Gönderen Konu: hikayeler  (Okunma sayısı 6891 defa)

Çevrimdışı leyla

  • Üstad
  • *****
  • İleti: 584
  • Rep +6/-0
  • Cinsiyet: Bayan
  • Rabbim,her vesiLede SENİN keremin saklıdır,
    • naliya
hikayeler
« : 28 Temmuz 2009, 00:00:41 »
ÇOK GEÇ DİYE BİR ZAMAN YOKTUR




Okulun ilk günü,  ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra "Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri, bakalım bulabilecek misiniz? dedi...

Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki yumuşak bir el omzuma dokundu.. Döndüm.. Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi bana gülümseyerek bakıyordu... "Ben Rose" dedi... "Benim adım Rose yakışıklı... 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?." Güldüm.. "Tabii" dedim.. "Hadi sarıl bana.." Öyle sımsıkı sarıldı ki... "Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin?" diye şaka yaptım... Minik bir kahkaha ile yanıtladı: "Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım.." Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk.

Ertesi gün ve ertesi üç ay sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık.. Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestr boyunca Rose kampusun ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu.. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu..

Sömestr sonunda, Futbol Balosu'na davet ettik Rose'u, konuşma yapması için... Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok... Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi... "Ne kadar beceriksizim, değil mi? Özür dilerim... Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz.. Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil... Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?" Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:

"Yaşlandığımız için, eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz.. Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır: Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak... Bir rüyanız olmalı mutlaka... Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok... Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır… Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz... Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek yada bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın... Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü.. Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır... Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır..."

Ders yılı sonunda Rose yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi... Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü. Cenaze törenine iki binden fazla üniversite öğrencisi katıldı. "Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize, hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu... Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı: "Çok geç diye bir zaman yoktur!.."
Gençliğine güvenip vakit erken derken;

                       belki elveda bile diyemezsin giderken.

                                                            N.F.Kısakürek

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #1 : 28 Temmuz 2009, 00:02:17 »
Çok geç diye bir zaman yoktur!.."
 

mükemmellll tesekkürlerrr canımmm ;)


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #2 : 27 Eylül 2009, 15:32:37 »
ÇOK GEÇ DİYE BİR ZAMAN YOKTUR






"Yaşlandığımız için, eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz.. Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır: Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak... Bir rüyanız olmalı mutlaka... Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok... Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır… Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz... Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek yada bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın... Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü.. Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır... Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır..."




sevgili leyla çok güzel   tesekkürler

Sanırım benden bahsediyor  :o  ???   :)

Çevrimdışı leyla

  • Üstad
  • *****
  • İleti: 584
  • Rep +6/-0
  • Cinsiyet: Bayan
  • Rabbim,her vesiLede SENİN keremin saklıdır,
    • naliya
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #3 : 27 Eylül 2009, 16:59:20 »
merakiyidir bende  tsk
 evet canım  ??? ozamanlar bile seni nasıl anlatmışım
 bak hele tarih 28 temmus 2009  ;D  ;D  ;D
Gençliğine güvenip vakit erken derken;

                       belki elveda bile diyemezsin giderken.

                                                            N.F.Kısakürek

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #4 : 27 Eylül 2009, 17:24:28 »
sevgili leyla sanırım bu burcunu bilmemin  rövanşı olsa gerek   ;D

Çevrimdışı hacerül esvet

  • hacerülesvet
  • Bağımlı Üye
  • ******
  • İleti: 710
  • Rep +13/-5
  • Cinsiyet: Bayan
  • Bin defa mazlum olsan da bir defa zalim olma.
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #5 : 30 Eylül 2009, 06:49:46 »


FIRTINADA UYUYUYABILIRMISIN

> FIRTINADA UYUYABİLİR MİSİN
> Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik
> satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.
> Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde
> çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce
> çalışmaktan vaz geçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi
> olur diyorlardı.
>
> Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın
> haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi
> çiflik sahibi. 'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabilirim'.
> Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı.
> Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü
> de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:
>
> Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina
> çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: 'Kalk, kalk!
> Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.' Adam
> yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: 'Boşverin efendim, gidin
> yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim
> ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu
> kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
>
> Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: A-aa! Saman balyaları
> birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra
> koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı
> desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı
> kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına
 yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini
 kapatırken mırıldandı: 'Fırtına çıktığında uyuyabilirim'


Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), mânen (dua), maddeten (tedbir)
 hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Hayatınız boyunca.....


SELAMETLE KALIN İNŞALLAH........

 


Çevrimdışı MENEKŞE

  • Usta
  • ***
  • İleti: 169
  • Rep +2/-0
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #6 : 30 Eylül 2009, 06:57:00 »



YANAN GÜL ZÜLEYHA

                                    
GÖZ GÖRE GÖRE YANMAYA  MAHKUM  OLAN  ZÜLEYHA  KARDEŞİMİZİ UNUTMAYALIM  DUALARIMIZI  EKSİK  ETMEYELİM        

Kısa bir süre önce cehaletten hattini aşacak biçimde örtüsüz ve uygunsuz biçimde gezen züleyha kardeşimiz günün birinde kendisine hakkı ve doğru yolu gösteren bir arkadaşı sayesınde.içtenlikle tesettüre girer.Ama bu tesettur onun ıcın kısa bır sure olmustur. Züleyha’nın annesi kızını tesetturden uzaklastırmıs''sen onlar gibi olmayacaksın'' Züleyha daha fazla annesının baskısına dayanamayarak yıne eskı hayatına geri dönmüstür.
Züleyha ve annesi yakınlarının düğününe gitmek için hazırlık yaparlar.Düğüne giderler Ve züleyha oyuna kalkar Annesi onu büyük bir coşkuyla Alkışlamakta Züleyha ise oynamaktadır.O sırada bir tabancadan cıkan kursun Züleyha’nın sonu olmustur.Kanlar içinde züleyha yere düşmüs ve oracıkta can vermıstır.
Züleyha’nın ölümünden 3 gün geçmiştir. 3 gün sonra sabah ezanında züleyha annesinin kapısına dayanır. Haykıran bir sesle ;anne aç kapıyı ben geldim; diye defalarca seslenir annesine. Mahalle halkı, annesi ve babası bu ürperten sesle uyanırlar.babası kapıya yaklaşıp kızım sen misin diye seslenir kızına. Züleyha haykıran bir ses tonuyla: baba aç kapıyı ne olur ben geldimr der. ama anne ve baba korku içinde, kapıyı açmaya korkarlar. Kapıyı açmadıkları için bir süre sonra züleyha gerisin geriye döner.

Bunun üzerine annesi ve babası korku içinde bu durumu yakınlarına anlatır. Yakınlarıda büyük alimlere hocalara giderek durumu anlatırlar. Herkes şaşkınlık ve dehşet içindedir. Anne ve babası korkularından eve yalnız gitmek istemezler. Bunun üzerine büyük alim ve hocalar aralarında anlaşarak anne ve babasının da ısrarlarıyla eve gidip beraber beklemeye karar verirler.

Züleyha ise ertesi sabah aynı saatte kapıyı vurmaya ve haykıran sesle anne kapıyı aç ben geldim; diye bağırmaya başlar. Sesleri duyan alim ve hocalar korku ve panik içindedirler. ne yapalım ne edelim; derken Züleyha’nın babası cesaretlenerek kapıya yanaşır. Ve r0;kızım züleyha sen misin der. Züleyha ise evet baba ne olur aç kapıyı ben geldim, annemi görüp gideceğim diye haykırarak bağırmaya devam eder. Bunun üzerine züleyha nın annesi korkudan evin en dip köşesine gidip saklanır. Alim ve hocalar kapıyı açma kararı alırlar. Ve kapı açılmıştır.

Kız içeri girmesiyle evin içini inanılmaz bir sıcaklık kaplamıştır. Kızın saçları yanmış, kolları omuzlarına kadar, bacakları baldırlarına, boğazı göğsüne kadar yanmıştır, yüzü simsiyah, gözleri alevler içindedir. Ayakları bastığı halıyı bile yakıp geçmektedir. Züleyha yolunu şaşırmadan direkt annesinin bulunduğu odaya doğru ilerler ve kapıyı kırarak annesinin bulunduğu odaya girer. Annesine haykıran bir sesle: anne yaktın beni açılmamı isteyerek yaktın beni, şimdi ise ben seni yakacağım; diye annesine sarılır. Züleyha annesine sarılmasıyla annesinin yere düşmesi bir olmuştur. Apar topar annesini hastaneye gotürürler . annesinin vücudu kızının değdiği her yeri yanmıştır. Anne her ne kadar ayılsa da her kalkışta aynı şokla tekrar bayılıyordur . kız ise evin odasında hala ateşler içindedir.olayın üzerinden 40 gün geçmiştir. kız aynı yerde aynı vaziyette 40 gün kalmıştır.41. gün ise sabaha karşı kız kaybolur. Kızın olduğu yere dokunanlar; kızın yığıldığı yerin hala sıcak olduğunu söylenir.


ya bir ömürsün  arkadaşım bunu nerden aldın anlamadım.

dogrusu bu kıssaları ALLAHu teala kuranda yasaklar

bunlar hep uydurma hikayelerdir günümüzün müslüman bayanlarının

hala bu kıssalar gibi bagnaz ve hiç bir şey anlatmayan aksine

islamı rencide eden yazıları okumanızı ,okut manızı anlayamadım

yüreğinize saglık



Çevrimdışı hacerül esvet

  • hacerülesvet
  • Bağımlı Üye
  • ******
  • İleti: 710
  • Rep +13/-5
  • Cinsiyet: Bayan
  • Bin defa mazlum olsan da bir defa zalim olma.
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #7 : 30 Eylül 2009, 07:36:29 »
 tsk


a.s sevgili menekşe  vallahi hikayelerdeki konuya yazmış olduğunuz yorumda çok haklısınız bi okadarda acımasız sınız biz bayanları hiç anlamıyorsunuz yüreğimiz yufkaya herşeye inanıyoruz ama ilgimi çekti hoşumada gitti paylaştım ama ben onu bir arkadaşım meil atmış okudum yayınladım silerim efendim
http://cid-6a5393dcdc6e183a.spaces.live.com/blog/sevgiler sedeff


Çevrimdışı hacerül esvet

  • hacerülesvet
  • Bağımlı Üye
  • ******
  • İleti: 710
  • Rep +13/-5
  • Cinsiyet: Bayan
  • Bin defa mazlum olsan da bir defa zalim olma.
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #8 : 30 Eylül 2009, 07:39:07 »
ASRI SAADETTE BİR KADIN
ASRI SAADETTE BİR KADININ KOCASI SAVAŞDA

ŞEHİT OLMUŞ VE ÇOCUKLARIYLA KALAKALMIŞTIR.

BİRGÜN PEYGAMBER EFENDİMİZ(SAV)BU KADININ EVİNİN

ÖNÜNDEN GEÇERKEN,KADIN EFENDİMİZİN YANINA KOŞUP ŞÖYlE DEMİŞ:

''YA RASULALLAH! BENİM KOCAM SAVAŞDA ŞEHİT DÜŞTÜ

BENSE ÇOCUKLARIMLA YALNIZ KALDIM.NE OLUR EVİME

MİSAFİR OLUN.SİZİ BİR DAHA GÖRME FIRSATI OLMAYABİLİR,

LÜTFEN BUYRUN EVİMİ ŞEREFLENDİRİN''DEMİŞ.PEYGAMBER

EFENDİMİZ(SAV)'DE KİMSEYE HAYIR DİYEMEDİĞİ İÇİN O KADINIDA

KIRAMAMIŞ VE EVİNE MİSAFİR OLMUŞ.EVDE YEMEK YAPMAK İ

ÇİN KADIN ATEŞ YAKMIŞ VE ÇOCUKLARIDA ORADA BULUNUYORMUŞ

 VE RASULULLAHA SORMUŞ: ''YA RASULULLAH! BİR ANNE ŞU

ÇOCUKLARINI ŞU DÜNYA ATEŞİNE ATARMI HİÇ''DİYE SORMUŞ.

PEYGAMBER EFENDİMİZ(SAV)'DE:''ATMAZ TABİİKİ''DEMİŞ VE

KADIN YİNE SORMUŞEKİ YA RASULALLAH,BİR ANNE OLARAK

BENMİ DAHA ÇOK MERHAMETLİYİM YOKSA ALLAH'MI DAHA

ÇOK MERHAMETLİ?''DEMİŞ VE PEYGAMBER EFENDİMİZ ŞAŞIRMIŞ VE

''TABİİKİ ALLAH DAHA ÇOK MERHAMETLİ,SENİN MERHAMETİN

ALLAH'IN MERHAMETİ YANINDA HİÇ KALIR,ALLAH KULLARINA

KENDİ MERHAMETİNİN YÜZDE BİRİNİ BAHŞETMİŞTİR DİĞER

YÜZDE DOKSAN DOKUZUNUDA AHİRETTE MÜ'MİN KULLARI İÇİN

KULLANACAKTIR.SENİN MERHEMETİN ALLAH'IN MERHAMETİYLE

KIYASLANAMAZ BİLE''DEYİNCE KADININ VERDİĞİ CEVAP ŞU OLMUŞ..

''PEKİ YA RASULALLAH,BEN BİR ANNE OLARAK ALLAH'IN BANA

VERDİĞİ BU KADARCIK AZ BİR MERHAMETLE ŞU ÇOCUKLARIMI ŞU

DÜNYA ATEŞİNE ATMAYA KIYAMAZKEN,O SONSUZ YÜKSEK

MERHAMET SAHİBİ ULU ALLAH AHİRETTE MÜ'MİN KULLARINI

CEHENNEM ATEŞİNE ATARMI HİÇ''DEYİNCE PEYGAMBER

EFENDİMİZİN(SAV) O MUBAREK GÖZLERİNDEN YAŞLAR

BOŞALMIŞ VE ''ATMAZ TABİİKİ'' BUYURMUŞ..

 (BURADAN ANLAYACAĞIMIZ ALLAH'IN SONSUZ MERHAMET SAHİBİ

OLMASI VE KADININ NE KADAR ZEKİ BİR KADIN OLUŞU DEĞİLMİ...)

 
 


Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #9 : 30 Eylül 2009, 07:48:36 »


FIRTINADA UYUYUYABILIRMISIN

> FIRTINADA UYUYABİLİR MİSİN
> Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik
> satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.
> Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde
> çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce
> çalışmaktan vaz geçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi
> olur diyorlardı.
>
> Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın
> haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi
> çiflik sahibi. 'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabilirim'.
> Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı.
> Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü
> de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:
>
> Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina
> çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: 'Kalk, kalk!
> Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.' Adam
> yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: 'Boşverin efendim, gidin
> yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim
> ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu
> kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
>
> Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: A-aa! Saman balyaları
> birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra
> koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı
> desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı
> kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına
 yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini
 kapatırken mırıldandı: 'Fırtına çıktığında uyuyabilirim'


Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), mânen (dua), maddeten (tedbir)
 hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Hayatınız boyunca.....


SELAMETLE KALIN İNŞALLAH........

 



Allah aşkına nerden bulursunuz böyle güzel yazıları ve hikayeleri bilmiyorum.....Süper ...Bayıldım.. Keşke o yardımcı gibi olabilseydim.. Bir fıtına çıksa ,sanırım bende dahil her yer yerle bir olur   ;D ;D ;D

Mana Yolcusu

  • Ziyaretçi
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #10 : 30 Eylül 2009, 08:37:31 »
Kız dilenirken, sokaktan genç, sağlıklı, zengin görünümlü bir adam geçti. Kızı farketmişti. Ama, belli etmemek için, dönüp bir daha bakmadı. Geniş ve lüks evine, konfor içinde yaşayan ailesinin yanına geldiğinde, çok güzel hazırlanmış bir akşam sofrası onu bekliyordu. Fakat, az sonra, gördüğü o dilenci kız aklına takıldı yeniden. Duyguları birşeylere itiraz ediyordu.
Sonra, kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah’a yöneltti. Böyle durumların var olmasına izin veren O değil miydi?

İçin için, O’na karşı:

“Böyle birşeyin olmasına nasıl müsaade ediyorsun? Neden o küçük kıza yardım için birşeyler yapmıyorsun?” diye yakınmaya başladı.

Biraz sonra, ruhunun derinliklerinden gelen şu cevabı işitti:

“Yaptım. Seni yarattım!”

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #11 : 30 Eylül 2009, 09:45:13 »





Bir köyün camisinde imam cemaate vaaz vermektedir. Ansızın içeri dalan bir köylü köyü sel basmakta olduğunu haber verir. Bütün cemaat hemen kendilerini dışarı atıp, kaçar. Sadece imam bütün ısrarlara rağmen köyü terketmeyi reddeder ve Allahın kendisini koruyacağını söyleyerek, camide kalır. Kısa bir süre sonra sular camiye ulaşır, imam çaresiz minareye çıkar. Sular minarenin ilk katına yükselirken bir tekne imami kurtarmaya gelir. Ancak dini bütün imam, Allahın kendisini koruyacağını söyleyerek tekneye binmez. Sular yükselir, imam ikinci kata çıkmak zorunda kalır. Bir tekne daha gelir, ancak imam yine Allahın kendisini koruyacağına inancının tam olduğunu söyleyerek tekneye binmez. Sular iyice yükselir. imam artık minarenin en tepesindedir. Bir helikopter yaklaşır. İçindekiler durumun kötü olduğunu anlatarak imama helikoptere gelmesi konusunda ısrar eder. İmam helikoptere binmeyi de reddeder. Bir süre sonra sular iyice yükselir ve imam boğularak ölür. Kendisini cennetin kapısında melekler karşılar
-Melek: hoşgeldiniz. cennette köşkünüz hazırlandı. Buyrun.
-İmam: Cennete girmek istediğimden emin değilim.
-Melek: neden?
-İmam: Allah'a biraz kırgınım. (haşa)
-Melek: ne oldu ki?
-İmam: Ben hayatımı ibadet ederek geçirdim. İnsanlara hep iyilik yaptım, günahtan uzak durdum. Yasadığım köyü sel bastı, herkes kaçtı ama tanrı'nın beni kurtaracağına inandığımdan kaldım. Görüyorsunuz ki şimdi burdayım... Tam bu sırada yukarıdan  bir  ses duyulur:
-Söyleyin o salağa iki tekne bir helikopter gönderdik........

 ;D ;D ;D


Çevrimdışı leyla

  • Üstad
  • *****
  • İleti: 584
  • Rep +6/-0
  • Cinsiyet: Bayan
  • Rabbim,her vesiLede SENİN keremin saklıdır,
    • naliya
Ynt: hikayeler
« Yanıtla #12 : 23 Kasım 2009, 02:57:03 »


Bir kadın, kapıdan dışarı çıktığında, bembeyaz sakallı üç ihtiyarın kendi evinin önünde oturduklarını görür.

´Ben sizi hiç tanımıyorum, der...

Ama aç ve susuz olmalısınız... Lütfen içeriye gelin de sizlere bir şeyler ikram edeyim...´

´Evin erkeği içerde mi?´ Diye sorar adamlar.

´Hayır, der kadın. Şu an evin dışında.´

´O evde olmadığı sürece bizim bu eve girmemiz mümkün değil...´ diye cevap verirler.

Akşam olup kocası eve döndüğünde kadın olanları anlatır.

´Peki, onlara söyleyebilir misin, der adam. Ben evdeyim artık, bu eve gelebilirler...´

Kadın dışarı çıkıp bu kişileri içeri davet eder.

Ama bu defa da;

´Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz´ der yaşlı adamlar.

Kadın öğrenmek ister;

´Niye giremezsiniz?..´

İhtiyarlardan biri açıklar:

´Onun adı ZENGİN, der bir arkadaşını göstererek.

Diğeri BAŞARI...

Ben ise SEVGİ...´

Sonra ekler; ´Şimdi içeri gir ve kocanla konuş. Hangimizi evinizde istersiniz?..´

Kadın içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyduklarıyla neşelenerek;

´Ne güzel, der. Madem öyle, Zengin´i içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun...´

Karısı itiraz eder;

´Canım, niçin Başarı´yı çağırmıyoruz?´

Bu sırada, evin diğer köşesinde bulunan gelinleri konuştuklarını duyar.

 Koşarak gelir ve kendi fikrini söyler;

´Sevgi´yi çağırsak daha iyi olmaz mı? Evimiz sevgiyle dolar!..´

´Gelinimizin teklifini dikkate alalım, der adam karısına...

 Dışarı çık ve bizim misafirimiz olması için Sevgi´yi davet et.´

Kadın dışarı çıkar ve yaşlı adamlara sorar;

´Hanginiz Sevgi idi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol...´

Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar. Fakat diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler...

 Kadın şaşırmış bir halde Zengin ve Başarı´ya sorar;

´Ben sadece Sevgi´yi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?´

Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler:

´Eğer Zengin´i ya da Başarı´yı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı. Ama sen Sevgi´yi davet ettin...

 O nereye giderse biz de ardından oraya gideriz. Çünkü nerede Sevgi varsa, orda Başarı ve Zenginlik de vardır
 
Gençliğine güvenip vakit erken derken;

                       belki elveda bile diyemezsin giderken.

                                                            N.F.Kısakürek