Çocuklar için > Çocuk isimleri

İsimler

(1/7) > >>

_kasva_:
Abbâs, A. Aslan, kahraman
Abdi, A. İtaat eden
Abdulaziz, A. İzzet, kudret, şeref sahibi Allah'ın kulu
Abdulbaki, A. Ezelden ebede varolan Allah'ın kulu
Abdulhamit, A. Hamd olunan Allah'ın kulu
Abdulkerim, A. Çok cömert olan Allah'ın kulu
Abdullah, A. Allah'ın kulu
Abdurrahman, A.Rahmet sahibi Allah'ın kulu
Abidin, A. İmanlı, inançlı, çok ibadet eden.
Abuzer, A. Altın suyu, altın suyu gibi parlak
Acahan, T. Amca, saygıdeğer, büyük
Acar, T. Cesur, becerikli
Aclan, A. Hızlı, aceleci
Adal, T. Nam kazan, ün al
Adem, A. Allah'ın yarattığı ilk insan
Adil, A. Adaletli, dürüst davranan
Adnan, A. Cennetin yüksek yerlerine verilen ad
Affan, A. Haramdan uzak olan
Afşin, T. Türkistan da beylere verilen ünvan
Ahmed, A. Öğülmüş, hamd eden
Ahsen, A. Yakışıklı, güzel

Akalp, T. Dürüst ve yiğit insan

Akay, T. Tam ışıklı dolunay
Akbatun, T. Yiğit, cesur insan

Akbay, T. Saygıdeğer, varlıklı, temiz kişi

Akbuğ, T. Saçı sakalı savaşlarda ağarmış

Akbulut, T. Uğurlu olduğuna inanılan beyaz bulut

Akcan, T. İyi kalpli, samimiyetine inanılan

Akcebe, T. Beyaz zırh giyen

Akel, T. Eli temiz, güvenilir
Akgün, T. Herkesin sevindiği zaman

Akhan, T. Soyu temiz sevilen adil hakan

Akhun, T.Güney Hun Devleti

Akın, T. Düşmanı istila hareketi

Akif, A. Dünyaya kiymet vermeyen

Akman, T. Güzel iffetli, temiz kimse

Akna, A. Kanaatkâr

Aktekin, T. İtibarlı, ahlakı temiz, yiğit kişi

Aktolga, T.Uğurlu savaş başlığı

Aktuğ, T. beyaz tuğ
Alaaddin, A. Din büyüğü

Algan, T. Fetheden, alan

Ali, A. Büyük, şerfli

Alican, A. F. Cana yakın, sıcakkanlı

Alişan, A. Şan ve şerefli

Alp, T. Cesur, kahraman

Alparslan, T. Aslan gibi güçlü

Alpay, T. Kahraman, yiğit

Alper, T. Cesur erkek

Alpertunga, T. Sakaların son hükümdarı

Altan, T. Tatar hanlarına verilen ünvan

Altay, T. Orta Asya'da sıra dağlar

Altuğ, T. Kırmızı tuğ

Aras, A. Yorgun, bitkin

Arda, T. Nişan almak için dikilen değnek

Arif, A.Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü

Arslan, T. Hayvanların kralı
Artaç, T. Dost, aynı meslekte olan

Artan, T. Fazlalık, üstünlük

Artuk, T. Artuk beyliğini kuran bir Selçuklu komutanı

Asım, A. Günah işlemeyen

Ata, T. Babadan önceki büyükler

Atakan, T. Korkusuz

Atalay, T. Ünlü kimse

Atilla, T. Harpçi, fetheden, bir Türk hakanı

Avni, A. Yardım eden, yardım gören.

Aybars,T. Hun hakanı attila'nın amcası.

Aydın,T. Işıklı, parlak, okumuş, kültürlü kişi

Ayhan, T Oğuz Han'ın ikinci oğlu.

Aykut, T. Ödül, mükafat, mübarek kutlu ay.
Aytaç, T. Başa takılan aya benzer taç.

Ayvaz, A. Ermeni uşak

Azmi, A. Azimli, güçlü

Aziz, A.Her şeye galip. Allah'ın isimlerinden

KIZ ÇOCUKLARI İÇİN
Abakay, T. Sibirya Türk kadınlarının ünvanı
Abendam, F. Güzel vücutlu

Abu, F. Nilüfer çiçeği
Acla, A. Aceleci, eli çabuk
Acunbike, T. Dünya güzeli hanım.

Açelya, Y. Çiçekleri kokmayan bir bitki
Açılay, T, Ayın bulttan çıkışı
Adalet, A. Dengeli davranma, hakka riayet
Adeviye, A. İyilik, yardımseverlik
Adile, A. Adalete uygun iş yapan
Adniye, A. Cennetlik

Afet, A. Çok güzel kadın, büyük bela
Afife, A. Namuslu kadın

Afitab, F. Güzel yüzlü kadın
Ağbet, T. Yüzü nurlu

Ahsen, A. Çok güzel
Ahu, A. Ceylan, ceylan gözlü güzel kadın

Ahzan, A. Yeşil

Ajda, F. Düz olmayan, delik, deşik
Akay, T. Tam ışıklı dolunay
Akbegüm, T. Hayırlı, uğurlu kadın
Akel, T. Eli uğurlu, bereketli.
Akile, A. Diyet ödeyen

Akife, A. Çok ibadet eden

Akmer, A. Ay gibi yüz aydınlık.
Aksu, T. Berrak,temiz su
Alev, T . Ateşin dili
Aliye, A. Yüksek, tepe
Amade, F. Hazı, emir bekleyen
Anber, A. Güzel koku
Anise, A. Cana yakın

Arca, A. Namuslu, temiz

Arife, A. Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü

Armağan, F. Hediye
Arzu, F. İstek, heves.

Asena, T. Dişi kurt
Asiye, A. Hastabakıcı, hüzünlü, kederli

Aslı, A. Soy, başlangıç

Asude, F. Rahatlayan, sessiz

Asuman, F. Gök, sema

Asya, Y. Kıta ismi
Atifet, A. İyilik, karşılık beklemeden duyulan sevgi

Avniye, A. Yardımcı, Osmanlı'da asker yağmurluğu

Aybike, T. Yüzü ay gibi kadın

Aycan, T. Aya benzer sevimli

Ayça, T. Ay gibi

Aydan, T. Ay parçası

Ayfer, T. F. Ay ışığı

Ayla, T. Hale, ayın etrafındaki beyaz ışık çemberi.

Aylin, T. Ayın parçası olan

Aynur, T. A. Ay gibi ışıklı, nurlu

Aypare, T. F. Ay parçası

Aysel, T. Ay gibi parlak güzel

Aysu, T. su gibi duru, ay gibi nurlu.

Aysun, T. Ay gibi güzel

Ayşe, A. Sıkıntısız rahat yaşayan

Ayşegül, A. Gül gibi hoşa fiden, gönül ferahlatan

Ayşen, T. Şen, neşeli gülen

Ayşenur, A. Nurlu kadın

Ayten, T. Teni beyaz lekesiz olan

Azize, A. Muhterem, ermiş.

Azra, A. Bakire, bir yıldız adı

mrkydr:
İsimler Ansiklopedisi

ÂBAD :  (Fars.) Er. 1. Şen, bayındır. 2. (Ar.) Sonsuz gelecek zamanlar.
 
ABADÎ :  (Fars.) Er. - Şen, bayındır, mamurlukla ilgili. Abadı Mehmet Çe­lebi. Türk hukuk bilgini (1555).
 
ABAKA HAN :  (Tür.)- İlhanlı hükümdarı Hülagu´nun oğlu.
 
ABAY :  (Tür.) Er. - Beceri. Sezgi, an­layış, dikkat. Abay Kunanbayoğlu. Kazak Türk şiirinin kurucusu.
 
ABAZA :  (Tür.) - Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yaşayan müslüman bir halk. - Abaza Hasan Paşa, Os­manlı vezirlerinden.
 
ABBAD :  (Ar.) Er. -Allaha itaat ve ibadet eden, kulluğunu hakkıyla yeri­ne getiren. Yasaklarından kaçınan. -Abbad b. Bişr. Ashab´dan.
 
ABBAS :  (Ar.) Er. 1. Sert, çatık kaşlı kimse. 2. Arslan - Abbas b. Abdülmuttalib. Rasûlullah (s.a.s)´ın amcası, Mek­ke´nin fethinde müslüman olmuştur.
 
ABBASE :  (Ar.) Ka. Ahmed b. Hanbel´in hanımının ismi. Hz. Abbas´a mensup olan.
 
ABBAZ :  (Fars.) Er.- Yüzgeç, yüzücü.
 
ABD :  (Ar.) Ka. - Köle, hizmetçi, itaat edici. Kul. Sonuna Allah´ın isimleri getirilince bazı isimler meydana gelir. Abdullah, Abdurrahim, Abdulmelik gibi.
 
ÂBDAR :  (Fars.) Ka. - 1. Sulu, taze. 2. Parlak. 3. Sağlam vücutlu. 4. Nük­teli. 5. Zarif, güzel, hoş. 6. Su veren hizmetçi.
 
ABDİ :  (Ar.) Er. - Kulluk ve itaat eden.
 
ABDÜDDAR :  (Ar.) Er. - Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah´ın kulu. ed-Dar. Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLAFUV :  (Ar.) Er. - Geniş Avf ve mağfiret sahibi yüce Allah´ın kulu. Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLALİ :  (Ar.) Er. - Yüce, ulu, şan ve şeref sahibi Allah´ın kulu. Ali kelimesi Kur´an´da Allah´ın yüceliğini vasfetme anlamında kullanılmıştır.
 
ABDÜLALİM :  (Ar.) Er. - Alim ve mükemmel bilgiyi uhdesinde bulun­duran Allah´ın kulu. Alim kelimesi Allah´ın 99 isminden birisidir.
 
ABDÜLAZİM :  (Ar.) Er. - Azamet ve büyüklük sahibi Allah´ın kulu. - Al­lah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLAZİZ :  (Ar.) Er. - Büyük ve aziz olan, izzet ve şeref sahibi Al­lah´ın kulu. Aziz Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLA´LA :  (Ar.) Er. - En yüksek, en yüce ve yücelikte eşi olmayan Allah´ın kulu. A´la kelimesi Kur´an-ı Kerim´in sıfatı olarak geçmektedir. Ünlü bir İslam bilgini.
 
ABDÜLBAKİ :  (Ar.) Er. - Sonsuz, ebedi olan ve ölmenin kendisi için sözkonusu olmadığı. Allah´ın kulu-Allah´ın isimlerinden,
 
ABDÜLBARİ :  (Ar.) Er. - Yaratan, yaratıcı Allah´ın kulu. Bari ismi, Al­lah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı al­madan kullanılmaz.
 
ABDÜLBASİR :  (Ar.) Er. - Her şeyi görüp gözeten ve gizliliğin kendisi için söz konusu olmadığı yüce Al­lah´ın kulu.
 
ABDÜLBASIT :  (Ar.) Er. - Genişlik, ferahlık ve kolaylık verici olan Al­lah´ın kulu. - Allah´ın isimlerinden
 
ABDÜLBEDİ :  (Ar.) Er. - Allah´ın isimlerinden.- Bedi´nin kulu
 
ABDÜLBERR :  (Ar.) Er. - Berr´in kulu. Cömert ve ihsan edicinin kulu.-Berr, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLCEBBAR :  (Ar.) Er. - Cebredici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret sahi­bi Allah´ın kulu. Cebbar, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLCELİL :  (Ar.) Er. - Büyük, ulu, yüce Allah´ın kulu. Celil, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLCEMAL :  (Ar.) Er. - Güzellikleri kendinde toplayan Allah´ın ku­lu.
 
ABDÜLCEVAT :  (Ar.) Er. - Cömert olan Allah´ın kulu.
 
ABDÜLEHAD :  (Ar.) Er. - Şeriki ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah´ın kulu. Ehad, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLESED :  (Ar.) Er. - Aslan´ın kulu.- Hz. Rasûlullah (s.a.s)´m reddet­tiği isimlerdendir. Müslümanlar kul­lanmazlar.
 
ABDÜLEVVEL :  (Ar.) Er. - Herşeyin evveli, ilk olan, varlığının başlangıcı bulunmayan Allah´ın kulu.
 
ABDÜLEZEL :  (Ar.) Er. - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah´ın kulu.
 
ABDÜLFERİD :  (Ar.) Er. - Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, üstün olan. Allah´ın kulu.
 
ABDÜLFETTAH :  (Ar.) Er. ? Zafer kazanmış, üstün gelmiş, fetheden açan, kullarınının kapalı müşkil işlerini açan Allah´ın kulu. Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLGAFFAR :  (Ar.) Er. - Kullarının günahlarını affeden Allah´ın kulu. - Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜLGAFUR :  (Ar.) Er. - Kullarının günahlarını tekrar tekrar bağışlayıcı olan Allah´ın kulu. - "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜLGANİ :  (Ar.) Er. - Zengin, varlıklı, bol, doygun olan Allah´ın kulu.Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLHABİR :  (Ar.) Er. - Her şeyin iç yüzünden, gizli ve saklılıklarından haberdar olan Allah´ın kulu. Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLHADİ :  (Ar.) Er. - Hidayet eden, doğru yolu gösteren Allah´ın kulu. - Allah´ın isimlerinden
 
ABDÜLHAFIZ :  (Ar.) Er. - Herşeyi bütün ayrıntı ve inceliğiyle kayıtlayıp tutan ve dilediği zamana kadar bela ve afetlerden koruyan Allah´ın kulu.
 
ABDÜLHAK :  (Ar.) Er. - Hak ve gerçek olan, varlığı hiç değişmeden du­ran Allah´ın kulu. - Hak, Esmau´l-Hüsna´dandır.
 
ABDÜLHAKEM :  (Ar.) Er. Bütün işlerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah´ın kulu. - Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLHAKİM :  (Ar.) Er. - Her şe­ye hükmeden Allah´ın kulu.- Hakim, Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜLHALİK :  (Ar.) Er. - Yaratan, yoktan vareden, yaratıcı Allah´ın kulu. - Halik, Allah´ın isimlerinden. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜLHALİM :  (Ar.) Er. - Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu, hikmetli Allah´ın kulu. - Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLHAMİD :  (AR) Er.Hamdolunmuş, övülmüş, bütün varlığın diliyle övülmüş Allah'ın kulu. - Hamid; Allah'ın isimlerindendir.
 
ABDÜLHASİB :  (Ar.) Er. - Bütün varlıkların takdir edilen hayatları boyunca yaptıkları bütün işlerin ayrıntılarıyla hesabını en iyi bilen Hasib´in kulu. - Hasib
 
ABDÜLHAY :  (Ar.) Er. - Daima diri olan, ebedi hayat sahibi, her şeye gücü yeten Cenab-ı Allah´ın kulu. Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜLKADİR :  (Ar.) Er. - Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan, her şeyi yapmaya gücü yeten Allah´ın kulu.-Kadir
 
ABDÜLKAVİY :  (Ar.) Er. - Sonsuz güç ve kuvvet sahibi Allah´ın kulu. -Kaviy kelimesi Esmau´l-Hüsna´dandır. (bkz. el-Kaviyy).
 
ABDÜLKAYYUM :  (Ar.) Er. - Bu isim her şeyin bir varlık olarak durabilmesi için neye ihtiyacı varsa onu veren, gökleri, yeri ve her şeyi tutan, baki, kaim Allah´ın kulu. - Kayyum, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLKEBİR :  (Ar.) Er. - Kebir'in, büyüklük ve Azamette eşsiz olan Allah'ın kulu. - Kebir; Allah'ın isimlerindendir.
 
ABDÜLKERİM :  (Ar.) Er. - Keremi bol, cömert olan Aziz ve Celil Allah'ın kulu. - Kerim; Allah'ın isimlerindendir.
 
ABDULLAH :  (Ar.) Er.- Allah´ın kulu. Peygamber (s.a.s)´in en sevdiği isimlerden aynı zamanda babasının adıdır.
 
ABDÜLLATİF :  (Ar.) Er. - Latif, güzel, yumuşak, hoş, nazik olan bütün olayların ve eşyanın inceliklerini bilen Allah'ın kulu. - el-Latif; Allah'ın isimlerindendir.
 
ABDÜLMACİD :  (Ar.) Er. - Kadru şanı büyük, cömertlik ve keremi bol olan, Allah´ın kulu. - Macid kelimesi, Allah´ın isimlerindendi.
 
ABDÜLMALİK :  (Ar.) Er. - Sahip olan, her şeyin mülkiyetinin sahibi olan Allah´ın kulu. - Malik
 
ABDÜLMECİD :  (Ar.) Er. - Şanı bü­yük ve yüksek olan, şan ve onur sahi­bi yüce Allah´ın kulu. - Mecid kelime­si Allah´ın 99 isminden biridir. Sultan Abdülmecid Han: 31. Osmanlı padi­şahı.
 
ABDÜLMENNAN :  (Ar.) Er. ? Çok ihsan eden, ihsanı bol olan Allah´ın kulu. - Mennan kelimesi, Allah´ın sıfatlarındandır.
 
ABDÜLMESİH :  (Ar.) Er. - Hastalara şifa veren, mesih İsa´nın kulu. İsim olarak kullanılmaz.
 
ABDÜLMETİN :  (Ar.) Er. - Metanetli, sağlam, dayanıklı olan Allah´ın ku­lu. - Allah´ın isimlerin-dendir.
 
ABDÜLMUCİB :  (Ar.) Er. - Kendisine yönelip yalvaranların isteklerine cevap veren, onların dua ve tevbelerine icabet eden yüce Allah´ın kulu. Mucib, Esmau´l-Hüsna´dandır.
 
ABDÜLMUHSİ :  (Ar.) Er. - Bütün varlıkların sayısını tek tek bilen Allah´ın kulu. - Muhsi, Esmau´l-Hüs­na´dandır.
 
ABDÜLMUHYİ :  (Ar.) Er. - Hayat veren, can ve ruh veren, bütün canlıları ve hayatı diri tutan Allah´ın kulu. - Muhyi, Allah´ın 99 isminden birisi­dir,
 
ABDÜLMUİD :  (Ar.) Er. - Yaratılmışları yokettikten sonra tekrar dirilten Allah´ın kulu. - Muid Allah´ın 99 isminden birisidir, (bkz. el-Muid).
 
ABDÜLMUİZ :  (Ar.) Er. - Muiz´in, izzet veren, şereflendiren Allah´ın kulu. - Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLMÜMİN :  (Ar.) Er. - Gönüllerde iman nurunu yerleştiren, kendisine yönelenlere, iman nasib ederek onları hidayetine alan, koruyan yüce Allah´ın kulu. - Mü´min, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLVACİD :  (Ar.) Er. - Yoktan vareden, meydana getiren, dilediğini anında elde eden, zenginlik ve serve­tine nihayet bulunmayan Vacid´in kulu. Vacid, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLVAHİD :  (Ar.) Er. - Tek ve eşsiz olan, zatında sıfatlarında, hü­kümlerinde, işlerinde asla benzeri ol­mayan Allah´ın kulu. - Vahid kelimesi Cenab-ı Hakk´ın Kur´an´da zikredilen 99 isminden birisidir, (bkz. el-Vahid).
 
ABDÜLVALİ :  (Ar.) Er. - Bütün alemleri ve meydana gelen bütün olayları tedbir ve idare eden Allah´ın kulu. - Vali, Esmau´l-Hüsna´dandır.
 
ABDÜLVARİS :  (Ar.) Er. - Gerçek servet ve zenginliklerin mutlak sahibi. Bütün zenginliklerin son ve asıl sahi­bi olan yüce Allah´ın kulu. - Varis ke­limesi Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLVASİ :  (Ar.) Er. - Vasi´nin kulu.Genişlik sahibi ve müsade edici, darlık, fakirlik ve sıkıntıdan münez­zeh olan Allah´ın kulu. - Vasi kelime­si, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜLVEDUD :  (Ar.) Er. - Vedud'un kulu.- Allah'ın isimlerinden. Vedud; iyi amel sahibi kullarını seven, onlara rahmet ve rızasını yönelten, sevilmeye ve sayılmaya, dostluğu kazanılmaya yegane layık olan yüce Allah anlamındadır.
 
ABDÜLVEHHAB :  (Ar.) Er. - Çok çeşitli nimetleri daima bağışlayan Allah´ın kulu. Vehhab, Allah´ın isimle-rindendir. - "Abd" takısı almadan kul­lanılmaz.
 
ABDÜLVEKİL :  (Ar.) Er. - Kendisine tevekkül edilen, kudretiyle kullarının işlerini halleden, onlara yardımcı olan yüce Allah´ın kulu. - Vekil. Allah´ın isimlerindendir. .
 
ABDÜLVELİ :  (Ar.) Er. - Kendisine iman edenlerin dostu ve yardımcısı, Yarattıklarına mütevelli ve nazar edici olan Allah´ın kulu. - el-Veliyy kelimesi Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜNNAFİ :  (Ar.) Er. - Yararlı şeyleri ve sebeplerini kudretiyle yaratan Allah´ın kulu. - Nafı kelimesi, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜNNASIR :  (Ar.) Er. - Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı, mü´minlere nusret ve zafer veren Allah´ın kulu. - Nasır, Allah´ın sıfatlarındandır.
 
ABDÜNNASIR :  (Ar.) Er. - Yardımcı, yardım eden Allah´ın kulu.
 
ABDÜNNUR :  (Ar.) Er. - Nur sahibi, aydınlık, parlaklık sahibi olan Allah´ın kulu. - Nur, Allah´ın isimlerin­dendir.
 
ABDÜRRAFİ :  (Ar.) Er. - Rafı´nin kulu. Allah´ın isimlerinden
 
ABDÜRRAHİM :  (Ar.) Er. - Merha­metli, esirgeyen, koruyan, acıyan, ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah´ın kulu.- er-Rahim, Al­lah´ın isimlerindendir.
 
ABDURRAHMAN :  (Ar.) Er. - Rahman'ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü'min-kafir ayırdetmeksizin herkese merhamet eden. Allah'ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.
 
ABDÜRRAUF :  (Ar.) Er. - Çok lütuf, şevkat ve rahmet eden. Onları belli nimetlerle dengeli yaşatan, seviyelendiren Allah´ın kulu.
 
ABDURRAUF :  (Ar.) Er. - Rauf olan Allah´ın kulu.
 
ABDÜRREŞİD :  (Ar.) Er. - Allah´ın isimlerinden. Reşid´in kulu.
 
ABDÜRREZZAK :  (Ar.) Er. - Bütün mahlukların rızkını veren Allah´ın kulu. - Rezzak, Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDUSSABUR :  (Ar.) Er. - Sonsuz sabır ve genişlik sahibi Allah´ın kulu. Allah´ın isimlerinden.
 
ABDÜŞŞAHİD :  (Ar.) Er. - Şahid´in kulu. Görünen ve görünmeyen eşyanın hepsini görücü ve tasarruf edici olan ve her şeyi müşahade altında bulunduran Allah´ın kulu. - Şahid, Al­lah´ın isimlerindendir.
 
ABDÜSSAMED :  (Ar.) Er. - Kimseye hiçbir şeye muhtaç olmayan, Allah´ın kulu. - Samed, Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜŞŞEKÜR :  (Ar.) Er. - Emrine uyan, yasaklarından sakınan kullarını seven ve çok ikramda bulunan Al­lah´ın kulu. - Şekür, Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
 
ABDÜSSELAM :  (Ar.) Er. - Barış, rahatlık, selamete çıkaran, selam eden, zevalsiz ebedi olan Allah´ın kulu. - es-Selam kelimesi, Allah´ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılamaz.
 
ABDÜSSEMİ :  (Ar.) Er. - Her şeyden arınmış olarak bütün sesleri, sözleri ve kelimeleri işitip ayırdeden yüce Allah´ın kulu.
 
ABDÜSSETTAR :  (Ar.) Er. - Günahları örten, gizleyen Allah´ın kulu.
 
ABDÜZZAHİR :  (Ar.) Er. - Varlık ve birliği sonsuz sayıda eserler ve delillerle belli olan Allah´ın kulu. - ez-Zahir, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABDU´L-MELİK :  (Ar.) Er. - Her şey üzerinde tasarruf ve hükmeden tek hükümdar Allah´ın kulu. el-Melik, Allah´ın isimlerindendir.
 
ABENDAM :  (Fars.) Ka. - Güzel vücutlu, güzellik.
 
ABER :  (Ar.) Er. - Hz. Nuh´un erkek torunu.
 
ABGUN :  (Fars.) Er. - 1. Mavi renk. Gök. 2. Parlak. 3. Nişasta.
 
ABHER :  (Ar.) Er. 1. Nergis çiçeği. 2. Yasemin. 3. Zerrin kadehi çiçeği. 4. Dolu kab.
 
ABHİZ :  (Fars.) Er. 1. Büyük dalga. 2. Kaynak. 3. Su yolu.
 
ABİD :  (Ar.) Er. Allah´a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid. Kullar, köleler.
 
ABİDE :  (Ar.) Er. - Anıt. Önemli ve değerli yapıt.
 
ABİDİN :  (Ar.) Er. - İbadet edenler-Zeyne´l-Abidin´den kısaltma isim ad. Zeynelabidin: Hz. Ali´nin torunlarından biri, ibadet edenlerin ziyneti.
 
ABILAY HAN :  (Tür.) Er. - Orta cüz Kazak Hanı. Ülkesini Çinlilere, Hive hanlıklarına karşı ustaca savundu (1711-1781).
 
ABIŞKA NOYAN :  (Tür.) Er. - İlhan­lı komutan. (XIII-XIV. yy.)
 
ABŞAR :  (Ar.) Ka.- Şelale.
 
ABUŞKA :  (Tür.) Er. - Koca, zevc, yaşlı erkek.
 
ABUZER :  (f.a.i.) Er. - Altın suyu. Altın suyu gibi parlak ve görkemli. Yahut Ebu Zer (el-Gıfarî) isminin fonetik değişikliğe uğramış şekli.
 
ABUZETTİN :  (Ar.) Er. - Din yolunda çabuk, hızlı giden
 
ACA :  (Tür.) Er. 1. Amca, ağabey. 2. Güçlü kuvvetli, başladığı işi bitiren. 3. Büyük
 
ACAR :  (Tür.). 1. Becerikli. 2. Atılgan, ele avuca sığmaz. 3. Halk. 4. Yeni, taze- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır (örfte). Acar, Sırrı: 1967 Dünya Güreş şampiyonu Türk.
 
ACARALP :  (Tür.) Er. - Yiğit, becerikli, cesur kişi.
 
ACARBAY :  (Tür.) Er. - Doğan Acarbay, olimpiyatlarda yarışmış Türk atlet, 1948.
 
ACARMAN :  (Tür.) Er. - Çevik, becerikli, girişken.
 
ACARÖZ :  (Tür.) Er. - Özünde yiğitlik bulunan.
 
ACARSOY :  (Tür.) Er. - Yiğit, soylu.
 
AÇE :  (Tür.) Ka. - Sumatra adasının en kuzey kısmı. Önceleri burada Açe İslam devleti hüküm sürerdi. Şimdi ise Hollanda sömürgesidir.
 
AÇELYA :  (Yun.i.) Ka. - Kokusuz, fundagillerden çeşitli renklerde çiçekler açan bir bitki.
 
ACEM :  (Ar.) Er. 1. Arap olmayan milletlerin hepsi 2. Açık ve doğru Arapça konuşamayan kimse 3. Özel­likle İranlı, İran halkından biri. Acem Bekir Efendi: Türk Reisü´l-Küttab, 1723.
 
ACER :  (Ar.) Ka. - Hz. İsmail (a.s.)´in annesi (bkz. Hacer).
 
AÇIL :  (Tür.) Ka. - Açılmak eyleminden emir
 
AÇILAY :  (Tür.) Ka. - Ayın dolunay halinde olmaya başlaması
 
ACLAN :  (Ar.) Er. - Hızlı, çabuk, telaşlı. Osman Bey ile çağdaş olan 14. yy. ortalarında yaşamış Karasi Beyi.
 
ACUN :  (Ar.) Er. - Dünya, varlık.
 
ACUNAL :  (Tür.) Er. - Dünyayı kapsayan, dünyayı fetheden.
 
ACUNMAN :  (Tür.) Er. - Dünyaca tanınmış, ünlü.
 
AD :  (Ar.) Er. - Çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hz.Hud tarafından imana getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. Kur'an-ı Kerim'de bu kavim aynı isimle anılmış ve başlarından geçen hadiseler genişçe ele alınmıştır
 
ADAHAN :  (Tür.) Er. - Adanın haki­mi, yöneticisi.
 
ADAL :  (Tür.) Er. - "Adın yayılsın, ün kazan" manasında.
 
ADALEDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin adaleti- Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
ADALET :  (Ar.) Ka./Er. - 1. Hakka riayctkarlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk. 2. Haksızlıktan uzaklaşma. 3. Düzenli ve dengeli davranma. 4. Hakkaniyet.
 
ADANIR :  (Tür.) Ka./Er. - Şanlı, şöhretli
 
ADEM :  (İb.h.i.) Er. 1. Allah´ın yarattığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. 2. Adam. 3. İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlık. Kur´an´da Hz. Adem´in 25 yerde ismi geçer.
 
ADETULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın kanunu, ilahi sünnet.
 
ADEVİYE :  (Ar.) Ka. 1. İyilik, yar­dımseverlik. 2. Ünlü hanım mutasav-vıfe.
 
ADIGÜZEL :  (Tür.). Ka./Er. - Güzel isim. Verilen ismin güzel olması.
 
ADİL :  (Ar.) Er. 1. Doğruluk gösteren. Doğru. 2. Eşit, eş, müsavi. 3. Adaletli davranan. Kur´anî bir isimdir. Allah´ın emirlerini hakkıyla uygula­yan anlamına gelir. Raşid halifelerin 2. cisi Ömer b. el-Hattab´ın meşhur lakabı.
 
ADİL GİRAY :  (a.t.i.) Er. - Kırım veliahtı. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray´ın oğlu. Osmanlı-İran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şa-
 
ADİLE :  (Ar.) Ka. 1. Doğruluk gösteren. 2. Doğru- Her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3. Adile Sultan
 
ADİLHAN :  (a.t.i.) Er. - Adil yönetici.
 
ADİN :  (Ar.) Er. - Cennet (Adn).
 
ADİY :  (Ar.) Er. - Savaşçı, savaştan geri durmayan, mücahid. Adiy b. Ha­tim et-Tai: 630 yılında müslüman ol­du. Babası gibi cömertti. Kabilesinde İslam´dan dönme eğilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasında Hz. Alinin yanında yer aldı.
 
ADNAN :  (Ar.) Er. - Cennette ölümsüzlüğe kavuşan kimse.
 
ADNİ: (Ar.) Er. 1. Adın´a mens :  
 
AFAFET :  (Ar.) Ka. 1. Afıflik, temizlik, temiz olan. 2. Fenalıktan, günah işlemekten kaçınma. 3. Namuslu ol­mak.
 
AFET :  (Ar.) Ka. 1. Büyük felaket, bela, musibet. 2. Çok güzel kadın, dil­ber
 
AFFAN :  (Ar.) Er. - Kötü şeylerden kaçınan, kötülüklerden uzaklaşan, te­miz. Ashab´dan bu ismi kullananlar olmuştur.
 
AFGAN :  (Ar.) Er. - Heyecanlı, çabuk öfkelenen. Orta Asya´da yaşayan müslüman bir kavim. Cemalettin Af-gani: Müslüman alimlerden.
 
AFİF :  (Ar.) Ka. 1. İffetli, namuslu, ırz ve namus sahibi kadın. 2. Doğru, haramdan sakınan, yolsuzluğa sap­maz kişi.
 
AFİFE :  (Ar.) Ka. İffetli, namuslu, ırz ve namus sahibi kadın - IV. Mehmed´in hanımı.
 
AFİL :  (Ar.) Er. 1. Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2. Görünmez olan, kaybolan
 
AFİTAB :  (Fars.) Ka.l. Güneş, gün ışığı. 2. Çok güzel, dilber, parlak yüz.
 
AFRA :  (Ar.) Ka. 1. Ayın onüçüncü gecesi. 2. Beyaz toprak. Afra binti Ubeyde: Sahabe hanımlardan.
 
AFŞAR :  (Tür.) Er. 1. Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. Türkiye, Iran, Azerbaycan ve Afganistan´da dağınık olarak yaşamaktadırlar. 2. Çabuk iş gören, çevik, atılgan
 
AFŞİN :  (Tür.) Er. - Zırh, silah. Afşin bey: Selçuklu komutanı. ( XI. yy.). Gümüştigin´le birlikte Anadolu savaşlarına çıktı. Malatya´da Bizans ordula­rını yendi. Marmara kıyılarına kadar ilerledi (1079).
 
AFTABE :  (Fars.) Ka. - 1. Su kabı. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher.
 
AFUV :  (Ar.) Er. - Daima affeden, merhametli. Esmaü´l-Hüsna´dandır. "Abd" takısı alarak kullanılır.
 
AĞA :  (Tür.) Er. 1. Yaşlanma manası­na gelen "ağmak"tan. Büyük, efendi. Büyük kardeş, ağabey. 2. Amir, baş, reis. Eski devlet teşkilatımızda bazı idarecilere verilen unvan. 3. Osmanlı devletinde okuma-yazma bilenlere verilen şeref unvanı.
 
AGAH :  (Fars.) Er. - Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş, malumatlı. Agah Efendi: (1744-1824). Türk dev­let adamı.
 
AĞAHAN :  (Tür.) Er. - Nizari İsmaili imamlara verilen unvan. Doğu Türkçesinde ağabey anlamında da kulla­nılmıştır. Türk kökenli Kaçarların onur unvanıydı. Ağa Han: Nizari İsmailîlerin dini önderi.
 
AĞAN :  (Tür.) Ka.- Akanyıldız, ağma
 
AĞANER :  (Tür.) Er. - Saf, temiz, duru insan.
 
AĞAR :  (Tür.) Er. - 1. Beyaz renkli. 2. Açık tavırlı, samimi. 3. Asil, onurlu, şerefli.
 
AĞCA :  (Tür.) Ka. - Beyaz tenli kadın.
 
AGER :  (Tür.) Er. - Temiz, doğru kimse
 
AĞGÜL :  (Tür.) Ka. - Beyaz gül, ak gül.
 
AGRA :  (Ar.) Er. - Çok sevimli, çok yakışıklı.
 
AHAD :  (Ar.) Er. 1. Bir, kişi, kimse. 2. Birler, birden dokuza kadar olan sayılar. 3. Ünlü Türk denizcilerinden Ahad bey (Umur bey donanmasından).
 
AHAVİ :  (Ar.) Er. - 1. Kardeşçe, dostça. Kardeş gibi.
 
AHBARÎ :  (Ar.) Er. - Haber veren, rivayet eden.
 
AHDİ :  (Ar.) Er. - Ahd, and icabı veya ahd ve ahda müteallik. Ahdî, Türk tezkire yazan ve Divan şairi (Bağdat 1593).
 
AHENK :  (Fars.) Ka. 1. Uygun, uyum düzen, armoni. 2. Renkler arasında uygunluk. Sesler arasında uygunluk, düzen, makam. 3. Çalgılı eğlence-Saz takımınca icra edilen beste. 4. Kasıt, niyet.
 
AHFA :  (Ar.)- Kalb, ruh, sır, hafi, ah-fa şeklinde sıralanan "Ietafet-i hamse" sonuncusuna verilen ad.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AHFAZ :  (Ar.) Er. - 1. Belleği çok kuvvetli. 2. Kur´an´ı en iyi hıfzetmiş kişi. 3. Alçak gönüllü.
 
AHFEŞ :  (Ar.) Er. 1. Küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. Yalnız gece gören kimse. Ahfeş lakabında üç büyük Arap alimi vardır. Abdülhamid, Said b. Mes´ade, Ali b. Süleyman.
 
AHİ :  (Ar.) Er. 1. Ahi ocağına mensup olan kimse. 2. Cömert, eliaçık. Ahi Benli Hasan. Türk şairi. Yavuz döneminde yaşamış ve Şirinu Perviz mesnevisini yazmıştır.
 
AHİD :  (Ar.) Er. 1. Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek. 2. Söz vermek. Emir, talimat, taahhüt, anlaşma, yükümlülük.
 
AHKAF :  (Ar.) Er. 1. Kum fırtınası 2. Kur´an-ı Kerim´in 6. suresi. Araplar bu ismi, Arabistan´ın güneyinde, kimsenin bilmediği ve giremediği çöle vermişlerdir.
 
AHLA :  (Ar.) Ka. - Çok tatlı. Pek şirin.
 
AHLAS :  (Ar.) Er. - 1. Saf, halis, karışımsız. 2. İyi yürekli, temiz kimse. 3. Kur´anî ıstılahta, Allah´a halis olarak yönelip ihlaslılıkta ileri bir dereceye varmış kul.
 
AHMED :  (Ar.) Er. - Çok, en çok övülmüş, methedilmiş. Kur´an-ı Kerim´de Saf suresinin 2. ayetinde: Hz.İsa, İsrailoğullarına: "...adı Ahmed olan peygamberi de müjdeleyici olarak geldim" şeklinde geçen isimlendirme ile Peygamberimizin isimlerinden birisi olarak anı
 
AHMER :  (Ar.) Er. - Kırmızı, kızıl.
 
AHNEF :  (Ar.) Er. 1. Ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. Daha çok lakap olarak kullanılır. Ahmet b. Kays, as-habdan.
 
AHNES :  (Ar.) Er. - Basık ve sivri burunlu. Daha çok lakap olarak kullanılır.
 
AHRA :  (Ar.) Ka. - Daha layık, münasip, uygun
 
AHSA :  (Ar.) - Arabistan´ın Kuveyt-Katar kısmına verilen isim- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır
 
AHSEN :  (Ar.) - Daha güzel, çok güzel, en güzel. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Ahsen-i takvim: En gü­zel şekil. Kur´an-ı Kerim´in Tin suresinin 3. ayetinde insanın ahsen-i takvim üzere yaratıldığı beyan buyurulmaktadır. Ahsen kelimesi, Kur´an´da 16 yerde
 
AHTER :  (Fars.) Ka. - Yıldız.
 
AHU :  (Fars.) Ka. 1. Ceylan, karaca, gazal. 2. Güzel, ince alımlı kadın. 3. Gözleri ceylan gözüne benzeyen kadın. 4. Kardeş, dost
 
AHVER :  (Ar.) Er. -1. Müşteri yüzlü, güzel gözlü adam. 2. Zeki, akıllı.
 
AHVES :  (Ar.) Er. - Cesur, kahraman, yiğit.
 
AİŞE :  (Ar.) Ka. - 1. Yaşayan, zenginlik ve bolluk gören. Yaşayış. Aişe binti Ebu Bekir. Peygamberimiz (s.a.s)´in hanımlarından. Muhterem annelerimizden biri olan Aişe (r.a.) İslami bilgisi ve fakihliği ile de meşhurdur (bkz. Ayşe).
 
AJDA :  (Tür.) Ka. 1. Filiz sürgün. 2. Çentik çentik olan şey
 
AKABE :  (Ar.) Er. 1. Sarp geçit, çıkılması zor yokuş. 2. Tehlike. Atlatılması zor güçlük, muhtıra.
 
AKAD :  (Tür.) Er. - Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle tanınmış kimse.
 
AKALIN :  (Tür.) Er. - Alnı açık, suçu olmayan, onurlu. Akalın (Besim Ömer Paşa). Türk hekim.
 
AKALP :  (Tür.) Er. - Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.
 
AKALP :  (Tür.) Er. - Cömert, eli açık yiğit.
 
AKANAY :  (Tür.) Ka. - Yıldız kümesi.
 
AKANSEL :  (Tür.) Er. 1. Akarsu. 2. Uzun mesafeler geçerek denize dökülen akarsu.
 
AKAR :  (Tür.) Er. 1. Akıp geçen. 2. Gelir getiren.
 
AKASMA :  (Tür.) Ka. - Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren yabani, tırmanıcı bir bitki.
 
AKASOY :  (Tür.) Er. - Sevilen, sayılan soydan gelen
 
AKASYA :  (Yun.i.) Ka. - Küçük sıra yapraklı, gölgeli küçük cinsleri süs için yetiştirilen baklagillerden bir ağaç. Salkım ağacı da denir.
 
AKAY :  (Tür.)- Beyaz ay, ayın tam bir daire olarak dolgun, parlak göründüğü evre. Ak ve ay kelimelerinden birleşik isim. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AKBATU :  (Tür.) Er. - Yiğit erkek.
 
AKBEHMEN :  (Tür.) Er. Peygamber çiçeğinin eşanlamlısı.
 
AKBİLGE :  (Tür.) - Alim, bilgili, dürüst kimse.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AKBOĞA :  (Tür.) Er. - Boğa gibi güçlü ve temiz şahsiyetli. Akboğa Celayir: Moğol emir ve komutanı.
 
AKBUDUN :  (Tür.) Er. - Temiz, tanınmış soydan gelen
 
AKÇA :  (Tür.) Ka. 1. Oldukça ak, beyazca. 2. Eskiden kullanılan küçük gümüş para, nakit. 3. Temiz, saf, iyi niyetli kişi.
 
AKÇAKİRAZ :  (Tür.) Ka. - Bir kiraz çeşidi.
 
AKÇAKOCA :  (Tür.) Er. - Temiz ve namuslu erkek. - Osman Gazi ve Orhan Gazi´nin silah arkadaşı.
 
AKÇALI :  (Tür.) Er. - Varlıklı, zengin.
 
AKÇAM :  (Tür.) Er. - Kuzey Amerika´da yetişen bir çam türü.
 
AKÇAN :  (Tür.) Ka. - Temiz, dürüst kimse
 
AKÇAR :  (Tür.) Er. - iyi ruhlar.
 
AKCEBE :  (Tür.) Er. - Beyaz zırh sahibi yiğit.
 
AKÇİÇEK :  (Tür.) Ka. - Beyaz çiçek- Daha çok örfte kullanılır.
 
AKÇIL :  (Tür.) - Beyazımsı, solgun Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AKÇORA :  (Tür.) Er. - İyi ruhlar.
 
AKDA :  (Ar.) Ka. - Himaye altında olan cariye, kadın, köle.
 
AKDEMİR :  (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü ve temiz yürekli. Yiğit.
 
AKDES :  (Ar.) Er. - En kutsal.
 
AKDİL :  (Tür.) Er. - İyi, doğru, güzel konuşan kişi.
 
AKDORU :  (Tür.) Er. - Doruğu bulutlu dağ.
 
AKEL :  (Tür.) Er. 1. Doğru, dürüst işler yapan kimse. Dürüst, güvenilir erkek.
 
AKERMAN :  (Tür.) Er. - Dürüst, soylu, temiz kişi.
 
AKGÜL :  (Tür.) Ka. - Beyaz gül.
 
AKGÜN :  (Tür.) Er. - Mutlu, sevinçli gün.
 
AKHAN :  (Tür.) Er. - Dürüst hakan.
 
AKİF :  (Ar.) Er. 1. Bir şeyde sebat eden. 2. İbadet eden, ibadet maksadıyla mübarek bir yere çekilen. İ´tikafa giren. 3. Direnen. M. Akif Er soy: Ünlü şair ve yazarımız. Safahat´ın yazarı. İstiklal marşını telif etmiştir.
 
AKİFE :  (Ar.) Ka. 1. Bir şey üzerinde azimle duran, sebatlı, kararlı. 2. İba*
 
AKİL :  (Ar.) Er.- Akıllı, akıl sahibi. Uslu, kavrayışlı. Ali b. Ebi Talib´in kardeşi. Akil b. Ebi Talib.
 
AKIMAN :  (Tür.) Er. - Cömert, eli açık kimse.
 
AKIN :  (Tür.) Er. - Her engeli aşan, güçlüklerden yılmayan, hızlı hareket kabiliyetine sahip.
 
AKINALP :  (Tür.) Er. - Akın yapan yiğit. Yiğit.
 
AKINCI :  (Tür.) Er. -Osmanlılarda ileri karakol. Ani vurkaçlarla düşmanlarının moralini bozan uç süvarileri. Hafif süvari.
 
AKINTAN :  (Tür.) Er. - Tan yeri ağarırken yapılan akın
 
AKİPEK :  (Tür.) Ka. - İpek gibi ka­dın.
 
AKİS :  (Ar.) Ka. 1. Yankı. 2. Işığın veya bir şeklin bir satha çarpıp orada görünmesi, yansı. 3. Zıt, ters, muhalif.
 
AKKIZ :  (Ar.) Ka.- Beyaz kadın.
 
AKKOR :  (Tür.) Ka. - Işık saçacak aklığa varıncaya kadar ısıtılmış olan.
 
AKMAN :  (Tür.) Er. 1. Temiz, beyaz, güzel insan. 2. Yaşlı kimse.
 
AKMAR :  (Ar.) Ka. - Aylar, yıldızlar.
 
AKMER :  (Ar.) Ka. - Ay gibi beyaz (yüz)
 
AKNUR :  (t.a.i.) Ka. - Beyaz nur.
 
AKÖZ :  (Tür.) Er. - Özü sözü doğru kişi, temiz kişilikli.
 
AKSAN :  (Tür.) Er.- İyi ve temiz tanınmış kimse.
 
AKŞEMSEDDİN :  (t.a.i.) Er.- Dinin güneşi.- Türk din bilgini ve hekim. (Şam 1389-Göynük 1459). Fatih´in hocasıdır. İstanbul´un fethinde bulundu. Ünlü sahabi komutan Eba Eyyub el-Ensari´nin mezarını bulduğu söylenir.
 
AKSEN (Tür.) Ka.- Sen aksın, t :  
 
AKŞIN :  (Tür.) 1. Az ak, akımsı.2. Derisinde, kıllarında ve gözlerinde doğuştan boya maddesi bulunmadığı için her yanı beyaz olan (insan, hayvan). Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AKSIN :  (Tür.) Er.- Temiz, doğru, dürüstsün.
 
AKŞİT :  (Tür.) Er. - Kutlu uğurlu. 2. Ak. 3. Güneş, nur, aydınlık. Akşit Muhammed b. Tugac: İhşidiler devle­tinin kurucusu.
 
AKSOY :  (Tür.) Er. - Temiz soylu.
 
AKSU :  (Tür.) Ka. 1. Temiz, pırıl pırıl su gibi. 2. Nehir
 
AKSUNA :  (Tür.) Ka. -Ak renkli yaban ördeği.
 
AKSUNGUR :  (Tür.) Er.-Doğan cinsinden bir nevi av kuşu. - Aksungur b. Abdullah. Melikşah zamanında Halep´in hakimliğini, yöneticiliğini yapan Türk Emiri.
 
AKSÜYEK :  (Tür.) Er. - Eski Türklerde soylu anlamında kullanılırdı.
 
AKTAÇ :  (Tür.) Er. - Beyaz taç.
 
AKTAN :  (Tür.) - Aydınlık, mehtaplı gece.
 
AKTAR :  (Tür.) Er. - Parlak, aydınlık sabah.
 
AKTAŞ :  (Tür.) Er. - Mermer.
 
AKTAY :  (Tür.) Er. - Beyaz tay. Türkler´de çok kullanılan bir isimdi.
 
AKTEKİN :  (Tür.) Er. - Parlak, görkemli, temiz huylu yiğit.
 
AKTEMÜR :  (Tür.) Er. - Akdemir.
 
AKYİĞİT :  (Tür.) Er.- Dürüstlüğü ve temizliğiyle tanınmış yiğit.
 
AKYIL :  (Tür.) Er. -Temiz, güzel sene. - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.
 
AKYILDIZ :  (Tür.) - Akşama doğru doğan parlak yıldız. Çoban yıldızı, sabah yıldızı.
 
AKYOL :  (Tür.) Er. - Dürüst, doğru ve iyi yol.
 
ALAADDİN :  (Ar.) Er. -Dini yücelt­mek için din uğruna çalışan kimse. Alaaddin Keykubad (1192-1237) Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
ALACAN :  (Tür.) Er. - (bkz. Akan).
 
ALAGÜN :  (Tür.) Ka. - Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava.
 
ALAMET :  (Ar.) Ka. 1. İşaret, iz, nişan. 2. Remiz, sembol. 3. Belirti, emare. 4. Çok iri, şaşılacak büyüklükte (mec.).
 
ALANALP :  (Tür.) Er. - Ülke alan, fetheden, fatih.
 
ALANGOYA :  (Moğ.) Ka. 1. Altın geyik. 2. Ünlü Moğol destanının kutsal sayılan kadın kahramanı.
 
ALANGU :  (Tür.) Er. -Altın geyik.
 
ALATAN :  (Tür.) Er. - Güneş doğmadan önce ufukta beliren karışık renkler.
 
ALCAN :  (Tür.) Ka. - Can alıcı güzel. Can alan, cesur, yürekli.
 
ALEMDAR :  (a.f.i.) Er. 1.Bayrak veya sancak tutan, taşıyan, bayraktar, sancaktar. 2. İşe önderlik eden. Alemdar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.
 
ALEV :  (Tür.) Ka. 1. Ateşten ve yanıcı cisimlerden çıkan parlak, çeşitli şekillere giren gazlardan meydana gelen şeffaf dil, yalım. 2. Aşk ateşi, sevda. 3. Alımlı, cazibeli kadın.
 
ALEVİ :  (Ar.) Er. - Hz. Ali soyundan, Hz. Ali´ye hususi ilgi gösteren, ona taraftar olan. Şii mezhebinin kolların­dan biri.
 
ALGAN :  (Tür.) Er. - Alan, fetheden, fatih.
 
ALGIN :  (Tür.) Er. 1. Güçlü, iyi, gü­zel, sıcakkanlı, sevimli. 2. Sevdalı, aşık, vurgun. 3. Hızlı akan su. 4. Renksiz, cılız, zayıf.
 
ALGUHAN :  (Tür.) Er. - Çağatay hanlığı hükümdarı. (1266). Orta Asyayı ele geçirip Harezmden Afganis­tan´a kadar sınırlarını genişletti. Cengiz´in yasalarını şiddetle uyguladı.
 
ALGÜL :  (Tür.) Ka. - Kırmızı gül.
 
ALGUN :  (Fars.) Ka. 1. Aklı alınmış. 2. Al renginde, koyu ve parlak pem­be. 3. Tümsek, tepe.
 
ALGUNE :  (Fars.) Ka. 1. Serap. 2. Allık.
 
ALİ :  (Ar.) Er. 1. Yüce, ulu, yüksek. 2. Hz. Ali: Ebu Talib´in oğlu. Pey­gamberimizin amcazadesi ve kızı Fat­ma (r.anha)´nın kocası. Dördüncü halife.
 
ALİ HAN :  (a.t.i.) Er. - Yüce han.
 
ALİCAN :  (a.f.i) Er. - Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. - (bkz. Ali ve Can).
 
ALİCENGİZ :  (a.t.i.) Er. - Akla gelmez, şeytanca, beklenmedik ve umulmadık tarzda anlamlan ile "Alicengiz oyunu" deyiminde geçer.
 
ALİGÜHER :  (a.f.i.) Er. - Yaratılışı ve mayası yüce ve değerli olan.
 
ALİKADR :  (Ar.) Er. 1. Yüksek kıymette olan, çok kıymetli, çok takdir edilen, çok saygıdeğer. 2. Meşhur bir çeşit lale.
 
ALİM :  (Ar.) Er. 1. Çok okumuş, bilgin.,2. Çok bilen. 3. Sonsuz. İlim sahibi. Allah´ın sıfatlarındandır. Kur´an´da Cenab-ı Hakk´ın ismi olarak 13 yerde geçer. "Abd" takısı alarak da kullanılır.
 
ALINAK :  (Tür.) Er. - Doğru, güvenilir.
 
ALİŞAH :  (a.f.i.) Er. - Hükümdarların en yücesi. Alişah Taceddin. (?-1324). İlhanlı veziri.
 
ALIŞAN :  (a.f.i.) Er. - Şan ve şerefi yüce ve yüksek olan çok değerli.
 
ALİYAR :  (a.f.i.) Er. 1. Yar, dost, sevgili. 2. Alinin dostu, sevgili adı. 3. Yüce dost. - Birleşik isim
 
ALİYE :  (Ar.) Er. - Yüce, yüksek, bir şeyin en yukarısı, tepesi.
 
ALKAN :  (Tür.) Er. - Kırmızı kan. Alkan bey: Türk denizci. Selçukluların egemenliğindeki İznik´te Ebu´l-Kasım´ın donanma komutanı.
 
ALKIM :  (Tür.) Er. - Gökkuşağı. Alkım (Uluğ Bahadır) Türk Arkeolog.
 
ALKIN :  (Tür.) Er. 1. Sevdalı, aşık, vurgun. 2. El çırpma, övme.
 
ALKUR :  (Tür.) Er. - Hep, bütün, herkes.
 
ALLAHVERDİ :  (a.t.i.) Er. - İran´da yaşayan bir Türkmen kabilesinin adı.
 
ALP :  (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde kahraman, yiğit, cesur, bahadır, pehlivan. 2. Seyfi kola mensup, savaşçı, fütüvvet ehli. Alperen, Alpgazi. Bu isim İslam´dan sonra da Türkler arasında kullanılmaya devam etti.
 
ALPAĞAN :  (Tür.) Er. - Cesur, yiğit, kahraman.
 
ALPAGU :  (Tür.) Er. 1. Tek başına düşmana saldıran yiğit. 2. Eski Türklerde bir rütbe adı. 3. Eski Türklerde bir kurt adı.
 
ALPAK :  (Tür.) Er. - Dürüst, kahraman, yiğit.
 
ALPARTUR :  (Tür.) Er. - Kendine güveni olan yiğit.
 
ALPASLAN :  (Tür.) Er. - Arslan gibi cesur ve yiğit, savaş beyi. Büyük Sel­çuklu hükümdarı. Selçukluların en büyük zaferi sayılan Malazgirt zaferi onundur (l071).
 
ALPAY :  (Tür.) Er. - Cesur, yiğit kimse.
 
ALPBİKE :  (Tür.) Er. - genç, delikanlı,
 
ALPDOĞAN :  (Tür.) Er. - Doğuştan yiğit olan.
 
ALPEREN :  (Tür.) Er. - Yiğit, bahadır.
 
ALPERTUNGA :  (Tür.) Er. - Efsanevi Türk hükümdarı ve destan kahramanı. M.Ö. 626 yıllarında yaşayıp İranlılarla uzun savaşlara giren Turan (Saka) hükümdarı olduğu söylenir.Türk, İran, Arap, Hint, Eski Yunan ve Asur kaynaklarında kendisinden değişik adlarla bahsedilir.
 
ALPGİRAY :  (Tür.) Er. - Yiğit hükümdar. Kırım veliahtı. Bir ara Kırım Hanı da oldu.
 
ALPHAN :  (Tür.) Er. - Yiğit hükümdar.
 
ALPKAN :  (Tür.) Er. - Yiğit soydan gelen.
 
ALPKIN :  (Tür.) Er. - Keskin kılıç.
 
ALPMAN :  (Tür.) Er. - Yiğit, cesur, kahraman.
 
ALPSOY :  (Tür.) Er. - Yiğit ve cesur soya mensub.
 
ALPTEKİN :  (Tür.) Er. - Kahraman şehzade. Birleşik isim. Alp: Kahraman, Tekin: Şehzade.
 
ALTAN :  (Tür.) Er. 1. Sabahın güneş doğarkenki zamanı. 2. Hakanlara verilen unvan, sultan, padişah.
 
ALTAY :  (Tür.) Er. 1. Asya´da Batı Sibirya ile Moğolistan´ı ayıran dağlık bölge. 2. Altay dağlan bölgesinde yaşayan Türklerin genel adı.
 
ALTIN :  (Tür.) Ka. 1. Parlak, san renkte, paslanmayan, kolay işlenebilen, ziynet eşyası olarak da kullanılan maden, zer, zeheb. 2. Örfte kadın adı olarak kullanılır. Zerrin (bkz. Zerrin).
 
ALTINBAŞAK :  (Tür.) Ka. - Değerli kimse.
 
ALTINIŞIN :  (Tür.) Ka. - Işığın en güçlü anı.
 
ALTINTAÇ :  (Tür.) Ka. - Altından taç.
 
ALTUNAY :  (Tür.) Er. - Ay´ın san renkli hali
 
ALTUNÇ :  (Tür.) Er. 1. Bakır alaşımı. 2.Kırmızı bakır. 3. Kırmızı, al gözlü.
 
ALTUNER :  (Tür.) Er. - Değerli kimse.
 
ALTUNHAN :  (Tür.) Er. - Zengin hakan. Türklerin, Çin´de hüküm süren Türk-Moğol hükümdarlarına verdikleri ad.
 
ALYA :  (Ar.) Er. 1. Yüksek yer, yükseklik. 2. Gök, sema.
 
AMANULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın bağışlaması. Allah´ın koruması.
 
AMİD :  (Ar.) Er. 1. Çok hasta. 2. Aşk hastası. 3. Başlıca nokta. 4. Önder, şef, komutan. 5. Diyarbakır´ın eski adı. Ortaçağ´da İslam Türk devletlerinde kullanılan bazı unvanlar ve memuriyet isimleri.
 
AMİL :  (Ar.) Er. 1. Fail, yapan, işleyen. 2. İslam devletlerinde zekat, vergi tahsildarı veya valiler ve devlet memurlan.
 
AMİNE :  (Ar.) Ka. - Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. - Peygamber´in (s.a.s) annesinin adı. (bkz. Emine).
 
AMİR :  (Ar.) Er. 1. Mamur eden, şenlendiren. 2. İmar olunmuş. 3. Devlete ait. 4. Kendisine bağlı görevliler bulunan. Amir b. Abdullah b. Mes´ud: Tabiindcndir. İslam fıkıh bilgini.
 
AMMAR :  (Ar.) Er. 1. Memur eden. 2. Bayındırlaştıran. - Ammar b. Yasir. Sahabeden. İlk müslüman olanlardandır. Çok işkence gördü. Habeşistan´a hicret etti. Annesi ilk İslam şehidcsi Sümeyye (r. anha)´dir.
 
AMR :  (Ar.) Er. - Uzun yaşamak, uzun ömürlü olmak. Amr b. Madikerib: 631´de Medine´ye gitti ve müslüman oldu. Çok yaşlıyken bile iyi savaştı.
 
AMUZ :  (Fars.) Er. - Bilen, öğrenmiş, öğreten.
 
ANBER :  (Ar.) Ka. 1. Ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak, yapışkan ve misk gibi kokan, kül renginde madde. 2. Güzel koku. 3. Güzellerin saçı.
 
ANDAK :  (Tür.) Er. - Hemen, o anda. - Erkek ve kız adı olarak kullanılır.
 
ANGIN :  (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, namlı. 2. Bayındır
 
ANI :  (Tür.) - Yaşanmış olaylardan belleğin sakladığı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ANİF :  (Ar.) Er. 1. Sert, şiddetli. 2. Haşin. 3. Geçmişte, pek yakında, burnun ucu denecek kadar yakından ge­çen. 4. Biraz önce, belirtilen, bahsedilen.
 
ANIL :  (Tür.) Ka. 1. Anılmak eylemi. 2. Meşhur, ünlü. 3. Hatırlanan.
 
ARAF :  (Ar.) Er. 1. Cennet ile cehennem arasındaki yer. 2. Sert, tepe. 3. Adetler, usuller. Arafat: Mekke´nin yakınında bulunup hacıların arefe günü durdukları yerdir. Bu duruş haccın rükünlerindendir.
 
ARAL :  (Tür.) - Birbirine yakın adalar topluluğu. Orta Asya´da bir göl.
 
ARAM :  (Fars.) Ka. 1. Dinlenme, sükun, karar. 2. Rahat, huzur, istirahat. 3. Oturma, eğlenme, ikamet etme.
 
ARAMCAN :  (Fars.) Ka. -1. Gönül rahatı. 2. Sevgili, sevilen güzel.
 
ARAMDİL :  (Fars.) Er. 1. gönül rahatı. 2. Sevilen güzel. 3. Yer mekan.
 
ARCA :  (Ar.) Ka. -1. Temiz, namuslu. 2. Aksak, topal.
 
ARDA :  (Tür.) Er. 1. Eskiden bazı çavuşların elde tuttukları uzun değnek. 2. İşaret için dikilen değnek. -3. Çıkrıkçı kalemi. 4. Sonra gelen.
 
AREF :  (Ar.) Er. 1. Pek maruf, çok bilinen. 2. Arif, anlayışlı ve bilgili.
 
AREFE :  (Ar.) Ka. 1. Arife, dini bayramlardan bir evvelki gün. 2. Bir önceki gün.
 
AREL :  (Tür.) Er. - Temiz, dürüst kimse.
 
ARGU :  (Tür.) Er. 1. İki dağ arası, uçurum. 2. Orta Asya´da Issık gölü çevresinde Çu ve Talaş havzalarında yaşamış Kırgızların en büyük boyu. Argu Türkleri.
 
ARGÜN :  (Tür.) Er. - Temiz, aydınlık gün.
 
ARGUN :  (Tür.) Er. 1. Zayıf, güçsüz, düşkün, dermansız, zebun. 2. Yanyana iki kamış düdüğünden veya kartal kemiğinden yapılmış kaval. - Argun: İlhanlı hükümdarı. Abaka Han´ın oğlu.
 
ARGUN ŞAH :  (Tür.) Er - Argunşah. (Nizameddin) Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Aslan II´nın oğlu. Babası ülkeyi oğullan arasında pay edince, hissesine Amasya düşmüştü.
 
ARHAN :  (Tür.) Er. - Üstün nitelikli, gururlu bakan.
 
ARIÇ :  (Tür.) Er. - Barış, asayiş.
 
ARICAN :  (Tür.) Er. - Temiz, doğru kimse.
 
ARIER :  (Tür.) Er. - Çalışkan kimse.
 
ARİF :  (Ar.) Er. 1. Meşhur, çok tanınmış, mütearif. 2. Bilgi sahibi. Bilen, bilgili, irfan sahibi. 3. Sıbyan mektebi hocası veya kalfası.
 
ARİFE :  (Ar.) Ka. - Bilgi ve irfan sahibi kadın. Uyanık, ince ruhlu, latif.
 
ARIKAL :  (Tür.) Er. - Temiz, doğru, dürüst kal.
 
ARIKAN :  (Tür.) Er. - Temiz soy.
 
ARIN :  (Tür.) Er. 1. Temiz, arı, saf. 2. Alın. 3. Yüz, cephe. Dağların, tepelerin yüzü.
 
ARINÇ :  (Tür.) Er. 1. Temiz, saf, arı. 2. Barış.
 
ARISAL :  (Tür.) Er. - Arı gibi çalışkan kimse.
 
ARISAN :  (Tür.) Er. - Temiz, doğru tanınmış kimse.
 
ARITAN :  (Tür.) Er. - Temizleyen, arı duruma getiren.
 
ARKAN :  (Ar.) Er. 1. Temiz, ari kandan gelen. 2. Üstün galip. Arkan (Seyfı) Türk mimar (1903-1966).
 
ARKIN :  (Tür.) Er. - Yavaş, ağır, sakin, gelecek yıl.
 
ARKUT :  (Tür.) Er. - Temiz, uğurlu, kutlu.
 
ARMAĞAN :  (Fars.) 1. Hediye, peşkeş, tuhfe, bergüzer. 2. Birinin gördüğü işe veya başarısına karşılık olarak verilen şey, mükafat.3. Bir ilim adamını tanıtmak veya çalışmalarından ötürü mükafatlandırmak maksadıyla adına çıkarılan ilmi eser. (Köprülü Armağanı). - E
 
ARMAN :  (Fars.) Er. 1. Hasret, özleme. 2. Zahmet, sıkıntı. 3. Teessüf. 4. Pişmanlık.
 
ARRAF :  (Ar.) Er. l Falcı, kahin. Müneccim. 2. Hekim. 3. Göçebe Arap aşiretlerinin örfe vakıf umumi bilgileri.
 
ARSAL :  (Tür.) Er. - Temiz huylu, namuslu.
 
ARSEBÜK :  (İ.) Er. - 1. Temiz ruhlu ve çabuk. 2. Toy. 3. Namus konusunda titiz.
 
ARSLAN :  (Tür.) Er. 1. Kuvvet ve saldırganlığıyla tanınan hayvan, esed, şir. 2. Cesur adam, bahadır. 3. Bir çeşit çiçek. Arslan Argun: Alpaslan´ın oğlu (1097).
 
ARSLANGİRAY :  (Tür.) Er. Cesur, korkusuz han. Arslan Giray: Kırım hanı (1702-1767).
 
ARSLANŞAH :  (Tür.) Er. - Arslan gibi cesur ve yiğit şah, kral. Cesur komutan. Arslan Şah: Kirman Selçuklu hükümdarı (l 145). ,
 
ARTAN :  (Tür.) Er. 1. Yarar, fayda. 2. Üstünlük, meziyet, nitelik.
 
ARTUÇ :  (Tür.) Er. - Ucu sivri demirle donanmış mızrak.
 
ARTUK :  (Tür.) Er. - Selçuklu Emiri. (XI. yy.). Selçukluların ünlü hakanı Alpaslan´ın emrinde Malazgirt savaşı­na katıldı.
 
ARÜSEK :  (Fars.) Ka. 1. Gelin, küçük gelin. 2. Bebek gibi güzel kız. 3. İşlemecilikte kullanılan yeşil parlak sedef. 4. Ateş böceği. 5. Küçük bir mancınık çeşidi.
 
ARZIK :  (Tür.) Er. - Dindar, sofu.
 
ARZU :  (Ar.) Ka. 1. İstek, bahşiş. 2. Emel, heves, meyl. 3. Özlemek, müştak olmak. "Arzum" olarak da kullanılır. Meşhur halk hikayelerinde Kamber´in sevgilisi.
 
AS :  (Ar.) Er. 1. Mersin ağacı. 2. (Fars.) Değirmen.
 
ASAF :  (Ar.) Er. 1. Vezir. 2. Erdem, ileri görüşlülük, yönetimde başarı. Hz. Süleyman´ın ünlü veziri. Süleyman (a.s.)´ın en çok güvendiği kişiydi. Neml suresinde anlatılanlar Asaf üzerine yorumlandı. Daha sonra padişahın vezirlerine Asaf unvanı verildi.
 
ASAL :  (Tür.) Er. - Başlıca, esaslı, temel.
 
ASALET :  (Ar.) Er. - Soy temizliği, soyluluk.
 
ASENA :  (Tür.) Er. - Kurt.
 
ASFA :  (Ar.) Er. - Çok saf, en temiz, halis.
 
ASGAR :  (Ar.) - En küçük, daha küçük. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ASHAB :  (Ar.) Er. 1. Sahib´in çoğulu. 2. Hz. Muhammcd (s.a.s)´i görüp ona tabi olan kişiler. İnsanlık alemi­nin en seçkin simaları ve örnek nesli­dirler. Haklarında varid olan naslarla korunmuşlar, Allah´ın yardımını müşahade etmişler ve büyük peygambe­rin öğret
 
ASIF :  (Ar.) Er. - Pek sert, pek şiddetli, şiddetle esen.
 
ASIFE :  (Ar.) Ka. - Şiddetle esen rüzgar. Kur´an´da Yunus 22, İbrahim 18 ve En´am suresi 81. ayetlerde geçer.
 
AŞIK :  (Tür.) Er. 1. Bir başkasını aşkla seven. 2. Dalgın, unutkan. 3. Tasavvufta Allah´a muhabbet duyan kişi. Aşık Çelebi (1520-1572) Osmanlı şair ve yazarlardan.
 
ASİL :  (Ar.) Er. 1. Sağlam. 2. İyice kökleşmiş, yüksek duygularla hareket eden. 3. Kendi kendine hareket eden. 4. Soyu, sopu belli. Necip.
 
ASIM :  (Ar.) Er. 1. Yasak, yanına yaklaşılamayan. 2. Günahtan, haramdan çekinen. 3. İffetli, afif, ismetli, perhizkar. Asım b. Umeyr: (749). İslam komutanlarından. Maveraünnehir fethine katıldı ve yiğitliğiyle ün saldı.
 
ASİME :  (Fars.) Er. - Akılsız, beyinsiz, şaşkın, sersem. - İsim olarak kulLanılmaz.
 
AŞİR :  (Ar.) Er. 1. Ondabir, onuncu. 2. Samimi dost ve arkadaş. 3. Koca. 4. Aşar toplayan. 5. Kur´an-ı Kerim´den 10 ayetlik bir bölümü okuma. Aşir Efendi (Mustafa). Osmanlı Şeyhülislamı (1728-1804).´Bursa, Mekke ve İstanbul kadılıklarında bulundu. 1758-1800´de
 
ÂSİYE :  (Ar.) Ka. - 1. Kederli üzüntülü. Musa (a.s.)´ı daha bebekken Nil´den kurtarıp sarayda büyüten ve sonra onun peygamberliğine iman eden kadın. Kur´an´da Fir´avun´un karısı olduğu belirtilmiştir. Fakat ismi zikredilmemiştir. - (bkz. Kasas: 9
 
ASİYE :  (Ar.) Ka. 1. Sütun, direk, kolon. 2. Mersingiller, mersin ağacı tü­ründen ağaçlar. 3. İsyan eden, itaatsiz, başkaldıran, serkeş, bagi. 4. Allah´ın emirlerini yerine getirmeyen, günahkar. 5. Haydut, şaki. -Bu isim Rasulullah tarafından yasaklanmıştır. İçe
 
ASKER :  (Ar.) Er. 1. Ordu, ordu örgülüyle ilgili. Vazife yapan. 2. Ülke savunmasında istihdam edilmek üzere eğitilip donatılan kimse. 3. Rütbesiz asker, er.
 
ASKERÎ :  (Ar.) Er. - Orduya mensup. Orduyla alakalı. Askeri (Ebu Ahmed el-Hasan b. Abdullah el): Zamanının ünlü alimlerdendir (903-993). Ebu Davud esSicistani´nin talebesiydi.
 
AŞKIN :  (Tür.) 1. Geçkin, aşmış olan. 2. Ölçüyü kaçıran, coşkun. 3. Fazla. 4. Sonra. 5. Benzerlerinden da­ha üstün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ASLI :  (Ar.) Ka. 1. Asıl, tek, dip, kütük, temel, esas, kaide, kural, hakikat. 2. Soy, sop, nesep. 3. Bir şeyin belli başlı kısmı, başlangıç, baş yer, sıhhat. 4. Hakiki, esaslı, halis, safi. 5. Esasen, zaten, başlıca, en ziyade, hakikaten.
 
ASLIHAN :  (a.t.i.) Ka. - Aslı ve Han kelimelerinden türetilmiş birleşik bir isimdir. Kerem ile Aslı hikayesinin kadın kahramanıdır. Güzelliğinin ya­nında saçlarının uzunluğu ve gürlü­ğünden bahsedilir.
 
ASRİ :  (Ar.) Er. - Zamana uygun, çağdaş.
 
ASUDE :  (Fars.) Ka. 1. Rahatlamış, sükuna ermiş, keder ve sıkıntıdan uzak, müsterih. 2. Sakin, sessiz.
 
ASUMAN :  (Fars.). - Gök, sema, felek. Asuman ile Zeycan hikayesinin erkek kahramanı. Doğu Anadolu´da yaygın olarak anlatılır. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ASUTAY :  (Tür.) Er. - Hırçın tay.
 
ASYA :  (Tür.) Ka. - Dünyadaki kıtaların en büyüğü.
 
ATA :  (Tür.) Er. 1. Baba. 2. Soyun geçmişte yaşamış ferdi. 3. Vermiş, veriş. Bağışlama, ihsan. 4. Yesevi tarikatında mürşid. Ata b. Ebi Rabah: Fıkıh alimi (Mekke 733). Ebu Meysere b. Ebu Hüseyin el-Fikri´nin azatlı kölesiydi. Birçok hadis rivayet etmiştir.
 
ATABEK :  (Tür.) Er. 1. Selçuklu devletinde şehzadelerin terbiyesiyle vazifeli şahıs. 2. Lala. Devlet idaresinde yetki taşıyan naip.
 
ATABEY :  (Tür.) Er. - Devlet yönetiminde bir san. Lala.
 
ATAÇ :  (Tür.) Er. - Atalardan gelen, atalarla ilgili olan.
 
ATAKAN :  (Tür.) Er. -1. Düşünmeksizin her işe sokulan adam. 2. İleri atılan.
 
ATALAY :  (Tür.) Er. - Ünlü, namlı, şöhretli. Atalay Mahmut, Türk güreşçi. Balkan, Avrupa, Dünya ve Meksika Olimpiyatları şampiyonu oldu (1968).
 
ATAMAN :  (Tür.) Er. - (bkz. "Ata"). 1. Ata kişi, başkan, önder. 2. Don kazaklarının önderlerine verilen ad.
 
ATASAGUN :  (Tür.) - Eski Türklerde hekimlere verilen isim.
 
ATAULLAH :  (Ar.) Er. - Birleşik isim. - Allah´ın bağışladığı, hediye ettiği, ihsanı, lütfü. Ataullah Efendi. (Arapzade). Osmanlı Şeyhülislamı (1719-1785) Şam, Mekke, İstanbul kadılıklarında bulundu.
 
ATAY :  (Tür.) Er. - Bilinen, tanınmış.
 
ATIF :  (Ar.) Er. 1. Çevirme, meylettirme, imale. 2. Yükletme, birinin işi veya sözü olduğunu iddia etme, hami, isnad. 3. Yüzünü çeviren, meyleden, mail, müteveccih. 4.Merhamet sahibi, şefkatli, acıyan. 5. Beğenen. Atıf Efendi (Mehmet Kuyucaklı. (-İst. 1847). Os
 
ATIFET :  (Ar.) Ka. 1. Birine iyi niyet ve sevgi ile yönelme, teveccüh, meyi. 2. Karşılık beklemeden gösterilen sevgi, ihsan.
 
ATİK :  (Ar.) Er. 1. Sırtın üst kısmı. 2. Berrak, saf, karışmamış, kıymetli. 3. Eski, kadim, kühen, dirin. 4. Azatlı, hür. 5. Güzel genç kız. 6. Çok hareketli, çevik, hızlı hareket eden. 7. Asil. 8. Hz. Ebubekir´in lakabı. Peygamber (s.a.s)´in "Sen ateşten kurtul
 
ATİKE :  (Ar.) Ka. - (bkz. Atik). Atike: Kureyş kabilesinden Zeyd b. Amr´ın kızıdır. Hicretten önce İslamiyeti kabul etmiştir. Medine´ye hicret edenler arasındadır. Hz. Ebubekir´in oğlu ile evlenmiştir. Abdullah, Taif te şehid olunca Hz. Ömer´le O şehid edilince
 
ATIL :  (Tür.) Er. - Girişken ol, ilerlemek için çaba göster.
 
ATILAY :  (Tür.) Er. 1. Ünlü, namlı, şöhretli. 2. Atilla´dan sonra tahta geçen ünlü hükümdar.
 
ATILGAN :  (Tür.) Er. 1. Karşısına çıkabilecek engellerden ve tehlikeler­den korkmadan her zaman ileriye atılan. 2. Karşı çıkan, çekinmesi olmayan, cüretkar. 3. Hevesli.
 
ATİYE :  (Ar.) Ka. 1. Bağış, bahşiş, ihsan. Hediye. 2. Gelecek, istikbal.
 
ATKIN :  (Tür.) Er. - Atılmış. Kumaş dokumada kullanılan tabir.
 
ATLAN :  (Tür.) Er. - Ata bin.
 
ATLAS :  (Tür.) Er. 1. Üstü ipek, altı pamuk kumaş, diba. 2. Düz, havasız, tüysüz. 3. Büyük harita. 4. Atlas okyanusu. 5. Kuzey Afrika´da Fas, Cezayir´i geçerek Tunus Körfezi´ne kadar uzanan sıradağlara verilen ad.
 
ATLIHAN :  (Tür.) Er. - Ata binmiş süvari. - Birleşik isim. Atlıhan: Alınca Hanın oğlu. Tatar´ın kutsal göbek soyundan sekizinci kuşak.
 
ATSAN :  (Ar.) Ka. - Susuz, susamış, teşne.
 
ATTAB :  (Ar.). - Yumuşak huylu. Sertlik yanlısı olmayan. Uyumlu. Attab b. Esid. Sahabeden. Mekke valiliği yapmıştır. Rasulullah tarafından atanmıştır.
 
ATTAR :  (Ar.) Er. 1. Güzel kokulu bitki özleri, yağlan vb. satan, güzel koku ticareti yapan kimse. 2. İlaç maddeleri vb. şeyler satan adam. 3. Mahalle aralarında bazı baharatlar ile iğne, iplik vb. satan dükkan sahibi. Attar: Meşhur İranlı şair.
 
ATUF :  (Ar.) Er. - Birine sevgisi olan, sevgi duyan. Allah´a karşı sevgi duyan.
 
ATUFET :  (Ar.) Ka. - Şefkat, merhamet.
 
ATYEB :  (Ar.) Ka. - Çok güzel, pek güzel.
 
AVCI :  (Tür.) Er. l. Avlanan, av spo­ru yapan kişi. 2. Bir şeyi elde etmeye uğraşan. 3. Osmanlı sarayında şikariler diye adlandınlan askeri grup.
 
AVFİ :  (Ar.) Er. Arap düşünür (Basra- ? ) İhvanu´s-Safa denilen İslam felsefe akımının kurucularından biri.
 
AVNİ :  (Ar.) Er. 1. Yardımla ilgili, yardıma ait. 2. Fatih Sultan Mehmed´in şiirde kullandığı mahlas.
 
AVNİYE :  (Ar.) Ka. 1. Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. 2. Yardım etmiş. Yardımla ilgili.
 
AVNULLAH :  (Ar.) Er. Allah´ın yardımı. - Birleşik isim.
 
AVŞAR :  (Tür.) Ka. - Oğuzların önemli bir kolu. Büyük Selçuklu Devleti´nin kurulması ve yakındoğunun Türkleşmesinde büyük rol oynamışlardır.
 
AVVAD :  (Ar.) Er. - Ud çalan, udçu. Avvad (Tevfik Yusuf): Lübnanlı yazar, gazeteci. Diplomat.
 
AY :  (Tür.) Er. 1. Yılın on iki bölümünden biri. 2. Dört hafta, 29-30, 31 günden oluşan zaman dilimi. 3. Kut­sal kitapta adı geçen kent. Kudüs´ün kuzeyi. 4. Dünyanın uydusu. Ay: Mı­sır kralı. Amarnada memurdu. Genç kral Tutank Hamon´un danışmanı oldu. Daha so
 
AYABA :  (Tür.) Er. - Muhammed Tapar´ın oğlu. Büyük Selçuklu Sultanı Sancar´ı Oğuzların elinden tutsaklık­tan kurtarıp tahtına oturttu. Selçuklu­ları istila etmek isteyen Harizm Şah­lan uzun süre engelledi.
 
AYALP :  (Tür.) Er. - Ay kadar parlak ve güzel, yiğit.
 
AYANA :  (Tür.) Er.-Saygı.
 
AYANFER :  (Ar.) Ka. - Gözün ışığı, nuru.
 
AYANOĞLU :  (Ar.) Er. - Ayan: Açık, belirli. Ayan´ın oğlu.
 
AYAS :  (Ar.) 1. Dolunay, mehtap. 2. İskenderun Körfczi´nin batı kıyısında Ceyhan nehrinin ağzının vücuda ge­tirdiği Yumurtalık limanı veya Ayaş koyunun kuzeydoğu kenarında, Ada­na ilinin Yumurtalık ilçesinin idare merkezidir. Ayaş Paşa: Osmanlı sad­razamlarında
 
AYAYDIN :  (Tür.) Er. - Ay ışığı, aydınlığı.
 
AYAZ :  (Tür.) Er. - Soğuk ve Durgun hava. Dondurucu soğuk. Ayaz: Selçuklu emin (Öl. 1105).
 
AYBAR :  (Tür.) Er. 1. Gösterişli, heybetli, görkemli. 2. Korku veren.
 
AYBEG :  (Tür.) Er. -Ay gibi temiz ve aydın yönetici, ileri gelen, bey. Abeg Kutbeddin (Öl. 1210): Delhi Memlükler Devleti´nin kurucusu. İslam´ın Ortaasya´da yayılmasında bü­yük başarılar gösteren, Gazne sultanı Muiziddin´le birlikte savaşıp onun ölümüyle Delhi s
 
AYBEK :  (Fars.) - Put, sanem. - İsim olarak kullanılmaz.
 
AYBEN :  (Tür.) Ka. - Ay benizli.
 
AYBER :  (Tür.) - Ay meyvası. - Er­kek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYBERK: :  (Tür.) Er. 1. Sağlam ay, sağlam kişilik. 2. Şimşek, ay´ın şimşek gibi parlaklığı. 3. Yaprak, ay yaprağı.
 
AYBİGE :  (Tür.) - Büyük ay, dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYBİKEN :  (Tür.) Ka. - Eski Türk hükümdarlarından birinin hanımının ismi.
 
AYCA :  (Tür.) Ka. - Ay gibi güzel, ışıklı, parlak.
 
AYÇA :  (Tür.) Ka. 1. Ayın yeni doğduğu günlerdeki şekli, yeni ay, hilal. 2. Cami kubbelerine ve minare külahlarına konulan hilal şeklindeki süs. 3. Ay kadar güzel, aydınlık.
 
AYÇAN :  (Tür.) Ka. - Ay gibi parlak güzel ve sevimli.
 
AYÇETİN :  (Tür.) Er. - Zor, güç ay.
 
AYCİHAN :  (a.f.i.) - Cihanı aydınla­tan ışık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYÇIL :  (Tür.) Ka. 1. Işık saçan, sürekli parlaklık veren ay. 2. Ay gibi.
 
AYDAN :  (Tür.) Ka. - Ay´a dahil olan. Ay gibi.
 
AYDANUR :  (Tür.) Ka. - Ay´ın ışığı, aydan yayılan ışık.
 
AYDEMİR :  (Tür.) Er. - Marangozların kullandığı kavisli bir keser çeşidi.
 
AYDERUSİ :  (Ar.) Er. - Güney Arabistan´ın eski ve tanınmış bir derviş ailesinden olup (1722-1778) yılları arasında yaşamış, Hindistan, Mısır, Taif, Suriye ve İstanbul´a ziyaretler yapmıştır.
 
AYDİLEK :  (Tür.) Ka. - Ay ve dilek isimlerinden oluşmuş birleşik isim. -Ay´a ait arzu, istek.
 
AYDIN :  (Tür.) 1. Aylı gece, mukmin. 2. Aydınlık, ışıklı, parlak, ruşen, ziyadar, münevver. 3. Açık, belli, ortada, vazıh, aşikar, bahir. 4. Kutlu, uğurlu, mübarek, mesut. 5. Okumuş, kültürlü ileri fikirli, münevver. Kılıçarslanın hanımının ismidir. Erkek ve kad
 
AYDINALP :  (Tür.) Er. - Münevver, bilgili, yiğit, kahraman kişi. Konya Selçuklulan´ndan ünlü bir komutan.
 
AYDİNÇ :  (Tür.) Er. - Cesur, aydın.
 
AYDINTAN :  (Tür.) Er. - Şafak vakti.
 
AYDOĞDU :  (Tür.) Ka. - Doğmakta olan ay. Ay doğdu Bey. Ertuğrul Gazi´nin oğlu veya torunu (1302).
 
AYDOLUN :  (Tür.) Er. - Dolunay, mehtap.
 
AYETULLAH :  (Ar.) Er. 1. Allah´ın ayetleri. 2. Özellikle Şii mollalarının kullandığı isimlerdendir. Allah´ın göndrermiş olduğu yasalar ve emirler. 3. Mucizeler, hikmetler. 4. İz, nişan.
 
AYFER :  (t.f.i.) Ka. 1. Ayyüzlü, ay gibi güzel, parlak ışık saçan. 2. Şan, haşmet sahibi.
 
AYGEN :  (Tür.) Ka. 1. Dost, arkadaş. 2. Sevgili, yar. 3. Temiz yaratılıştı.
 
AYGÜL :  (Tür.) Ka. - Ay´ın gülü.
 
AYGÜN :  (Tür.) Ka. - Gösterişli, ay ve güneş kadar güzel anlamında.
 
AYGUT :  (Tür.) Er. - Karşılık, müka­fat.
 
AYGUTALP :  (Tür.) Er. - (bkz. Aygut). Aygutalp: (XIV. yy.) Türk ko­mutan. Osman Gazi´nin silah arkadaşı. İlk Türk denizcisi İmralı fatihi Kara Ali´nin babası. Yıldırım Bayezid´le birlikte Timur´a esir düşen Timurtaş Paşa´nın dedesi.
 
AYHAN :  (Tür.) Er. - Ay sahibi, ay hakimi. Oğuz Kağan Destanı´na göre, Oğuz´un altı oğlundan biri. Efsanede bahsedilen, Oğuz´un ışıktan doğan karısından olan 3 oğlundan biri. Ayhan´ın 4 oğlu 24 Oğuz boyunun 4´ünü oluşturur. Bunlar Bozoklu soyudur.
 
AYHATUN :  (Tür.) Ka. - Ay yüzlü kadın. Ay ve hatun kelimelerinden birleşik isim.
 
AYİLKİN :  (Tür.) Ka. - İlk çocuklara takılan isim.
 
AYKAÇ :  (Tür.) Er. 1. Söyleyen, konuşan. 2. Akıl veren. 3. Ozan, şair.
 
AYKAN :  (Tür.) Er. - Soylu, asil, temiz kişi.
 
AYKE :  (Ar.) Ka. - Sık koruluk.
 
AYKUT :  (Tür.) Er. 1. Kutlu, uğurlu ay. 2. Karşılık, mükafat.
 
AYKUTALP :  (Tür.) Er. - Mükafat veren kahraman, iyi karşılık veren bahadır.
 
AYLA :  (Tür.) Ka. - Ay´ın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen halka, ayla. Beyaz ışık. (bkz. Hale).
 
AYLİN :  (Tür.) Ka. - Ay´a ait.
 
AYMAN :  (Tür.) Er. - Ay gibi güzel, ışıklı kimse.
 
AYNAMELEK :  (t.a.i.) Ka. - Melek gibi, melek görünüşlü kadın.
 
AYNDİLGE :  (a.t..i.) - Pınar, su, kaynak. - Antakya-Halep arasında, Suriye sınırına çok yakın bir yerde bulunan kaynak su. Tarihte bu kaynak dolayısıyla önemli yerleşim bölgesi olmuştur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYNİ :  (Ar.) Er. 1. Ayn´a ait. 2. Pınar, kaynak, göz. 3. Karşılığı mal olarak ödenmiş. el-Ayni, (1360-1451) yıllan arasında yaşamış İslâm âlimi.
 
AYNIHAYAT :  (Ar.) Ka. ? Hayatın gözü, hayat pınarı.
 
AYNŞEMS :  (Ar.) 1. Güneş kaynağı. 2. Mısır´da bir kasaba. 3. Bir cins değerli taş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYNÜDDEVLE :  (Ar.) Er. - 1. Devletin gözü. 2. Devletin kaynağı. Aynüddevle (Öl. 1152). Danişmendli hükümdar. Melikşah´ın oğlu.
 
AYNUR :  (t.a.i.) Ka. - Ay ışığı.
 
AYPARE :  (f.t.b.i.) Ka. - Ay parçası.
 
AYPERİ :  (t.f.i.) Ka. - Ay yüzlü güzel, dilber.
 
AYRAL :  (Tür.) - Benzerlerinden farklı olan, kendine özgü, değişik. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYSAL :  (Tür.) - Ay gibi, ay´a benzeyen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYSAN :  (Tür.) - Ay gibi, ay yüzlü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYŞAN :  (Tür.) - Ay gibi şanlı, görkemli, parlak. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYŞE :  (Ar.) Ka. - Yaşayan. Rahat yaşayan.
 
AYSEL :  (Tür.) Ka. 1. Bol ışık saçan, ay. 2. Ay´ın en parlak zamanında doğan.
 
AYSEMA :  (t.a..i.) Ka. - Ay gözlü.
 
AYŞEN :  (Tür.) Ka. - Neşeli ay, gülen ay.
 
AYSEN :  (Tür.) Ka. - Ay gibi güzel. Parlak ve nurlu.
 
AYŞENUR :  (Ar.) Ka. - Nurlu, ışıltılı hayat.
 
AYSEV :  (Tür.) - Ay gibi sevgili. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AYŞIL :  (Tür.) Ka. - Ay gibi ışıl ışıl. - Ay ve şıl kelimelerinden birleşik isim.
 
AYŞİRİN :  (Tür.) Ka. - Sevimli ay, ay gibi sevimli. Şirin.
 
AYSU :  (Tür.) Ka. - Su gibi berrak ay.
 
AYSUDA :  (Tür.) Ka. - Suya yansıyan ay.
 
AYŞULE :  (t.a.i.) Ka. 1. Ay kıvılcımı. 2. Ay ışığı.
 
AYSUN :  (Tür.) Ka. - Ay gibi ışıltılı ve güzelsin anlamında.
 
AYTAÇ :  (Tür.) Er. - Başa takılan ay şeklinde taç.
 
AYTEK :  (Tür.) Er. - Ay gibi
 
AYTEKİN :  (Tür.) Er. - Ay şehzadesi, ay prensi.
 
AYTEN :  (Tür.) Ka. 1. Ay yüzlü. 2. Teni beyaz ve parlak olan. 3. Güzel vücutlu.
 
AYTOLUN :  (Tür.) Er. 1. Dolunay. 2. Ay´ın ondördü gibi güzel.
 
AYTUĞ :  (Tür.) Er. 1. Mızrağın ucu­na yapılmış ayın üstüne yapılan tüy. 2. Tuğ, tüy, fars gibi.
 
AYTÜL :  (Tür.) Ka. - Ay ve tül kelimelerinden oluşan birleşik isimlerden. - Son zamanlarda yapılmış, uydurma bir isimdir.
 
AYTÜN :  (Tür.) Er. - Ay ve gece.
 
AYTUNA :  (Tür.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır, (bkz. Tuna).
 
AYVAZ :  (Ar.) Er. 1. Arapça ivaz kelimesinin bozulmuş şekli. 2. Eskiden kibar konaklarda yemek servisi yapan ve sokak işlerinde kullanılan Vanlı Ermenilere verilen ad. Ermeni uşak. 3. Karagöz perdesinin belli başlı tiplerinden biri. 4. Köroğlu destanında bir kah
 
AYYÜKSEL :  (Tür.) Ka. - Yükselen ay.
 
AYZER :  (l.a.i.) 1. Altın renginde ay. 2. Ay´ın altın rengini aldığı an. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
AZAD :  (Fars.) Er. l. Hür, serbest. 2. Kimseye bağımlı olmayan. 3. Kurtul­muş. 4. Müberra. 5. Zarif, nazik.
 
AZAM :  (Ar.) Er. - En büyük, daha büyük, ulu. İmam-ı Azam Ebu Hanife: Hanefi mezhebinin kurucusu. Büyük alim ve müctehid.
 
AZAMET :  (Ar.) Er. - Büyüklük, ululuk.
 
AZER :  (Fars.- İbr.) Er. - Ateş. İbrahim (a.s.)´in babası olduğu söylenir.
 
AZİM :  (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu, cesim, iri, muhteşem. 2. Kuvvetli, şiddetli, derecesi yüksek. 3. Ehemmiyetli, mühim, müthiş.
 
AZİME :  (Ar.) Ka. 1. Kesin kararlılık, niyet, sebat. 2. Cin, yılan ve benzeri şeylerin şerrinden kurtulmak için okunan dua. 3. Büyük iş, büyük günah, büyük bela.
 
AZİMET :  (Ar.) Ka. 1. Kuvvetli bir iradeye dayanan karar, yemin anlamına gelmektedir. 2. Herhangi bir kolaylığa başvurmaksızın bütün güçlüklerin irade gücüyle yenilerek yapılması gerekli olan dini vecibeler.
 
 (Ar.) Er. 1. Muhterem, sayın. 2. Sevgili. 3. Veli, evliya, ermiş. 4. Az bulunur. 5. Allah´ın izzetli kıldığ

mrkydr:


BABA :  (Tür.) Er. 1. Kendi dölünden çocuğu olan erkek. 2. Birinci dereceden erkek akraba. 3. Koruyucu, velinimet. 4. Saygı ifadesi olarak yaşlılara verilen unvan. 5. Ecdad, Ata. 6. Tekke büyüğü. 7. Zencilerde görülen saraya benzer bir hastalık. - Baba Oruç. Oru
 
BABÜR :  (Tür.) Er. 1. Böbürlenme. 2. Hükümdar. - Babürşah. Zahirettin Muhammed (1483-1530). Hindistan´daki Türk-Hint İmparatorluğu´nu kuran kişi.
 
BADE :  (Fars.) Ka. - Şarap, içki. İsim olarak kullanılmaz.
 
BADEM :  (Fars.) Ka. 1. Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç. 2. Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi.
 
BADİ :  (Fars.) Er. 1. Rüzgara veya havaya ait. 2. Geçici. Badi Ahmed (1839-1908). Türk yazar ve şair.
 
BADİYE :  (Ar.) Ka. - Çöl, kır.
 
BAĞATUR :  (Tür.) Er. - Cesur yiğit.
 
BAĞDAGÜL :  (Tür.) Ka. - Değeri ölçülemeyen gül.
 
BAĞDAŞ :  (Tür.) Er. - Yakın arkadaş, dost.
 
BAĞDAT :  (Ar.) Ka. - İrak´ın başkenti olan tarihsel kent. Bağdat Hatun: (XIV. yy.) Emir Coban´ın güzelliğiyle ünlü kızı. İlhanlılar devletinin son hükümdarı Ebu Said Bahadır Han ile evlenmiştir. Bahadır Han´ın ölümünden sorumlu tutularak Arpa Han tarafından öldür
 
BAĞIŞ :  (Tür.) 1. Bağışlanan şey, ihsan. 2. Sıçrayış, atlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAĞLAM :  (Tür.) 1. Cinsleri ayrı ya da birbirlerine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, deste. 2. Bir koşuttaki dörtlüklerin herbiri. 3. Herhangi bir olayda, olaylar durumlar ilişkiler örgüsü ya da bağlantısı. 4. Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen
 
BAHA :  (Ar.) Er. 1. Güzellik, zariflik. 2. Parıltı. 3. Alışma, dadanma. - Bahailik mezhebinin kurucusu.
 
BAHADDİN :  (Ar.) Er. - Dinin güzelligi. Dinin değerlisi.
 
BAHADIR :  (Fars.) Er. - Cesur, yiğit, bağatur. Timur soyundan Hindistan´da hükümdarlık yapmış Türk lider.
 
BAHAMRA :  (Ar.) - Irak´ta bir yer. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAHAR :  (Fars.) Ka. 1. Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart´la Haziran arası, ilkyaz. 2. Güzellik, güzel. 3. Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4. Put, çelipa, sanem. 5. Atılmış pamuk. 6. Ölçek. 7. Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.
 
BAHAULLAH :  (Ar.)Er. - Allah katında değer ve kıymet sahibi.
 
BAHİR :  (Ar.) Er. 1. Deniz, derya. 2. Yalancı, ahmak, alık. 3. Ekin sulayıcı, sulayan. 4. Belli, besbelli, açık, apaçık. 5. Işıklı, parlak, güzel. Bahir (Abdurrahman) İst. 1688-1746). Osmanlı dönemi kadılarından. Şair, bestekar.
 
BAHİRA :  (Ar.) Ka. 1. Kulağı yarık dişi deve veya koyun. Hayvan yavru doğurduğunda veya 5 yavru dişi olduğu zaman hayvanın kulağı kesilerek belirtilirdi. - Kur´an-ı Kerim, bu adetleri kaldırmıştır.
 
BAHİRE :  (Ar.) Ka. 1. Işıklı, parlak, güzel. 2. Dikenli ağaç. 3. Açık, apaçık. 4. Çok koşan cins deve. 5. Vapur.
 
BAHİSE :  (Ar.) Ka. - Söz eden, bahseden.
 
BAHİT :  (Ar.) Er. - Bahtı açık şanslı.
 
BAHRA :  (Ar.) Er. - Timur devletinin güney sınırını koruyan eski bir sınır kalesi.
 
BAHRİ :  (Ar.) Er. 1. Denize ait denize mensup, denizle ilgili. 2. Denizci, levent. 3. Tüyünden kürk olan, patkada denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği.
 
BAHRİYE :  (Ar.) Ka. 1. Donanmaya ait. 2. Libya çölünde vahalar grubu, Bahriye, Mısır´ın büyük vahalar grubunun en kuzeyinde olan aşırı verimli vahalardır. 3. Gönlü geniş, cömert vaha gibi verimli.
 
BAHTEVER :  (Tür.) Er. - Şah Avrangzeb´in gözde kadınlarından biri.
 
BAHTI :  (Ar.) Er. 1. Bahtla, kaderle ilgili. 2. Kimi Divan şairlerinin ortak mahlası.
 
BAHTINUR :  (Ar.) Ka. - Talihli, şanslı, yazgısı parlak.
 
BAHTİŞEN :  (a.f.i.) Ka. - Talihi, kaderi, kısmeti şen. (bkz. İkbal).
 
BAHTİSER :  (a.f.i.) Ka. - Talihli, şanslı, iyi yazgılı. İşleri başından beri iyi giden.
 
BAHTİYAR :  (a.f.i.). 1. Bahtlı, talihli. 2. Mesud, mutlu. Bahtiyar (Ebu Mansur) (942-978). Büveyhilerin hükümdarlarından biri.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAKANAY :  (Tür.). ? Gökyüzünde duran ay, açık seçik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAKİ :  (Ar.) Er. 1. Allah´ın isimlerindendir. Genellikle "abd" takısı alarak kullanılır. Kalıcı, sürekli, devamlı. Varlığının sonu olmayan. Ölümsüz. 2. Artan, kalan, geriye kalan. 3. Korunmuş. Baki: - Ünlü Türk şairlerinden olup asıl adı Abdül­baki Mahmud´dur.
 
BAKİNAZ :  (Fars.) Ka. - Sürekli nazlanan, çok nazlı.
 
BAKIR :  (Fars.) Er. l. İnceleyen, tetkik edip açıklayan. 2. Arslan. 3. Hz. Hüseyin´in Zeyne´l-Abidin´den torununun adı.
 
BAKİYE :  (Ar.) Ka. - Ağlayan kadın. Hüzünlü kadın.
 
BAKİYE :  (Ar.) Ka. - Şehvetli kadın. İsim olarak kullanılmaması uygundur.
 
BAKYAZI :  (Tür.). - Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BALA :  (Tür.) Er. 1. Çocuk yavru. 2. Yüksek, yüce, yukarı 3. Azat. 4. Yedek atı.
 
BALABAN :  (Tür.) Er. 1. Çocuk bekçisi. 2. Gürbüz canlı, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gıyasu´d-Din Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek tarafından İltutmuş´dan sonraki en büyük hükümdar.
 
BALAHATUN :  (Tür.) Ka. - Üstün, asil kanlı. Değerli soy mensubu. Balahatun: Şeyh Edebali´nin kızı ve Osman beyin karısı.
 
BALAMİR :  (Tür.) Er. - Eski bir Türk kağanı. (IV. yy.) Alanları ve Ostrogotları yenerek batıya sürdü.
 
BALDAN :  (Tür.) Ka. - Bal gibi tatlı, şirin, hoş.
 
BALDEMİR :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, şirin.
 
BALER :  (Tür.) Er. - Tatlı dilli, cana yakın kimse.
 
BALGIN :  (Tür.) Ka. 1. Bal´a doymuş. 2. Çok tatlı, bal gibi.
 
BALHAN :  (Tür.) Ka. - Hazar denizi sahilinde Anuderyanın eski yatağının denize vardığı yerde bir dağ silsilesi.
 
BALİ :  (Ar.) Er. - Eski, koca, köhne.
 
BALİBEY :  (a.t.i.) Er. - Osmanlı beylerinden. Bosna beyi olarak Kanuni´nin Belgrad Seferine katıldı. Mohaç savaşında (1526) düşmanı iki yandan çevirerek zaferin kazanılmasında büyük payı oldu.
 
BALIM :  (Tür.). 1. Kardeş. 2. Çok sevgili, samimi arkadaş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BALİSOY :  (a.t.i.) Er. - Eski, köklü soydan gelen.
 
BALK :  (Tür.) Er. - Şimşek.
 
BALKAN :  (Tür.) Er. 1. Sarp ve ormanlık sıradağları. 2. Avrupa´nın güneydoğu bölgesine verilen isim. Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk ve Romanya´yı içerir.
 
BALKAR :  (Tür.) Er. 1. Kuzey Kafkasya´da yaşayan bir Türk boyu. Kıpçaklann bir kolu. 2. Bu boya mensup kişi.
 
BALKI :  (Tür). 1. Parıltı, ışık. 2. Güzel parlak, süslü. 3. Şimşek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BALKIR :  (Tür.) Er. - Parıltı, ışık, şimşek. Balkır Rıza: (Öl. 1945). Türk Karagöz oyunu ustası.
 
BALKIZ :  (Tür.) Ka. - Şirin, tatlı, hoş. Belkıs adının örfte söylenişi.
 
BANGU :  (Tür.) Er. 1. Haykırış, bağırış. 2. Gökgürültüsü, yankı.
 
BANU :  (Fars.) Ka. 1. Kadın hatun, hanım. 2. Kraliçe, prenses. 3. Gelin. 4. Şarap ve gül suyu gibi şeylerin şişesi. 5. Yusuf ve Zeliha öyküsünün kadın kahramanı. - Banu Hanım (Cevheriye Banu). Türk halk şairi. (1864-1914 Çankırı). Kadiri tarikatı bağlılarından.
 
BARAK :  (Tür.) Er. - Oğuzların Bayat boyuna mensup bir oymak. Gaziantep, Kilis ve Nizip çevresinde yaşarlar. - Barak Han: Çağatay hükümdarı (1266-1271).
 
BARAN :  (Fars.) Ka. 1. Yağmur. Mevsim-i Baran, yağmur mevsimi.
 
BARAY :  (Tür.) Er. - Ezeli, öncesi olmayan, öncesiz.
 
BARBAROS :  (İtal.) Er. Kırmızı sakal. Baba-Oruç. Türk denizci kaptan-ı derya. Oruç Gazi´nin İtalyanlarca meşhur olan ismi. Kanuni döneminde yaşayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmekte.
 
BARÇIN :  (Tür.) Ka. - Bir tür ipekli kumaş.
 
BARIK :  (Tür.) Er. 1. Sivri tepeler arasındaki uçurum, yüksek kayalıklardaki çatlaklıklar. 2. Yeşillik, çayırlık yer.
 
BARİK :  (Ar.) Er. 1. Parıldayan. 2. Nazik, dakik, ince. Fikr-i Barik İnce düşünce.
 
BARİKA :  (Ar.) Ka. - Şimşek, yıldırım parıltısı.
 
BARIKHAN :  (Tür.) Er. - (bkz. Barık).
 
BARIM :  (Tür.) Er. - Varlık, servet, zenginlik.
 
BARIN :  (Tür.) Er. 1. Bütün, hep. 2. Güç kuvvet. 3. Göğüs. 4. Moğol devrinde Orta Asya´da büyük beyliklerden biri.
 
BARIŞ :  (Tür.) Er. 1. Savaşsızlık durumu. 2. Savaştan sonra silah bırakma, uzlaşma sulh. 3. Dirlik, düzenlik.
 
BARKAN :  (Tür.). 1. Çöllerde rüzgarın esme yönüne dikey doğrultuda oluşan ay biçimindeki küçük kumsal külle. 2. Hareketli kumul. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BARKIN :  (Tür.) Er. - Yolculuk eden, yolcu gezgin.
 
BARLAS :  (Tür.) Er. - Kahraman, savaşçı.
 
BARS :  (Tür.) Er. l. Kaplana benzeyen yırtıcı hayvan. 2. Arı oğulu. -İsim olarak kullanılmaz. Barsbay: (el-Melikü´1-Eşref (Öl. 1438). Mısır Memluklan sultanı. Çerkez hanedanındandır.
 
BARTU :  (Tür.) Er. - En eski Türk kağanlarından biri.
 
BASAK :  (Tür.) Er. - Sağlam, dayanıklı.
 
BAŞAK :  (Tür.) Ka. 1. Tahıl tanelerini taşıyan kısım, sünbüle: Buğday başağı. 2. Hasattan artakalan şey. 3. Okun uç kısmındaki sivri demir.
 
BAŞAR :  (Tür.) Er. - Başarılı ol, işi sonuçlandır.
 
BAŞARMAN :  (Tür.) Er. - Yaptığı işi başarıyla sonuçlandıran.
 
BAŞAY :  (Tür.). - Birinci, ilkay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAŞBUĞ :  (Tür.) Er. - Başkumandan, hükümdar. - Eski Türklerde orduya kumanda eden hükümdar veya komutanlar..
 
BAŞEĞMEZ :  (Tür.) Er. - Buyruk altına girmeyen, kişilikli.
 
BAŞİR :  (Ar.) Er. 1. Müjdeci. 2. Güler yüzlü, mesut, mutlu.
 
BASİR :  (Ar.) Er. 1. Göz. 2. Görme. 3. Allah´ın sıfatlarından, herşeyi gören ("Abd" takısı almadan kullanılmaz).
 
BASİRET :  (Ar.) Ka. 1. Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. 2. Ön görüş, seziş.
 
BAŞKAYA :  (Tür.) Er. ? Kayaların başı, güçlü, kuvvetli.
 
BAŞKAYNAK :  (Tür.) Er. - İlk kaynak. Ana kaynak.
 
BAŞKUR :  (Tür.) Er. - Türk çadırlarının çevresindeki kanatlan örten bölümlerin üst tarafına bağlanan ve 18 cm eni olan kuşak.
 
BAŞKURT :  (Tür.) Er. - Ural dağlan bölgesinde yaşayan ve Türklerin Kıpçak kolundan olan bir boy. Asıl ismi Başkırt´tır. Ural dağlannın güneyinde yerleşiktirler
 
BAŞKUT :  (Tür.) Er. - Kutlu, talihli kimse.
 
BAŞOK :  (Tür.) Er. - Önde olan yiğit.
 
BAŞOL :  (Tür.) Er. - Başta ol, önder ol.
 
BAŞÖZ :  (Tür.) Er. - Önemli soydan gelen.
 
BASRİ :  (Ar.) Er. - Basralı, Basra şehrinde oturan. Hasan´ı Basri´ye izafeten kullanılmıştır.
 
BATI :  (Tür.) - Güneşin battığı yön ve bu yöndeki ülkeler. Erkek ve kadın adı, birleşik isim yapılarak kullanılır.
 
BATIBOY :  (Tür.) Er. - Türklerin göç sonucu batıya yerleşen oymakları.
 
BATIGÜL :  (Tür.) Ka. - Batı´da açan yetişen gül.
 
BATIR :  (Tür.) Er. - Yiğit, kahraman, bahadır.
 
BATTAL :  (Ar.) Er. 1. Cesur, kahraman. 2. Pek büyük. 3. İşe yaramaz, hantal. 4. İşsiz. Battal Gazi: Emevilerin VII. yy. Bizans´a düzenledikleri sefer ve savaşlarda ün salmış komutanı.
 
BATU :  (Tür.) Er. - Üstün gelen, gücü yeten, galip.
 
BATUHAN :  (Tür.) Er. - Altınordu devletinin kurucusu (1204-1255). Cengiz Han´ın torunu.
 
BATUR :  (Tür.) Er. - Kahraman, yiğit, cesur, bahadır.
 
BATURALP :  (Tür.) Er. - Yiğitler yiğidi.
 
BAVER :  (Fars.) Er. - Tasdik, inanma. Sağlam, pek doğru.
 
BAYAR :  (Tür.) Er. 1. Ulu, yüce saygın, soylu. 2. Ekilmemiş toprak.
 
BAYBARS :  (Tür.) Er. - Bahri Memlüklerin sultanı olup Kıpçak ülkesinde doğmuştur. Baybars (el-Melikü´l-Zahir Rüknettin). (1223 Şam - 1277). Eyyubi hanedanını ortadan kaldırıp Abbasi halifeliğinin yeniden kurulmasını sağladı.
 
BAYBAŞ :  (Tür.) Er. - Zengin, ileri gelen, saygın.
 
BAYBORA :  (Tür.) Er. - Fırtına.
 
BAYÇA :  (Tür.). - Zengin, varlıklı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BAYDAK :  (Tür.) Er. - Bayrak.
 
BAYDAN :  (Tür.) Er. - Şımarık, gururlu, kendini beğenmiş.
 
BAYDAR :  (Tür.) Er. - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.
 
BAYDIR :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.
 
BAYDU :  (Tür.) Er. - İlhanlı devleti hükümdarı Hulagunun torunu. 11 ay İlhanlı devleti hükümdarı oldu.
 
BAYDUR :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, cesur.
 
BAYER :  (Tür.) Er. - Zengin, varlıklı kimse.
 
BAYEZİT :  (Ar.) Er. - Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı şehzadelerinin genel adı. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaşehir 1403). Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat´ın Gülçiçck Hatun´dan olma oğlu.
 
BAYGÜÇ :  (Tür.) Er. - Zengin ve güçlü kimse.
 
BAYINDIR :  (Tür.) Er. - İmar edilmiş, mamur.
 
BAYKAL :  (Tür.) Er. - Yaban kısrağı Orta Asya Türk ülkelerinde yaşar.
 
BAYKAM :  (Tür.) Er. - Hekim, doktor.
 
BAYKAN :  (Tür.) Er. - Bay soyundan, zengin. Baykan (XIV. yy. Kars). Türk halk şairi. Timur´un 1386´da Kars´ı Karakoyunlular´dan alması üzerine ünlü bir destan yazdı. Anadolu-Azerbaycan sahasının en eski aşığıdır.
 
BAYKARA :  (Ar.) Er. 1. Helak olma, mahvolma. 2. Böbürlene böbürlene, salınarak yürüme. 3. Malı çok olma. Baykara: Timuroğullan şehzadesi. Timur´un torunu Şeyh Ömer´in oğludur.
 
BAYKOCA :  (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.
 
BAYKUT :  (Tür.) Er. - Kutlu talihli.
 
BAYLAN :  (s.) Ka. 1. Nazlı, şımarık. 2.Bayla büyüdü bir dediği iki edilmedi.
 
BAYMAN :  (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.
 
BAYRAM :  (Tür.) Er. 1. Neşe ve sevinç günü. Dini bakımdan hususi değeri olan ve milletçe kutlamalar yapılan gün veya günler.
 
BAYRI :  (Tür.) Er. - Çok eski zamanlarda var olmuş, eskiden beri var olan.
 
BAYSAL :  (Tür.) Er. - Soylu, ünlü kişi.
 
BAYSAN :  (Tür.) Er. - Zengin, tanınmış.
 
BAYSUNGUR :  (Tür.) Er. - Akkoyunlu hükümdarlarından. Gıyase´d-Din Baysungur. Timur´un torunu ve Şahruh Mirzanın oğlu. Büyük bir hattattır ve resim ve sanatın koruyucusu olarak tanınmıştır.
 
BAYTAL :  (Tür.) Er. 1. Kısrak. 2. Bayır, yokuş.
 
BAYTEKİN :  (Tür.) Er. - (bkz. Baytal).
 
BEDAHŞAN :  (Fars.). - Amu-derya´nın kaynağı olan Perc´in yukarı mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BEDAYİ :  (Ar.) Er. - Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyler.
 
BEDEL :  (Ar.). 1. Değer, kıymet. 2. Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BEDİ :  (Ar.) Er. 1. Bir şeyi örneği olmadığı halde meydana getiren. 2. Yoktan vareden. Allah´ın 99 isminden birisidir. 3. Söz estetiği, halin muktezasına uyan delilleri açık şekilde belirtme ve sözü güzelleştirme yollarına ait bilgiler toplamı. 4. Güzel, güzell
 
BEDİA :  (Ar.) Ka. 1. Yüksek estetik değerde, sanat eseri. 2. Beğenilen ve takdir edilen şey. Eşi az bulunur güzellikte. 3. Ülkü, ideal.
 
BEDİD :  (Fars.) Er. - Meşhur, görünür, açık meydanda. (Hüveyda).
 
BEDİH :  (Ar.) Er. - Şan ve şerefi büyük olan.
 
BEDİHE :  (Ar.) Ka. 1. Düşünmeden, birden bire söylenen güzel söz. 2. Başlangıç.
 
BEDİHİ :  (Ar.) Er. - Besbelli, açık-apaçık.
 
BEDİR :  (Ar.) Er. - Dolunay, ondört gecelik ay.
 
BEDİRAN :  (Fars.) Ka. 1. İşleri kötü idare eden. 2. Çapkın kadın.
 
BEDİRHAN :  (Fars) Er. - İleri görüşlü, aydın lider.
 
BEDİÜZZAMAN :  (Ar.) Er. 1. Zamanın harikası. 2. Asrın mükemmel insanı. - Daha çok lakab olarak kullanılır. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Ris
 
BEDRAN :  (Fars.) Ka. 1. Sert başlı at.2. Daima. 3. Hoş latif, yakışıklı.
 
BEDREDDİN :  (Ar.) Er. 1. Din´in nuru, ışığı. 2. Dinin aydınlığı, dinde bilgelik. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
 
BEDREKE :  (Fars.) Ka. - Yol gösteren, kılavuz.
 
BEDRİ :  (Ar.) Er. 1. İçi altın dolu kese. Bedr-i Dilşan b. Mehmed b. Oruç b. Gazi b. Şeban: (XV. yy. il yarısı) Türk şairlerinden. Murat II. adına yazdığı Murat namesi ünlüdür. 2. Ayla ilgili, ayın ondördü gibi güzel.
 
BEDRİYE :  (Ar.) Ka. 1. Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay´a ait. 2. Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri.
 
BEDRULCEMAL :  (Ar.) Er. 1. Ay yüzlü. 2. Fatımi devleti vezir ve serdarlarındandır. 2 defa Şam valisi olmuştur. (1013-1094).
 
BEDRUNNİSA :  (Ar.) Ka. - Dolunay yüzlü kadın.
 
BEDÜK :  (Tür.) Er. - Büyük, yüce, gösterişli, önemli.
 
BEGÜM :  (Fars.) Ka. - Kadın hükümdar, prenses. Doğu Türk hükümdarlarının harem ve kızlarına isim olarak verilirdi.
 
BEHÇET :  (Ar.) Er. 1. Sevinç. 2. Güzellik, güleryüzlülük. 3. Şirinlik. Bu kelime Kur´an-ı Kerim´in Neml suresi 60. ayetinde geçmektedir.
 
BEHİÇ :  (Ar.) Er. - Şen, güzel, güler-yüzlü adam. Kur´an-ı Kerim´de adı geçen kelimelerdendir. - (bkz. Hac, ayet 5).
 
BEHİCE :  (Ar.) Ka. - Şen, güzel, güleryüzlü kadın.
 
BEHİRE :  (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. Soyu-sopu temiz kadın. 2. Şişmanlıktan dolayı nefes darlığı olan.
 
BEHİŞT :  (Fars.) Er. 1. Cennet. 2. Uçmak.
 
BEHİYE :  (Ar.) Ka. - Beha´dan güzel.
 
BEHLÜL :  (Ar.) Er. 1. Çok gülen, çok gülücü. 2. Hayır sahibi, çok iyi adam. 3. Bir İslam sofisi, Behlül-i Dana. Harun er-Reşid´in kardeşinin adı olup, delice hareketleriyle meşhur olmuştur.
 
BEHMAN :  (Fars.) Er. 1. Filan filanca. 2. Fars takviminde 11. ay´a ve her ayın 2. gününe delalet eder.
 
BEHMAR :  (Fars.) Er. - Çok ziyade, fazla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BEHMENYAR :  (Fars.) Er. - İbn Sina mektebine mensup ve Arapça telifleri olan filozof. (X-XI. yy.). İbn Sina´nın kitaplarını şerhetmişir.
 
BEHNAN :  (Ar.) Er. - Güleç, güler yüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam.
 
BEHNANE :  (Ar.) Ka. - Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadın.
 
BEHRA :  (Fars.) Ka. l. Onun için ondan dolayı. 2. Bir Arap kabilesi olup Hunus ovasında yerleşmişlerdir.
 
BEHRAM :  (Fars.) Er. 1. Merih yıldızı. 2. Her ayın 20. gönü. 3. Acem pehlivanlarından birinin adı. 4. İran hükümdarlarından birkaçının adı ki en meşhuru yaban eşeği avına pek düşkün olan "Behram Gûr"dür.
 
BEHRAMŞAH :  (Fars.) Er. 1. Gazne sultanı. 2. Kirman Selçukluları hükümdarı. 3. Eyyubilerin büyük şairi.
 
BEHREM :  (Ar.) Ka. - Asfur çiçeği kırmızı gül.
 
BEHZAD :  (Ar.) Er. - Ressam, minyatürcü.
 
BEKATA :  (Tür.) Er. - İleri gelen, saygın. Soylu, isim yapmış sülaleden.
 
BEKDİL :  (Tür.) Er. 1. Doğru sözlü, mert. 2. Gönlü zengin. Baygönüllü.
 
BEKİL :  (Ar.) Er. - Yakışıklı, süslü delikanlı, genç.
 
BEKİR :  (Ar.) Er. 1. Sabahları erken kalkmayı alışkanlık edinen kimse, bakir. 2. Yeni doğmuş. 3. Öncesi, İsmaili zümresine ait büyük bir Arap kabilesi.
 
BEKRİYE :  (Ar.) Er. 1. Her şeyin evveli, ilk çocuk. 2. Genç ve taze kız. 3. Dişi deve yavrusu.
 
BEKSAN :  (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, saygın. 2. Bey ünvanı taşıyan.
 
BEKTAŞ :  (Fars.) Er. 1. Akran. 2. Eş, müsavi. - Bektaşi: Hacı Bektaş Veli tarikatına mensubolan kişi, Horasan´da gelip Anadolu´ya yerleşen Hacı Bektaş Veli tarafından kurulduğu ileri sürülen tarikata mensup ilk zamanlan bilinmeyen bu tarikat, sonradan batıni bir
 
BEKTÖRE :  (Tür.) Er. - Güçlü, değişmez töreleri olan, törelerine bağlı.
 
BELAZURİ :  (Ar.) Er. - II. yy. Arap tarihçilerinin en büyüklerinden. (Ahmet b. Yahya) Belazur usaresi içmiş ve şuurunu kaybederek öldüğü için kendisine bu ad verilmiştir.
 
BELEK :  (Tür.) Er. 1. Hediye, armağan. 2. Selçukluların Dersim, Gere, Harput ve Halep emiri.
 
BELEN :  (Tür.) 1. Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık yer. 2. Akdeniz bölgesinde İskenderun´da Suriye´nin Kuzeye ulaşan büyük yolun Amanos dağlarım aştığı geçit üzerinde bulunan kasaba. - Erkek ve kadın adı ola­rak kullanılır.
 
BELGE :  (Tür.) Er. - Bir gerçeğe tanıklık eden şey.
 
BELGİN :  (Tür.) Ka. 1. Alamet, nişan, marka. 2. Tam ve kesin olarak belirlenmiş, sarih.
 
BELHİ :  (Ur.). - Belh şehrine mensup (Afganistan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BELİĞ :  (Ar.) Er. 1. Fasih ve düzgün konuşan. 2. Açık, yeterli, tam.
 
BELİK :  (Tür.) Ka. - Saç örgüsü.
 
BELİN :  (Tür.) Ka. - Gözlerini açıp baka kalmış şaşkın.
 
BELKIS :  (Ar.) Ka. - Müslümanların seba melikesine verdikleri isim. - Güneşe tapan bir kavmin kraliçesi iken Hz. Süleyman´a biat ederek kendisiyle evlenmiş ve müslüman olmuştur. Kur´an´da ismi lafzen geçmemiştir. Fakat Hz. Süleymanla arasında geçen olaylar Neml s
 
BEL´AM :  (Ar.) Er. 1. Terbiyesiz, aç gözlü, pisboğaz, obur. 2. Hz. Musa hakkında İsrailoğullarını kandırarak yalan söyleyip dünya menfaatından ötürü gerçeğe sırtını dönen, bilge olmasına rağmen küfrü tercih edip Hz. Musa´ya beddua etmesiyle tanınmış olan "Bel´am b
 
BENDE :  (Fars). 1. Bağlanmış kimse, tutsak. 2. Kul, köle. 3. Yürekten bağlı. 4. Büyük aşkla seven. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BENDER :  (Fars.) Er. - Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limanı.
 
BENGİ :  (Tür.) Er. - Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.
 
BENGİSU :  (Tür.) Ka. - Ebedilik, ölümsüzlük veren su, Ab-ı hayat.
 
BENGÜ :  (Tür.) Ka. - Ebedi, sonu olmayan.
 
BENNA :  (Ar.) Ka. - Yapı yapan, mimar, kalfa, dülger.
 
BERA :  (Ar.) Er. - 1. Fazilet. 2. Seçkin olma vasfı. 3. Olgunluk. el-Bera´ b. Azib: Ashabdandır. (Küfe-691). Bedir gazası dışında bütün savaşlara katıldı. Rey ve Kazvin´i fethetti. Kufe´de vefat etti.
 
BERAT :  (Ar.). 1. Resmi belge, imtiyaz belgesi. 2. Osmanlıda bir kimseye verilen nişan, rütbe veya toprak imtiyazını gösterir belge. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BERCA :  (Fars.). - Yerinde tam doğru ve münasip. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılabilir.
 
BERCESTE :  (Fars.) Ka. 1. Seçilmiş, beğenilmiş. 2. Güzel, hoş, latif.
 
BERÇİN :  (Fars.) Ka. - Toplayıcı.
 
BERCİS :  (Ar.) Ka. 1."Müşteri" denilen yıldız, Jüpiter gezegeni. 2. Sütü çok olan deve.
 
BEREKET :  (Ar.) Ka. 1. Bolluk. 2. Meymenet, saadet, mutluluk, Allah vergisi.
 
BEREN :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, akıllı.
 
BERFİN :  (Fars.) Ka. 1. Kardan yapılmış. 2. Tertemiz, kar gibi beyaz.
 
BERGÜZAR :  (Fars.) Ka. - Hediye, hatıra, andaç.
 
BERGÜZİN :  (Fars.) Ka. - Seçkin, beğenilmiş makbul.
 
BERHUZ :  (Fars.) Er. - Dağarcık, torba.
 
BERİ :  (Ar.) Er. 1. Salim, kurtulmuş. 2. Temiz, Arınmış.
 
BERİA :  (Ar.) Ka. - Olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan sevgili.
 
BERİD :  (Ar.) Er. 1. Haberci. 2. Eskiden müslüman devletlerde posta ve haber alma örgütünün adı.
 
BERİN :  (Fars.) Er. 1. En yüksek, çok yüce. 2. Soylu.
 
BERİRE :  (Ar.) Ka. - İnam ve ihsan sahibi. Saliha ve vazifesini yapan hanım.
 
BERK :  (Tür.) Er. 1. Sağlam, kuvvetli. 2. Katı, sert. Şiddetli. 3. Hızlı. 4. Orman. 3. Arı, şimşek, yaprak.
 
BERK YARUK :  (Tür.) Er. - Selçuklu Sultanı. (Öl. 1104). Melikşah´ın oğlu.
 
BERKA :  (Ar.). - Kuzey Afrika´da eski bir şehir. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
 
BERKAN :  (Ar.) Er. 1. Şakıma, parıldama. 2. Kıvırcık tüylü kuzu postu kürkü.
 
BERKANT :  (Tür.) Er. - Güçlü, bozulmaz, yemin.
 
BERKE :  (Tür.) Er. 1. Kama. 2. Altınordu hükümdarı. Cengiz Han´ın torunu ve Cuci´nin 3. oğludur.
 
BERKEL :  (Tür.) Er. - güçlü el.
 
BERKER :  (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kişilikli.
 
BERKİ :  (Tür.) Er. - Şimşek gibi parlak.
 
BERKİN :  (Tür.) Er. - Sağlam güçlü kuvvetli.
 
BERKKAN :  (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.
 
BERKMAN :  (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam, kişilikli.
 
BERKSAN :  (Tür.) Er. - Güçlü tanınan kimse.
 
BERKSU :  (Tür.) Er. - Soğuk ve keskin su.
 
BERKÜN :  (Tür.) Er. - Sağlam, güçlü tanınmış.
 
BERMAL :  (Fars.) Ka. - Dağ tepesi, doruk. - (bkz. Şahika, zirve).
 
BERNA :  (Fars.) - Genç delikanlı, yiğit. - Kadın ve erkek için kullanılır.
 
BERRA :  (Ar.). - Doğru sözlü, hayır işleyen kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BERRAK :  (Ar.) Ka. 1. Duru, saf, bulanık olmayan, nurlu. 2. Şimşek, parıltı. 3. Kulağa hoş gelen ses.
 
BERRAKA :  (Ar.) Ka. - Aydınlık görünüşlü güzel kadın.
 
BERRAN :  (Fars.) Ka. - Kesen, kesici, keskin.
 
BERRİN :  (Fars.) Ka. - Yüksek yüce.
 
BERŞAN :  (Fars.) Ka. - Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden kimse.
 
BERŞE :  (Tür.) Ka. - Hep, bütün, çok.
 
BERTER :  (Fars.) Er. - Üstün, yüksek nitelikli, değerli.
 
BERZALİ :  (Ar.) Er. - Ebu´l-Kasım b. Muhammed. - Arap tarihçilerinden-dir.
 
BERZEN :  (Fars.). - Yöre, mahalle, yol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BESALET :  (Ar.). - Korkusuzluk, yüreklilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BESAMET :  (Ar.) Ka. - Güleryüzlülük, şenlik.
 
BEŞAREDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin müjdesi. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
 
BEŞARET :  (Ar.) Ka. 1. Müjde, muştu, iyi haber. 2. Güler yüzlülük, gülümseme.
 
BESİM :  (Ar.) Er. - Güleryüzlü, güleç adam.
 
BEŞİR :  (Ar.) Er. 1. Müjde getiren müjdeci. 2. Güleryüzlü güleç adam. Kur´ani bir kavramdır. İnsanlara Allah´ın emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatı haber veren peygamberler ve Kur´an için kullanılmıştır.
 
BEŞİRE :  (Ar.) Ka. 1. Müjde getiren, müjdeci. 2. Güleryüzlü, güleç hanım
 
BESTE :  (Fars.) Ka. 1. Kapalı, bağlı, bitiştirilmiş bağlanmış. 2. Müzikte, şarkının makam ve ahengi.
 
BEŞUŞ :  (Ar.) Ka. 1. Okşadıkça süt veren deve. 2. Araplarca çok meşhur ve meş´um bir kadın.
 
BETİK :  (Tür.) Er. - Yazılı olan şey, yazılmış yapıt.
 
BETİM :  (Tür.). 1. Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açık bir biçimde, söz ya da yazıyla anlatma, tasvir. 2. Herhangi bir şeyin resmi ya da heykeli.
 
BETÜL :  (Ar.) Ka. 1. Bakire. 2. Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3. Ayrı kök salan fidan. 4. Hz. Meryem´in lakabı. 5. Hz. Muhammed (s.a.s)´in kızı Hz. Fatıma´nın lakabı.
 
BEYAN :  (Ar.). 1. Bildirme, söyleme, açıklama. 2. Belagat ilimlerinden ikincisi. 3. Belli apaçık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BEYATİ :  (Ar.) Er. 1. Gece uyuma, gece iş görme, geceyi işiyle geçirme. 2. Türk müziğinin en eski makamlarından olup, hala kullanılmakta olan bir makamdır.
 
BEYAZ :  (Ar.) Ka. 1. Ak, en açık renk. 2. Aydınlık. 3. Deri rengine göre bir insan ırkı. 4. Yumurta akı. -Mahalli yerlerde kadın adı olarak kullanılmakladır.
 
BEYAZIT :  (Ar.) Er. - Ebu Yezid, Yezid´in babası, kısaltılmıştır. - Arapça´dan Türkçeleşmiş.
 
BEYBOLAT :  : (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü, saygın kimse.
 
BEYDA :  (Ar.) Ka. 1. Tehlikeli yer. 2. Sahra, çöl. 3. Mekke ile Medine arasında düz bir yer.
 
BEYHAK :  (Ar.) Er. - Horasan´ın Nişabur eyaletinde bir bölge.
 
BEYHAKİ :  (Ar.) Er. - el-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Şafii fakihlerindendir.
 
BEYHAN :  (Tür.) Ka. - Hükümdarların üstünü. Seçkin han. Beyhan Sultan: Mustafa III. kızı.
 
BEYREK :  (Tür.) Er. 1. Çok nazik, efendi, bey. 2. Hüzünlü.
 
BEYSUN :  (Tür.) Ka. - Nazik insan.
 
BEYTİYE :  (Ar.) Ka. - Eve ait, evle ilgili.
 
BEYTÖRE :  (Tür.) Er. - Baş adet, adetleri yerine getiren.
 
BEYZA :  (Ar.) Ka. 1. Daha ak, çok beyaz. 2. Günahtan kaçınmış. Günahla kirlenmemiş.
 
BEYZADE :  (Tür.) Er. 1. Beyoğlu. 2. Soylu kimse. - Farsça´dan birleşik isim olarak Türkçeleştirilmiştir.
 
BEYZAVİ :  (Ar.) Er. - Beyzavi (Abdullah b. Ömer). İran´da yaşamış Tefsir ve Kelam alimi. Şafii mezhebindendir. Tefsirin yanında fıkıh usulü, kelam ve irab hakkında eserler vermiştir.
 
BEZEN :  (Tür.) Ka. - Süs, benek, zinet.
 
BEZMİ ALEM :  (Ar.) Ka. - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid´in annesi.
 
BİCAN :  (Fars.) Er. 1. Cansız, ruhsuz. 2. Canını esirgemeyen, şehit.
 
BİDAYET :  (Ar.) Ka. - Başlama, başlangıç.
 
BİDİL :  (Tür.) Er. - Hindistan´da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.
 
BİGE :  (Tür.) Ka. - Evlenmemiş, çouğu olmamış.
 
BİHRUZ :  (Fars.) Ka. - İyi gün, güzel gün anlamında. Bihruze Hatun: Şah İsmail´in zevcesi. Çaldıran´da yenilip her şeyini bırakan Şah İsmail´in zevcesi.
 
BİHTER :  (Fars.) Ka. - Pek iyi, daha iyi.
 
BİHTERİN :  (Fars.) Ka. - En iyi, pek iyi.
 
BİKE :  (Tür.). - Benzersiz, eşsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİLAD :  (Ar.) Er. - Şehirler bölge, eyalet, memleket isimlerini ifade için terkiplerde kullanılır.
 
BİLAL :  (Ar.) Er. - Su gibi ıslatan, ıslatış, ıslaklık. Bilal b. Raba: İslamın ilk müezzini, Habeş asıllı olup İslamı köle olarak ilk kabul edenlerden birisidir.
 
BİLAN :  (Tür.) Er. - Süslü ve işlemeli kılıç kemeri.
 
BİLAY :  (Tür.). - Ay gibi asil ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİLDAR :  (Fars.) Er. 1. Bel, belleyen, yer kıran, kürek çeken. 2. İstihkam neferi.
 
BİLEK :  (Tür.) Er. - Güç, kuvvet.
 
BİLEN :  (Tür.) Er. - Bilgili, görgülü, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİLGE :  (Tür.). - Bilgili, iyi geniş, derin, bilgi sahibi kimse. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
 
BİLGE HATUN :  (Tür.) Ka. - Kutluk Han´ın annesi. Türk hükümdarı (VIII.yy-).
 
BİLGEHAN :  (Tür.) Er. - Göktürk hakanı (683-734). Babası Kutluğ İlteriş Han´dır.
 
BİLGEKAĞAN :  (Tür.) Er. - (bkz. Bilge). Bilge Kağan (683-734). Göktürk hakanı. İkinci Göktürk hanedanlığının kurucusu.
 
BİLGEKAN :  (Tür.) Er. - Bilgin soydan gelen.
 
BİLGEN :  (Tür.) Ka. - (bkz. Bilge).
 
BİLGER :  (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili, bilge, bilgin.
 
BİLGİN :  (Tür.). - Bilgili kişi (alim, karşılığı olarak da kullanılmaktadır). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİLGİNUR :  (t.f.i.) Ka. - Bilginin ışığı, bilginin aydınlığı.
 
BİLGİYE :  (Tür.) Ka. - Bilgin hanım.- Yanlış yapılmış isimlerdendir.
 
BİLKAN :  (Tür.) Er. - Bilgili.
 
BİLLUR :  (Ar.) Ka. 1. Bazı cisimlerin tabi olarak aldıkları geometrik şekil. 2. Duru, berrak, kesme cam, kristal. 3. Necef taşı. (Mec.) Temiz, pırıl pırıl insan.
 
BİLMEN :  (Tür.) Er. - Bilen, anlayan, bilgili.
 
BİLSEN :  (Tür.) Ka. - Kendini bil.
 
BİNALİ :  (Ar.) Er. - Ali´nin oğlu.
 
BİNALP :  (Tür.) Er. - Yiğitler.
 
BİNAY :  (Tür.) Ka. - Bin tane ay, çok kuvvetli ışık.
 
BİNHAN :  (Tür.) Ka. - Hanların hanı.
 
BİNKAN :  (Tür.) Er. - Soylu kanlar.
 
BİNNAZ :  (Tür.) Ka. 1. Nazlı. 2. Cilveli. 3. Allah´a yalvaran.
 
BİNNUR :  (Tür.) Ka. 1. Nurla özdeşleşmiş. 2. Bin tane nur.
 
BİNTUĞ :  (Tür.) Er. - (bkz. Binkan).
 
BİRANT :  (Tür.) Er. 1. Özel, tek yemin. 2. Özelliği olan yemin.
 
BİRAT :  (Tür.) Er. 1. Asil, soylu, bir aileye mensup. 2. İlk erkek çocuğa verilen isim.
 
BİRAY :  (Tür.) Ka. - Ay gibi tek, eşsiz.
 
BİRCAN :  (Tür.) Er. - Tek, eşsiz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİRCE :  (Tür.) Ka. - Tek, eşsiz, biricik.
 
BİRCİS :  (Ar.) Ka. - Gezegen, Jüpiter, müşteri yıldızı, bercis.
 
BİRDAL :  (Tür.) Er. - Bir tane, tek dal.
 
BİRGE :  (Tür.) Er. 1. Kamçı. 2. Birlikte, beraber.
 
BİRGİ :  (Tür.) Ka. - Batı Anadolu´da İzmir ilinin Ödemiş ilçesinin merkezi, Bozdağ eteklerinde kurulmuştur.
 
BİRGİT :  (Tür.) Er. - Birleşik, birleşmiş, birlik almış.
 
BİRGİVİ :  (Tür.) Er. - Birgivi: Büyük din ve dil alimi (d. 1522) İmam Birgivi lakabıyla şöhret olmuş, vasiyetnamesi ve ilmihali o dönem halkının ihtiyacını karşılamıştır.
 
BİRGÜL :  (Tür.) Ka. - Bir tane, tek gül. Kıymetli gül.
 
BİRHAN :  (Tür.) Er. - Tek yönetici.
 
BİRİM :  (Fars.) Ka. - Bir tanem, biriciğim.
 
BİRKAN :  (Tür.) Er. - Soylu.
 
BİRKE :  (Ar.). 1. Büyük havuz. 2. Gölcük. 3. Göğüs. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİRMA :  (Hint.). - Çin Hindi´nde bir yer. Birmanya diye de tanınır. Birmanya müslümanları ülkelerinin % 30´una ulaşmışlardır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BİRMEN :  (Tür.) Er. - Tek olan, benzeri olmayan kimse.
 
BİROL :  (Tür.) Er. - Tek ad, bir ol.
 
BİRSEN :  (Tür.) Ka. - Sadece sen, tek sen.
 
BİRSEV :  (Tür.) Ka. - Tek sevgili.
 
BİRSİN :  (Ar.) Ka. - Yonca.
 
BİRTAN :  (Tür.) Er. - Bir tane, tek.
 
BİRUN :  (Fars.) Er. 1. Dışarı. 2. Dış harici. 3. Osmanlı Devleti´nde saray dışında vazifeli memurlar.
 
BİRÛNÎ :  (Fars.) Er. - Reyhan Muhammed b. Ahmed el-Biruni: Büyük İslam bilgini (973-Gazne 1048). İbn Sina´dan ders altı. Hindistan´a gitti. Sanskritçe öğrendi. Pozitif ilimlerin hepsiyle ilgilendi ve bu konuda birçok kitap yazdı.
 
BİŞAR :  (Fars.) Er. 1. Esir tutsak. 2. Altın, gümüş kakmalı işlemeler. 3. Saçılan şey, saç. 4. Güçsüz, dermansız.
 
BİŞR :  (Ar.) Er. - Güler yüzlü kişi, güleç, sevimli. Bişr b. Bera´: Sahabedendir. Babası Bera´ b. Marun Akabe beyatına katılanlardandı. Bişr, iyi bir savaşçı ve okçuydu. Yahudi bir kadının verdiği zehirli eti yiyince zehirlenerek şehid oldu.
 
BİSTAMİ :  (Fars.) Er. - (bkz. Bistem). - Bayezid Bistami: Ünlü mutasavvıf, hayatı hakkında çok az şey bilinmektedir.
 
BİSTEM :  (Fars.) Er. - Horasan eyaletinde El-Bürz eleklerinde bir şehir. Hüsrev 2. Pervizin dayısı Bistam tarafından kurulduğu için bu ismi almıştır. Elmaslanyla ünlüdür.
 
BİTENGÜL :  (Tür.) Ka. - Güllerin bitmesi.
 
BOĞAÇ :  (Tür.) Er. - Küçük yaşta boğa öldürdüğü için kendisine bu ad verilen, Dede Korkut hikayelerindeki bir kahraman. Dirse Han´ın oğlu.
 
BOĞATAŞ :  (Tür.) Er. - Ünlü Türk beylerinden biri.
 
BÖKE :  (Tür.) Er. 1. Kahraman, güçlü kimse. 2. Önder, başkan, reis. 3. Kabadayı, cesur efe. 4. Güreşçi, pehlivan.
 
BOLGAN :  (Tür.) Er. - Eski Türk adlarından.
 
BORA :  (İtal.) Er. - Araziden çıkan şiddetli rüzgar.
 
BORAN :  (Tür.) Er. - Rüzgar, şimşek, gökgürültüsü, sağanak yağmurun birlikte olduğu iklim hadisesi. Boran Hatun: Emevi halifesi Me´mun´un zevcesi.
 
BÖRÇETİN :  (Tür.) Er. - Eski tarihçilere göre Türkleri Ergenekon´dan kurtaran demircinin adı.
 
BÖRİTİGİN :  (Tür.) Er. - Karahanlı hükümdarı. Maveraünnehir´e hakim oldu. Bastırdığı paralarda İbrahim b. Nasr adıyla anılır (XI. yy.).
 
BOYLA KUTLUG YARGAN :  (Tür.) Er. - Eski Türklerde birleşik rütbe unvanı. Suci yazıtında Kırgız kabilesinden Yaplakar Kan Ata´nın ünvanı olarak geçer.
 
BOYLA BAĞA TARKAN :  (Tür.) Er. - Anlamı iyice bilinmemekle birlikte. Orhun yazıtlarında vezir Tonyukuk´a verilen unvan olarak geçer.
 
BOYLAN :  (Tür.) Er. - Kibirli, mağrur.
 
BOYRAZ :  (Tür.) Er. - Kuzey rüzgarı.
 
BOYSAN :  (Tür.) Er. - Uzun boylu, yakışıklı delikanlı.
 
BOYSEL :  (Tür.). - Uzun boylu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BOZAN :  (Tür.) Er. - Büyük Selçuklu Emiri. Selçuklu Sultanı Melikşah´a büyük yardımları dokundu. Kazanılan birçok zaferde etkin rol oynadı.
 
BOZBEY :  (Tür.) Er. - Kır beyi, gri.
 
BOZBORA :  (Tür.) Er. - Fırtına.
 
BOZDOĞAN :  (Tür.) Er. - Bir şahin türü.
 
BOZER :  (Tür.) Er. - Beyaz tenli.
 
BOZKURT :  (Tür.) Er. - Göktürk efsanelerinde yer alan kutsal hayvan.
 
BOZUN :  (Tür.) Er. 1. Büyük Selçuklu emirinin adı. 2. Sürülmemiş tarla.
 
BOZYEL :  (Tür.) Er. - Yağmur getiren lodos rüzgarı.
 
BUDAK :  (Tür.) Er. 1. Ağacın dal olacak sürgünü. 2. Dal. 3. Dalın göv­de içindeki sert bölümü.
 
BUDUN :  (Tür.) Er. - Halk, kavim, ahali.
 
BUĞRA :  (Fars.) Er. 1. Büyük erkek deve, iki hörgüçlü deve. 2. Turna kuşu, turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. 3. Harizm hükümdarlarından birinin lakabı.
 
BUĞRAHAN :  (f.t.i.) Er. 1. X. yy.´ın başlarında Orta Asya´daki yağma boyundan çıkan ve ilk İslam devletinin Türk hükümdarlarının birçoğuna verilen ünvan. 2. İliğ ve Karahanlı sülalesinden birçok hükümdarların unvanıdır. - Tarık Buğra, Saltuk Buğra.
 
BUHAYRA :  (Ar.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Mısır´ın kuzeybatısında bir şehir.
 
BUHRİ :  (Ar.) Er. 1. Tütsüye ait. 2. Denize ait.
 
BUHTAN :  (Ar.). - Yalan, iftira. - İsim olarak kullanılmaz.
 
BUKA :  (Ar.). - 1. Ülke, yer. 2. Büyük bina. 3. Ben, benek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Buka Han: Altınordu devletinin Bayagut boyundan Nogay Yarguçi adlı prensin oğlu.
 
BUKET :  (Fars.) Ka. - Çiçek demeti.
 
BUKLE :  (Fars.) Ka. - Kıvrılmış, küçük lüle şeklinde saç.
 
BÜKLÜM :  (Tür.) Ka. - Bükülmüş kıvrılmış şeylerin oluşturduğu halka.
 
BULAK :  (Tür.) Er. - Kaynak, pınar, çeşme.
 
BÜLBÜL :  (Ar.) Ka. 1. Sesinin güzelliğiyle ünlü ötücü kuş. 2. Sesi çok güzel olan kimse. Bülbül Hatun: Bayezid II.´in eşi. (Öl. Bursa 1515). Şehzade Ahmed´in annesi.
 
BÜLENT :  (Fars.) Er. - Yüce yüksek, ala, ulu.
 
BULGAR :  (Tür.) Er. - Olgun, bilgili, görgülü, hoşgörülü kimse.
 
BUMİN :  (Tür.) Er. - Göktürk devletinin kurucusu (Öl. 552). Avarlarla arası açılınca, savaşarak onları çökertti ve merkezi Ötüken olmak üzere Göktürk devletini kurdu (552). Aynı yıl öldü.
 
BÜNYAMİN :  (Ar.) Er. - Yakub peygamberin en küçük oğlu.
 
BURAK :  (Ar.) Er. - Berk-Yıldırımdan türetilmiştir. - Hz. Muhammedin Mirac´daki bineği. Kur´an´da böyle bir isim geçmemekle beraber, İslam kaynaklarında böyle bir binitin olduğuna dair rivayetler vardır. Burak Reis: (Öl. 1499). Osmanlı denizcilerinden.
 
BURÇ :  (Ar.) Er. 1. Süryanice Burgus kelimesinin Arapçalaştınlmış hali. 2. Kalenin köşelerine yapılan daha yüksek ve daha kalın çıkıntı kule. 3. Yuvarlak bina. 4. Güneşin ayrıldığı oniki kısımdan herbiri. 5. Tek hisar.
 
BURÇAK :  (Tür.). - Baklagillerden, taneleri yemiş olarak kullanılan bir bitki. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BURÇİN :  (Tür.) Ka. - Dişi geyik.
 
BURCU :  (Tür.) Ka. - Güzel koku.
 
BÜRDE :  (Ar.) Ka. 1. Hırka, Arapların gece üzerlerine örttükleri, gündüz giyindikleri elbise. 2. Ka´b b. Züheyrin yazdığı kaside. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından beğenilmiş ve Peygamberimiz hırkasını çıkararak şaire giydirmiştir. Bu yüzden bu kaside
 
BÜRGE :  (Tür.). - Bir yerde duramayan canlı, taşkın kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BURHAN :  (Ar.) Er. 1. Delil hüccet. 2. Hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayıran delil. 3. İlahi aydınlık.
 
BURHANEDDİN :  (Ar.) Er. - Dinin delili. Burhaneddin Mahmud b. Taceddin el-Buhari (Öl. 1149). Hanefi fıkıh alimi. Önemli yapıtı. el-Muhit el-Buhari´dir. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
BURKAN :  (Ar.) Er. - Yanardağ, volkan.
 
BURKAN :  (Tür.). - Uygur Türklerinin Budaya verdikleri ad. - İsim olarak kullanılmaz.
 
BÜRKE :  (Ar.) Ka. 1. Martı. 2. Havuz, gölcük.
 
BURKHAN :  (Tür.). - Put, heykel, Buda heykeli. - İsim olarak kullanılması yanlıştır.
 
BUSE :  (Fars.) Ka. - Öpüşmek, öpmek. - İslâmî ahlâka aykırı olduğu için isim olarak kullanılmaz.
 
BÜŞRA :  (Ar.) Ka. - Müjde, sevinçli haber.
 
BÜTE :  (Tür.) Ka. - Fidan.
 
BÜTEYRA :  (Ar.) Ka. 1. Güneş. 2. Sabah.
 
BUYAN :  (Tür.). 1. Mutluluk, uğur, talih. 2. İyi biliş, sevab. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
BUYRUK :  (Tür.) Er. 1. Belirli bir davranışta bulunmaya zorlayıcı güç. 2. Egemen. 3. Emir. 4. Kendi başına hareket eden.
 

mrkydr:


CABGU :  (Ar.) Er. 1. Efendi, 2. Bey. 3. İleri gelen, saygın kimse.
 
CABİR :  (Ar.) Er. - 1. Cebreden, zorlayan. 2. Galip gelen. 3. Aziz ve kuvvetli olan. Allah´ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4. Kırıkçı, kırık sancı. Cabir b. Abdullah b. el-Ensari: Sahabedendir (603-697). Birinci Akabe Bey´atından sonra müslüman oldu. Ras
 
CABİYE :  (Ar.) Ka. 1. Hazine 2. Şam´ın güneybatısında, Çavlan´da bir yer. 3. Havuz.
 
CAFER :  (Ar.) Er. - Küçük akarsu. Çay. Cafer b. Muhammed: Lakabı es-Sadık olup 12 imamın 6.´ncısıdır. Muhammed b. el-Bakır´ın yerine imamete geçmiştir. Cafer-i Tayyar: Hz. Alinin kardeşi olup, Mute savaşında bayrak tutarken iki elini de kaybederek şehid olmuştur
 
CAHİD :  (Ar.) - Er. - Cehdeden, elinden geldiği kadar çalışan. Bu kelime Kur´an-ı Kerim´de "cihad et". "Allah yolunda savaşa çık" anlamında kullanılmıştır.
 
CAHİZ :  (Ar.) Er. 1. Gözü pek, yürekli, cesur kimse. 2. Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanılmıştır. - Cahiz b. Ebu Osman, Basra Mutezile kelamcılarının ileri gelenlerinden. Bir köle olduğu halde ilimde ilerlemiş ve devrinin ünlü simalarından olmuştur.
 
CAİZ :  (Ar.) Er. 1. Geçer. 2. Caiz, İslam´ın mumaleta taalluk eden 5 ahkamından biridir. 3. İşlenmesi, yapılması "müsaade alınabilir" anlamında olup, şeran yasaklanmayan her fiili içerir.
 
CAİZE :  (Ar.) Ka. 1. Armağan, hediye. 2. Yol yiyeceği, azık. 3. Eski şairlere yazdıkları methiyeler için verilen bahşiş.
 
CALİB :  (Ar.) Er. - Çekici, celbedici, cazib.
 
CALİBE :  (Ar.) Ka. - Kendine çeken, celbeden, çekici.
 
CALP :  (Ar.) Er. - Güçlü, kuvvetli, gayretli.
 
CALUT :  (Ar.) Er. - Calut, Ad ve Semud kavimlerinin soyundandır. Hz. İsmail´den evvel bir müddet Beni İsrail´e hükümdar oldu. Onlara zulmetti. Filistin´de yaşayan Berberilerin krallarına Calut adı veriliyordu. Filistinlilere yaptığı zulümden dolayı Hz. Davud tar
 
CAMİ :  (Ar.) Er. 1. Derleyen, toplayan. 2. İçine alan. 3. Cuma namazı kılınan mescid. 4. En az sekiz bablık hadis kitabı. - Molla Cami: İranın XV. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf, mütefekkir, alim ve şairi. Asıl adı Mevlana Nureddin Abdurrahman b. Nizameddin´d
 
CAN :  (Fars.) Er. 1. Can, ruh. Hayat. 2. Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. 3. Gönül, yakın dost, çok sevilen arkadaş. 4. Mevlevi ve Bektaşi tarikatlarında dervişlerin birbirlerine hitabı. 5. Kişi, fert. 6. Sevgili.
 
CANAL :  (Tür.). 1. Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CANALP :  (Tür.) Er. - Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakın yiğit.
 
CANAN :  (Fars.) Ka. - Sevgili, gönül verilmiş, sevilen kadın.
 
CANAY :  (Tür.). - Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CANAYDIN :  (Tür.) Er. - Özü temiz, aydınlık ruhlu kimse.
 
CANBEK :  (Tür.) Er. 1. Özü pek. 2. Güçlü kişilikli kimse. Canbek Giray (1568-1636): Kırım hanı. Devlet Giray´ın torunu. Şakay Mübarek Giray´ın oğlu. Selamet Giray´ın son zamanlarında kalgay (veliaht) oldu. Arkasından han oldu. IV. Murat tarafından Rodos´a sürüldü
 
CANBERK :  (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kimse.
 
CANBEY :  (Tür.) Er. - Canım gibi sevgili.
 
CANBULAT :  (Tür.) Er. - Canbulat en-Naşirî. Mısır Memlûk sultanı. Yaşbekin kölesiydi. Yaşbek, Canbulat´ı Sultan Kayıtbay´a sattı. Kayıtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Şam valiliğine kadar yükseldi. 1500 yılında sultanlığı ele geçirdi.
 
CANDAN :  (Tür.) Ka. 1. Samimi, içten, kalbi. 2. Yakınlık belirten davranış.
 
CANDANER :  (Tür.) Er. - İçten, samimi, dost kimse.
 
CANDAR :  (Tür.) Er. 1. Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2. Osmanlı´da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3. Jandarma. Muhafız.
 
CANDEĞER :  (Tür.) Er. - Uğrunda can verilecek kadar güzel, değerli, sevilen.
 
CANDEMİR :  (Tür.)Er. - Özü güçlü, demir gibi sağlam kişilikli.
 
CANDOĞAN :  (Tür.) Er. - Cana doğan.
 
CANEL :  (Tür.) Er. - İçten uzatılan el, dostluk eli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CANER :  (Tür.) Er. - Delikanlı, genç, dinamik. - Can ve er kelimelerinden birleşik isim.
 
CANFEDA :  (Fars.). - Canını veren, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad´ın annesinin en gözde cariyesiydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.
 
CANFER :  (Fars.) Er. 1. Aydın bilgili. 2. Güçlü saygın.
 
CANFEZA :  (Fars.) Ka. - Can artıran, cana can katan.
 
CANGÜL :  (Tür.) Ka. 1. Gül gibi canlı. 2. Güzel, temiz kimse.
 
CANGÜN :  (Tür.) Er. - Doğduğu gün çok sevinilen kimse.
 
CANGÜR :  (Tür.) Er. - Canlı, neşeli kimse.
 
CANİB :  (Ar.) - Ön taraf, cihet. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.
 
CANİPEK :  (Tür.) Ka. ? Yumuşak huylu (kimse).
 
CANKAN :  (Tür.) Er. - Soyu temiz, asil kimse.
 
CANKUT :  (Tür.) Er. 1. Kişinin mutluluğu talihi, şansı, uğuru. 2. Mutlu talihli kimse.
 
CANNUR :  (Tür.) Ka. - Özü aydınlık, nurlu kimse.
 
CANOL :  (Tür.) Er. - Canım ol, can gibi içten ol.
 
CANRUBA :  (Fars.) Ka. - Gönül alan, sevgili.
 
CANSAL :  (Tür.) Er. - (bkz. Can). -Can ve sal kelimelerinden birleşik isim.
 
CANSEL :  (Tür.) Ka. - Hayat veren su. - Can ve sel kelimelerinden birleşik isim.
 
CANSEN :  (Tür.). - Sen cansın, sevilensin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CANSET :  (Tür.) Ka. - Küçük kraliçe, prenses.
 
CANSIN :  (Tür.) Ka. Canım gibisin, canımsın.
 
CANSOY :  (Tür.) Er. - Asil, soylu, cana yakın.
 
CANSU :  (Tür.) Ka. 1. Hayat veren su, tazelik. 2. Sevgili, sevimli.
 
CANTEKİN :  (Tür.) Er. - Tek can, eşsiz can.
 
CANTEZ :  (Tür.) Er. - Tez canlı, aceleci.
 
CANTÜRK :  (Tür.) Er. - İyi hasletlere sahip Türk.
 
CANVER :  (Tür.) Er. - Canlı, haşere.
 
CARULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´a yakın. Allah dostu. Carullah Zemahşeri: Müfessir, alim.
 
CAVİD :  (Fars.) Er. - Baki, daimi, ebedi.
 
CAVİDAN :  (Fars.) Ka. - Daimi kalacak olan, sonrasız, ebedi.
 
CAZİM :  (Ar.) Er. 1. Kesin. 2. Kesin kararlı. Cazim Mehmed: Türk şair (1725).
 
CEBBAR :  (Ar.) Er. 1. Cebreden, zorlayıcı. 2. Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allahın isimlerinden. 3. Becerikli. 4. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.
 
CEBE :  (Ar.) Er. 1. Zırh. 2. Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır. Cebe Ali Bey: Türk komutan (XV. yy.) İstanbul´un fethine kendi sipahileriyle katıldı. Ele geçirdiği kapı
 
CEBEL :  (Ar.) Er. 1. Dağ. 2. Tarıma elverişsiz arazi.
 
CEBERUT :  (İbr.) Er. - İbranice "kudret" anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.
 
CEBİR :  (Ar.) Er. 1. Zorlamak. 2. Düzeltme, onarma. 3. Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.
 
CEBRAİL :  (Ar.) Er. 1. Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2. Cibril, İbranice Allahın kulu. 3. Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Ömer. Batı Karahanlı hükümdar (1099-1102).
 
CEDİS :  (Ar.) Er. - Arabistanın yerli kabilelerinden birinin adı.
 
CEHDİ :  (Ar.) Er. - Uğraşan, çalışan. Çaba ve gayret gösteren.
 
CEHİD :  (Ar.) Er. - Çalışma, çabalama, uğraşma. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
 
CEHM :  (Ar.) Er. - Cehm b. Safvan: İslam kelamcısı. Mürcie ve Mutezile kelamından kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akım geliştirmiştir. Öğrencileri II. yy.´a kadar Cehmiye inancını taşıyarak, Tirmiz´de yaşadılar. Daha sonra Eş´ariye mezhebi
 
CEHVEN :  (Ar.). - Kurtuba´da yerleşmiş, birçok alim, fakih, vezir yetiştirmiş meşhur bir Arap ailesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CELADET :  (Ar.). 1. Gözüpeklik. 2. Yiğitlik. 3. Kahramanlık.
 
CELAL :  (Ar.) Er. 1. Büyüklük, ululuk azamet. 2. Hiddet, öfke. 3. Allah´ın "Kahhar, cebbar, mütekebbir" gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sıfatları. Kur´an´da Rahman suresi 27, 78. ayetlerde geçmektedir. Zül Celali
 
CELALEDDİN :  (Ar.) Er. 1. Dini savunan. 2. Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana.
 
CELASUN :  (Tür.) Er. 1. Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2. Genç sağlıklı, gürbüz.
 
CELAYİR :  (Tür.) Er. - Moğol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamıştır. Celayirliler devleti, kendisine İlhanlılar devletini örnek almıştır.
 
CELİL :  (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu. (bkz. Celal). Allah için sıfat olarak kullanılır. 2. Osmanlı devletinde vezir ve müşir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sıfat kullanılırdı. 3. Güzel sanatlarda bir yazı stili.
 
CELİLAY :  (a.t.i.). - Ulu, yüce ay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CELVET :  (Ar.) Er. 1. Yerini yurdunu terk etmek. 2. Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye
 
CEM :  (Ar.) Er. 1. Toplama, biraraya getirme, yığma. 2. Hükümdar, şah. 3. Süleyman Peygamberin lakabı. 4. Büyük İskender´in lakabı. Cem Sultan: Fatih Sultan Mehmed´in Çiçek hatundan olma oğlu (1459-1495).
 
CEMAL :  (Ar.) Er. - Yüz güzelliği, zahiri ve batıni güzellik. Allah´ın rahmetle tecellisi. Allah´ın lütuf, ihsan, rıza sıfatlarının karşılığı.
 
CEMALLEDDİN :  (Ar.) Er. 1. Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref unvanı olarak kullanılmıştır. el-Cevad el-İsfahani tarafından ilk defa kullanılmıştır.
 
CEMALULLAH :  (Ar.) Er. - Allah´ın lütfü, bağışı.
 
CEMİL :  (Ar.) Er. 1. Güzel erkek. 2. İyilikle anma. 3. Eskiden okullarda verilen başan kağıdı.
 
CEMİLE :  (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. 2. Gönül almak amacıyla yapılan davranış. 3. İlk Emevi devrinde yaşamış meşhur Arap şarkıcısı.
 
CEMİNUR :  (Ar.) Ka. - Işık, nur topluluğu, çok nurlu, aydınlık kimse.
 
CEMRE :  (Ar.) Er. 1. Ateş. 2. Kor halinde ateş. 3. Şubat ayında azar azar artan sıcaklık. 4. Hacıların Mina´da şeytan taşlaması. Küçük taş parçası. Arafat´ta hacıların şeytan taşlamaları.
 
CEMŞASB :  (Fars) Er. 1. Hz. Süleyman. 2. Cemşid´in oğlu.
 
CEMŞİ :  (Fars.) Er. - Cemşasb´ın babası.
 
CENAB :  (Ar.) Er. - "Yan"manasına gelir. Şeref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanılır. Hazret, Cenab-ı Hakk, Cenab-ı Halik, Allah. - Dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılmaktadır.
 
CENAN :  (Ar.) Ka. - Kalb, yürek, gönül.
 
CENGAVER :  (Fars.) Er. Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan, dövüşken.
 
CENGİZ :  (Tür.) Er. - Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu´nun kurucusu, asıl adı Timuçin´dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca müslümanları katletti. İslam medeniyetine
 
CENK :  (Fars.) Er. - Harp, savaş, kavga. - İsim olarak kullanılması uygun değildir. Hz. Peygamberin değiştirdiği isimlerden birisi.
 
CENKER :  (f.t.i.) Er. - İyi savaşan, savaşçı.
 
CENNET :  (Ar.) Ka. 1. Uçmak. 2. Bahçe. 3. Çok ferah ve havadar yer. 4. Firdevs. - Allah´ın insanlara müjdelediği, ölümden sonraki alemde bulunan, Allah´a inanan, günah işlememiş veya günahlarından temizlenmiş olanların gireceği fevkalade güzel yer. 8 cennet olduğ
 
CEREN :  (Tür.) Ka. - Halk ağzında "ceylan" anlamına gelir.
 
CERİB :  (Ar.). - Hububat için kullanılan bir ölçek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CERİR :  (Ar.) Er. İp, halat. Yular anlamında. Sahabeden bu ismi taşıyanlar vardır.
 
CERİT :  (Ar.) Er. 1. Verimsiz çorak yer. 2. Bekar.
 
CESARET :  (Ar.) Ka. - Yüreklilik, korkusuzluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CESİM :  (Ar.) Er. - İri, büyük, kocaman, ulu, mühim.
 
CESİMİ :  (Ar.) Er. - İri, büyük.
 
CESUR :  (Ar.) Er. - Cesaretli, yürekli, yiğit, gözüpek, atılgan.
 
CEVAD :  (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açık. 2. İhsan eden. - Dil kurumuna uygun olarak "d/t" ye dönüştürülür.
 
CEVAHİR :  (Ar.) Er. 1. Cevherler, elmaslar, kıymetli taşlar. 2. Mayalar, özler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CEVAN :  (Fars.) Er. - Genç, taze, delikanlı. - Cüvan şeklinde kullanılabilir, (bkz. Civan).
 
CEVDET :  (Ar.) Er. 1. İyilik, güzellik. 2. Olgunluk. 3. Büyüklük. 4. Tazelik. 5. Kusursuzluk. Cevdet Paşa: Osmanlı devlet adamı. Tarihçi ve hukukçu (1822-1895).
 
CEVHER :  (Ar.) Ka. 1. Öz, maya. 2. Başlı başına, kendiliğinden olan. 3. Tıynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. 4. Kıymetli taş. 5. Ebcet hesabında yalnız noktalı harfleri hesaplamaya dayanan tarih düşürme şekli. 6. Kılıç namlusuna yapılan menevi
 
CEVHERE :  (Ar.) Ka. - (bkz. Cevher). Hicri 5. asırda Bağdat´ta yaşamış meşhur bir İslam hanımı.
 
CEVRİYE :  (Ar.) Ka. 1. Haksızlık. 2. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem.
 
CEVVAL :  (Ar.). - Koşan, dolaşan, hareket eden, canlı.
 
CEVZA :  (Ar.) Er. - Güneşin Mayıs ayında girdiği ikizler burcu. Ebced.
 
CEYDA :  (Ar.) Ka. - Uzun boyunlu ve güzel.
 
CEYHAN :  (Tür.). - Güney Anadolu´da Toroslar´dan doğan ve Akdeniz´e dökülen nehir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CEYHUN :  (Tür.) Er. 1. Orta Asya´da Amu-Derya´ya Arap ve Farslıların vermiş olduğu ad. 2. Tevrat´a göre cennetin 4 nehrinden biri.
 
CEYLAN :  (Tür.) Ka. - Hızlı koşan, biçimli bacakları olan ve güzel gözleriyle tanınan bir gazel cinsi.
 
CEZLAN :  (Ar.). - Mutlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CEZMİ :  (Ar.) Er. 1. Cezm ile ilgili. 2. Kat-i karar ve niyete ait. 3. Kesmek.
 
CEZRİ :  (Ar.) Er. - Kökle ilgili, kökten.
 
CEZZAR :  (Ar.) Er. - Deve kasabı. -Daha çok lakab olarak kullanılır. Cezzar Ahmet Pasa (?-Akka 1804). Osmanlı vezirlerindendir.
 
CİHAD :  (Ar.) Er. 1. Din uğrunda düşmanla savaşma. 2. İslam uğrunda çalışma. Cihad müslümanlara farz kılınmıştır. Mallarıyla, canlarıyla savaşan mü´minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şchidlik makamıyla yüceltilip taltif edilmişlerdir. Kur
 
CİHAN :  (Fars.) 1. Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 2. Dünyada yaşayan insanların tümü. Cihan Ara Begüm: Hint-Türk hükümdarı Şahcihan ile adına Taç Mahal´in yapıldığı Mümtaz Mahal´in kızı. Dindarlığı ve ihlaslı oluşu sebebiyle "Zamanın Fatıması" olarak an
 
CİHAN BANU :  (Fars.) Ka. - Dünyaca tanınmış kadın.
 
CİHANDAR ŞAH :  (Fars.) Er. - Delhi, Türk-Hind İmparatorları´nın 13.´sû olup Şah Alem Bahadır´ın büyük oğludur.
 
CİHANDİDE :  (Fars.). - Dünyayı gezip görmüş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CİHANEFRUZ :  (Fars.). - Dünyayı parlatan, aydınlatan.
 
CİHANER :  (Fars.) Er. - Dünyaya bedel kişi, yiğit.
 
CİHANFER :  (Fars.) Ka. - Cihanı, dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı.
 
CİHANGİR :  (Fars.) Er. - Dünyaya egemen olan, dünyayı zabteden kimse. Fatih. Osmanlı şehzadelerinin ortak adıdır.
 
CİHANNUR :  (Fars.). - Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. - Türk-Hind padişahı Ekber´in büyük oğlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
CİHANŞAH :  (Fars.) Er. - Cihan´ın şah´ı. - Kara-Koyunlu padişahlarından Timur´un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.
 
CİHANSER :  (Fars.). - Cihan´ın başı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
 
CİHANSUZ :  (Fars.) Ka. 1. Cihan yakan. 2. Gaznelilerden Buhran Şahı mağlup edip, Gaznice ve Bust şehirlerini yakıp-yıkan, gaddar vahşi Alaeddin-Hüseyin´e verilen ad.
 
CİLASUN :  (Tür.) Er. - Babayiğit, boylu, boslu, delikanlı, gürbüz.
 
CİLVE :  (Ar.) Ka. 1. Hoşa gitmek için yapılan davranış. 2. İşve, naz. 3. Yeni gelin duvağının kaldırılması merasiminin ve bu münasebetle güveyin geline verdiği hediyenin (Türk yüz görümlüğü) adıdır.
 
CİNAN :  (Ar.). - Cennetler, yedi göğün üstünde ve Arş ile Kürsi´nin altındaki sekiz cennet. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
 
CİNUÇEN :  (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.
 
CİRYAL :  (Ar.) Ka. 1. Bir nevi kırmızı boya. 2. Altının kırmızılığı. 3. Temiz renk. 4. Saf.
 
CİVAN :  (Fars.) Er. - Genç, delikanlı, yakışıklı. - (bkz. Cevan, cuvan).
 
CİVANBAHT :  (Fars.) Er. - Mutlu, şanslı (kimse).
 
CİVANMERT :  (Fars.) Er. - Cömert, eli açık genç, delikanlı.
 
COŞAN :  (Tür.) Er. - Coşku duyan, heyecanlı (kimse).
 
COŞKUN :  (Tür.) Er. 1. Coşmuş, galeyana gelmiş. 2. Duyarlı, aşın hareketli.
 
COŞKUNER :  (Tür.) Er. - Coşan kimse.
 
COŞKUNSU :  (Tür.) Er. - Sel, gürültüyle akan su.
 
CÜBEYR :  (Ar.) Er. - Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe isimlerindendir.
 
CUDİ :  (Ar.) Er. l. Cömert, eli açık. 2. İyilik severlikle ilgili.- Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh´un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde durduğu söylenir.
 
CÜHEYNE :  (Ar.) Er. - Ünlü bir Arap kabilesidir. Kızıldeniz-Vadi´l-Kura arasında yaşamaktadırlar.
 
CUMA :  (Ar.) Er. 1. Haftanın beşinci günü. 2. Müslümanların ibadet ve Bayram günü. 3. Cuma günü kılınan öğle namazı. 4. Toplanma. Sure-i Cuma Kur´an´ın 62. suresi.
 
CUMALİ :  (Tür.) Er. - Cuma günü doğan.
 
CÜMANE :  (Ar.) Ka. - Tek inci anlamında. Hz. Ali (r.a.)´nin kızkardeşi ve Rasulullah´ın amcasının kızı olan hanım sahabi.
 
CUMHUR :  (Ar.) Er. 1. Halk, ahali. 2. Kalabalık, başıboş kalabalık. 3. Takım, heyet. - Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.
 
CÜNEYD :  (Ar.) Er. 1. Küçük asker, askercik. Cüneyd-i Bağdadi: Ünlü mutasavvıf.
 

mrkydr:


ÇAĞA :  (Tür.). - Çocuk.
 
ÇAĞAÇAR :  (Tür.) Er. - Çağ açacak kimse.
 
ÇAĞAKAN :  (Tür.) Er. - Çağı yakalayan, çağdaş.
 
ÇAĞAN :  (Tür.) Er. - Bayram, şenlik.
 
ÇAĞANAK :  (Tür.) Er. - Körfez, liman.
 
ÇAĞAR :  (Tür.) Er. 1. Bayram. 2. Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3. Doğan kuşu.
 
ÇAĞATAY :  (Tür.) Er. 1. Yavru at, tay. 2. Doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilan ad. - Çağatay Han: Cengiz Han´ın 2. oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını tatbik etmekteydi. Gusl abdestini yasaklamışt
 
ÇAĞILI :  (Tür.). 1. Çağla ilgili. 2. Çakıl. 3. Çağla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇAĞIN :  (Tür.). - Yıldırım, şimşek. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇAĞKAR :  (Tür.) Er. - Canlı, dinamik, çalışkan.
 
ÇAĞLA :  (Tür.) Ka. - Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali.
 
ÇAĞLAR :  (Tür.). - Çağlayan, şelale - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.
 
ÇAĞMAN :  (Tür.) Er. - Çağın insanı.
 
ÇAĞNUR :  (Tür.) Er. - Çağın nuru, zamanın nuru. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇAĞRI :  (Tür.) Er. 1. Çakır gözlü. 2. Mavi hareli göz. Çağrı bey (990-1060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul beyin kardeşi. Çağrı bey müslüman olduğunda Davud ismini aldı. Kardeşi Tuğrul ise Muhammed ismini almıştır.
 
ÇAKA BEY :  (Tür.) Er. - Oğuzların Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarısında İzmir bölgesinin hakimi oldu.
 
ÇAKAR :  (Tür.) Er. - Parıldayan, ışık veren.
 
ÇAKIR :  (Tür.). - Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kişi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇAKMAN :  (Tür.) Er. 1. Amacına erişen, ulaşan kimse. 2. Süt mavisi.
 
ÇAKMUR :  (Tür.) Er. 1. Yarı uykulu bakış. 2. Sert taş. 3. Pinti.
 
ÇALAP :  (Tür.). 1. Tanrı. 2. Ateş. -İsim olarak kullanılmaz.
 
ÇALAPKULU :  (Tür.) Er. - Tanrı kulu- Abdullah.
 
ÇALAPÖVER :  (Tür.) Er. - Tanrı´nın övgüsüne mazhar olmuş kişi.
 
ÇALGAN :  (Tür.) Er. - Yatağı taşlık olan ve gürültüyle akan su.
 
ÇALKIN :  (Tür.) Er. - Alev.
 
ÇAPAN :  (Tür.) Er. - Tatar, ulak, postacı.
 
ÇAVAŞ :  (Tür.) Er. 1. Güneş. Güneşli yer. 2. Güney.
 
ÇAVLAN :  (Tür.). - Büyük çağlayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇAVLI :  (Tür.). - Ava alıştırılmamış doğan. Çavlı Çandar: (Öl. 1146). Selçuklu emiri. Sultan Mesud döneminde yararlı işler yaptı.
 
ÇAYKARA :  (Tür.). - Küçük akarsu, yazın kuruyan küçük akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇELEBİ :  (s.) Er. 1. Efendi, nazik ve kibar. 2. Şehir terbiyesi almış okuryazar kimse. 3. Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. - Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı. Mevlana veya Hacı Bektaş soyundan ol
 
ÇELEN :  (Tür.) Er. 1. Yakışıklı delikanlı. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dışında bulunan saçak.
 
ÇELGİN :  (Tür.) Ka. - Yaralanarak kaçan av hayvanı.
 
ÇELİK :  (Tür.) Er. 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.
 
ÇELİKEL :  (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü el.
 
ÇELİKER :  (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü kimse.
 
ÇELİKHAN :  (Tür.) Er. - Güçlü hakan, yönetici.
 
ÇELİKKAN :  (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen kimse.
 
ÇELİKYAY :  (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.
 
ÇEMAN :  (Fars.) Ka. 1. Salına salına yürüyen. 2. Nazlı sevgili.
 
ÇEMENZAR :  (Fars.) Ka. - Otlak. Çimenlik.
 
ÇERAĞ :  (Fars.) Er. 1. Yağ kandili, lamba, mum. 2. Atın şaha kalkması. 3. Çırak edilme. 4. Bir memuriyete ve ihsana nail olan. 5. Vazifesinden emekli edilen.
 
ÇERİ :  (Tür.). - Asker, savaşçı.
 
ÇERME :  (Tür.) Er. 1. Çay kıyılarında sulu ve yeşil yer. 2. Akarsuların topraktan çıkan sızıntısı. 3. Kaynak.
 
ÇEŞMAN :  (Fars.). - Gözler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇEŞMİAHU :  (Fars.) Ka. - Ahu gözlü kadın, ceylan gözlü güzel.
 
ÇEŞMİNAZ :  (Fars) Ka. 1. Süzerek bakma, bakış. 2. Nazlı nazlı bakan göz. 3. Güzel gözlü sevgili.
 
ÇEŞPAN :  (Fars.). - Layık, uygun, münasip, yakışır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇETİN :  (Tür.) Er. 1. Sert, işlenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müşkil. 2. İnatçı, azimli, şedid.
 
ÇEVİK :  (s.) Er. - Çabuk davranan, hızlı ve hareketli.
 
ÇEVRİM :  (Tür.) Er. 1. Sınır. 2. Girdap. 3. Sürekli ve düzenli değişme.
 
ÇİÇEK :  (Tür.) Ka. 1. Bitkilerin üreme unsurlarını ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kısımları (bkz. Şükûfe). 2. Bitki, çiçek açan bitki. 3. Bazı şeylerin toz haline getirilmiş özü, kükürt çiçeği.
 
ÇIDAM :  (Tür.) Er. - Sabır, tahammül.
 
ÇİĞDEM :  (Tür.) Ka. - Zambakgillerden, soğanlı otsu, çeşitli renklerde çiçek açan kır bitkisi, mahmur çiçeği.
 
ÇİLAY :  (Tür.) Ka. - Ayın üzerinde beliren açık renk lekeler.
 
ÇİLE :  (Fars.), l. Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapılan 40 günlük ibadet. 2. Eziyet, sıkıntı. 3. İbrişim, yün vs. demeti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇİLTAY :  (Tür.) Er. - Üzerinde benekler bulunan tay.
 
ÇINAR :  (Fars.) Er. - Çınar ağacı.
 
ÇINAY :  (Fars.) Ka. - Soylu ay, ayın en parlak zamanı.
 
ÇİNEL :  (Tür.). - Doğru, dürüst, namuslu kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇİNTAR :  (Tür.) Er. - Sabah vakti.
 
ÇİNTAY :  (Tür.) Er. - Soylu at.
 
ÇİNUÇİN :  (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.
 
ÇIRAĞ :  (Fars.). - Meşale, ışık, kandil (bkz. Çerağ). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇİRAY :  (Fars.). 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2. Beniz, yüz. 3. İnsan resmi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇİRE :  (Fars.). 1. Maharetli, becerikli. 2. Kahraman, yiğit. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
 
ÇİTRA :  (Fars.) Er. - Afganistan´da bir kabile. Büyük ekseriyetle ari ırktan olup narin yapılı, güzel gözlü ve gür saçlı, hoş ve cazip tavırlı olmalarına rağmen haşin, sert yapılı ve gaddar olarak bilinmektedirler.
 
ÇOĞA :  (Tür.) Er. - Çocuk, yavru.
 
ÇOĞAN :  (Tür.) Er. - Kökü ve dalları sabun gibi köpüren bitki, çöven.
 
ÇOĞAŞ :  (Tür.) Er. - Güneş.
 
ÇOĞUN :  (Tür.). - Çok defa, ekseriya.
 
ÇOKAY :  (Tür.) Er. 1. Köy zengini, çiftlik sahibi. 2. Eşkıya.
 
ÇOKMAN :  (Tür.) Er. - Topuz, gürz.
 
ÇOLPAN :  (Tür.) Ka. 1. Çoban yıldızı. 2. Aciz, beceriksiz, zavallı. 3. Zühre, venüs
 

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git