Gönderen Konu: Filozoflar diyor ki ;  (Okunma sayısı 37985 defa)

Çevrimdışı gedai

  • Administrator
  • Kalfa
  • *
  • İleti: 4 182
  • Rep +0/-0
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #270 : 13 Eylül 2016, 10:59:53 »
akıl zorlanacak ki yeni fikir üretsin
zorlanmayan akılı başkaları yönetir
aciz bi kulum
anla be gülüm
Kağıdın yüzü kara, mürekkebim çileden;
 Kalemin beli kırık, halimi sorma n'olur..."
http://www.facebook.com/#!/mkalmakal

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #271 : 28 Eylül 2016, 08:36:45 »
  insan sesi asla vicdanın sesinin ulaşabildiği yerlere ulaşamaz.. Gandhi

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #272 : 13 Ekim 2016, 09:07:23 »
    Sembolik güç doğrudan bedenler üzerinde ve herhangi bir fiziksel kuvvet olmadan uygulanan neredeyse büyülü bir güç biçimidir; fakat bu büyü yalnızca bedenin derinliklerine su pınarları gibi gömülü bulunan yatkınlıklardan kaynağını alarak işleyebilir.  Bourdieu     

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #273 : 29 Ekim 2016, 17:28:49 »
   Sosyolojinin genellikle “tipoloji” adı verilen yarı-bilimsel taksonomiler önerdiğini söyleyen Bourdieu, bu tipolojilerin de aşağı yukarı bilgilendirilmiş analiz üzerinde temellenmiş “bilimsel” bir kanı olmasıyla kavramdan ziyade damga veya aşağılamaya daha yakın olduğunu belirtmektedir. Birçok tipik karakter etrafında şekillenen bu tipolojilerin örneğin Amerikan jargonunda “yerel, mahalli, kozmopolit” gibi isimler altında tedavülde olduğunu söyler. Bu tipolojilerin, gerçekçi bir niyetin, daha doğrusu bazı tipik birey ve grupların
tasvirinin bir ürünü olması dolayısıyla da yaş, siyasi iktidar yahut bilim ile ilişki gibi pek çok karışık kıstası düzensiz bir tarzda bir araya getirdiğini düşünür. Örneğin “yerel” dediğimizde “adanmışlar” da, “gerçek bürokratlar” da, “gönüllü korumalar” da, “kıdemliler” de kast ediliyor olabilir. Yine John W. Gustad’a referansla Bourdieu, kendisini bir işçi değil, akademik camianın özgür bir vatandaşı addeden altı tipten bahseder: “âlim”, “müfredat kılavuzu”, “bireysel girişimci”, her daim kampus dışındaki “danışman”, “idareci”, ve yüzünü dış dünyaya dönmüş “kozmopolit” . Bu ve benzeri tipolojilerin yarı-bilimsel stereotipler olduğunu belirten Bourdieu akademik dünyanın sosyo-analizi için bir üst katmana çıkmaya ve bu tipolojileri oluşturan toplumsal şartların analizine girişir. Burada dikkati çekense köken itibariyle mensup olunan sınıf/tabakanın görece daha hafif etkisinin ötesinde, akademi içi ve disiplinler arası (kültürel, ekonomik, sosyal vb.) sermaye farklılaşması neticesi güç/iktidar mücadelesinden kaynaklanan çıkarların yattığı tespitidir
M. Fatih Karakaya         

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #274 : 09 Kasım 2016, 13:18:58 »

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #275 : 18 Kasım 2016, 15:22:11 »

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #276 : 29 Kasım 2016, 14:55:10 »
    Comte, sosyologların toplum hakkında bilimsel bilgi geliştirebileceklerine ve toplumun barışçı ve düzenli bir biçimde, iyi yönde evrilmesine rehberlik edebileceklerine inanmıştır. İngiltere’de bilinen ilk kadın sosyolog Harriet Martineau , Comte’un düşüncelerini paylaşmış ve görüşlerini ülkesine aktarmıştır . Sosyolojinin gelişimine erken dönemlerde önemli katkılar sağlayan Martineau aynı zamanda Comte’un en önemli eserini İngilizceye çevirmiştir. Sosyolojik çalışmalarda sadece gözlemlerin sunulmasının değil, araştırmaların toplumsal reform sağlamaya dönük olmasının gerekli olduğunu savunmuştur. 1837’de yayınlanan kitabı Amerika’da Toplum; Uygulama ve Kuramı adlı eserinde ABD’deki adetleri ve yaşam tarzını hastaneler, hapishaneler, fabrikalar ve ailelerin evlerinde gözlemler yaparak çözümlemiştir. Göç, aile konuları, politika, din gibi konuların yanı s ıra Avrupa ve ABD’deki toplumsal tabakalaşmayı karşılaştırmıştır   

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #277 : 28 Aralık 2016, 15:48:05 »
   Aristoteles

Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir.
İnsanlar arzularına son olmadığı için, bu arzuları tatmin edecek vasıtalara da son olmamasını isterler.
Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; bir çok insanların hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer.
Cesaret kuvvetle birleşince büsbütün artar.
Umut, uyanık adamın rüyasıdır.
Fazileti olmayan insan, hayvanların en kirlisi, en vahşisi, en muhteris ve en doymak bilmez olanıdır.
Adalet önce devletten gelir.
İyi, basit; kötü ise çok yönlüdür.
Mevkilerini para ile satan kimseler, masraflarını geri almak yoluna düşerler.

     

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #278 : 06 Ocak 2017, 16:28:01 »
   Zeki adamlar söyleyecek bir şeyleri olduğu için  konuşurlar. Aptallar, konuşmaları gerektiği için. Platon   

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #279 : 30 Ocak 2017, 13:57:10 »
Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren insanlar, sonunda en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar. -Aldous Huxley

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #280 : 24 Mart 2017, 09:12:55 »
   İNANMAK İÇİN inançların tutarlı olması gerekmez. Bugünlerde inanmaya eğilimli olduğumuz şeyler, yani kendi inançlarımız da buna bir istisna oluşturmuyor. Mesela insan özgürlüğü meselesinin, en azından dünyanın "bize ait bölümünde" açılıp kapanmış bir dava olduğunu ve (yapılacak ufak tefek düzeltmeleri saymazsak) akla gelebilecek en tatmin edici çözüme ulaştırılmış bulunduğunu düşünürüz. En azından, zaten sahip olduğumuzu düşündüğümüz özgürlükten daha fazlasını ya da daha iyisini talep etmek ve çekip almak için (yine, tek tük rastlanan ufak tefek rahatsızlıkları saymazsak) sokaklara dökülme gereğini hissetmiyoruz. Oysa bir yandan da, dünya işlerinin yürütülme biçiminde -tek başımıza, birkaç kişi bir araya gelerek ya da hep birlikte— değiştirebileceğimiz çok az şey olduğuna da aynı katılıkla inanmaya meyilliyiz; ayrıca böyle bir değişimi gerçekleştirebilseydik bile, mevcut olandan farklı bir dünya düşünmek için kafa kafaya vermemizin ve daha iyi bir dünya düşünsek de onu hayata geçirmek için kolları sıvamamızın boşuna, hatta akılsızca olacağına da inanıyoruz. Mantıksal düşünme eğitimi almış herhangi birinin bu iki inancı aynı anda nasıl savunabileceği bir muammadır. Eğer özgürlük kazanılmışsa, nasıl olur da bu zaferin ganimetleri arasında insanın daha iyi bir dünya tahayyül etme ve onu daha iyi hale getirmek için bir şeyler yapma yetisi yer almaz? Hayalgücünü dizginleyen ve özgür insanların herkesi ilgilendiren meseleler karşısında böyle iktidarsız olmalarına tahammül eden özgürlük ne mene bir özgürlüktür?     BAUMAN     

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #281 : 22 Nisan 2017, 15:47:26 »
    Herkes hayattan bir şey almak ister; ama ona bir şey vermek istemez. Çoğu kimse hayata menfaatçi, yağmacı, sömürgeci ve asalak olarak atılır, hayatın anlamını bu asalaklıkta arar. Böyle hayat anlayışı uzun yıllar boyunca çocuklara aşılanır. Kimler aşılar? Anne ve babalar.
Bu telkinlerle yetişen çocuklar, büyüdüklerinde bencil, kendini düşünen, basit ruhlu, tembel, açgözlü, şehvet düşkünü ve vurdumduymaz olurlar. En sonunda artık hiç kimseye ve hiçbir şeye bağlılık duymayan, duyarsız gençler olur çıkarlar. Vatana, insanlara, vazifeye, yüce ideallere, ebeveynlere ve hatta kendilerine karşı saygı duymazlar.
“Ne ekerseniz, onu biçersiniz!” Ne pişirirseniz onu yersiniz! Eğer çocukların ve gençlerin aklını ve ruhunu işlenmemiş bir tarla gibi bırakırsanız, orada ısırgan otu, dikenler ve zararlı otlar bitecektir.”
[Gregory Petrov]           

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #282 : 06 Mayıs 2017, 15:10:23 »
   Foucault’nun Sosyolojisinde Hukuk
Foucault, modern toplumun birey üzerindeki dışsal ve içsel kontrolünü ne denli artırdığını ve bu denetim altına alma sürecinde hukukun ve hukuksal kurumların nasıl bir rol oynadığını incelemeye çalışır. Bu çerçevede, bireylere yönelik disipline etme, egemenlik kurma, cezalandırma, düzene sokma veya hizaya getirme ve hükmetme mekanizmalarıyla yakından ilgilenir. Hukuku da bu ögelere dayanarak yaptığı iktidar analizinin önemli bir bileşeni olarak görür. Foucault’un iktidar ve hukuk analizini yeterince kavramak bakımından onun modernite dönemine ve modern topluma ilişkin görüşleri ve eleştirileri büyük önem taşır.
Foucault’ya göre, toplumda iktidar, zor yoluyla kurulmaz; iktidar, toplumsal ya-şamm içindeki her ilişkide yeniden üretilmektedir. Bunu söylem sağlamaktadır. Söylem ile iktidar arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Bir yandan söylem, iktidarı oluştururken; diğer yandan iktidar, gücünü sağlamlaştırarak bir söylem arayışına yönelmektedir. Kendine özgü söylem üretmeyen bir toplum olmadığı gibi, insan zihni ve bedeni üzerinde disiplin mekanizması kurmayan bir toplum da yoktur. İktidar, mevcut yapı üzerinde bir egemenlik ilişkisi kurarken aynı zamanda gerçekliği de yeniden yaratır ve yarattığı bu gerçekliği denetler.         

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #283 : 09 Mayıs 2017, 13:48:55 »
Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.
/ Platon

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Filozoflar diyor ki ;
« Yanıtla #284 : 02 Kasım 2017, 00:15:16 »
     ”Kentliler, kendilerini rahatlık ve kaygısızlığın döşeğine salıvermişler, mutluluk ve bolluğa gömülmüşler, mallarını ve kendilerini koruma işini, yönetenlerine, valilerine, yargıçlarına ve sürekli koruma görevlilerine bırakmışlardır. ve çevrelerini kuşatan kale duvarlarının, önlerinde dönüp dolaşan bekçilerin ve nöbetçilerin sağladığı güvenceyle uykuya dalmışlardır. hiçbir kaygı, uyarı heyecanlandırmaz onları. ellerinden kaçabilecek avları da yoktur. alabildiğine iyimserlerdir ve kendilerini güvenlik içinde bulurlar. bu nedenle silahlarını bırakmışlardır.” İbn Haldun