ݝslamiyet > Zekat

Zekât kimlere veya nerelere verilir?

(1/1)

mrkydr:

Teşri tarihi açısından baktığımızda zekâtın toplanması ve harcanması Efendimiz döneminde devlet eliyle yapılmıştır.


Bu, zekâtın ibadet kategorisi hatta İslam'ın beş temel şartından biri olmasına muhalif değildir. Malum ibadetlerde esas olan namaz, oruç ve hac örneğinde gördüğümüz gibi ferdin zorlama ve baskı altında kalmaksızın gönüllü olarak onları yerine getirmesidir. Fakat zekât, mahiyeti itibarıyla namaz ve oruçtan farklıdır. Zekâtın ve haccın bir de mali boyutu vardır ki maddi açıdan güç yetiren insanlar ancak bu ibadetleri yerine getirebilir. Zekâtın toplumda sosyo-ekonomik adaleti sağlamada yeri başka hiçbir şeyle doldurulmayacak olması onun İslam'ın şartları arasına girmesine vesile olmuştur.

Burada günümüz insanının zihnine vergiden ne farkı var gibi bir sual akla gelebilir. Zekâtın devlet eliyle toplanıp kamusal alana yine devlet eliyle harcandığını düşündüğünüzde ve tabii ki ibadet boyutunu devre dışı bıraktığınızda bir farkı yoktur denilebilir. Dikkat ederseniz, hem ibadet boyutunu dışarıda bırakıyoruz hem de kimlerden hangi oranda zekât alınacak, nerelere ve hangi ölçüde harcanacak gibi detayları itibarıyla değil, sadece devlet ve mali idare mantığı açısından benzerlik var diyoruz. O detaylara indiğimizde elbette zekât ile vergi arasında ciddi farklar vardır.

Zekât ayeti nazil olduktan sonra Efendimiz (sas) ayetin "âmil" dediği zekât toplama memurları tayin etmiş, onlara kimlerden hangi miktarda zekât alacaklarını tembih ederek merkez ve çevrede görev yapmalarını istemiştir. Medine'de belli merkezde toplanan zekât mallarını da ayetin ifade ettiği sarf yerlerine dağıtmıştır. İlerleyen zamanlarda devletin sınırlarının genişlemesine paralel olarak valiler mahallî bazda hadisin ifadesiyle "zenginlerden alınıp fakirlerine verilen" çerçevede aynı uygulamayı sürdürmüşlerdir. Bu esnada kıyıda köşede devlet otoritesinden bağımsız olarak zekât farzını yerine getiren fertlerin de olması gayet doğaldır.

Hz. Ebu Bekir döneminde devlet otoritesini reddeden, hatta siyer yazarlarının tespitlerine göre sırf bu amaçla söylenen "namaz kılar ama zekât vermeyiz" çıkışını yapan kesimlere Hz. Ebu Bekir'in takınmış olduğu sert tavır, zekâtın devlet eliyle toplanmaya devam ettiğinin göstergesidir. Hz. Ömer döneminde zekât toplama ve dağıtma çok daha sistematik hale gelmiştir. Yeni fethedilen coğrafyalarda karşılarına çıkan yeni durumlar kimlerin zekâtla mükellef, hangi mallardan, hangi oranlarda ve nerelere harcanacağı konusunda yapılan içtihatlar bunu ispatlar.

Sıra Hz. Osman'a gelince; o dönemde bir farklılık görüyoruz. Hz. Osman malları emval-i zâhire ve bâtına diye ikiye ayırmış; emval-i bâtına denen altın-gümüş, zinet eşyası, para vb. tasarruf ettiği ve evinde sakladığı mallardan devlet eliyle zekât almamıştır. Bunların zekâtlarını kişinin kendi vicdanına havale etmiş ve zekâta hak kazanan kesimlere kendilerinin gönüllü olarak vermelerini istemiştir. Emval-i zâhireye gelince, valiler, onların görevlendirdikleri zekât memurları vesilesiyle kayıt altına alınmış ve her yıl tahakkuk eden zekât tahsil edilmiştir.

Tarihi bilgi adına erken dönemlerdeki bu uygulamalar sonraki dönemlerde mezheplerin yaklaşımlarına göre arz eden farklılıklara bağlı olarak farklı şekillerde uygulanmıştır. Mesela Emeviler döneminde Ömer b. Abdülaziz valilere gönderdiği emir ile merkeze zekât göndermemelerini, onu mahallinde harcamalarını, eğer harcayacak alan bulamazlarsa devlet memurlarından evi olmayanlara ev alınmasını, evi olanlara ev eşyalarının alınmasını, bineği olmayanlara binek ve nihayet bekârların evlendirilmesi talimatını vermiştir. Osmanlılar, Hz. Osman'ın emvâl-i zâhire ve bâtına uygulamasını aynen kabul etmiştir. Mevzumuz bu olmadığı için bu kadarlıkla iktifa ediyorum; yoksa bu konu üzerinde söylenecek çok şeyler var.

Pekâla biz bugün ne yapacağız denecek olursa; yol tek gözüküyor. Gerek içinde yaşadığımız idari sistemler ve bunların getirdikleri düzenlemeler, gerekse zekâtın malî bir ibadet olması her şeye rağmen zekâtın ferden ferda verilmesini tek seçenek olarak karşımıza çıkarmaktadır. Daha açık bir ifadeyle günümüzde şer'an zekât verme şartlarını haiz olan bir Müslüman yaşadığı ülkede devlete vergisini vermesine rağmen zekâtını ayrıca vermekle yükümlüdür.

Pekâla kime verecek? Zaten bizim konumuz da buydu. Zekâtın sarf mahalli olarak gösterilen 8 sınıf insanın günümüz ölçüleri içinde nasıl belirleneceği. Mevzu ile alakalı ilk yazımızda makam gereği fakir-miskin hakkında birkaç cümle ile izahta bulunduk. Şimdi onlar da dahil hepsini teker teker ele alacağız.


a.kurucan@zaman.com.tr 

 

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git