Gönderen Konu: Salât ü Selâm bir vefa borcudur  (Okunma sayısı 2069 defa)

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Salât ü Selâm bir vefa borcudur
« : 08 Mart 2013, 07:41:30 »


Her fırsatta, Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalatu vesselam) salât u selâm getirmemiz O’na karşı vefamızın gereğidir. Çünkü salât u selâmlarla O’nu her anışımız, hem O’nun peygamberliğini bir tebrik, hem getirdiği saadet-i ebediye müjdesine karşı bir teşekkür ve hem de bildirdiği fermanlara itaatimizi ve biatimizi yenilememiz manasına gelmektedir.


Evet, Efendiler Efendisi’ne salât u selâm okumakla, ahd-ü peymanımızı yenilemiş, ümmeti arasına bizi de dâhil etmesi isteği ile kendisine müracaat etmiş oluyoruz. “Seni andık, Seni düşündük; Allah Teâlâ’ya Senin kadrini yüceltmesi için dua ve dilekte bulunduk” demiş ve “Dahîlek ya Resulallah – Bizi de nurlu halkana al ey Allah’ın Resulü!” talebimizi tekrar ederek onun engin şefkat ve şefaatine sığınmış oluyoruz. Dolayısıyla, salât u selâma Efendimiz’den daha çok biz muhtaç bulunuyoruz. Ona müracaatımızla mevcudiyetini, büyüklüğünü kabullenmiş ve küçüklüğümüzü, hiçliğimizi ilan etmiş; aczimiz ve fakrımızla beraber, şiddetli ve çok büyük bir günün endişesiyle Resul-i Ekrem’e dehalet etmiş, arz-ı ihtiyaç ve arz-ı halde bulunmuş oluyoruz.

Salât; tebrik, dua, istiğfar, rahmet gibi anlamlara gelmektedir. Salât kelimesinin çoğulu “salavât” gelir. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Allah ve O’nun melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey mü’minler, siz de O’na salât (ve dua) edin ve samimiyetle selam verin.” (Ahzab, 33/56) Bu âyet-i kerimeyle, Peygamberimiz’e salât ve selamlar getirerek hürmetlerini arz etmek her Müslüman’ın yapması gerekli olan bir görevdir. Her Müslüman en azından “Âllâhümme salli alâ Muhammed - Allah’ım! Rahmet ve bereketin Efendimiz Hazreti Muhammed üzerine olsun” diyerek salât getirmek mecburiyetindedir.

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Salât ü Selâm bir vefa borcudur
« Yanıtla #1 : 08 Mart 2013, 07:42:18 »
Burnu Sürtülecek Kimse

Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Yanında benim adım anılıp da bana salât getirmeyen kişinin burnu sürtülsün, hakarete uğrasın.” buyurmuştur. Bununla beraber, Peygamberimiz’in ismi her işitildiğinde veya anıldığında salât getirilip getirilmeyeceği hususunda; bazı âlimler, bir yerde, Hz. Peygamber’in adı ne kadar anılırsa anılsın bir defa salât edilmesi yeterlidir derken, âlimlerin çoğunluğu ise Efendimiz’in adı her anıldığında salât u selâm getirilmesi gereklidir demiştir. Bazıları, insanın, ömründe bir kere salât u selâm getirmesinin vacip olduğunu söylerken, İmam Şâfi gibi kimseler de nâm-ı celil-i Muhammedî ne zaman anılırsa anılsın hemen salât u selâmla O’na senada bulunmak gerektiği kanaatindedirler. Nitekim hadis ilmiyle uğraşanlar, Hazreti Peygamberimiz’in hadislerini rivayet ederken, O’nun adı ne kadar çok anılırsa anılsın, her anılışında, “Sallallahu aleyhi ve sellem” diyerek hürmet ve vefalarını ifade etmişlerdir. Hatta bazı yerlerde, ezanda Efendimiz’in ism-i şerifi de anıldığı, “Eşhedu enne Muhammeden Resulullah” dendiği için, ezandan sonra da salât u selâm okunagelmiştir. Erzurum da bu yerlerden birisidir. Orada da, ezanı müteakip “es-Salâtu ve’s-selamu aleyke ya Resulallah, es-salâtu ve’s-selamu aleyke ya Habîballah, es-salâtu ve’s-selamu aleyke ya hâteme’n-nebiyyîne” şeklinde salât okurlar. Aslında, ezan kelimelerinin içinde böyle bir salât u selâm yoktur, fakat bir vefa borcu olarak söylerler.

Evet, salât u selâm meselesine bir vefa borcu nazarıyla bakmak lazım. Biz Efendimiz’e karşı borçluyuz. Allah, bazılarımız için ağır gelebilecek şekilde her an o borcu ödüyor olma şuuru içinde bulunmakla bizi mükellef kılmamış. Hayatımızın her saniyesinde O’nu hatırlıyor olma, O’na hiç durmadan salât u selâm getirme teklifinde bulunmamış. Fakat biz zaten O’nun getirdiği dinin hükümlerine riayet ettiğimizde bir yönüyle O’na karşı medyuniyetimizi de sürekli ve fasılasız dile getirmiş oluyoruz.

Günde beş defa minarelerimizden olduğu gibi gönüllerimizden de yükselen ezanımızı düşünün.. Her namaza yürüyüşümüzde,

“Gök nura gark olur nice yüz bin minareden,

Şehbal açınca ruh-u revân-ı Muhammedî;

Ervah cümleten görür “Allahu Ekber”i,

Aks eyleyince arşa lisan-ı Muhammedî.” (Yahya Kemâl)

sözlerinin hakikatini seslendiriyor ve önce ezanla vefamızı ilan ediyoruz. Zât-ı Uluhiyet’in yanında Efendimiz’in nâm-ı celîlini de anıyoruz. “Lâ ilahe illallah”ın, “Muhammedün resûlullah”tan ayrılamayacağını, şehadetin ancak ikisini beraber söylemekle gerçekleşmiş olacağını gösteriyoruz. Üstad Hazretleri’nin de Mektubât’ta belirttiği gibi, kelime-i şehadetin iki kelâmının birbirinden ayrılamayacağını, onların birbirini tazammun ve ispat ettiğini, biri birisiz olmayacağını ifade ediyoruz. Evet, madem Peygamberimiz (aleyhissalâtü vesselâm) Hâtemü’l-Enbiya’dır, bütün enbiyanın vârisidir. Elbette O, bütün vusûl yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrâsından hariç hakikat ve necat yolu olamaz. Umum ehl-i marifetin ve tahkikin imamları, Sâdi-i Şirâzî gibi derler: “Ey Sâdî! Muhammed’i (sallallahu aleyhi ve sellem) örnek almadan bir kimsenin selâmet ve safâ yolunu bulması imkânsızdır.”

ÖZETLE:

1- Her fırsatta, Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalatu vesselam) salât u selâm getirmemiz O’na karşı vefamızın gereğidir.

2- Efendimiz’e salât u selâm okumakla, ahd-ü peymanımızı yenilemiş, ümmeti arasına bizi de dâhil etmesini istemiş oluyoruz.

3- Peygamberimiz Hâtemü’l-Enbiya’dır, bütün vusûl yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrâsının dışında kurtuluş yolu olamaz.

BU SAYFA, M. FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ’NİN SOHBET VE YAZILARI ESAS ALINARAK HAZIRLANMAKTADIR




zaman