Gönderen Konu: Günah dediğin bir rüzgârdır  (Okunma sayısı 1910 defa)

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 913
  • Rep +35/-3
Günah dediğin bir rüzgârdır
« : 11 Temmuz 2016, 13:03:16 »
   
Hakan Zafer


Esen her rüzgârın önüne atılmamalı insan. Rüzgâra karşı yaptığı her kabadayılığın öncesinde ağırlığına bakmalı. “İstemediğim yerlere beni savurmasına direnebilecek miyim?” demeli. Biz, en çok şeytanî rüzgârlara yiğitlik yapıyoruz. Ya kendimize çok güveniyoruz ya da rüzgârı hafife alıyoruz.

Günah dediğin de bir rüzgârdır. Her zaman eser esmesine ama sadece karşısında hafif kalanları alır götürür. Benliğinden uzaklaştırır insanı. Ait olmadığı yerlere savurur. Eğer ‘geri dönüp’ savrularak geldiği yolu yaya almazsa insan, yeni yerine hemen alışır. Hep oradaymış gibi hisseder. Hatta kendisiyle orada olamayan kimseleri yabancı zanneder.
Vakar; yerinde olma, değilse derhal yerini almadır. Hangi rüzgâr bizi hızla yerimizden ettiyse, alışmadan geldiğimiz hıza göre yavaş da olsa geri dönmektir.

Kişinin kendini bilmesi en büyük donanımıdır. Bu yol, Rabbini bilmekle sonlanır. Allah’ın güzel kulları yere basarken donanımın ağırlığıyla vakur basar. Bu, etrafa güven veren, kendisinden, zararı dokunur diye kimsenin korkmadığı, ‘hayatı kolaylaştırıcı’ ağırbaşlı yürüyüştür. (Furkan 63) Yüksek meziyetler ve erdemleri sayesinde etrafında olup bitenin rüzgârına kapılmadan yürüdüğü yolda şaşırmayan kimse, vakurdur.

İnsan en büyük yükün altına girmiş, Rabbinin ona teklif ettiği emaneti hiçbir varlık kabul etmezken, o kabul etmiştir. Bir insanı, Rabbine muhatap olmak ağırlaştırmıyorsa, o yerinde değildir. Her yerinde olmama durumu gibi, kendine zulmediyor demektir.

Allah’tan gelenle kalbin oturaklaşması, huzur bulup kalp rahatına erme denilen sekine, bir hoşluk değil, vakarın tam karşılığıdır. Bu kalp, dikkat ve temkinli davranışın da kaynağıdır. Savrulacağı rüzgârın önünde bulunmaz. Ağırdır, her rüzgârla sarsılmaz. Yüksüz vakar nasıl gurur oluyorsa, aksine vakur kimse, tevazuyla yere sağlam basar.

Firavunun yanındayken Hz. Musa’ya iman eden üzerlerine sekine inmiş büyücülerin ölümle tehdit edildiklerinde verdikleri cevap ne kadar vakurdur: “Hiç öne­mi yok! Biz za­ten Rab­bimi­ze dö­ne­ce­ğiz!” (Şuara 50) Hz. Musa’nın Mısır’dan çıktıktan sonra deniz önündeki ‘ağır duruşu’ içi sükûnet dolu ne güzel bir vakardır. (Taha 77, Şuara 61–62)

Allah, Hz. Musa’ya ge­ce­le­yin Mı­sır­’dan yo­la çıkmasını emreder. Yolu O ve yanındakilere açan bizzat Allah’tır. Hz. Musa, açanı Allah olan bu yola kavmiyle beraber müsterih çıkar. Fakat arkadan hızla yaklaşan Firavun ve ordusunu gören Musa’nın (as) yanındakiler, endişelenerek, “Ey­vah! Bi­ze ye­tiş­ti­ler!” diye sarsılırlar. En önde denize doğru ilerleyen vakur Peygamber onlara dönüp, “Ha­yır, as­la! Rab­bim be­nim­le­dir ve O mu­hak­kak ki ba­na kur­tu­luş yo­lu­nu gös­te­re­cek­tir. Sakın endişe edip korkmayın!” der. Allah, üzerinde sekine gömleğiyle duruşun en güzelini gösteren Hz. Musa’ya emreder: “Asa­nı vu­ra­rak de­niz­de on­la­ra ku­ru bir yol aç!” Vurur asasını ve denizin tam ortasından ‘kuru’ bir yol açılır. Kendilerinin güvenle geçtiği bu yol arkalarından korku verici bir hışımla kovalayan Firavun ve ordusunu yutar. Korkularının ateşi, suyun arkadan kovalayanların üzerine kapanmasıyla söner.

Eğer sana yolu açan Allah’sa, Musa (as) gibi kalbin rahat olsun. Endişeyle arkana dönüp bakma. Yanındakilere de ver bu güveni. Hem seni yola düşüren Allah, yolların bitip denizin önüne engel olarak çıktığı yerde sözünden dönmez. Sana olan vaadini, eline aldığın kuru bir dal parçasını suya dokundurman kadar ‘sıradan ve sudan bir sebeple’ denizi sana yol, seni düşman bilene kayboluş yapar da, yine gerçekleştirir. Yeter ki sen yola Allah için çık…