Gönderen Konu: KUM  (Okunma sayısı 38094 defa)

prenses

  • Ziyaretçi
KUM
« : 22 Mayıs 2009, 07:39:23 »
Sen kum nedir bilmezsin
Deniz Görmedin ki.
Yum gözlerini, zamanı düşün,
Deniz bir gözünde
Kum bir gözündedir.

Sen taş nedir bilmezsin
Dağa çıkmadın ki
Yürü ufuklara doğru,
Dağ bir ayağında
Taş bir ayağındadır

Sen kül nedir bilmezsin
Ateş yakmadın ki,
Uzat ellerini gökyüzüne,
Ateş bir elinde
Kül bir elindedir

Sen kan nedir bilmezsin
Ölmedin, öldürmedin ki,
Yat toprağa boylu boyunca
Ölüm bir yanında
Kan bir yanındadır

Sen aşk nedir bilmezsin
Beni sevmedin ki
Ağla, ağlayabildiğin kadar
Bütün güzellikler sende
Aşk bendedir

KUM/ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #1 : 22 Mayıs 2009, 07:40:08 »
Alıntı yapılan: nasibim
Alıntı yapılan: prenses

Sen aşk nedir bilmezsin
Beni sevmedin ki
Ağla, ağlayabildiğin kadar
Bütün güzellikler sende
Aşk bendedir



ZATEN ÜMİT YASARA BAYILIRIM HARİKA SÖZLER MÜKEMMEL..EMEGİNE SAGLIK

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #2 : 22 Mayıs 2009, 07:41:18 »
CENNET

aşklar vardır sen bilmezsin,
tadında uyku kokusu...
gördüğünde bir günaydın tebessümü ile
öper dudaklarını,
sen bilmezsin,
uykusuz bakar senin gözlerin,
daha ne kadar dayanırım bilmem,
sabahları uyanmam zorlaştı.
sol kolumda bir ağrı,yemeyi içmeyi de kestim,
eskisi gibi denizlere bakmıyor gözlerim...
bir ışık söndü bugün,ağrılarım dindi birden,
sen geldin sandım,
yoktun...
isminin baş harfi yolculuğumda yalnız uğurladı beni,
eskisi gibi sırtım ağrımıyor,
ters tarafımdan kalkmıyorum şimdi,
burada herkes güzel,
yalnız konuşmuyor hiçbiri,
İSMİNİN BAŞ HARFİNİ ÇİZDİM,TOPRAĞA PARMAKLARIMLA,
BURADA HERKES GÜZEL,
ama...
KİMSE TANIMIYOR SENİ... 

Ceyhun Yılmaz 
TEŞEKKÜRLER ÜSTAD

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #3 : 22 Mayıs 2009, 07:41:59 »

Sen Bana Niye Kızdın Ki?
Ne yani sahiden böyle mi gidiyorsun?
Ama ben hazır değilim ki sensizliğe
Beslediğim kuşlara ne derim?
Gitmesen ben belki bekleyemem
Özlediğim iç çekişleri
Beklediğim cevapsız telefonları
Ve dünden ağır bugünleri
Yalnız yalnızlıklarla nasıl taşırım ben?
Sigaramdan duman çıkmazsa bir gün
Ben dünden de üzgünüm...
Bilme diye bulutlara aşık gibi bakıyorum gökyüzüne

Sen sev diye nerde başka sevda görsem
Elimle kapatıyorum yüzümü
Sen hiç sormuyorsun hüznümü
Seni seviyorum hep sen bilmiyorsun
Güneş varken ısınmaz her sevginin içi
Soğukta ayırırsın gülümseyişimi
Hüzünden gözleri yağmur rengi bu aşkın
Ağladığında görünmez bu yüzden
Anlamıştım zaten durmazdın baktığım yerde
Biliyorum olmazdı kirpiklerin yüzüme değmezdi!
Bile bile sevdim heyecanlanmayı
Güzeldi sevgim çok güzeldi
Yüreğimin seni sevmesini sevdim
Sen bana niye kızdın ki?

ceyhun yılmaz


prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #4 : 22 Mayıs 2009, 07:42:39 »
nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar

ATİLLA İLHAN

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #5 : 22 Mayıs 2009, 07:43:12 »
Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Çoğalmak neyse ne azalmak zor
Birisi seni her an bırakıp gittiğim
Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
Gözlerine kirli bir bulut getirdim
Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
Öbürü en içten çağrını işitmiyor
Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
Bakışları kıyısız deniz uzaklığı

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
İkisi birden çıkmaya uğraşıyor
Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
Birisi yeni baştan serüvene başlamış
Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
Çoğalmak neyse ne azalmak zor

ATİLLA İLHAN

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #6 : 22 Mayıs 2009, 07:43:55 »
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
.

Can Yücel


prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #7 : 22 Mayıs 2009, 07:44:43 »
Alıntı yapılan: gullerhurmetine
yüregine  saglık  ablam 
 

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #8 : 22 Mayıs 2009, 07:45:07 »
Alıntı yapılan: nasibim
yüregine saglık hepsi birbirinden güzel.


Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #9 : 22 Mayıs 2009, 07:45:37 »
Ben de aldım yerimi eskilerinin arasında,
Belki mevsimi gelir yine seversin beni…
Belki yerim hep kışlıkların arası,
Güneşi gördükçe unutursun beni…
Birgün ihtiyacın olur mu diye
Isıtmak üzere üşümeden beklerim seni
Belki mevsimi gelir yine seversin beni…
Yada birgün gördüğünde
Naftalinden kimse hatırlamaz gözlerimi

Yok mu ayrılıkların çaresi?
Amaçsız bir örümcek,
Önünü ördü yalnızlığımın.
Dokunup bozsam günah mı?
Peki sensizliğimin sevabı kime?!
Bu göz yaşlarımla girecekse cennete birileri
Ben hıçkırıklarımı helal ettim bile…

CEYHUN YILMAZ

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #10 : 22 Mayıs 2009, 07:46:21 »
BEN ARTIK KÜSÜM

Beni de kırdılar içimde kırdılar

karanlık camlardan sular akıyordu

şimşekli bir boşlukta saat vurdu

beni de kırdılar belki yalnızdılar

belki onların da çocukluğu yoktu

bütün şarkılara kapalıydılar

bir genç kız değmemişti saçlarına.



Beni de kırdılar ben artık küsüm

yağmurları yağmıyor ağaçlarıma

sularından içmiyorum susadım ama

beni de kırdılar soğuk bir ölüm

çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma

oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm

bütün şarkılara kapalıydılar.

ATILLA ILHAN


prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #11 : 22 Mayıs 2009, 07:46:56 »
Ben Sana Mecburum
ben sana mecburum bilemezsin
adini mih gibi aklimda tutuyorum
buyudukce buyuyor gozlerin
ben sana mecburum bilemezsin
icimi seninle isitiyorum

agaclar sonbahara hazirlaniyor
bu sehir o eski Istanbul mudur
karanlikta bulutlar parcalaniyor
sokak lambalari birden yaniyor
kaldirimlarda yagmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir aksamustu ansizin yorulur
tutsak ustura agzinda yasamaktan
kimi zaman ellerini kirar tutkusu
birkac hayat cikarir yasamasindan
hangi kapiyi calsa kimi zaman
arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu

Fatih`te yoksul bir gramofon caliyor
eski zamanlardan bir cuma caliyor
durup kose basinda deliksiz dinlesem
sana kullanilmamis bir gok getirsem
haftalar ellerimde ufalaniyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun

belki Haziran`da mavi benekli cocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir sileb siziyor issiz gozlerinden
belki Yesilkoy`de ucaga biniyorsun
butun islanmissin tuylerin urperiyor
belki korsun kirilmissin telas icindesin
kotu ruzgar saclarini goturuyor

ne vakit bir yasamak dusunsem
bu kurtlar sofrasinda belki zor
ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yasamak dusunsem
sus deyip adinla basliyorum
icimsira kimildiyor gizli denizlerin
hayir baska turlu olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin

ATİLLA İLHAN


prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #12 : 22 Mayıs 2009, 07:47:55 »

Biz Ne Ayrılıklar Görmüş Adamız

Gitmek istiyorsan gidebilirsin
Biz ne ayrılıklar görmüş adamız
Çekinme sen de vur sırtımdan beni
Biz ne ihanetler görmüş adamız

Aldırma sen benim yalnızlığıma
Aldırma sen benim gözyaşlarıma
Boşver sende kalmış yarınlarıma
Biz kadere çelme takmış adamız.

Sevsen gidemezdin sevsen bırakamaz
Sevsen çıldırırdın seven ne yapmaz
Git bu ateş de beni kül etmez yakmaz
Biz ne cehennemler görmüş adamız

Hadi daha çabuk daha acele
Git başka kollara git güle güle
Sen de unutursun adımı bile
Biz ne vefasızlar görmüş adamız

Hep aynı hikaye hep aynı masal
Sen bu şarkıyı git başka yerde çal
Al yanı başımdan gölgeni de al
Biz ne yalnızlıklar görmüş adamız

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #13 : 22 Mayıs 2009, 07:48:46 »
Güller Ağlar İçimde 

Ne zaman ayrılık saati gelse
En vazgeçilmez yerinde yaşamın
Duysak ayak seslerini akşamın
Ve sokaklardan el ayak çekilşe
Bir ürpertiyle duyarım o zaman
Şeni çağıran sesi uzaklardan

Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir gariplik çöker içime birden
Kalan tek ani gibi bir devirden
Durmadan çalınır o gamlı beste
Sanki bilir de hazin öykümüzü
Bulutlar ağlar, kararır gökyüzü

Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir çaresizliği anlatır gibi
Birden değişir gözlerinin rengi
Mavi solar, koyulaşır yeşilşe
Şarınca ruhunu eski bir hüzün
Uçar gider pembeliği yüzünün

Ne zaman ayrılık saati gelse
Uzatsan özlemle dudaklarını
Tüm ağaçlar döker yapraklarını
Ne çiçek kalır ortada, ne bahçe
Sadece uğultusu o rüzgarın
Ve bir umut kırıntısı, belki yarın

Ne zaman ayrılık saati gelse
Bir fırtına çıkmışçasına, büyük
İçimizdeki güllerin boynu bükük
Bir zaman kalakalırım öylece
Neden sonra gittiğini anlarım
İçimde güller ağlar, ben ağlarım



prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: KUM
« Yanıtla #14 : 22 Mayıs 2009, 07:49:12 »
Alıntı yapılan: ninem
AAA BAKIN AZICIK BURALARI EYİCE TİYATORAYA ÇEVİRMİŞLER....
ŞİİRLER ŞARKILAR,NEREYE TIKLASAM BİŞEY ÇALIYOR...
AMA OLMAZKİ BURDA YAŞLI BAŞLI İNSAN VAR,NENEMİN BAŞI TUTAR DİYEN YOK....
GİDEYİMDE MÜDÜR E ŞİKAYET EDEM ŞU PRENSESİ