Gönderen Konu: Günün Hikayesi  (Okunma sayısı 102435 defa)

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #435 : 13 Ağustos 2015, 23:42:29 »
Demir dile geldi, “Katılaşma konusunda insanlardan öğreneceğimiz çok şey var!” dedi çeliğe.
Kırılmadan, parçalanmadan, bin parçaya bölünüp tuz buz olmadan yeniden insan olunamayacak zamanları da görecek miyiz?
“Kalp insanın gerçek doğası ve gerçekliğin doğasını deneyimlediği bir yeteneğidir. Fakirin ağlayışı kalpten bir örtünün kaldırılışı demektir. Bu da onun yaptığı bir iş değil, Rabb'in işidir. Nitekim yalnız onun istediği kimseler gözyaşı döker. İşte bu yüzden Peygamber -selam ve bereket ona olsun- şöyle dedi, 'Ağlayın, ağlayamazsanız ağlamayı taklid edin, Allah'ın inayetiyle ağlayacak duruma gelirsiniz.' Nefsin teslimiyeti böyle başlar.” deniyor, Gariplerin Kitabı'nda


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #436 : 28 Ağustos 2015, 09:17:53 »
Marie Rose Balter'in hikayesi başka insanların hikayesinden biraz farklı. Filmini izledikten sonra çok etkilendim ve hikayesini sizlerle paylaşmak istedim.

Onu farklı kılan, bir zamanlar hasta olarak kaldığı tımarhaneye yönetici olarak dönmesi. "Nasıl olur" dediğinizi duyar gibi oldum. Aynısını bende demiştim...

Marie, 1930 yılında alkolik bir annenin evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelir. Annesi ona bakamayınca 5 yaşında olan Marie'yi yurda verir. Ardından bir çift onu evlatlık edinir. Marie'nin kaderi ne yazık ki yine yüzüne gülmez, çünkü onu evlatlık edinen çift sadist çıkar. Bu italyan asıllı çift küçük kızı evin mahzenine kapayıp sistematik biçimde işkence eder. Dışardan bakıldığında normal ve çok saygın göründükleri için, bunu yıllarca rahatlıkla gizleyebilirler ve Marie adeta cehennemi yaşar.

Marie Rose 17 yaşında depresyondan felç geçirir. Halisünasyonlar da gördüğü için doktorlar ona şizofren teşhisi koyar ve onu akıl hastahanesine yerleştirirler. Marie hayatının 17 yılını orada geçirir ve çok zor yıllar yaşar. Umutsuzluk ve çaresizlik içinde kıvranır durur. Yemek yemez, yerinden kımıldamaz ve sıkça intihar etmeyi düşünür.

Otuz dört yaşına geldiğinde doktorlar Marie'nin durumunu yeniden değerlendirir. Onun şizofren olmadığına, ağır depresyon geçirdiğine ve panik atak yaşadığına karar verirler. Arkadaşlarının ve kendisini seven bir kaç sağlık görevlisinin yardımıyla Marie hastaheneden çıkar.

O artık hür ve yaşamını nasıl sürdüreceğine dair kendisi karar verme aşamasındadır. Terk edilmiş, işkence ve tacize uğramış, otuzdört yılı ziyan olmuş bir kişi olarak hiçte kolay olmayacaktı, ama o yılmadı ve kızgın, öfkeli, umutsuz olmak yerine sıfırdan başlamayı tercih etti.

Yetkililer "Aklı dengesi yerinde değil, okuması imkansız" dedikleri halde Marie, Salem State Üniversitesine Psikiyatri bölümüne girer ve mezun olur. Bu ara kanser hastalığına yakalanır ve mücadalesini kazanır. Kendisi gibi akıl hastahanesinden çıkmış ve iyileşmiş Joe ile evlenir. Kocası maalesef altı sene sonra ölür ve Marie kendini işine verir. Uzun yıllar doktor olarak çalıştıktan sonra Harvard Üniversitesi'nde mastır yapar. Psikiyatrik hastalarla çalışır, konferanslar verir. Biyografisi yazılır ve hayatı film olur (Nobody's Child). Bir çok ödüle layik görülür.

Elli sekiz yaşındayken, 'vay be' dedirtecek birşey yapar: On yedi yılını geçirdiği Masachusetts Danver Devlet Hastahanesine yönetici olarak atanır ve gelin görün ki, göreve alınır.

Verdiği bir basın toplantısında şunları söyler: "Eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir damla bile gelişemezdim. Yaşamım ziyan edilmiş bir yaşam olurdu. Ve bugün bu hastahaneye yönetici olarak dönemezdim."

Marie Rose Balter'in yeni görevini haber yapan bir Ajans, onun zafer açıklamasını da şöyle yapar: "En uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuk. Affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır. Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile..."

Marie bu hayatta hiçbir şeyin imkansız olmadığını gösteren en güzel örneklerlerden birisi


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #437 : 02 Eylül 2015, 21:26:57 »
Bir kimse, mümin kardeşini sevindirince, Allahü teâlânın yarattığı bir melek, bu kimse ölünceye kadar hep ibadet eder. Ölüp kabre konunca, yanına gelerek, “Beni tanıyor musun?” der. Ölü, “Hayır, sen kimsin?” diye sorunca, “Bir Müslümana vermiş olduğun sevincim. Bu gün seni sevindirmek için, sana gönderildim. Kabirde ve kıyamette sana şefaat edip Cennetteki makamını göstereceğim” der. . [İ.Ebiddünya] “ Hadis-i Şerif “ selamgah: Bir kimse, mümin kardeşini sevindirince, Allahü teâlânın yarattığı bir melek, bu kimse ölünceye kadar hep ibadet eder. Ölüp kabre konunca, yanına gelerek, “Beni tanıyor musun?” der. Ölü, “Hayır, sen kimsin?” diye sorunca, “Bir Müslümana vermiş olduğun sevincim. Bu gün seni sevindirmek için, sana gönderildim. Kabirde ve kıyamette sana şefaat edip Cennetteki makamını göstereceğim” der. . [İ.Ebiddünya] “ Hadis-i Şerif “


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #438 : 24 Ekim 2015, 08:57:38 »
1827 yılında Almanyanın Magdeburg kentinde bir müzik öğretmeninin oğlu dünyaya gelir (Karl Detroit). Anne ve baba sürekli kavga ettiklerinden dolayı çocuk akrabaları tarafından yetimhaneye götürülür. Bu çocuk 12 yaşına geldiğinde bir gece yarısı bütün arkadaşları uyurken çarşafları birbirine dolayarak yetimhaneden kaçar ve Hamburg’a gider. Büyük bir liman kenti olan Hamburgda bir gemide miço olarak işe başlayan Karl Detroit, bütün akdenizi dolaşıp, Marmara denizinden boğaza giren gemisinden Kız Kulesi’ni görünce atlar ve Kız Kulesi’ne doğru yüzmeye başlar. Çocuk yakalanır ve Sadrazam Âli paşanın(şair) yanına götürülür.
Sadrazam soruyor ’Neden kaçtın Almanyadan?’
Karl Detroit cevap veriyor: ’dayak vardı orada, bıktım kaçtım’
’Peki ya neden Akdenizin onca yeri değil de İstanbul’da atladın denize evladım?’ Diye soruyor Sadrazam,
Kız Kulesi’ni gösteriyor Karl Detroit, ’ben o kuleyi çok sevdim’ der.
Almanlar çocuğu geri ister, fakat Sadrazam Âli paşa ’hayır alamazsınız, o artık benim oğlum’ der ve o gün Karl Detroit adı değişerek Mehmet Ali adını alır ve askeri okula başlar. Aldığı eğitimin ardından Kırım harbine katılır ve paşa ünvanı alır. O artık sığındığı ülkenin bir Paşasıdır! 1878 Berlin anlaşmasına giden heyetin içinde yer alan Mehmet Ali Paşa, doğduğu ülkeye geri dönmüştür ancak artık o bir Osmanlı Paşasıdır.
Almanya dönüşünde Arnavutluk’ta yolunu kesen eşkiyalar tarafından öldürülen Karl Detroit, arkasında 4 kız çocuk bırakır. Bunlardan biri, Leyla hanım, bu Leyla hanımın da bir kızı olur, Celile hanım. İlk Türk ressamlardan olan bu Celile hanımın da bir oğlu olur ve o küçük bebek büyüyüp Türk edebiyat tarihine adını Nazım Hikmet olarak yazdırıyor!
Nazım Hikmet’i herkes konuşuyor, ancak Nazım’a nasıl gelinir, işte böyle.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #439 : 01 Aralık 2015, 14:55:09 »
En büyük adamlar “ufak tefek şeylerle geçen günlerden nefret edenler” değil, o “ufak tefek şeyleri” geliştirmek için büyük bir dikkatle çalışanlardır.
Michelangelo, atölyesinde bir ziyaretçiye, son ziyaretinden beri bir heykel üzerinde neler yaptığını açıklıyordu. Bunu yaparken, “Bu tarafı biraz rötuşladım, şu tarafı parlattım, yüzünü azıcık yumuşattım, buradaki kasları biraz daha belirginleştirdim, dudağa biraz ifade kattım, şu parçaya da biraz enerji ekledim” gibi ayrıntılardan bahsediyordu.
Ziyaretçi; “Fakat bunlar ufak tefek şeyler” dedi.
Heykeltıraş şu cevabı verdi;
“Olabilir. Fakat unutmayın ki mükemmeli yapan da ufak tefek şeylerdir. Mükemmellik ise sanırım ufak tefek bir şey değildir.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #440 : 01 Ocak 2016, 18:15:39 »


KOCANIZ ROMANTIK MI??


Ha­yır ke­sin­lik­le de­ğil. Ken­di­si ökü­zün ön­de gi­de­ni­dir.                                           Aa­aa...

Evet evet. Er­kek­lik gaz­la ça­lı­şır der­ler, bi­zim ki ha­ka­ret­le ça­lı­şı­yor...

Yu­ka­rı­da­ki ko­nuş­ma­ya te­le­viz­yon­da ka­rı-ko­ca­la­rın ka­tıl­dı­ğı bir ya­rış­ma prog­ra­mın­da denk gel­dim. Ka­dın bun­la­rı söy­lü­yor, baş­ta ko­ca­sı ol­mak üze­re her­kes de gü­lü­yor.

Di­ğer ha­nım­la­ra da so­ru­yor­lar, on­lar da ko­ca­la­rı­nın ro­man­tik ol­ma­ma­sın­dan şi­ka­yet­çi.

Ro­man­tizm bas­kı­sı di­ye er­kek­ler üze­rin­de cid­di bir bas­kı var. Bu da ben­ce er­kek­le­ri de­ğer­siz­leş­tir­me­nin ve düş­man­lı­ğı­nın bir par­ça­sı. Kav­vam­lı­ğın önün­de­ki en­gel­ler­den bi­ri. Bu de­vir­de er­kek­sen ve ro­man­tik de­ğil­sen öl da­ha iyi. Adam de­ğil­sin. Es­ki­den adam­lı­ğın öl­çü­sü, yi­ğit­lik­le, gü­ven­le, er­ke­ğin ai­le­si­ne sa­hip çık­ma­sı ile öl­çü­lür­dü. Şim­di ne ka­dar ro­man­tik ol­du­ğun ile öl­çü­lü­yor. Ev­li­lik ön­ce­si baş­lı­yor... Na­sıl ev­len­me tek­lif et­tin? Pas­ta­dan yü­zük çık­tı mı? Gök­yü­zü­ne onun adı­nı yaz­dır­dın mı? Kim­se­nin ak­lı­na gel­me­yen bir şey yap­tın mı? Her­ke­sin için­de ye­re diz çö­küp yal­var­dın mı?...

Yok mu? Baş­tan kay­bet­tin. Bu kız na­sıl ev­len­me tek­li­fi al­dın so­ru­su­na na­sıl ce­vap ve­re­cek? Tam bir re­za­let! Ço­cuk­la­rı­na to­run­la­rı­na bu­nun hi­ka­ye­si­ni na­sıl an­la­ta­cak za­val­lı­cık! Özel bir şey yap­ma­dıy­san ne bü­yük utanç!

Ha­di bü­tün bun­la­rı yap­ma­dın, yi­ne de ev­len­me­yi ba­şar­dın. Ka­rı­na gül gö­tü­rü­yor mu­sun? Ona na­sıl hi­tap edi­yor­sun? Ara­da hoş sür­priz­ler ya­pı­yor mu­sun? Ka­rı­nı mut­lu edi­yor mu­sun? Et­mi­yor­san işin bit­miş. Her tür­lü ha­ka­re­ti hak edi­yor­sun!

He­le ilk ta­nış­ma gü­nü, söz gü­nü, ni­şan gü­nü, sev­gi­li­ler gü­nü, ev­li­lik yıl­dö­nü­mü, ka­rı­nın do­ğum gü­nü gi­bi ne­re­dey­se mü­ba­rek gün gi­bi gö­rül­me­ye baş­la­nan, as­la unu­tul­ma­ma­sı ge­re­ken hem he­di­ye alı­nıp hem sür­priz­ler ya­pıl­ma­sı ge­re­ken gün­ler­den bi­ri­ni unut­muş­sun za­ten işin bit­miş. Ken­di­ne kö­tü söz­ler­den söz be­ğen ar­tık.

Ka­rın mı? Onun bir şey yap­ma­sı­na ge­rek yok. Ka­dın ol­ma­sı ona ye­ter. O her ha­lü­kar­da hak­lı­dır. Ev işi yap­ma­ya­bi­lir, is­ter­se se­nin­le yat­ma­ya­bi­lir, öz­gür­dür, is­te­di­ği gi­bi ge­ze­bi­lir, ça­lı­şa­bi­lir, hiç bir şey­de se­nin ona­yı­na ih­ti­ya­cı yok­tur. Güç­lü­dür ayak­la­rı­nın üs­tün­de du­rur, ken­di­ni ta­şır, ge­re­kir­se se­ni de ta­şır...

Onun gü­zel ah­lak­lı ol­ma­sı da ge­rek­mi­yor. Ay­rı­ca ko­ca­ya hiz­met et­mek gi­bi bir mec­bu­ri­ye­ti de yok. Sen ona hiz­met et­mek zo­run­da­sın.

O bir azi­ze­dir, ona tap­man ge­re­ki­yor. Ka­nun­lar on­dan ya­na, se­ni şi­ka­yet eder­se, sen ke­sin suç­lu­sun, şa­hit bi­le aran­maz. Vic­dan­lar on­dan ya­na. Ka­dın de­ğil mi ke­sin ezi­li­yor­dur! Med­ya on­dan ya­na. Ka­dın­san hak­lı­sın.

Kim­se ka­dın­la­rın iyi bir eş olup ol­ma­dı­ğı­nı, ka­dın­la­rın so­rum­lu­luk­la­rı­nı  ko­nuş­mu­yor, her­ke­sin der­di er­kek­le­rin iyi eş ol­ma­dı­ğı üze­ri­ne. Bü­tün ka­dın­lar dört dört­lük ve mü­kem­mel; er­kek­ler ise on­la­rın kıy­me­ti­ni bil­me­yen odun­lar. (!)

Erkek­ler: Mo­dern ça­ğın kö­le­le­ri. Ne ya­par­lar­sa yap­sın­lar ka­dın­la­rı mut­lu ede­mi­yor­lar.

Er­ke­ğin kav­vam ol­ma­sı­nı, evin yö­ne­ti­ci­li­ği­ni al­ma­sı­nı ko­nu­şur­ken er­kek­li­ğin şe­re­fi­ni de ko­nuş­ma­mız la­zım.

Fe­mi­niz­min ba­şa­rı­sı mı de­sek, mo­dern­li­ğin do­ğal ge­ti­ri­si mi de­sek bil­mi­yo­rum son yıl­lar­da baş­ta ba­tı ül­ke­le­ri ol­mak üze­re er­kek­ler üze­rin­de kuv­vet­li bir bas­kı ve sin­dir­me po­li­ti­ka­sı uy­gu­la­nı­yor. Hem ka­nun­lar­la hem med­ya bas­kı­sı ile hem de top­lum vic­da­nın­da.

Kö­tü ol­duk­la­rı­na ar­tık er­kek­le­rin ço­ğu da inan­mış du­rum­da. Er­kek­ler ar­tık er­kek ol­mak­tan do­la­yı uta­na­cak du­ru­ma gel­di­ler. Med­ya va­sı­ta­sı ile ka­dın­la­rın yük­sel­ti­len bek­len­ti­le­ri, er­kek­ler üze­rin­de cid­di bir bas­kı oluş­tur­muş du­rum­da.

Er­kek­ler di­zi ve film­ler­de­ki ya­kı­şık­lı, zen­gin, ro­man­tik, sü­per kah­ra­man­lar­la ya­rış­mak zo­run­da. San­ki er­kek­le­rin dün­ya­ya ge­liş ama­cı ka­dın­la­rı mut­lu et­mek için­miş gi­bi bir al­gı oluş­tu­rul­du. Fa­kat her gün de­ği­şen ve ar­tan bek­len­ti­ler yü­zün­den ka­dın­lar bir tür­lü mut­lu ola­mı­yor­lar.

Din­dar er­ke­ğin med­ya­nın da­yat­tı­ğı ro­man­tik dav­ra­nış­la­ra ih­ti­ya­cı yok. Mü'min er­kek za­ten ne­za­ket­li­dir. Ön­ce Al­lah rı­za­sı için, yu­va­sın­da mu­hab­bet için eşi­nin gön­lü­nü hoş et­me­ye ça­lı­şır.

Eğer ka­rı­sı­na gül ge­ti­re­cek­se bu­nu ro­man­tik ol­mak için de­ğil, bir mü­mi­ni se­vin­dir­me­nin Ya­ra­dan'ı se­vin­dir­mek ol­du­ğu­nun bi­lin­cin­de ya­par ve bu­na en çok en ya­kı­nın­da­ki eşi­nin la­yık ol­du­ğu­nu bi­lir. Za­ten  gül gö­nül­den gel­mi­yor­sa kar­şı­da­ki­ne sa­de­ce di­ke­ni ula­şır.

Er­kek­le­rin üze­rin­de­ki bu ro­man­tik ol­ma bas­kı­sı er­kek­le­ri olum­suz ola­rak et­ki­li­yor. Er­kek­le­rin ço­ğu da ken­di­le­ri­ni ka­dın­la­rı mut­lu ede­me­yen odun­lar ola­rak gör­me­ye baş­la­dı. Bu on­la­rı da­ha mı iyi ya­pı­yor? Ha­yır. Da­ha kö­tü ya­pı­yor. Hem ka­dın­lar­dan hem ken­di­le­rin­den umut­la­rı­nı ke­si­yor­lar. Suç­lu­luk psi­ko­lo­ji­si ki­şi­de öf­ke ya­par. Öf­ke de ki­şi­yi doğ­ru dü­şü­ne­mez ha­le ge­ti­rir.

İn­san ba­şa­rı­lı ol­du­ğu­na inan­dı­ğı sü­re­ce gay­re­te ge­lir. Oy­sa med­ya er­kek­le­re ro­man­tik ol­ma­dık­la­rı ve ba­şa­rı­sız ko­ca ol­duk­la­rı ko­nu­sun­da  psi­ko­lo­jik bas­kı ya­pa­rak ka­dın­la­rın gö­zün­de er­kek­le­ri de­ğer­siz­leş­ti­ri­yor.

 













Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #441 : 17 Ocak 2016, 13:01:47 »
Yalnız Sekiz dakikan var

Hikâyede anlatılan efsaneye göre bir kadın, bir gün kucağındaki çocuğu ile
 birlikte bir mağaranın önünden geçerken içeriden gelen bir ses duyar:
 "İçeri gir ve ne istersen al, ama en mühim olanı unutma! Ayrıca:

Sen çıktıktan sonra kapının bir daha asla açılmayacağını da dikkate
 al... Ancak bu fırsatı kaçırma, ama yine de en mühim şeyi unutma..."
 diyor, durmadan ikaz ediyordu.

Kadın mağaraya girer ve büyük bir servetle karşılaşır. Yığınla altın ve mücevherleri görünce

şaşkına döner ve çocuğunu yere bırakarak hemen büyük bir hırsla mücevherleri toplamaya başlar.

Bu sırada o esrarengiz ses yine duyulur:

"Yalnız sekiz dakikan var..."
 Sekiz dakika çabuk geçer. Kadın toplamış olduğu kıymetli taşlar
 ve altınlarla birlikte mağaranın dışına koşar ve kapı kendiliğinden
 kapanır... Bu sırada çocuğunu içerde unutmuş olduğunun farkına varır, ama
 iş işten çoktan geçmiştir. Ağlamak, sızlamak, dizini dövmek, saçını-başını yolmak fayda vermez.

Kapı bir kere daha açılmamak üzere kapanmıştır.

Zenginlik uzun sürmez, ama ümitsizlik hep yaşar.
 Aynı şey çoğu zaman çoğu insanın başına da gelir.

Bu dünyada yaklaşık 80 senelik ömrümüz vardır ve bir ses daima bize:

"Sakın en mühim şeyi unutma!" der gibidir.
 Mühim olan açık, net bir şekilde bellidir, o da: "Ebedi hayatı kazanmak..."tır.

Kaybedilme ve riske sokamayacağımız şeyler:

Manevi değerler, doğru inanç, doğru arkadaş, doğru çevre, doğru aile, hakiki dostlar ve sana ayrılan sınırlı hayattır.



Maalesef biz en mühim şeyleri çoktan unutmuşa benziyoruz...

Muhabbet/ sevgi, sulh/barış, mütevazilik/alçak gönüllülük, mertlik, ihlas/samimiyet...

Hani, nerede?


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #442 : 17 Şubat 2016, 01:19:33 »
Bir gün ölüm adamın karşısına çıktı ve dedi:
- Bugün, senin son günün.
Adam dedi:
- Ama ben hazır değilim.
Ölüm dedi:
- Bugünkü listemde, senin ismin ilk sıradadır.
Adam dedi:
- Peki o zaman… gitmeden önce,gel oturalım beraber bir kahve içelim.
Ölüm dedi:
- Tabi ki.
Adam, ölüme kahve ikram etti. Ve onun kahvesine bir kaç uyku hapı attı…
Ölüm kahveyi içti ve derin bir uykuya daldı…
Adam, ölümün listesini aldı ve ismini ilk sıradan silip listenin sonuna koydu.
Ölüm uyandıktan sonra şöyle dedi:
- Sen, bugün bana çok şefkatli davrandın. Şefkatinin karşılığında işime listenin sonundan başlayacağım.“
Bazen bazı şeyler kaderinde yazılıdır. Onları değiştirmek için ne kadar çabalarsan çabala, onlar hiç bir zaman değişmezler…
Karga ve papağanın her ikisi de çirkin yaratılmıştır.
Papağan itiraz eder ve güzelleşir.
Ama karga Yaradan'ın rızasından memnun kalır.
Bugün papağan kafeste, karga ise özgür…


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #443 : 26 Şubat 2016, 00:07:13 »
birgün İbrahim İbn-i Edhem Hazretlerine demişler ki,

"Ya İbrahim! Kıtlık var, yağmur yağmadı, topraklar çatladı, hayvanlar ölüyor. Gel biz yağmur duasına çıkıyoruz, sen de katıl, sen de dua et!.."

O da onlara şöyle bakmış, demiş ki:

"Siz kulluğunuzu güzel yapın, O Rabliğini bilir? Siz Allah'a güzel kul olun; o size yağmuru da yağdırır, ekini de bitirir, rızkı da gönderir..."


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #444 : 07 Mart 2016, 01:39:40 »
Fuzayl b. lyaz, gençliğinde Ebiverd ile Serahs arasında kervanların önünü keser ve eşkıyalık yapardı (5). O, bu işi yaparken bile bir kısım ibadetlerini yerine getirmede kusur etmezdi. Namazını kılar, Kur'-an okur ve onun mânâsında derinleşmeye çalışırdı. Allah'ın kendisini affedeceğine dair çok kuvvetli hüsn-i zannı vardı. Bir gün önemli bir hadise cereyan etmişti. Fuzayl'ın bulunduğu mıntıkadan bir kervan geçerken, Fuzayl'ın adamları kervanı görmüş ve onu soymak üzere kervana doğru yönelmişlerdi. Kervan sahibi de haramilerin yaklaştığını farkedince, az ileride gördüğü bir çadıra yanında bulunan paralan götürüp emanet etmek istemişti. Çadıra girince başında sarık sırtında cübbe bir zatın huşu içerisinde namaz kıldığını gördü. O'na parasını emanet etmek istediğini söyledi. O zat da, köşede bir yer göstererek parayı oraya koymasını söyledi. Kervancı paraları gösterilen yere koyarak çıkıp gitti. Döndüğünde bütün mallarının eşkiyalarca talan edilip götürülmüş olduğunu gördü ve artık ortalıkta kimseler görünmeyince "bari gidip paralarımı alayım da yoluma devam edeyim", dedi. Bunun üzerine tekrar çadıra gidince baktı ki, kendi eşyaları aynı çadırda ve biraz önce namaz kılan zatın huzurunda taksim ediliyor. Geri çekilmek isteyince eşkiyanın reisi olan o zat, kervancıyı çağırdı. "Niçin geri döndün?" diye sordu. Kervancı, ürkek bir tavırla: "... paralarımı alacaktım da..." dedi. Bunun üzerine Fuzayl, "işte paraların koyduğun yerde al!" dedi.. ve adam paralarını aldı. Bu defa da diğer şakiler Fuzayl'a kızarak "niçin paraları veriyorsun zaten biz kervanda para bulamamıştık?". Bunun üzerine Fuzayl onlara şu sözleri söyledi: "Bırakın o adamı o bana hüsn-i zan ederek o paraları bana emanet etti. Ben onu hüsn-i zannında yanıltmam. Çünkü O, bana itamad ettiği için onu emanet etti. Benim de Allah Taala hakkında beni affedeceğine dair hüsn-i zannım var. Ola ki, O da beni hüsn-i zannımda yanıltmaya". İşte Fuzayl b. İyaz'ın yol kesiciliği bu şekilde devam ediyordu.
Fuzayl b. İyaz içten içe hep şunu düşünüyordu: Şirk yol kesmekten çok daha büyük günahtı. Allah Taala şirk koşan bir toplumun tevbesini kabul etti de onlar ümmetin en efdalı oldu. Kulların nasiyesi Allah'ın elindedir, O dilediğini saptırır dilediğinin tevbesini kabul ederek onu hidayete erdirir (6). Bu düşünce onun için tevbeye atılan ilk adım sayılabilirdi. Fakat Fuzayl'ın başka bir sıkıntısı daha vardı. O da bir cariyeye aşık oluşu. Filvaki, onun kalbine gerçek aşkın nüvesi atılmış, o aşk o kalbte mayalanıyor ve bu İlâhi aşkın kavurucu gücü, Fuzayl'ın gerçek şahsiyetinin doğumunu hızlandırıyordu. Ama bundan ne kendisinin ne de çevresinin haberi yoktu. Bir gün maşukuna vâsıl olmak üzere bir duvara tırmanırken kulağına bir ses geldi, durdu bu sesi dinledi. Birisi Kur'an'dan şu âyeti okuyordu:

"İman edenlerin, Allah'ı ve Hak'dan inen (Kur'an)ı zikr için kalblerinin saygı ile yumuşaması zamanı hâlâ gelmedi mi?" (Sure-i Hadid a. 16), bu ilâhi kelam karşısında irkildi ve beyninden vurulmuşcasına bütün gücünü kullanarak titrek bir sesle "Geldi yâ Rab! İşte o an bu andır!" diyerek o geceyi yakında bulunan bir harebeye sığınmakla geçirdi (7). Orada da kendisini muhasebeye sevkedecek bir hadise cerayan etmişti. Harabeye sığınınca yakında bir yerde konaklamış olan yolcuların konuşmalarına muttali oldu. Yolcuların bir kısmı yollarına devam etmeyi düşünürken bir kısmı da "sabahleyin devam edelim, çünkü Fuzayl yolumuzun üzerinde o bize rahat vermez" diyorlardı. Bunu işiten Fuzayl şunları düşündü: Ben geceleyin günah peşinden koşarken, şuracıkta müslümanlardan bir grup benden korkuyor, Allah'ım ben tevbe ettim, tevbemi Beytullah'a mucavir olarak sürdüreceğim (8).
Ebu Ali Künyesi ile meşhur olan Fuzayl b. İyaz, devrinin büyük imamlarından ders almış ve hadis dinlemiştir. İmam Buhari bunlardan Mansur b. Mu'temir ve Ata b. Sa-id'i zikreder (9). Ayrıca hocaları arasında A'meş, Beyan b. Bişr, Hisam b. Hasan, Yahya b. Said el-Ensari, Muhammed b. İshak, Ca'fer es-Sadık, Muhammed b. Adan ve daha birçok zat zikredilmektedir (10)


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #445 : 07 Mart 2016, 01:48:09 »
Dünyaya karşı meyli olan, dünyayı birinci planda hayatına gaye edinen insanlar için Fuzayl şöyle diyor: "Dünya ağırlıklarından kurtulmadığın müddetçe kalbin sana teslim olmaz". Kendisine zühd sorulunca:
— Kanaatle olur, cevabını yerdi. Takvadan sorulunca,
— Haramlardan kaçınmakla, diye cevap verdi. İbadet nedir? denince,
— Farzları yerine getirmektir. Tevazudan soruldu,
— Hakk için boyun eğmek, şeklinde cevap verdi.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #446 : 19 Mart 2016, 23:09:34 »
GÜZEL BİR YAZI OKUYUN DERİM:))

Gözleri sürekli kendinden gayrisine bakan bir insanın nefsine bakmaya vakti kalır mı? Bu cümleyi tersinden okuduğumuzda bizi yoldan çıkaranın ne olduğunu da rahatlıkla görebiliriz!
Peki başkalarını hiç eleştirmeyecek miyiz, yanlışlarını söylemeyecek miyiz, hatalarına işaret etmeyecek miyiz? Evet, elbette yapacağız ama insan gibi, Müslüman gibi... Önce kendimize bakarak, kendi kusurlarımızla yüzleşerek...

Sonra kendimizi hakkın, hakikatin, hukukun ve hakkaniyetin tek sahibi olarak görmekten ve Allah'ın kullarına en ufak bir haksızlık ve yanlışlık yapmaktan Allah'a sığınarak...
Bu dünya gelir geçer, mahşer meydanında yapayalnız ve çaresiz kalırız. Üstümüzde ağırlaştıkça ağırlaşan kul haklarıyla... Bakarsınız bir tek içten iman cümlesi bir kulun deryalar kadar büyük günahlarını siler ve bakarsınız üzerimizdeki bir tek kul hakkı Cennet'le aramızı açar.

Demem o ki; Allah'ın hiçbir kulunu yargılamayalım, harcamayalım, üstünü çizmeyelim, aşağılamayalım, mahkum etmeyelim. Varsa söylenmesi gereken bir hatası dostça yüzüne söyleyelim. İncitmeden, utandırmadan, rahatsız etmeden... İmalarla laf geçirmeyelim, arkasından çekiştirmeyelim, alay etmeyelim, lafını oraya buraya taşımayalım, kimseyi ortaya alıp pataklamayalım, kimseyi orasından burasından çekiştirmeyelim.
Hakikatin sahibi biz değiliz, bizler sadece kuluz ve aciziz. Yanılır ve yanıltırız. O sebeple ki çok düşünüp az söylemeliyiz.

Bizler Allah'ın dediği gibi kardeş olmalı, birbirimizi gerçekten sevmeliyiz. Sevmek kolay değil, gayret ister, emek ister. Her hatayı görmeyen, her ayıbı dillendirmeyen, bir yanlışı farkettiğinde doğrusu için dua eden, iyilik dileyen ama asla kendi sınırlı yargılarının peşinden gitmeyen, aslını bilmediği, derinliğine vakıf olmadığı hiçbir meselede ahkam kesmeyen kimseler olmalıyız.
Gerçekten iki Müslüman gibi, iki kardeş gibi, iki dost gibi davranmalıyız birbirimize, yani sevmeliyiz birbirimizi. Hatalıyken de sevmeliyiz, acizken de, zayıfken de, günahkarken de, birbirimizin yanında duramadığımızda da, karşı karşıya olduğumuzda da sevebilmeliyiz.

Saçmalarken de, dağıtmışken de, frenleri patlatmışken de sevecek bir şeyler bulabilmeliyiz birbirimizde. Değil mi ki inanmışız aynı Allah'a, aynı peygambere, aynı kitaba, aynı mahşere, bir muhabbet bulunmalı içimizde birbirimize doğru.
Yanlışı da söylesek, doğruyu da söylesek, asıl önemli olan kendimize ve başkalarına, yani insana, yani eşref-i mahlukat olana nasıl ve hangi gözle, hangi kalple, hangi hissiyatla baktığımızdır. Allah'ın sonsuz bir rahmetle “kulum” dediğine, bir tövbeye ne günah işlerse işlesin affettiğine yafta asmak kimin haddine!

Her şeyin en doğrusunu bilen ancak Allah'tır. Kullar bilemezler. Kulların hayır bildiklerinde şer, şer bildiklerinde hayır olabilir. O sebeple ki herhangi bir katı iddianın, bükülmez yargının, yaftalayıcı kararın ağırlığını taşıyamaz kullar. Kalemi kırmaya yetkisi yoktur kulların Allah'ın kanununda. Kullar kendilerine bakar, kendi muhasebelerini yapar, kendi hesaplarını görür. Onu da yapamazlarsa ellerini açar yakarırlar; kendilerinden, nefislerinden, had bilmezlikten, kibre kapılmaktan, hakkaniyetin dışına çıkmaktan, kara çalmaktan, ölü eti yemekten, fitne çıkarmaktan, Allah'ın kullarını incitmekten yine Allah'a sığınırlar.

Kulların Allah'ın üstün kıldıkları dışında birbirlerine üstünlükleri yoktur. Üstünlük ancak takva iledir ve muttakiler birbirlerini harcayarak zengin olmaya çalışmazlar.

GÖKHAN ÖZCAN


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #447 : 30 Mart 2016, 08:24:47 »
 guller

NABİ
Tarih boyunca milletimizin Rasul-i Ekrem'e olan muhabbetinden bahsederken Nabi'nin natını da hatırlamak uygun olur. Bunun çok , iginç bir öyküsü var.
Menkıbeye göre, 1678 yılında hacc için yola çıkan Nabi,devlet ricalinden oluşan bir kafile ile Medine'ye doğru yaklaşmaktadır. Şair ruhlu ve aşk yüklü Nabi, Medine'ye yaklaştıkça yolda hiç uyumamaktadır. Medine sınırına iyice yaklaştıkları gece, istirahat sırasında bir paşanın bir ayağını Medine'ye doğru uzattığını görür. Bu durumdan müteessir olan Nabi'nin anlamlı ve bu sözlerin muhatabının kendisi olduğunu anlar.
Hemen toparlanarak sorar:
-Ne zaman yazdın bunu? Bunu başkalarına okudun mu?
Nabi: Hayır, ilk defa şimdi söylüyorum ve sizden başka duyan da yok deyince,
Paşa : Öyleyse aramızda kalsın. Başkaları muttali olmasın. diye ricada bulunur.
Kafile, sabah namazı vakti Medine-i Münevvere’ye ulaşır.Onlar Mescid-i Nebevi’ye girerken müezzinler Ezan-ı Muhammedi’den evvel Nabi’nin:
“Sakın terk-i edebden kuy-ı mahbub-i Hüdadır bu;
Nazargah-ı ilahidir makam-ı Mustafadır bu”
Mısralarıyla başlayan naatını okuyorlardı.Nabi hayretler içindedir.Birkaç saat önce çölün ortasında okuduğu bu şiiri, şimdi Mescid-i Nebevi müezzinlerinin yanık seslerinden dinlemektedir.Sabah namazını eda ettikten sonra o yüksek rütbeli memurla birlikte müezzinlerin yanına gider.Ve müezzinlerden birine:
-“Allah aşkına Peygamber aşkına ne olursun söyle, ezandan önce okuduğun o naatı kimden,nereden ve nasıl öğrendin?” diye sorar.Müezzin de büyük bir heyecan içinde:
-“Resul-i Ekrem Efendimiz bu gece Mescid-i Nebevideki bütün müezzinlerin rüyasını şereflendirerek:
Ümmetimden Nabi isimli biri beni ziyarete geliyor.Bana olan aşkı herşeyin üstündedir.Bugün sabah ezanından önce, onun benim için söylediği bu şiiri okuyarak Medine’ye girişini kutlayın.” buyurdular.Biz de Rasulullah Efendimiz’in emirlerini yerine getirdik” der.
Kulaklarına inanamayan Nabi gözyaşları içinde müezzine:
-Sahiden ümmetimden mi dedi? Diye sorar ve:
Evet, cevabını alınca düşüp bayılır.
Nabi'nin Yadığı o Na't-ı Şerif :

NA'T-I ŞERİF
Sakın terk-i edebten kuy-i mahbub-i Hudadır bu,
Nazargah-ı ilahidir, makamı-ı Mustafa'dır bu.

Felekte mah-i nev Babü's Selam'ın sine-çakidir,
Bunun kandili Cevza, matla-i nur-i zıyadır bu.

Habib-i kibriyanın habgahıdır fazilette,
Tefevvuk kerde-i arş-ı Cenab-ı Kibriyadır bu.

Bu hakin pertevinden oldu deycur-i adem zail,
Amadan açtı mevcudat çeşmin, tutiyadır bu.

Müraat-ı edeb şartıyla gir Nabi bu dergaha,
Metaf-ı kudsiyandır, busegah-ı enbiyadır bu.

Açıklama:

Cenab-ı Hakk'ın nazargahı ve O'nun sevgili peygamberi Hz.Muhammed Mustafa'nın (SAV) makamı ve beldesi olan bu yerde edebe riayetsizlikten sakın.

-Gökyüzündeki hilal (yeni ay) O'nun selam kapısının yüreği yaralı aşığıdır. Semadaki Cevza yani ikizler burcunun nur ve ışık kaynağı O'dur.

-Burası Sevgili Peygamberimizin istirahgahıdır.Fazilet açısından ise Cenab-ı kibriyanın arşının da üstündedir.

-Bu mübarek toprağın ziyasından adem yani yokluk karanlığı sona erdi. Varlık alemi, körlük ve yokluktan onun sürmesiyle gözünü açtı.

-Ey Nabi, bu dergaha edeb kurallarına uyarak gir, zira burası meleklerin etrafında pervane gibi döndüğü, peygamberlerin hürmetle öptüğü mübarek bir makamdır.













Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #448 : 24 Mayıs 2016, 15:32:22 »
Bir gün Hasan isminde bir genç yurt dışında okumak için Almanya gider. Almanya da fakültenin yurdun kalan hasan kısa süre sonra Hans isminde Alman kökenli bir Hristiyan ile tanışır. Tanışmaları fazla uzun sürmeden birlikte eve çıkarlar.
Okulun son yıllarında arkadaşlıkları dostluğa, dostlukları (kendi aralarında) kardeşliğe dönüşen hans ile hasan bir barda muhabbet esnasında samimiyetten gelen bir cesaretle hasan arkadaşına sarhoş kafayla sorar;
- " Hans kardeşim! Gel sen Müslüman ol, bak ben Müslüman’ım sende benim kardeşimsin olmaz mı?" diye sorar. Hans biraz düşünür ve
- " Hasan kardeşim! şimdi ben Müslüman olunca namaz kılmak zorundayım. E ben 5 vakit namaz kılamam en iyisi ben Müslüman olmayım." der. Hasan hemen cevap verir;
- " ya hans kardeşim! kafana taktığın şeye bak beni kaç yıldan belli tanıyorsun hiç namaz kıldığımı gördün mü?" der. Hans devamla der ki;
- “ e peki Hasan kardeşim! Ben Müslüman olunca oruç tutmak zorundayım. Ben aç kalamam yok ben Müslüman olmayım!” der. Hasan pes etmez;
- “ ya Hans! kafana taktığın şeye bak! Bak ben hiç oruç tutuyor muyum?” diye cevaplar. Hans devam eder;
- “ Hasan kardeşim? Peki Müslüman zina etmezler! Ben zinaya çok düşkünüm en iyisi ben Müslüman olmayım!” der. Hasan devamla derki;
- “ Ama ben zina ediyorum bir şey oluyor mu ki?” der. Hans;
- “ Hasan Kardeşim! Ama Müslüman içki içmez, faiz yemez ve fakire yardım eder? Ama ben bunları yapamam ki! İçki içerim, faiz yemeden de para kazanamam?” diye cevap verir. Hasan illa her şeye bir kılıf bulacak ya;
- “ ya Hans kardeşim! Bak bir bana ben içki içiyorum, faiz haliyle günümüzün şartlarında yiyorum ve ben zaten fakirim nasıl yardım edeyim fakirlere ?” der.
***Hans durur düşünür ve derki;
- “ Hasan kardeşim! O zaman ben zaten Müslüman! Ben içki içiyorum sende içiyorsun, ben zina ediyorum sende ediyorsun, ben namaz kılmıyorum sende kılmıyorsun, ben oruç tutmuyorum sende tutmuyorsun? O zaman ben zaten Müslüman olmuşum aynı senin gibi…………!


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #449 : 01 Haziran 2016, 16:30:28 »
Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.

Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır.

Ve ona sorar;

“Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”

Derviş kendini savunur;

“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.”

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki;

“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?”

Kuş kendini savunur.

“Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”

Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.

“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.

Kuş o anda;

“Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.

“Neden” diye sorar Hz. Süleyman.

Kuş sebebini şöyle açıklar;

“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar… Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın… Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.”

ALINTI


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.