Gönderen Konu: BUGÜN MEVLİD KANDİLİ  (Okunma sayısı 3642 defa)

Çevrimdışı gullerhurmetine

  • Administrator
  • Kalfa
  • *
  • İleti: 5 104
  • Rep +18/-4
  • Cinsiyet: Bay
  • evli 6 kız sahibi . maksat ilahi rıza .
    • AşK DediĞiN Ya Allah'tan GeLmeLi...Ya Allah İçİn OLmaLı...Ya Da Allah'a ULaşTıRMaLı; YoKSa YerLe BiR OLmaLı...
BUGÜN MEVLİD KANDİLİ
« : 24 Şubat 2010, 10:07:23 »


İslam dünyası yarın Mevlid Kandilini kutlayacak.25 şubatı 26 baglıyangece . Mevlid Kandili kutlanacak.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, "Giderek dünyeviliğe, bireysel benliklerine, çıkar ve hazza dayanan bir hayata yönelen çağımız insanlarının, Hz. Muhammed'in örnekliğine, manevi önderliğine, sevgisine, onu anlamaya ve sevmeye son derece ihtiyacı vardır" dedi.

Bardakoğlu, Mevlid Kandili dolayısıyla yayımladığı mesajda, yarın gece, "yüce yaratıcının insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi ilahi vahyin son ve tamamlayıcı halkası Hz. Muhammed'in hicri takvimle Mevlid Kandili'nin idrak edileceğini" hatırlattı.

Kur'an-ı Kerim'de, "And olsun ki Resulullah'da sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için mükemmel bir örnek vardır" denildiğini, ve Hz. Muhammed'in hayatının insanlara en güzel örnek olarak takdim edilip, onun örnek alınmasının istendiğini belirten Bardakoğlu, Hz. Muhammed'in hem ferdi, ailevi ve sosyal hayatı hem de söz ve açıklamalarıyla insanlığa kıyamete kadar kalıcı bir rehberlik ve örneklik sunduğunu vurguladı.

Kur'an'da "Allah'ın sevgisine mazhar olmanın Hz. Peygamber'e tabi olmaktan geçtiğinin" ve "Hz. Peygamber'in müminlerin içinde olduğu sürece Allah'ın kendilerine azap etmeyeceğinin" vurgulanmasının, Hz. Peygamber'in örnekliğinin inananlar için ne kadar önemli olduğunu gösterdiğine işaret eden Bardakoğlu, mesajında şu görüşlere yer verdi:

"Hz. Peygamber'i sevmek ve O'nu örnek almak demek, onun insanlığın huzuru ve kalıcı mutluluğu için yaptığı çağrıyı günümüze taşıyarak, hayatımıza yansıtmak, davranışlarımızı onun örnek ahlakına, emir ve tavsiyelerine göre şekillendirebilmek demektir. Çünkü O'nun örnek hayat çizgisi söz ve davranışlarının temsil ettiği değerler bütünü, bizler için her zaman yaşanabilir ve uygulanabilir özelliktedir. Yüce Rabbimizin peygamberleri, meleklerden ve olağanüstü güçlere sahip ve başka alemlere ait varlıklardan değil de içimizden seçmesi, bir beşer olarak göndermesi, peygamberlerin davetinin insanlar için anlaşılabilir, yaşanabilir, yapılabilir olduğunu göstermek içindir. Rahmet peygamberi efendimizi örnek almamız, sahip olduğumuz sorumluluğu, misyonu, insani ve ahlaki değerleri fark etmek demektir. Dindarlığımızın olgunlaşması da O'nu tanımaya, anlamaya, sevmeye bağlıdır. Dünya hayatının sonu gelmez koşuşturması, her bir yönden gelen bilgi kirlenmesi, iç dünyamızda yaşanan gel-gitler arasında bocalayan bizlerin günümüzdeki önemli sorunlarından biri, Hz. Peygamber'in örnek hayatı ile kendi hayatımız arasında sağlam bilgiye dayalı bir köprü kuramayışımız, sonuçta insanlığa rehberlik edecek, umut kapıları açacak ahlaki duyarlılığa sahip dindarlıkların üretilemeyişidir. Bu nedenle giderek dünyeviliğe, bireysel benliklerine, çıkar ve hazza dayanan bir hayata yönelen çağımız insanlarının O'nun örnekliğine, manevi önderliğine, sevgisine, O'nu

anlamaya ve sevmeye son derece ihtiyacı vardır." Hz. Muhammed'in dürüstlüğü, emaneti korumayı, insan haklarına ve bunun

önemli bir parçası olan kadın haklarına riayet etmeyi, yetim ve kimsesizlere kol kanat germeyi, ne söz ne davranışla kimseyi incitmemeyi ve iyilik yapmayı öğütlediğine ve yaşayışıyla bunlara örnek teşkil ettiğine dikkati çeken Bardakoğlu, Hz. Muhammed'in, yetimin elinden tuttuğunu, kimsesizlerin kimsesi olduğunu, hiç kimseyi incitmediğini, bütün varlığa şefkat nazarıyla bakmış, karşılaştığı onca çirkin iftiraya ve dayanılmaz ezaya rağmen kötülüğe kötülükle karşılık vermediğini belirtti.

Bardakoğlu, şunları kaydetti:

"Sahip olduğu ahlaki erdemlerle, Rabbimizin 'Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin' övgüsüne mazhar olan Sevgili Peygamberimiz, paylaşmayı, sevgi ve saygıyı, ötekini anlamayı ve ona yardım elini uzatmayı, müsamahayı, affı, rahmeti

ve merhameti sadece tavsiye etmemiş, bunları aynı zamanda yaşadığı örnek hayatında hep uygulamış, neticede bu ve benzeri erdemler Hz. Peygamber ve Sahabe topluluğunun hayat çizgisi olmuş, böylece sevgi, güven ve huzur temeline dayalı,

kendisiyle ve Yüce Yaratan'la barışık bir toplumu oluşturmanın yolları bizlere somut olarak gösterilmiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle Mevlid Kandili'nin bütün insanlığa rahmet, dış ve iç dünyamıza huzur getirmesini, Mevlid-i Nebi'nin toplumumuzda, O'nu yakından tanımaya, sevmeye ve O'nun sevgisi etrafında birleşmeye vesile olmasını Yüce

Allah'tan temenni eder, vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın ve tüm İslam aleminin Mevlid Kandili'ni tebrik ederim."

AA

Çevrimdışı gullerhurmetine

  • Administrator
  • Kalfa
  • *
  • İleti: 5 104
  • Rep +18/-4
  • Cinsiyet: Bay
  • evli 6 kız sahibi . maksat ilahi rıza .
    • AşK DediĞiN Ya Allah'tan GeLmeLi...Ya Allah İçİn OLmaLı...Ya Da Allah'a ULaşTıRMaLı; YoKSa YerLe BiR OLmaLı...
Ynt: Yarın MEVLİD KANDİLİ
« Yanıtla #1 : 24 Şubat 2010, 10:12:00 »


TÜM DEYERLİ NASİBİMCE AİLESİ VE İSLAM ALEMİNİN MEVLÜT KANDİLİNİ KUTLAR .HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLER ALLAH CC YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN O KUTLU RESULULLAH SAV ;IN ŞEFATİNE NAİL EYLESİN İNŞL.

Çevrimdışı ruzun

  • Aktif Üye
  • **
  • İleti: 128
  • Rep +2/-0
  • Cinsiyet: Bayan
    • Bu evrenin her kösesi gizli Ressamin fircasindan cikan Muhtesem Saheserdir
Ynt: Yarın MEVLİD KANDİLİ
« Yanıtla #2 : 24 Şubat 2010, 23:59:16 »
"INANC, GÖRMEDIGIME INANMAKTIR. BUNUN MÜKÂFATI DA INANDIGIMIZI GÖRMEKTIR"

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Yarın MEVLİD KANDİLİ
« Yanıtla #3 : 25 Şubat 2010, 00:09:19 »

Sevgili Peygamberimizin dünyayı şereflendirmesinin yıldönümü olan Mevlid kandilinin bütün insanlığa rahmet ve huzur getirmesini, Yüce Mevlâ’dan niyaz eder, bütün İslam âleminin Mevlid Kandilini tebrik ederim.




Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı ketum

  • Üstad
  • *****
  • İleti: 638
  • Rep +3/-0
Ynt: Yarın MEVLİD KANDİLİ
« Yanıtla #4 : 25 Şubat 2010, 00:41:56 »
mevlid kandilimiz mübarek olsun
HİÇ !

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: BUGÜN MEVLİD KANDİLİ
« Yanıtla #5 : 25 Şubat 2010, 08:30:08 »

Efendimiz'e 5 dakika ayırın.. 10 ipucu!

1. Sadece 5dk. Efendimiz -asm-'ın hayatından bir parça okuyun..

2. Epostalarınıza ve forum imzalarınıza bir Hadis-i Şerif ekleyin..

3. Günlüklerinize ve takip ettiğiniz sitelerin "Güzel Sözler" kısımlarına bir kaç Hadis-i Şerif ekleyin!

4. Bir dostunuza güzel bir kitap veya bir siyer cd/dvdsi hediye edin!

5. Efendimiz -asm-'ın hayatı ile ilgili bir video izleyin ve ailenizle bu videoyu tartışın!

6. Evinizde "Siyer Zamanı" belirleyin ve her Cumartesi akşamı çocuklarınıza Peygamber Efendimiz -asm-'ın hayatından kısa bir parça anlatın.

7. İster kızgınlığınızı kontrol etmek olsun, ister kibarlık olsun, eksik olduğunuzu, hata yaptığınızı hissettiğiniz BİR DAVRANIŞI, Peygamber Efendimiz'in sünnetine göre düzeltin.

8. Peygamber Efendimiz -asm-'ın davranışı, karakteri veya başından geçmiş bir olayı kısaca yazın ve insanlarla paylaşın!

9. Eve, işe gidip gelirken arabanızda veya mp3 çalarınızda Peygamber Efendimiz ile alakalı kısa sohbetler, güzel ilahiler dinleyin!

10. Bir durumla, problemle karşılaştığınızda kendinize şunu sorun: "Peygamberim bu durumda ne yapardı?"






Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: BUGÜN MEVLİD KANDİLİ
« Yanıtla #6 : 25 Şubat 2010, 08:33:41 »

Hoş Geldin, Sefa Geldin Ey Kutlu Doğum Zamanı.
Ey Mutlu Vakit ve Saat
Merhaba Ey Allahın Katip ve Şahit Meleği.
Şu Söylediklerimizi bizim için yaz
Sana Kavuşmaya inanmış ve emirlerini yerine getirmek için burada toplanmışız.
Allahım biz kendimize ve nefsimize zülüm ettik.
Sen bizim küçük ve büyük günahlarımızı bağışla,
Çünkü onları senden başkası bağışlayamaz.
Allahım Bizi huyların en güzeline götür.
Çünkü onlara senden başka götürecek kimse yoktur.
Allahım yüzlerimizi senden gelen bir haya duygusuyla,
Kalplerimizi senden gelen bir sevinçle doldur.




Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: BUGÜN MEVLİD KANDİLİ
« Yanıtla #7 : 25 Şubat 2010, 09:07:42 »


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: BUGÜN MEVLİD KANDİLİ
« Yanıtla #8 : 25 Şubat 2010, 09:41:48 »
Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."

Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)

Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"

Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.



Çevrimdışı ases

  • Sadık Üye
  • *******
  • İleti: 1 029
  • Rep +4/-1
  • Cinsiyet: Bay
  • Sigara içen birini öpmek ; kül tablasını yalamaya
    • latif ertas.blogcu.com
Ynt: BUGÜN MEVLİD KANDİLİ
« Yanıtla #9 : 25 Şubat 2010, 12:41:31 »
 200

MÜBAREK MEVLİD KANDİLİNİZİ CANİ GÖNÜLDEN TEBRİK EDER,
BU MÜBAREK GÜNÜN SİZLERE VE BÜTÜN İSLAM ALEMİNE,VE TÜM
İNSANLIĞA BARIŞ,HUZUR,HAYIRLAR GETİRMESİ DİLEĞİ İLE
SAYGILAR SUNUYORUM.






MEVLİD KANDİLİ
Yazan: Site - Yönetici Şubat 24, 2010


MEVLİD KANDİLİ

MEVLİD KANDİLİ
Bu kutlu doğum yıldönümü vesilesiyle yazımızda, “velâdet”ten bahsedip hem O’nunla ilgili bilgilerimizi tazelemiş olmayı hem de O’nun feyziyle bereketlenmeyi arzu ettik.
Ancak Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) doğumuyla alakalı hususlara geçmeden önce önemli bir kaç noktayı açıklamanın yararlı olacağını düşünüyoruz.
* * *

RESÛLÜLLAH EFENDİMİZİN (S.A.V.) NESEBİ
1. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) baba tarafından şeceresi (soy kütüğü) üç bölümde incelenmektedir. Birinci bölüm, siyercilerin ve soy bilimcilerinin üzerinde ittifak ettikleri bölümdür. Bu da 20. dedesi Adnan’a kadar olan silsiledir. İkinci bölüm, bazılarının kabul ettiği bazılarının ise üzerinde görüş bildirmemeyi tercih ettikleri bölümdür. Bu, Adnan’dan Hz. İsmail’e kadar uzanan silsiledir. Üçüncü bölüm ise, içinde doğru olmayan bilgilerin de varolduğunu kabul ettiğimiz bölümdür. Bu da Hz. Ibrahim’den Hz. Adem’e kadar olan silsiledir.(3)
2. Anne tarafından soyu: Peygamber Efendimizin annesi Hz. Âmine’dir. O, Zühre oğulları kabilesinin reisi Vehb’in kızıdır. Burada baba tarafından dedeleriyle birleşir.
3. Resûlüllah’ın (s.a.v.) Babaannesi Fatıma’dır. O da Amr’ın kızıdır. Amr, Âiz’in oğlu, o İmran’ın oğlu, o Mahzum’un oğlu, o Yekaza’nın oğlu, o Mürre’nin oğludur. Burada baba tarafından dedeleri ile birleşiyor.(4)
4. Resûlüllah’ın (s.a.v.) muhterem validelerinin annesi Berre’dir. O da Abdüluzza’nın kızıdır. Abdüluzza Osman’nın oğlu, o Abdüddar’ın oğlu, o Kusayy’ın oğludur. Burada baba tarafından dedeleriyle birleşmektedir.(5)
5. Resûlüllah’ın (s.a.v) Medine’deki Neccaroğullarıyla yakınlığı… Bu durumu Hindistanlı alim Safiyyurrahman el-Mübarekforî şöyle anlatıyor: Abdullah’ın dedesi Haşim, ticaret için Şam’a gitmek üzere yola çıktı. Medine’ye geldiğinde, Neccar oğlu Adiy’nın neslinden Amr’ın kızı Selma ile evlendi ve yanında bir müddet kaldı. Bu arada Selma Abdulmuttalib’e gebe kaldı. Sonra Şam’a doğru yola çıktı, Filistin toprakları içinde bulunan Gazze’de vefat etti. Hanımı Selma Miladi 497 senesinde Abdulmuttalib’i dünyaya getirdi ve ona Şeybe adını verdi.(6)
Bu açıklamadan anlaşılıyor ki, Neccaroğulları Resûllülahın Efendimizin babasının değil de dedesi Abdulmuttalib’in dayılarıdır.
Siyer kitaplarının çok daha detayına indiği, bizim ise fazla uzamaması için özetlemeye çalıştığımız bu açıklamada vardığımız sonuç şudur:
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) hem baba hem de anne tarafından soylu aileden ve de meşru evlilik yoluyla gelmiştir. “Ben Âdem’den, babam ve annem beni dünyaya getirinceye kadar hep nikah yoluyla çıkageldim, zina yoluyla gelmedim. Cahiliyye döneminin evlilik dışı beraberlikteliğinden (zinadan) hiçbir şey bana bulaşmamıştır”(7) hadisi şerifi ile İmam Müslim’in Vâsile b. el-Eska’dan rivayet ettiği: “Allah İsmail’in (a.s.) neslinden Kinane’yi, Kinane’nin neslinden Kureyşi, Kureyş’in neslinden Haşimoğullarını seçti. Haşimoğulları ailesinden de beni seçti”(8.) hadisi, yukarıdaki görüşü yeteri kadar kuvvetlendirmektedir.
* * *

M E V L İ D
“Mevlid”(9) veya “veladet” diye ifade edilen Peygamber Efendimizin (s.a.v.) doğum hadisesi, insanlık tarihinde meydana gelen olayların en önemlilerinden birisidir.
İnsanlar genellikle belli bir konuma geldikten sonraki yönleri ile bilinirler. Önceki dönemleri, özellikle doğum ve doğum sonrasına tekabul eden yönleri pek bilinmez. Fakat Fahr-i Kâinat Efendimizinki farklıdır… Ana rahmine inişinden doğumuna, çocukluğundan gençliğine, Peygamberliğinden vefatına kadar hayatının her safhası en ince ayrıntılarına kadar tesbit edilmiştir.
Nüfus kayıtlarının tutulduğu dönemlerde hatta yakın tarihimizde bile bir kısım insanların doğum tarihleri ve nesepleri tartışılırken, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şeceresi (soy kütüğü)’nin, yukarıda belirttiğimiz biçimde Hz. Âdem’e kadar uzanması, gerek inanan taraftarlarının gerekse inanmayan muhaliflerinin/karşıtlarının, onunla yakından ilgilendiklerinin açık örneğidir. Her kelimenin/kavramın altında başka anlamlar arayan misyonerlerin ve oryantalistlerin bu konuyu didik didik etmeleri, bunun önemini bir kere daha kuvvetlendirmektedir.
Resûlüllah Efendimizin (s.a.v.) Fil Senesi(10)nde ve Fil Hâdisesinden 52 gün sonra, İran Kisrası (Kralı) Nuşirevan’ın krallığının 40. yılında, Rebiulevvel ayında bir pazartesi gecesi sabaha karşı dünyaya geldiği hususunda hemen hemen bütün siyerciler ve tarihçiler ittifak etmişlerdir. O pazartesi gecesinin de, 12 Rebiulevvel olduğu, İbn Hişam’ın rivayetinde ifade edilmiştir.(11) Bu tarih, Büyük Alim Muhammed Süleyman el-Mansurforî ile astronomi alimi Mahmut Paşa’nın tesbitine (ve bizim de hesaplarımıza) göre 20 nisan 571 tarihine tekabül etmektedir.
Bu tarih birçok ilim ehli tarafından esas alınmış olmakla birlikte, bazı siyerciler de bunun dokuz Rebiulevvele rastladığını söylemişlerdir. Ancak 9 Rebiulevvel Cumartesi’ye denk gelmektedir. Bunun da bilinmesi gerekir.
İbn Sa‘d Resûlüllah Efendimizin annesinin şöyle dediğini nakleder:
“Onu dünyaya getirdiğimde benden bir nur çıktı ve Şam””daki sarayları aydınlattı”
Ahmed b.Hambel de İrbad b. Sariye’den buna yakın bir rivayette bulunmuştur.
İmam Beyhaki, Peygamberlik işaretlerinden sayılan bazı olayların doğum esnasında meydana geldiğini nakleder. Bu cümleden olarak Kisra (İran Kralı)’nın sarayının 14 kulesi düştü, Mecüsilerin (ateşe tapanların) tapmakta oldukları (yıllardır sönmeden yanan) ateş söndü, Sâve gölünün önce suyu çekildi sonra çevresindeki kiliseler yıkıldı.(12)
***

DEDESİNE MÜJDE EDİLMESİ
Annesi Hz. Âmine Resulullah Efendimizi (s.a.v.) dünyaya getirince, Dedesi Abdulmuttalib’e, bir torunu doğduğunu müjdelemek üzere haberci gönderdi. Abdulmuttalib sevinerek geldi ve torununu alarak Ka‘be’ye girdi, orada Allah’a (c.c.) dua etti, şükürde bulundu. Sonra da bir ziyafet tertip ederek Kureyş’in ileri gelenlerini davet etti. Misafirlerine torununun doğumunu haber virip ona, (çokça medhedilmiş, övülmüş anlamına gelen) “Muhammed” ismini koyduğunu açıkladı. Bu mübarek isim, o güne kadar Araplarca pek bilinmeyen, pek kullanılmayan bir isimdi.(13) Abdulmuttalib’in soyundan da hiçbir kimseye verilmiş değildi. Bu ismi tercih edişininin sebebi kendisine sorulduğunda, “Onu gökte meleğin, yerde beşerin çok öveceğini umuyorum. Bu sebeple ona bu adı koydum” cevabını vermiştir.
* * *

ONU İLK EMZİREN SÜT ANNE
Tabii ki onu ilkönce (üç veya yedi gün) kendi annesi emzirmişti… Arkasından, Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe Mesruh isimli oğlunun sütünden onu emzirdi. O, daha evvel Hz. Hamza’yı da emzirmişti. Sonra da Mahzum kabilesinden Ebu’l-Esed’in oğlu Ebu Seleme’yi emzirdi. Böylece amcası Hz. Hamza ve Ebu Seleme ile sütkardeş oldular.(14)
* * *

RESÛLLÜLLAH (S.A.V.) SÜTANNEDE
Şehirli Arap geleneğine göre, çocukları, şehirlerde yakalanabilecekleri hastalıklardan uzak tutmak, vücutlarını geliştirmek, sinirlerini yatkın/sağlam kılmak, daha beşikte iken Arapçayı iyi öğrenmelerini sağlamak için onlara (şehir dışından) süt anne araştırırlardı. Abdulmuttalib de torunu için bir süt anne araştırdı. Sa‘d oğullarından Ebu Züeyb’in kızı, yine aynı kabileden Abduluzza’nın oğlu, Ebu Kebeşe lakaplı Haris’in(15) hanımı Hz. Halime’ye emzirmek üzere onu teslim etti. Resûllülah’ın (s.a.v.) oradaki süt kardeşleri, Haris’in oğlu Abdullah ile kızları Enîse ve Huzâfe’dir. (Bunun lakabı Şeyma’dır, lakabıyla meşhurdur.) Ayrıca aynı kabilede bir süt evlatlık olarak bulunan Hz. Hamza’nın süt annesi de Resullullah’ı bir gün emzirdi, böylece Hz. Hamza ile oradan da süt kardeşi oldu.(16)
Hz. Halime Resûllüllah’ı (s.a.v.) kabul edişini anlatırken; ellerinde hiçbir şey bırakmayan bir kıtlık senesinde, kocası ve emzirmekte olduğu küçük bir oğlu ile birlikte, süt evlatlığı almaya giden Beni Sa‘d oğullarından bir grup kadının arasına katılıp kumral bir merkebe binerek memleketinden çıktığını söylüyor. Ve devamla diyor ki; yanımızda bir de keçimiz vardı. Vallahi bir damla süt vermiyordu. Açlıktan ağlayan çocuğumuzun yüzünden bir tek gece dahi uyuyamadık. Ne göğsümde onu susturacak süt vardı, ne de keçimizde ona gıda olacak bir şey… Bir taraftan yağmur bekliyor, bir taraftan da bu sıkıntının gitmesini umuyorduk. Bindiğim merkebin hem zayıf hem de arık (yorgun) olması yüzünden kafileyi de yolda bıraktık (geciktirdik). Ta ki Mekke’ye geldik ve süt evlat aramaya başladık.Grubumuzdaki kadınların hepsine istisnasız olarak Resûlüllah (s.a.v.) teklif edildi; ancak yetim olduğu söylenince, hiç kimse kabul etmedi. Çünkü biz, emzirmek için aldığımız çocuğun babasından birşeyler bekliyorduk. Yetim! Annesi ve dedesi ne yapabilir ki?! diyorduk. İşte bundan dolayı almak istemiyorduk.
Benimle gelenlerden, benden başka çocuk almayan kalmadı. Geri dönmeye karar verince eşime dedim ki:
- Vallahi arkadaşlarım arasında,çocuk almadan dönen birisi olmak istemiyorum.Vallahi o yetime gideceğim ve onu alacağım.
- Bunu yapmanda bir sakınca yoktur; olur ki Allah (c.c.), bunda bizim için bereket yaratır (verir) dedi . Gittim aldım ama, buna beni sevkeden sadece başkasını bulamayışımdı, dedi.(17)
* * *

HZ. HALİME VE GÖRDÜKLERİ
Hz. Halime şöyle anlatıyor:
Onu alınca kafileye döndüm; kucağıma oturttuğumda göğsüme, onun istediği kadar süt geldi. Öyle ki, o emdi doydu, kardeşi de doyasıya emdi, sonra da uyudular… Bundan önce çocuğumuz da biz de uyuyamıyorduk. Eşim kalktı, memesi kurumuş olan keçimize gitti; onun da memesi dolmuştu. İçeceği kadar sağdı, ben de onunla birlikte içtim. Öyle ki ikimiz de doyduk. En hayırlı gecemizi geçirdik. Sabahleyin eşim, “Anlıyorsun değil mi ey Halime! Vallahi hayırlı bir çocuk aldın” dedi. Ben de, “Vallahi aynısını umuyorum” dedim.
Sonra merkebime binerek yola çıktık, onu da yanıma aldım. Vallahi onların bineklerinden hiç birinin gidemediği mesafeyi biz kat‘ediyorduk. Öyle ki arkadaşlarım, “Ey Ebu Zueyb’in kızı, yazık! Bize acı, gelirken bindiğin merkebin değil mi bu?” diyorlardı. “Evet, ta kendisi” diyordum. “Vallahi bunda bir şey var” diyorlardı. Sonra Benî Sa‘d oğulları yurdundaki evlerimize geldik. Allah’ın arzında, bizim yerlerimizden daha kurak olanı bilmem var mı idi. Hiç kimse bir damla süt sağamazken, hayvanının memesinde bir damla süt bulamazken, O evimize geldikten sonra bizim sürümüz karınları tok, memeleri süt dolu olarak dönüyorlardı. Hatta halkımızdan çevremizde bulunanlar çobanlarına, “Size yazıklar olsun, Ebu Zueyb’in kızının çobanı koyunlarını otlattığı yerde siz de koyunları yayın” diyorlardı. Çünkü onların koyunları aç dönüyorlar, bir damla süt vermiyorlardı. Benim ise koyunlarımın karınları tok, memeleri dolu olarak dönüyordu.
İki senesi dolup sütten kesinceye kadar, Allah’tan daima fazlasını ve hayrını görüyorduk. Öyle bir büyüyordu ki, diğer çocuklara hiç benzemiyordu. İki yaşına geldiğinde, zıplayıp koşan bir çocuk olmuştu. Onu annesine götürdük; ama kendisinde gördüğümüz bereketten dolayı, tekrar bize iade etmesini çok istiyorduk. Annesiyle konuştuk; “Yavrumu, kuvvetleninceye kadar bana bırak ne olur, Mekke’nin vebasının (ölümcül hastalığının) ona da bulaşmasından korkuyorum” dedim ve ısrar ettim, o da bize onu iade etti .(18)
* * *

ŞAKK-I SADR (GÖĞSÜN YARILMASI) HADİSESİ
İmam Müslim Hz. Enes’den (r.a.) şöyle rivayet etti: Resûlüllah (s.a.v.) çocuklarla oynarken Cebrail (a.s.) geldi, onu aldı yere yatırdı ve kalbinin bulunduğu kısmı yardı, kalbini çıkarttı, kalbinden de (pıhtılaşmış) bir kan parçası çıkarttı ve dedi ki: Bu şeytanın sendeki payı idi. Sonra altın tastaki zemzem ile yıkadı, kapattı ve yerine iade etti. Çocuklar, süt annesine koştular ve Muhammed öldürüldü dediler. Yanına gittiklerinde yüzünün rengi morarmıştı.(19)
Bu olay İbn Hişam’a göre üç yaşındayken, bazılarına göre ise dört veya beş yaşlarında iken olmuştur.(20)
* * *

ŞEFKATLİ ANNESİNE İADE
Bu vak‘adan sonra Hz. Halime korktu ve onu annesine iade etti:
Hz. Amine, ölmüş kocasının hatırasını yerine getirmek için, Medine’deki (o zamanki adı Yesrib) kabrini ziyaret etmeyi düşündü ve 500 km.’lik mesafeyi katetmek üzere yola çıktı, yanında yetim oğlu Muhammed (s.a.v.) ve hizmetcisi Ümmü Eymen, bir de vasîsi Abdulmuttalib vardı. Medine’de (Yesrib’de) bir ay kaldı sonra oradan ayrıldı. Dönerken daha yolun başında ona hastalık yetişti ve gittikçe de kendini gösterdi, Mekke ile Medine arasında Ebva’da(21) vefat etti. Dedesi Abdulmuttalib onu Mekke’ye götürdü. Yetim torununa şefkati gittikçe artıyordu. Evlatlarından hiçbiri için olmadığı ölçüde torununa acıyor, onu hiç yalnız bırakmıyordu, aksine onu kendi öz evlatlarına tercih ediyordu. Ancak 8 yaşına geldiğinde dedesini de kaybetti.(22)
Doğumundan, dedesi Abdulmuttalib’in ölümüne kadarki merhale/süreç içerisinde, geleceğin bu büyük insanının başından geçen olaylara işaret etmiştik. Resûllüllah’ın (s.a.v.) hayatının akışını derinlemesine etkileyecek bu olayları bir kerre daha sıralayalım. Annesinin karnında iken babasının ölmesi ve yetim olarak dünyaya gelmesi,annesinin götürmesiyle ancak babasının kabrini tanımış olması, Medinede bulunan babasının kabrini ziyaretten dönerken yolda annesinin vefatı ve daha sonra da dedesi Abdulmuttalib’in vefatı…
İşte bunlar, küçük bir çocuğa nisbetle önemli olaylardır ve onun ruhunda önemli izler bırakmıştır. Muhammed’den (s.a.v.) başka herhangi bir çocuğun başına bu olaylar gelse idi, hadiseler onun ruhunu parçalar, bütün emellerini boşa çıkarırdı. Böyle bir çocuğun yaşadığı farzedilse bile hayatın karanlıklarında, yaşar gibi bir hayat sürdürebilirdi. Fakat, ileride enbiyanın ve bütün insanlığın seyyidi olan, bu çocuk yaştaki Muhammed (s.a.v.) birbirini takip eden bu olaylardan, en büyük ve en tehlikeli olaylara tahammül etmeye hazırlanmış, bütün insanlığa Peygamber olarak gönderildiğinde, herkesi kuşatacak güçlü bir şefkatle çıkmıştır.(23)
* * *



TEVRAT VE İNCİL’DE MUHAMMED (S.A.V.)
Bugünkü mevcut Tevrat ve İncil’den çıkarılmış olsa da Resûllüllah (s.a.v.), yaratılışından ahlak özelliklerine varıncaya kadar bir çok sıfatlarıyla, semâvî kitaplarda anlatılmış, haber verilmiştir. Bunun içindir ki, daha çocuk yaşta iken, Bahira O’nu tanımıştır. Medine’ye hicret ettiğinde, Abdullah b. Selam ve arkadaşları gibi Tevrat’ı okuyanlar arasında mutaassıp olmayanlar onu görünce derhal teşhis edip iman etmişlerdir.
İmam Buhari, Ata b.Yesar’ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: Abdullah b. Amr b. el-Âs (r.a.) ile karşılaştım ve dedim ki; Resûlüllah’ın (s.a.v.) Tevrat’ta yazılı olan sıfatlarını (özelliklerini) bana anlat. Peki, dedi ve devam etti: Vallahi o, Kur’an’daki sıfatlarının bir kısmının aynıyla Tevrat’ta da anlatılıp tanıtılmıştır. Onlardan bazıları şöyledir:
“Ey Nebi! Biz seni şahit, müjdeleyici, uyarıcı ve ümmîlerin sığınacağı bir koruyucu olarak gönderdik. Sen benim kulum ve resûlümsün. Sana ‘MÜTEVEKKİL’(24) adını verdim.”
“O kaba ve katı birisi değildir. Sokaklarda lakırdı eden birisi de değildir. Kötülüğü kötülükle savmaz; lakin affeder ve bağışlar. Sapan (eğri giden) bir milleti; ‘LÂİLÂHE İLLALLAH (Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur)’ dedirterek doğrultuncaya kadar, Allah onun ruhunu almayacaktır. Onunla kör gözleri, sağır kulakları ve kılıflı (mühürlü) kalpleri açacaktır.”(25)
* * *



RAHİB BAHİRA İLE GÖRÜŞMESİ
Dedesi Abdulmuttalib’in vefatından sonra amcası Ebu Talib’in himayesine geçen Muhammed (s.a.v.) 12 yaşlarına geldiğinde, amcası, ticaret kafilesinin başında Şam’a gitmeye hazırlanınca O da beraber olma isteğini ifade etmişti. Kendisine karşı son derece şefkatli davranan amcası bu isteğini geri çevirmedi ve onu yanına alarak Şam seferine başladı. Şimdiki adıyla “Eski Şam”denilen Busra’ya geldiklerinde, Rahib Bahira, beyaz bir bulutun gölgelediği kafileyi uzaktan takip ediyor ve kendi kendine “bu kafilede önemli bir kişi var”diyordu.
Bunu yakından görüp teşhis edebilmek için bir sofra hazırladı ve istisnasız herkesi davet etti. Küçük olduğu için, Resullullah’ı (s.a.v.) eşyalarının yanında bırakarak, hepsi bu davete icabet ettiler. Bahira, aradığı özellikteki kişiyi aralarında göremeyince, “Gelmeyen var mı?” diye sordu. Bir çocuktan başka herkesin geldiği cevabını alınca, onun da getirilmesini istedi ve getirildi.
Yemek boyunca Muhammed’i (s.a.v.) her yönüyle süzen, araştıran, hatta kalkıp yanına giderek omuzunu açıp Peygamberlik mührü(26)ne bakan Rahip Bahira, yemek sonrası kendisine bazı sorular sordu; ondan da, açık ve net cevaplar aldı. Daha sonra Ebu Talib’e dönerek,
“Bu senin neyin?” diye sordu.
“Oğlumdur” cevabını alınca,
“Yalan söylüyorsun, oğlun olamaz!” dedi. Ebu Talib,
“Doğru, yeğenimdir” deyince,
“Şimdi doğru!” dedi ve ekledi: “Bu önemli bir kişi olacaktır. Buradan geriye dön. Şam’a gidersen oradaki mutaasıp Yahudiler bunu teşhis ederler ve suikastte bulunurlar” dedi.
Bunun üzerine Ebu Talib alış-verişini orada yaptı ve Mekke’ye döndü.(27)
Resullullah’ın (s.a.v.) 12 yaşlarında iken bir yemekte ve sadece bir kerre Hıristiyan rahibi Bahira ile görüşmesini, başta Hıristiyan dünyası olmak üzere Ehl-i Kitap istismar etmektedirler. İddiaya göre bu bir seferlik görüşmede, Bahira’dan öğrendiklerini geliştirerek yeni bir din kurmuş ve Kur’anı Kerim’i yazmış.
Bu iddia ne mantık açısından ne de ilim açısından doğrudur. Bir defa bu görüşmede bulunanlardan hiç biri, Bahira’nın orada ders verdiğinden veya dini telkinde bulunduğundan tek kelime bile söz etmemişlerdir. Resûllüllah (s.a.v.) dahil hiç kimse, bu konuda ona soru sormamıştır. Sadece o Resûllüllaha soru sormuş, aldığı cevaplardan sonra da, onun beklenen Peygamber olduğunu söylemiştir.
Hatta İbn Hişam’ın naklettiğine göre(28) Bahira’nın,
“Ey genç Lat ve Uzza hakkı için, soracağım sorulara cevap vereceksin” diyerek söze başlaması üzerine Resûlüllah (s.a.v.),
“Lat ve Uzza adına bana hiç birşey sorma! Vallahi bu ikisine buğzettiğim kadar hiç birşeye buğzetmedim” demiştir. Bu defa Bahira,
“Öyle ise Allah adına sorularıma cevap ver” demiş, O da,
“Şimdi ne istersen sor” karşılığını vermiştir.
İşte Hıristiyan din âliminin, bir müşrik gibi Lat ve Uzza’ya yemin etmekle düştüğü çelişki karşısında, Resûllüllah (s.a.v.) tarafından uyarılması da yukarıdaki iddianın külliyen/tamamen yersiz olduğunun açık isbatıdır.
Resullullah’ı (s.a.v.) Bahira’nın teşhis etmesi, Suriye’deki mutaassıp Yahudilerin de teşhis edilebileceğini söylemesi, Kur’an-ı Kerim’deki ifadeye uygundur. Zira Kur’an-ı Kerim’de “Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitapta anlatılan Peygamberi) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup bile bile gerçeği gizler”(29) buyurulması, Ehl-i kitabın Resûlüllah (s.a.v.) hakkında detaylı bilgiye sahip olduklarını göstermektedir.
* * *

KUR’ÂN-I KERİM’DE RESÛLLÜLLAH (S.A.V.)
Resûllüllah (s.a.v.) Kur’an-ı Kerim’de bütün yönleriyle anlatılmaktadır. Biz bu yazımızda onun doğumu ekseninde bilinmesi gerekenlerden bir kısmını zikretmeyi uygun görüyoruz.
1. “Hani Meryemoğlu İsa, ‘Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın peygamberiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı tasdik edici (doğrulayıcı/onaylayıcı) ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir Peygamberi de müjdeleyici olarak (geldim)’ demişti. Sonra onlara (o Peygamber) mûcizelerle gelince, ‘Bu apaçık büyüdür’ dediler (inanmayıp inkâr ettiler).”(30)
2. “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de (ismini) yazılı buldukları o ümmi Nebi ve Resûle uyarlar. O (Peygamber) onlara iyiliği emreder, kötülükten men eder, onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Sırtlarındaki ağır yüklerini ve üzerlerindeki bağları, zincirleri indirir atar. İşte ona iman edenler, ona saygı göstereler, ona yardım edenler ve onunla birlikte gönderilen nur’a (Kur’an’a) uyanlar var ya, kurtuluşa erenler onlardır.”(31)
Ayeti kerîmede geçen Ümmî kelimesi okuma yazması olmayan demektir. Kur’an-ı Kerim’in bir başka ayetinde; Peygamber’in (s.a.v.) daha evvel hiçbir kitap okumadığı ve sağ eliyle hiçbir kitabı yazmadığı ifade edilmektedir.(32) Bu durumdaki bir insanın, kıyamete kadar yaşayacak bütün insanlığın hem dünya işlerini hem de ahiret işlerini düzene koyan bir kitabı tebliğ etmesi ayrı bir mucizedir.
3. “(Resûlüm) de ki: ‘Ey insanlar! Gerçekten ben, sizin hepinize gönderilmiş Allah’ın bir Peygamberiyim! O Allah ki, göklerin ve yerin sahibidir. Ondan başka hiç bir ilah yoktur. O diriltir (yaşatır) ve öldürür. Öyle ise gelin Allah’a iman edin; Allah’a ve onun sözlerine inanan, Ümmî Nebi olan Resûlü’ne de inanıp ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”(33)
4. “Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hem Allah’ın izniyle bir davetci, hem de nur saçan bir kandil olarak… Mü’minlere müjdele! Kendilerine Allah’tan büyük bir mükafat vardır. Kafirlere ve münafıklara boyun eğme… Onların eziyetlerine (şimdilik) aldırma. Allah’a güvenip dayan, vekil ve destek olarak Allah yeter.”(34)
5. “Hani Allah peygamberlerden, ‘Size kitap ve hikmet verdikten sonra nezdimizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz’ diye söz almış ve ‘Kabul ettiniz mi?’ dediğinde, ‘Kabul ettik’ cevabını vermişler, bunun üzerine Allah, ‘O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim’ buyurmuştu.”(35)
Bu ayeti kerîmenin tefsirinde, Abdullah b. Abbas (r.anhüma) şöyle dedi: Allah (c.c) gönderdiği bütün peygamberlerden söz aldı ki, onların herhangi birisi hayatta iken Muhammed (s.a.v.) peygamber olarak gönderildiği takdirde ona tabi olacaktır. Ayrıca ümmetlerinden söz alması için de onlardan söz aldı ki, ümmetleri de hayatta iken Muhammed (s.a.v.) peygamber olarak gönderilirse ona tâbi olup yardım edeceklerdir.(36)
6. “Andolsun! Size, kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız/zahmet çekmeniz ona çok ağır gelir, onu üzer. Çünkü o, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli (ve) çok merhametlidir.”(37)
* * *

KENDİ DİLİNDEN RESÛLÜLLAH (S.A.V.)
1. Resûllüllah’ın (s.a.v.) soranlara kendini tanıtma sadedinde şöyle buyurduğunu, Cübeyir b. Mut‘im babasından nakletmiştir: “Benim birkaç ismim vardır. Ben MUHAMMED(38)im, ben AHMED(39)im, ben Allah’ın, kedisiyle küfrü silip yok edeceği MÂHÎ’yim, ben insanların önünde toplanacağı HÂŞİR’im, ben kendisinden sonra bir daha peygamber gelmeyecek olan ÂKIB’im.”(40)
2. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Reûllüllah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu ümmetten her kim, ister Yahudi olsun ister Hıristiyan, beni işittiği halde benim getirdiğime iman etmeden ölürse o, ateş ashabından (cehennem halkından) olur.”(41)
3. Hadîs-i kudsîde şöyle buyurulmuştur: “Şayet sen olmasaydın, cenneti yaratmazdım. Eğer sen olmasaydın, cehennemi yaratmazdım.”(42) Keza bir başka hadîs-i kudside de, “Yâ Muhammed! Ben ve sen varız. Senden başkasını senin için yarattım” buyurulmuştur. Bunun üzerine Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) de, şu münacatı yapmıştır: “Allah’ım! Sen varsın, ben yokum. Senin gayrını zatın için bıraktım.”(43) Hepimizin çok çok iyi bildiği âyet-i kerimede ise, “Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (44) buyurulmuştur. Hal böyle olunca, bugün bu dünyada onun büyüklüğü nasıl anlaşılabilir?.. Onun üstün kadri ve kıymeti nasıl idrak edilebilir?.. O ancak kıyamet günü, topyekün insanlığın onun sancağı altında toplandığı zaman anlaşılabilecektir.
Evet, İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.), özetlemeye çalıştığımız halde uzun sayılabilecek bu yazımızda anlattıklarımızdan şüphe yok ki çok daha fazla özelliklere, güzelliklere, faziletler sahip ekmel ve etemm bir insan peygamberdir. Mükevvenatın nüvesidir.
Salât ve selâmın ekmeli-etemmi O’nun, âlinin, ashabının, etbâının ve kıyamete kadar onların yolunu takip eden ve edecek olan ümmeti üzerine olsun. Cenab-ı Hak, şefaat-i uzması’ndan/en büyük şefaatinden bizleri ve topyekün Ümmet-i Muhammed’i mahrum etmesin. Âmin…


ALINTI:

Latif ERTAŞ


 turkeydn turkeydn turkeydn



 
TÜRK DİLİNİN BAŞKENTİNDEN SELAMLAR

[ KARAMANIN KOYUNU SONRA ÇIKAR OYUNU ]

haspinar

  • Ziyaretçi
Ynt: BUGÜN MEVLİD KANDİLİ
« Yanıtla #10 : 25 Şubat 2010, 17:29:13 »