Gönderen Konu: Günün Hikayesi  (Okunma sayısı 93213 defa)

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #405 : 21 Ocak 2015, 21:35:22 »


Ziyan mala gelsin de cana gelmesin diyemeyince...
İslam kültüründe bazı doğrular eğlendirici misallerle anlatılır,
anlaşılacak örneklerle zihinler doğruya yönlendirilir.
İrşat eserlerinde böyle misaller bir hayli yekün tutar.
Doğruları daha net şekilde sunan bu misallerden birini arz etmek istiyorum bugün sizlere.
İçinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntıların bazı zihinleri sıkıp doğru düşünmeyi önlediği
bir devrede bu misal bizlere bir şeyler fısıldıyor gibi geliyor bana.
Bir de siz göz atın bakalım aynı uyarıcı mesajı siz de almış olacak mısınız bu misalden?
***
Efendim, kurtların kuşların dilinden anlayan Süleyman aleyhisselama gelen bir meraklı adam yalvarır:
- Ne olur ey Allah'ın Nebisi, bana hayvanların dilini öğret de ne konuştuklarını ben de anlayayım.
Süleyman aleyhisselam, olmaz, der.
Sen onların konuştuklarını anlarsan sabredemez, başına bir iş açarsın!.
Ne var ki adam ısrar eder.
Süleyman aleyhisselam da ısrarcı adama hayvanların dilini öğretir.
Bundan sonra evinin avlusunda oturan adam çöplükteki köpekle horozun konuşmalarını dinlemeye başlar.
Bir ara garip sesler çıkaran köpekten şu sözleri duyar: -
Horoz kardeş, sen arpayla buğdayla da karnını doyurabilirsin.
Biraz ötedeki taneleri yesen de ekmek kırıntılarını bana bıraksan olmaz mı, benim karnım çok aç.
Horoz şu cevabı verir: - Sabret köpek kardeş, yarın buraya ağanın ölen eşeğini getirip bırakacaklar,
bolca et yer, karnını iyice doyurursun.
Bunu duyan ağa hemen koşar ahırdaki eşeği alıp doğruca pazara götürür.
Yoksul bir adama satıp parasını cebine koyduktan sonra söylenerek döner: -
İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa eşek elimde ölecekti.
Ertesi gün yine kulak kabartır çöplükteki seslere.
Köpek sitem etmektedir horoza: -
Hani ağanın eşeği ölecekti de ben de bolca et yiyecektim ya? Horoz cevap verir:
- Ağa açıkgözlük edip eşeği sattı.
Ama üzülme, bu sefer ağanın atı ölecek. Buraya getirip bırakacaklar, bolca et yer, karnını iyice doyurursun.
Ağa yine hızla kalkar, ahıra gidip atı alarak pazara götürüp hemen satar. Dönerken de yine söylenir:
- İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa at da elimde ölecekti.
Bakalım şimdi neyi konuşacaklar diye merakla beklemeye başlar.
Bu sefer köpek daha yüksek sesle sitem ediyor: -
Horoz kardeş, beni yine aldattın. Hani ağanın atı ölecekti ya?
- Ağanın atı, sattığı zavallının elinde öldü.
Ama üzülme der, bu sefer daha büyük bir ziyafete konacağız hep birlikte. Köpek inanmaz:
- Hadi hadi beni yine aldatıyorsun. Horoz kesin cevap verir:
- Hayır, aldatma falan yok, durum ciddi.
Çünkü der, malına gelen ziyana razı olmayan ağanın bu sefer ziyan canına gelecek,
razı olmadığı malı yerine kendisi ölecek, bela bu defa kendi canına gelecek.
Arkasından yemekler yapılıp etler pişirilecek, artanı da bizlere dökülecek, ye yiyebildiğin kadar.
Ağa bunu duyunca şaşırır, sağa sola koşuşturmaya başlar, yok mu beni kurtaracak biri, diye söylenir.
Derken gece hastalanan ağa sabaha çıkmaz, ölür.
Arkasından yapılan yemek, pişirilen etlerden artanlar çöplüğe dökülür,
uzun zaman hayvanlar ziyafete konmuş olurlar.
Bu sırada horoz söylenir:
- Keşke insanlar, gelecek ziyan malıma gelsin, cana değil diyebilselerdi,
bunda da bir hayır vardır, diyerek mala gelen musibete razı olup sabırla karşılasalardı.
Ne yazık ki bazıları bunu diyemiyorlar. Mallarına gelen musibete razı olmuyor,
sanki canlarına davetiye çıkarıyorlar. Sonra da derin pişmanlıklar duyuyorlar ama pek faydası olmuyor.
Ne dersiniz, bu misal ne diyor bizlere? Düşünmeye değer mi?


 :f :f

Baki Selamlar.Huu...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı saadet

  • Usta
  • ***
  • İleti: 212
  • Rep +0/-0
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #406 : 22 Ocak 2015, 11:13:35 »
:İ Vaktiniz hayr olsun  Selam ve Dua ile Huuu . . .   :f



Adamın biri parasını sakladığı yeri unutmuştu.
Ne kadar düşündü ise günlerce aramasına rağmen parayı sakladığı yeri bir türlü hatırlayamıyordu.
Benim bu derdime bir çare bulursa o bulur diyerek doğru imam-ı a'zam hazretlerinin huzuruna gitti.

İmam-ı a'zam dedi ki:
 
''Bu senin meselen fıkıhla ilgili değil ama, yine de sana bir akıl vereyim:
Sen git bu gece sabaha kadar namaz kıl, ümit ediyorum ki, paranı koyduğun yeri hatırlarsın.''

Adam o gece sabaha kadar ibadet etmeye karar verip abdest aldı, namaz kılmaya başladı.
Daha gecenin yarısı bile olmadan parayı koyduğu yeri hatırladı.
Namazı bıraktı, doğru parayı koyduğu yerden alıp yattı.

Sabah olunca imam-ı a'zama, (Allah senden razı olsun, bu derdime de çare buldun.
Daha gecenin yarısında parayı koyduğum yeri hatırladım) deyince,
Hazret-i İmam, (Keşke sabaha kadar ibadete devam etseydin.
Çünkü şeytan senin sabaha kadar ibadet etmene tahammül edemediği için
daha gecenin yarısında sana hatırlatmış.
Sabaha kadar da şükür namazı kılsaydın daha iyi ederdin.
Sen parayı bulunca namazı bıraktın) dedi

Katsamda Gönlümün Sabrına Sabır,
Yarın ki Hasretin Bugünden Hazır.
Sanma ki Gönlüm Ölesiye Kederli,
Hasretin Bile Senin Kadar Değerli....
.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #407 : 22 Ocak 2015, 23:03:16 »

Kendinle barışık işine de aşık ol


Davutoğlu, gazetecilerin, “enerjinizin kaynağı ne” sorusuna, “Birincisi, özgüveniniz olacak kendinizle barışık olacaksınız; ikincisi yaptığınız işe aşkla bağlanacaksınız; üçüncüsü yaptığın işten o anda yorulursanız başka bir uğraş ile meşgul olacaksınız, yazmak gibi. Asıl yorulanlar atıl insanlardır” dedi.


Davutoğlu, Paris ve Berlin ziyaretlerinin ardından Türkiye’ye dönüşünde Başbakanlık muhabirlerinin özel hayatına ilişkin sorularını da yanıtladı. Yoğun programına karşın enerjisinin kaynağının ne olduğunun sorulması üzerine Davutoğlu, “Size bunun formülünü açıklayayım” diyerek, şunları söyledi:

- ÇILGINCA KARARDI: Birincisi kendisiyle barışık, özgüvenli insandan daha güçlü kimse olmaz. İnsanın yüreği ile beyni arasında farklılaşma olmaması gerekiyor. Hayatım boyunca kendi çizdiğim doğrultuda kendi serüvenimi yaşamaya önem verdim. Herkes farklı şeyler yaparken, ben farklı tercihlerde bulundum. Üniversite tercihimde de diğer şeylerde de... Bir an, evliyim, iki çocuğum var, çocuklar küçük. Eve geldim, Sare Hanım mecburi hizmetini yapıyor bir taraftan, bir taraftan ihtisasa hazırlanıyor. 15 gün sonra Malezya’ya gidiyoruz dedim ve gittik. Şimdi baktığımda çılgınca alınan bir karardı, bütün aile düzenini bozup bilinmeyen bir şeye gitmek.

- KAÇTA OLURSA OLSUN: Eve gittiğimde, kapıyı kapattığımda, yaptığım ilk şey, mutlaka çocukları, torunları gider, uykularında öperim. Daha çocukları gece gelip de öpmeden uyuduğum vaki değildir. O çocuk, onu hisseder.

- YEMEK YAPMA KONUSUNDA CAHİLİM: Yemek yapma konusunda çok kötüyüm. Hiçbir şey bilmem. Annem beni mutfağa sokmadı. Sonra da Sare Hanım gibi iyi bir aşçı, düzenli bir eşe sahip olunca hiç ihtiyaç hissetmedim. Yalnız, bazen yalnız kaldığımda yaptığım... Çocuklar bir araya geldiğinde, ‘Baba ne olur, peynirli yumurta yap’ derler. Çok iyi yaparım, 3-4 peyniri karıştırarak. O da Malezya’da yalnız kaldığımda geliştirdiğim bir şey.

-OSMANLI SULTANLARI ÇOK KULLANIR: Severek yaptığınız bir işten yorulduğunuzda, dinlenme ihtiyacı hissettiğinizde bir kenara çekilip atıl durmaktansa, sevdiğiniz başka bir işi yapın. İş değiştirmek insanı dinlendirir. Kitap okumaya veya yazmaya başladığımda bütün her şeyi unuturum. Osmanlı sultanlarının bir meslek sahibi olmasının arkasındaki sırlardan biri de budur. Yorulduğu zaman Sultan Abdülhamit marangoz işi yapıyor, başka biri şiir yazıyor, bir başkası Elmas, mücevher işi yapıyor. Ve orada dinleniyor. Bizim çocukların, benden gözlemle öğrendikleri bir şey var, ben kitap okurken ya da yazarken bana kim ne derse desin, evet derim. Bir an önce beni yalnız bıraksın diye. Çocuklar zor izinleri, benden o dönemde, o saatte alırlar. Sonra Sare Hanım telaşla gelir, ‘Nasıl izin verdin?’ ‘Vallahi hiç hatırlamıyorum’ derim. Çocuklar o arada izni koparırlar.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #408 : 23 Ocak 2015, 09:59:44 »
 :Ş :Ş :s :f
:İ Vaktiniz hayr olsun  Selam ve Dua ile Huuu . . .   :f



Adamın biri parasını sakladığı yeri unutmuştu.
Ne kadar düşündü ise günlerce aramasına rağmen parayı sakladığı yeri bir türlü hatırlayamıyordu.
Benim bu derdime bir çare bulursa o bulur diyerek doğru imam-ı a'zam hazretlerinin huzuruna gitti.

İmam-ı a'zam dedi ki:
 
''Bu senin meselen fıkıhla ilgili değil ama, yine de sana bir akıl vereyim:
Sen git bu gece sabaha kadar namaz kıl, ümit ediyorum ki, paranı koyduğun yeri hatırlarsın.''

Adam o gece sabaha kadar ibadet etmeye karar verip abdest aldı, namaz kılmaya başladı.
Daha gecenin yarısı bile olmadan parayı koyduğu yeri hatırladı.
Namazı bıraktı, doğru parayı koyduğu yerden alıp yattı.

Sabah olunca imam-ı a'zama, (Allah senden razı olsun, bu derdime de çare buldun.
Daha gecenin yarısında parayı koyduğum yeri hatırladım) deyince,
Hazret-i İmam, (Keşke sabaha kadar ibadete devam etseydin.
Çünkü şeytan senin sabaha kadar ibadet etmene tahammül edemediği için
daha gecenin yarısında sana hatırlatmış.
Sabaha kadar da şükür namazı kılsaydın daha iyi ederdin.
Sen parayı bulunca namazı bıraktın) dedi



Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #409 : 23 Ocak 2015, 20:53:48 »



WILSON BENTLEY, bazılarının gözünde gerçek bir deliydi. Ne zaman kar yağsa, hemen tepsisini alır ve kar tanelerini yakalamaya uğraşırdı. Yol ortasına kurduğu fotoğraf makinasıyla kimselerin aklına gelmeyen bir şeye, ‘kar tanelerinin fotoğraflarını çekmeye’ çalışırdı. Onun bu tuhaf davranışları bir tek çocukların hoşuna gider ve çalışmaları sırasında etrafından ayrılmazlardı. Onların ‘Wille Amca’ diye çağırdıkları bu garip insan, tarihe ‘Kar Tanesi Adam’ olarak geçti. Wilson Bentley, kar tanelerinin fotoğraflarını çekebilen ilk insandı. Ve her kar tanesinin birbirinden farklı eşsiz bir güzellikte yaratılmış olduğunu gösteren de yine ilk Bentley oldu. Bentley, henüz onbeş yaşlarındayken, annesi kendisine bir mikroskop hediye etti. Zaten oldukça meraklı bir çocuktu. Mikroskobu elinde bütün gün dolaşır durur ve bulduğu herşeyi daha yakından görmek için tükenmez bir enerjiyle çalışırdı. Kar yağdığı bir gün, elinde mikroskopuyla dışarıya çıktı. Ve havada uçuşan milyonlarca kar tanesinden biri Wilson Bentley’in mikroskobunun camına konuverdi. Meraklı çocuk mikroskoptan baktığında o güne kadar görmediği, o güne kadar hiçkimsenin görmediği muhteşem bir tabloyla karşılaştı. Kar kristalleri altıgen ve olağanüstü bir güzellikte yaratılmışlardı. Bentley, kar tanelerini daha iyi görebilmek için hemen eve koştu ve annesinden siyah kadife bir parça kumaş aldı. Kumaşa düşen her bir kartanesi çok daha net bir şekilde görülebiliyordu. Wilson Bentley o sırada bir şey daha farketti. O ana kadar gördüğü kar tanelerinin hiçbiri bir diğerine benzemiyordu. Bu onu çok heyecanlandırmıştı. Sonraki yıllarda Bentley, kar tanelerini izlemeye devam etti. Onların resmini yapmak istiyordu ama resim kabiliyeti neredeyse hiç yoktu. Onyedinci yaş gününde, büyük bir süprizle karşılaştı. Bütün aile paralarını biriktirmiş ve ona 100 Dolar’a bir fotoğraf makinası almışlardı. O günler için bu küçük bir servet demekti. İki yıl boyunca Wilson Bentley, kar tanelerinin fotoğrafını çekmeye çalıştı. İlk fotografını çektiği gün, defterine şu notu düşmüştü: “15 Ocak 1885. Sıcaklık –2 C, rüzgarlı bir hava. Yaklaşık 13 mm boyunda kar taneleri düşüyor. İlk kar kristalleri çekildi!” Wilson Bentley, tam kırk yıl boyunca kar tanelerini fotoğraflamayı sürdürdü. İlk başta yaptıklarını çok tuhaf bulup kendisine ‘deli’ diyenler dahil herkes onu zamanla çok sevdi. Dünyada kar taneleri hakkında en çok bilgi sahibi olan kişi olarak bilindi ve “Kar Tanesi Adam” olarak meşhur oldu. Zaman zaman, yakaladığı bir kar kristalinin erimemesi için nefesini tutarak çalışan bu adam, o eski makinesiyle tam 6000 fotograf çekti. İnsanlar gelip fotograflarını parayla satın aldılar, para ve şöhret onu hiç değiştirmedi. Altmış yaşlarındayken, kar taneleri hakkında yazdığı kitabı basıldı. Dostlarının anlattığına göre ölümünden bir hafta kadar önce çok soğuk ve karlı bir havada dışarıya çıkmış, yeryüzüne ağır ağır süzülen, bu kristal çiçeklerin resmini çekmeye çalışıyordu. Her zamanki gibi, kocaman bir fötr şapka, kalın bir palto ve siyah eldivenlerini giymişti. Bu kısa boylu ufak tefek adam, yeryüzüne düşen bütün kar tanelerinin fotoğrafını çekmek isteyebilecek kadar büyük bir yürek taşıyordu.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #410 : 27 Ocak 2015, 01:26:16 »
Gözleri görmeyen adam bir elinde desti bir elinde fener ile gecenin karanlığında ilerlemektedir. Bir adam yaklaşır. Senin için gece de bir gündüz de. Bu fenerin sana ne faydası olacak ki! Kafa gözü kapalı lakin kalp gözü açık olan Kendim için değil der senin gibi kalp gözü kapalılar için taşıyorum bu feneri, bana çarpıp da elimdeki testiyi kırmasın diye.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı saadet

  • Usta
  • ***
  • İleti: 212
  • Rep +0/-0
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #411 : 27 Ocak 2015, 17:45:18 »


CARİYE'NİN AŞKI
Yavuz Sultan Selim Han,
Mısır'ı Fethettiğinde bir süre orada kalır.
İdareyi eline alıp kendi hâkimiyetini yerleştirmek için bu elzemdir.
Bu sırada bir Çadırda kalıyor.
Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan
Mısırlı bir cariye vardır ki,
Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar
çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor,
akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor.

Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona âşık olur.
Lâkin umutsuz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı
Halife-i Rûy-i Zemin, diğer tarafta basit bir cariye...

Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz boyutlara ulaşıp da
kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde
Halifeye açılmaya karar verir.
Lâkin aradaki uçurum cariyeyi iyice çıkmaza sokar ve kararsız hale getirir.
Bir yandan aşkının dayanılmaz baskısı, diğer yandan
aradaki devâsâ farkın kendini engellemesi arasında bocalayan cariye
Halifenin karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamadığından,
yazıyla ilân-ı aşk etmeye karar verir.
Ve üç kelimelik bir not yazarak
Halife hazretlerinin yatağına bırakır.
Notta sadece üç kelime yazılıdır:

“Derdi olan neylesin?”

Akşam çadırına gelip de yatağının üzerinde küçük bir kağıt parçası bulan
Yavuz Sultan Selim Han, kağıdı okuyunca bu notu yazanın,
çadırını süpüren cariye olduğunu anlar.
Ve kâğıdın arkasına cevabını yazar:

“Derdi neyse söylesin.”

Kâğıdı aynı yere bırakır.
Sabah olunca da çıkıp gider.
Bir müddet sonra Cariye temizlik için çadıra geldiğinde ilk iş olarak kâğıdı arar.
Kâğıdı bıraktığı yerde duruyor bulur.
Kaparcasına kâğıdı alıp okuduğunda heyecanı bir kat daha artar.
Halifenin cevabından cesaretlenen cariye, kâğıdı çevirip dünkü notunun altına şu cümleyi ekler:

“Korkuyorsa neylesin?”

Akşam olur. Halife çadıra döner.
Kâğıdı okur ve cevabı yazar:

“Hiç korkmasın söylesin.”

Sabah bu cevabı okuyan cariye artık kararını vermiştir:
Aşkını bu akşam halifeye söyleyecek.
Ne olacaksa olsun artık.
Ve o gün temizliği bitirdiği halde gitmeyip Halifeyi beklemeye başlar.
Yavuz Sultan Selim Han akşam çadıra dönünce cariyeyi kendisini bekler bulur.
Cariye, Halifeyi görünce hemen ayağa kalkıp temenna durur.
Yavuz Selim Han "Buyurunuz, sizi dinliyorum" deyince,
cariye tüm cesaretini toplamaya çalışırken, titreyen ellerini gizlemek için
elleriyle dirseklerini tutarak kollarını kavuşturur.
Heyecandan yüzü kıpkırmızı olmuştur.
Kalbi yerinden fırlarcasına atarken, titrek ve mahcup bir sesle:
"Efendim...” der.
“Cariyeniz...
Size...
" ve cümlesini tamamlayamadan yığılıp kalır.

Kalbine sığmayan aşkını söyleyemeden ruhunu teslim eden cariyenin,
bu tertemiz aşkı karşısında Koca Halife gözyaşlarını silerek etrafındakilere şöyle der:

“Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin.
Zira âşık, mâşukunun yolunda olur ve o yolda ölür.”

Katsamda Gönlümün Sabrına Sabır,
Yarın ki Hasretin Bugünden Hazır.
Sanma ki Gönlüm Ölesiye Kederli,
Hasretin Bile Senin Kadar Değerli....
.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #412 : 28 Ocak 2015, 02:29:28 »
 :Ş :Ş :Ş :İ :f


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #413 : 03 Şubat 2015, 11:41:44 »
Küçük bir zenci çocuk, kentin büyük sergisinde bir satıcının elindeki balonları seyre dalmış. Her renkten ve her biçimden balonlar ışıl ışıl boşlukta parlıyordu.
Derken aniden kırmızı bir balon, kazara kurtularak havada uçtu, uçtu, uçtu ve sonunda aşağıdan seçilemeyecek denli yükseldikten sonra gözden kayboldu. Bu manzarayı seyretmek için öyle bir insan kalabalığı toplanmıştı ki satıcı bir tane daha bırakmanın reklam olacağını düşünerek havaya parlak sarı renkte bir balon daha bıraktı. Arkasından bir tane de beyazını çözdü.
Küçük zenci olduğu yerden büyük bir hayranlık içerisinde, ardı arkasına uçan balonları bir süre daha seyrettikten sonra: “Baloncu amca” dedi. “Acaba bir de siyah renk bıraksaydınız, ötekiler kadar yükselir miydi?”
Baloncu amca anlayışlı bir bakışla çocuğa gülümseyerek, siyah renkli bir balonu boşluğa doğru bırakarak yanıt verdi:
“Yavrum bizi yükselten, dışımızdaki renk değil, içimizdeki cevherdir.”  :R


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #414 : 03 Şubat 2015, 11:44:24 »
Melih Cevdet’e sormuşlar ’evlilik nedir’ diye.Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna ’evlenmek’ denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik ’katlanmaktır’ demiş.’

1- Bir adam gazeteye ilan vermiş: ’’Eş arıyorum’’.
Ertesi gün yüzlerce mektup almış. Hepsi aynı şeyi söylüyormuş. ’’Benimkini alabilirsin.’’

2- Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz.
’’Ya arabası yenidir ya da karısı!..’’

3- Bir genç babasına sorar; ’’Baba evlenmek kaça mal olur?’’
Baba cevap verir: ’’Bilmiyorum oğlum, ben hálá ödüyorum.’’

4- Evli erkeklerin psikolojisi arkadaşlarla lokantaya gitmeye benzer.
İstediğin yemeği sipariş edersin, sonra yanındakinin istediği yemeği görüp ’’Keşke onu isteseydim’’ dersin.

5- Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler, ikinci yılında kadın konuşur adam dinler, üçüncü yılında her ikisi de konuşur, komşular dinler.

6- Bir kavgadan sonra kadın kocasına bağırır:
’’Seninle evlendiğimde tam bir aptalmışım.’’
Adam cevap verir: ’’Evet aşıktım, fark edemedim.’’

7- Bir davette bir kadın arkadaşına sorar; ’’Alyansını yanlış
parmağına takmıyor musun?’’ Diğer hanım cevap verir;
’’Evet yanlış adamla evliyim de ondan.’’
 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #415 : 04 Şubat 2015, 01:34:14 »
* Lokman iyi bir köle idi. Efendisi onda bereket sezdi de her yemeği önce ona verir sonra onun artığını yerdi. Bir gün karpuz aldı efendisi ve lokmana yollamadı, onu huzuruna çağırdı. “Lokman al karpuz ye” dedi bir dilim verdi. Lokman iştahla yedi. Bir daha kesti onu da yedi. Derken son dilime gelindi. Efendi “Bunu da ben yiyeyim “dedi. Isırması ile tükürmesi bir oldu. Efendi “Lokman bu karpuz zehir, nasıl yedin, niye demedin bize ?” dedi.

Lokman “Efendim, bana bugüne değin öyle çok ihsan ettiniz ki, bu karpuz acı diyemezdim. Bu edebe ters olur, size nankörlük olurdu” dedi.

Hak’tan gelen belaları acı karpuz bil. Sana ne nimetler verdi. Acı karpuz verdi diye hemen kızacak mısın, yoksa Lokman olma niyetin var mı?


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #416 : 08 Şubat 2015, 18:23:17 »
HIZIR (A.S)' IN DİLEĞİ
Günlerden bir gün oturmuş, Allah'ı zikretmekle meşgul Hızır (a.s.)ın canını almak için yanına ölüm meleği Azrail (a.s) gelir.
Hz.Hızır (a.s) durumu anlayınca hüngür hüngür ağlamaya ve çırpınmaya başlar.Bir ALLAH dostunun ölüm karşısında gayet metin ve soğukkanlı olmasını bekleyen Azrail (a.s)''Bu ne telaş,bu ne telaş ey Hızır,ne kadar yufka yürekliymişsin,ne bu gözyaşları,
Ölümden mi,yoksa dünyadan ayrılacağından mı korkuyorsun''diye sorunca Hızır ( a.s) 'Hayır'der:
´Tek korkum,öldüğümde Allah'ı biraz daha fazla zikr etmekten uzak kalışımdır.Çünkü ardımdan insanlar Allah'ı anarlarken,bol bol ibadet ve taatte bulunurlarken,ben bu eşsiz zevkten mahrum kalacağım.
Halbuki ben kıyamete kadar Allah'ı anmayı ve Ona gece gündüz ibadet etmeyi diliyorum.´
Bunun uzerine ulu ALLAH(c.c) Azrail (a.)a´Ey Azrail,Hızır'ın ruhunu alma.Bırak yaşasın..Çünkü o yaşamayı kendisi için değil,benim için,beni daha çok anmak için istiyor.Bırakta kıyamete kadar yeryüzünde beni ansın,bana yalvarıp yakarsın´diye emr eder.
İste o yüzdendir ki; Hızır (a.s) yeryüzünde kıyamete kadar hayatı sürecek olan tek varlıktır.Ve devamlı olarak Allah'ı anmakla meşguldur.
Ulu ALLAH cümlemizi,yüce adını yüreğinden ve dilinden düşürmeyen gerçek müminlerden eylesin...
Amin ♡


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #417 : 12 Şubat 2015, 03:25:45 »
Hintli biri öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye
 sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız? ” diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”
 “Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? *Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “ Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #418 : 16 Şubat 2015, 00:07:34 »
Adamcağızın bir tanesi Allah"ımı memnun etmek için ne yapmam lazım?” diye herkese sorar. Saf bir adamcağızmış. “Allah"ın rızasını bul derler,” Adam Rıza isminde birini bulmak için aramaya başlar. Gider, arar, arar ve bir Rıza bulur. Rıza da ârif bir adammış, “Yok canım” der.” İş beni bulmakla olmaz. Allah için bir şeyler yap. İbadet et.” “Bilmem ki,” der. “Dua oku.” “Vallahi hiç bilmem,” der. “O zaman sen en iyisi ne bilirsin?” “Bir köy oyunu bilirim” “O zaman oyna” der adam. Öyle bir Allah için elini kaldırıp oynamaya başlar ki Rıza isimli şahıs, adamın başına gökten nurdan bir tâç indiğini görür. İşte onu görünce şaşar kalır. Çünkü kendisi senelerdir ibadet etmektedir ama böyle bir tâcı hiç görmemiştir. “Ne kadar güzel oynadın, ne kadar Allah için oynadın ki, başına nûrdan tâç iniyor.” Garip ve zavallı adam der ki; “Bak Rıza"yı buldum da ondan oldu.” İşte iş, şekilde değil mânâdadır. İşte hakiki ibadet, Allah için yapılan her şey demektir. Çünkü her şey Allah için yapılırsa, sonuçta bizi huzura götürür. lâ ilâhe illallah demek için yani esmâ-ül hüsnâyı (Allah"ın sonsuz ismi aslında 99 değil) , tasdik etmek gerekir. Edep aşıkta da en üst seviyededir. Çünkü o her şeyini Allah için yapar, onun edepsizliği de edepten başka bir şey değildir. Hani bir aşık, bir kere demiş ki; “Bana hiç para vermiyorsunuz ki, bir traş olayım.” Önündeki ağaç altın kesilmiş. Onun üzerine demiş ki; “Seninle de hiç şakaya gelmiyor güzel sultanım”. İşte edebin en üst derecesi aşığın edebidir. Çünkü onun edebi aşkının içinde zoraki olmayan hakîkî bir edeptir.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı saadet

  • Usta
  • ***
  • İleti: 212
  • Rep +0/-0
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #419 : 08 Mart 2015, 18:11:35 »


YEŞİL ELBİSE

Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.
-Gel seni camiye götüreyim,dedim.
Bugün Cuma biliyorsun.
-Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun,dedi
-Biliyorum ama,sebebini gerçekten merak ediyorum.
-Ne bileyim olmuyor işte,dedi.
Hem pantolonumun ütüsü bozulup,
dizleri çıkar diye endişe ediyorum.

Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
-Herhalde şaka yapıyorsun,dedim.
Bunun için cami terkedilir mi?
-Ciddi söylüyorum,dedi.
Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.
Gerçekten öyleydi.
Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka
yeşilin bir başka tonundan seçer ve
her zaman ütülü tutardı.
-Peki,dedim.Hayatında hiç camiye gitmedin mi?
-Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim,dedi.
Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde
endişe etmiyordum.
Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.

Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu
açtığıma pişman etmişti.
Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.
Onunla konuşmamızdan
2 ay sonra,kendisinin camide olduğunu söylediler.
Hemen gittim.
Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve
üzerinde yine yeşiller vardı.
Yavaşca yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:
-Hani,dedim.
Camiye gelmeyecektin?

Hiç sesini çıkarmadı.
Çünkü musalla taşının üzerinde,
yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.


Katsamda Gönlümün Sabrına Sabır,
Yarın ki Hasretin Bugünden Hazır.
Sanma ki Gönlüm Ölesiye Kederli,
Hasretin Bile Senin Kadar Değerli....
.