Gönderen Konu: İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur  (Okunma sayısı 6059 defa)

Çevrimdışı Gülce

  • Gülce
  • Bağımlı Üye
  • ******
  • İleti: 748
  • Rep +4/-0
  • Cinsiyet: Bayan
  • Kulağımı çınlatma lütfen :))
İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur
« : 05 Mart 2010, 08:14:27 »

İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur ya yeniden hatırlayalım; "Müslüman" kimdi?
Müslüman kendisini Allah'a teslim etmiş insan demekti! Zaten İslam teslim olmak demektir ve teslim olana "Müslüman" denir.
Peki ne yapacak müslüman?
Bir ömür şu makamda olacak: "Ben kendimi Allah'ın emrine teslim ettim; ne derse onu yapacağım, ne buyurdu ise hoşuma gitse de gitmese de rahatım kaçsa da kaçmasa da memnun olsam da olmasam da..."
Hoşa gidecek şeyler olduğu zaman varım, hoşa gitmeyecek şeyler olduğu zaman yokum !?
Böyle Müslümanlık olmaz. Böyle teslimiyet olmaz. Pazarlıklı... Hocamız ne güzel söylemiş kısaca: "Arkadaşlık, "peki" demekle kaimdir." Bir arkadaş bir arkadaşa, "kalk gidelim" dediği zaman, 'Nereye?' derse, o hakiki arkadaş değildir. Neden? "Nereye gidiyorsun?" diye soruyor; hoşuna giderse gidecek, hoşuna gitmezse gitmeyecek. Demek ki kendi keyfinde,kendi zevki peşinde. Arkadaşının gönlünü yapmayı düşünmüyor. "Kalk gidelim." diyor işte. Belki bir işi var, belki bir sıkıntısı var. Önceden dinleyecek, eğlence varsa gidecek, sıkıntı varsa kaçacak. Aş buldun ye, iş buldun kaç, öyle mi? Böyle teslimiyet olur mu? Olmaz.
Allah'a teslimiyet nasıl olacak?
"Ya Resûlallah, sana beyat ettim, tuttum elini, sana ümmet oldum, tâbi oldum sana, emrindeyim." Tutarlardı böyle elini Efendimizin. Efendimiz bazen sorardı: "Ölüm bahis konusu olsa da gene tâbi olacak mısın?" Ölüm pahasına dahi? Sahabeden bir zât geldi, elini sıktı Efendimizin; soruyor, samimi. Dedi ki "Ya Resûlallah! Sana beyat ediyorum. Tâbi oluyorum sana, emrine giriyorum ya Resûlallah. Biat ediyorum sana. Yalnız, benim on tane devem var. Ailem kalabalık, bunların sütleri ancak yetiyor bana. Benden zekât isteme. Zekât mükellefiyetini kaldır benden." Sana tâbi olacağım, her dediğini yapacağım ama zekâtı benden isteme, para isteme diyor yani. Bir de "Beni cihaddan da muaf tut." dedi. Yani harbe, darbe beni sürme; "Korkak insanım." Kimi gölgesinden korkar, kimi karanlıktan korkar, kimi "höt" desen korkar. İşte bu da korkakmış. "Korkuyorum, korkağım, bana cihad emretmemen şartıyla, zekât, para-pul istememen şartıyla sana biat ediyorum." diyor. Efendimiz onun elini tuttu: "Zekât olmazsa, cihad olmazsa Müslümanlık nasıl olur?" O kadar çok tekrarladı ki bu soruyu, olur mu hiç öyle şey mânasına. O zaman adamcağız bir düşündü ki –mübarek, tabiî sahabe– ben Resûlullah'ın karşısında ne pazarlık yapıyorum... "Her şarta razıyım ya Resûlallah. Yani öl desen öleceğim, ver desen vereceğim. Aç kal desen kalacağım. On devem var, ver desen vereceğim. Tamam, her şeye razıyım..."
İşte İslâm bu, teslimiyet bu.
Bugün, millet İslâm'ı yemeğin üstüne ekilen tuzdan daha hafife alıyor. Tuz, biber, garnitür, sos, tatlı sos, bilmem ne. Bunun gibi bir şey sanıyor. Yirminci yüzyılın tüm keyif ve zevk hayatını yaşayacak, ondan sonra da arada bir, geceleyin hava karardığı zaman, şimşek çaktığı zaman, gök gürlediği zaman, biraz da ölüm korkusu geldiği zaman, "Benim âhiretim ne olacak, biraz da müslüman olayım, azıcık şöyle, çok fazla değil." diyecek! Sahi bu kadar kolay mı? Sonra "Benim sevgim sonsuz" diyecek. İtaat ve teslimiyet bu sevginin tabii sonucu ve gereği değil mi? Seven sevdiğini hoşnut etmeye çalışır, sevdiğinin emir ve yasaklarına itaat eder, ona karşı gelmez, âsi olmaz. Allah'a teslimiyet bu mu?
Hakk'a teslim olmuş insan çok azdır.
Bak dervişlerden bir tanesini yakalıyorlar, bu işleri bilen alim bir zâtı yakalıyorlar. "Sen casussun" diyorlar, "Öbür ülkeden buraya geldin, içeriyi öğrenip haber götüreceksin. Tamam, gel bakalım. Kesin kafasını..." Casus falan değil adam. İşte seyyah, oradan gelmiş buraya, buradan da öbür tarafa gidecek ama şüphelendiler. Kesecekler kafasını. Ellerini bağlamışlar, celladın önüne götürüyorlar, kafasına bir balta inecek, ensesinden kafası kesilecek. Ölüm korkusundan insan ne yapacağını şaşırır, yüreği küt küt atar. Adam diyor ki kendi kendine –hiç etrafa bir şey dediği yok–: "Ey nefsim! Sen evvelce Allah'a teslim olmaktan bahsederdin, her haline razıyım, kaderine razıyım; ne takdir etmişsen razıyım, iyilik de gelse, kötülük de gelse, ben Allah'tan geldiği için itiraz etmem derdin! Böyle şeyler söylerdin. Şimdi bir yanlışlık yapılıyor, haksız yere senin kafanı kesecekler. Buyur işte, gördün mü? Kader ama kellen gidecek, işte buna da razı mısın?" Şöyle bir içini yoklamış. Nefsinden bakalım, "Olur mu öyle şey, daha yaşayacaktım, çoluk çocuğu evlendirecektim, yüz yaşını geçecektim..." İnsanın içinde neler, ne arzular var değil mi? Acaba içerden ne ses gelecek? Bakıyor ki razı. Ne olacak be, can dediğin nedir? Bir gün nasıl olsa öleceğiz. Yani, eh ömrümüz bu kadarmış, Allah imandan ayırmasın, diyor içi! Teslim, razı... Hiç öyle itirazı filan yok, ölümünden korkusu yok. Götürmüşler, götürmüşler celladın karşısına kadar. Biri seslenmiş: "Dur! Haksızlık oluyor, yanlışlık oluyor, bunu tanıyoruz, bu iyi bir insandır."
Kurtulmuş.
Kurtulmuş ama bir sözü çok hoşuma gidiyor: "Vallahi" diyor, "Vallahi kafamın kesilmesinden halasıma (kurtulmama) değil, o andaki ihlasıma seviniyorum." Kafasının kesilmesinden kurtulduğuna sevinmiyor da o anda nefsine soru sordu, nefsinden de itiraz gelmedi ya ona seviniyor. Elhamdülillah ki o kadar zorlu bir zamanda bile itiraz etmedi nefsi. Teslimiyete bak, işte teslimiyet bu.
Var mı böyle, Allah'ın bu yoluna teslim olmuş?
Çok az. Öyle insanlar çok olsaydı, ne iç dünyamızın hali böyle olurdu, ne dünyanın hali böyle olurdu. Dünya başka bir dünya olurdu


 


Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur
« Yanıtla #1 : 05 Kasım 2010, 20:19:19 »
 :R


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

AY_ISIGI

  • Ziyaretçi
Ynt: İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur
« Yanıtla #2 : 11 Ocak 2011, 13:27:54 »


Evet insanoğlu unutmak ve de alışmaya mahkum gibi gözüküyor....Ama bedenen,kalben, ruhen doğrularla korursan kendini ve iyi niyetinle ALLAH(C.C) 'e dönersen yüzünü unutmaya ve de alışmaya mahkum olmazsın.Alışkanlık değil bağlılık olur üzerine basayım bağımlılık değil elbette bunları da ayırmayı bilelim.Geçmişimizi unutmayalım hatalarımızı günahalarımızı harama el uzatışlarımızı ama düzeltelim...Hatasız ve de kusursuz sadece RAB'tır.
Bir Müslüman aynı hataya iki kez düşmez...Ama düşüyorsa da kendini tam olarak ALLAH' a vermeli eksiklerini gidermelidir..

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur
« Yanıtla #3 : 17 Mayıs 2011, 12:56:06 »


Evet insanoğlu unutmak ve de alışmaya mahkum gibi gözüküyor....Ama bedenen,kalben, ruhen doğrularla korursan kendini ve iyi niyetinle ALLAH(C.C) 'e dönersen yüzünü unutmaya ve de alışmaya mahkum olmazsın.Alışkanlık değil bağlılık olur üzerine basayım bağımlılık değil elbette bunları da ayırmayı bilelim.Geçmişimizi unutmayalım hatalarımızı günahalarımızı harama el uzatışlarımızı ama düzeltelim...Hatasız ve de kusursuz sadece RAB'tır.
Bir Müslüman aynı hataya iki kez düşmez...Ama düşüyorsa da kendini tam olarak ALLAH' a vermeli eksiklerini gidermelidir..



Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

gedai

  • Ziyaretçi
Ynt: İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur
« Yanıtla #4 : 17 Mayıs 2011, 23:29:21 »
İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur ya yeniden hatırlayalım; "Müslüman" kimdi?
Müslüman kendisini Allah'a teslim etmiş insan demekti! Zaten İslam teslim olmak demektir ve teslim olana "Müslüman" denir.
ama yanlız ALLAH A teslim olan demektir

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur
« Yanıtla #5 : 12 Haziran 2012, 23:50:01 »

İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur ya yeniden hatırlayalım; "Müslüman" kimdi?
Müslüman kendisini Allah'a teslim etmiş insan demekti! Zaten İslam teslim olmak demektir ve teslim olana "Müslüman" denir.
Peki ne yapacak müslüman?
Bir ömür şu makamda olacak: "Ben kendimi Allah'ın emrine teslim ettim; ne derse onu yapacağım, ne buyurdu ise hoşuma gitse de gitmese de rahatım kaçsa da kaçmasa da memnun olsam da olmasam da..."
Hoşa gidecek şeyler olduğu zaman varım, hoşa gitmeyecek şeyler olduğu zaman yokum !?
Böyle Müslümanlık olmaz. Böyle teslimiyet olmaz. Pazarlıklı... Hocamız ne güzel söylemiş kısaca: "Arkadaşlık, "peki" demekle kaimdir." Bir arkadaş bir arkadaşa, "kalk gidelim" dediği zaman, 'Nereye?' derse, o hakiki arkadaş değildir. Neden? "Nereye gidiyorsun?" diye soruyor; hoşuna giderse gidecek, hoşuna gitmezse gitmeyecek. Demek ki kendi keyfinde,kendi zevki peşinde. Arkadaşının gönlünü yapmayı düşünmüyor. "Kalk gidelim." diyor işte. Belki bir işi var, belki bir sıkıntısı var. Önceden dinleyecek, eğlence varsa gidecek, sıkıntı varsa kaçacak. Aş buldun ye, iş buldun kaç, öyle mi? Böyle teslimiyet olur mu? Olmaz.
Allah'a teslimiyet nasıl olacak?
"Ya Resûlallah, sana beyat ettim, tuttum elini, sana ümmet oldum, tâbi oldum sana, emrindeyim." Tutarlardı böyle elini Efendimizin. Efendimiz bazen sorardı: "Ölüm bahis konusu olsa da gene tâbi olacak mısın?" Ölüm pahasına dahi? Sahabeden bir zât geldi, elini sıktı Efendimizin; soruyor, samimi. Dedi ki "Ya Resûlallah! Sana beyat ediyorum. Tâbi oluyorum sana, emrine giriyorum ya Resûlallah. Biat ediyorum sana. Yalnız, benim on tane devem var. Ailem kalabalık, bunların sütleri ancak yetiyor bana. Benden zekât isteme. Zekât mükellefiyetini kaldır benden." Sana tâbi olacağım, her dediğini yapacağım ama zekâtı benden isteme, para isteme diyor yani. Bir de "Beni cihaddan da muaf tut." dedi. Yani harbe, darbe beni sürme; "Korkak insanım." Kimi gölgesinden korkar, kimi karanlıktan korkar, kimi "höt" desen korkar. İşte bu da korkakmış. "Korkuyorum, korkağım, bana cihad emretmemen şartıyla, zekât, para-pul istememen şartıyla sana biat ediyorum." diyor. Efendimiz onun elini tuttu: "Zekât olmazsa, cihad olmazsa Müslümanlık nasıl olur?" O kadar çok tekrarladı ki bu soruyu, olur mu hiç öyle şey mânasına. O zaman adamcağız bir düşündü ki –mübarek, tabiî sahabe– ben Resûlullah'ın karşısında ne pazarlık yapıyorum... "Her şarta razıyım ya Resûlallah. Yani öl desen öleceğim, ver desen vereceğim. Aç kal desen kalacağım. On devem var, ver desen vereceğim. Tamam, her şeye razıyım..."
İşte İslâm bu, teslimiyet bu.
Bugün, millet İslâm'ı yemeğin üstüne ekilen tuzdan daha hafife alıyor. Tuz, biber, garnitür, sos, tatlı sos, bilmem ne. Bunun gibi bir şey sanıyor. Yirminci yüzyılın tüm keyif ve zevk hayatını yaşayacak, ondan sonra da arada bir, geceleyin hava karardığı zaman, şimşek çaktığı zaman, gök gürlediği zaman, biraz da ölüm korkusu geldiği zaman, "Benim âhiretim ne olacak, biraz da müslüman olayım, azıcık şöyle, çok fazla değil." diyecek! Sahi bu kadar kolay mı? Sonra "Benim sevgim sonsuz" diyecek. İtaat ve teslimiyet bu sevginin tabii sonucu ve gereği değil mi? Seven sevdiğini hoşnut etmeye çalışır, sevdiğinin emir ve yasaklarına itaat eder, ona karşı gelmez, âsi olmaz. Allah'a teslimiyet bu mu?
Hakk'a teslim olmuş insan çok azdır.
Bak dervişlerden bir tanesini yakalıyorlar, bu işleri bilen alim bir zâtı yakalıyorlar. "Sen casussun" diyorlar, "Öbür ülkeden buraya geldin, içeriyi öğrenip haber götüreceksin. Tamam, gel bakalım. Kesin kafasını..." Casus falan değil adam. İşte seyyah, oradan gelmiş buraya, buradan da öbür tarafa gidecek ama şüphelendiler. Kesecekler kafasını. Ellerini bağlamışlar, celladın önüne götürüyorlar, kafasına bir balta inecek, ensesinden kafası kesilecek. Ölüm korkusundan insan ne yapacağını şaşırır, yüreği küt küt atar. Adam diyor ki kendi kendine –hiç etrafa bir şey dediği yok–: "Ey nefsim! Sen evvelce Allah'a teslim olmaktan bahsederdin, her haline razıyım, kaderine razıyım; ne takdir etmişsen razıyım, iyilik de gelse, kötülük de gelse, ben Allah'tan geldiği için itiraz etmem derdin! Böyle şeyler söylerdin. Şimdi bir yanlışlık yapılıyor, haksız yere senin kafanı kesecekler. Buyur işte, gördün mü? Kader ama kellen gidecek, işte buna da razı mısın?" Şöyle bir içini yoklamış. Nefsinden bakalım, "Olur mu öyle şey, daha yaşayacaktım, çoluk çocuğu evlendirecektim, yüz yaşını geçecektim..." İnsanın içinde neler, ne arzular var değil mi? Acaba içerden ne ses gelecek? Bakıyor ki razı. Ne olacak be, can dediğin nedir? Bir gün nasıl olsa öleceğiz. Yani, eh ömrümüz bu kadarmış, Allah imandan ayırmasın, diyor içi! Teslim, razı... Hiç öyle itirazı filan yok, ölümünden korkusu yok. Götürmüşler, götürmüşler celladın karşısına kadar. Biri seslenmiş: "Dur! Haksızlık oluyor, yanlışlık oluyor, bunu tanıyoruz, bu iyi bir insandır."
Kurtulmuş.
Kurtulmuş ama bir sözü çok hoşuma gidiyor: "Vallahi" diyor, "Vallahi kafamın kesilmesinden halasıma (kurtulmama) değil, o andaki ihlasıma seviniyorum." Kafasının kesilmesinden kurtulduğuna sevinmiyor da o anda nefsine soru sordu, nefsinden de itiraz gelmedi ya ona seviniyor. Elhamdülillah ki o kadar zorlu bir zamanda bile itiraz etmedi nefsi. Teslimiyete bak, işte teslimiyet bu.
Var mı böyle, Allah'ın bu yoluna teslim olmuş?
Çok az. Öyle insanlar çok olsaydı, ne iç dünyamızın hali böyle olurdu, ne dünyanın hali böyle olurdu. Dünya başka bir dünya olurdu


 




Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı gedai

  • Administrator
  • Kalfa
  • *
  • İleti: 4 182
  • Rep +0/-0
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur
« Yanıtla #6 : 13 Haziran 2012, 06:14:59 »
unutmak ALLAH ın bir lütfudur
biraz düşünürsek
aciz bi kulum
anla be gülüm
Kağıdın yüzü kara, mürekkebim çileden;
 Kalemin beli kırık, halimi sorma n'olur..."
http://www.facebook.com/#!/mkalmakal

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur
« Yanıtla #7 : 15 Mart 2014, 00:40:35 »

İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur ya yeniden hatırlayalım; "Müslüman" kimdi?
Müslüman kendisini Allah'a teslim etmiş insan demekti! Zaten İslam teslim olmak demektir ve teslim olana "Müslüman" denir.
Peki ne yapacak müslüman?
Bir ömür şu makamda olacak: "Ben kendimi Allah'ın emrine teslim ettim; ne derse onu yapacağım, ne buyurdu ise hoşuma gitse de gitmese de rahatım kaçsa da kaçmasa da memnun olsam da olmasam da..."
Hoşa gidecek şeyler olduğu zaman varım, hoşa gitmeyecek şeyler olduğu zaman yokum !?
Böyle Müslümanlık olmaz. Böyle teslimiyet olmaz. Pazarlıklı... Hocamız ne güzel söylemiş kısaca: "Arkadaşlık, "peki" demekle kaimdir." Bir arkadaş bir arkadaşa, "kalk gidelim" dediği zaman, 'Nereye?' derse, o hakiki arkadaş değildir. Neden? "Nereye gidiyorsun?" diye soruyor; hoşuna giderse gidecek, hoşuna gitmezse gitmeyecek. Demek ki kendi keyfinde,kendi zevki peşinde. Arkadaşının gönlünü yapmayı düşünmüyor. "Kalk gidelim." diyor işte. Belki bir işi var, belki bir sıkıntısı var. Önceden dinleyecek, eğlence varsa gidecek, sıkıntı varsa kaçacak. Aş buldun ye, iş buldun kaç, öyle mi? Böyle teslimiyet olur mu? Olmaz.
Allah'a teslimiyet nasıl olacak?
"Ya Resûlallah, sana beyat ettim, tuttum elini, sana ümmet oldum, tâbi oldum sana, emrindeyim." Tutarlardı böyle elini Efendimizin. Efendimiz bazen sorardı: "Ölüm bahis konusu olsa da gene tâbi olacak mısın?" Ölüm pahasına dahi? Sahabeden bir zât geldi, elini sıktı Efendimizin; soruyor, samimi. Dedi ki "Ya Resûlallah! Sana beyat ediyorum. Tâbi oluyorum sana, emrine giriyorum ya Resûlallah. Biat ediyorum sana. Yalnız, benim on tane devem var. Ailem kalabalık, bunların sütleri ancak yetiyor bana. Benden zekât isteme. Zekât mükellefiyetini kaldır benden." Sana tâbi olacağım, her dediğini yapacağım ama zekâtı benden isteme, para isteme diyor yani. Bir de "Beni cihaddan da muaf tut." dedi. Yani harbe, darbe beni sürme; "Korkak insanım." Kimi gölgesinden korkar, kimi karanlıktan korkar, kimi "höt" desen korkar. İşte bu da korkakmış. "Korkuyorum, korkağım, bana cihad emretmemen şartıyla, zekât, para-pul istememen şartıyla sana biat ediyorum." diyor. Efendimiz onun elini tuttu: "Zekât olmazsa, cihad olmazsa Müslümanlık nasıl olur?" O kadar çok tekrarladı ki bu soruyu, olur mu hiç öyle şey mânasına. O zaman adamcağız bir düşündü ki –mübarek, tabiî sahabe– ben Resûlullah'ın karşısında ne pazarlık yapıyorum... "Her şarta razıyım ya Resûlallah. Yani öl desen öleceğim, ver desen vereceğim. Aç kal desen kalacağım. On devem var, ver desen vereceğim. Tamam, her şeye razıyım..."
İşte İslâm bu, teslimiyet bu.
Bugün, millet İslâm'ı yemeğin üstüne ekilen tuzdan daha hafife alıyor. Tuz, biber, garnitür, sos, tatlı sos, bilmem ne. Bunun gibi bir şey sanıyor. Yirminci yüzyılın tüm keyif ve zevk hayatını yaşayacak, ondan sonra da arada bir, geceleyin hava karardığı zaman, şimşek çaktığı zaman, gök gürlediği zaman, biraz da ölüm korkusu geldiği zaman, "Benim âhiretim ne olacak, biraz da müslüman olayım, azıcık şöyle, çok fazla değil." diyecek! Sahi bu kadar kolay mı? Sonra "Benim sevgim sonsuz" diyecek. İtaat ve teslimiyet bu sevginin tabii sonucu ve gereği değil mi? Seven sevdiğini hoşnut etmeye çalışır, sevdiğinin emir ve yasaklarına itaat eder, ona karşı gelmez, âsi olmaz. Allah'a teslimiyet bu mu?
Hakk'a teslim olmuş insan çok azdır.
Bak dervişlerden bir tanesini yakalıyorlar, bu işleri bilen alim bir zâtı yakalıyorlar. "Sen casussun" diyorlar, "Öbür ülkeden buraya geldin, içeriyi öğrenip haber götüreceksin. Tamam, gel bakalım. Kesin kafasını..." Casus falan değil adam. İşte seyyah, oradan gelmiş buraya, buradan da öbür tarafa gidecek ama şüphelendiler. Kesecekler kafasını. Ellerini bağlamışlar, celladın önüne götürüyorlar, kafasına bir balta inecek, ensesinden kafası kesilecek. Ölüm korkusundan insan ne yapacağını şaşırır, yüreği küt küt atar. Adam diyor ki kendi kendine –hiç etrafa bir şey dediği yok–: "Ey nefsim! Sen evvelce Allah'a teslim olmaktan bahsederdin, her haline razıyım, kaderine razıyım; ne takdir etmişsen razıyım, iyilik de gelse, kötülük de gelse, ben Allah'tan geldiği için itiraz etmem derdin! Böyle şeyler söylerdin. Şimdi bir yanlışlık yapılıyor, haksız yere senin kafanı kesecekler. Buyur işte, gördün mü? Kader ama kellen gidecek, işte buna da razı mısın?" Şöyle bir içini yoklamış. Nefsinden bakalım, "Olur mu öyle şey, daha yaşayacaktım, çoluk çocuğu evlendirecektim, yüz yaşını geçecektim..." İnsanın içinde neler, ne arzular var değil mi? Acaba içerden ne ses gelecek? Bakıyor ki razı. Ne olacak be, can dediğin nedir? Bir gün nasıl olsa öleceğiz. Yani, eh ömrümüz bu kadarmış, Allah imandan ayırmasın, diyor içi! Teslim, razı... Hiç öyle itirazı filan yok, ölümünden korkusu yok. Götürmüşler, götürmüşler celladın karşısına kadar. Biri seslenmiş: "Dur! Haksızlık oluyor, yanlışlık oluyor, bunu tanıyoruz, bu iyi bir insandır."
Kurtulmuş.
Kurtulmuş ama bir sözü çok hoşuma gidiyor: "Vallahi" diyor, "Vallahi kafamın kesilmesinden halasıma (kurtulmama) değil, o andaki ihlasıma seviniyorum." Kafasının kesilmesinden kurtulduğuna sevinmiyor da o anda nefsine soru sordu, nefsinden de itiraz gelmedi ya ona seviniyor. Elhamdülillah ki o kadar zorlu bir zamanda bile itiraz etmedi nefsi. Teslimiyete bak, işte teslimiyet bu.
Var mı böyle, Allah'ın bu yoluna teslim olmuş?
Çok az. Öyle insanlar çok olsaydı, ne iç dünyamızın hali böyle olurdu, ne dünyanın hali böyle olurdu. Dünya başka bir dünya olurdu


 




Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur
« Yanıtla #8 : 09 Şubat 2016, 08:53:15 »


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur
« Yanıtla #9 : 09 Şubat 2016, 08:53:37 »


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimiçi BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: İnsan "unutmak ve alışmak" ile meşhurdur
« Yanıtla #10 : 09 Şubat 2016, 08:54:07 »


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.