MÜbarek Günler ve Geceler > Ramazan-ı Şerif

Muhasebe ederek vedalaşın!

(1/1)

mrkydr:
   
Hakan Zafer


Ramazan gibi gelişi de gidişi de insanı hüzünlendiren başka bir zaman dilimi var mı bilmiyorum. Geldi, gidiyor, seneye aramızdan sevinçle karşılayanları değişecek olsa da yine gelecek. Arefe gününü, sadece bayram hazırlıklarına kurban etmeden dua ve muhasebeyle geçirmek Ramazanla aramızdaki sevgi bağına yaraşır bir veda olabilir.

Bugün bir muhasebe önerisinde bulunmak istiyorum.

Tevbe 122. ayette, inanan bir topluluğa düşman ordusu musallat olduğunda savaşa gitmesi istenmeyenler ifade ediliyor. Savaş sonrası onların yerine getirecekleri istenen vazife de aynı ayette belirtilmiş. Allah, toplumun tamamı yerine büyük çoğulunun iştirak etmesini, küçük bir grubun geride kalmasını istiyor.

 Savaşın insanı değiştirmemesi mümkün değil. Bu küçük grubun, eski halinden farklı dönecek, algıları değişmiş orduyu, yeniden derin idrak seviyesine ulaştırmak ve onlara dinde derinlik kazandırmak gibi önemli bir görevi üzerine alması isteniyor.

 Bu durum bildik savaş esnasında olacağı gibi Peygamberimizin (s.a.v.), böyle bir savaş dönüşü ifade ettiği büyük cihad, yani nefisle mücadele esnasında da pekâlâ olabilir. İki yönü var: Duygularımız ve etrafımız.
 
Hidayete yönelten dostu olmalı insanın

Aslında bir duygu ordusuyla yaşıyoruz. Kimi duygularımız mülayim kimi cengâver oluyor. Bir tarafımız affederken, diğer tarafımız intikam gürültüleri çıkartıyor. Her şeye sahip olacak kadar kendini geniş gören duyguların yanında, kanaat eden duygularımız da var. Anlaşılan her an içimizde bir cephe kapanırken savaş diğer cepheye sıçrıyor. Madem savaşan duygular taşıyoruz, bazı duyguları geride tutup, diğerlerini asıl mecraları Allah’a yönlendirmesi için temiz tutmalıyız.

 Etrafımızdaki insanlarla da devamlı bir kargaşanın içinde bulunuyoruz. Kimi şeytanca vesvese verirken kimi hayır söylüyor. Günaha davet edenin yanında ruhumuzu durultanı da var. İşin bu yönünde de bir savaş kopuyor. Cepheler açılıp kapanıyor. Duygularda olduğu gibi beraber yaşadığımız insanlardan da cepheye çıkartmayacağımız kimseler olmalı. Nefisle mücadele ederken, benliklerimizi yeniden hidayet yollarına yönelten, üzerindeki ‘savaş yaralarını’ pansuman eden dostları olmalı insanın etrafında.

 Ramazan için de aynı durum geçerli. Ömür cephesine sevk edeceğimiz 12 askerden birini geride tutup cepheden dönen 11’ini irşat etme görevi vermeliyiz. Tam da şu sıra 11 savaşçıyı cepheye salma vakti geldi. Bakalım Efendimizin (s.a.v.) büyük cihat olarak tembihlediği nefis mücadelemizde yara bere almadan 11 ay sonra dönebilecekler mi?
 
 Af ve mağfiret dileyin

 Aslında ‘arefe’, Arafat vakfesinin yapıldığı Kurban Bayramı'ndan bir gün öncesine verilen addır. Bizde anlam genişleyip Ramazan bayramı öncesi için de kullanılıyor. Tanışıklık anlamına geliyor. Bugün, oruçla nefsi ve Rabbini tanımış kulların, Ramazana veda hüznünün kapladığı ‘titreyen kalpleriyle’ yapacakları duaların reddolmayacağına inanıyoruz.

Başına gelen kötülüklerin asıl sebebi olarak günahlarını gören basiret ehli kulların, musibetin kalkması için yaptığı dualar doğrudan değil dolaylı olur. Tıpkı Hz. Eyyüb (as) gibi Allah’a ‘bana dokunan zararı kaldır’ yerine ‘zararın bana dokunmasını sonuç veren günahlarımı affet’ demeliyiz. Eğer musibete sebebi gördüğümüz kusurlarımızı Allah bağışlarsa, sonuçları da kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Rabbimden, şahsım ve tüm inananlar adına af ve mağfiret talep ediyor, bu affın üzerine bina olduğu ‘bir başkasını affetme’ meselesine gönlümüzü açmasını niyaz ediyorum. Dilerim, Ramazan, ‘burnumuzu yerde sürünmekten’ kurtaracak kadar nazar-ı ilahîde kıymetli yazılmıştır.
Hayırlı bayramlarınız olsun!
       

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git