Gönderen Konu: Düşündürücü Yazılar  (Okunma sayısı 31799 defa)

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Düşündürücü Yazılar
« : 29 Mayıs 2009, 08:18:21 »
Cesaretin bittiği yerde esaret başlar..


Bir Hint masalina göre, kedi korkusundan devamli endise içinde yasayan bir

fare vardir. Büyücünün biri fareye acir ve onu bir kediye dönüstürür.

Fare,kedi olmaktan son derece mutlu olacagi yerde bu kez de köpekten

korkmayabaslar.

Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüstürür. Kaplan olan fare,

sevinecegi yerde avcidan korkmaya baslar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsin

farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür. Ve der ki,



"Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüregi var.

O yüzden ben sana yardim edemem."



Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor: "insanlarin çogu kaybetmekten

korktugu için sevmekten korkuyor... Düsünmekten korkuyor, sorumluluk

getirecegi için. Konusmaktan korkuyor, elestirilmekten korkttugu için.

Yaslanmaktan korkuyor, gençligin kiymetini bilmedigi için. Unutulmaktan

korkuyor, dünyaya iyi bir sey vermedigi için. Ve ölmekten korkuyor,

aslinda yasamayi bilmedigi için."


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Bu yüreğe sahip olanlara
« Yanıtla #1 : 29 Mayıs 2009, 08:18:34 »
her kurduğun hayal gerçek olmayacaktır
zamanla yarışma, güneşin söndüğü an
bütün korkular ölecektir.

vahşi hayvanların gözlerinin içine bak
korkusuzluğun cesareti onlardadır.

ümisizlğin ırmakları okyanuslarda
inanmanın gücü bütün dünyada
düşünen insanların yüreklerindedir.


Nasibim demiş ki : yasamayi bilmedigimiz için korkuları yenemiyoruz
İnşallah Rab'bimin istediği doğrultuda inanan ve yaşayanlardan oluruz...



kendimce....






Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Bu yüreğe sahip olanlara
« Yanıtla #2 : 29 Mayıs 2009, 08:19:09 »
Hayat bir nehir gibidir. Çoğu insan bu nehre, sonunda nereye çıkacağına karar vermeden atlar. Böylece çok geçmeden akıntıya kapılır. Günlük olaylar, günlük zorluklar, günlük korkular... Nehrin çatal oluşturduğu yerlere vardıklarında, hangi tarafa gitmek istediklerine bilinçli biçimde karar vermezler, kendileri için hangi tarafın uygun olduğunu da düşünmezler.





Kendilerini akıntıya bırakmayı yeğlerler. Kendi değerleri ile yönetilmek yerine çevre tarafından yönetilen o insan kalabalığına katılırlar. Sonuç olarak kontrolün kendi ellerinde olmadığını hissederler. Böyle bilinçsiz bir durumda kalmayı sürdürürler. Ta ki günün birinde kükreyen suların sesi onları uyandırana kadar. Bir de bakarlar ki, küreksiz bir kayığın içinde, Niagara Çağlayanından beş metre gerideler. O anda ' Hay Allah!!! ' derler, ama artık iş işten geçmiştir. Aşağıya düşeceklerdir. Bazen bu düşüş, duygusal bir düşüştür. Bazen fiziksel bazense finansal bir düşüştür.
Hayatınızda bugün yüzyüze olduğunuz güçlükler, büyük ihtimalle, nehrin yukarısındayken verilen iyi kararlarla önlenebilirdi.
Eğer gerçekten karar verirseniz, yapamayacağınız şey yoktur. Şimdi şu anda bir karar verebilirsiniz. Eğer şu anda içinde bulunduğunuz ilişkiden memnun değilseniz, onu değiştirme kararını şimdi verin. İşinizi sevmiyorsanız değiştirin. Kendinizle ilgili duygularınızdan memnun değilseniz, onları da değiştirin.
Hayatınızı derhal değiştirecek yeni bir kararı şu anda verebileceğinizi bilmeniz gerekir. Bu öğreneceğiniz bir beceriyle, insanlara muamele ediş biçiminizle, yıllardır konuşmadığınız birini aramakla ilgili olabilir.

Hayatınız yeni, tutarlı ve adanmış bir karar verdiğiniz anda değişir. Çünkü gerçekten karar verirseniz, yapamayacağınız şey yoktur...
_________________


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Bu yüreğe sahip olanlara
« Yanıtla #3 : 29 Mayıs 2009, 08:19:38 »
Tarih: Wed May 20, 2009 7:11 am    Mesaj konusu: Yaşarken..     

--------------------------------------------------------------------------------
 
Adamın biri çok cimriydi ve cimri olmaktan çok utanıyordu. Çevresindekilerden beklediği saygıyı göremiyordu. Bunun nedenini anlamak için hayran oludğu bir bilgeye akıl danıştı. Bilgi, adama bir masal anlatmaya başladı:
“Çiftliğin birinde yaşayan domuz, insanların kendisini hiç sevmediğinden yakınarak komşusu ineğe dert yanmış. İçindeki kıskançlıkla birlikte onun nasıl bir saygıyı gördüğünü de merak ederek, “Ben insanlara senden daha fazlasını veriyorum.
Etimi yiyorlar, derimden ayakkabı, kıllarımdan en iyi fırçaları yapılar. Dişlerimin değerini hiç anlatmayayım. Oysa sen onlara yalnızca süt veriyorsun; buna karşın beni yine de senin gibi sevip saymıyorlar” demir.
Domuzun sözlerin dikkat ve sabırla dileyen iyi yürekli inek yalnızca şunları söylemiş:
“İnsanlar tüm bu saydıklarını sen öldükten sonra alabiliyor senden.
Oysa, ben yaşarken veriyorum onlara sütümü...”
_________________
 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Bu yüreğe sahip olanlara
« Yanıtla #4 : 29 Mayıs 2009, 08:19:45 »
Tarih: Wed May 20, 2009 7:24 am    Mesaj konusu: slm     

--------------------------------------------------------------------------------
 

Nasibim bizde hikayende ki domuz yerine İnek olmayı yeğledik...

Ne olduysa Nasibim.
Senden sonra oldu bizlere.
Sitendeki güzellikler inşallah yaşamımıza yön verecektir...



kendimce...
 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #5 : 29 Mayıs 2009, 08:22:27 »


[size=18]Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Penceri aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan limonata olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illaki sağlık olsun!  [/size]


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #6 : 29 Mayıs 2009, 08:22:40 »
Tarih: Tue May 19, 2009 7:38 am    Mesaj konusu:     

--------------------------------------------------------------------------------
 
güzelmiş,denemeye değer....
emeğine sağlık canım,teşekkürler....
_________________
İÇİMDEN GELDİĞİ GİBİ...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #7 : 29 Mayıs 2009, 08:22:48 »
Tarih: Tue May 19, 2009 7:44 am    Mesaj konusu: slm     

--------------------------------------------------------------------------------
 
Bir gün yolun düşerse bizim oralara
Misafir ol...Gel
Yüreğimize gir,evimize
Yanımıza otur,yöremize
Kıyımıza çök,köşemize
Bir tas suyumuzu iç
Bir nefes çek içine,bizim buralardan
Değme de bak...Anadolu insanının keyfine
Nasılda hoşnut olurlar
Nasıl da sığdırmazlar senİ, yerlerine, göklerine
Geçiyorsan bir uğra...
Esirgeme bir Allah selamını onlardan


kendimce...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #8 : 29 Mayıs 2009, 08:23:01 »
Tarih: Tue May 19, 2009 7:53 am    Mesaj konusu: Re: slm     

--------------------------------------------------------------------------------
 
kendimce demiş ki:
Bir gün yolun düşerse bizim oralara
Misafir ol...Gel
Yüreğimize gir,evimize
Yanımıza otur,yöremize
Kıyımıza çök,köşemize
Bir tas suyumuzu iç
Bir nefes çek içine,bizim buralardan
Değme de bak...Anadolu insanının keyfine
Nasılda hoşnut olurlar
Nasıl da sığdırmazlar senİ, yerlerine, göklerine
Geçiyorsan bir uğra...
Esirgeme bir Allah selamını onlardan


kendimce...


OKUDUM KARIŞMADAN EDEMEDİM,
gerçekten Anadolu insanı başkadır,misafirperverliği,
sevecenliği,dostluğu.....
her kelimesi doğru,katılmamak elde değil....
_________________
İÇİMDEN GELDİĞİ GİBİ...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #9 : 29 Mayıs 2009, 08:23:39 »
Tarih: Tue May 19, 2009 5:32 am    Mesaj konusu: Kıyametinizin Provası     

--------------------------------------------------------------------------------
 
 


Selam dostlar, biraz dehşetli bir yazı bu.

Herşeyin yaratıcısı Allah'ın kitabı Kuran ışığında,

burada "KIYAMETİNİZİN" küçük bir provasını yapacağız!

Bütün safhaları değil, sadece "BİZİMLE" ilgili olan kısmı!











Şimdi bilgisayarınızın başında olduğunuza göre mutlaka bir oda içinde

bulunuyorsunuz.

O içinde bulunduğunuz odanın duvarlarını yıkın,

ve zemini dört yönde bütün ufukları kaplayacak kadar genişletin.



Şöyle bir manzarayla karşı karşıyayız. Heryer göz alabildiğine düz

bir zemin!

Ama dümdüz........

Ne bir tepe var etrafta, ne bir yükselti.



O halde yön olarak sadece yukarısı kaldı.

Yukarıda ne var?

Ve heryeri dolduran dehşetli bir ışık. Ve müthiş bir sıcaklık esiyor.

Öyle ki, terden sırılsıklam oluyorsunuz.







Burası neresi?



Evet, sur'a ikinci kez üfürülmüş, o kulakları patlatan çığlık gibi

ses, "o şimdiye kadar hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir kimsenin

bilmediği dehşetli çığlık, o ses komutu" herşeyi bir anda harekete

geçirmiş ve siz mezarlarınızdan patlarcasına fırlayıvermişsiniz!



O düz alanda, dümdüz, sonsuz alanda, gelmiş geçmiş bütün insanlarla

birlikte "saf saf", "sıra sıra", "dizi dizi", düzenli sıralar halinde

duruyorsunuz.



Herkes gibi çıplaksınız. Ama bunu ne görecek haliniz var, ne de

başkasının çıplaklığını fark edecek haliniz var.

Çünkü bedeninize çarpan o sımsıcak dalgayla, içinde bulunduğunuz bu

durumda dehşet içindesiniz!

Ne olduğunu tam olarak anlayamıyorsunuz!

Dünyada iken hiç bu kadar "afallamış" hissetmemiştiniz!





"Rüya mı??" diye düşünüyorsunuz.

Ama şu anda bu yazıyı okurken nasıl etten kemikten, hisseden, nefes

alan "gerçek mi gerçek" bir vücudunuz varsa, aynen öylesiniz,

kelimenin tam anlamıyla "yaşıyorsunuz"!





Nasıl buraya geldiniz?

O ses aniden heryeri doldurduğunda nasıl çıktınız mezardan?

Vücudunuz nasıl yeniden oluştu böyle???

Bütün hücrelerinizle, kuvvetli bir mıknatıs tarafından çekilir gibi,

sanki bir borunun içinden müthiş bir hızla geçerek nasıl geliverdiniz

bu sonsuz meydana?



Duyularınız ne kadar keskinleşmiş!

Dünyada bile bu kadar net göremiyor, bu kadar net algılayamıyordunuz!



Dehşete düşmüş insan yüzleri, korkuyla dolu sızlanma sesleri!

Şaşkın bir biçimde, şok olmuş gözlerle etrafa bakanlar!

"YOK OLMAK" isteyenler!



Hiçbir şey yapamamanın ve hiçbir yere kıpırdayamamanın verdiği, bütün

duyguların adeta dev mengenelerde sıkıştırıldığı, bir çekirdeğin

içine bir dünyanın sıkıştığı anlar!

Bu sıcak, sımsıcak meydandaki bu dehşetli bekleyiş ne kadar sürecek?



Bazılarının ileride bir yere doğru sürüklenir gibi kaydığını

görüyorsunuz. Bu cehennem gibi alanda tek gölgelik yer orası.



Bazı insanlar dalga dalga o gölgeliğin altına kayıyorlar. Bir güç

onları yavaşça o gölgeliğe çekiyor.



Yüzlerine bakıyorsunuz, o yüzlerdeki serinlik hissinin binde birine,

milyonda birine, milyarda birine, trilyonda birine, trilyarda birine

sahip olmak istiyorsunuz!



Belki biraz sonra bir güç sizi de o gölgeliğin altına doğru tül gibi

kaydıracak.



Belki de meydanda kalmaya devam edeceksiniz.





Kimisi için bir an....



Kimisi için kırk yıl....



Kimisi için bin yıl.......



belki daha fazla...







Sıcak....sımsıcak....ne kadar beklediğinizi bilmiyorsunuz.

Belki o cehennem gibi meydanda! Belki de o tek gölgelikte!

Ve dünyayı hatırlıyorsunuz, birkaç saniyelik bir rüya gibi kalmış

belleğinizde o koskoca yıllar.





Ve bir ses!





Sanki vücudunuzdan geliyor! Heryer o sesle doluyor.

Nereden geliyor? Heryerden, heryerinizden, bütün hücrelerden, bütün

köşelerden, bütün noktalardan:





"İŞTE İLK YARATTIĞIMIZ GİBİ BİZE GELDİNİZ!



"İŞTE İLK YARATTIĞIMIZ GİBİ BİZE GELDİNİZ!



"İŞTE İLK YARATTIĞIMIZ GİBİ BİZE GELDİNİZ!







"FAKAT SİZ KIYAMET İÇİN YAPTIĞIMIZ VAADİ YERİNE GETİRMEYECEĞİMİZİ

SANMIŞTINIZ, DEĞİL Mİ?







"ŞİMDİ ÜZERİNİZDEN ÖRTÜYÜ AÇTIK! BUGÜN GÖRÜŞ GÜCÜNÜZ KESKİNDİR!









Bir hareketlenme oluyor o sonsuz meydanı dolduran bedenlerde.

Dalgalanıyorlar sanki.



Çığlıklar yükseliyor insanlardan!



Kulakları patlatan çığlıklar!







Herkesin üzerine doğru birşeyler inmeye başlıyor.

Dehşetli gözler daha da açılıyor...daha da....daha.....daha.....



Sizin üzerinize de bir şey geliyor...

Yaklaştıkça anlıyorsunuz.



Bu sizin "KİTABINIZ"!





Dünyadaki yaşamınız boyunca "SİZİN" doldurduğunuz, her saniyenin, her

salisenin, her an'ın, en ince ayrıntısına kadar kaydedildiği, bazen

düşünerek, bazen sorumsuzca doldurduğunuz



"SİZİN KİTABINIZ"!





Bir kez daha anlam vermeye çalışıyorsunuz herşeye....

Hayır, yine aynı şey!

Bu bir rüya değil!



Dünyada dahi bu kadar keskin olmamıştı hiçbirşey!

Duyularınız bu kadar açık ve berrak algılamamıştı hiçbirşeyi!

Kulaklarınız sesleri hiç bu kadar ayrıntılı duymamış, gözleriniz hiç

bu kadar derin görmemişti!



Demek GERÇEK buymuş!

Gerçeğin bu kadar TUHAF ve KESKİN olabileceğini düşünmemiştiniz.

Ve şu anda gerçek sandığınız dünyanın, dünyadaki o koskoca

yıllarınızın sizin için bir rüya gibi kaldığını yeniden anlıyorsunuz!



ARTIK RÜYADAN UYANDINIZ!



ŞU ANDA GERÇEĞİN TAM İÇİNDESİNİZ!





Ve o sonsuz meydandaki her bir insanın kitabı kimisinin sağ yanına

iniyor, kimisinin sol yanına.



Yüzlerde dehşet! Tenler zangır zangır titriyor!



İnsanların çığlıkları kulaklarınızı patlatıyor!



Kitabı sağ yanına inenler dalga dalga çekilip alınıyor. Bir ses

duyuluyor:





"EY AYETLERİMİZE İNANÇLA SARILIP MÜSLÜMAN OLAN KULLARIM!

BUGÜN SİZE HİÇBİR KORKU YOK! VE SİZ ÜZÜLMEYECEKSİNİZ!"





"SELAM! SELAM SİZE!"



"SELAM! SELAM SİZE!"





"SABRETTİĞİNİZ İÇİN SİZE SELAM OLSUN! EBEDİ KALMAK ÜZERE GİRİN

CENNETİME!"







Önlerinde ve yanlarında aniden ışıklar meydana geliyor ve onlara yol

gösteriyor.







Kitapları sol yanlarına inenlerin çığlıkları daha da yükseliyor...

Ve aynı ses onlara şöyle sesleniyor:





"İŞTE YALANLAYIP DURDUĞUNUZ ATEŞ BUDUR!

BU DA MI SİHİR? YOKSA SİZ GÖRMÜYOR MUSUNUZ???"



"İŞTE YALANLAYIP DURDUĞUNUZ ATEŞ BUDUR!

BU DA MI SİHİR? YOKSA SİZ GÖRMÜYOR MUSUNUZ???"



"İŞTE YALANLAYIP DURDUĞUNUZ ATEŞ BUDUR!

BU DA MI SİHİR? YOKSA SİZ GÖRMÜYOR MUSUNUZ???"







"GİRİN ARTIK ORAYA! İSTER SABREDİN, İSTER ETMEYİN!

ARTIK SİZİN İÇİN BİRDİR!"







"SİZ AYETLERİMİ ALAYA ALDINIZ!

EBEDİ KALMAK ÜZERE GİRİN CEHENNEMİN KAPILARINDAN!"









Kitabı sol yanından verilenlere soruluyor:



"NEDİR SİZİ BU HALE GETİREN?"



Dehşetle açılmış gözlerle şu çığlıkları atıyorlar:



"BİZ NAMAZ KILANLARDAN DEĞİLDİK! YOKSULA DA YEDİRMEZDİK!

CEZA GÜNÜNÜ YALANLARDIK! BOŞ ŞEYLERE DALANLARLA DALAR GİDERDİK!"





Ve onlar da yerlerine götürülürken O ses bir daha duyuluyor:



"HAYDİ! TADIN ŞİMDİ O YALANLAYIP DURDUĞUNUZ ATEŞİN AZABINI!"



"HAYDİ! TADIN ŞİMDİ O YALANLAYIP DURDUĞUNUZ ATEŞİN AZABINI!"













Bu arada sizi unuttuk.



YA SİZİN KİTABINIZ HANGİ TARAFINIZA İNİYOR??
_________________
 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #10 : 29 Mayıs 2009, 08:23:58 »
Tarih: Tue May 19, 2009 7:33 am    Mesaj konusu: Biliyor musun ?     

--------------------------------------------------------------------------------
 
Nasibim yine güzel bir eseri bizlerle paylaşmışsın teşekkürler
Evet, Başrolde sensin
Hayat bir oyun kadar gayri ciddi ve pervasız

Verdiğin her karar kıyamete bir adım
Sahi doğmakla başlamadık değil mi ölmeye
Kıyamet ne yaklaşır ne uzaklaşacaktır
Adım sestir bazen, bazen vicdandır adım

Biliyor musun ?

Hayat senin fakat sahnen emanet
Yaşamakta hürsün ölmekte olmadığın kadar
Ölmek istemek kolaycılık,önce hak et
Ölmeyi, Azrail’in yeterince vakti var.

Derim ki
GELMEDEN KIYAMET,YOK OLMADAN DÜNYA....
Nasibimin kıyamet provasını duygu ve his olarak
Yaşamanız dileğiyle…

kendimce


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #11 : 30 Mayıs 2009, 08:39:57 »


Abdullah İbn-i Abbas(r.a.) şöyle anlatır:Allahü Teala arşı yaratınca meleklere onu taşımalarını emretti.Onu yüklenmek meleklere ağır geldi.Bunun üzerine Allahü Teala onlara şu emri verdi:''Sübhanallah'' deyiniz.Melekler ''Sübhanallah'' deyince onu yüklenmek onlara hafif geldi.Ve onlar yıllar boyu ''Sübhanallah'' dediler.Hz. Adem (a.s.)yaratıdıktan sonra aksırdı.Allahü Teala ona  ''Elhamdülillah'' demesini ilham etti.Hamd edince, Allahü Teala ona şöyle buyurdu:''Yerhamukellah:Rabbin sana merhamet eder.Seni bunun için yarattım.''Hz. Ademin cümlesini duyan melekler dediler ki : Bu bizim için ikinci güzel ve şerefli kelimedir.Onu bırakmamız doğru olmaz.Bundan sonra:Sübhanallah,Elhamdülillah'' demeye başladılar.Allahü Teala Hz. Nuh (a.s.)' a halkına anlatmak üzere:''Lailaheillallah'' Kelime-i Tevhidi ni söylemelerini vahy etti.Ancak bu şekilde onlardan razı olabileceğini anlattı.Bunu duyan melekler dediler ki:Bu da güzel, şerefli bir kelime bunu bırakmak da biz yakışmaz.Ve dualarına bunuda eklediler.Senelerce ''Sübhanallahi velhamdü lillahi vela ilahe illallah...'' dediler.Hz. İbrahime (a.s.) Allahü Teala kurban emrini verdi.Kurban için kendisine bir koç gönderildi.Koçu görünce sevindi; ''Allahü Ekber'' dedi.Melekler bunu duyunca:Bu, dördüncü güzel bir kelimedir, dediler ve dualarına eklediler.Bundan sonra hep şöyle dediler:''Sübhanallahi velhamdü lillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber'' Cebrail(a.s.) bunu hikaye edince Rasülillah (s.a.v.)'ın hoşuna gitti.''la havle vela kuvvete illa billahil-aliyyi'l azim.'' dedi.Bunu duyan Cebrail (a.s.) şöyle dedi:Bu cümleyi de öbürlerine ekle.İsrafil (a.s.) Peygamber Efendimize (s.a.v.), bir kimse''Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber.Vela havle vela kuvvete illa billahi'l-aliyyi'l-azim.''tesbihini bir defa okursa Allahü Teala ona beş haslet ihsan eyler:
     1-Allah(c.c.) onu çok zikreden zümre arasına yazar.
     2-Gece ve gündüzde kendisini zikredenlerin en faziletlisi eyler.
     3-Bu tesbihler, onun için cennette dikili ağaçlar olur.
     4-Bu tesbihler, o kimsenin günahlarını döker.Tıpkı bir ağacın kuru yapraklarını döktüğü gibi.
     5-Allahü Teala onu gözetir.Allahü Teala bir kimseyi gözetirse ona azap etmez.
 
 
RABBİM HEPİMİZİ ONU ZİKREDENLERDEN EYLESİN....(AMİN)


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #12 : 30 Mayıs 2009, 08:40:40 »




 
 
  Milyonlarca müminin, duamızı kabul edecek makamın öğrettiği o muhteşem duayı, Fatiha'yı, çağlayanlar gibi akan nefesleriyle "amiiiin" diye zarflayışının heyecanında yeniden tanıştım Mülk Sûresi'yle..
Sabahların hepsinde mahzun kalplerimize ebedî güneşler doğuran, mahcup gönüllerimizi sonsuz güzelliğe açan Haberci'nin (asm) huzurunda, sonsuzluğu nefeslenerek kılıyoruz sabahı. Sanki gafletlerden uyanmış yedi uyurlar gibiyiz. Sanki zulümleri susturmuş, zalimleri boğmuş zaman ırmağının öbür ucunda kurtuluşa uyanır gibiyiz. Sonsuz bir 'şimdi' kucaklıyor bizi. Ne telaş var ne koşturma. Bitimsiz an'ın pınarından yudumluyoruz kevseri. Secdeler sahici. Secdeler hiçe indiriyor bizi.
Sabah namazının iki rekâtına yayıyor 'Tebareke'yi imamımız. "Tebârekellezi biyedihi'l mülk." "Ne yücedir O mülkü elinde tutan..." "Hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmakta..." Mülkün Sahibi, sahip olmak/ol(a)mamak ekseninde kıvranıp duran insanlığa varlık manifestosunu en başında ilan ediyor. "Ölmeyi de yaşamayı da ciddiye alma..." "Ölmekle her şeyi yitiriyor değilsin. Yaşamakla da her şeye sahip oluyor değilsin." "Mülk O'nundur; senin değil..." Sana her şeyi terk ettiren ölüm, bildiğin ölümlerden bir ölüm değil... Seni her şeye sahip eyleyen hayat da, o bildiğin hayatlardan değil. Ölüm de ödünç, hayat da. Ölmek de şimdilik. Yaşamak; zaten şimdilik.
Hem sonra, yaşaması kendinden olmayanın sahipliği ne kadar sahicidir ki? Sahip olduğunu sandıklarıyla sadece beraberdir. Sadece yakınında durmaktadır sahiplendikleri. Ve sadece şimdilik durmaktadır. "Bu benimdir" dedikleri elinden çıkacak bir gün. Eli de elinden gidecek bir gün. Ayette "ölüm"ün önce zikredilmesi belki bu yüzden. Kendini pürüzsüzce akıp giden hayatın ortasında bulan insana o beklenmedik kesintiyi en başından hatırlatmak için. "Varlığının kesintiye uğrayacağı o an her daim yanı başında bekliyor seni." Varlığın ödünç. Sahiplenmen emanet. Ve sadece şimdilik. Varlık sende kalacak değil, sen de varlıkta kalacak değilsin.
Hemen ardından teselli ediyor ölüme doğru yürüyen, eskiyen/eksilen çaresiz insanı. Ölüm de sahipsiz değil. Üstelik senin Sahibin olan, sana varlığı sahiplendiren O'nun elinde. Ölümü o yarattı; O'na rağmen ölüyor değilsin. Ölümü O takdir etti; O'ndan habersiz gidiyor değilsin. Ölsen bile O'nun mülkündesin. Ölümün sınanmak için. Yaşaman sınanman için. Yani ölüm de hayat da bir oyun. Bir başka gerçekliğin yüzünü aralamak için bu oyun. Kazanman yaşamaya bağlı değil, kaybetmen ölüme endeksli değil. Bir başka gerçeğin eşiğinde vasıta sadece ölüm-kalım derdi. "Senin derdin ölüm-kalım derdinden büyük olmalı."
Varlık manifestosu, bizi alışık olduğumuz eksenden çıkarıp, olmamız gereken eksene yerleştiriyor. Ölüm-kalım ekseninden iyi-kötü eksenine konuşlanıyoruz birden. Soruyorum şimdi kendime. Korkularım nerede konaklıyor? Sevinçlerim hangi vadide büyüyor? Hüzünlerimin müsebbibi neler? Kayıp ve kazanç terazimin kefelerine neler koymuşum? Örneğin, yanlışa savrulmaktan şarampole yuvarlanmaktan korkar gibi korkuyor muyum? Uçuruma düşmek gibi korkunç geliyor mu bana dilimin ve nefeslerimin boş söz ve yalanların kirli kuyusuna çekilmesi? Ateşe değiyormuşum gibi yakıyor mu damağımı dudağımı gıybetler, arkadan çekiştirmeler? Her an kırılabilir buzdan zemin üzerinde yürür gibi mi yürüyorum sözlerimin üzerine basarken? Çekinmelerim kimlerden, nelerden? Çamurdan pislikten sakındığım kadar sakınıyor muyum nankörlüğün, şükürsüzlüğün kokuşmuşluğundan? Allah'ı bir bilip de, O işitmiyormuş gibi konuşmak, O bilmiyormuş gibi eylemek, O görmüyormuş gibi davranmak, sağırlaştığım, körleştiğim, cahilleştiğim zifiri karanlıkta yürüyormuşum gibi ürkütüyor mu beni?
Sorumu tekrar ediyorum: Ölüm-kalım kaygımızı neye göre ayar etmişiz? Gafilce bir sözün kulaklarımıza aniden değmesi, kulağımızdan geçen bir kurşun vınlaması kadar betimizi benzimizi attırıyor mu? Tiksinir miyiz meselâ, bir kardeşimizin bize de gıybetini dinlettirip bir başka kardeşinin ölü etini didikleyerek yemesi karşısında... Namazı terk ettiği için ebediyen felç olmak üzere olan bir kardeşimizin, birden namaz için ayağa kalkmasını gördüğümüzde, bir felçlinin yürümeye başlamasını gördüğümüz kadar sevinç ve şaşkınlık yaşadık mı hiç? Namazsızları niyazsızları her gördüğümüzde, ebedî hayatının engelli ve özürlü olmasına aldırış etmemelerine bakıp da bir engelli görmüş gibi üzülüyor muyuz? Kur'ân'a uzak kalarak gözünü de gönlünü de köreltmiş kardeşlerimizin ara sıra elinden tutup ezilmesin diye "yol"un karşısına geçirmeye heveslendiğimiz oldu mu hiç?
Mülk O'nun olduğu halde, biz mülk kaygısındayız. Ölümü o var ettiği halde, biz yok yere yok etmeye çalışıyoruz ölümü. Hayatı o var ettiği halde, biz boş yere kendimize yüklüyoruz yaşamayı. Rızkı garanti ettiği halde rızık peşinde koşturuyoruz. Akıbetimizi garanti etmediği halde, akıbetimiz garantiymiş gibi endişesiz ve telaşsızız.
Sadece gözler değilmiş meğer körleşen, gönüller de kör olurmuş... Gözün gördüğü ölümden korkanlar, gözün gördüğü hayata tutunanlar, gönüllerinin korktuğu ölümlü amellere korkmadan yürüyorlar, gönüllerinin özlediği diri amelleri gözünü kırpmadan terk ediyorlar. Mülk O'nun... Ama kör gönlüm hâlâ daha "ölüm-kalım" derdinde.. "İyi-kötü" derdi sanki başkalarının derdi...

Senai DEMİRCİ




Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #13 : 30 Mayıs 2009, 08:41:02 »
hürmet demişki,

çok güsel senai demirci müthiş aslında tanışmak isterdim ...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #14 : 30 Mayıs 2009, 08:41:40 »



Uyan Ey Gözlerim
Sultan III. Murat Han bir sabah namazını kaçırmış.
Üzüntüsünden Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan'ı yazmış.
Biz hergün kaçırıyoruz ama ne yazik ki o parçayı dinlemiyoruz bile…




 :evil:  :evil:  :evil:

Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan
Azrail’in kastı canadır, inan.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Dill-u dillerince(1) tesbihe başlar
Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Semâvâtın kapuların açarlar.
Mü’minlere rahmet suyun saçarlar…
Seherde kalkana hülle(2) biçerler.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Bu dünya fanidir sakın aldanma.
Mağrur olup tac-u tahta dayanma.
Yedi iklim(3) benim deyu güvenme.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Benim, Murad kulun, suçumu affet.
Suçum bağışlayub günahım ref’ et.(4)
Rasûl’ün sancağı dibinde haşret.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan [/size]



Bir hitapla, “Uyan ey gözlerim gafletten uyan!...” şiirine başlayan Sultan Şair, silkinerek kendine gelmek istiyor. Nefsiyle baş başadır. Ahir ömrünü muhasebe edip tehlikenin kenarında olduğunu düşünüyor. İlmi, kudreti her şeyi kuşatmış olan Allah’ı tesbih etmekte yetersiz olduğu kanısına varıyor.

Şair, ikinci kıtaya, seherlerde Rablerini tesbih eden kuşları mevzubahis ederek giriyor. Bu kuşlar kendi dillerince bizlerin bilmediği bir lisanla Hâlık’larını, Rezzak’larını zikretmektedirler. Nitekim şu âyet-i kerime Sultan Şair’imizin bildirdiği gerçeği çok veciz ve fasih bir şekilde ifade ediyor: “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, onu hamd ederek tesbih etmesin. Ancak, siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.”(6) Bu kıtada kuşlarla birlikte başka varlıkların da Rablerini tesbih ve tevhid ettikleri haber veriliyor: “Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar…” Kuşlar, dağlar, taşlar, ağaçlar birer parçadır. Kast olunan bu cüzlerin de içerisinde bulunduğu canlı ve cansız varlık âlemdir. Kuşkusuz göklerde ve yerde ne varsa O’nundur; O’nu tesbih etmiştir ve ediyordur. Gece ve gündüz, gök gürültüsü, bölük bölük uçan kuşlar, melekler, dağlar vb. gibi… Allah’a hamd ve korku ile boyun eğmiştir; yorulmadan ve büyüklenmeden noksan sıfatlardan münezzeh, kemâl sıfatlarla vasıflı bulunan Allah’ı tesbih ve tevhid etmektedirler.(7) Hülâsa her şey, ama her şey Allah’ı yüce sıfatlarıyla birlikte tesbih, tevhid ve tenzih etmektedir. Hakikat boyasıyla boyanmış Şair’imiz tekrar tekrar: “Uyan ey gözlerim gafletten uyan!... / Uyan uykusu çok gözlerim uyan…” demek suretiyle bu kıta ve diğer kıtalarda zatını ikaz edecektir.

Seherde uyanırlar cümle kuşlar...
Dill-u dillerince tesbihe başlar...
Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar…
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!...
Uyan uykusu çok gözlerim uyan…



 :evil:  :evil:  :evil:
Üçüncü kıtada Allah’a ve Rasûlü’ne nasıl inanılması gerekiyorsa öylece inanan Mü’minlere sema kapısının açılarak rahmet suyu saçılacağını müjdeleyen Sultan Şair’imiz, seherlerde kalkmanın önemine tekrar dikkatlerimizi çekmek istiyor:

“Seherde kalkana hülle biçerler.” Hülleden kast olunan, bilindiği gibi Cennet elbisesidir. Evet, seher vakitleri İslâm literatüründe kıymetlidir. Nitekim; “(Bunlar),
‘Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru!’
diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah'tan) bağışlanma dileyenlerdir.”(8) buyrularak seher vaktinde bağışlanma dilemek, öneminden dolayı âyet-i celîlede zikrediliyor. Seher vaktinde yatmamak, sabah namazını kıldıktan sonra da güneşi üzerine doğdurmamak, geçen bu süre zarfında ibadet-i taatla, tevbe-i istiğfarla, tesbih, tenzih ve tehlille meşgul olmak âdâb-ı sünnettendir. Ayrıca Sabah namazının sünneti ve farzı arasındaki vakitte de bu şekilde hareket etmek sünnettir. Seher vaktinin bir uhrevîliği vardır. Kuşların zikir armonisi, havadaki o büyüleyici koku, bedeninizi saran ve sarsan seher vaktinin iklimi…

Son kıtalara geldiğimizde dünyanın faniliği; taç-u tahtın, saltanatın, malın mülkün, servetin geçiciliği hakikatini hatırlamak isteyen Sultan Şair’imiz Allah’a sığınıyor, Rabbinden bağışlanma istiyor, “Rasûl’ün sancağı dibinde haşret.” demek suretiyle son arzusunu dillendiriyor.
Benim, Murad kulun, suçumu affet.
Suçum bağışlayub günahım ref’ et.
Rasûl’ün sancağı dibinde haşret.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!...
Uyan uykusu çok gözlerim uyan…

Dipnot ve Kaynakça:
1. Dill-u dil: Kendi dillerince.
2. Hülle: Cennet libası (elbise).
3. Yedi iklim: Farklı iklimlerin hüküm sürdüğü ülke toprakları.
4. Ref’ et: Lâğvet, kaldır, hükümsüz bırak.
5. Arabî aylardan beşincisi
6. el-İsrâ, 17/44.
7. Bkz. er-Ra’d, 13/13; el-Enbiyâ, 21/19-20; en-Nûr, 24/41; es-Sâd, 38/18-19.
8. Âl-i İmrân, 3/17.

Cafer Ceylan
Rehber Dergisi Sayı 44


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.