Gönderen Konu: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK  (Okunma sayısı 4782 defa)

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #15 : 19 Temmuz 2016, 21:23:52 »
‘Onlar bir tuzak kurdu, Allah da bir tuzak kurdu. Allah tuzak kurucuların en hayırlısıdır’


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #16 : 19 Temmuz 2016, 21:24:28 »
Çarşamba Günü Yapılacak MGK'dan Sonra Önemli Bir Karar Açıklayacağız"

19.07.2016


Yazdır Paylaş Yazıları Büyült Yazıları Küçült




"Çarşamba Günü Yapılacak MGK'dan Sonra Önemli Bir Karar Açıklayacağız"


İstanbul Kısıklı'da vatandaşlara hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İnşallah bu süreci öyle veya böyle atlatacağız. Şu anda gayet güzel bir şekilde çalışmalar devam ediyor. Hükümetimiz şu anda önemli bir hazırlığın içinde ve çarşamba günü Millî Güvenlik Kurulumuzu toplayacağız. Millî Güvenlik Kurulu'ndan sonra önemli bir kararı açıklayacağız" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Kısıklı’daki evinin önünde toplanan vatandaşlara seslendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şehitlerimizi gördük değil mi? Şunu unutmayın, şehitler tepesi hiçbir zaman boş kalmayacak. İşte 208 şehidimiz var. Hepsini defnettik ama bilesiniz ki bu halka son değil, bunun devamı da olacak. Biz bu yola böyle çıktık, bu yola böyle koyulduk. Ne dedik? 'Kefenimizi giydik, bu yola böyle çıktık'" dedi.




‘İnanıyorsanız üstünsünüz’ mealindeki ayet-i kerimeye atıfta bulunarak, “Kardeşlerim; eğer inanıyorsak muhakkak üstünüz. Biz inanıyoruz ve üstünüz, hiç şüpheniz olmasın” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’un meydanlarında, Ankara Kızılay Meydanı’nda ve Türkiye’nin dört bir yanında Kısıklı’dakine benzer tabloların olduğunu belirtti ve ekledi: “Tabii burada bu akşam bir şeyi özellikle ifade etmek istiyorum; komşularımızdan komşuluk haklarını bize helal etmelerini istiyorum. Gece geç saatlere kadar burada onlara rahatsızlık veriyoruz, bunlardan dolayı da bize haklarını helal etsinler. Ama bu sıradan bir mesele değil, bu bir millî mesele, bu bir yerli mesele, bu bir vatan meselesi. Bu vatan meselesinde bu affedersiniz ne idüğü belirsizlere biz bu ülkemizi bırakmayacağız.”

"İDAM CEZASINI ONAYLARIM"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, meydandaki vatandaşların darbe girişiminde bulunan FETÖ mensubu askerlerin idam edilmeleri gerektiği yönündeki tezahüratlarına cevaben şu açıklamaları yaptı: “Sayın Başbakan söyledi, ben de söylüyorum, ne diyorum? Türkiye, demokratik bir hukuk devletidir. Demokratik bir hukuk devletinde siz halkı görmemezlikten gelemezsiniz. Dolayısıyla halkın taleplerini bir kenara koyamazsınız. Halkın böyle bir talebi varsa, bunun görüşüleceği yer neresidir? Parlamentodur. Bunların, bu alçakların bombaladığı Parlamentodan inşallah görüşülmek suretiyle inanıyorum ki Parlamentodaki siyasi partiler bu konuda en isabetli kararı alacaktır. Ve alınacak böyle bir kararda da onay mercii olarak ben kararımı açıklıyorum; ben bunu onaylarım. Çünkü gencecik yavrularımızın tanklarla, toplarla şehit edildiği bir ülkede biz siyasiler olarak eğer buna sessiz kalırsak ebedi âlemde bunun hesabını veremeyiz. Bugün Amerika’da idam var mı? Bugün Rusya’da idam var mı? Çin’de idam var mı? Dünyanın değişik ülkelerinde var mı? Sadece Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yok. Biz buna bir imza attık, bizden önce attılar, böyle bir durum var, doğru. Fakat bu imzalar atıldığı gibi, bunlar geri de alınabilir, yeter ki Parlamentomuz bu kararı alsın. Şimdi bazıları önümüze bizim farklı şeyler getiriyorlar, Bunlar değiştirilemez hükümler değil.”

"HESAPLARIN ÜZERİNDE BİR HESAP VAR"

15 Temmuz gecesi Ankara’da Özel Harekat’a bombalar yağdırıldığını ve 47 polisin şehit edildiğini, kendisinin kaldığı yerin de bombalandığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbe girişiminde bulunan askerlerin, kendisi için, ‘Biz yakalasaydık ya ölü, ya diri getirecektik’ şeklinde ifade verdiklerini ifade etti.

‘Onlar bir tuzak kurdu, Allah da bir tuzak kurdu. Allah tuzak kurucuların en hayırlısıdır’ mealindeki ayet-i kerimeyi okuyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Bunlar, hesapların üzerinde bir hesap var, tuzakların üzerinde bir tuzak var, en büyük tuzağı kuracak olan da kudret-kuvvet sahibi olan Allah’tır; bunu bilmiyorlar. Ve o muhafaza etti mi mesele yok, o korudu mu mesele yok. Bir an ileri, bir an geri yok, vakti saati geldiğinde zaten sahibine teslim edeceğiz” diye konuştu.

Bu sürecin atlatılacağını ve çalışmaların güzel bir biçimde ilerlediğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hükümetimiz şu anda önemli bir hazırlığın içerisinde ve Çarşamba günü inşallah Millî Güvenlik Kurulu’muzu toplayacağız. Millî Güvenlik Kurulu’ndan sonra da bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapacağız. Ve Millî Güvenlik Kurulu, ardından Bakanlar Kurulu toplantısıyla da önemli bir kararı açıklayacağız. Şimdi burada açıklamayacağım. Ve bununla beraber bir süreci inşallah farklı şekilde başlatacağız. Çünkü zamanla yarışıyoruz, süratle karar alıp süratle neticeye varmamız lazım” açıklamasında bulundu.

"ULUSAL MEDYAMIZDA BİRLİKTELİK GÖRDÜM"

Kalabalığın, ABD’nin Pensilvanya eyaletinde yaşayan FETÖ liderinin Türkiye’ye getirilmesi yönündeki tezahüratlarına cevaben Cumhurbaşkanı Erdoğan, söz konusu kişinin iadesi ile ilgili Adalet Bakanlığı tarafından bu hafta gerekli dosyanın hazırlanacağını ve ABD’den isteyeceklerini açıkladı ve devamında şunları söyledi: “Yalnız ben buradan bugün bir şey daha söyleyeceğim, o da nedir? Ben ulusal medyamızda birkaçı dışında sağ olsunlar bir birliktelik gördüm, bir beraberlik gördüm. Fakat uluslararası medyada Pensilvanya’yı ziyaret edenler var. Şimdi ben buradan dünyadaki uluslararası medyaya sesleniyorum: ‘Ey medya, Amerika’da çifte kuleler yıkıldığı zaman acaba bu uluslararası medya gidip de Bin Ladin’le bir röportaj yapsaydı buna nasıl bakardınız, olumlu bakar mıydınız? Fakat şimdi Türkiye’de böyle bir darbe girişiminde bulunan şahsın takımının kendisine verdiğiniz 400 dönümlük arazide gidip kendisiyle şu anda röportaj yapanlara nasıl sıcak bakıyorsunuz? Bugün CNN’e bir röportajım oldu, orada bunu örnek olarak verdim. Çünkü dünyanın bunu bir görmesi lazım, dinlemesi lazım, bilmesi lazım. Ve her akşam bir uluslar arası medya grubuyla da bunları devam ettireceğiz. Anlatmamız lazım, bilmeleri lazım.”

"İNLERİNE GİRECEĞİZ"

Darbe girişimi sonrasında ‘trenin tekrar raylarına oturduğunu’ dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda biliyorsunuz yargıda atılan adımlar yoğun bir şekilde devam ediyor. Aynı şekilde Emniyet Teşkilatımızda yoğun bir şekilde adımlar atılıyor. Açığa alınanlar var, yeni yeni görevlendirmeler var. Ve hepsinde eksikler var. Çarşamba günkü yapacağımız toplantı inşallah bunların önünü açacak. Ve hani hep bir sözüm var ya, inlerine gireceğiz diye, şimdi toptan inlerine gireceğiz” şeklinde konuştu.

“Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Bizim için bu çok önemli” diyen ve konuşmasında ‘tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet’ vurgusunda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz’daki darbe girişiminde bulunan FETÖ mensupları için, “Evet, duvara çok kötü çarptılar, hesapları erken bozuldu. Şimdi bunun bedelini ödeyecekler” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medyada ve bazı televizyonlarda görüntüleri de yayınlanan, beş arkadaşıyla birlikte, darbe girişiminde bulunanları yakalayıp etkisiz hale getiren bir TSK mensubuna atıfta bulunarak, şu değerlendirmeleri yaptı: “İşte bunlar gerçekten kardeşimin dediği gibi, Silahlı Kuvvetlerimizin gerçek manada Türk askeri bunlar, diğerleri hain ve onlar ihanet ettiler. Ama bu hainlere inşallah bu millet pabuç bırakmadı. Sizin duruşunuz var ya, millî iradenin duruşu var ya, bütün oyunları bozdu. Onlar sizin böyle meydanlara çıkacağınızı düşünmüyorlardı. 7’den 70’e kadınıyla erkeğiyle bir çağrı ve bu çağrıdan sonra meydanlara dökülüş var ya, o bütün hesapları alt-üst etti. Rabbim birliğimizi daim etsin inşallah. Ve bu birlik üzere yolumuzda da böyle devam edelim. Ben sizin gözlerinizde bunu görüyorum, sizin yüreklerinizden bunu okuyorum ve inşallah bu şekilde de bunu yürüteceğiz.”

TÜRKİYE'DE YAPILACAK YENİ PROJELER

İş başındaki hükümetin gayretli ve iyi yolda olduğunu belirterek, 26 Ağustos’ta Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün, 26 Aralık’ta da Avrasya Tüneli’nin hizmete açılacağını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal İstanbul’un projelerinin bitmek üzere olduğunu, Çanakkale üzerine yapılacak köprünün çalışmalarının başladığını bildirdi. İstanbul’a yapılacak hizmetlerin bunlarla kalmayacağını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Taksim’de Topçu Kışlası’nın tarihine uygun olarak yeniden yapılacağını ve içinde bir tarih süzesi oluşturulacağını, Atatürk Kültür Merkezi’nin olduğu yere, Türkiye’nin ilk opera binasının yapılacağını, meydandaki maksem duvarının arkasına Taksim Camii’nin inşa edileceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu projelerle Taksim’in ciddi bir çekim merkezi haline geleceğini, daha zengin, daha güzel olacak, daha farklı olacağını kaydetti.

Konuşmasını İstanbul’un meydanlarında ve Ankara Kızılay Meydanı’nda kurulan dev ekranlardan canlı olarak izleyen vatandaşlara Kısıklı’dan selam ve sevgilerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gecemiz mübarek olsun, geleceğimiz aydınlık olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun” temennilerinde bulundu ve konuşmasını, vatandaşlardan şehitler için fatiha okumalarını isteyerek tamamladı.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #17 : 19 Temmuz 2016, 21:33:04 »
Abd fetoyu kullandı artık çöpe atma vakti geldi. Artık abd için hiçbir değeri yok. Yaşlı ve hasta. Bu hezimetten sonra kederden gider.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #18 : 19 Temmuz 2016, 21:34:39 »


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #19 : 28 Temmuz 2016, 00:49:10 »


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #20 : 28 Temmuz 2016, 00:49:49 »


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #21 : 28 Temmuz 2016, 00:55:03 »


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #22 : 31 Temmuz 2016, 13:00:21 »
Prof. Dr Ahmet ŞİMŞİRGİL HOCA'dan  SÜPER MAKALE

Asrın ihanetinin analizi!

Fethullah Gülen (F.G.) 1980 öncesinin en ateşli vaizi idi. Nurcuların en kapalı gurubu olup özellikle Seyid Kutup gibi İslamcı denilen ihtilalci liderlerin tesiri altındaydı. Nitekim gençlik yıllarını Seyid Kutub’un eseri olan “Fizilali’l Kuran elimizden düşmezdi”, diyerek belirtecektir. Dönemin Cumhurbaşkanına, Genelkurmay başkanına her tür hakareti yapar, kasetleri elden ele dolaşırdı. Nedense herkesin eliyle konmuş gibi bulunduğu 12 Eylül ihtilalinde o bir türlü bulunamadı. Onun dokunulmazlık zırhı mı vardı? Kimler tarafından korunuyordu, bilinemedi. 1980-1982 yılları arasındaki irtibatlı olduğu kişiler ve görüşmeleri çözülebilse eminim bugünler çok iyi anlaşılacaktır. Zira Türkiye’yi 15 Temmuz ihtilaline götüren yolun o günlerde temelinin atıldığını düşünmekteyim. Sonrası hep o projenin uygulanması olarak devam edecektir.

 

Nitekim 1983’de tekrar meydanlara çıktığında artık cübbe ve sarıklı bir vaiz yoktu. Bambaşka bir F.G. vardı. Özellikle okul ve medya ile ‘ağ cemaati’ yapılanmasına geçti. Hemen her vilayette okulları, ışık evleri ve yurtları öyle hızlı gelişiyordu ki takip edebilmek neredeyse mümkün değildi. Yurtlarında ve evlerinde sadece Said Nursi’nin kitapları okutuluyordu. Öyle ki gençlere “Kuran-ı Kerim değil risaleler okunsun” derlerdi. Bu itibarla diğer nurcu kolları da önceleri mesafeli durdukları F.G’ye kısa sürede ısınacaklardır. 1986 da Zaman gazetesi yayın hayatına başladı. 1990 yılına geldiğinde artık alt yapı tamamlanmış bulunuyordu. Bundan sonra hizmet kartopu gibi büyüyecekti.

Gürcistan ve Azerbaycan’la başlayan dış geziler kısa sürede yerini hizmet alanları ile doldurmaya başlayacaktı. Büyük seferberlik başlamıştı. Yabancı ülkelerde ticari şirketler, okullar ve üniversiteler süratle birbirini kovalamaya başladı. İlk olarak Orta Asya’nın pek çok ülkesinde okullar açıldı. Bunları üniversiteler izledi. 1992 yılında Kazakistan’a giden Gülen’in taraftarları iki yıl içinde 29 lise açtılar. Dört yıl sonra da Süleyman Demirel Üniversitesi faaliyete geçti. 1992 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, Kazak lider Nursultan Nazarbayev’e tavsiye mektubu yazmasından sonra F.G’yi izleyenler bu ülkede daha rahat çalışma olanağı buldular.

Ardından Gülen’in okulları Afrika kıtasını, Balkanları, Avrupa ve Amerika’yı bir ağ gibi sarmaya başladı. Okul açılmayan ülke kalmamış gibiydi. Gülen hareketi, eğitim alanında artık küresel bir oyuncu konumuna geldi. Bu okullarda yerel nüfusun en yetenekli ve zeki çocukları kendilerine yer buluyorlardı. Üstelik okulları yüksek ücretli olup bedeli ülkedeki ekonomik şartlara göre belirleniyordu.

Nasıl oluyordu bu? Her tarafta okul açılmasına imkan veren sihirli değnek kimdi? Adlarını iftiharla andıkları iki isim aslında bütün soru işaretlerini çözüyor gibiydi. İshak Alaton ve Üzeyir Garih çilingir vazifesi görmekte idiler. Bu büyük ilişkinin sırrı ne idi? Yahudi iş adamları Gülen’in okullarının bütün dünyaya yayılması için neden bu kadar gayretle hizmet veriyorlardı?

Üzeyir Garih, doksanlı yıllarda, Hürriyet Gazetesi’ne vermiş olduğu röportajda yurt dışı okulları için büyük destekler, maddi yardımlar yaptığını belirtirken Gülen cemaatini öve öve bitirememişti. Aslında onun ölümündeki sır perdesini de yeniden aralamakta fayda vardır.

1991 yılında Mihail Gorbaçov’un Glasnostu (açıklık politikası) ile Gülen’in okul faaliyetleri tam da denk düşmüştü. Gülenciler bir taraftan süratle Türk Cumhuriyetlerinde okullar açarlarken bir taraftan da Türk Cumhuriyetlerinden gelen çocukları kabul ediyorlardı.

Öyle ki sonraki bir beş -on sene içerisinde CIA raporlarında “Amerika, F.G. sayesinde Orta Asya’ya bomboş bir İslamiyet götürdü” denecekti.

Zira Gülencilerin götürdüğü İslam’ı kimse anlamıyordu. Dışa açılımın üzerinden birkaç sene geçtiğinde Gülen’in hareketinin CIA’nın tam kontrolünde olduğu Rusya ve Özbekistan’ın bu okullara karşı aldığı tavırdan da anlaşılacaktı.

Gülen gurubu sırasıyla 1980 ihtilali sonrasındaki Cunta Hükümeti ve ardından Özal’lı yıllar da gayet hızlı ve rahat bir şekilde faaliyetlerini yürütmüştü. Sağ ya da sol bütün hükümetler ile tam bir uyum içerisindeydi. Fakat 90’ların sonlarına doğru, 28 Şubat’ın yaşandığı yıllarda Erbakan Hükümeti ile bir türlü anlaşamadı. Refahyol Hükümeti’nin yıkılmasında önemli rol oynadı. Bu sırada 28 Şubat darbecileri kendisine karşı mıydı o da anlaşılamadı.

Şurası muhakkak ki 28 Şubat cuntası özellikle İslam karşıtlığı ile özdeşleşmişti. Bu bağlamda cuntacılar Gülen’in de üzerine yürürken beklenmeyen bir tepkiyle karşılaştılar. Bu tepki Bülent Ecevit ile Koç gurubundan gelmişti. Gülen bu hizmetinin semeresi olarak akabinde kurulan Ecevit Hükümeti zamanında, Meclise kontenjandan 7-8 Milletvekili yerleştirecektir.

Gülen aynı yıllarda İslam aleminde en fazla tartışmalara sebep olacak uygulamaları da başlatacaktır. Bunların en mühimi Abant toplantılarıdır. Başta ilahiyatçılar olmak üzere önemli sayıda gazeteciler bu toplantılara katılacaktır. Gülen’in ilk Abant toplantısına gönderdiği şu mesajı her şeyi ifade etmekteydi. Burada Gülen:

“Vahye dayalı, hayatın her alanını kuşatan İslam’ı tehlikeli ve milli birliğe zarar verici buluyorum” diyerek 1428 yıllık İslam’ın özüne, aslına düşman olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Daha sonra Gülen’in Papa ile diyaloğu uzun süre gündemi meşgul edecekti.

Zira Gülen’in Papa’ya yazdığı mektubu çok çarpıcıydı. Gülen, 10 Şubat 1998 tarihli Zaman gazetesinde yer alan mektubun başlarında maksadını şöyle ifade etmekteydi:

“Pek muhterem Papa Cenapları.

Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan dinlerarası diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazi yardımlarımızı sunmak için size geldik.

İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır…”

Gülen açık bir biçimde o güne kadar yaşananlardan Müslümanların sorumlu olduğunu ve kendisinin de papalık konseyinin bir parçası olduğunu dünyaya ilan ediyordu. Yani bu ifadeler diyalog denilen olayın aslında İslam’ı yok etme girişiminin projesi olduğunun dünyaya haykırışı idi. Fakat Müslümanların artık gözleri bunları görecek durumda değildi.

Bütün bu faaliyetleriyle Gülen tam tartışılmaya ve belki Müslümanların gözünden düşmeye başladığı sıralarda Amerika’ya çekilmesi projenin yeni safhasının başlangıcı olacaktı. Hakkında davalar açılmış ve sanki darbecilerden kaçmış süsü verilmişti. Bundan sonra ki faaliyetleri artık izlenemez hale gelecekti. Artık o bir kahramandı(!). Sadece Pensilvanya’ya gidenlerin ülkeye haberler getirdikleri bir azizdi(!).

Aslında 28 Şubat bunlar için mi düzenlenmişti araştırılmalıdır. Zira FETÖ’cülerin dışında devletin yanında olan devletine sahip çıkan tüm cemaatler ezilmişti. Bilhassa devletle hiçbir zaman derdi olmamış, devletin her zaman yanında durmuş İhlas cemaatinin ezilmesinin ardında bunların bulunması meseleyi aydınlatmaktaydı. İhlas Finans’ın içine hem sızmışlar hem de belini doğrultamayacak bir darbe indirmişlerdi. Esat Coşan Hoca’ya ve Mahmut Ünlü Hoca’nın damadına yapılanlar da 28 Şubat’ın tokadını kimin yediğini gösteriyordu.

Evet 28 Şubat darbesi sadece birine dokunmamıştı. O da çok geçmeden belki tam iç yüzü bilinmek üzere iken kahraman edilmek için yurt dışına alındı. Artık korumacılarının elindeydi. 12 Eylül’de nasıl bulunamadı ise bu defa da asıl yuvasına çekilmişti.

Diğer taraftan 28 Şubat cuntasının ortaya çıkardığı siyasi iktidar, ülkeyi iki senede batırdı. Belki de tarihinde ilk kez esnaf sokaklara döküldü. Artık bu selin önüne geçilemezdi.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin iktidara yürüyeceği belliydi. Ancak Erdoğan hapisteydi. Hapisteki liderin partisi iktidara yürümüş ama o partisinin başında değil. Bu durum gitgide kendisini kahraman yapacaktı. Onu yıpratabilmek için bu gidişin önüne geçmek lazımdı.

Müthiş bir senaryo ile Erdoğan’ı hapisten çıkarıp Siirt’te seçimleri iptal ettirip partinin başına yani Başbakanlığa taşıdılar. Acaba bu sırada bu işin içinde bulunanlar şöyle bir talepte bulunmuşlar mıydı? Yola F.G. ile devam edeceksin veya F.G’nin hizmetlerine dokunmayacaksın. Ben bundan eminim. İleride bu konuda sayın Recep Tayyib Erdoğan’ın hatıralarının çok önemli olacağını ve her şeyi aydınlatacağını düşünmekteyim.

Yine şuna adım gibi eminim ki sayın Recep Tayyip Erdoğan F.G’yi o gün mimlemişti. Ancak kime güvenecekti? Kim kendinden, kim ondan yana bilmek anlamak mümkün müydü? Bunun için zamana ihtiyaç vardı. 28 Şubatçı kadrolar ile Gülen’in kadrolarını aynı elin oynattığını anlamak elbette kolay değildi. Bu sebeple sayın Erdoğan’da Fatih Sultan Mehmed gibi; “Yapacaklarımı sakalımdaki kıllardan biri bilse koparıp atarım” anlayışının hakim olduğunu düşünmekteyim.

Ak Parti’nin iktidara yürüyüşünden itibaren ise artık cemaat bambaşka bir şekil alacaktı. Üçüncü on yıla giriliyordu. Bu dönemi kendileri için dünyaya hakim olma devresi olarak addedeceklerdi.

28 Şubat’tan bunalan millet ezici bir çoğunlukla Ak Parti’yi iktidara taşırken sanki başarı Gülencilerin imiş gibi bir hava yayıldı. Bütün faaliyetlerine hız kazandırıldı. Dinlerarası diyalog çalışmaları en üst raddeye çıkarıldı. Bütün dünyada hahamlar, papazlar imamlar beraber koro halinde şarkılar, ilahiler seslendiriyorlardı. İşadamları turizm gezileri gibi okullarına taşınıyor döndüklerinde gözyaşları ile Hizmet hareketini ve başarılarını anlatıyor gönüllü dailik (propagandist) hizmetleri veriyorlardı. Türkiye’nin her kesiminden paralar bu terör örgütüne akar hale getirilmişti. Öyle ki Bülent Arınç, “devletin yapamadığını Hocaefendi yapıyor” diyerek tam destek olurken içyüzlerini araştırmak aklına gelmiyor ve daha beş yıl önce Milli Görüşe yönelik yıkıcı darbesini unutmuş görünüyordu.

Bu örgütün iç yüzünü anlatanlar bir anda herhangi bir suçla içeri alınıyor veya itibarsızlaştırılıyordu. Kıymetli dostum rahmetli Mehmet Oruç Bey (ölümü şüpheli), Yümni Sezen ve yine rahmetli Aytunç Altındal (ölümü şüpheli) bunlardandır.

Öte yandan 1983’de başlayan özel okul, yurt, dersane faaliyetleri 20 yılını doldurmuş bulunuyordu. Her yerde her meslekte bunların adamları vardı. Şimdi artık yurt içinde özel üniversiteler, ihtisas liseleri açılıyordu. Devletin bütün kadroları bunlarla dolmaya başlamıştı.

Bu ihanet şebekesinin gençleri kendilerine nasıl bu kadar bağlı kıldıkları bugün insanların zihnini en fazla kurcalayan bir sorudur. Oysa 1985’lerden beri sınavlarda soru vermek suretiyle en önemli yerlere adam yerleştirenler bu adamları asla boş bırakmıyordu. Bunlardan soru alarak imtihanı kazananlar artık bunların gönüllü neferi olmaktaydılar. Mankurtlaştıklarının farkına varamıyorlardı. Kendilerini dünyayı fethe çıkmış cihangirler gibi görmekte idiler. Ana babalar ise Müslüman bir cemaatin yani hocaefendinin kanatları altında diyerek kendilerini tatmin etmekte idiler. Öyle ki 2005-2012 yılları arasında bütün sınavların şaibeli olması neyin göstergesi idi. Ayrıca İslam’ı dünyaya yaydıklarını zanneden bu dailerin en basit dini kurallardan dahi haberleri yoktu. Tam bir din cahili idiler.

Bu arada diyalog tuzakları da hız kesmeden devam ediyor ve artık açık açık yürütülüyordu.

Diyanetten sorumlu devlet bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın hezeyanları artık manşetlerdeydi. Diyalogun teorisyenlerinden olan bu adam “Kur’an-ı kerim tarihseldir, yüzde kırkı değiştirilmeli veya çıkarılmalıdır”,  demişti. Recep Tayyip Erdoğan’ın ikinci seçimde ilk bu adamı yemesine dikkat olunmalıdır. Onlara cevap vermesi gereken ilahiyatçılar ise emir alabilmek üniversitelerde rektör dekan olabilmek için Pensilvanya’ya selam durmaya gidiyorlardı. İlahiyatçı Prof. Dr. Suat Yıldırım Zaman gazetesindeki bir makalesinde İsa aleyhisselamı şahsı manevi olarak tanımlayıp F.G.’nin şahsında ortaya çıkacağına kadar iddia etmişti.

Ancak sihirli hizmet kelimesi nasıl bir şey ise, bütün ihanetlerin üstünü örtüyordu. Neye hizmet olduğuna hiç dikkat eden yoktu.

Mesela, dünyadaki hiçbir okulunda mescid olmaması neyin işaretiydi? Anadolu’nun karın tokluğuna hizmet sevdasıyla yola çıkan havarileri namazlarını nerede kılıyorlardı? Neden gösteremiyorlardı? Hani diyalog ve hoşgörü vardı? Hoşgörü denen şey sadece Hıristiyanlara mı yönelikti?

Kurbanların kesilmediği dile getiriliyor bunu herkes biliyor fakat yine de bütün kurbanlar oraya akıyordu. Milletin yıllarca oraya kestirdiği veya kestirdiğini zannettiği kurbanlarını şimdi bir kere daha düşünmesi gerekecekti.

Yine 2003 yılından itibaren önce “Yabancılar Türkçe Yarışması” ve daha sonra “Uluslararası Türkçe Olimpiyatları” denilen yarışmalar başlatılacaktı. 4. Türkçe Olimpiyatlarının finalinde “Bütün dinler buluşuyor, biz hepimiz kardeşiz” mesajıyla “Bütün müminler kardeştir” düsturu yıkılacaktı.

Hizmetin görüntüsünü yansıtan bu yarışmalarda dünyanın her yerinden kız ve erkek öğrencilerin şarkılarını millete gözyaşları içinde izlettirmeye başlamışlardı. Belki de ömründe bir kere şarkı türkü dinlemek için salonlara gitmemiş insanlar, Türkçe şarkı söyleyenler İsrailli, Amerikalı, Gürcistanlı olunca zevkten kendinden geçer olmuşlardı. Final bölümünde en önde oturan Bülent Arınç Moldovyalı kız şarkı söylerken gözünden yaşlar gelirdi. Ertesi gün talebelerime bu konuyu ifade ederken:

“Be adam elin Moldovyalısını ne dinleyip ağlıyorsun? Git Yıldız Tilbe’yi dinle de ağla, hiç olmazsa Yıldız Tilbe bizden biri” derdim. Söylediği şarkıdan başka tek kelime Türkçe bilmeyen bu gençler, nedense bizim insanımızı ağlatmaya yetiyordu. Sanki hafız-ı kurra dinliyor gibi vecde geliyorlardı.

Bu müzik işi o hale getirilecek ti ki Peygamber efendimizin doğum gününü C.başkanı Abdullah Gül’ün katılımıyla Mevlit Kantat Promiyerine dönüştürülecekti. Bu prömiyerin ne olduğunu hala milletimizden kimse anlamış değil. Demirel’in “işte çağdaş Türkiye” dediği günleri hatırlatıyordu. Dinimize ve kandil günlerine ağır bir darbe olan Kutlu Doğum haftasını çıkaranların ardında bunların ve akıl hocalarının da yabancı bilim adamları olduğu artık idrak edilmelidir.

Nihayet sıra camilere müdahaleye gelmişti.

Hutbelerde “Allah indinde tek din İslamiyet’tir” ayetine okunma yasağı getirildi.

Camiler sıralarla doldurulmaya başlandı. Sanki Türkiye bir haftada kötürüm olmuştu. Camiler kiliseleştirilmeye başlanmıştı.

Diyanet İşleri Başkanı’nın değişmesi ve Mehmet Görmez Bey’in bazı uygulamaları bunları yavaşlattı.

16 Nisan 2005 yılında 2.5 milyon basılan Ailem gazetesinde F.G’ye ait çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Burada iman esasları üçe düşürülürken bir taraftan da imanda şek ve şüphe olmaz kaidesi yıkılıyordu. Şöyle ki:

“İman esasları, muhakkikîn yaklaşımı ile  dört asla irca edilebilir ki,  bunlar;   Allah’a,  âhirete, peygamberlere iman; bir de ubudiyet “veya” adalettir” (Prizma, 2 /162).                           

İnsanlar neden görmüyordu? Neden anlamıyordu? İmanın şartlarında “veya” denilebilir miydi?

Bu arada siyaseten 2007 yılından itibaren yeni darbe planlarını açığa çıkarma adı altında ortalığa toza dumana boğmuşlardı. Cambaza bak misali halkı bu korku ve endişelerle oyalarken hizmet ve önemli yerlere sızma faaliyetlerini başarıyla yürüttüler.

Yıl 2011. Faaliyet müddeti 30 yıl. Artık gücün zirvesine geldiklerinin bilincindeydiler. Son kaleleri de alacak ve nihai darbeyi indireceklerdi. Muhtemelen Recep Tayyip Erdoğan da bunun farkındaydı. Yeni seçim dönemim ustalık dönemim olacak diyordu.

Hangi konuda ustalıktı. Herhalde kimse anlamıyordu. Millet, devlet idaresi zannediliyordu. Oysa Erdoğan, 2010 yılında Mit’in başına Hakan Fidan Bey’i getirmişti. Bu bana göre tarihin dönüm noktası idi. Bu konuda en ağır tepkiyi neden Cemaat ortaya koydu acaba. Ayrıca her vesile ile onu neden itibarsızlaştırmak istediler, düşünün.

Şayet o gelmese Tayyib Bey başka türlü ortadan kaldırılacaktı.

Tayyib Bey bu cephenin 30 yılın sonunda artık ülkeyi bitirme, teslim alma savaşına girişeceklerini biliyor muydu?

Tahmin ediyorum farkındaydı. Nitekim 12 Haziran 2011 seçimlerinde bu gurubu mecliste önemli ölçüde budadı. Bu durum hoşlarına gitmemişti.

2011 yılı Paralel örgütün Başbakan ile tamamen yollarını ayıracağı çok önemli bir olaya şahitlik edecekti. Ancak hadise bambaşka bir mecradaydı. Futbolda şike davası. Konu Fenerbahçe olunca yer yerinden oynamıştı. Türkiye’de ilk kez bir büyük kumpas sergileniyordu. Ortalık toz duman oldu. Bir taşla birkaç kuş vurulacaktı. Futbol fanatikliği yüzünden hiç kimse olayın gerisindeki gücü sezemedi. Ancak şike konusunda mecliste yeni bir kanun çıkarıldığında zaman gazetesinin önemli yazarları kendilerini ele verdiler. “Eskiden iyi bir başbakanımız vardı diyeceğiz” ve “Küçük rica yüzünden büyük ricayı kırdın” diyerek Erdoğan’la yollarının ayrıldığını açıkça deklare ettiler. Bir cemaatin şike kanunu ile bu kadar ne ilgisi olabilirdi? Çıldırmaları, ileride kullanabilecekleri bir büyük camiayı (Fenerbahçe taraftarları) ele geçirememekten mi kaynaklanıyordu? Şurası muhakkak ki artık yollar ayrılmıştı.

Nitekim Başbakan, 2012 yılı Türkçe Olimpiyatlarında F.G’yi ülkeye davet ettiğinde paralelci yazarlar neredeyse kudurmuşlardı. Bu davet hiç hoşlarına gitmemişti. F.G. bu davete karşılık Türkiye’yi emin ve güvenilir olmayan bir ülke olarak lanse etti. Emin ve güvenilir ülke hangisiydi(!). Ayrıca, “bir kısım kazanımların hafazanallah kaybedilmemesi için yüzde bir ihtimalle oraya gitmeniz bu hususlara zarar verecekse gitmem” diyordu. Türkiye’ye gelmekle hangi kazanımlarını kaybedecekti acaba?

Öte yandan bu büyük ihanet çetesi, ele geçirdiği kadrolar, bulunduğu konum ve arkasında duran gücün kuvvetinden emin olarak, bütün milletin gözü önünde inkar edilemez operasyonlarını başlattı. Gezi olayları 17 ve 25 Aralık darbeleri. Paralel örgüt bütün bu ihanet girişimlerini yürütüyor fakat yazılı, görüntülü ve sosyal medya yandaşlarıyla hadiseleri sulandırmayı da başarıyordu.

Cumhurbaşkanı da artık kartını sonuna kadar açmıştı. “Bu bir ihanet çetesiydi”. “Paralel devlet girişimiydi” ve “bunlar terörist olup haşhaşiler” idiler.

Türkiye neler olup bittiğini önceleri pek anlamadı. Ancak belki de ilk kez sorgulamaya başlamıştı. Bir tarafta 34 yıldır desteklemekte oldukları bir cemaat bir tarafta 12 yıldır samimiyetinden emin oldukları bir lider. Liderin 12 yıldır yaptıkları meydanda idi. Taraftarları milletti. Fakat cemaat kimin yanındaydı. Belli değildi. Bütün millet ve devlet düşmanları yabancı güçler bu şer örgütün destekçisi idi. Bu durum yavaş yavaş milletin gözünü açmaya yetti.

Aslında Cumhurbaşkanı da yavaş yavaş onları gadaba sürükleyecek ve içindekileri boşalttıracak hamleleri yapmaktaydı. Zira insan kızdığı zaman içinde bulunan kötü duyguları açığa vururmuş.

Nitekim F.G’nin beddua seansı temiz inançlı milleti bu gruptan tamamen soğutacaktı. Zira yıllardır bir kez olsun Orta Doğu’da kan döken zalimleri kınamayanlar, Hristiyan’a, Yahudi’ye, Zerdüşt’e hoşgörü duyanlar sıra Müslümana gelince müthiş bir kin kusmaya başlamıştı. Evlerine ocaklarına ateş salıyordu.

Buna rağmen mankurtlaştırılmış beyinler maalesef yine uyanamadı.

Son yirmi yıldır her vesile ile söylediğim bir cümle vardı benim. Yirmi yıl sonra bu memlekette yerden mantar biter gibi Hristiyan biterse şaşırmayınız. Bu sözümün üzerinden 16 sene geçmiş dört senesi kalmıştı. 2013 yılında Paralel Devlet Yapılanması (PDY)’na karşı böyle bir savaş açılmamış olsa muhtemelen hadise kendiliğinden gelişecek Türkiye’de sokaklar boyunlarında haçlarla dolaşan gençlerle dolacaktı. Millet ise sokaktaki Türk Hristiyanları gördükçe ve yavruları oraya kaydıkça her gün ölecekti.

Son üç yıldır bu sözümü destekleyecek doneler de ortaya çıkmıştı. Nitekim artık şöyle söylüyordum.

“Altı sene önce bunların bağlılarına, sizler ileride ev ev gezip HDP’ye oy toplayacaksınız desem beni ne yaparlardı, diye sorduğumda Linç ederlerdi diyenlere buyurun işte durum son üç seneyi değerlendirin”.

Netice de bu ülke için II. Abdülhamid darbesi gibi bir darbeyi, sağduyulu bu millete en ağır hezimeti yaşatmayı ve bir anlamda ülkeyi işgal ettirmeyi planladılar. Bu ülke için düşünülen plandan belki darbecilerin yüzde sekseni bile haberdar değildi. Onlar samimi bir ihtilal yaptıklarını zannediyorlardı. Aynen II. Abdülhamid Han gittikten sonra başını taşa vuranlar ve dövünenler gibi olacaklardı.

Allah korusun başarılı olsalar bu defa millet de devlet de kalmayacaktı. Zira bu yeni bir yüz yılın darbesiydi. Türk milleti için yok oluşun darbesiydi. Her şey müthiş planlanmıştı. Senaryo diyenler hiç şüpheniz olmasın ya onların adamlarıdır. Ya da her devirde olduğu gibi safdil ve ahmak kimselerdir. Bunlar darbe olunca hataları sıralarlar olmayınca da, senaryo diyerek basitleştirmeye kalkarlar. Sanki her darbenin mutlak başarılı olması gerekiyormuş gibi. Osmanlıda gerçekleşen darbeleri biliriz. Peki ya gerçekleşmeyenler! Neden ve nasıl önlendiler acaba?

Osmanlıda Sancağı şerifin meydana çıkarıldığı hangi darbe başarılı oldu bir araştırınız. Sancağı şerifin meydana çıkarılması milletin meydana davet edilmesiydi. Milletin meydana çıktığı hiçbir darbe sonuca ulaşmadı. Darbeciler hepsinde ya sindirildi veya idam olundu.

Gezi olayları sırasında “halkın yüzde ellisini zor tutuyorum” diyen Cumhurbaşkanı aslında millete “hazır ol” mesajını vermişti. Millet son üç yıldır teyakkuzda idi. Ancak darbelerden yıllardır çeken Türk halkı yüzde elli iki değil neredeyse yüzde doksan elbirliği gönül birliği ederek darbeye dur diyecekti.

Bu durum Türk milletine yeniden hayatiyet vermiştir. Batının köleliğinden kurtaracak bir darbedir. İyi değerlendirilmesi bataklığın tam kurutulması gerekir.

Evet plan kusursuzdu. 36 yıldır yapılan çalışmaların sonuna gelinmişti. İslam dünyasına sadece Türkiye’yi değil tüm dünya Müslümanlarını güdecek kukla bir halifenin gelmesi yakındı. Dünya beşten büyük diyen adamın dili kesilecekti.

Bir şeyi hesaplamıyorlardı.

O adam Allah’a ve milletine güveniyordu. Gücünü ve kudretini oradan aldığını her fırsatta ilan ediyordu.

“İnsanlara güveneni Cenabı Hak insanlara bırakır. Kendine güvenenleri yanına alır”.

Bir kişi ki yardımcısı Allah ola

Var kıyas eyle ki ol ne şah ola!

Evet Pensilvanya’ya Amerika’ya CIA’ya ve daha nicelerine güvenenleri Cenabı Hak onlara bıraktı. Kendine güveneni yanına aldı. Beklenmeyen basit gelişmeler yaşandı. Samuel Eto’o’nun adını taşıyan vakfın 10’uncu yıl kutlaması kapsamında Messi, Neymar, Suarez, Maradona, Hazard, Iniesta, Drogba ve Arda Turan’dan oluşacak dünya karması ile Türkiye karması, 16 Temmuz’da Antalya Arena’da maç yapacaktı. Cumhurbaşkanı 15 Temmuz gecesi galaya neden gelmedi? Orada da özel darbe birliği var mıydı? Birtakım başka basit sebepler darbeci ihanet şebekesini erken harekete geçirtti. Cumhurbaşkanı kendi ifadesiyle de kılpayı kurtuldu. Cenabı Hak Erdoğan’a, milleti meydanlara davet etme imkanını verdi. Onun daveti Osmanlıda sancak-ı şerifin meydana çıkarılması gibi oldu.

Millet, hizmet diyenlerin 36 yıldır kulluğu kime yaptıklarını, bunlara verdiği paraların kendi göğsüne kurşun olarak geri döndüğünü, İslam’a, bayrağa, ezana, vatana, millete ihaneti en acı bir biçimde yaşadı. Meclis binası dahil devletinin kalbi konumundaki müesseselerin bombaladığını dehşet dolu gözlerle izledi. Gölbaşı’nda Özel Harekat Daire Başkanlığındaki kahraman vatan evlatlarına acımasızca bomba yağdırıldığına yaşlı gözlerle inanamadan şahitlik etti. Gözyaşları kana döndü. Bütün bunlar, yıllardır dost bildikleri hain adamlar tarafından gerçekleştiriliyordu.

Fakat o necip millet de, bu ihanete kayıtsız kalmadı. Liderinin daveti üzerine sadece bayrağını kaparak dilinde Allah nidaları ile meydanlara sokaklara döküldü. Göğsünü topa, tanka, kurşuna siper ederek bir anlamda 36 yılın diyetini ödedi.

Milletin bu darbesi, kuklaları yok ettiği gibi yüz yıldır kukla oynatıcıları da açığa çıkardı. Bu itibarla devletimiz yeniden güçlü günlere yelken açabilecektir. Bunu için milletimizin birlik ve dirliği, istikameti için önemli adımlar atılmalı maşa, kukla ve hain üreten bataklıklar kurutulmalıdır.

Bu da en mühim olarak eğitimden geçmektedir. Bu milletin varlığı iki şeye bağlıdır. Millilik ve doğru İslamiyet. Yani Müslüman milletimize İslamiyet’in doğru öğretilmesi. Zira bin seneden beri Müslüman milletimize ve devletimize Ehl-i sünnet itikadı denilen inanış sahiplerinden asla bir ihanet ve ayaklanma sadır olmamıştır. Doğru yoldan çıkınca artık millilikte bozulmakta vatanını milletini bayrağını rahatça satabilmektedir. Son olay bunun en açık göstergesi olmuştur.

Zira kökü dışarda mezhepsiz, radikal (Abduh, Afgani benzeri kişiler) ve ılımlı İslam (F.G. ve avanesi) denilen bozguncu tipler her zaman kullanılmaya açık olmuşlardır.

Oysa örnek şahsiyetlerimiz Ahmed Yesevi, Mevlana, Yunus Emre, Akşemseddin, Somuncu Baba, Hacı Bayram-ı Veli, Aziz Mahmud Hüdayi gibi mutasavvıflarımız Alparslan, Çağrı Bey, Bilge Kağan, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim, Kanuni, II. Abdülhamid Han gibi hakanlarımızı gençlerimize öğretmek eminim onları bu vatanın, bayrağın, ezanın, milletin, dinin gerçek sevdalısı kılacaktır.   

Bu itibarla devletimiz, milliliğe büyük önem vermeli ikincisi de 1100 yıllık mensubu bulunduğumuz dinimizin gençlerimize en iyi şekilde öğretilebilmesi için gereken adımları atmalıdır. Yeni din, yeni yorum diyenler her zaman bozguncular olmuştur. Bunlar Yunus Emre’nin;

Peygamber yerine geçen hocalar

Bu halkın başına zahmetli oldu

Özdeyişine uygun olarak halka ve millete hep zahmet vermişlerdir

Rahmetli Erol Güngör 1978’de:

 “ABD, SSCB’ye karşı şimdilik İslam dünyasını kullanıyor. (Müslümanlardan tarafmış gibi davranıyor.) Eğer SSCB biterse, o zaman dünya tek bloklu olur ve ABD’nin tek düşmanı İslam olur” diyordu.

Tarih şuurunun ne kadar önemli olduğunu ünlü mütefekkirimizin bu ifadeleri yansıtmıyor mu? Gençlerimize tarih şuurunu ve model tarihi şahsiyetlerini de en doğru bir şekilde öğretmek devletimizin vazifesi olmalıdır.

Cenabı Hak ülkemizi ve milletimizi bir büyük, belki tarihin en büyük fitne ve belasından ve peşinden gelecek yabancı tasallutundan, işgalinden muhafaza eyledi.

Millete de ders çıkarmayı, ibret almayı, birlik ve beraberliğini muhafaza etmeyi nasip eylesin.

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Makaleyi paylaşalım lütfen.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #23 : 04 Ağustos 2016, 08:39:44 »
Mustafa ALBAYRAK

Ve Darbe…

Evet sonunda bunu da gördük. Tamam şüphelerimiz vardı. İçten içe bir kaynamanın haşhaşi bir uğuldamanın seslerini duyuyorduk, medyadan ve uzaklardan ama buna cesaret edemeyeceklerini tahmin ediyorduk. Cumhurbaşkanını %52 ile iktidarını %50 gibi kahır ekseriyetle seçen bir millete darbeye teşebbüs edebileceklerini zannetmiyorduk. Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’nden yetiştirdiği beyni erimiş haşhaşiler nasıl ki NizamülMülk’ü şehit ettilerse bugünkü haşhaşi çetesi lideri Fettullah militanları da 40 yıldır en ince damarlarına kadar girdikleri Türk Silahlı Kuvvetlerinde son kozlarını oynadılar belki de son kamikazelerini yaptılar. Zaten Sayın Cumhurbaşkanımız 2013 yılın sonları ve 2014 yılının başlarından itibaren bu kelimeyi yani haşhaşi sıfatını bu alçak yapı için kullandığında kasd ettiği tam da bu idi işte.  Evet haşhaşi ne demekti? Sayın Erdoğan niçin bu sıfatı uygun görmüştü Fettullahçı asiler için. Türkiye de bir çok terör örgütü vardı Devlete ve millete isyan eden ama hiçbiri için haşhaşi ifadesini kullanan olmamıştı? Hiç unutmam tartıştığım bir Fettullahçı bana sosyal medyadan şöyle seslenmişti; “Biz Gülen sempatizanları dedikleriniz, hayatımızda sigara bile içmedik, bize nasıl haşhaşi diyerek iftira atıyorsunuz? Bu iftiranın, günahın altında ahirette nasıl kalkacaksınız?” dediğinde verdiğim cevap şu olmuştu; “Siz haşhaşi dendiğinde herhalde afyon – esrar çeken veya eroinman – kokoinman kasdedildiğini anlıyorsunuz? Hayır kasdedilen bu değil size haşhaşi denildiğinde! Pekiyi nedir haşhaşi? Bir insan (ki siz buna mürid veya şakirt diyorsunuz) kendi beynini başkasına (imam- şeyh – mürşid vs) kiraya verdiğinde; kendisinin yerine de onu düşündürttüğünüzde siz artık beyni erimiş bir haşhaşisiniz Haşhaş düşünmeyi, sağlıklı karar verebilmeyi engeller değil mi? Siz de artık düşünemiyorsunuz ve sapık şeyhiniz sizin yerinize düşünüyor, karar veriyor ve sizin beyninizi – aklınızı bloke ediyor. İşte bu sıfat yani haşhaşi burada size çok iyi uyuyor” dedim. Misal mi istiyorsunuz dedim; “Bir insan normal de dindar ise ve içki de içmiyorsa fakat bulunduğu Fettullahçı yapının ali menfaatleri için kendilerinin farkına varılmamaları adına göstere göstere HSYK veya TSK aktivitelerinde içki içiyorsa bu haşhaşiliktir” Kendisini saklamak adına W.C’de namaz kılıyorsa veya namazı terk ediyorsa bu bağlı olduğu sapık örgütü dinin üzerine çıkarmaktır ki bu da haşhaşiliktir. Yine dinimizde başkasının mahremini gözetlemek büyük suç olduğu halde, kendilerine rakip gördükleri insanların özel (mahrem) hayatlarını gizli kameralarla kayıt altına alıp bunu şantaj olarak kullanıyorsa bu da haşhaşiliktir. Görüyormusunuz ahlaksızlıklarınızı, kural tanımamazlıklarınızı ve hedefe giden her yolda her şeyi mübah görmenizi? İşte haşhaşilik budur dedim bu arkadaşa. Bir insan veya müslüman kendi iradesi ile içki içer veya içmez, namaz kılar veya kılmaz günahı, sevabı kendisinedir. Ama kendisine en iyi Müslümanım, en iyi dindarım diyen; sapık cemaatlerini fırka-i naciye olarak gösteren insanların Allah’ın açık emirlerini örgütlerinin menfaatleri uğruna nasıl feda edebildiklerinin göstergesidir bu haşhaşilik. İşte hiçbir kutsalı olmayan bu haşhaşi çetesi okyanusun öte tarafında mukim CIA kefaletli Fettullah Gülen tarafından son bir kamikaze ile darbeye teşebbüs etti. Sivil halkın üstüne tankla-topla – tüfekle ateş açtılar. 250 vatandaşımızı hunharca katlettiler. 1500’ün üzerinde yaralımız var. TBMM’miz bombalandı, Beştepe de Millet Camisi, Havaalanları, emniyet genel müdürlüğümüz, Özel kuvvetler komutanlığı  aklımıza gelmesi imkansız bu kurumlarımız hep bu haşhaşi çetesi tarafından bombalandı. Seçilmiş iktidar ve seçilmiş Cumhurbaşkanımız hedef alındı. Öldürülmek ve indirilmek istendi. Sayın Cumhurbaşkanımızla bütünleşen büyük Türk Milleti tarafından bu isyan ve darbe teşebüsü bastırıldı. Yüzlerce şehitimiz, binlerce gazimiz var. Allah bu millete bir daha bu karanlık geceyi yaşatmasın. Suçlular ise en ağır biçimde cezalandırılsın. Biraz da eğri oturup doğru konuşalım. Darbeci Fetullahcı örgütün Türk Silahlı Kuvvetlerinde ki varlığını fark edince şöyle hayıflananlarımız oluyor,  sanki Fetullahcı darbeciler yokken ordumuzda hiç darbecimiz yokmuş, TSK hiç siyasete müdahale etmemiş de ilk defa şimdi darbecimiz olmuş gibi bir hava estirilmek isteniyor.Bu doğru olmayan ve 100 yıllık darbeler tarihini unutturmaya matuf bir algıdır. Bunu red ediyoruz ve bu algıdan beriyiz. TSK ile alakalı bu algının aynısı HSYK ve genel Yargı içinde geçerlidir. Yargı içinde sanki ‘’önceden çok temizdi de şimdi Fetullahcı Haşhaşiler doldu ve bozuldu’’ gibi bir izlenim verilmek isteniyor. Bunlar haksız ve yanlış izlenimler anlayışlardır. Açalım biraz.  Cumhuriyet öncesini de saymıyorum sadece 27 Mayıs ve sonrasında ki askeri darbeleri göz önünde bulundurarak yazıyorum. 27 Mayıs - 12 Mart - 12 Eylül -28 Şubat askeri darbelerini kimler yapmıştır ? Fetullahcılar dünya da yoktu nerede ise? Hadi dürüstce söyleyelim. Kemalist, Atatürkçü ve CHP yanlısı kesim yapmadı mı askeri darbeleri? Ve tüm CHP lilerde alkışlamadılar mı ? Menderes asılırken bu kesim OH demedi mi ? Alkışalamadı mı ? Gören de zannedecek ki Türkiye de ilk defa Darbe denemesi oluyor.FesuphanAllah.. aynı şey Yargı içinde geçerlidir... SHP-DYP KOALİSYON Hükümetinin Adalet bakanları Mehmet Moğultay ve Seyfi Oktay iken çok mu tarafsız idi. 5000 militanını Moğultay Adalet bakanlığına HSYK ya doldururken  ‘’ bu kadroları SOLCULARA veriyorum , solculara kadro vermeyip Refah Partilileri , MHP lileri mi dolduracaktım Adalet bakanlığına ‘’ derken HSYK ve YARGI tarafsız mı idi.? Refah ve Fazilet partilerini hangi tarafsız yargı kapattı ? Erbakan ve arkadaşlarını kim siyasetten dışarı  attı.  Tayyip Erdoğan’ı Siirt de Ziya Gökalp’in şiirini okuduğu için kim yargıladı ve hapse attı.Sonra O Hakim önce yargıtaya seçildi sonra emekli edilip CHP ye üye yaptılar siyaset yapması için? Yassıada da Adnan Menderes ve 2 arkadaşına idam, 12 arkadaşına müebbed ceza veren Salim Başol mahkemesi bağımsız mı idi ? Menderes’in idam olduktan sonra cesedini tekmeleyen Yassıada başsavcısı Ömer Altay Egesel gibi ‘’bu namussuz 9 kere asılacak adamdı‘’ diyenler mi tarafsız idi ? 1972 Mayıs’ın da Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını asan askeri yargı mı tarafsız idi ? Bakın daha istiklal mahkemelerine şapka için asılan binlerce masum vatandaşımıza girmiyorum.  Türkiye de ne zaman Yargı ve TSK tarafsız idi de şimdi Fetullahcı çete tarafından bozulmuş oldu ? Her zaman birilerinin elinde idi yargı ve TSK. Darbeleri de beraber yaptılar. TSK’da ve Yargıda adamı olmamış çeteleşmemiş tekeline alamamış tek kesim Milli Görüş kökenli Muhafazkar Demokratlar yani şu an da AK Parti’nin temsil ettiği kesimdir. AK Parti’de 7’ye 4’le Anayasa Mahkemesi kararı ile kapanmanın eşiğinden gelmişdir daha 2008 yılında. Yine 27 Nisan 2007’de Genelkurmay tarafından AK Parti hükümetine e-muhtura verilmiş ve Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığına engel olunmak istenmiştir. Halkımız seçim ve referandumlarda oylarını vererek bu oyuna, internet darbesine engel olmuşlardır. Yani bu ülkede muhafazakar müslüman demokratlar bu sistemin mağduru ve mazlumu olmuşlardır. Ben şu yaşadığımız sürecin hayırlara vesile olacağına inanıyorum.Tarafsız, hiç kimsenin AK Parti’de dahil hiç kimsenin vesayetinde olmayan sadece Türk milleti adına karar veren bağımsız Yargının teşkil edilmesi için TSK’nın da her türlü ideolojik görüşten bağımsız bir Ordu olarak Milletinin ve onun seçilmiş meşru iktidarının emrinde olan bir ordu olarak varlığını devam ettirmesi gerektiğine inanıyorum.. Bu haşhaşi Fettullah Çetesi’ni de Cenab-ı  Allah’ın Kahhar ismi azamı ile Kahr-ı perişan    eylemesini niyaz ediyorum.
İletiyi düzenle


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #24 : 04 Ağustos 2016, 08:40:29 »
METİN KÜLÜNK : “BİRİLERİ FETÖ MENSUPLARINI KORUMA ÇABASINDAN VAZGEÇMELİ”

GÜNDEM, HABERLER AĞUSTOS 3, 2016
AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk, gazetecilerin, “15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasına ilişkin” sorularını yanıtladı. “Türkiye, 15 Temmuz gecesi FETÖ’nün darbe girişimine maruz kaldı. Tehlike geçti mi son durum nedir?” sorusuna Külünk, “Hayır, tehlike geçmedi. Sadece birinci dalga geçti.” karşılığını verdi.

Külünk, Türkiye’nin 15 Temmuz gecesi yaşadığının darbe kalkışması değil, darbe ötesi devleti teslim alma kalkışması olduğunu belirterek, “Bu bir işgal girişimi, bu işgal girişimi üzerinden Türkiye’nin bütün değerlerini, bağımsızlık, vatan, demokrasi, devlet, bayrak mefhumlarını teslim alma girişimiydi. Birinci dalgadan sonra ordu, emniyet güçleri, yargı ve diğer tüm kurumlardaki sağduyu harekete geçti.” diye konuştu.

Hain FETÖ terör örgütünün uzantılarını hala koruma ve kollama çabası içerisinde olanlar bulunduğuna dikkati çeken Külünk, “Kim bunlar? Adının kim olduğunun önemi yok, ister siyasetçi olsun, ister kamu görevlisi. Listeler hazırlanıyor, bakıyorsunuz listeler hep alt düzeyde, memur, odacı, çaycı. Nerede bunların tepe yönetimleri? İmam, abi kadroları nerede? Bunları kim koruyor? Birileri hala dindar duygusallığıyla bu örgüt mensuplarını karartma çabasından vazgeçmeliler.” diye konuştu.

“Eğer hala daha sokağın bu ayağa kalkışını anlamayıp, ‘bunları topyekün temizleyin’ nidalarını duymayıp, bu örgüt mensuplarını koruma ve kollama çabası içerisinde olanlar, bu ihanete ortaktırlar.” ifadesini kullanan Külünk, terör örgütü ile mücadelenin kesintisiz sürdürülmek zorunda olduğunu vurguladı.

“ALEVİ-SÜNNİ ÇATIŞMASINA YÖNELİK OPERASYON YAPABİLİRLER”

Külünk, örgütün; Alevi-Sünni ile laik-antilaik çatışmasına ve Türk-Kürt kardeşliğine yönelik psikolojik operasyonlar yapabileceğini anlatarak şunları kaydetti:

“Hiç ummadık bir anda, Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik saldırı olduğunu görebilirsiniz. Vatandaşlarımızın sinir uçlarına dokunmak ve tekrar sokağı hareketlendirmek isteyecekler.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #25 : 04 Ağustos 2016, 09:04:34 »
Her Kim ki
Allah'ın dini ile oynarsa
Allah onu rezil eder.
Parelel yapı bunun son örneğidir!
Hem dünyada hem de ahirette yerleri yoktur!!!!


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #26 : 06 Ağustos 2016, 08:51:47 »
TEK VATAN
TEK BAYRAK
TEK YÜREK İÇİN
DEMOKRASİ İÇİN
7AĞUSTOS DA YENİKAPIYA
HAYDİ ELELE DAHA GÜÇLÜ
TÜRKİYE İÇİN :Ş


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: TEK VATAN TEK MİLLET TEK BAYRAK
« Yanıtla #27 : 19 Ağustos 2016, 14:47:57 »
Bİ’ FELAK NAS OKU

Geçmiş olsun memleketim. Geçmiş olsun yetim insan ve yetim halklar. Geçmiş olsun yeryüzü.

 

Her gün okuyup üflediğimiz Felak suresi hepimize iyi gelecek. Okumak;anlamak, üflemek; derinliğimize çekip yaşamak olsun.

 

SIĞINIRIM: Hakk'ın,  insan hayatında sıfıra yakın sorun ya da en az sorunla daha çok çözüm anlamına gelen saf İslam'ına; barış ve esenlik dinine sığınırım.

Safsatalardan, hurafelerden, uydurmalardan; Allah'ın kasdettiğine, Peygamber as'ın yorumlayıp öğrettiğine!...

 

“Yarattığı şeylerin şerri” der demez, ilkin dönüp kendime bakıyorum. Kendi şerlerime... En çok kendime verdiğim zararlara... Ben, beni nasıl kullanıyorum? Neye, nasıl bakıyorum? Ellerimde neler var? Ayaklarım nerelere gidiyor? Nerde keyif yapıyorum? Nerde düşüp kalkıyorum? Yaratılanlardan birini, en yakınım olan benliğimi beni nasıl yaşıyorum?

 

Yaşamak için seçtiğim başlıkları  ve o başlıkların ölçüsünü sorgulamam gerekiyor. İhtiyaçlarımın ölçüsüne dikkat etmeyişim kendi şerlerimden. Çok almam, çok yemem, çok içmem, çok uyumam, çok gezmem, az okumam, az düşünmem, az sorgulamam...Yetersiz kulluğum... Çok kazanmam, az paylaşmam. Fiziğime, maddi olana, dünyama özendiğim kadar, ruhuma özenmeyişim...Ya da tersi. Dünyevi sorumluluklarımı ihmalim. Önce kendi şerrimden kaçacağım bir yer olmalı. Beni kendi zararımdan alıp koruyacak, yaşamımı mutlulukla tutacak değerlerim, ilkelerim olmalı.

Başkalarının şerrinden de; kötü tabiatlı, çevresine paldır küldür davranan, kaba, sosyal ahlaksız, bencil, sorumsuzların vereceği zararlardan da... Çıkar düşkünü, maddeperest, haris, çirkef ruhların bana ve iyilere verecekleri zararlardan.

 

Güvensizliklerden, savaşlardan,

 

Ve gecenin şerrinden; hayatımın anlamsızlıkla kararmasından, bilgisizlik ve bilinçsizlik içinde, hakikatin uzağında kapkara bir cehalet içinde geçmesinden, herhangi bir konuda o konunun hakikatine vakıf olamadan/ulaşamadan ve yaşayamadan, o konunun zifiri gecesinde, zihnimde açıklığa kavuşmaksızın ölüp gitmekten...

 

Entrikacılardan, entrikalardan, zihinsel, duygusal, bedensel ağrılarımın artmasından, gecenin bana dinlenme yerine yorulmalar bırakıp gitmesinden,

 

Düğümlerden; her konuda çözümsüzlüklerden; hayatın veya olayların çözümsüzlüklerinden, imkansızlık bağlarından, dertlerin düğümünde boğulup kalmaktan,

 

Büyülerden; başkalarını yanlış yönde etkilemekten ve yanlış bir etkilenme ile hayatımı saptırmaktan, irademi doğru kararlarda kullanamayacağım kadar beni saran büyülenmişliklerden, etkilenmişliklerden, medyadan, bir kitaptan, bir ideolojiden, yapılma ihtimali olan büyülerden, aşırı düşünsel etkilenmelerden; fikir babalarımın yanlış etkilerinden, aşırı duygusal  etkilenmelerden; aşktan, ölçüsüz sevgilerden ve nefretlerden...ruhumu, aklımı, kalbimi saran her türlü yanlış etkilenmelerden,

 

Keşfimi engelleyen, bütün karanlık, iç karartan, can sıkıcı, hayatı kederlendiren şeylerin hepsinden,

 

Sabahı, hayrı, iyiliği, güzelliği, doğruyu, olumluyu, imkânı var eden, sabahı/ aydınlığı yönetebilen,  doğru, çözüm olabilecek bir bilgiye ve bilinç aydınlığına beni eriştiren, bir Kitab'ı bir peygamberle bana gönderen...

 

Felak'ın Rabbi'ne sığınırım!

 

Derim ki: sığınırım karanlık, entrika, bilgisizlik, keder, ağrı, sızı ne varsa hepsini geride bırakan bir hayat bilgisi ve bilinciyle sabahın, aydınlığın, çözümün, hayrın kaynağı olan Rabb'e.

 

O'nun benim için belirlediği aydınlık değer ve ilkelerin yaşamsal gerçeğine...

 

Kul! Euzü bi Rabbi'l felak...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.