Gönderen Konu: Günün Hikayesi  (Okunma sayısı 92229 defa)

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #465 : 29 Ekim 2016, 10:39:10 »
Bu da çok meşhur bir nasipsizlik hikayesidir:
Osmanlı padişahlarından Sultan İkinci Mahmud zamanında “Tıkandı Baba Kahvehanesi” adında bir kahvehane vardır.
İkinci Mahmud bu kahvenin neden bu adla anıldığını merak eder.
Tebdili kıyafetle derviş kılığıyla “Tıkandı Baba” namlı kişinin kahvehanesine gelir. Yanında veziri de vardır.
Sultan Mahmud, Tıkandı Baba'ya neden bu adla anıldığını sorar.
O da: “Bir gün rüyamda ihtiyar bir adam gördüm. Bu adamla beraber çeşmelerle dolu bir sokakta yürümeye başladık. Bu sırada bazı çeşmelerin çok, bazı çeşmelerin az, bazı çeşmelerin ise damlayarak aktığını gördüm.
“Neden bu çeşmeler böyle?” diye sordum. İhtiyar da “çok akan çeşmeler zenginlerin, az akan çeşmeler fakirlerin nasiplerini gösterir” cevabını verdi.
Bir kenarda damlayan çeşmenin ise benim nasibim olduğunu söyledi.
Bunun üzerine sinirlendim ve çeşmenin deliğini tıkadım.
Bu rüyayı kahvehanede anlattığımda ise bana 'Tıkandı Baba' adını verdiler. O gün bu gündür bu adla anılırım” der.
Hikayeyi dinleyen İkinci Mahmud üzülür.
Ramazan ayı geldiğinde İkinci Mahmud vezirine her akşam göndermek üzere Tıkandı Baba için içinde altın olan bir tepsi baklava gönderilmesini emreder. Baklava hazırlanır, içine altın konur, Tıkandı Baba'ya yollanır.
İkinci Mahmud Ramazanın sonunda tekrar tebdili kıyafet Tıkandı Baba Kahvesi'ne gider. Bir de ne görsün, eski tas eski hamam.
Tıkandı Baba'ya baklavaları ne yaptığını sorar.
Tıkandı Baba da baklavaları satıp onun parasıyla karnını doyurduğunu, bu yüzden padişaha duacı olduğunu söyler. Padişah bu duruma daha çok üzülür.
Tıkandı Baba'yı saraya çağırtır ve bir kürekle hazineye gitmesini ve oradan kürek dolusunca altın almasını söyler.
Tıkandı Baba hazineye gider, ancak heyecandan küreği ters daldırır ve nasibine tek bir altın düşer.
Bunun üzerine padişah, saray kuyumcusuna altından bir top yapmasını emreder.
Tıkandı Baba'ya: “Bu topu at, topun durduğu yere kadar olan arazi ve mülk sana ait” der.
Tıkandı Baba topu kendince çevirir ve ateşler. Ancak top kemere çarparak seker ve Tıkandı Baba'nın başına düşer.
Tıkandı Baba oracıkta can verir.
Sultan İkinci Mahmut gayet üzüntülü bir şekilde Tıkandı Baba'nın yanına gelir ve artık solmakta olan yüzünü okşayarak o meşhur sözü söyler: Vermeyince Mabud, neylesin Sultan Mahmud.
*


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #466 : 29 Ekim 2016, 10:48:55 »
İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralı'na gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış.
Fransa Kralı; Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı?
İncili Çavuş; Osmanlılar, adama göre adam gönderirle


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #467 : 29 Ekim 2016, 10:49:54 »

*
Dünyanın en ünlü kalp doktoru; Michael De Bakey'in arabası bozulmuş, arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve Dr.Michael De Bakey'e dönerek şöyle demiş;
Size birşey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım, kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım.
Söylesenize nasıl oluyor da siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum?
Dr. Bakey tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş; Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesene


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #468 : 29 Ekim 2016, 10:51:14 »
Amerikalı işadamı, Çinliyle alay ederek sormuş; Mezarlarınıza koyduğunuz pirinçleri, ölüleriniz ne zaman yiyecek?
Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş; Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #469 : 30 Ekim 2016, 08:23:01 »
Bir gün eve geldiğinde annesine bir kağıt verdi ve “Bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi”. dedi.
Annesi kağıdı gözyaşları içinde oğluna sesli olarak okudu: “Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin”

Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Thomas Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden bir çekmecenin köşesinde katlı halde bir kağıt buldu ve alıp açtı.

Kağıtta “Oğlunuz “şaşkın” (akıl hastası) bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz...” yazılıydı.
Edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazdı:

Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu..


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #470 : 05 Kasım 2016, 22:22:36 »
Anadolu’nun küçük bir şehrinde sevmediği bir kaymakamlık mesleğini icra eden bir adamın İstanbul’da ayakkabı boyacalığı yapma serüvenini anlatır.

“ Düşünüyordum: Gidersem istikbalimi kaybedecektim, fakat durursam aklımı… Yalnız kaldığım günlerde benim yegane dostum olan aklımı… Her şeyden fazla sevip beğendiğim akılcağızımı! Ne kuvvetliymişim ki; bir siyah fanila bana oradan ayrılmak çılgınlığını yaptıracak tahassüsleri verinceye kadar tahammül ettim. ”

“ kuvvetli bir kafanın sevince çeviremeyeceği ıstırap yoktur…”

sabahattin ali hikayelerden


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #471 : 13 Kasım 2016, 08:51:32 »
Yağmur yağmamış hani günlerce. Bir tek bulut yok gökyüzünde. Köylü perişan. Ters giyilen cübbeler nafile, yağmur duaları icabetsiz. Açı doyurmuşlar, fakiri giydirmişler, yetimin başını okşamışlar, yok yine yok.
Bir dervişin yolu o köye düşende ahvâli anlatıp arz-ı hâl eylemişler. “Nerde bir yanlış ettik bilmiyoruz ama vaziyet bu, bize bir yol gösterin, bir de siz ellerinizi yağmurun Rabbine açın” diye niyaz etmişler.
Derviş onları iyice dinledikten sonra; “bu köyde ne kadar küçük çocuk varsa hepsini buraya toplayın” demiş. Şaşırmışlar ama vardır bir hikmeti deyip isteneni yapmış köylüler.
Derviş baba çocuklarla biraz sohbet etmiş, her birini tek tek dinlemiş. Sıra küçük bir çocuğa gelince tebessüm ederek köylüleri çağırmış yanına. Bakın demiş, dinleyin bu gül yüzlüyü ve anlayın yağmur niçin yağmıyor.
O gül yüzlü biraz da mahcup anlatmaya başlamış. “Babam, bayram için bana yeni bir ayakkabı aldı. Ben her gece uyurken Allah'ım diyorum ne olur yağmur yağmasın. Yağmur yağıp da yeni ayakkabılarım çamur olmasın. Yani böyle işte... Bu kadar...”
Gönlünü yapmışlar çocuğun, “biz sana yeni bir ayakkabı daha alırız” demişler. Bulutlar duymuş çocuğun râzı olduğunu, yağmurun Rabbi haydi demiş bulutlara, köylü çifte bayram eylemiş.
Allah aynı Allah, hakikat aynı hakikat, köy aynı köy…
Bir tek biz kendimiz gibi bakmayı unuttuk hadisâta. Kendimiz gibi düşünmeyi, hissetmeyi, kavramayı, yorumlamayı, anlamayı unuttuk.
Yağmur yağmıyor hiç ve biz bir çocuğun gönlünü etmeyi getirmiyoruz aklımıza. Teknik olarak böyle bir şey yok çünkü. Bulutların gözyaşlarının bir çocuğun potinlerindeki tebessüme bağlı olabileceğine dair yeterli veriye sahip değiliz


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #472 : 29 Kasım 2016, 23:16:41 »

Bir Uhud var, sever mesela. Emaneti yüklenmekten çekinen bütün dağlar adına özür diler gibi sever hem de. Biz bilemesek de sever. Bizim kadar sevilir mi bilmem ama bizden çok sever.
Bir kütük ağlar hasretten mesela. Bir kaç adımlık ayrılığa dayanamaz, bir anlık iftirak bile yakar kütüğü, içini çeke çeke, inleye inleye ağlar. Kütük ağlar mı? Ağlar, odun değilse ağlar!
Bizim duyamıyor oluşumuz lâl etmez sarı çiçekleri. Biz, “Bizim Yunus” olamadığımız için söylenenleri duymayız.
Dem O Demdir
Hatırlayınız, Ebû Cehil bir gün avcuna taş parçaları saklayıp sorar Efendimiz'e (s.a.s): Eğer gerçekten peygambersen avcumdakilerin ne olduğunu söyle? Cevap Allah'ın Rasûlü'nden bir soru ile gelir: Ben mi avcundakilerin ne olduğunu söyleyeyim, onlar mı benim kim olduğumu söylesinler?
Taşlar vecde gelir daveti duyunca. Dem bu demdir. Nurdan bir halka kurulur nâra müstahak elin içinde. Taşların her biri bir kalp olur. Tutuşurlar el ele. Bir işarete bakacak bütün mesele. Dili dönmez demeyin, dile döner taşlar ve haykırırlar aşk ile: “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah...”
Cehâletin babasının avcu yangın yeri ama kalbi taş kesilmiş nasipsizin. Avcundaki taşları öfke ile yere çarpar, yine iman etmez.
Arifler derler ki, taşlar o anda zikretmeye başlamadı, onlar daim o zikir ile meşguldüler. Allah o an kulağından perdeyi kaldırdı da Ebû Cehil işitmeye başladı.
Kalbimizden cehâletin perdesini kaldırabilsek işiteceğiz belki de. 'Bizim Yunus' oluş sırrını bir Tapduk eşiğinde bir tâlim etsek, bir kalbimiz olacak bizim de.
serdar tuncer


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #473 : 16 Eylül 2017, 10:37:50 »
Harun Reşit bir gün Bağdat kentinin dışındaki bahçeleri gezerken, ihtiyar bir adamın Dicle Nehri kıyısında hurma fidanı diktiğini görür, yanına gider ve sorar:

—Ey ihtiyar! Hurma ağacı kırk senede ancak meyve verir. Sen ise yaşlısın. Meyvesini yiyemeyeceğin ağacı dikip de ne yapacaksın? İhtiyar cevap verir:
— Gördüğünüz bu ağaçlar, daha önce başkaları tarafından sırf bizim için dikilmiştir. Ben de bu fidanı kendim için değil, benden sonrakiler için dikiyorum. Bu cevap Harun Reşit’in hoşuna gider ve yaşlı adama içinde para bulunan bir kese vererek ona bir iyilikte bulunur. Adam verilen parayı aldıktan sonra, eliyle sakalını sıvazlar ve Allah’a şükür der. Harun Reşit: “Niçin Allah’a şükrediyorsun” diye sorduğunda adam şu cevabı verir:
— Herkes diktiği ağacın meyvesini kırk sene bekledikten sonra ancak alır, oysa ben bugün diktiğim ağacın yemişini bugün alıyorum, nasıl şükretmem? Verilen cevaplar Harun Reşit’in hoşuna gidiyor tabi ki. Tekrar adama bir kese vererek ona bir iyilik daha yapar. Bunun üzerine adam bir kere daha şükrettikten sonra konuşmasını şöyle sürdürür:
— Bu defaki şükredişimin sebebi de şudur, başkaları ağaçlarının ürününü yılda bir kere alırken ben bir günde iki kere alıyorum.

Harun Reşid gülümseyerek vezirine döner;

-Yürü gidelim bu ihtiyar bizde para bırakmayacak.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #474 : 27 Ocak 2018, 08:47:02 »


“’Göynüm’ dediğinde titremiyorsa o yürek, sadece kan pompalıyordur.“

Neşet Ertaş, pakette kalan son sigaramız gibiydi bizim. Ki Neşet Ertaş diye yazılır, ’‘neşe, dert, aşk” diye okunurdu, O.

Bir röportajında; 

“İlk ne zaman âşık oldun?” diye sorulduğunda, 

“13 yaşımda. Yozgat’taydık, mahallenin kızıydı. Ona bi türkü havalandırdıydım” dedi. 

Kızın adını söyledi. Sonra pişman oldu. 

“Yazman gurban oluyum, sevda sırrınan olur.” dedi. 

"Ayaklarınızın turabı, gönüllerinizin hızmatçısıyım” diyebilecek kadar alçakgönüllü Neşet Ertaş’ın önünde saygıyla eğilmek gerek… Var olasın Usta, şen olasın Usta. Toprağın “Çiçek Dağı” gibi çiçek dolsun, Neşet Usta…


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #475 : 30 Ocak 2018, 23:21:28 »
"İNSANLIĞIMA YAKIŞMAZDI!"

Haziran 2012 ortalarına doğru Sabiha Gökçen Hava Alanından Etilere gelmek için sıradaki taksiye bindim. Şoförle konuşmaya başladık. Sanırım şoför de bütün gün konuşma fırsatı bulamamış, canı biraz sohbet etmek istiyordu. Laf lafı açtı, eğitimden söz ettik, ailenin maddi olanakları elvermediği için okuyamadığını söyledi. Sakin biriydi. Otuz yaşlarının başlarında gösteriyordu, ama kendisinin kırk iki yaşında olduğunu söyledi. İki kızı varmış, biri on dört diğeri de sekiz yaşında. Her ikisini de okutmak istiyor; onları yazın dil okuluna gönderecekmiş. “Geçinecek kadar kazanıyorum, çok şükür,” dedi. Araba kendisininmiş, ama plakayı kiralamış.

�Öncesinde Balmumcu’da Dedeman Otel’inin durağında çalışıyormuş, Sabiha Gökçen’e geçeli bir yıl kadar olmuş. Dedeman’da sırada iken bir gece geç vakit bir sarhoş gelmiş. Bu sarhoş kendisinden önce birkaç şoförle konuşmuş hiç biri kabul etmemiş, adam yalvarıyormuş. “Abi zil zurna sarhoşum; cebimde beş kuruş param yok. Farkına varmadan bütün paramı harcamışım. Benim Dudullu çarşısında dükkanım var. Beni oraya bırak, ben daha sonra senin paranı veririm,” diyormuş. Diğer şoförler gülüp adama sırtını çevirmiş. Buna gelmiş, yalvaran bir edayla derdini anlatmış. Baktım adama, diyor, Allah kimseyi o duruma düşürmesin. O halde sokak ortasında kalmış.��Aldım adamı Dudullu’ya gittik. Evini zor bela bulduk. Adamı evine teslim ettim. Bana dedi ki, bana adını söyle, yarın taksi durağına gelip sana paranı vereceğim. Umudum yoktu, adam sarhoş, benim adımı nasıl hatırlayacak; ama adımı söyledim.�Ertesi gün kimse gelmedi. Hiç hayret etmedim ve üzülmedim de. Çünkü ben onu götürürken zaten bir karşılık beklememeye karar vermiştim. Onu sarhoş halde orada sokakta bırakamazdım.�Niçin bırakamazdın, diye sordum.�İnsanlığıma yakışmazdı, dedi.�Ertesi gün geldi; söz verdiği günde gelemediği için özür diledi; mazereti varmış, gelememiş. Paramı ödedi. Fazlasını vermeye kalktı, kabul etmedim.�Neden kabul etmedin, diye sordum.�Yine aynı şeyi söyledi: İnsanlığıma yakışmazdı.�Böyle çaresiz kalıp senden yardım isteyenler oluyor mu, diye sordum.�Sık değil, ama oluyor, dedi.

Peki, sözünü tutup, geri gelip borcunu ödeyen oluyor mu?�Genellikle oluyor. Ben insanlara güveniyorum ve şimdiye kadar güvenimi kaybettirecek bir durumla karşılaşmadım. Tek tük sözünü tutamayan oluyor, ama bu da o insanın çaresizliğinden mi, yoksa güvenilir olmadığın mı, kesin karar vermek mümkün değil. İnsan güvenmezse toplum mahvolur. Ben kötü şeyler yaşamadım, dedi.�Biraz çocukluğunu, ailesini, yetişme şartlarını öğrenmek istedim. Memleket, Niğde, Ulukışla imiş. Altı çocuklu bir ailenin beşinci çocuğuymuş. Babası bu çok küçükken Almanya’ya gitmiş ve dokuz sene aileye tek kuruş göndermemiş. Tüm aileyi anne kendi dirayetiyle evirmiş, çevirmiş, hayvancılık yapmış. Babam Almanya’da bütün parasını kumara, içkiye, karıya kıza vermiş, bitirmiş, Türkiye’ye gelecek parası kalmamış, annem koyunlardan sattı, ona para gönderdi, Türkiye’ye geldi. Ama yine annemin kıymetini bilmedi. Ona çok eziyet etti. Öldü de kurtulduk.
 �
Annen sizi nasıl terbiye etti, ne derdi, nasıl nasihat ederdi, diye sordum. Çünkü bu şoför sıradan bir insan değildi; kendi insanlığını keşfetmiş, kendi gözüne hesap veren bir insan olmuştu.�Annemin bir günden bir gün bize bir tokat atmışlığı yoktur. Yalan söylemeyin, derdi. Yalan söylediğinizi duyarsam çok kırılırım. Annemin bir huyu vardı, onda çok titizdi. Sabah ezanında bütün çocukları uyandırırdı. Sabah ezanını birlikte dinlerdik. O ezandan önce kalkar sabah kahvaltısını hazırlardı. Ezanı dinledikten sonra birlikte kahvaltı yapardık. Kahvaltıdan sonra serbesttik; isteyen geri yatağa gidip yatabilirdi. Ama sabah ezanını beraber dinleyip, beraber kahvaltı yapmamızda ısrarlıydı.
�Annesi sağmış ve sık sık oğlunu ziyarete gelirmiş. Beni eve bırakırken adımı söyledim ve annesine saygılarımı iletmesini rica ettim.�İleteceğim, dedi.


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #476 : 02 Mart 2018, 23:34:22 »
Bazen de balık asar kendini oltaya, sen tuttuğunu sanırsın…

Ne zaman coşkun akan bir nehir görsem, kalbimin derinliklerinde aynı şeyi yapma isteği peydah olur.

Tıpkı onun gibi, yoluma çıkan hiçbir şeyin beni engellemesine izin vermeden gitmek isterim.

Gitmek… Kendime bir yol bulup yürümek. Aslında yürümekten öte, kendi hikâyemin altını çizmek…

Yol biraz da kendisine bir yer bulamayan insanın özlemi değil midir? Hani o yaşadığı yeri bir türlü sahiplenemeyen insanın özlemi…

‘İnsanın evi gibisi yok’ derler, evinden ayrı birkaç gün geçirdikten sonra kendisine ait olana dönenler.

Evi, sadece başını sokacağı bir yer değildir insan için, hatta bana kalırsa insanın kendisini en yalın haliyle rahat hissettiği yerdir.

Bazen bir ağacın gölgesi, bazen bir sokağın köşesi, bazen bir otobüsün cam kenarı, bazen bir dost, bazen bir sevgili, evi oluverir insanın.

Ondan uzaklaştığında eğreti hissetmeye başlar kendini, ait olduğu yerden ayrılmanın burukluğunu yaşar kendi içerisinde.

Bir de hiçbir yere ait olamayan insanlar vardır, kuşlar gibi… Bulundukları yer kendilerine ait değilmiş gibi, sahiplenemeyen, sürekli bir yerden başka bir yere gitme isteğiyle dolu insanlar…

Bir kuşu alırsın avucuna, biraz fazla sıkarsan canının çıkacağını düşünürsün, biraz gevşetirsen uçup gideceğini.

Yaşadığı yere ait olmayı başaramayan insanlar da böyledir işte. Gölgeniz bile biraz fazla değse üzerine, korkup kaçmasına neden olabilir. Bağlasanız bile durmaz.

Hiçbir yere varamayacağını bilse bile gitmek ister. Ufka doğru yürümek…

Kimilerine kalmak huzur verir, ama onun gönlünde ‘gitmek’ vardır.

İşte bu yüzden çıkar evinden, sokak lambaları bir bir sönmeye başlarken.

Bir yol seçer kendine ve nereye çıkacağını bilmese de yürür o yolda.

Tanımadığı insanlar geçer yanından, gülümser hepsine bir bir.

Bazıları karşılık vermez gülümsemesine, bazılarınınsa güne güzel başlamasına sebep olur.

Eski evlerin olduğu sokaklardan geçer, dar yollarda yürür, sokak köpeklerine bile selam verir.

Bir evin penceresi önündeki mor sümbüllere takılır gözleri, uzatır elini, dokunur narin yapraklarına.

Sahi, gece gündüz öylece, apaçık durmalarına rağmen neden pencere önü çiçeklerini kimse çalmaz?

İkinci el çiçekler para etmiyor tabi…

Yılların izlerini taşıyan avuçlarıyla toprağa dokunan kadınlar görür, gözleri acı çekiyormuşçasına bakan kadınlar…

Bir düğün evine rastlar belki, samimiyetsiz sarılmalara tanık olur. Birbirini çok seviyormuş gibi yapan insanların yanından geçer.

Devam eder yürümeye…

Sahile indiğinde sırtında kasa kasa yükleriyle bir hamal çeker dikkatini. Yorgun ayaklarına kayar bakışları.

İndirir sırtındaki yükleri, koyar bir kenara. Biraz dinlenmektir belli ki niyeti.

İnsan yaşadığı günün içerisinde kendisine bir parça huzur bulabilmeli…

Ayakları tüm hikâyesini anlatır gibidir.

Biraz daha ileride oltalarını denize salan adamlar vardır. Bugün balık yemenin hayalini kuran adamlar…

Balıklar denize esirdir, kuşlar gökyüzüne, insanlar kendine…

Sarar misinayı, dikkatlice kaldırır oltasını havaya.

Belki de o balık asmıştır kendini oltaya, ama adam tuttuğunu sanır…


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #477 : 09 Mart 2018, 00:34:45 »
Günün Tavsiyeli Hikâyesine gelecek olursak;
Bu hepimizin bildiği ama çok kolay unuttuğu güzel bir hikâye. Naçizane ufak bir hatırlatma olarak bahsediyorum.
Thomas Edison bir gün eve geldiğinde annesine bir kâğıt verdi ve “Bu kâğıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi”. Dedi.
Annesi kâğıdı okurken gözyaşlarına hâkim olmakta oldukça zorlandı. Oğlu sordu ne yazıyor diye. Oğlunun meraklı olduğunu bildiği için bu durumu düzgün anımsaması adına sesli olarak okudu: “Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin.”
Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden bir çekmecenin köşesinde katlı halde bir kâğıt buldu ve alıp açtı.
Kâğıtta “Oğlunuz “şaşkın” (akıl hastası) bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz…”yazılıydı.
Edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazdı:
Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dâhisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu.
Dememiz o ki; Düşlerini neyle suladığına dikkat et. Ya da kimlerin senin düşlerini sulamasına izin verdiğine, belki de senin kimlerin düşlerini sulama ihtimalin olduğuna…
Düşlerini endişe ve korkuyla sularsan, yaşamını adeta boğan yabani otlar biçersin. Şayet iyimserlikle, çözümlerle sularsan, başarı seçersin. Negatif olanı eleştirip karşı çıkarken bile hayatta dengeyi muhafaza ediniz ve pozitif olanı seçiniz.
İnsan bu hayata iki şey için doğmuştur düşünmek ve eyleme geçmek için. Herkes hata yapabilir asıl büyük hata o hatada ısrarcı olarak devam etmektir. Sorunlarını tanımla ama gücünü ve enerjini çözümlere ver! Unutma acı çektikçe büyürsün kaçtıkça küçülürsün…
Kahve dememe gerek yok sanırım öyle değil mi ?
Mutlu günler dilerim


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #478 : 16 Mart 2018, 12:59:58 »
Cizre'de Bir yıl önce gerçek yaşanmış bir olay

Fakir kadın ve yaşlı annesi Kırmızı Medrese yolunda ilerlerken kaldırımda kapalı bir poşet bulurlar.Kadın poşetin içine bakar poşetin içi para dolu , kadıncağız olduğu yere oturur ve şok olur , beklemeye başlar.Belki paranın sahibi parasını aramak için tekrar geri döner. Kaldırımda oturmaya başlar, bir müddet geçtikten sonra gözünde yaş akanReklamlarbir adam ağlayarak oradan gelen geçen insanlardan:; paramı kaybettim bir poşetin içindeydi böyle bir poşeti gördünüzmü diye sağa sola kaçışıyor.Kadın kaldırımda oturarak adamı seyrediyor. Artık kadın emin olmuştur bu paraların bu adama ait olduğunu,

-Amca diyor poşetin rengi nedir içinde ne varki sen bu kadar üzgün şekilde arıyorsun.

-Evimi sattım tapudan gelirken yolda siyah poşetin içinde 50 milyar var paramı düşürdüm, paramı arıyorum.

-Kadın hemen çarık (çarşafının) altında poşeti çıkararak adama verir.

-Adam bu sefer Sevincinden göz yaşı dökmeye başlar poşetin içinden bir miktar para çıkartıp kadına vermek ister, kadın bu paraları almaz, kadın adama şöyle der:

-Ben bunu Allah için yaptım, der. ve evine gider.Akşama doğru kadının eşi eve gelince.

-Hanım bugün beni Allah korudu.

-Kadın hayırdır der,

-Bugün mezarlıkta patlamamış mayına bastım mayın patlamadı.Demekki verilmiş bir sadakamız varmış.

-Kadın ağlamaya başlar.Allaha hamdu senalar ederek.

Başından geçen olayı eşine söyler.

"Demekki Rabbim Seni bizlere bağışladı.der ağlamaya devam eder.“

Sadaka, Allah’ın rızâsına niyet ederek ve karşılık beklemeden her türlü iyilikte, ihsânda bulunmadır. Öyleyse “Her iyilik sadakadır.

OKUDUYSANIZ BEĞENİP PAYLAŞALIM


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 136
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Günün Hikayesi
« Yanıtla #479 : 25 Mart 2018, 08:31:12 »
Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp "insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?" diye sormuş.
Öğrencilerden biri "çünkü sükûnetimizi kaybederiz" deyince ermiş "ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?" diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: "İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir."
"Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.
Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur?
Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir."
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: "Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.
"Zerzevatçı bağırır, sarraf bağırmaz,
Eskici bağırır , antikacı bağırmaz,
Söyleyecek sözü, fikri değerli olan bağırmaz,
Bağıran düşünemez düşünmeyen kavga eder..."
Mevlâna


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.