Çay Saati > Köşe Yazarları

Orwell’in çiftliği

(1/1)

mrkydr:

Yeni yargı paketiyle Türkiye’nin geldiği nokta George Orwell’in ünlü Hayvan Çiftliği romanını hatırlatıyor. Kitabı bugüne kadar Stalinizm eleştirisi olarak okuyanlar, polis devleti olmaya bir adım daha yaklaştığımız bu günlerde kişiler değişse de iktidar oyununun hep aynı şekilde oynandığını acıyla görüyorlar. Mazlumların aslında potansiyel zalimler olmaları şaşırtmıyor. Bu kötücül dönüşümü sınırsız güç arzusunun beslediği aşikâr.


Hayvan Çiftliği, hayvanların kendilerine zulmeden insanlara başkaldırışının hikâyesi. Devrim yaparken daha fazla özgürlük ve eşitlik vaat eden hayvanlar, sonunda insan sahiplerinden daha acımasız bir baskı rejimi kurarlar. Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti’nin maddi manevi varlığını ezdiği bir kesim insanın yönetime gelmeyi başarması ve ardından geçmişte yaşadıkları kısır döngüyü başkalarına yaşatması gibi…

Orwell’in hikâyesinde devrimci hayvanlar başlangıçta bütün türdeşlerini eşit tutarken, zamanla yönetimi ele geçiren domuzlar şu özlü sloganı diğerlerine de zorla kabul ettirmişlerdi: “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar ötekilerden daha eşittir.” Yeni yargı paketinin ruhu da şöyle söyletiyor ürpertiyle: “Bütün insanlar eşittir, ama bazı insanlar daha da eşittir.” O bazı insanların kimler olduğu belli.

Hükümet, Kobani protestolarıyla, 40 kişinin ölümüyle zirve yapan kaostan ve “paralel yapı komplolarından” kurtuluşu demokrasiyi askıya almakta buluyor. İnsanların üstlerini, evlerini, işyerlerini, arabalarını aramak, dinlemek, izlemek ve mal varlıklarına el koymak için somut delillere dayalı kuvvetli şüphe yerine makul şüphe kriteri getiriyor. Soyut deliller çantada keklik iken kim uğraşacak somutlarıyla! Makul demek akla uygun demek. Peki, kimin aklına? Tabii ki güvenlik güçlerine ve yargıya emir veren, onları kumanda eden iktidarın aklına!

Makbul addedilmeyen vatandaşlar! Aman bir kontrol edin kaşınız gözünüz, bakışlarınız, ideolojiniz, mensubiyetiniz, kıyafetiniz makul müdür? Çocuğunuzu gönderdiğiniz okul, abone olduğunuz gazete, çalıştığınız kurumlar, gönüllüsü olduğunuz yardım dernekleri, girdiğiniz internet siteleri, attığınız tweet’ler, son seçimde oy verdiğiniz partiler… Vaktiyle mazlumların kurduğu iktidar partimizin diğer ve ölçüleri sık sık değiştiği için, ne olur ne olmaz, istendiğinde her şey bu yeni paket kapsamına girebileceğinden makul şüphe diye diye sizi infaz edebilirler.

Sazan gibi avlanmamak için acaba gidip önce AKP’ye üye olup sonra kefenlere mi sarınmalı? İyi ama yönetilenlerin yönetenlerle ilgili bırakalım makul şüphelerini, kesin delillere dayalı somut şüphelerinin akıbeti ne olacak? Hiçbir şey! Malum; bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir. Endişeye mahal yok diyor parti kurmayları. Yeni yetkilerin güvenlik güçlerince keyfi kullanımı halinde ağır cezalar verilecekmiş. Vahşeti yaşatanlara karşı polisin eli kolu tutulamazmış. Duyuyoruz ama yüreğimize serin sular serpilmiyor. Neden acaba? Göz çıkaran, kol kıran, can alan polislerin “efsane” olarak alkışlandığı, hırsızları yakalayanlarınsa “darbeci” sayıldığı için herhalde. Vahşeti önlüyorum diye vahşete bulaşanlara karşı naçarız nokta net.

Hormonlu siyasetle beslenerek yasamanın emir ve kumandasına giren yargının yetki aşımı ihtimalinden ise hiç bahis yok. Hadi “paralel yargı” devletin temeline dinamit koyuyor diyelim, yandaş yargının anayasal düzene, devlete karşı işlenen suçlarda tutuklama, dinleme ve mal varlığına el koyma kararları bizim şüphelerimizden muaf mı tutulacak? Hani vatandaşız ya sözde, merak ediyoruz o mahkemeler bireyin huzur ve mutluluğuna karşı devletin işlediği suçlara neden bakamadı hiç?

Yeni pakete göre iddianame öncesinde sanık ve avukatlar, kendi dosyalarını göremeyecekler. Peki, savunmayı zorlaştıran yasa yapıcılar, siz suçlandığınızda şeriatın kestiği parmak acımaz diyebilecek misiniz? Güvenlik sopayla, TOMA’yla değil adaletle sağlanır. Ey iktidar, başta son olaylar olmak üzere öldürülenlerin katillerini bulun önce. Sonra olur ya insanlık halidir, kendi kadrolarınızda yanlış yapan, suç işleyenler varsa, aman ha var demiyoruz, varsa diye altını çizelim; onları atın bünyenizden, sahip çıkmayın, yargılanmalarını sağlayın. Unutmayın, Orwell’in çiftliği hayvanlara yâr olamamıştı…

17 Ekim 2014, Cuma
   


http://www.zaman.com.tr/nuriye-akman/orwellin-ciftligi_2251102.html

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git