Gönderen Konu: Eşik  (Okunma sayısı 2352 defa)

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Eşik
« : 08 Haziran 2012, 08:20:20 »

Hayretler ettim; üniversiteye girmeye hazırlanan bir delikanlı "eşik" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyordu. Hayır, yurt dışında büyümüş de değildi; İstanbul'da yaşıyordu.


AVM'ler, markalar, bilgisayarlar, sosyal medya hakkında bilmediği yoktu, ama eşik kelimesini "eşek" ile karıştırmıştı. Nasıl bir evde oturduğunu sordum. Tahmin ettiğim gibi, modern bir evde oturuyormuş. Çünkü eşiği tarif ettiğim zaman zihninde canlandıramadı. O eski evlerin sofadan odaya geçilirken kapının dışarıdan muhafazası, soğuğun yahut haşeratın odaya girmemesi, evi dış etkilerden koruması için yapılan taş veya tahta çıkıntılarının, yani eşiğin hayatımızdan çıktığını, hatta kaybolup gittiğini o vakit anladım. Hafızamı yokladım, son zamanlarda misafir olduğum evleri gözümün önünden geçirdim, gerçekten de modern müteahhitlerin, site esasına dayalı apartman veya gökdelenlerinde, TOKİ veya KİPTAŞ'ın geliştirdiği yeni kentleşme mekanlarında artık eşik kullanılmadığını fark ettim. Kapı boşluğunun altları artık düz yapılıyor, taş veya tahtadan bir çıkıntı zaid addediliyor. Belki de bu bir gelişme biçimi, çünkü modern kentlerin evlerinde ısınma, haşerat önlemleri, güvenlik vb. hep eşiğe gerek duymadan tasarlanıyor, kapılar neredeyse ışınlama sistemiyle açılıp kapanıyor, kanatların bir eşiğe yaslanmasına gerek kalmıyor. Bir an düşündüm, eşiğin kendisi gibi eşik kelimesi de kullanımımızdan çıkarsa medeniyet birikiminden neler eksilecek diye. İlk aklıma geliveren birkaç deyim oldu tabii: "Eşiğine yüz sürmek, eşiğini öpmek, eşiğine çıkmak, eşiğini aşındırmak, eşiğine baş koymak, eşik (size) haram olsun, eşik kalkmayınca komşuluk kalkmaz vb..." Birkaç gün zihnimde bu soruyla dolaştım, okumalarımı bu dikkatle yaptım. Hafıza tazelemeye vesile olacak o kadar şeyle karşılaştım ki...

Yusuf Has Hacib, o ünlü eseri Kutadgu Bilig'de "Eğer bir alime eşikte bir yer isabet ederse, o eşik baş köşeden daha iyi ve yüksek olur" diyor. Bugün, bir alimin bastığı eşik, baş köşeden daha değerli hale geliyor mu, şüpheliyim. Zannımca zihnimizdeki bu sıralamayı güç sahipleri lehine değiştirelim, artık bir muktedirin bastığı oda, bir alimin bastığı sofadan değerli olsun diye eşiği evimizden şu materyalist anlayışlar söküp atmıştır. Öyle olmasaydı, ne Ubeydî nam şair "Aşınıptır yüzümüz eşiğine sürmekten / A beyim kalmadı yanında dirîğâ yüzümüz" diye şikayette bulunur, ne de ona eşiğinde bu derece eziyet gösteren efendiler bulunurdu. Şairimiz yine zarif imiş ki, "A efendi, yüzümüzü sürmekten eşiğin aşındı" diyemiyor da, "yüzümüz aşındı" diyor. Kim bilir eşiğin aşındı derse bir de hesap sorulur, eşiği aşındırma cezasına çarptırılıverirdi.

Eskilere göre eşik kavramı iç ile dışın, zahir ile batının sınırıdır. Eskiden bahçeli evlerin avlu kapısı bilhassa eşikli yapılır ve harem ile namahrem, içerden olanla dışarlıklı olan orada seçilirmiş. Malum, dışarıdan gelen birisi eve avludaki eşiği aşarak girer, odaya girmek içinse ikinci eşikten, sofa eşiğinden geçmek gerekir. Bir hanenin haremlik ve selamlık bölümlerindeki eşikleri geçmek gibi. Keza tasavvuf da eşiği aynı maksatla kullanır ve zâhirden bâtına yahut dıştan içe yönelişleri bu eşiklerde derecelendirir. Bir tekkenin birinci eşiği herkese açıktır, ama ikinci eşik, mürşidin huzuruna açılır ve yalnızca has kullara, özge dervişlere, halifelere açıktır. Pek çok tarikat, şeyh eşiğini, işte bu yüzden mübarek ve mukaddes görür. Hanedeki olgun erlere ulaşmak ancak o kutsal eşiği geçmekle mümkündür çünkü. Üstelik o kutsallık yüzünden eşiğe basılmaz, ancak yüz sürülür (eşiğine yüz sürmek), öpülür (eşiğini öpmek), mertebece yüksek kabul edilir (eşiğine çıkmak) veya baş konulur (eşiğine baş koymak). Bu sonuncusu aşkın da son mertebesidir ki eşiğe konan baş, kurbana gelmiş âşıkın/dervişin başı demektir. Divan şiiri, sevgilinin eşiğine baş koyan, orada ölmeye gelen, oradan geri dönmeyi asla düşünmeyen âşıkların hikayeleriyle doludur (Eşiğinde can veren merdin sevabın bulmadı / Hazret-i Eyyûb-ı Ensârî'de kurbân eyleyen [Aşki]). Bu yüzden eşik bir gönül alçaklığı, bir tevazu, bir fedakarlık, bir yokluk yahut ayaklar altına döşenmişlik sembolüdür. Eşik gibi ayaklar altında olmak, yüce bir erdemdir ki her kula nasip olmaz. Eşik gibi tevazu içinde olansa elbette büyür.

Bir aşık, yahut bir derviş düşünün, eşiğe baş koymuş veya eşikte boynunu bükmüş, ellerini kavuşturmuş, dünyadan kopmuş, kulağı kapıda, kımıldamadan, vecd halinde bekliyor...


i.pala@zaman.com.tr 

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1040