Gönderen Konu: Başbuğ;sabrımız taşarsa...  (Okunma sayısı 1525 defa)

Çevrimdışı mrkydr

  • Moderatör
  • Üstad
  • *****
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Başbuğ;sabrımız taşarsa...
« : 13 Şubat 2010, 18:04:16 »

 
Aydınlar, Başbuğ'a tepkili: Bu bir şantajdır, yakışmıyor 
 
 
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, kanlı darbe planlarına ilişkin soruşturmalar ve buna ilişkin yayınları eleştirirken, "Sabrımız taşarsa elimizdeki belgeleri açıklarız." demesi kamuoyunu şoke etti.
 
 
 
Açıklamalara tepki gösteren aydınlar, Başbuğ'un sözlerini "tehdit ve şantaj" olarak değerlendiriyor. Elinde belge olduğunu iddia eden Başbuğ'un bunu şu ana kadar açıklamamasının büyük bir suç olduğunun altını çiziyor. Başbuğ'un neyi kastettiğini bilmediğini belirten emekli Savcı Sacit Kayasu, "Eğer İlker Başbuğ'un elinde suça ilişkin belgeler varsa ve bunları yargıyla paylaşmıyorsa suç işlemiş olur." dedi. Hukuk ve Yaşam Derneği Başkanı Hayrettin Açıkgöz, Başbuğ'un açıklamalarının tehdit içerdiği görüşünde. Açıkgöz, Başbuğ'un elinde olduğunu iddia ettiği belgeyle ilgili hukuki süreç başlatmamasının önemli bir hukuk sorunu olduğuna dikkat çekti. Gazeteci Mehmet Altan, 'demokratik ülkelerde görülmesi mümkün olmayan şeyler' yorumunu yaparken, Etyen Mahçupyan, Başbuğ'u 'şantaj' yapmakla suçladı. Mahçupyan, "Belge varsa açıklamamak bir tür şantaja girer. Sadece korkutmaya yönelik bir adım. Bu da yakışık değil." diye konuştu.

Hukukçu ve Siyaset Bilimci Erdoğan Günal ise Başbuğ'un daha önce benzer açıklamalar yaptığını belirtti ve ekledi: "Devlete tehdit etmek yakışmaz. Elinde suç unsuru taşıyan bir şey varsa bunları ilgili savcılara aktarması gerekir. Bunu tehdit üslubu içerisinde söylemek bir kere bulunduğu makam açısından da münasip değil."
 
 

Çevrimdışı mrkydr

  • Moderatör
  • Üstad
  • *****
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Başbuğ;sabrımız taşarsa...
« Yanıtla #1 : 13 Şubat 2010, 18:05:01 »


Ahmet Gündel

(Eski Yargıtay Cumhuriyet savcısı):

Açıklamaların muhatabı yargı mı, hükümet mi?

Başbuğ üstü kapalı bir konuşma yapmıştır. Konuşmasına açıklık getirmesi gerekli, yoksa bu kamuoyunda kuşku ve şüphelere neden olmaktadır. Açıklamaların muhatabı yargı mı, hükümet mi? Kime karşı söylendiği belli olmayan bu söylem kurumları töhmet altında bırakmaktadır. Eğer elinde Silahlı Kuvvetler'e yönelik yıpratma çalışmalarını belgeleyen bilgiler var ise bunu da hiç vakit geçirmeden ilgili savcılara vermeli.

Sacit Kayasu

(Emekli savcı):

Belgeyi yargıya götürmüyorsa suç işliyor

İlker Başbuğ, elindeki belgelerin mahiyetini açıklamalı. Amirallere suikast planları veya darbe planları ile ilgili belge ve bilgi var da paylaşmıyorsa suç işlemiş oluyor. Bu açıdan Başbuğ, konuşurken kamuoyu tarafından yanlış anlaşılmaya neden olacak değil de net açıklamalar yapmalı. Son zamanlarda Başbuğ'un medya karşısındaki açıklamalarında ne dediğini anlayamadığım gibi kendisinin de anladığını zannetmiyorum.

Mehmet Altan

(STAR GAZETESİ)

Genelkurmay Başkanı siyaset yapıyor

Zamanı bekliyoruz, elimizde belgeler var gibi söylemler demokratik bir ülkede olmaz. Halk iradesinin önünü kestikleri için halkın orduyu düşman olarak görme söylemleri var. Eleştirilerden, söylemlerden sıkıldıysa, yapılacak tek şey AB standartlarında bir rejime geri dönmek. AB ilerleme raporlarında bu duruyor. Ama yapılması gereken değişikliklerden bahsetmiyorlar. Polemik yapıyorlar, siyaset yapıyorlar.

Etyen Mahçupyan

(Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

Korkutmaya yönelik bir adım, talihsiz bir beyan

Talihsiz bir beyanda bulunmuş. Sadece korkutmaya yönelik bir adım. Bu da yakışık değil. Devletin önemli kurumundaki bir önemli bir kişinin bu tür taktikler izlemesi hiç hoş değil. Belgelerin içindeki kişilerin siyasiler olma ihtimali yok. Ses getirebilir bir belge elinde olduğunu sanmıyorum. Medya üzerinden toplumu manipüle etmek, gündem yaratmak üzere birtakım dedikodular belge kılıfında ortaya çıkabilir.

Erdoğan Günal

(Hukukçu ve Siyaset Bilimci):

Bulunduğu makam tehdidi kaldırmaz

Devlete tehdit etmek yakışmaz. Zaten elinde suç unsuru taşıyan bir şey varsa bunları ilgili savcılara aktarması gerekir. Bunu tehdit üslubu içerisinde söylemek bir kere bulunduğu makam açısından da münasip değil. Belgeleri paylaşmaması suç zaten. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ daha önce de buna benzer açıklamalar yaptı. Öfke içeren açıklamalar en başta Türk Silahlı Kuvvetleri'ne zarar veriyor.


Elimizdeki belgeleri açıklarız

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, bir hafta içinde ikinci röportajını verdi. Hürriyet'ten sonra Habertürk Gazetesi'ne konuşaBaşbuğ, ilginç açıklamalar yaptı. Cunta planları konusundaki yayınlardan duyduğu rahatsızlığı dile getiren Başbuğ, "Sabrımızı taşırmayın." sözlerine açıklık getirdi: "Sabrımızın taşmasından kastım şudur: Biz bütün bu olayların ve yapılanların arka planını biliyoruz. Birileri gerekeni yapar diye susuyoruz. Çünkü devlet adamıyım. Devlet adamı gibi davranmam lazım. Devlete ve hukuka saygımız var ama bunun da bir sınırı var. Sınır aşılırsa bildiklerimizi halkla paylaşmaya başlayacağız. Elimizde pek çok bilgi var. Bunları açıklamak zorunda kalacağız."



Çevrimdışı mrkydr

  • Moderatör
  • Üstad
  • *****
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Başbuğ;sabrımız taşarsa...
« Yanıtla #2 : 13 Şubat 2010, 18:05:47 »

 

Başbuğ, 'Kendi halkını düşman gören ordu olur mu?' sözünün Latin Amerika ülkeleri için kullanıldığını, birilerinin bunu Türkiye'ye getirdiğini öne sürdü. Her şeyi hem Cumhurbaşkanı hem de Başbakan'la paylaştığını kaydeden Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yetkili makamlar şikâyet makamı değildir. Ben şikâyet ediyorum zannetmeyin. Ben sorunları paylaşıyorum. Şunu söyleyebilirim. Devlet bu konuda aynı fikri paylaşıyor."

TSK içinden bilgi sızması konusuna da değinen Başbuğ, bilgi sızmasının bütün kurumlarda olabildiğini vurguladı. TSK'da çok fazlaymış gibi görünmesinin nedenini ise şu şekilde açıkladı: "TSK odak, yani hedef. Bu odağı başka yere çevirin, belki durum daha da kötüdür. Bizim hatalarımız yok mu, var. Ama bir yandan da hedefteyiz. Bizden sızdırıyorlar. Sonra da onu sızdırıyorlar başka yerlere." Başbuğ, "Bilgi sızmalarının personelden kaynaklanan bir kişisel zafiyet yok mu?" sorusu üzerine, "TSK büyük bir kurum. Yanlış düşüncede olan var mıdır diye sorsanız 'yoktur' diyemem. Vardır. Çeşitli nedenlerle olabilir. Bazen bir terfide beklentiye ulaşamamak bile nedendir." dedi.

Orgeneral Başbuğ, isim vermeden eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün, "TSK da değişecek. Bundan korkmamak lazım." yönündeki sözlerine de şu cevabı verdi: "Değişim ne demek? Atatürk sevgisi, ulus devlet, üniter devlet, cumhuriyetin temel ilkeleri. Bunlar değişebilir mi? Bu anlamda Türk Silahlı Kuvvetleri değişmez. Değişemez."

Başbuğ, Maslak'ta geniş bir alana yayılan Harp Akademileri kompleksinin hikayesini de anlattı. Genelkurmay'ın 1960'lı yıllarda araziyi almaya çalıştığını ama Hazine'nin vermek istemediğini belirten Başbuğ, "Orgeneral Tural (Orgeneral Cemal Tural) emir verdi, araziyi bir gece tellerle çevirdik ve bu sayede dünyanın en modern harp akademilerinden birine sahip olduk." bilgisini verdi.

İSTANBUL ZAMAN
 

Çevrimdışı mrkydr

  • Moderatör
  • Üstad
  • *****
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Başbuğ;sabrımız taşarsa...
« Yanıtla #3 : 13 Şubat 2010, 18:07:45 »



'Hadi açıkla Başbuğ' 
 
 
Böyle olmaz. Kalkıp da "elimizde belge, bilgi var, sabrımız taşarsa açıklayacağız" diyemezsiniz, bu şantaj anlamına gelir çünkü.
 
 
 
Ordunun içindeki darbe planlarını açıklayan gazete biziz. Sizin sabrınız ister taşsın ister taşmasın, biz yeni belgeler bulduğumuzda gene açıklarız. Doğrusu da budur zaten.

Siz, ordunun içinde darbe hazırlıkları yapılmasını yadırgamayıp, bunların yayımlanmasını yadırgıyor ve sabrınız taştığında bunları yayımlayanlarla ilgili "bilgi ve belgeleri" açıklayacağınızı söylüyorsunuz.

Hadi açıklayın bakalım. Elinizde bizimle ilgili bir tek belge ya da bilgi varsa halka açıklayın, savcılığa verin. Bizim gibi yapın, suç olan belgeyi halka gösterip yargıya teslim edin.

Yapamazsınız.

Sizin elinizde bizim "gizli" ya da "yasadışı bir iş" yaptığımızı gösterecek bir tane bile belge yoktur, olamaz. Öyle lafı dolaştırmıyorum ben, gayet açık, gayet net söylüyorum, hodri meydan, açıklayın da görelim. Biz sizin bildiğiniz o "kullanışlı" medyaya benzemeyiz, böyle şantaj kokan laflarla üstümüze gölge düşürülmeye kalkışılmasına da izin vermeyiz.

Hem biraz tutarlı olun. "Kendi halkını düşman gören ordu olur mu diye yazanlar var" diyorsunuz. Onlardan biri benim.

Darbe yapan, darbe hazırlayan, halkın iradesini hiçe sayan ordu, "halkının" düşmanıdır. Sizin iddianıza göre, bu lafı Latin Amerika ile ilgili bir makale yazan bir "Amerikalı" bulmuş ve bu cümleyi Türkiye'ye "getirmişler." Ne Latin Amerikalıların ne de bizim, darbeci ordunun halk düşmanı olduğunu öğrenmesi için Amerikalı birinin yazısını okumasına gerek var, onlar da biz de bu gerçeği ölümlerle, işkencelerle, zindanlarla öğrendik. Ama beni asıl şaşırtan, bizi "Amerikalıların lafını" kullanmakla suçlayıp, arkasından da "bizim askeri eğitim sistemimiz Amerika'dan alınmıştır" demeniz oldu. Bizim kullandığımız bir cümle bir Amerikalının lafına benzediği için biz "dışarıyla bağlantılı" oluyorsak, "bütün eğitim sistemini" Amerika'dan alan ordu ne oluyor? Siz, ne dediğinizin farkında mısınız?

Bir de "bilgi sızıntılarından" yakınıyorsunuz.

Sizin sorununuz "sızıntı" değil, sizin sorununuz ordunuzun içinde "darbe planları" yapılması, vahim olan onların duyulması değil, vahim olan onların hazırlanması. Göreviniz, o darbe planlarını yayımlayanları tehdit etmek değil, o darbe planlarını yapanları bulup cezalandırmak.

Bunu niye yapmıyorsunuz?

Bir de "parlamento, referandum yoluyla, demokratik süreçleri işleterek üniter yapıyı değiştirmeye karar verirse" Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bunun yanında olmayacağını söylüyorsunuz.

Bakın general, dünyanın hiçbir ciddi devletinde bir Genelkurmay Başkanı bunu söylemeye cüret edemez, "üniter ya da federatif" yapı bir "yönetim tarzıdır", bunun nasıl olacağına halk ve parlamento karar verir, ordu buna uyar.

Bir ülkenin "yönetim tarzının" nasıl olacağına ancak "muz cumhuriyetlerindeki" ordular karışır, ciddi ülkelerde bu ordunun işi değildir.

Eğitim sistemini aldığınız Amerika "federatif" sistemle yönetilir, oradaki ordu buna karışabilir mi?

Size dostça tavsiyem böyle konuşmaktan vazgeçin. Bu konuşmalarınızla bizi bir "aşiret devleti" gibi gösteriyorsunuz.

Yönetime karışmayın, darbecileri yakalayın, elinizdeki belgeleri açıklayın. Sağlam, güvenilir, hukuka saygılı bir ordumuz olsun. Böyle bir ordu kurmak, tehdit etmekten daha büyük bir onur getirir bir generale.

Ahmet Altan



 

Çevrimdışı mrkydr

  • Moderatör
  • Üstad
  • *****
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Başbuğ;sabrımız taşarsa...
« Yanıtla #4 : 14 Şubat 2010, 07:31:11 »


İSMET BERKAN

 
 
Başbuğ'un söyledikleri, söylemedikleri

HaberTurk gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve yazarı Fatih Altaylı’nın haklı bir sorusu
vardı, epeydir dillendirdiği.
Altaylı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un birkaç kez ‘Sabrımızı taşırmayın’ demesinden sonra, ‘Taşarsa ne olur?’ diye soruyordu köşesinden.
Nihayet bu soruyu Orgeneral Başbuğ’un kendisine de sormuş, cevabını da almış.
Aynen aktarıyorum:
“Fatih bey şunu bilin, biz her şeyimizi hukuk devleti sınırları içinde yaparız. Sabrımızı taşırmasınlardan kastımız şudur: Biz bütün bu olayların, bize karşı yapılanların arka planını biliyoruz. (Biliyor ve susuyor musunuz, sorusu üzerine) Evet, tam da öyle. Biliyoruz ve susuyoruz. Birileri gerekeni yapar diye susuyoruz ve bekliyoruz. (Niye, sorusu üzerine) Çünkü ben devlet adamıyım. Devlet adamı gibi davranmam lazım. Devlete ve hukuka saygımız var ama bunun da bir sınırı var. (Bu sınır aşılırsa ne olur, diye üsteliyor Altaylı) Bildiklerimizi halkla paylaşmaya başlayacağız. Bizim de elimizde pek çok bilgi var. Bunları açıklamak zorunda kalacağız. Biz de hukuk yoluna gideceğiz. Hakkımızı arayacağız.”
Bana göre bu açıklama çok sorunlu.
Tane tane gidelim...
‘Bize karşı yapılanlar’dan kasıt iki düzeyde olabilir: Yalanlara dayalı haksız bir karalama kampanyası yürütülmektedir silahlı kuvvetlere karşı veya komplolara ve sahte delillere dayalı bir dizi dava art arda açılmaktadır.
Her iki ihtimalin de temelinde yalanlar vardır yani.
Eğer mesele buysa, her aşamada doğruyu söylemek, kendini savunmak gerekirse gerçeklerle savunmak ve sonra da sistemin ferasetine inanmak yeterli olacaktır.
Eğer TSK’nın ‘bana karşı, bana düşmanca’ diye algıladığı davranışların kaynağında yalanlar varsa meselenin çözümü de son derece kolaydır esas olarak.
Üstelik Orgeneral Başbuğ, ‘Bize karşı yapılanların arka planını’ biliyoruz da diyor. Böyle bir arka plan varsa, onun da gizli tutulmayıp açıklanması gerekmez mi?
‘Birileri gerekeni yapar diye susuyoruz’ cümlesi kime hitaben kurulmuş bir cümledir? Savcılar mıdır gereğini yapacak olanlar, hükümet midir, medya mıdır, kimdir?
Devam edelim... ‘Hukuka saygının sınırı var’ cümlesi Orgeneral Başbuğ’a yakışmıyor
ama o da hemen durumu düzeltiyor toparlıyor: “Bildiklerimizi halkla paylaşmaya başlayacağız. Bizim de elimizde pek çok bilgi var. Bunları açıklamak zorunda kalacağız. Biz de hukuk yoluna gideceğiz. Hakkımızı arayacağız.”
Bu son cümleler bence en sorunlu cümleler...
Genelkurmay, hukuka bağlı bir Anayasal kurum olarak bildiklerini halkla paylaşacak ve bu yolla kendine yandaş toplamaya çalışacak bir kurum değildir, olamaz da. Genelkurmay, yalanlara dayalı bir propaganda savaşının kurbanıysa, gerçekleri açıklaması yeterlidir ama bunun bir adım ötesine geçecek, taraftar toplamaya yönelecek bütün açıklamalar hukuk devletine de sivil demokrasiye de uygun olmayan şeyler olur.
Nitekim Orgeneral Başbuğ, ‘Hukuk yoluna gideceğiz, hakkımızı arayacağız’ da diyor hemen sonra. Burada da iki ihtimal söz konusu: 1. Yalan, hakaret vs. içeren açıklamalara, haberlere karşı tazminat davaları açılır, ki Genelkurmay bir dizi suç duyurusu yaptı, yapmaya da devam edecektir herhalde; 2. Elde birilerinin Ceza Kanunu’na göre suç işlediğine ilişkin bilgi ve belgeler vardır; o zaman bunların savcılara intikalinin gecikmesi de bir suçtur, bekleyecek durum yoktur, kamu görevlilerinin suçu ihbar sorumluluğu vardır.
Yani...