
HARRAS :  (Ar.) Er. - Ekinci, çiftçi, toprağı işleyip ekin eken.
 
HARUN :  (Ar.) Er. - Kur´an-ı Kerim´de bahsedilen peygamberlerdendir. Musa Peygamberin büyük kardeşi. Fir´avun erkek çocukların öldürülmesi emrini kaldırdıktan sonra doğmuştur. Hz. Musa´dan 3 sene sonra doğduğu söylenir.
 
HARUT :  (Ar.). 1. Arkadaşı Marut ile tanınan melek, büyü ve sihir ile uğraştıkları için kıyamete kadar kalmak üzere Babil´de bir kuyuya hapsedil-mişlerdir. 2. Babil halkına korunmaları için büyü öğreten iki melekten biri, sihir yapar. - İsim olarak kullanılmaz.
 
HASAFET :  (Ar.) Er. 1. Hükümde sağlamlık, kuvvet ve olgunluk. 2. Görüş sağlamlığı.
 
HASAN :  (Ar.) Er. - Güzellik, iyilik, hüsn sahibi olmak. Hasan b. Ali b. Ebi Talib: Ali (r.a.)´nin büyük oğlu. Peygamber Efendimizin torunu. Kur´an´da geçen kelimelerdendir.
 
HASBEK :  (Tür.) Er. - Dürüst, iyi, saf insan.
 
HASBİ :  (Tür.) Er. - İsteyerek ve karşılık beklemeksizin yapılan.
 
HASEKİ :  (Ar.) Er. - Hükümdarların hizmetine tahsis edilmiş şahıs ve zümrelere verilen ad.
 
HASEN :  (Ar.) Er. 1. Güzel, süslü. 2. Güzel işler, hayırlar. Hasan şeklinde kullanılır.
 
HASENE :  (Ar.) Ka. 1. İyilik, iyi hal, iyi iş, hayırlı iş. 2. Dünya ve ahiret saadeti. 3. Eski altın paralardan birinin adı.
 
HASENİ :  (Ar.) Ka. - Hasene ait.
 
HASGÜL :  (Ar.) Ka. - Değerli, eşsiz gül.
 
HASHANIM :  (Ar.) Ka. 1. Çıtıpıtı, ince, narin kadın. 2. Bilge, değerli kadın. - Birleşik isim.
 
HASİB :  (Ar.) Er. 1. Hayır sahibi, eliaçık, cömert. 2. Değerli, itibarlı, soyu temiz, muhterem, saygın, şahsi meziyet sahibi. 3. Muhasebeci, sayman.
 
HASİBE :  (Ar.) Ka. - (bkz. Hasib).
 
HASİF :  (Ar.) Er. - Hasafetli, aklı başında olgun adam.
 
HAŞİM :  (Ar.) Er. 1. Haşmetli, gösterişli, muhteşem. 2. Kuru ekmek kırıntısı doğrayan. - Ezen, kıran, yaran, parçalayan. - Ben-i Haşim Hz. Peygamber´in (s.a.s) soyu.
 
HAŞİMÎ :  (Ar.) Er. - Haşime mensup, Haşimilerden olan.
 
HASKIZ :  (Tür.) Ka. - İyi nitelikleri kendinde toplamış genç kız.
 
HASLET :  (Ar.) - İnsanın yaratılışındaki huyu, tabiatı, mizacı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HAŞMEDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin büyüklüğü, ihtişamı.
 
HAŞMET :  (Ar.) Er. - İhtişam, gösterişlilik, heybet, büyüklük. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
 
HASNA :  (Ar.) Ka. - İffetli, şerefli, namuslu.
 
HASPOLAT :  (Tür.) Er. - Katışıksız, saf, çelik gibi.
 
HASRET :  (Ar.) Ka. 1. Ele geçirilemeyen veya elden kaçırılan bir nimete veya kıymetli şeye üzülüp yanmak. 2. İç çekme, inleme, üzüntü, iç sıkıntısı, keder, zahmet, eseflenme, özleyiş.
 
HATEM :  (Ar.) Er. 1. Mühür, üstü mühürlü yüzük. 2. En son. 3. Hatemü´l-Enbiya: Peygamberlerin sonuncusu, Hz. Muhammed. 4. Halemi Tai: Arap kabileleri arasında tanınmış "Tayy" kabilesine mensup ve cömertliğiyle meşhur olan "İbn Abdullah b. Sa´d"ın lakabı. 5. Çok c
 
HATİB :  (Ar.) Er. 1. Hitab eden, söz söyleyen. 2. Camide hutbe okuyan. 3. Güzel, düzgün konuşan kimse. Sahabe isimlerindendir.
 
HATİCE :  (Ar.) Ka. - Erken doğan kız çocuğu. Hz. Haticetü´l-Kübra
 
HATİF :  (Ar.) Er. - 1. Kuvvetli, sert ve tiz bir sesle tebliğ veya davet eden kimse. 2. Göz kamaştıran. 3. Göze görünmeyen.
 
HATİM :  (Ar.) Er. 1. Sona erdiren, bitiren. 2. Mühürleyen, mühürleyici.
 
HATIR :  (Ar.) Er. 1. Şan ve şeref sahibi. 2. Yüce, ulu. 3. Tehlikeli.
 
HATIRA :  (Ar.) Ka. - Hatıra gelen, hatırda kalan şey, andaç.
 
HATIRNEVAZ :  (a.f.i.) Ka. - Gönlü okşayan, hatırnaz.
 
HATIRSAZ :  (a.f.i.) Er. - Gönül yapan, hoşnut eden.
 
HATUN :  (Ar.) Ka. 1. Kadın. 2. Eş, zevce. 3. Eskiden yüksek kişilikli kadınlara ya da hakan eşlerine verilen unvan.- Örfte isim olarak kullanılır.
 
HAVER :  (Fars.). 1. Şark, doğu. 2. Güneşin doğduğu gün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HAVLE :  (Ar.) Ka. 1. Etraf, çevre, güç, kuvvet. 2. Sahabe hanımlarından birisi. Hakkında ayet inmiştir.
 
HAVVA :  (Ar.) Ka. - Esmer kadın. Havva: Hz. Adem (a.s.)´in karısı, ilk kadın. Adem (a.s) cennette uyurken sol kaburga kemiğinden yaratılmıştır. İnsan soyunun başlangıcı yani türeyiş, onların bir arada yaşamaya başlamasıyla vaki olmuştur.
 
HAY :  (Ar.) Er. 1. Canlı, diri. 2. Allah´ın sıfatlarından. - "abd" takısı alarak kullanılır. "Abdülhay".
 
HAYA :  (Ar.) Ka. l. Utanma, sıkılma. 2. Ar, namus, edep. 3. Allah korkusu ile günahtan kaçınma.
 
HAYAL :  (Ar.) Ka. 1. İnsanın kafasında canlandırdığı şey. 2. Bir olay veya eşyanın zihinde kalan izi. 3. Gerçekte olmadığı halde görüldüğü sanılan şey, görüntü.
 
HAYALİ :  (Ar.) Er. - 1. Hayal niteliğinde ya da hayal ürünü olan. 2. Kanuni Sultan Süleyman devrinin büyük şairlerinden biri.
 
HAYAT :  (Ar.) Ka. 1. Yaşayan, diri. 2. Canlılarda doğumdan ölüme kadar geçen süre. 3. Yaşama, yaşayış.
 
HAYATEFZA :  (a.f.i.) Ka. - Hayat artıran.
 
HAYATENGİZ :  (a.f.i.) Ka. - Yaşatan, yaşamaya zorlayan.
 
HAYATİ :  (Ar.) Er. 1. Dirilik, canlılık. 2. Büyük önem taşıyan. 3. Hayata, yaşayışa ait, hayatla ilgili.
 
HAYDAR :  (Ar.) Er. 1. Arslan, esed, gazanfer, şir. 2. Cesur, yiğit adam. 3. Hz. Ali´nin lakabı.
 
HAYİM :  (Ar.) Er. 1. Şaşkın, hayrette. 2. Sevgiden dolayı şaşkına dönmüş.
 
HAYME :  (Ar.) Ka. - Çadır.
 
HAYR :  (Ar.) Er. İyi, faydalı, hayırlı, yarar. Hayru´l-Vera: Halkın, alemin hayırlısı, Hz. Muhammed. Hayru´l-Beşer: İnsanların hayırlısı, Hz. Muhammed.
 
HAYRAN :  (Ar.) Er. 1. Şaşmış, şaşa kalmış, şaşırmış. 2. Çok tutkun. 3. Aşırı derecede sevgi duyan.
 
HAYRAT :  (Ar.) Er. 1. Sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler, iyilikler. 2. Sevap için kurulan müessese.
 
HAYREDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin hayırlı eylediği mübarek kıldığı insan.
 
HAYRET :  (Ar.) Ka. - Şaşma, şaşırma, şaşakalmış, ne yapacağını bilmeme.
 
HAYRİ :  (Ar.) Er. - Hayırla, iyilikle ilgili, uğur ve kutluluğa ait.
 
HAYRİYE :  (Ar.) Ka. - (bkz. Hayri).
 
HAYRULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın hayırlı ettiği erkek.
 
HAYRUNNİSA :  (Ar.) Ka. - Kadınların hayırlısı.
 
HAYSİYET :  (Ar.) Er. - Şeref, onur, itibar, değer.
 
HAYYAM :  (Ar.) Er. 1. Çadırcı. 2. İran´ın meşhur şairlerinden Ömer Hayyam,
 
HAZAL :  (Ar.) Ka. - Kuruyup dökülen ağaç yaprakları.
 
HAZAN :  (Fars.) Ka. - Sonbahar, güz.
 
HAZAR :  (Ar.) 1. Sabit meskeni olanların oturdukları memleket. 2. Barış ve güven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.
 
HAZEN :  (Ar.) Ka. - Üzüntü. Gam, keder.
 
HAZER :  (Ar.) - Deniz, bahr, büyük su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HÂZİM :  (Ar.) Er. - Zafer kazanan, galip, hazimete uğratan.
 
HAZIM :  (Ar.) Er. - Hazmeden, hazimli, ihtiyatlı, akıllı, işinde gözü açık, sağlam olan.
 
HÂZİME :  (Ar.) Ka. - Sindirici kuvvet.
 
HAZİN :  (Ar.) Er. 1. Hüzünlü, üzüntülü, acıklı. 2. Üzüntü veren, gamlandıran, kederlendiren.
 
HAZİNE :  (Ar.) Ka. 1. Devlet malının parasının saklandığı yer. 2. Gömülü ya da saklıyken bulunan değerli şeyler.
 
HAZİZ :  (Ar.) Er. 1. Mesud, mutlu. 2. Hisse ve nasibi olan.
 
HAZLAN :  (Ar.) Er. 1. Terketmek. 2. Allah ilminde, Allah´ın insanı lütuf ve nusretinden mahrum etmesi. İsim olarak kullanılmaması daha uygundur.
 
HAZRÂ :  (Ar.) Ka. 1. Yeşil, sebze, hadra. 2. Gökyüzü. 3. Türk musikisinde mürekkep bir makam.
 
HAZREC :  (Ar.) Er. 1. Bir Arap kabilesinin ismi. 2. Hz. Peygamberi Mekkeli muhacirlerle, Medine´de kabul eden ve ilk İslam devletinin temelini teşkil eden ensarın en önemli kolu.
 
HEBİB :  (Ar.)Er.-Rüzgar.
 
HECİL :  (Ar.) Ka. - İki dağın arasındaki kısım, vadi, dere.
 
HEDEF :  (Ar.) Er. 1. Nişan, nişan alınacak yer alanı. 2. Meram, maksat, gaye, amaç.
 
HEDİYE :  (Ar.) Ka. 1. Hediye, armağan. 2. Karşılıksız verilen şey. - Hediyetullah: Allah´ın hediyesi.
 
HEKİM :  (Ar.) Er. - 1. İnsan hastalıklarının teşhis ve tedavisi ile uğraşan kimse, doktor. 2. Hikmet sahibi kişi, filozof.
 
HENNÂ :  (Ar.) Ka. - Kına ağacı.
 
HEPER :  (Tür.) Er. - Cesur, yiğit kimse.
 
HEPGÜL :  (Tür.) Ka. 1. Gül gibi güzel kadın. 2. Neşeli ol.
 
HESNA :  (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. 2. Hanım, kadın.
 
HEYBÂN :  (Ar.) Er. 1. Korkunç, korku veren. 2. Çok utangaç.
 
HEYBET :  (Ar.) Er. 1. İnsanlarda korku ile birlikte saygı uyandıran görünüş. 2. Karizma, doğal etkileyiş.
 
HEZÂR :  (Fars.). 1. Bülbül. 2. Çok, pek çok. 3. Bin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HEZÂRE :  (Ar.) Ka. - Afganistan´ın dağlık kesiminde oturan bir kabile.
 
HEZARFEN :  (Fars.) Er. - Çok bilen, elinden her iş gelen. Bin türlü iş beceren. Hezarfen Ahmet Çelebi: Türk bilgini. Yapay kanatlarla ilk defa uçma deneyimini başaran adam.
 
HİBE :  (Ar.) Ka. - Bağışlama, bağış.
 
HİBETULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın bağışlaması, bağışı.
 
HİCAB :  (Ar.) Er. 1. Utanma, sıkılma. 2. Perde, ikişeyi birbirinden ayırmaya yarayan perde.
 
HİCRAN :  (Ar.) Ka. 1. Ayrılık. 2. Unutulmaz acı, keder.
 
HİCRET :  (Ar.) Ka. 1. Bir memleketten, başka bir memlekete göç ediş. 2. Rasulullah´ın Mekke´den Medine´ye göç etmesi, takvim başlangıcı olan Miladi 622 yılında vuku bulmuştur.
 
HİDAYEDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin gösterdiği doğru yol.
 
HİDAYET :  (Ar.). - Hak yoluna doğru yola girme. 2. Müslüman olmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HİDİV :  (Ar.) Er. - İmtiyazlı, Mısır valisi veya bu valinin ünvanı.
 
HIFZI :  (Ar.) Er. 1. Saklama, koruma ile ilgili. 2. Ezberleme, akılda tutma.
 
HIFZULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın koruması, saklaması.
 
HIFZURRAHMAN :  (Ar.) Er. - Merhamet eden, acıyan. Allah´ın koruyuculuğu. Allah´ın uhdesinde.
 
HİKEM :  (Ar.) Er. - Hikmetler.
 
HİKMEDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin hikmeti. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
 
HİKMET :  (Ar.). 1. Hakimlik, feylesofluk. 2. Sebeb, gizli, Allah´ın hikmeti. 3. Felsefe. 4. Ahlaki söz, öğüt verici, kısa öz, öğretici söz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HİKMETULLAH :  (Ar.) Er. 1. Ancak Allah´ın bileceği iş. 2. Allah´ın hikmeti.
 
HİLÂ :  (Ar.) Er. - Hükümdarın taltif etmek istediği kimseye verdiği kıymetli elbise. Hil´at.
 
HİLÂL :  (Ar.) Ka. 1. Hilal, yeni ay şeklinde olan ay, ayça, gençay. 2. Bir yazı sitili. 3. Hilaliyye: Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı.
 
HİLMİ :  (Ar.) Er. - Yumuşak huylu, sakin tabiatlı.
 
HİLYE :  (Ar.) Ka. 1. Süs, zinet, cevher. 2. Güzel sıfatlar. 3. Güzel yüz. 4. Bir yazı sitili. 5. Hz. Muhammed´in mübarek vasıflarını ve güzelliklerini anlatan manzum ve mensur eser.
 
HİMAYET :  (Ar.) Er. - Koruma, korunma.
 
HİMMET :  (Ar.) Er. 1. Gayret, emek, çalışma, çabalama. Yüksek irade. 2. Ermiş kimsenin tesiri. 3. Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
HİMYER :  (Ar.) Er. - Yemen´de bir kavmin adı.
 
HINCAL :  (Tür.) Er. - Öc al.
 
HİND :  (Ar.) Ka. 1. Hindistan. 2. Sahabeden Ebu Süfyan´ın karısı.
 
HİRAM :  (Fars.) Er. - Salınma, salınarak edalı yürüme.
 
HİŞAM :  (Ar.) Er. - Nisam el-Melik: Emevi halifesi.
 
HİSAR :  (Ar.). 1. Kuşatma, etrafını sarma. 2. Kale etrafı islihkamlı bent. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HIYRE :  (Fars.) Ka. - Kamaşık, donuk, fersiz göz.
 
HİZBER :  (Ar.) Er. 1. Arslan, esed, gazanfer, şir, bahadır. 2. Cesur, yürekli adam.
 
HİZBULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´a inananlar topluluğu.
 
HIZIR :  (Ar.) Er. 1. Yeşil. Yeşillik. 2. Kehf suresinde 59-81. ayetlerde bahsi geçen ve Hz. Musa´nın onunla buluşarak imtihan olunduğu şahsın müfessirlerin ekseriyetinin üzerinde ittifakla durdukları ismi. Hızır hakkında çok çeşitli rivayetler vardır.
 
HIZIR BEY :  (Ar.) Er. - İstanbul´un fethinden sonra oranın ilk kadısı olan Türk alimi ve şairi.
 
HIZIRHAN :  (Ar.) Er. - Seyyid. Seyyidi sülalesinin kurucusu, Malik Süleyman´ın oğlu.
 
HIZLAN :  (Tür.) Er. - Hız kazan, hızını artır.
 
HİZRAN :  (Fars.) Ka. 1. Hezaren ağacı. 2. Harun er-Reşid´in annesi.
 
HOŞEDA :  (Fars.) Ka. - Hareket ve davranışı hoş, güzel. Cazibeli.
 
HOŞENDAM :  (Fars.) Ka. - Boyu bosu güzel, düzgün olan.
 
HOŞFİDAN :  (Fars.) Ka. - Güzel endamlı, boylu boslu kadın.
 
HOŞKADEM :  (Fars.) Ka. - Ayağı uğurlu.
 
HOŞNEVÂ :  (Fars.) Ka. - Güzel sesli.
 
HOŞNİGAR :  (Fars.) Ka. - Güzel, hoş sevgili.
 
HOŞTEN :  (Fars.) Ka. - Güzel vücutlu.
 
HUBEYB :  (Ar.) Er. 1. Küçük taze buğday taneceği. Tanecik. Hubeyb b. Adiyy el-Ensarî (Öl. 625): İslam´ın ilk şehitlerindendir. Uhud´un ardından tutsak edildi ve Mekke´ye köle olarak götürüldü. Uhud´ta öldürülen Haris´e mukabil, işkence edilerek vahşi bir biçimde
 
HUBTER :  (Fars.) Ka. - Pek güzel, en güzel.
 
HÜCCET :  (Ar.) Er. 1. Senet, vesika, delil. 2. Seçkin alimlere verilen unvan. - Hüccetü´l-İslam: Gazali.
 
HÜCCET :  (Ar.) Er. - Delil.
 
HUCESTE :  (Fars.) Ka. - Uğurlu, hayırlı, kutlu.
 
HUCURAT :  (Ar.) 1. Hücreler odalar. 2. Kur´an-ı Kerim´in 49. suresinin adı.
 
HUD :  (Ar.) Er. - Hz. Hud (a.s). Ad kavmine gönderilen peygamber. -Kur´an´da ismi geçen 24 peygamberden biridir. Dalalet ve sapıklık içinde olan kavmini ıslah için çok uğraştı fakat onlar, Hud´a inanmadılar ve ani bir fırtına ile yok olarak tarihten silindiler
 
HUDA :  (Ar.). 1. Doğru yol gösteren, hidayet eden. 2. Allah´ın isimlerinden. 3. Kur´an-ı Kerim. Ek almadan isim olarak kullanılmaz. Hudanur gibi.
 
HUDAVENDİ :  (Fars.) Er. 1. Hükümdarlık. 2. Efendi, sahip, maliklik. 3. Hakim, hükümdar.
 
HUDAVENDİGAR :  (Fars.) Er. 1. Sahip, hükümdar, bay. 2. Fars edebiyatında Allah manasında kullanılır.
 
HÜDAVENDİGAR :  (Fars.) Er. 1. Amir, hükümdar. 2. Osmanlı padişahlarından I. Murad´ın ünvanı.
 
HUDAYİ :  (Fars.) Er. - Allah´a mensup, Allah´ın yarattığı.
 
HUDEYBİYE :  (Ar.) Er. 1. Mekke´den ağır yürüyüşle 17 km mesafede bir vadi. 2. İslam tarihinde Hudeybiye Musalahası olarak bilinen anlaşmanın yapıldığı yer.
 
HULAGU :  (Fars.) Er. - Moğol hükümdarı olup, İran´da Moğol hanedanının kurucusudur.
 
HULKİ :  (Ar.) Er. 1. Hulk, yaratılışla ilgili, doğal tabi. 2. İyi ahlaklı, iyi huylu.
 
HULUSİ :  (Ar.) Er. 1. Halis olan, saf, iç temizliği. 2. Samimi, candan. -(bkz. Halis).
 
HÜLYA :  (Ar.) Ka. - Kuruntu.
 
HÜMA :  (Ar.) Er. 1. Devlet kuşu. 2. Saadet, mutluluk.
 
HUMEYRA :  (Ar.) Ka. 1. Beyaz tenli kadın. 2. Hz. Aişe´nin lakabı.
 
HÜMEZE :  (Ar.) - Birini arkasından çekiştirmek. Kur´an-ı Kerim´in 104. suresinin adı. İsim olarak kullanılmaz.
 
HUNALP :  (Tür.) Er. - Cesur, kahraman.
 
HUNDE :  (Ar.) Ka. - Sükun, sulh ve mütareke. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HÜNER :  (Fars.) Ka. - Bir işte gösterilen incelik ve beceriklilik, maharet, ustalık marifet.
 
HÜNKAR :  (Fars.) Er. 1. Uğurlu. 2. 15-29 yaş arasında Osmanlı Sultanlarına verilen isim.
 
HÜR :  (Ar.) Er. - Özgür, bağımsız.
 
HÜRAY :  (a.t.i.). - Ay gibi özgür, ay kadar bağımsız. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
HURDAZ :  (Fars.) Er. - Farsların kullandığı şemsi senenin 3. ayına verilen isim.
 
HÜREYRE :  (Ar.) Er. Kedicik, kedi yavrusu. - Ebu Hüreyre: Ashab-ı Kiram´dan en çok hadis rivayet eden sahabi. Kedi yavrularını çok sevdiği için bu ismi aldığı söylenir.
 
HÜRGÜL :  (Tür.) Ka. - Gül gibi özgür güzel.
 
HURİ :  (Ar.) Ka. 1. Cennet kızı. 2. Sevgili. - Daha çok lakab olarak kullanılır.
 
HURİSER :  (a.f.i.) Ka. - Cennet kızlarının başı, hurilerin başı.
 
HURİYE :  (Ar.) Ka. - Coşkunluk hallerinde hurilerle buluştuklarına inanan bir tarikat.
 
HÜRKAL :  (Tür.) Er. - Esir olma.
 
HÜRKAN :  (Tür.) Er. - Özgür soydan gelen.
 
HÜRMET :  (Ar.) Ka. - Saygı.
 
HÜRMÜZ :  (Fars.) Er. 1. Zerdüştlerin hayır tanrısı. 2. Eski İran takviminde güneş yılının ilk günü. 3. Jüpiter, müşteri, erendiz. 4. Sasani sülalesinden 5. padişahın adı.
 
HURREM :  (Fars.) Ka. 1. Şen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hoş. 2. Bir yazı sitili. 3. Hurrem Sultan: Kanuni Sultan Süleyman´ın gözde zevcelerinden. Osmanlı siyasetinde etkin rol oynayan hanımlardan.
 
HÜRREM :  (Fars.) Ka. 1. Yeşil taze. 2. Gönülaçıcı. 3. Şen şakrak, sevinçli.
 
HÜRRİYET :  (Ar.) Ka. 1. Hürlük, serbestlik. 2. İstediğini herhangi bir engelle karşılaşmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.
 
HÜRSEV :  (Tür.) Er. - Hürriyeti seven kişi.
 
HURŞİD :  (Fars.) Er. - Güneş, aftab, mihr, şems. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
HÜSAM :  (Ar.) Er. - Keskin kılıç.
 
HÜSAMEDDİN :  (Ar.) Er. 1. Dinin keskin kılıcı. 2. Mevlana´nın halifesi olan Hüsameddin Çelebi, Mevlana´nın Mesnevi´yi dikte ettirdiği kişidir.
 
HÜSEYİN :  (Ar.) Er. 1. Küçük sevgili. 2. Hz. Muhammed (s.a.s.)´in torunu, Hz. Ali´nin küçükoğlu.
 
HÜSMEN :  (Tür.) Er. - Hüseyin´den bozma olarak yapılan isim.
 
HÜSNİ :  (Ar.) Er. - Güzelliğe ait, güzellikle ilgili.
 
HÜSNİYE :  (Ar.) Ka. - (bkz. Hüsni).
 
HÜSNÜ :  (Ar.) Ka. - Çok güzel.
 
HÜSNÜGÜL :  (a.f.i.) Ka. - Gülün güzelliği.
 
HÜSNÜGÜZEL :  (Tür.) Ka. - Sarı çiçekli, güzel yapraklı süsbitkisi.
 
HÜSNÜHAL :  (Ar.) Ka. - Davranış güzelliği.
 
HUSREV :  (Ar.) Er. - Hükümdar, padişah.
 
HÜSREV :  (Fars.) Er. 1. Padişah, hükümdar, sultan. 2. Hüsrev şirin masalının erkek kahramanı. - Hüsrev: Eserlerini daha çok Farsça yazmış bir Türk şairi ve edibi olup 1253-1325 yıllan arasında Hindistan´da yaşamıştır.
 
HÜTEYN :  (Ar.) Er. - Hicaz ve Mısır´da dağınık halde yaşayan büyük bir göçebe kabile.
 
HÜVARE :  (Ar.) Ka. - Berberi kabilesinin en önemlilerinden birinin adı.
 
HÜVEYDÂ :  (Fars) Ka. - Açık, apaçık, belli, besbelli, zahir.
 
HÜZEY :  (Ar.) Er. - Kuzey Arabistan´da büyük bir Arap kabilesi.
 
HUZUR :  (Ar.) Er. - Baş dinçliği, gönül rahatlığı, dirlik, erinç.
 
HÜZZAM :  (Fars.) Ka. - Türk müziğinin en eski birleşik makamlarından.
 
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #10 : 02 Mayıs 2010, 17:01 »

IDIK :  (Tür.) Er. - Kutsal, mübarek.
 
IDIKUT :  (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde bir şan. 2. Devlet yönetme gücü.
 
IKNAT :  (Ar.) Ka. 1. Allah´a dua etme, yalvarma. 2. İnkisar etme. 3. Namazda kıyamı uzatma ve hacca devam etme.
 
ILDIR :  (Tür.) Er. 1. Parıltı, parlayış. 2. Alacakaranlık.
 
ILDIZ :  (Tür.). 1. Yıldız. 2. Gündönümünden 10 gün önceki zaman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ILGAR :  (Tür.) Er. 1. Çok çabuk, hızlı. 2. Hücum, akın. 3. Verilen söz. 4. Havanın parlak, açık olması. 5. Öfke.
 
ILGAZ :  (Tür.). 1. Atın dört nalla koşması. 2. Hücum, akın. 3. Çankırı ilinin ilçe merkezi. 4. Batı Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ kitlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ILGI :  (Tür.) Er. 1. Soy sop. 2. Sürü. 3. Çoban. 4. Hısım, akraba.
 
ILGIM :  (Tür.) Ka. 1. Serap. (bkz. Serap). 2. Gök erimi, serap. 3. Belli belirsiz.
 
ILGIN :  (Tür.) Ka. - Kumlu topraklarda yetişen ve çit bitkisi olarak kullanılan ağaççık.
 
ILICAN :  (Tür.) Er. - Ilıkça, biraz ılık.
 
IRIZ :  (Tür.) Er. - Cesur, yiğit.
 
IRMAK :  (Tür.) Ka. - Çoğunlukla denize dökülen, genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir.
 
IŞIK :  (Tür.) Ka. 1. Bazı cisimler tarafından tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar ısıtıldığında yayılan, cisimleri görmemizi sağlayan ışıma, aydınlık, ziya, nur (bkz. Ziya, nur). 2. Aydınlatma cihazı, mum, lamba, ampul, fener. 3. Işık tutma, bir konuda
 
IŞIKAY :  (Tür.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
IŞIL :  (Tür.) Ka. - Çok aydınlık, parlak ışık.
 
IŞILAR :  (Tür.) Ka. 1. Parlayan, ışıldayan. 2. Neşeli, canlı, şen.
 
IŞIMAN :  (Tür.) Er. - Parlak, aydınlık yüzlü kimse.
 
IŞIN :  (Tür.) Ka. - Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti.
 
IŞKIN :  (Tür.) Ka. - Bitki sürgünü, asma filizi.
 
ITIR :  (Ar.) Ka. 1. Güzel, hoş koku. 2. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagası.
 
ITRİ :  (Ar.) Er. - Itrî (Buharizâde Mustafa Efendi). Türk besteci, hattat ve şair.
 
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #11 : 02 Mayıs 2010, 17:01 »

İBADULLAH :  (Ar.) Er. 1. Allah´ın kulları, insanlar. 2. Çok, pek çok.
 
İBER :  (Ar.). - İbretler, alınan kötü dersler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İBHAC :  (Ar.). - Sevindirme, sevindirilme. - Erkek ve kadın adı olarakkullanılır.
 
İBİŞ :  (Tür.) Er. l. Ortaoyunu ve kukla tiplerinde gülünç şahıs. 2. Avanak, sersem. Daha çok takma isim olarak kullanılır.
 
İBN :  (Ar.) Er. - Erkek çocuk demektir. Araplarda birçok şahıs babalarının isimleriyle anılmıştır. İbn Abbas (Abdullah): Rasulullah ´in amcası Abbas´ın oğlu. Sahabedendir.
 
İBRA :  (Ar.). Beri kılma, beraat etme, temize çıkarılma, aklanma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İBRAHİM :  (Ar.) Er. 1. İnananların babası. 2. Hakların babası. 3. Kur´an´da ismi geçen İbrahim peygamber.
 
İBRET :  (Ar.) Ka. 1. Bir olaydan, kötü bir durumdan ders alma. 2. İbret alınacak olay, iş, acaip, tuhaf.
 
İBRİN :  (Ar.) Ka. - Yüzü parlak, güzel olan sevgili.
 
İBRİNŞAK :  (Ar.) Ka. - Ağaçta, çiçek açma, ağacın çiçeğinin tomurcuğunu yarıp çıkması.
 
İBRİZ :  (Ar.). - Halis, saf altın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İBSAN :  (Ar.) Er. - İnsanın yüzü veya huyu güzel olma.
 
İBŞAR :  (Ar.) - Müjde verme, müjdeleme, muştulama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İCAB :  (Ar.) Er. 1. Lazım gelme, gerçek. 2. Bir sözleşme için ilk söylenen söz. 3. Olumlama, olumlu hale gelme.
 
İCÂBET :  (Ar.) Ka. 1. Kabul etme, kabul edilme. 2. Razı olma, uyma.
 
İCAZET :  (Ar.) Ka. 1. İzin, ruhsat. 2. Diploma.
 
İCİ :  (Fars.) Er. 1. Hükümdar veziri vekili. 2. Atmaca.
 
İÇKİN :  (Tür.). - Varlığın içinde bulunduğu varlığın yapısına karışmış olan. 2. Yalnızca bilinçte olan. 3. Deney içinde kalan, deneyi aşmayan. 4.Dünya içinde dünyada olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İCLÂL :  (Ar.) Ka. 1. Büyültme, saygı gösterme, ikram. 2. Büyüklük, kudret ve kuvvet.
 
İCMA :  (Ar.) Ka. - Dağınık şeyleri toplama, biraraya getirme.
 
İCMÂL :  (Ar.). 1. Özetleme. 2. Özet. 3. Cem, toplama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İÇÖZ :  (Tür.) Er. - İçli, özlü değerli.
 
İÇTEN :  (Tür.). - Yürekten, candan, samimi. En önemli, can alıcı noktasından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İDİCANAN :  (Ar.) Ka. - Sevgilinin bayramı.
 
İDİKUT :  (Tür.) Er. 1. Kutlu, saadetli. 2. Yüksek rütbeli. 3. Eski Türklerde bir hükümdar ünvanı.
 
İDİL :  (Yun.i.) Ka. 1. Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. 2. Küçük ve şairane resim. 3. İçten ve saf aşk.
 
İDLÂL :  (Ar.) Ka. - Naz etme, nazlanma, aşın derecede nazlanma.
 
İDRİS :  (Ar.) Er. 1. Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2. İlim ve fende ileri seviyede olan anlamında. 3. Kur´an-ı Kerim´de ismi geçen İdris peygamber. 4. İlk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların pir
 
İFAKAT :  (Ar.) Ka. 1. Hastalıktan kurtulma, iyileşme. 2. Ayılma.
 
İFAZA :  (Ar.). 1. Feyizlendirme, feyz ve nur verme. 2. Kabı taşıncaya kadar doldurma. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
 
İFDAL :  (Ar.). 1. Lütuf ve bağış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İFFET :  (Ar.) Ka. 1. Afiflik, temizlik. 2. Namus.
 
İFHAR :  (Ar.) Er. - Onurlandırma, üstün etme.
 
İFTİHAR :  (Ar.). 1. Şeref, şan. 2. Övünme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İĞDEMİR :  (Tür.) Er. - Marangozlukta ağaç delmek için kullanılan çelik araç.
 
İHLAS :  (Ar.) Er. 1. Halis, temiz doğru sevgi. 2. Gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık. 3. Kur´an-ı Kerim´in 112. suresinin adı.
 
İHMİRÂR :  (Ar.) Ka. Kızarma, kızıllık.
 
İHSAN :  (Ar.) Er. 1. İyilik etme. 2. Bağış bağışlama. 3. Verilen bağışlanan şey. 4. Lütuf, iyilik.
 
İHTİMAM :  (Ar.) Er. - Dikkatle çalışma, önemle inceleme.
 
İHTİRAM :  (Ar.) Er. - Saygı, hürmet.
 
İHTİŞAM :  (Ar.). - Büyüklük, göz alıcılık, gösterişlilik, görkem. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İHVAN :  (Ar.). 1. Sadık, samimi candan dostlar. 2. Aynı tarikata mensup insanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İHYA :  (Ar.). 1. Diriltme, diriltilme, canlandırma. 2. Taze can verircesine iyilik lütfetme. 3. Yeniden kuvvetlendirme. 4. Uyandırma, canlandırma, tazelik verme. 5. Allah´ın sıfatlarından. - İsim olarak kullanılmaz.
 
İKAN :  (Ar.). - Sağlam biliş, bilme. ? Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İKBÂL :  (Ar.). 1. Birine doğru dönme. 2. Baht-talih. 3. İşlerin yolunda gitmesi, bahtlı, saadetli, mutlu olması. 4. Arzu, istek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İKBAR :  (Ar.). Büyük, ulu görme, görülme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İKDAM :  (Ar.). 1. İlerleme. 2. İlerlemeye çalışma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İKLİL :  (Ar.) Ka. - Taç esfer.
 
İKLİM :  (Yun.). - Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olayların tümü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İKRAM :  (Ar.). 1. Hürmet, saygı gösterme. 2. Ağırlama. 3. Bir şeyi hediye, armağan olarak verme. 4. Hesap dışı yapılan inceleme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İKRAMULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın ikramı, nimeti, bağışı.
 
İKSİR :  (Ar.). 1. Ortaçağ kimyacılarının olağanüstü etkili güçte varsaydıkları cisim. 2. Etkili, yarar şurup. 3. En etkili neden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İKTİDAULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´a tabi olma, uyma.
 
İLBAŞI :  (Tür.) Er. - Selçuklular´da köy yöneticisi.
 
İLBEY :  (Tür.) Er. - Bir müddet "vali" karşılığında resmen kullanılan uydurma kelime.
 
İLBEYİ :  (Tür.) Er. - Eski Türkler´de ve Osmanlılarda bazı oymak beyleri ve ileri gelenler için kullanılan ünvan.
 
İLBİLGE :  (Tür.) Er. - Bir ülkenin tanınmış saygın, bilgin kişisi.
 
İLCAN :  (Tür.) Er. - Ülkenin canı, sevdiği kişisi.
 
İLDEMİR :  (Tür.) Er. - Ülkenin en sağlam, güçlü, kuvvetli kişisi,
 
İLDENİZ :  (Tür.). 1. Ülkenin denizi. İldeniz Şemseddin: Azerbaycan Atabeyleri diye de anılan İldenizler Sülalesinin kurucusu. Kıpçaklardandır. (Öl. 1175). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLENÇ :  (Tür.) Er. - İlenmek amacıyla söylenen söz, ilenme.
 
İLEY :  (Fars.). 1. Huzur. 2. Yan, yön, karşı taraf. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLGAR :  (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde at koşularına ve tören olarak yapılan koşulara verilen ad. 2. Atın dört nala koşması.
 
İLGARİ :  (Tür.). 1. Artukluların Mardin ve Silvan kolundan iki Atabeyin adı. 2. Komutan, önder.
 
İLGİ :  (Tür.). 1. İki nesne arasındaki bağ, alaka. 2. Kimyada bir cismin başka bir cisimle birleşmeye olan meyli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLGÜ :  (Tür.). Engel, mania. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLGÜL :  (Tür.) Ka. 1. Ülkenin gülü. 2. Çok güzel kadın.
 
İLGÜN :  (Fars.) Ka. - Halk, ahali.
 
İLHAM :  (Ar.). 1. Allah tarafından insanın gönlüne doldurulan şey. 2. Peygamberin gönlüne gelen ilahi düşünceler. 3. Günlük, olağan şey. 4. İçe-gönüle doğma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLHAN :  (Fars.) Er. - Moğol hükümdarlarına verilen unvan.
 
İLİG :  (Tür.) Er. - Hükümdar ve hükümdar ailesi mensuplan.
 
İLİGHAN :  (Tür.) Er. Karahanlı hükümdar.
 
İLKAN :  (Tür.) Er. 1. İlk kan. 2. İran´da İlhanlılar´dan sonra bir devlet kuran Türk hükümdarı.
 
İLKAY :  (Tür.). - Yeni ay, ayın ilk hali. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLKBAHAR :  (Tür.) Ka. - Yılın ilk mevsimi, bahar.
 
İLKBAL :  (Tür.) Ka. - İlk doğan kız çocuklarına verilen ad.
 
İLKCAN :  (Tür.) Er. - İlk doğan erkek çocuklarına verilen ad.
 
İLKE :  (Tür.) 1. Kendisinden türetilen ilk madde. 2. Temel düşünce, temel kanı, umde, prensip. 3. Temel bilgi. 4. Öncül. 5. Davranış kuralı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLKEHAN :  (Tür.) Er. - Yeni ilkeler, kanunlar koyan hükümdar, yönetici.
 
İLKER :  (Tür.) Er. - İlk doğan çocuk.
 
İLKİM :  (Tür.). - İlk doğan çocuklara verilen ad. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLKİN :  (Tür.) - Önce, öncelikle, uydurma bir kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLKNAZ :  (Tür.) Ka. - İlk doğan kız çocuklarına verilen isim.
 
İLKNUR :  (Tür.) Ka. - İlk ay, ayın ilk hali.
 
İLKSEL :  (Tür.) - Uzun süre çocuğu olmayanların daha sonra ikiz ve üçüz çocukları olduğunda verilen isim. -Erkek ve kadın adı olarak kulanılır.
 
İLKSER :  (Tür.) Er. - İlk baş, ilk önce, birinci.
 
İLKUT :  (Tür.) Er. - Kutlu, mutlu, uğurlu ülke.
 
İLKUTAY :  (Tür.) Er. - Kutsal ülke.
 
İLKYAZ :  (Ar.) Ka. - İlkbahar, yaz başlarında doğanlara verilen ad.
 
İLLİYYUN :  (Ar.). - Gökyüzünün ve cennetin en yüksek tabakası. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLMA :  (Ar.). 1. Parlatma. 2. Belirleme, işaret etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLMEN :  (Tür.) Er. - Bir ülke halkından olan kimse, yurttaş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLMİ :  (Ar.) Er. - İlimle, bilgi ile ilgili.
 
İLMİYE :  (Ar.) Ka. - İlme ait, ilme mensup.
 
İLSAK :  (Ar.) - Birleştirme, kavuşturma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLSAVUN :  (Tür.) Er. - Ülkeni düşmanlardan koru.
 
İLŞEN :  (Tür.) Ka. - Mtlu, şen ülke.
 
İLSEV :  (Tür.) - Ülkeni sev, ülkesini seven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLSU :  (Tür.) - Ülkenin suyu, bereketi, bolluğu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLTAN :  (Tür.) Er. - Ülkeni tanı, ülkesini tanıyan seven.
 
İLTEBER :  (Tür.) Er. - Eski Türklerde vali, kumandan anlamlarında unvan.
 
İLTEKİN :  (Tür.) Er. - Tek ve eşsiz ülke.
 
İLTER :  (Tür.) Er. - Yurdunu seven, koruyan, gözeten.
 
İLTİCAULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´a sığınma, iltica etme.
 
İLTİFAF :  (Ar.) Ka. 1. Sarınma, bürünme, örtünme. 2. Çiçeklerin bürüm bürüm katmerleşmesi.
 
İLTİFAT :  (Ar.) 1. Yüzünü çevirip bakma. 2. Dikkat. 3. Hatır sorma, gönül alma. 4. Sözünü başka bir kişiye çevirme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İLTİKA :  (Ar.) Ka. - Rast gelme, kavuşma, karşılaşma, buluşma.
 
İLTİKAULLAH :  (Ar.) - Allah´a kavuşma, hidayete erme.
 
İLYAS :  (İbr.) Er. - Yağmurlara hükmeden İsrail peygamberi. Kur´an-ı Kerim´de 3 yerde adı geçen peygamberin ismidir. Hızır (a.s.) olduğunu söyleyenler vardır.
 
İMAD :  (Ar.) Er. - Direk, kolon.
 
İMADEDDİN :  (Ar.). 1. Dinin direği. Daha çok unvan olarak kullanılır. -Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
İMAM :  (Ar.) Er. 1. Namazda kendisine uyulan kimse. 2. Önde bulunan, önayak olan kimse. 3. Halife. Devlet başkanı. 4. Mezhep kuran yüksek dereceli alim. 5. Hz. Ali neslinden gelen. 6. İmam-ı Âzam: Hanefiyye mezhebinin kurucusu.
 
İMÂR :  (Ar.) Er. - Şenlendirme, bayındırma.
 
İMAREDDİN :  (Ar.) Er. - Dini alanda yenilik yapan, dinin yönlendirdiği kimse. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
İMDÂD :  (Ar.) Er. 1. Yardım eden. 2. Yardıma gönderilen kuvvet. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
 
İMER :  (Tür.) - Çok zengin, varlıklı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İMGE :  (Tür.) - Hayal karşılığı olarak kullanılan ve Fransızca İmaj kelimesine benzetilerek uydurulan kelime.
 
İMRÂN :  (Ar.) Er. 1. Evine bağlı kalan. 2. Hz. Meryem´in babası, Âl-i İmran: İmran ailesi. Musa, Harun-Meryem ve İsa. - Kur´an-ı Kerim´in 3. suresi.
 
İMREN :  (Tür.) - Görülen bir şeyi veya herhangi bir isteği elde etmek istemi, gıbta. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İMRUZ :  (Fars.) - Bugün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İNAK :  (Ar.) Er. - Gerçek dost, arkadaş, sırdaş.
 
İNAKA :  (Ar.) Ka. - Aşın güzelliği ve çekiciliği ile hayat verme, verilme.
 
İNALKUT :  (Tür.) Er. - İnanılan doğru, uğurlu ve kutlu kimse.
 
İNAMULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın nimeti, iyiliği.
 
İNAN :  (Ar.) Er. 1. Dizgin. 2. İdare etme, yürütme. 3. (Tür.) Bir kimse ya da şeyin doğruluğunu büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme, iman.
 
İNANÇ :  (Tür.) Er. 1. Bir fikre olan bağlılık, kesin kabul. 2. İman. 3. Kesin kabulle bağlanılan şey. 4. İnanılır şey. 5. Doğru, emin.
 
İNANÖZ :  (Tür.) Er. - Özünde inanç olan, iman eden.
 
İNARE :  (Ar.). - Nurlandırma, aydınlatma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İNAYET :  (Ar.) Ka. 1. Dikkat. 2. Gayret, özenme. 3. Lütuf, ihsan, iyillik.
 
İNAYETULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın lütfü. Allah´ın ihsanı. İnayetullah Kenbu: Şah Cihan dönemini anlatan, Şahcihanname isimli yapıtın sahibi. Hintli tarihçi, yazar.
 
İNCİ :  (Tür.) Ka. 1. İstiridye cinsinden deniz hayvanlarının içinde çıkan parlak, yuvarlak ve ziynet eşyası olarak kullanılan kıymetli taş. 2. Küçük, temiz ve sevimli. 3. Kıymetli.
 
İNCİFEM :  (t.a.i.) Ka. - İnci gibi güzel ağızlı.
 
İNCİFER :  (t.f.i.) Ka. - İnci gibi parlak güzel.
 
İNCİLÂ :  (Ar.) Ka. 1. Parlama, cilalama. 2. Görünme, belli olma. 3. Parlaklık, ışık.
 
İNCİLAY :  (Tür.) Ka. - Ay´ın en ince olan zamanı. - İnci ve ay kelimelerinden birleşik isim.
 
İNCİSER :  (t.f.i.) Ka. - Baş inci, en güzel inci.
 
İNDİRA :  (Ar.) 1. Girişim. 2. Öne geçme. 3. Bulut altından sıyrılma. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İNFAKULLAH :  (Ar.). - Allah´ın yardımı, nafakası, infakı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İNKİYADULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´a boyun eğme, teslim olma, kendini teslim etme.
 
İNŞAT :  (Ar.) Er. - Neşelendirme, (bkz. Neşet).
 
İNŞAULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın yapması, meydana getirmesi.
 
İNŞİLÂL :  (Ar.) 1. Şelale oluşturma. 2. Şiddetle dökülme, atılarak akma.-Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İNŞİRAH :  (Ar.) 1. Açılma. 2. Açıklık, ferahlık. - Kur´an-ı Kerim´de bir süre adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İNŞİRAK :  (Ar.) 1. Çatlayıp yarılma, yarık olma. 2. Parlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İPAR :  (Tür.) Ka. 1. Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun sarımtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez.2. Güzel koku, misk, anber.
 
İPEK :  (Tür.) Ka. - İpekböceği denilen ve dut yaprağı ile beslenen kurdun ördüğü koza çözülerek elde edilen, kumaş dokumada kullanılan parlak ve ince tel.
 
İRADE :  (Ar.) Er. 1. İstem. 2. Emir. 3. (bkz. İstem).
 
İRCA :  (Ar.) 1. Geri çevirme, geri döndürme. 2. (Kim.) indirgeme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İREM :  (Ar.) 1. Cennet bahçesi. 2. Ok veya kurşun atılan nişan tahtası. 3. Cenk denilen musiki aleti ve bunu icad edenin adı. 4. Ad kavmi zamanında, Şeddad tarafından cennete benzetilme amacıyla yapılan bahçe olup, Şam´da veya Yemen´de bulunduğu söylenir. - Erk
 
İREN :  (Ar.) 1. Özgür, hür. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İRFAN :  (Ar.) 1. Bilme, anlama. 2. Gerçeği sezme, kavrama gücü. 3. Dini gerçek ve sırlan biliş. 4. Kültür. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İRFAT :  (Ar.) Er. - Yardım etme, bir şey verme.
 
İRGÜN :  (Tür.) - Sabahın erken saatleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İRMAN :  (Fars.) 1. Çağrısız gelen kimse. 2. Dalkavuk. 3. Eğreti. 4. Arzu, istek. 5. Pişmanlık. - Erkek ve ka­dın adı olarak kullanılır.
 
İRMEGÂN :  (Fars.) Ka. 1. Uğurluluk, saadet, ikbal. 2. Terbiye eden.
 
İRSAD :  (Ar.) Ka. 1. Hazırlama. 2. Hazır olma.
 
İRŞAD :  (Ar.) 1. Doğru yolu gösterme uyarma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İRŞADULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın irşadı.
 
İRSALULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın göndermesi, yollaması, Allah´tan gelen.
 
İRSEN :  (Ar.) - Miras olarak, anadan babadan geçerek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İRTEK :  (Tür.) Er. 1. Şafak vaktinde doğan. 2. Masal, efsane.
 
İRTİZA :  (Ar.) Er. - Razı olma, uygun bulma, beğenme, seçme.
 
İRVA :  (Ar.) Ka. - Suya kandırma.
 
İRZA :  (Ar.) - Gönlünü etme, hoşnut etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İRZİZ :  (Ar.) Ka. 1. Titreme. 2. Dolu tanesi. 3. Dik ses.
 
İSA :  (Ar.) Er. - Dört büyük peygamberden biri. Dört büyük kitaptan İncil´in kendisine gönderildiği, Fir´avunlarla verdiği muhteşem mücadeleyle bilinen büyük peygamber. Kur´an´da 25 yerde ismi geçmektedir.
 
İSABET :  (Ar.) 1. Düşme, (isabet). 2. Düşme, çıkma. 3. Değme, tutma. 4. Yerindelik, yazılmazlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İSAD :  (Ar.) Er. 1. Yüceltme, yükseltme. 2. Kutlu kalma.
 
İSAF :  (Ar.) Er. - Bir isteği, dileği yerine getirme.
 
İSAR :  (Ar.) Er. 1. İkram, bahşiş. 2. Cömertlikle verme. 3. Dökme, saçma, serpme. 4. Kendi muhtaç olduğu halde bahşiş verme.
 
İSASE :  (Ar.) Ka. 1. Göz ucuyla bakma. 2. Camiyet. 3. Zenginlik, servet.
 
İŞCAN :  (Tür.) Er. - Çalışmayı seven, çalışkan.
 
İSFENDİYAR :  (Fars.) Er. - İran mitolojisinde adı geçen hükümdarın adı.
 
İSFİD :  (Fars.) 1. Ak, beyaz renkli. 2. (bkz. Esfid). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İSHAK :  (İbr.) Er. 1. İbranice "Gülme" anlamına geldiği söylenir. 2. Hz. İbrahim´in 2 oğlundan biri olan ve Ya´kub (a.s.)´un babası. Peygamberdir. Kur´an´da 17 yerde ismi geçen peygamberlerdendir.
 
İSKENDER :  Er. - M.Ö. 356-323 yıllan arasında yaşayan ve 20 yaşında hükümdar olan Makedonya kralı, Aristo´dan ders almıştır. Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye, Mısır, Hindistan´ı istila eden hükümdara, Büyük İskender lakabı takılmıştır. 33 yaşında ölmüştür.
 
İSLÂM :  (Ar.) Er. 1. Muhammed(s.a.s)´e nazil olan ve kendisi tarafından insanlığa tebliğ edilen din, Allah´ın en son dini. 2. Allah´a teslim olma, onun emirlerine uyup, yasaklarından kaçınma. 3. İyi geçinme, barış içinde olma.
 
İSMÂH :  (Ar.) Er. 1. Semahatli, cömert kılma. 2. Mülayim ve itaatli.
 
İSMAİL :  (Ar.) Er. - Hz. İbrahim (a.s.)´in oğlu. İbrahim (a.s.) O´nu Allah´a kurban olarak adamış ve sözünde durmak için harekete geçmiştir.Fakat Allah (c.c.) O´nu son anda Cebrail aracılığıyla durdurmuş ve bu imtihanı kazandığını bildirmiştir. İsmail (a.s.) Kur´
 
İSMET :  (Ar.) 1. Masumluk, günahsızlık, temizlik. 2. Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Peygamberin sıfatlarındandır.
 
İSMİHAN :  (Ar.) - Hükümdar isimleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İSMİNAZ :  (a.f.i.) Ka. 1. Naz isminde. 2. Çok nazlı olan.
 
İSMİNUR :  (Ar.) Ka. - Nur ismini alan.
 
İSMİRAR :  (Ar.). - Esmerleşme, kara olma, kararma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.
 
İSNÂ :  (Ar.) 1. Övme, şükretme. 2. Değerini yükseltme. 3. Bir yerde uzun zaman kalma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İSRA :  (Ar.) Ka. 1. Yürütme, geceleyin yürütme gönderme. 2. Hz. Peygamberin miraç gecesi. 3. Kur´an-ı Kerim´in 17. suresi.
 
İSRÂC :  (Ar.) 1. Yakma, yandırma. 2. Aydınlatma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İSRAFİL :  (Ar.) Er. - Dört büyük melekten sura üfürme görevi verilen melek.
 
İSRAİL :  (İbr.) - Ya´kub peygamberin lakabı. Sonradan onun soyundan gelenler İsrailoğullan diye anılmışlardır. İsrailoğullan, Kur´an´da çok sık kullanılan bir isimdir.
 
İSTÂRE :  (Fars.) Ka. - Yıldız, necm, sitare.
 
İSTEM :  (Ar.) 1. Zulüm ve sitem. 2. İsim olarak kullanılması uygun değildir.
 
İSTEMİHAN :  (Tür.) - Göktürk devletinin kurucusu Bumin kağanın kardeşi olan Türk hakanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İSTİHSAN :  (Ar.) - Güzel bulma, beğenme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İSTİKBAL :  (Ar.) 1. Gelecek zaman. 2. Geleni karşılama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İŞVE :  (Ar.) Ka. - Güzellerin gönül alıcı, gönül aldatıcı, nazlı davranışı.
 
İTKAN :  (Ar.) Er. 1. Sağlamlaştırma. 2. İnanma.
 
İVAR :  (Fars.) Ka. - Düzülmüş, koşulmuş, hazırlanmış.
 
İYEM :  (Tür.) - Güzellik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İYİSAN :  (Tür.) - İyi adla anılan, iyi tanınan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İZAN :  (Ar.) 1. Anlayış, kavrayış, akıl. 2. Terbiye, edeb. 3. Boyun eğme, göz dinleme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İZANULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´a boyun eğme, Allah´ın terbiyesi.
 
İZEM :  (Ar.) - Büyüklük, ululuk. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İZGÜ :  (Tür.) - İyi güzel, akıllı, adaletli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İZHAN :  (Tür.) Er. - İyiliğin, güzelliğin hakimi, yönetici.
 
İZHAR :  (Ar.) Er. - Gösterme, meydana çıkarma.
 
İZRA :  (Ar.) 1. Aşın övme. 2. Altın arama. 3. Korkutma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
İZZET :  (Ar.) Er. 1. Değer kıymet yücelik, ululuk. 2. Kuvvet, kudret. 3. Hürmet, saygı ikram izan.
 
İZZETTİN :  (Ar.) Er. 1. Dünün kıymeti, kudret, ulviyeti. 2. Asıl şekli "İzzü´ddin"dir.
 
İZZİ :  (Ar.) Er. - Sabırlı, dayanıklı kimse.
 
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #12 : 02 Mayıs 2010, 17:02 »

JALE :  (Fars.) Ka. - Gece meydana gelen ve sabah çiçekler üzerinde görülen su damlacığı, çiğ, şebnem (bkz. Şebnem).
 
JENGAR :  (Tür.) Ka. 1. Bakır pası. 2. Çöktaşı. 3. Deniz yeşili renk.
 
JERFÎ :  (Fars.) Er. - Derinlik. Derin deniz.
 
JİYAN :  (Fars.) Er. - Coşmuş, kükremiş, kızgın.
 
JÜLİDE :  (Fars.) Ka. 1. Karışık, karmakarışık, dağınık. 2. Derinlik.
 
/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.936
  • Rep +34/-3
Ynt: İsimler
« Yanıtla #13 : 02 Mayıs 2010, 17:03 »

KAAN :  (Tür.) Er. 1. Çin ve Moğol imparatorlarına verilen isim. 2. Hakan, hükümdar.
 
KABİL :  (Ar.) Er. 1. Olabilir, mümkün. 2. Cins, soy, sınıf, tür, çeşit. -Hz. Âdem´in büyük oğlu olup kardeşi Habil´i öldürmüş ve yeryüzünde ilk kan döken insan olmuştur.
 
KADEM :  (Ar.). 1. Ayak. 2. Adım. 3.Yarım arşın uzunluğunda bir ölçek. 4 Uğur. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
 
KADEMRAN :  (Fars.). 1. İlerleyen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KADER :  (Ar.) Ka. 1. İman esaslarından, Allah´ın bütün yaratıklar için hüküm ve irade ettiği hallerin oluş şekli,alın yazısı, takdir. 2. Talih, baht. 3. Kötü talih. 4. Güç kuvvet.
 
KADI :  (Ar.) Er. 1. Hüküm, karar, hakimlik. 2. Seri devlette, mahkeme reisi. İlim sahibi yetkili. Kadı İyaz: (İyaz b. Musa b. Ümran es-Sebtî: (1083-1149). Meşhur fıkıh ve hadis bilgini. İspanya´da Gırnata kadılığı yaptı. 20´yi aşkın eseri vardır.
 
KADİFE :  (Ar.) Ka. - Yüzü ince sık tüylü, parlak ve yumuşak kumaş.
 
KADİM :  (Ar.) Er. 1. Ayak basan, ulaşan, varan. 2. Ezeli, evvelsiz. 3. Çok eski zamanlara ait eski atik. 4. Yıllanmış. - Kelam-ı Kadim, Kur´an-ı Kerim.
 
KADIN :  (Tür.) Ka. 1.Yetişkin dişi insan. 2. Evlenmiş kadın. 3. Evli ve itibarlı kadın, hanım.
 
KADİR :  (Ar.) Er. 1. Değer, kıymet, itibar. 2. Parlaklık. 3. Kudret sahibi kudretli, kuvvetli, güçlü. 4. Allah´ın isimlerinden. Kur´an-ı Kerim´de 50´ye yakın yerde geçmektedir. Başına"abd" takısı olarak "Abdülkadir" olarak kullanılır.
 
KADİRBİLLAH :  (Ar.) Er. 1. Allah´la güçlenen. Gücünü Allah´tan alan. 2. Ebu´l-Ahmed b. İshak. Abbasi halifesi (Öl. 1031). Halife Muktedir´in torunu.
 
KADİRE :  (Ar.) Ka. - Güçlü kuvvetli.
 
KADİRŞAH :  (a.f.i.) Er. 1. Güçlü, kuvvetli hükümdar, padişah. 2. Kadir ve şah kelimelerinden türetilmiş birlesik isimdir.
 
KADREDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin kudreti, gücü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
KADRİ :  (Ar.) Er. 1. Değer, itibar. 2. Onur, şeref, haysiyet, meziyet. 3. Rütbe, derece.
 
KADRİCAN :  (a.f.i.) Er. - Değerli, itibarlı, can, ruh. - Kadri ve Can isimlerinden meydana gelen birleşik isim.
 
KADRİHAN :  (a.t.i.) Er. ? Değerli hükümdar, yönetici.
 
KADRİYE :  (Ar.) Ka. - (bkz. Kadri).
 
KÂFİ :  (Ar.) Er. - El veren, yeter, yetecek, yetişen, kifayet eden.
 
KAFİYE :  (Ar.) Ka. 1. Şiirde, mısra sonunda yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması, uyak. 2. Eski nesrimizde zaman zaman yer alan ses benzerliği ve uygunluğuna dayanan sanat, seci.
 
KAĞAN :  (Tür.) Er. 1. Hakan, imparator. 2. Kükremiş, öfkelenmiş, kükreyen, öfkelenen.
 
KAHHAR :  (Ar.). 1. Ziyadesiyle kahreden, kahredici, yok edici batırıcı. 2. Allah´ın isimlerinden. - İsim olarak kullanılmaz. - (bkz. Abdülkahhar).
 
KAHİR :  (Ar.) 1. Allah´ın sıfatlarındandır. Kur´an-ı Kerim´de iki yerde geçer. 2. Kahredici, zorlayan. 3. Yok eden. 4. Ezici kuvvet. Kahir Billah: Abbasi halifesi. (Ebu Mansur Muhammed el-Mutezid). Muktedir´in kardeşi.
 
KAHRAMAN :  (Fars.) Er. 1. Yiğit, cesur, (bahadır). 2. Hüküm sahibi, iş buyuran. 3. Fars mitolojisinde Rüstem´in yendiği kimse. - (bkz. Bahadır).
 
KÂHTA :  (Tür.) Er. - Fırat nehri kollarından birinin adı, Malatya´da aynı isimle yerleşim bölgesi vardır.
 
KÂHYA :  (Fars.) Er. 1. Efendi, emir. 2. Ev sahibi, aile reisi. 3. Çiftlik yöneticisi.
 
KAİD :  (Ar.) Er. 1. Rehber kumandan. 2. Atlan yedekte götüren. 3. Oturan, ikamet eden.
 
KAİDE :  (Ar.) Ka. 1. Oturan. 2. Temel, esas. 3. Başkent.
 
KAİM :  (Ar.) Er. 1. Duran, ayakta duran. 2. Bir şeyi yapan icra eden. 3. Allah´ın emrini ifa eden.
 
KAİME :  (Ar.) Ka. - Türklerde kağıt para manasına gelmektedir.
 
KÂİNAT :  (Ar.) Er. 1. Var olanların hepsi. Yaratıklar. Yer gök. - (bkz. Evren).
 
KALAGAY :  (Tür.) Er. - Al, kırmızı renk.
 
KALENDER :  (Fars.) Er. 1. Dünyadan elini eteğini çekip başı boş dolaşan. 2. Alçak gönüllü, gurur ve kibirden uzak, üstüne başına dikkat etmeyen bulduğu ile yetinen kimse.
 
KALGAY :  (Tür.) Er. 1. İzci kumandanı. 2. Kırım hanlığında veliahta verilen unvan.
 
KALHAN :  (Tür.) Er.-Kahramanoğulları´nın han soyundan, ceddi de Kalhan adını taşımaktadır.
 
KAM :  (Ar.) Er. 1. Hekim. 2. Düşünür. 3. Büyücü, sihirbaz.
 
KAMACI :  (Tür.) Er. - Top kaması yapan ya da onaran kimse.
 
KAMAN :  (Tür.) Er. - Dağların doruğuna yakın olan yerler.
 
KAMARAN :  (Ar.) Ka. - Kızıl Deniz´de Yemen kıyılan yakınında bir ada.
 
KAMBAY :  (Tür.) Er. - Hekim, tabib, doktor.
 
KAMBER :  (Ar.). 1. Sadık dost, köle. 2. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KAMBİN :  (Fars.) Ka. - Mutlu, bahtiyar.
 
KÂME :  (Fars.) Ka. - Kâm, istek, arzu.
 
KAMELYA :  (Ar.) Ka. 1. Çaygillerden, büyük beyaz, kırmızı veya penbe renkte çiçekler açan dayanıklı yapraklı bir bitki. 2. Yabangülü, çingülü.
 
KAMER :  (Ar.). 1. Ay. 2. Sadık hizmetkâr. 3. Kur´an-ı Kerim´in 54. suresi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KÂMİL :  (Ar.) Er. 1. Bütün tam noksansız, eksiksiz. 2. Kemale ermiş olgun. 3. Yaşını başını almış terbiyeli, görgülü. 4. Alim, bilgin, geniş bilgili.
 
KÂMİLE :  (Ar.) Ka. - (bkz. Kamil).
 
KAMRAN :  (Fars.) Er. - İsteğine kavuşmuş olan.
 
KÂMURÂN :  (Fars.). 1. Kâm sürücü, süren, arzusuna isteğine kavuşmuş mutlu. 2. Arzusuna erişen, bahtiyar, mutlu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KÂMVER :  (Fars.) Er. - İsteğine kavuşmuş, mutlu.
 
KANBER :  (Ar.) Er. 1. Hz. Ali´nin sadık, vefakâr kölesi. 2. Bir evin gediklisi.
 
KANDEMİR :  (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.
 
KANİ´ :  (Ar.) Er. 1. Kanaat eden, yeter, bulup fazlasını istemeyen. 2. İnanmış kanmış.
 
KANSU :  (Tür.) Ka. 1. Çin´in kuzey batısında önemli bir sınır kenti. 2. Çin´de müslümanların en çok bulunduğu eyalet.
 
KANTARA :  (Ar.). 1. Köprü, özellikle taştan yapılmış. 2. Su yolu, bend, hisar anlamına da gelir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KANUN :  (Ar.) Er. 1. Devletin teşri, yasama kuvveti tarafından herkesçe uyulmak üzere konulan her türlü nizam, kaide kural. 2. Herhangi bir mevzu üzerindeki kanunu taşıyan kitap.
 
KANUNİ :  (Ar.) Er. 1. Kanuna ait kararla ilgili. 2. Osmanlıların 10. padişahı Sultan 4. Süleyman´ın lakabı, Osmanlıların yükselme devrinin son padişahı. - Daha çok lakab olarak kullanılır.
 
KANVER :  (Tür.) Er. - Kanını ver, asil.
 
KAPAR :  (Tür.) Er. - Akıl, ruh.
 
KAPKIN :  (Tür.) Er. - Uygun, düzenli.
 
KAPLAN :  (Tür.) Vahşi kedigillerden, benekli, yırtıcı hayvan.
 
KAPLAN GİRAY :  (Tür.) Er. -(1680-1738) yıllan arasında Kırım hanı oldu. 3 defa han olmuştur.
 
KAPSAM :  (Tür.) - Şümul ihtiva, ihata, istiab, manalarına gelen uydurma bir kelime. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KAPTAN :  (İtal). 1. Bir geminin sevk ve idare sorumlusu. 2. Şehirlerarası otobüs şoförü. 3. Baş pilot.
 
KARAALP :  (Tür.) Er. - Esmer, kara yağız yiğit.
 
KARABUĞRA :  (Tür.) Er. - Esmer, erkek deve.
 
KARACA :  (Tür.) Er. 1. Rengi karaya çalan, esmer, yağız. 2. Geyikgillerden, küçük, boynuzlu, güzel görünüşlü av hayvanı. 3. Üst kol.
 
KARACABEY :  (Tür.) Er. - Esmer bey, rengi karaya çalan.
 
KARAHAN :  (Tür.) Er. - Esmer bey, Esmer hükümdar. Karahanlılar devletinin kurucusu.
 
KARAKAN :  (Tür.) Er. - Bir tür dağ ağacı.
 
KARAMAN :  (Tür.) Er. 1. Esmer, yağız insan. 2. Güneybatı´da esen yel.
 
KARANALP :  (Tür.) Er. - Karayağız, kahraman yiğit.
 
KARANFİL :  (Ar.) Ka. - Bir çeşit kokulu çiçek.
 
KARANİ :  (Ar.) Er. 1. Orta Anadolu´da bir köy. 2. Veysel Karani´nin doğduğu yer.
 
KARASU :  (Tür.) Er. 1. Ağır akan su. 2. Çoğunlukla gözün iç basıncının çoğalmasıyla kendini gösteren körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı.
 
KARATEĞİN :  (Tür.) Er. - Amuderya´yı vücuda getiren nehirlerden Surhab üzerinde önemli bir kent.
 
KARÇİÇEĞİ :  (Tür.) Ka. - Süsengillerden, beyaz pembe çiçekler açan so­ğanlı bitki.
 
KARDELEN :  (Tür.) Ka. 1. Çiğdem. 2. Nergisgillerden baharda çok erken çiçek açan soğanlı bir bitki.
 
KÂRDİDE :  (Fars.). - İş bilir, uyanık, tecrübeli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KARGIN :  (Tür.) Er. 1. Taşkın su. 2. Bol, çok. 3. Doymuş, tok. 4. Erimiş buz ve kar parçalarının oluşturduğu akarsu. 5. Çağlayan.
 
KARGINALP :  (Tür.) Er. - Coşkulu, taşkın, hareketli yiğit.
 
KARİN :  (Ar.) Er.l. Yakın. 2. Nail olan. 3. Hısım komşu. 4. Mabeynci.
 
KARLUK :  (Tür.) Er. - Türk boylarından biri.
 
KARMEN :  (Fars.) Ka. - Parlak kırmızı renk.
 
KARNEYN :  (Ar.) Er. 1. İki boynuz. 2. Zülkarneyn: Kur´an-ı Kerim´de Kehf 83, 86, 94. ayetlerde adı geçen ve nebi mi, veli mi olduğunda tereddüt edilen zat. 3. Büyük İskender.
 
KARTAL :  (Tür.) Er. 1. Kartalgillerden, beyazla karışık siyah tüylü, kıvrık ve kuvvetli gagalı, geniş kanatlı büyük yırtıcı kuş. 2. Yeniden diriliş ve güçlülük sembolü.
 
KARTAY :  (Tür.). Er. - Yaşlı, pir.
 
KARUN :  (Ar.) Er. 1. Beni İsrail´de zenginliğiyle meşhur olan ve bu yüzden kendisini herşeyin sahibi gibi görmeye başlayıp Allah´a karşı büyüklenen, belki de dünya kapitalistle­rinin en eskisi ve en büyüğü olan kişi. Hz. Musa dönemlerinde yaşamış bu müstekbir, i
 
KARYE :  (Ar.) Ka. - Köy küçük kasaba. Kabile reisi veya eşraftan birine oturduğu karyeyle aynı isim verilmektedir.
 
KASEM :  (Ar.) Er. 1. Yemin etmek. 2. Bölmek.
 
KÂSİB :  (Ar.) Er. - Kesbeden, kazanan, kazanç sahibi.
 
KÂŞİF :  (Ar.) Er. - Keşfeden, bulan, meydana çıkaran.
 
KASIM :  (Ar.) Er. 1. Taksim eden, ayıran bölen. Kasım b. Muhammed (s.a.): Hz. Muhammed (s.a.s)´in oğlunun ismi. Küçük yaşta vefat etmiştir. 2. Kinci, ezici, ufaltıcı. 3. Yılın 11. ayı. 4. Yılın kış bölümü.
 
KATADE :  (Ar.) Er. - 13 yy.´dan itibaren Mekke´de hakim olan Şeriflerin atasına verilen ad.
 
KATİB :  (Ar.) Er. 1. Yazıcı. Bir kuruluşta yazı işleriyle vazifeli kimse, sekreter. 2. Osmanlı devletinde divanın resmi yazılarını yazan vazifeli. 3. Devlet memuru. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır. - Katib Çelebi 1609-1658 yıllan arasında yaşamış
 
KATİFE :  (Ar.) Ka. 1. Kadife. 2. Bir nevi çiçek.
 
KATRE :  (Ar.) Ka. 1. Damla. Damlayan şey.
 
KAVAS :  (Ar.) Er. - Okçu, tüfekçi, tüfekli alet.
 
KAVİ :  (Ar.) Er. 1. Yakar, yakıcı. 2. Kuvvetli, güçlü. 3. Sağlam inanılır. 4. Zengin varlıklı.
 
KAVİS :  (Ar.) Er. 1. Yay. 2. Gökyüzü, ay, burcu.
 
KAVİY :  (Ar.) Er. 1. Kuvvetli, güçlü, dayanıklı, metin muhkem, sağlam. 2. Şiddetli, zorlu. 3. Kudret sahibi herşeye gücü yeten. Cenab-ı Hakk´ın güzel isimlerinden biri. Kur´an-ı Kerim´de 10´dan fazla yerde geçer.
 
KAVRAM :  (Tür.). 1. Bir nesnenin zihindeki soyut ve güzel tasarımı, mefhum. 2. Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kapsayan ve ortak bir ad altında toplayan genel tasarım. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KAVUŞUM :  (Tür.). 1. Yeryuvarlağı bir uçta kalmak üzere yerin güneşin ve herhangi bir gezegenin bir doğru üzerine gelmeleri. 2. İçtima. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KAYA :  (Tür.) Er. 1. Büyük ve sert taş kütlesi. 2. Kayalık sarp dağ.
 
KAYAALP :  (Tür.) Er. - Kaya gibi güçlü er.
 
KAYACAN :  (Tür.) Er. - Canı kaya gibi güçlü.
 
KAYAER :  (Tür.) Er. - Kaya gibi güçlü er.
 
KAYAN :  (Tür.) 1. Akarsu sel. 2. Yassı, düz, kat kat oluşmuş taşlar. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KAYGUN :  (Tür.) Er. 1. Etkili, hüzünlü, dokunaklı. 2. Akdoğan.
 
KAYHAN :  (Tür.) Er. - Sert, güçlü sesli okuyucu, kayayı bile delecek güçte sesi olan okuyucu.
 
KAYI :  (Tür.) Er. 1. Yağmur, sağanak, bora. 2. Oğuz boylarından Osmanlı hanedanının mensup olduğu boy. 3. Sağlam, güçlü, sert.
 
KAYIHAN :  (Tür.) Er. - Güçlü hükümdar.
 
KAYITBAY :  (Tür.) Er. - Kayıtbay el-Zahiri: Ünlü Mısır ve Suriye sultanı.
 
KAYMAZ :  (Tür.) Er. 1. Dağ eteği. 2. Güneydoğu´dan esen bir rüzgar.
 
KAYNAK :  (Tür.) 1. Bir suyun çıktığı yer, menşe. Bir haberin çıktığı yer. 2. Araştırma ve incelemede yararlanılan belge. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KAYRA :  (Tür.) - Yüksek büyük tutulan ya da sayılan birinden gelen iyilik lütuf, ihsan atıfet, inayet. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KAYRAALP :  (Tür.) Er. - İyiliksever, yiğit.
 
KAYRABAY :  (Tür.) Er. - İyiliksever, saygın kimse.
 
KAYRAK :  (Tür.) Er. 1. Taşlı, kumlu, ekime elverişli olmayan toprak. 2. Kaygan toprak. 3. Bileği taşı.
 
KAYRAL :  (Tür.) Er. - Kayrılan, himaye edilen (kimse).
 
KAYRAR :  (Tür.) Er. 1. Orman içindeki ağaçsız kalan. 2. Kayan yer. 3. İnce çakıllı, kumlu toprak.
 
KAYS :  (Ar.) Er. 1. Leyla ile Mecnun hikayesinin erkek kahramanı olan Mecnun-i Amiri´nin asıl adı. 2. Umman Denizi´nde küçük bir ada.
 
KAYSER :  (Ar.) Er. - Roma ve Bizans (Alman) imparatorunun lakabı. -Daha çok unvan olarak kullanılır.
 
KAYTUS :  (Ar.) - Bir yıldız kümesi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KAYYUM :  (Ar.) 1. Gökleri, yeri ve herşeyi tutan. Herşeyin varlık sahibi olabilmesi için gerekeni veren. Allah´ın isimlerinden.
 
KAZA :  (Ar.) Er. - Hüküm karar verme, emir tesbit vs.
 
KAZAK :  (Tür.) Er. 1. Göçebe akıncı. 2. Rusya´da yaşayan bir Türk kavmi. 3. Genç, taze. 4. İnatçı.
 
KAZAN :  (Tür.) Er. 1. Su çevrisi, kayra. 2. Sazlık yerlerde dibi bulunmayan sulu yer. 3. Girdap.
 
KÂZIM :  (Ar.) Er. 1. Öfkesini yenen kimse. Hırsını dizginleyen. 2. Kinini yenen.
 
KA´B :  (Ar.) Er. 1. Topuk kemiği, aşık kemiği anlamında. 2. (Mecazen): Şeref, şan, onur anlamında kullanılır. 3. Ka´b b. Züheyr (Vll.yy.): Sahabedendir. Rasulullah için okuduğu Kaside-i Bürde çok meşhurdur. Birçok dillere çevirisi yapıldı.
 
KEBİR :  (Ar.) 1. Büyük, ulu azim. 2. Yaşça büyük yaşlı. 3. Çocukluktan çıkmış genç. 4. Allah´ın isimlerinden. Abdülkebir şeklinde kullanılmalıdır.
 
KEBUTER :  (Fars.) Ka. - Güvercin.
 
KEFFARET :  (Ar.) Ka. 1. Günahı örten anlamına gelir. 2. Günahların ödenmesi gereken bedeli.
 
KELAMİ :  (Ar.) Er. - Söze ilişkin, sözle ilgili.
 
KELEBEK :  (Tür.) Ka. 1. Vücudu kanatlan ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatlı, çok sayıda türü olan böcek. 2. Narin, ince kadın.
 
KELİM :  (Ar.) Er. 1. Söz söyleyen, konuşan. 2. Kelimullah: Tur´u Sina´da Cenab-ı Hakla konuşmasıyla Hz. Musa´ya verilen unvan. 3. Sure-i Kelim: Taha suresi. KELİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Kelim).
 
KEMAL :  (Ar.) Er. 1. Olgunluk, yetkinlik, tamlık, eksiksizlik. 2. En yüksek değer, mükemmellik, değer baha. 3. Bilgi, fazilet.
 
KEMALAT :  (Ar.) Ka. - İnsanın bilgi ve ahlak güzelliği bakımından olgun­luğu.
 
KEMALEDDİN :  (Ar.) Er. 1. Din´de olgunluğa eren, dinin son derecesi. 2. Din bilgisi kuvvetli. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
 
KEMANDAR :  (Fars.) Er. - Yay tutan, yay tutucu.
 
KEMYAB :  (Fars.) Ka. - Az bulunan, nadir.
 
KENAN :  (Ar.) Er. 1. Hz. Ya´kub´un memleketi, Filistin. 2. Yusuf-i Kenan: Hz. Yusuf. - Pir-i Kenan: Hz. Ya´kub. Hz. Nuh´un iman etmeyen oğlunun adının da Kenan olduğu rivayet edilmektedir.
 
KENTER :  (Tür.) Ka. - Şehirli, kentli.
 
KERAMEDDİN :  (Ar.) Er. 1. Kerem bağış ihsan lütuf sahibi. 2. Dinde üstün mertebelere ulaşan. 3. Keramet sahibi derviş veli. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
KERAMET :  (Ar.) Ka. 1. Birine karşı ikramda bulunmak. 2. Allah´ın bir kimseye cömertliği, lütfü, himayesi ve yardımı olarak ele alınır.
 
KEREM :  (Ar.) Er. 1. Asalet, asillik, soyluluk. 2. Cömertlik, el açıklığı lütuf, bağış, bahşiş.
 
KERENÂY :  (Fars.) Ka. - Eskiden kullanılan bir çeşit nefesli saz.
 
KERİM :  (Ar.) Er. 1. Kerem sahibi, cömert, verimcil. 2. Ulu, büyük. 3. Lütfü, ihsanı bol, ihsan yönünden ulu. 4. Allah´ın isimlerinden, "abd" takısı alarak kullanılır, (bkz. Abdülkerim).
 
KERİME :  (Ar.) Ka. 1.Âyet. 2. Kız evlat.
 
KEŞİF :  (Ar.) Er. - Açma, meydana çıkarma.
 
KEVÂR :  (Ar.) Ka. - Büyük Sahra´da önemli bir vaha.
 
KEVKEB :  (Ar.) - Yıldız gökyüzündeki parlak cisimleri ifade eden genel isim. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KEVNİ :  (Ar.) Er. - Var olmayla, varlıkla ilgili.
 
KEVSER :  (Ar.) Ka. 1. Maddi ve manevi çokluk, kalabalık nesil. 2. Cennette bir havuzun ırmağın adı. 3. Kur´an-ı Kerim´de en kısa sure.
 
KEYÂN :  (Tür.) Er. - Büyük hükümdar, şah.
 
KEYFER :  (Fars.) 1. Karşılık. 2. Mükafat veya mücazat. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KEYHAN :  (Fars.) - Dünya. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KEYHÜSREV :  (Fars.) Er. 1. Adil ve ulu padişah. 2. Keykavus´un torunu, Siyavuş´un oğlu olan meşhur hükümdar.
 
KEYKÂVUS :  (Fars.) Er. 1. Adil, necip. 2. Keyaniyan´ın II. padişahı olup Keykubat´ın torunu ve halefidir. Key´lerin ikinci padişahı.
 
KEYKUBAD :  (Fars.) Er. 1. Büyük ve ulu padişah. 2. Keykavus´un dedesi olan ünlü padişah. 3. Key´lerin ilk padişahı. - Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
KEYS :  (Ar.) Er. - Zeka, anlayış, kavrayış.
 
KEYVAN :  (Fars.) Ka. - Satürn yıldızı.
 
KEYYİS :  (Ar.) 1. Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı. 2. İnce zarif.
 
KEYYİSE :  (Ar.) Ka. - (bkz. Keyyis).
 
KEZBAN :  (Fars.) Ka. 1. Bir yeri yöneten kadın kahya. 2. Ev kadını, evine ve kocasına bağlı kadın.
 
KEZER :  (Fars.) Er. - Kahraman.
 
KİBAR :  (Ar.) Ka. 1. Duygu, davranış ve hareket bakımından ince, zarif, nazik, çelebi. 2. Büyük cömert, asil, zengin. 3. Şık, seçkin. 4. Büyükler, ulular. 5. Kibirli.
 
KİÇİHAN :  (Tür.) Er. - Küçük hükümdar.
 
KİFAYET :  (Ar.) Ka. 1. Yetişme, el verme, kafi gelme. 2. Bir işi yapabilecek yetenekte olma.
 
KILAVUZ :  (Tür.) Er. - Yol gösteren, rehber.
 
KILIÇALP :  (Tür.) Er. - Kılıç gibi keskin yiğit.
 
KILIÇASLAN :  (Tür.) Er. - İlk Selçuklu Sultanı Süleyman Şah´ın oğlu. Daha sonra O da Selçuklu hanedanının başına geçti.
 
KILINÇ :  (Tür.) Er. 1. Çelikten silah. 2. Davranış, yaratılış, huy.
 
KİMEK :  (Tür.) - X. yy. İrtiş´in orta bölgesinde yaşayan bir Türk kavmi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KINAY :  (Tür.) - Çok çalışkan, etkin, faal. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KINCAL :  (Tür.) 1. İnce zarif. 2. Aksi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KINIK :  (Tür.) Er. 1. Kaynak, menba. 2. İstek, arzu, gayret. 3. Obur. 4. Oğuzların 24 boyundan biri.
 
KINNESRİN :  (Ar.) Ka. - Kuzey Suriye´de bir şehir, eski Halepde denilmektedir.
 
KIRALP :  (Tür.) Er. - Kır beyi, taşrada oturan.
 
KİRAM :  (Ar.) Er. 1. Soydan gelenler, soyu temizler, ulular, sergeliler. 2. Cömertler, eliaçıklar. Sahabenin lakabı olmuştur.
 
KİRAMİ :  (Ar.) Er. 1. Cömertçe, eli açıklara özgü. 2. Soylular, ulular, şereflilerle ilgili.
 
KIRAY :  (Tür.) Er. 1. Genç, delikanlı. 2. Ürün vermeyen arazi. 3. Eşkıya yol kesen.
 
KİRAZ :  (Yun.) Ka. - Gülgillerden, yapraklanmadan önce çiçek açan, düz kabuklu ağaç ve bu ağacın yuvarlak sulu ve tek çekirdekli yemişi.
 
KIRCA :  (Tür.) Er. 1. Dolu. 2. Ufak ve sert taneli kar, rüzgarla karışık yağmur.
 
KIRDAR :  (Tür.) Er. - Ölçülü davranış, soğukkanlılık.
 
KIRGIZ :  (Tür.) Er. 1. Gezici, gezgin. 2. Kırgızistan´da oturan halk.
 
KİRMAN :  (Fars.) Er. 1. Hisar, kale. 2. İran´da bir eyalet ve bu eyaletin bugünkü merkezi.
 
KISMET :  (Ar.) Ka. 1. Bölme, pay etme, hisselere ayırma. 2. Talih, nasip, kader. 3. Şayi olan hisseyi tayin etme belirtme.
 
KİSRA :  (Fars.) Er. - İran şahlarının adı.
 
KİŞVER :  (Fars.) Ka. - Ülke.
 
KİTİARAZ :  (Fars.) Ka. - Dünyayı süsleyen, dünyanın süsü olan.
 
KIVANÇ :  (Tür.). 1. Sevinç, memnuniyet. 2. Övünen, güvenen, iftihar eden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KIYAM :  (Ar.) Er. 1. Kalkma, ayağa kalkma, ayakta durma. 2. Namazda ayakta durma. 3. Bir işe başlama. 4. Ayaklanma. 5. Ölümden sonra dirilme, ayağa kalkma.
 
KİYAN :  (Fars.) Ka. 1. Yıldız. 2. Merkez.
 
KIYAS :  (Ar.) Er. 1. Bir şeyi başka şeye benzeterek hüküm verme. 2. Karşılaştırma, örnekseme. 3. Umum kaideye uyma.
 
KİYASET :  (Ar.) Ka. - Uyanıklık, anlayışlılık.
 
KIYMET :  (Ar.) Ka. 1. Değer. 2. Bedel, baha, tutar. 3. Şeref, onur, itibar.
 
KIZILÖZEN :  (Tür.) Ka. - Kızılırmak, güney Azerbaycan´ı 2 defa katederek Gilan´da Hazer denizine dökülen ırmak.
 
KOCA :  (Tür.) Er. 1. Eş. Ev ve ailenin yaşça en büyüğü. 2. İri, kocaman. 3. Akıllı, tedbirli yiğit.
 
KOCAALP :  (Tür.) Er. - Yaşlı, ulu, yiğit
 
KOÇAK :  (Ar.) Er. - Yürekli, eli açık. 2. Yüce gönüllü. 3. Konuk sever. 4. Yiğit, korkmayan kişi, savaşçı. 5.Açık kestane renginde olan.
 
KOÇAKALP :  (Tür.) Er. - Cömert, kahraman, yiğit.
 
KOÇAKER :  (Tür.) Er. - Cömert, kahraman kimse.
 
KOÇAŞ :  (Tür.) Er. 1. Kılavuz, rehber. 2. Yağmur bulutu.
 
KOÇAY :  (Tür.) Er. - Koç gibi güçlü.
 
KOÇER :  (Tür.) Er. - Sağlıklı, yürekli er.
 
KOÇUBEY :  (Tür.) Er. - Koçu arabasını kullanan kişi. Koçu: Gelin arabası.
 
KOCYİĞİT :  (Tür.) Er. - Yürekli, cesur, kahraman.
 
KÖKEN :  (Tür.) Er. 1. Bir şeyin çıktığı, dayandığı temel, biçim neden ya da yer. 2. Kavun, karpuz, kabak gibi bitkilerin toprak üstüne yayılan dalları. 3. Soy, asıl, ata.
 
KÖKER :  (Tür.) Er. - Köklü soydan gelen kimse.
 
KÖKLEM :  (Tür.) Er. - İlkbahar
 
KÖKSAL :  (Tür.) Er. - Yer altında geniş bir alana dağılan kök.
 
KÖKSAN :  (Tür.) Er. - Tanınmış, ünlü ad.
 
KÖKŞİN :  (Tür.) Er. 1. Gök renginde. 2. Yaşlı, koca.
 
KÖKTEN :  (Tür.) Er. 1. Köklü, yüzeyde kalmayan, derine inen. 2. Soylu.
 
KONGUR :  (Tür.) Er. - San ile siyah karışımı bir renk, koyu kumral, kestane rengi.
 
KONURALP :  (Tür.) 1. Cesur, yiğit, er. Orhan Gazi´nin komutanlarından biri.
 
KORAL :  (Fran.) Er. 1. Batı musikisinde dini şarkı. 2. Sınır muhafızı.
 
KORAY :  (Tür.) Er. - İyice kor rengine gelen ay.
 
KORÇAN :  (Tür.) Er. - Ateşli, canlı, hareketli.
 
KORÇAN :  (Tür.) Er. - Çağlayan.
 
KORGAN :  (Tür.) Er. - Hisar kale.
 
KORHAN :  (Tür.) Er. - Ateşli, canlı, güçlü hükümdar.
 
KORKUT :  (Tür.) Er. 1. Büyük dolu tanesi. 2. Korkusuz, yavuz, heybetli. 3. Cin, şeytan.
 
KÖRNES :  (Tür.) - Ayna. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KORTAN :  (Tür.) Er. 1. Yanan, sıcak ten. 2. Yalçın ve kesik kaya. 3. Pelikan kuşu.
 
KORUR :  (Tür.) 1. Açık san, açık kestane renkli. 2. Kimseyi beğenmeyen gururlu, kendini beğenmiş. 3. Süslü, çalımlı, şık.
 
KÖSE :  (Fars.) Er. - Sakalı bıyığı hiç çıkmayan veya seyrek olan. - Daha çok lakab olarak kullanılır.
 
KÖSEM :  (Tür.) Ka. 1. Sürüler önünde rehber vaziyetinde giden. 2. Cildi temiz, pürüzsüz. 3. Kösem Sultan: IV. İbrahim´in annesi ve torunu zamanında Osmanlı iktidarında etkin olan Sultan.
 
KOTUZ :  (Tür.) Er. - Gururlu, kibirli.
 
KOYAK :  (Tür.) Er. 1. Vadi, dere. 2. Dağlar ve kayalıklar üzerindeki doğal çukurlar. 3. Dağ yolu üzerindeki otluk. 4. Etkili, dokunaklı.
 
KOYAŞ :  (Tür.) Er. - Güneş. - Erkek ve kadın adı olur.
 
KOYGUN :  (Tür.) Er. 1. Etkili, hüzünlü, dokunaklı. 2. Akdoğan.
 
KOYTAK :  (Tür.) Er. - Rüzgar almayan çukur yer.
 
KOYTAN :  (Tür.) Er. - Dağ bucağı.
 
KOZA :  (Tür.) Ka. - İçinde tohum ya da krizalit bulunan koruncak.
 
KUBİLAY :  (Tür.) Er. - Cengiz Han´dan sonra Moğol imparatorluğu tahtına çıkan büyük kağanların en meşhuru 35 yıl saltanat sürmüş ve 1294 yılında 80 yaşında ölmüştür.
 
KÜBRA :  (Ar.) Ka. 1. Büyük olan (Ekber´in müennesi). 2. Hadicetü´l-Kübra: Hz. Peygamberin ilk hanımı.
 
KUDDUS :  (Ar.) Er. 1. Temiz, pak. 2. Hatadan, gafletten, eksiklikten uzak. 3. Çok aziz, mübarek. - Allah´ın isimlerinden. "Abd" takısı alarak kullanılırsa daha iyi olur.
 
KUDDUSİ :  (Ar.) Er. - 1. Kuddus olan Allah´ın nimetine mazhar olan 2. 19. yy. Bor´lu meşhur mutasavvıf Türk şairi.
 
KUDRET :  (Ar.) Ka. 1. Kuvvet, takat, güç. 2. Allah´ın ezeli gücü. 3. Varlık, zenginlik. 4. Allah yapısı, yaratılış, insan eliyle yapılamayan şeyler. 5. Ehliyet kabiliyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KUDRETULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın gücü.
 
KUDSİ :  (Ar.) Er. - Kutsal, muazzez, mukaddes. - Allah´a mensup, ilahi.
 
KUDÜS :  (Ar.) Er. 1. Filistin´in merkezi olan şehir. - Ruhu´1- Kudüs: Cebrail, Hz. İsa´ya üfürülen ruh.
 
KUHİSTAN :  (Fars.) Er. - Dağlık memleket, İran yaylasında dağların çok olduğu bölge.
 
KUHRUD :  (Fars.) - Dağ ırmağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KÛHSAR :  (Fars.) 1. Dağlık. 2. Dağ tepesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KULA :  (Tür.) Er. 1. Kumral. 2. Sarışın, mavi gözlü. 3. Vücudu koyu sarı, kuyruğu ve yelesi siyah olan at.
 
KULAN :  (Tür.) Er. 1. Anayurdu Asya olan at ile eşek arası görünüşte yabanıl bir at türü. 2. İki, üç yaşında dişi tay, kısrak. 3. Zafer kazanmış kişi.
 
KÜLTİGİN :  (Tür.) Er. - Göktürk prensi ve komutanı.
 
KÜLÜK :  (Tür.) Er. 1. Meşhur ünlü. 2. Taşçı, çekici, balyoz.
 
KUMAN :  (Tür.) Er. - XI. yy ile XIV. yy. arasında Güney Rusya bozkırlarında göçebe olarak yaşayan bir Türk boyu.
 
KUMRU :  (Fars.) Ka. - Güvercinlerden, uzunca kuyruklu boynunun yanlarında benekler bulunan ve güvercinlerden daha küçük olan boz renkli kuş.
 
KUMUK :  (Tür.) Er. 1. Kılıç. 2. Kuzeydoğu Kafkasya ile Hazar denizinin batı kıyısında yaşayan bir Türk boyu.
 
KUNT :  (Tür.) Er. 1. Sağlam ve iri yapılı. 2. Ağır dayanıklı, kalın. 3. Bir tür güvercin.
 
KUNTER :  (Fars.) Er. - Sağlam, kuvvetli.
 
KUNTMAN :  (Tür.) Er. - Sağlam ve iri yapılı, sağlıklı kimse.
 
KURA :  (Tür.) Er. 1. Cesur. 2. Çelik. 3. Toprak içinde bulunan büyük taş.
 
KURAL :  (Tür.) Er. 1. Davranışlara ya da bir sanata bir bilime yön veren ilkeler. 2. Araç. 3. Silah.
 
KURAY :  (Tür.) Er. - Ay gibi.
 
KURBAN :  (Ar.) Er. 1. Allah´ın rızasını kazanmaya vesile olan şey. 2. Eti. fakire parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vacib, ve sünnet olarak kesilen hayvan. 3. Bir gaye uğruna feda olma.
 
KÜRBOĞA :  (Tür.) 1. İri, güçlü, sarsılmaz boğa. Kuvvetli iri yapılı boğa. Selçuklu komutanı ve Musul emirinin adı.
 
KURÇEREN :  (Tür.) Er. - Dayanıklı ve yiğit adam.
 
KÜREMA :  (Ar.) Er. 1. Kerim, asil, necip, iyiliksever, hayır sahibi cömert, eli açık kimseler. 2. Ulular, büyükler.
 
KUREYŞ :  (Ar.) Er. - Hz. Peygamberin soyu.
 
KÜRHAN :  (Tür.) Er. Yiğit, yürekli han.
 
KURMAN :  (Tür.) Er. - Yüksek aşamalı, nitelikli kimse.
 
KURRE :  (Ar.) Ka. Tazelik, parlaklık. - Mısır valiliği yapmış bir zatın adıdır.
 
KÜRŞAD :  (Tür.) Er. - Eski Türklerde yiğit, alp.
 
KURTARAN :  (Tür.) Er. - Kurtulmasını sağlayan.
 
KURTULUŞ :  (Tür.) Er. 1. Kurtulmak fiili, kurtulma. 2. Tehlike, sıkıntı, zorluk veya esaretten, istiladan kurtulmuş olma hali, halas, necat, reha, selamet. 3. İstanbul´da bir semt adı.
 
KÜRÜMER :  (Tür.) Er. - topluluk, sürü.
 
KÜŞAD :  (Fars.) Er. 1. Açılış, açma. 2. Fetih, fethetme. 3. Açılış merasimi, küşad resmi. 4. Yayın gerilip bırakılması. 5. Musikide uvertür. 6. Bir cins tavla oyunu. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
KÜŞADE :  (Fars.) Ka. 1. (bkz. Küşad). 2. Açık. 3. Ferah.
 
KUSAY :  (Ar.) Er. 1. Uzaklaşmak. 2. Peygamberin 5. dereceden atası olup İslamiyetten önce Mekke´de Kabe´yi tamir ettirmiş ve yeniden düzenlemiştir.
 
KUŞEYR :  (Ar.) Er. - Büyük beni Amir b. Şaşa´a grubuna dahil bir Arap kabilesi. Kuşeyri: İslam aleminin büyük sufi müelliflerinden. Kuşeyri Risalesi adıyla ünlü eseri bulunmakta.
 
KUSVA :  (Ar.) Er. 1. Son derece bulunan. 2. Nihayet son. 3. Erişilecek son nokta son sınır. 4. Peygamber (s.a.s)´in devesinin adı.
 
KUTAL :  (Tür.) Er. - Mutlu ol.
 
KUTALMIŞ :  (Tür.) Er. - Mutlu olmuş, kutlu olmuş.
 
KUTALP :  (Tür.) Er. - Kutlu, uğurlu, yiğit.
 
KUTAM :  (Ar.) Er. - Akbabaya benzeyen.
 
KUTAN :  (Tür.) Er. 1. Dua, yalvarma. 2. Saka kuşu. 3. Saban. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
KUTAY :  (Tür.) Er. 1. Mübarek ay. 2. Borneo adasının doğu tarafından bir sultanlık.
 
KUTCAN :  (Tür.) Er. - Kutlu, uğurlu can.
 
KUTEL :  (Tür.) Er. - Uğurlu el.
 
KUTER :  (Tür.) Er. - Mutlu, uğurlu kişi.
 
KUTKAN :  (Tür.) Er. - Saygın, kutlu soydan gelen.
 
KUTLAN :  (Tür.) Er. - Kutlu, mutlu ol.
 
KUTLAR :  (Tür.) Er. - Mutluluklar, uğurlar.
 
KUTLAY :  (Tür.) Er. 1. Uğurlu kutlu ay. 2. Kır donlu at.
 
KUTLU :  (Tür.) Er. 1. Uğurlu, hayırlı. 2. Mübarek. 3. Mesut, bahtiyar.
 
KUTLUALP :  (Tür.) Er. - Uğurlu yiğit-
 
KUTLUAY :  (Tür.) Er. - Uğurlu ay.
 
KUTLUĞ :  (Tür.) Er. - Uğurlu, mutlu, şanslı, kutlu.
 
KUTSAL :  (Tür.) Er. - Kudsi, kutlu mübarek, mukaddes.
 
KUTSALAN :  (Tür.) Er. - Uğur getiren, kutlu kimse.
 
KUTSAN :  (Tür.) Er. - Uğurlu, talihli ol.
 
KUTULMUŞ :  (Tür.) Er. - Kurtulmuş, aydınlığa kavuşmuş.
 
KUTUN :  (Tür.) Er. - Kutlu, kutsal.
 
KUTYAN :  (Tür.) Er. - Uğurlu kimse.
 
KUYAŞ :  (Tür.) Er. 1. Güneş. 2. Çok sıcak, güneşin etkili vurması.
 
/

Çevrimdışı AY_ISIGI

  • Eski Üye
  • ****
  • İleti: 435
  • Rep +31/-0
  • Cinsiyet: Bayan
Ynt: İsimler
« Yanıtla #14 : 02 Mayıs 2010, 21:14 »
Çocuk isimleri çok güzel....İnsanın çocuğu olsa burayı ince ince incemelii....Ben kızım olursa ''Müberya'' ismini koymak istiyorum.Erkek olursa da ''Ali Burak'' ismini istiyorum...:)))
Yürek cilveli kız edasındadır çoğu zaman
Kader keskin bir nişancı
Hüzün aslında sevinçle eski bir dosttur bunu bilen
Yaşlı görünmeyen bir hancı
Yar gidicidir yaren hem kalıcı
Yar ele yar olan sana el olan bir yabancı
Hak şimdilik alcaklı
Yarab(c.c)ver bana peygamber sabrı
Mutluluk çal kapımı



 


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal