Gönderen Konu: Ey Nefsim...  (Okunma sayısı 283 defa)

Çevrimdışı suphanallah

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 6
  • Rep +0/-0
Ey Nefsim...
« : 13 Mayıs 2010, 14:27 »
Ey nefsim, kendi gerçeğinle yüzleşmeye hazır mısın?Hesaptan önce hesap vermeye ne dersin?Halkın sevgisini ararken, Allah’ın nefretinden emin misin?
Kendine karşı sadakatini kaybetme...
Elest bezmindeki ahd-ü misakını unutma...
Ey kendi başına buyruk nefsim!
Sevdaların, korkuların, kaygıların?!Evet biraz açar mısın?Kalp ritmini zorlayan heyecanlarından bahsetsene!Hangi limana demir attın?
Göze gireyim derken, gözden düştüğünün farkında değilsin...Övünmek ve saygınlık kazanmak için bu ne hırs?Kendini beğenen nefsim şöyle demen gerekmiyor mu?
“RABBİM BENİ BANA BEĞENDİRME.”Bilmediklerine “ben bilirim” demekten vazgeçmeyecek misin?Hala “bilmiyorum” demeyi bir nakısa olarak mı göreceksin?
NEFSİM!
Kitab’a karşı neden soğuksun?Namaza neden ağırsın?Kardeşlerine niçin mesafelisin?Aktüaliteye meraklı, Ahiret’e duyarsızsın...Hangi kulvarda geziniyorsun?Başını almış nereye gidiyorsun?
Ne zaman samimi olacaksın...Riya ile kendine zulmetme...Toplum içinde kıldığın namaz ile yalnız iken kıldığın namaz arasındaki farkı nasıl izah edeceksin?
Nefsim! Rabb’imin “Feveylun” dediğini duymuş olman lazım...Namazında kendine yazık etme...riya bulaşan namaz başına bela olmasın...
Okuduğun Kur-an sana zulmetmesin...Nice Kur-an okuyanlar var ki, Kur-an onlara lanet eder.Bunu biliyorsun.
Ey kendine zulmeden nefsim!
Günah işlemekte ne kadar cesursun...Ateşe dayanma gücünü nerden alıyorsun?
Nefsim ebedi ve ezeli düşmanına, şeytana açık veriyorsun...Düşmanını küçümsüyorsun...
Nefsim!
Niçin susuyorsun?Çünkü suçlusun...Haydi itiraf et...Dönsene...Gel tevbeye...
Ey nefsim hala kendini temize çıkarmaya devam edecek misin?Oysa Hz. Yusuf Nebi şöyle diyordu: “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum.”
Yusuf’un yapmadığı tezkiyeyi yapıyorsun.
Bak dinle Kur-an ne diyor:
“Nefislerinize tezkiye etmeyiniz.” (Necm- 32)
Ey nefsim!
Kendini güvende mi hissediyorsun?Oysa Hz. Muhammed (s.a.v), kızı Fatıma’ya güvence vermemişti...
“Kızım Fatıma nefsini ateşten koru, kıyamet günü senin için elimden bir şey gelmez.”
Yoksa kimsenin bilmediği güvencelerin mi var?
Hz. Muhammed’in kızına vermediği garantiyi sana veren mi var?Nefsim topraktan geldiğini unutmuş gibisin...Azrail ile randevunu erteledin mi yoksa?
Ey yaşam hırsı ile sersem hırsım!
Hz. Muhammed’den geriye kalan neydi?
Nefsim!
Mutmain misin? Samimi misin?
Haydi rabbine dön!Sen dönmek istemesende dönüş O’nadır...Sen Rabb’inden?Rabb’in senden razımı?
Uyarıya muhtaç nefsim, kendini müstağni görme...Yoksa samimiyetsizliğini gizlemek için mi samimiyet edebiyatı yapıyorsun.?
EY NEFSİM! HALİS OL Kİ, HALAS BULASIN!..

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: Ey Nefsim...
« Yanıtla #1 : 14 Mayıs 2010, 07:58 »
 tsk

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 7.985
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • 'Gül ' kokusunu aldığım..
Ynt: Ey Nefsim...
« Yanıtla #2 : 14 Mayıs 2010, 20:15 »
 elsglk elsglk elsglk tsk
...

Ceylan olup gelsen çok uzaklardan ,
Merhem olur musun yürek sızıma

"Sol yanım"... can kuşum gül kokulum..


Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.940
  • Rep +34/-3
Ynt: Ey Nefsim...
« Yanıtla #3 : 07 Eylül 2010, 07:51 »


Ölümü unutmak öldürüyor kalplerimizi…

“Benim yaşayacak daha çoook vaktim var” diyenler var, harıl harıl yarına plan program yapanlar var. Dünyaya sımsıkı tutunan ama ölümün o bağı bir gün koparacağını ebediyen unutanlar var…

Çare değil ki unutmak ve unutmak ertelemiyor ölümü. Çekip almıyor onu başımızdan ya da bir zaman farkı vermiyor bize. Unutmak sadece oyalıyor, ölüme hazırlanmak için geçirmemiz gereken vakitleri harcıyor.

Unutmak öldürmüyor ölümü, ölümü unutmak öldürüyor kalplerimizi!

Şimdi kapayın gözlerinizi ve farz edin ki birisi karşınıza dikildi ve size yarın öleceğinizi söyledi, tüm ısrarlarınıza rağmen, bunun bir şaka olmadığını ve yarın sevdiklerinize, dünyaya son kez bakacağınızı haber verip gitti. Ne yapardınız?...

Eliniz ayağınız titrer, başınız döner, gözlerinizin feri kaçardı değil mi? Ne yapacağınızı şaşırmış halde sağa sola savrulurdunuz…

Aileniz bir yanda, sevdikleriniz bir yanda, uygulayıp uygulamayacağınız belli olmayan geleceğe dair planlarınız bir yanda!

Zeynep Yeter Aslan



/

Çevrimiçi merakiyidir

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 10.940
  • Rep +34/-3
Ynt: Ey Nefsim...
« Yanıtla #4 : 24 Mayıs 2011, 09:15 »


Aklınızda yokken ansızın çıkagelen…   
 
“Senden önce hiçbir beşere ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar?” (Enbiya Suresi, 34)

“...Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır.” (Fatır; 11)

Bugün her şey yolunda; yine sabah kalkıyorsunuz, kahvaltınızı yapıp işinize doğru yol alıyorsunuz. Geçtiğiniz sokaklarda, caddelerde, odaklandığınız tek şey işiniz, aileniz ya da dünyalık herhangi bir probleminiz.

Fakat o da ne? Aklınıza gelmeyen bir şey var ya da sadece başınıza geldiğini görünce aklınıza gelen, unutmaya hep hazır olduğunuz şey… Ölüm!

Duymak istemezsiniz soğuk gelir adı. Birileri ölümden bahsedince tadı kaçar neşenizin, hatta kapatırsınız konuyu hemen. Duymak istemezsiniz, çünkü bilirsiniz ki o bir gerçek ve ne zaman nerede yakalayacağı belli olmayan bir gerçek. Tadınızı kaçıran, neşenizi bozan, size ait olan malı mülkü terk etmenize sebep olan şeydir o ve sevdiklerinize, hiç ayrılmak istemediklerinize veda etmek zorunda bırakan şey yine odur…

Şunu da bilirsiniz aslında, o bir gerçek ve herkese uğrayacak, alıp götürecek. Belki de neşemizi kaçıran onun soğuk oluşu değil, bizim hazırlıksız oluşumuzdur. Tıpkı vakitsiz gelen bir misafire, darmadağın yakalanan bir evin toparlanmaya vakti olmadığı gibi!

Düşünmüyoruz ama düşünmek istemiyoruz ısrarla. Ölümden kaçışın, kurtuluş olmadığını bile bile. Nefsimize ağır geliyor onunla barışık yaşamak, onu düşünmek bir yana, aklımızın ucundan bile geçirmeyecek kadar kapalı kapılarımız. En büyük ibret oluşu bile yetmiyor ibret almaya.

Ardımıza baktığımızda, bir zamanlar dünyaya gelen herkesin, Allah dostlarının, peygamberlerin bile ölüme sırt çeviremediği düşünmeye sevk etmiyor bizleri.

Kimler gelip geçti bu dünyadan hiçbiri buraya ait değildi. Bir gün geldi, her biri, her şeylerini burada bırakarak Hakk’a yürüdü günahlarıyla, sevaplarıyla! Bizim farkımız nedir ki ölümsüz gibi yaşıyoruz?

/

dert derman olunca

  • Ziyaretçi
Ynt: Ey Nefsim...
« Yanıtla #5 : 24 Mayıs 2011, 15:36 »
Ey nefsim, kendi gerçeğinle yüzleşmeye hazır mısın?Hesaptan önce hesap vermeye ne dersin?Halkın sevgisini ararken, Allah’ın nefretinden emin misin?
Kendine karşı sadakatini kaybetme...
Elest bezmindeki ahd-ü misakını unutma...
 
   
Şunu da bilirsiniz aslında, o bir gerçek ve herkese uğrayacak, alıp götürecek. Belki de neşemizi kaçıran onun soğuk oluşu değil, bizim hazırlıksız oluşumuzdur. Tıpkı vakitsiz gelen bir misafire, darmadağın yakalanan bir evin toparlanmaya vakti olmadığı gibi!

Düşünmüyoruz ama düşünmek istemiyoruz ısrarla. Ölümden kaçışın, kurtuluş olmadığını bile bile. Nefsimize ağır geliyor onunla barışık yaşamak, onu düşünmek bir yana, aklımızın ucundan bile geçirmeyecek kadar kapalı kapılarımız. En büyük ibret oluşu bile yetmiyor ibret almaya.

Ne mutlu "NEFSİN" dizginlerini elinde tutan MÜ'MİN kullara,güzel paylaşımdı Allah(c.c.) razı olsun...


GoogleTagged - Etiketler

 


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal