Gönderen Konu: Ne hoş geldin sen ey şehr-i Ramazan  (Okunma sayısı 14993 defa)

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Ne hoş geldin sen ey şehr-i Ramazan
« Yanıtla #45 : 25 Nisan 2014, 19:34:27 »

az kaldı ınsaALLAH




Ey can bülbülü,
Bulagör gülü, Lâ mekân ili olsun durağın …
“Ne mutlu sözün fazlasını dilinde tutana ve malın fazlasını infak edene” manasındaki hadis-i şerife inat şimdilerde malın fazlasını saklıyor sözümüzü de pek kimseden esirgemiyoruz doğrusu, makam sahiplerinden affımızı istirham ederek, cürêtimizin mazur görülmesini dileyerek başlarız söze… Ne yapalım bir neşe, bir muhabbet var üzerimizde; zâhirde oruç ile, hakikatte ise Kur’an sayesinde, öze dönüp kâinatın ahengiyle hemhâl olmanın, müslümanca yaşama üzerine denemelerin mevsimi geliyor erenler, Hak Nebi (sav)’nin dilinden: “Eğer kullar Ramazan ayında bulunan her şeyin bilincinde olsaydı tüm varlığı ile bütün ayların Ramazan olmasını isterdi.”


Ne hoş geldin sen ey şehr-i Ramazan




Ramazan geldi; aşk ve iman padişahının sancağı erişti! Artık maddî yiyeceklerden elini çek! Çünkü, göklerden manevî rızık geldi ve can sofrası kuruldu! [Hz. Pir Mevlana]

Rızasın gözle Mevla’nın, desinler sana hoşgeldin
Cihân bağını mülk ettin, niçin divâna boş geldin


Biliriz her dem hatadır kârımız lakin boş ta gelmedik hani, Kenan-ı Rıfai (ks) hazretlerinin bir nutku şerifine, Udi İzzeddin Hümayi Elçioğlu’nun (1875-1950) (kendisi İsmail Hakkı Bey talebelerinden olup bir de Mevlevî âyin-i şerifi bestekarıdır) Acemaşiran makamında bestelediği ilahi, 205. Mestmp3 olarak ikramımızdır. Can kulağıyla dinlenmesi ve dahi icrası ile aşk-ı Mevla’nın celbine, fuyuzat-ı Rabbani’nin ilhamına vesile olmasını niyaz ederiz.

Ben ben isem canda değil / Ben sen isem tende değil
Sen ben isem ten can olur / Ben ben isem tende değil
Hasılı ben’den çıkıver / Benliği virân ediver
Canda beni ister isen / Benliği at can alıver


Hak Teala’nın “Oruç benim içindir” buyurduğu bir mevsimin gölgesi düştü üzerimize… Lakin bâtını, kendi iç dünyası, nefis ve heva ile dopdolu birer ten-pereste dönüşen, günümüz insanına “Oruç benim içindir” in lezzeti nasıl ulaşsın!

Madem “Ameller niyetlere göredir” ve “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır” buyurdu Hak Nebi (sav). Her şey zihniyete göre, niyete göre… Çünkü insan aklıyla kalbiyle, niyetiyledir. Niyet kalbin amelidir. Amelsiz niyet (yapmak isteyip de yapamama), samimiyetsiz amelden (gösteriş için yapılandan) daha hayırlı olsa gerektir. İnsan bu, niyet ettiği güzel şeyleri her zaman yapamayabilir, şeytan ve nefsin işi ne! O niyete de mükâfat veriyor Allah… Yaparsa kat kat mükâfat veriyor. Ama yapamasa da, sen buna niyet ettin diye mükâfatı veriyor ya gelin biz dahi niyetlerimizi bir güzel tazeleyelim de Hakiki oruç ile talib-i Hak olan siz güzelim canlar, onun izam-ı şânına vâkıf olasınız.

Gönül kandili tokluktan kararır, can dimâğı yemekten şaşkınlaşır, ayna cila ile aydınlanır ya biz de Oruç nuruyla süsleyelim gönlümüzü ve bu Ramazan farklı bir oruca niyetlenelim.

Artık, ekmeğe karşı ağzını kapa, tatlı oruç geldi. Şimdiye kadar yemenin içmenin hünerini gördün. Şimdi de orucun hünerini seyret. Orucun bazı zorlukları varsa da, yüzlerce çeşit hüneri de vardır. Oruç sevdası bambaşka bir sevdadır. Şeytanın bütün hileleri, tedbirleri, bütün okları, oruç kalkanına çarpar kırılır. [Divân-ı Kebîr:II-2307]


İmsaktan iftara, yemeden içmeden, cimâdan kesilmek derse de şeriat, sen orucu “Boğaz kavgasından, yemek içmek davasının kesretinden, kasvet-i kalbe müptela olduğumuz, esir-i şehvet bir halden, cemî’-i mâsivâdan perhiz kılıp cümle heva ve hevesten fâriğ olarak lezzet-i muhabbetullaha varan bir hicrettir” diye anla ey can!

Hakiki oruç bütün heveslerden imsâk etmektir. Aramaya lâyık olmayanı arama! Söylenmesi lâzım olmayanı söyleme! Görülmeye lâyık olmayana bakma! Duyulmaması gerekeni dinleme! Hile ve düzene el atma! Emel yolunda adım atma! İlim ve ameli, riyadan arındır! Hatta kalbini Allah’dan gayrı her şeyden temizle! [Hz. Şârih Rusûhi Dede]


Ey safa ehli sûfi! Karınlar acıktığı zaman cisimler ruhanileşir. Miden boş olsun ki, ney gibi niyazla inleyesin. Miden boş olsun ki, kalem gibi sırları söyleyesin tâ ki meydân-ı aşkda tazarru ve niyâz ile bir hoşça nâle kılasın…

Ey vefa ehli âşıklar! Bu hafta da, Hazreti Şarih’in, “…Dervişe vâcibtir ki…” diye başladığı lokmanın şartlarına dair târifi ile veda ederiz sizlere: “…Ol lokma helal ola, ol lokmanın Hâlıkı Hak idiğin bilesin, ol lokmayı kendi kesb (kazanç) ve tahsîlinden bilmeyip belki mahzâ (ancak) Hakk’ın sana in’amı (nimeti) bilesin. Ol lokmanın mukabelesinde (karşılığında) şükür kılasın. Lokmanın evvelinde “Bismillah” demek ve yemekten sonra elleri yıkamak ve sofra ve kâse kenarına oturmak ve yemekten sonra “Elhamdulillah” demek, sol ayağın üzerine oturmak ve bir gayrının yediğine, lokmasına nazar kılmamak ve dahi kendi önünden yiyip ağzını şapırdatmamak ve yemekten sonra elleri yıkamak. Vallahu a’lem bi’s-sevâb.


Ey alemlerin Rabbi olan Mevlam! Bizlere kasvetli, kararmış, katılaşmış adeta taş gibi olmuş olan kalbimizi mum gibi yumuşatacak oruçlar nasib eyle, feryadımızı, ah u vahımızı, hoş eyle ki rahmetini celbetsin, çeksin. Ya Rabbi! bizleri Ramazan-ı şerifin şefaatine nâil kıl, şikayetinden emin eyle, Gönlümüzü hakiki oruç ile saflaştırıp aşkın ile terbiye eyle…

ümit akdemir..



Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Ne hoş geldin sen ey şehr-i Ramazan
« Yanıtla #46 : 27 Temmuz 2014, 02:47:15 »
Cenab-ı Hakk’ın yardımıyla nasıl ki biz sabahtan akşama kadar yemek yememekle Allah’ın bizim hücrelerimize, karaciğerimize verdiği bir sağlık ziyafetine kavuşuyorsak, gönül de Ramazan’ın koyduğu disiplin sayesinde kesinlikle bu kötülükleri doldurmaktan ictinap etme sırrına kavuşur. Yani bir insan Ramazan’da ne kadar hatalı da olsa kıldığı namazlarla, dinlediği, okuduğu Kur’an’larla tuttuğu orucun bedeninde sağladığı hassasiyetlerle gönle daha yakîn olma hikmetine kavuşur. Ve bu yakînlik yavaş yavaş Ramazan’ın rahmetiyle birleştiği takdirde, işte o zaman gönül orucu da tahakkuk eder. Ve böylece gerçekten bir insanın maddi manevi mutluluğu bir Ramazan ayı itman etmiş olur, yani tamamlamış olur. Onun için gönlün Ramazan’a olan iştiyakı hepimizin hayat tecrübesinden de bellidir. Pek çok insan yaptıkları bazı hataları Ramazan gelsin de inşallah ben bu hatalardan vazgeçeyim diye zaten kendi kendine itiraf ederler. Yani şuur altlarında Ramazandan medet ummak, medet beklemek, ondan bir hikmet, bir rahmet beklemek müminin gönlünde yatar. İşte gönül onun için Ramazanı gerçekten çok arzular. Biran evvel gelip onun manevî potansiyelinden yararlanmak, olduğunca içersindeki pislikleri arıtarak kendi kafasını dinleyerek gönlün, gönül olduğunu anlamak için büyük bir iştiyakla Ramazan’ı bekler.
haluk nur baki



Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.