Dini Konular > Soru ve Cevaplar

SOHBETİN ÖNEMİ

(1/1)

prenses:
Sohbetin önemi
Sual: Hocasına uzak olan; fakat onu çok seven bir talebe mi, yoksa hep sohbetlerde bulunan bir talebe mi daha çok feyz alır?

CEVAP
Elbette sohbetlerde bulunan, daha çok feyz alır. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
Yanındakiyle uzaktaki hiç eşit olur mu? Veysel Karani, Resulullah’ı göremediği için, hiçbir Sahabinin derecesine ulaşamadı. Bizim yolumuzun esası sohbettir, beraber olmaktır. Aklı başında olan talib, üstadına olan muhabbeti miktarınca, onun kalbinden saçılıp kendisine gelen feyzlerden ve bereketlerden, uzakta iken de, alır. Sevgisi sebebiyle, uzaktan gelen feyzlerden alırsa da, marifete ve vilayet derecelerine kavuşmak için, sohbet şarttır. (3/153)

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:

Kalb, çok zaman his organlarına bağlıdır. Duygu organlarından uzak olanlar, kalbden de uzak olur. Hadis-i şerifte, (Göz görmeyince, gönülden de uzak olur) buyuruldu. (1/117)

Bir beyit:

 Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalırmış,

Gözlerden ırak olan, gönülden de olurmuş.

 Allahın evi

Sual: Beytullah Kâbe demek değil midir? Mabedlere Beytullah denir mi?

CEVAP

Beytullah, Allah’ın evi demektir. Mabede de, camiye de, mescide de, Beytullah denir.

Mabed, ibadet edilen yer demektir.

 Cami, toplanılan, toplanılıp ibadet edilen yer anlamındadır.   

Mescid, Allahü tealaya secde edilen, ibadet edilen yer demektir.

Gündüz yatarken

Sual: Gündüz kaylule için yatarken veya sabah namazını kılıp biraz daha yatayım denince, gece yatarken olduğu gibi, yatağa abdestli girmek ve dua okumak şart mı?

CEVAP

Gece yatarken de abdestli yatmak ve dua okumak şart değildir; ama imkân varsa ihmal edilmemelidir. Gündüz yatınca ölmeyeceğimiz belli mi, bir garantimiz var mıdır? Gündüz uykuya yatarken de mümkünse abdestli olmaya ve az da olsa dua okumaya çalışmalıdır. Yatağa besmele çekerek girmeli, hiç değilse bir kelime-i tevhid okumalıdır.

           Aşksızlara öğüt


      Aşksızlara verme öğüt,
      Öğüdünden alır değil.
      Aşksız hayvan gibi olur,
      Hayvan öğüt bilir değil.


      Kara taşa su katılsa,
      Elli sene kaynatılsa,
      Karası silinmez asla,
      Hünerli taş olur değil.


      Yer altından sular çıkar,
      Kimi soğuk kimi kaynar,
      Cahil gönlü taştan beter,
      Cahil yola gelir değil.


      Avcı kuştur şahin doğan,
      Avcılığı gayet yaman,
      Zayıf olur ise doğan,
      Doğanlıkta kalır değil.


      Güneşler güneşi gitti,
      Ahireti teşrif etti,
      Cahil onu öldü sanır,
      Bilmez nebi ölür değil.


      Yunus uyma cahillere,
      Uzak durma ehillere,
      Cahil salih olur ise,
      Cahillikte kalır değil.


      Kelimeler:


      Aşksız: Allah sevgisi olmayan cahil


      Güneşler güneşi: Resulullah efendimiz


MEMMET ALİ DEMİRBAŞ

prenses:

--- Alıntı yapılan: nasibim ---çok güzel bir paylaşım sağolasın prensesim

 
--- Alıntı sonu ---

prenses:

--- Alıntı yapılan: nasibim ---güzel bir sohbet:
 

Aşk, evvela Allah’tan kuladır. Allah kulu sever, sonra kul Allah’ı. Kulu yaratan ve ona aşk kabiliyetini veren Allah bununla kendisini tanımasını istemiş ve bu yüzden kainatı yaratmıştır. Allah’ı tanımak ancak aşk ile mümkündür. Aşk bir meşaledir ve kul (âşık=seven) Allah’ı (maşuk=sevilen) ancak onun ışığıyla görür. Ve gördüğü anda gerçek kulluk başlar. Kulluk mutlak itaattir. Eğer itaat Allah’a yapılıyorsa kul (abd) kelimesinin “hür insan, mal mülk sahibi olan kişi” anlamı; yok eğer kuldan kula itaat ediliyorsa “köle, irade ve özgürlüğü başkasının elinde olan insan” anlamı ön plana çıkar. Böylece Allah’a kul olmakla övünen nice sultanlardan, aşka kul olan sayısız padişahlardan yani şairin ifadesiyle “Aşk sultanının kölesi olan sultanlardan” söz edilebilir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde abd (kul) kelimesi “Allah’a iman eden, O’nun sevdiği kişi” anlamında kullanılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında kulluk, aslında seven ile sevilen arasındaki bir tavrın adıdır.

 

Bir kul (âşık), kendisinden istenen hizmeti (ayrılık acısına tahammül) ve verilen emri (kendinden vazgeçme, sevgili için olma, sevgili için can verme, akıl kaydından geçme) yerine getirdiği ölçüde kulluğa (âşıklığa) adım atmış olur. Bunun ötesi Sevgili’nin emrini yerine getirmekle kalmayıp onun rızasını kazanmak üzere gayretle çalışmak, çabalamak, saygı, sevgi, bağlılık vb. alanlarda mertebe kazanmaktır. Nitekim sufiler abd’in âbid (ibadet eden); ubûdiyet’in de ibadet’ten üstün olduğunu söylerler.



Hz. Peygamber de “abd” olmasını, “rasul” olmasından daha önemli bulmuştur. Zaten kelime-i şahadette de “abd” vasfı, “rasul” vasfından önde anılmıştır (abduhu ve rasuluh). Âbid hür, abd ise kuldur. Hür olanlar bir karşılık için, kul ve köle olanlar ise sırf efendilerini memnun etmek için çalışırlar.

 

Tasavvufta "âbid"in sevap kazanmak, ecir almak ve cennete gitmek için çalışmasından ziyade "abd"in yalnızca emri yerine getirmek ve itaat için çalışması önemli bulunur. Hani koca Yunus'un, "Cennet cennet dedikleri / Birkaç köşkle birkaç huri / İsteyene ver onları / Bana seni gerek seni" demesi gibi.(Nasıl dediği 190. Mestmp3’ün şiir/ilahi suretinde buradan nûş edilebilir) Nimete sahip olmayı isteyenle nimeti vereni isteyen arasında elbette çok dereceler farkı vardır. Bu durumda efendisinin mülkiyetinde bulunan kulun her şeyi efendisinin demektir. Nitekim kulluğun vasfı fakr u ihtiyaçtır. Âşık sevgiliye kuldur ve her şeyiyle onun uğrunda, yolunda, peşinde, izinde, özündedir. Bütün ihtiyaçları ondandır ve ondan gayrıya ihtiyaç bildirmez.

 

Bunun için aşk meş’alesinin ışık kaynağına yakın olması gerekir. Işıktan ne kadar uzaklaşırsa gölgesi (masiva) o kadar büyür; ışığa ne kadar yaklaşırsa gölgesi o kadar küçülür, hatta belli belirsiz bir hal alır. O halde hakiki âşık sevgiliye yaklaştıkça küçülen, kendinden geçen, mahviyet gösteren âşıktır. Tıpkı Allah`a yakın oldukça küçülen, tevazu ve hiçlik kazanan kul gibi. İşte bu küçülme ve kendinden vazgeçme halidir ki hem âşıkı, hem de kulu sonunda fenâ (Sevgili`de yok olma) makamına eriştirir, ikilik ortadan kalkar, vahdet gelir, âşık yok olarak hakiki var oluşa erer, orada hayat sürmeye başlar. Ezcümle insan abd (aşk) mertebesi için yaratılmıştır. Bu yolda âbid (âşık) olması için seçilmiştir. Hiç olmazsa müteabbid (âbidlere özenen) olması kendinden beklenir. Riyakar âbidlik ise en kötüsüdür.
--- Alıntı sonu ---

BentSahra:

--- Alıntı yapılan: prenses - 21 Mayıs 2009, 12:46:51 ---
--- Alıntı yapılan: nasibim ---çok güzel bir paylaşım sağolasın prensesim

 
--- Alıntı sonu ---

--- Alıntı sonu ---

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git