Gönderen Konu: Mukaddes Emanetler...!  (Okunma sayısı 1744 defa)

Çevrimdışı ases

  • Sadık Üye
  • *******
  • İleti: 1 029
  • Rep +4/-1
  • Cinsiyet: Bay
  • Sigara içen birini öpmek ; kül tablasını yalamaya
    • latif ertas.blogcu.com
Mukaddes Emanetler...!
« : 15 Ağustos 2009, 15:24:00 »

Mukaddes Emânetler ve Sakal-ı Şerif ziyaretleri
Mukaddes Emânetler ve Sakal-ı Şerif ziyaretleri


“Mukaddes” kelimesi Arapça sıfattır.

Mübarek; ayıp ve noksanlardan kurtulmuş, temiz, kutsal manasınadır.

Cemi’si (çoğulu), kutsal kabul edilen ve öyle olduklarına inanılan şeyler anlamında “mukaddesat” gelir.

Mesela mukaddes kitaplar ya da kitab’ın cemi’ sigasiyle “Kütüb-i Mukaddese” denildiğinde, Allah Teala tarafından peygamberlere (aleyhimüsselâm) vahiy yoluyla indirilmiş olan semavî kitaplar; Kur’an-ı Kerim, Tevrat, Zebur, İncil anlaşılır. Bu terkipte “kütüb” kelimesi cemi’ olunca “mukaddes” kelimesi de Arapça’nın grameri gereği müennes (dişil) olarak “mukaddese” şeklinde gelmiştir.

Bugünkü kullanılan manada müfrediyle “Kitab-ı Mukaddes” denince daha çok İncil kastedilir.

Galat olarak “Beyt-i Mukaddes” ise, Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’nın bir diğer ismidir. Aslî şekli ve doğru telaffuzu “Beyt-i Makdis” yahut Arapça terkibiyle “Beytü’l-Makdis”tir.

***

“EMÂNÂT-I MUKADDESE” YAHUT “MUKADDES EMÂNETLER“

“Emânât-ı Mukaddese” veya “Mukaddes Emânetler” tabirlerine gelince…

Yukarıda kısaca mukaddes’in ne olduğunu gördük. Şimdi de deyimimizdeki ikinci kelime olan emânet’i ele alalım. Sonra da bu terkibin (tamlamanın) manasını görelim.
“Emânet” kelimesi de gene “mukaddes” gibi Arapça bir mefhum/kavramdır.
Birine güvenip bir şey bırakma, güvenilip bırakılan şey veya eşyanın belli bir süre için kaldığı güvenli yer manalarına gelmektedir.

Mecazen “can” manasında da kullanılır. Mesela ölen bir kimse için, “Allah verdiği emâneti aldı” deriz.

Hukukta ise, saklanıp korunmak üzere insana bir hakkı vermektir. Verilen bu hak; para-pul, mal-mülk, servet ve benzeri maddi bir şey olabileceği gibi… Sır-görev, Allah’ın insana bağışladığı akıl-zekâ-hâfıza, ilahi emirler-yasaklar gibi manevi emânetler de olabilir.

Özetle söylemek gerekirse; birisine, koruması için bırakılan maddî ve manevî hak, emniyet edilip inanılan şey demektir emânet.

Peygamberlerde (aleyhimüsselâm) bulunan sıfatlardan biri de “emânet”tir. Kur’an’a, Sünnete ve Rasûlüllah’ın (s.a.v.) eşyasına da “emânet” denir.

Rasûlullah Efendimiz, hicretten önce kendisinde bulunan emânetleri sahiplerine iade etmişti. Çünkü kâfirler ona, “el-Emin” olarak mallarını emânet ediyorlardı. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde, emânete ihânetin münâfıkların alâmetlerinden olduğunu söylemiştir. [1]

Emânet aynı zamanda, mü’minlerin de vasfıdır.

Vedâ Haccı’nda Rasûlullah Efendimiz, kadınların da erkeklere birer emânet olduklarını açıklamıştır. [2]

Yine Vedâ Hutbesi’nde Efendimiz, “Size bir emânet bırakıyorum ki, ona sarıldıkça sapıklığa ve dinsizliğe düşmezsiniz. Bu emânet Allah’ın kitabı Kur’ân ve benim sünnetimdir” buyurmuşlar. [3]

Ahmed İbn Hanbel’in (rh.) rivâyet ettiği hadiste de, “Emânet sahibi olmayan kişinin gerçek imânı yoktur” buyrulmuştur. [4]

Hâsılı, yüce dinimiz İslâm, emâneti korumayı, ehline vermeyi Müslümanlık alameti olarak saymıştır. Nitekim Rabbimiz (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de buyurmuştur ki:

“Yolculukta olur da, yazacak bir kâtip bulamazsanız (o takdirde borçludan borcuna karşılık) alınmış bir rehin kâfidir/yeter. Birbirinize güvenir ve bir kısmınız diğerlerine bir şey emânet ederse, yed-i emin olan (kendisine güvenilen) kimse kendisine emânet edileni yerine versin, bu hususta Allah’tan korksun. Şahitliği (gördüğünüzü) gizlemeyin. Kim onu gizlerse bilsin ki, onun kalbi günahkârdır (daima vicdan azabı çeker). Allah yapmakta olduklarınızı (da yaptıklarınızı da yapacaklarınızı da) bilir.” [5]

“O mü’minler ki, emânetlerine ve ahitlerine riayet ederler (gereğini yerine getirirler).” [6]

“Emânetlerine ve ahitlerine riayet ederler.” [7]

“Hakikaten Allah size, emânetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işiten ve görendir.” [8] .

Bu son ayetin emânet ve adalete riayet emri, ebedi ve umumi bir düstur olmakla birlikte, çok hoş da bir nüzul sebebi vardır.

Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) Mekke’yi fethedince, Kâbe’ye bakan Osman bin Talha kapıyı kilitlemiş, Kâbe’nin üzerine çıkmış ve anahtarı vermeyi reddederek, “Senin peygamber olduğunu bilseydim onu verirdim” demişti.

Hz. Ali anahtarı zorla ondan aldı, kapıyı açtı, Peygamber Efendimiz içeri girerek iki rek’at namaz kıldı. Çıkınca amcası Abbas, anahtarı ve şerefli bir görev olan bakıcılığı kendisine vermesini istedi.

İşte bu münasebetle yukarıdaki ayet nazil oldu.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali’ye, anahtarı eski vazifeliye vermesini ve ondan özür dilemesini emretti.

Bu bu muamele Osman bin Talha’nın da Müslüman olmasına vesile olmuştur.

Sevgili Peygamberimiz, “Emânet yitirildiği, işler ehil olmayanların eline verildiği zaman kıyameti bekle” [9] buyurmuşlardır.

Usûl-i fıkıhta geniş manasıyla, Allah’ın insanlâra yüklediği bütün mükellefiyetlere emânet denilmiştir. [10]

Eşref-i mahlûkat ve Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak anlatılan insan; Allah’ın emirleri-nehiyleri, öğüdü ve rehberi olan Kur’an-ı Kerîm ile ruhlar âleminde verdiği “misâk”ı, aldığı emâneti yerine getirmeye çalışmakla mükelleftir.

Bu manada, herhangi bir şekilde kendisine emânet edilmiş bir malı korumamak nasıl hâinlik olmaktaysa; daha geniş kapsamlı olarak Kur’ân ve Sünnet emânetini sahiplenmemek de, emânet esaslarına uymamak demektir.

***

Emânet kelimesiyle meydana gelmiş başka kavramlar da vardır dilimizde… Mesela Allah’ın emâneti anlamında “Emânetullah” deriz. Bu tabir, Allah emâneti olarak kabullenilen bütün yaratıklar ve en çok da korunmağa muhtaç olan kimseler hakkında kullanılan bir sözdür.

“Mukaddes emânetler”, özellikle iki cihan serveri Efendimize (s.a.v.) ait olduğu belirtilen ve Farisi terkiple “Emânât-ı Mukaddese” şeklinde de ifade edilen “Hırka-i Şerif, Sakal-ı Şerif” vb. eşyalardır. Daha sonra bunlara, Dört Halife’nin, diğer bazı İslâm büyüklerinin ve devlet adamlarının özel eşyaları da ilave edilmiştir.

Mukaddes Emânetler bize, halifeliğin Yavuz Sultan Selim Han tarafından Mısır’dan devralınması suretiyle intikal etmiş… Halen Topkapı Sarayı’nda bu adla anılan kısımda korunmaktadır. Burada, emânetlerin konulmasından itibaren 24 saat kesintisiz olarak devrin önde gelen hafızlarınca Kur’an okunmuş, bir ara kesintiye uğramışsa da tekrar okunmaya devam edilmiştir.

***

MUKADDES EMÂNETLER NELERDİR?

Mukaddes Emânetler şu eşyalardan oluşmaktadır:

• Hırka-i Şerif veya Hırka-i Saadet

• Dendân-ı Saadet (Sevgili Peygamberimizin mübarek dişleri)

• Nâme-i Saadet (Onun mektubu)

• Lıhye-i Saadet (Onun sakalı)

• Nakş-i Kadem-i Saadet (Peygamberimizin ayak izi)

• Sancak-ı Şerif (Onun sancağı)

• Mühr-i Saadet (Onun mührü)

• Na’lin-i Saadet (Mübarek ayakkabıları)

• Süyûf-i Mübareke (Peygamberimizin, Dört Halife’nin ve sahabeden bazılarının kılıçları)

• Mekke anahtarları

• Altın oluk

• Haceru’l-Esved mahfazaları

• Rasûlüllah Efendimizin, Hz. Ebu Bekir’in ve Hz. Fatıma’nın seccadeleri

• Musa ve Şuayb peygamberlerin (aleyhimesselâm) asâları

• Hz. Nuh’un tenceresi

• Hz. İbrahim’in kazanı

• Hz. Yusuf’un gömleği

• Hz. Davud’un kılıcı

• Hz. Osman’ın Kur’an-ı Kerim’i

• Çeşitli tesbihler ve benzeri eşya…

***

MUKADDES EMÂNETLERE HÜRMET VE ONLARLA BEREKETLENME Yazının devamını oku »
TÜRK DİLİNİN BAŞKENTİNDEN SELAMLAR

[ KARAMANIN KOYUNU SONRA ÇIKAR OYUNU ]