Gönderen Konu: Düşündürücü Yazılar  (Okunma sayısı 31883 defa)

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #15 : 30 Mayıs 2009, 08:42:10 »


usta 28 demişki,
Alıntı yapılan: nasibim




Uyan Ey Gözlerim
Sultan III. Murat Han bir sabah namazını kaçırmış.
Üzüntüsünden Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan'ı yazmış.
Biz hergün kaçırıyoruz ama ne yazik ki o parçayı  ...( ESER )  

http://www.imeem.com/people/bguJT1/music/GBbX7Z0e/zara-uyan-ey-gzlerim-gafletten-uya/

http://www.uyaneygozlerim.com/

S.A .
Ellerinize sağlık   :evil:   :evil:
zaman zaman hepimizin
Muzdarip olduğu bir konuya değinmişsiniz
Teşekkür ediyorum
Şöyle güzel bir söz var

Namaz Kılmaktan Ayakları Şişen PEYGAMBERİN...
Uyumaktan Gözleri Şişen Ümmetleriyiz...

Gafletten uyananlardan olmak temennisiyle
Bir menkibede biz ekleyelim

Büyük velîlerden Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri
bir gün sabah namazına uyanamaz.
Sabah olduğunda o kadar üzülür,
o kadar ağlar, nefsini suçlayıp yüreği yanarak
öylesine bir istiğfar eder ki, bu yüzden

sabah namazının sevabından daha fazla ecir kazanır.
Bunu gören şeytan ertesi gün
o zatı erkenden sabah namazına uyarır.
Çünkü, mü’minler sevap kazandıklarında şeytan kahrolur.
Madem ki, o zatın namaz kılamaması
Allah’a daha çok yalvarmasına sebep olmuştur;
şeytana düşen onun ikinci kez
gözyaşı döküp yalvarmasını engellemektir.
 :!:   :!:   :!:   :!:   :!:   :!:   :!:


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #16 : 30 Mayıs 2009, 08:43:34 »
sonyolcu demişki,



bence uyuya kalmak  insanın ömründe bir hadi bir kaç kez diyelim

bunu surekli kılıyorsa  haftada 1 ayda 3 veya 5 kez bu

kasten kalkmamaktır  namaza

ve 

uykudan kalk maya alışan beden

o vakitte saat kurmadan kalkkar .

sahsen ben oyleyım saat hiç kurmam.



Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #17 : 30 Mayıs 2009, 09:14:14 »
usta28 demişki,


Alıntı yapılan: SONYOLCU


bence uyuya kalmak  insanın ömründe bir hadi bir kaç kez diyelim

bunu surekli kılıyorsa  haftada 1 ayda 3 veya 5 kez bu

kasten kalkmamaktır  namaza

ve 

uykudan kalk maya alışan beden

o vakitte saat kurmadan kalkkar .

sahsen ben oyleyım saat hiç kurmam.


s.a Sonyolcu kardeş
taktireşayan süpersinn  :grin:
inan  senin gibi insan  sayısı
5 vakit namaz kılanlar arasında
yüzde on gibidir çok iddialısınız
maşallah
ama kasten sözüde biraz tartışılır
sizi birde istanbulun yoğun stresli keşmekeş trafiği kargaşası ve
pis havasında yaşarken görmek isterdim :lol: 
birde sosyal yaşamınız varsa gece 12  1  2 de yatın sabahta namaza kalkın bakalım neyse espiriyle karışık oldu
RABBİM bizlerin namazını makbul kabul eylesin
ama  sanırım bu
NASİBİMİN değinmek istediği mevzunun sadece
çıkış noktası
UYAN EY GÖZLERİM GAFLETTEN UYAN
inşallah uyananlardan oluruz
GAFLET GAFLET bu mevzu daha çooook su götürür


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #18 : 30 Mayıs 2009, 09:34:24 »




Tasavvuf bir lokma bir hırka mıdır?
Bir lokma bir hırka demek değildir. O İslam’ın özü ve hayata uygulanışıdır. Ahlakın düzeltilmesi ve nefsin ıslahıdır. Güzel bir tarifi vardır. Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır, gül-i gülzâr olup hâr olmamaktır. Tasavvuf dost olmaktır ama kimseye yük olmamaktır. Herkese iyilik yapmaktır yeri geldiğinde bir lokma bir hırkaya kanaat edip insanlara yük olmamaktır. Haline razı, tokgözlü olmaktır. Aynı zamanda tasavvuf, Kur’an ahlakıdır, Resulullah’ın deruni halleri, şeriatın ince adabıdır. Bencillik değil diğerbinliktir. Merhamettir, muhabbettir, hizmettir. Laf ebeliği ve söz kalabalığı değil samimiyet, ihlas ve hikmettir. Kalp temizliği, irfan yüceliği ve sâlih amel üreticiliğidir. Bu sebepten her çağın insanının tasavvufa ihtiyacı vardır. Günümüz dünyasında gittikçe yalnızlaşan, çaresizleşen, mutsuzlaşan insanın tasavvufa ihtiyacı vardır. Mâzide olduğu gibi, günümüzde de, gelecekte de aranılacak, özlenecek ve uygulanılacaktır.

Haklısınız efendim, yalnız bütün bunları kim ve nasıl yapabilir?
Elbette böyle bir zihniyet ve şahsiyet eğitimi ise ancak derin tecrübesi, engin bilgisi, temiz vicdânı, sağlam imânı, güzel ahlakı, selîm zevki, coşkun şevki, ilâhi aşkı, tasavvufi neşesi olan, yüksek seviyeli, erdemli kişilerin, zümrelerin ve çevrelerin işi. İlim nâmına oynanan oyunları gören, sahtekarlıkları sezen, Hakk’ı seven aşıkların işi…
 (Prof.Dr.M.Es'ad Cosan) 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #19 : 30 Mayıs 2009, 09:35:34 »



Ey dünyalıktan mahrum kimse, zamana ve insanlara hoş görünmeyen ve onların bir yanda bıraktığı zavallı insan.

Ey sultanlar yanında hatırlanmayan ve dünya erbabı meclisinde ismi geçmeyen çaresiz adam.

Ey aç,cesedi çıplak, ciğeri susuzluktan yanmış bitkin...

Ey bütün ihtiyaçlarla sıkışan, kalbi darda kalan, gönlü kırılan, hiçbir maksadını yerine getiremeyen, gittiği kapıdan kovulan, mescit köşelerinde kalan, sokaklarda sürünmekle gününü geçiren adam.

Senin bu anlattığım hallerde:

- “Allah beni fakir etti, dünyayı elimden aldı. Beni perişan etti, terk etti. Buğzetti. İşlerimi dağıttı. Hiçbir işimi yerine getirmedi. Bana ihanet etti. Dünyalık olarak yeter derecede mal vermedi. Şerefimi söndürdü. Padişahlar katında, arkadaşlarım arasında beni yükseltmedi. Halbuki başkalarına bol nimetler verdi. Günleri geceleri o nimetler içinde geçer oldu. Halbuki hepimiz de müslümanız. Babamız Adem, anamız Havva... Ben böyle olayım da onlar niçin böyle olsun?

Gibi özler sakın senin ağzından çıkmasın.!..

Senin bulunduğun hali anlatalım: Bir defa Allah-ü Taâla’nın, seni bu halde bırakması bir hikmeti icabıdır. Çünkü senin yaratılışında bir hürlük vardır. Allah tarafından sana sabır, rıza, muvafakat verilmişti ki, bunlar en büyük nimetlerdir. Aynı zamanda iman, ilim, tevhid nurları sende vardır. İman ağacın daha eskimemiştir. Tohumları ve fidanları henüz çürümemiştir, kuvvetlidir, yaprağı boldur. Her gün dal salmakta, çeşitli gölgelik vermekte, ayrı ayrı yönlerden büyümekte ve meyve vermektedir. Senin çalı ile değnekle, onu muhafaza etmene, büyütmene, beklemene lüzum yoktur...

Allah sana, dünya işlerinde az fakat rahat edeceğin şeyleri verdi. Ama ahirette hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin hatırına gelmeyen büyük nimetleri senin için hazırladı. Bunları orada sana çok bol olarak ihsan buyuracaktır. Âyet:

- “Hiçbir nefis, kendileri için öteki alemde hazırlananların neler olduğunu bilmez. Halbuki onlar gayet mesrur edici şeylerdir. Yaptıklarınıza mükafat olarak verilir. “

Bunun manası şudur: Allah’ın emirlerine uydukları ve bu yolda devam ettikleri için bunlar kötülükleri bırakırlar, Allah’a teslim olur ve her işlerini ona ısmarlarlar. İşte o büyük mükafata bu sebepten ererler...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #20 : 30 Mayıs 2009, 09:36:37 »



hurmet demişki,

Tarih: Wed May 13, 2009 5:33 am    Mesaj konusu:     

--------------------------------------------------------------------------------
 
yüregine saglık ablam güzel konuydu 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #21 : 30 Mayıs 2009, 09:36:51 »
Tarih: Wed May 13, 2009 5:33 am    Mesaj konusu:     

--------------------------------------------------------------------------------
 
Yüzünden edep, namus v kanaat perdesini açma... Bunun aksine yaptığın an halka rüsvay olursun...

Halkın yardımını kalbinden çıkar, onlara güvenme... Kudreti, kuvveti Allah’tan gör!..

Hakkı ve hakikatı gör, her halinde manevi meşgalen bu olursa, benliğin ölür, şahsi arzuların söner. Şahsiyetçilik davasından kurtulur, herkesin iyiliğini gözetmeğe başlarsın... Dünya gözünden silinir yalnız ahiret, cennet sevgisi ve cehennem korkusu ile işlerini yapmaz olursun. Ruhunda sonsuz bir huzur duyar, Hak’kın iradesini görürsün... Kalbin, Hak ve hikmetle dolar. Zulmet kaybolur, nura boğulursun.

Daima, Hak’kı gözet ki; kalbinde yalnız Allah sevgisi yaşasın. Başkasına giriş hakkı kalmaz olur. Bu durumda İlâhi Vahdetin kapısı olan kalb basiretinin bekçisi olursun. Elinde tevhid, azamet, ceberut kılıcı olur. Her gördüğün aşağılık duyguları ruhundan kovar ve lüzumsuz şeyleri kökünden yok edersin.

Nefsin de, sana baş kaldıramaz. Hele kötü arzu timsali olan heva; şahsiyetçiliği temsil eden irade ve arzu, sana hiçbir zaman dünya ve ahiret işlerinde yol gösteremez.

Kalbinde, bir Hak ölçü vardır. İşittiğin her söz, gördüğün her hareketi Hak ölçülere vurursun. Daha ileri giderek Hak’kın rızası önünde boyun eğer, bütün varlığınla ona teslim olursun. Bu halinde Allah’ın kulu ve emrine bağlı kalır, halka uymaz ve onların arzularına gidemezsin. Bir zaman böyle gider.

Zaman olur, benliğin tamamen ölür. Bir hayali varlık gibi gezersin. Allah-ü Taâlâ bütün kuvveti ile seni muhafaza eder. Azamet ve sultanlığı hisarına sokar, hakikat ve tevhid askeri ile etrafını çevirir. Her adım atışında gayri ihtiyari dikkatli olmağa başlarsın. Çünkü, İlâhi bekçiler senindir. Nefis, şeytan, heva, irade, boş ümit, yalancı çağrı ve daha tabiatın nice kötülük ve şaşkınlıkları sana yol bulamaz. Ama her halde kader kendini gösterir.

Halk sana gelir nur almak için. Halk sana uyar doğruyu bulmak için... Halk seni ister, maddi ve manevi bataklıklardan kurtulmak için.

Sen halka yol gösteren, dinin inceliklerini öğreten örnek bir insan olursun. Sende çeşitli kerametler görülür, ama onlara aldanmadan Allah’a ibadet edersin. Hak yolunda mücadele ederek, çeşitli güçlüklere göğüs gererek Allah’a kullukta, yani ibadette sabredersin. O’nun yardımı ile, her kötülükten mahfuz ve örnek bir insan olarak kalırsın.

Halkın meyli seni aldatmaz. Onların sevgi gösterisi seni yoldan çıkaramaz. Onların seni büyütmeleri, elini eteğini öpmeğe koşmaları, kendini olduğundan fazla göstermeğe yaramaz. Sen onlardan lüzumunda istifade etmeği de bilirsin. Hak ölçüler dahilinde, ihtiyacın kadar alır, ötesini terkedersin...

ALLAH-Ü TAÂLÂ, o sultan hakkında şöyle buyurdu:

- “Biz Yusuf’u o yere sultan yaptık.”

Yine buyurdu:

- “O, dilediğini yapar oldu. Biz rahmetimizi istediğimize kondururuz, iyi kişilerin mükafatını eksiltmeyiz. “

İşte, bu cümleler, Hz. Yusuf’un meleki sıfatını anlatır.Onun nefis tarafını anlatırken de şöyle buyurulur:

- “Biz, böylece ondan bütün kötülükleri çevirdik, çünkü o, bizim ihlas sahibi kullarımızdandır. “

Hz. Yusuf’un marifet tarafı da şöyle dile geliyor:

- “Bunlar, Rabbımın bana öğrettiklerindendir. Allah’a inanmayan cemaatı kati olarak terkettim. Onlar ahiret gününe de inanmıyorlardı...”

Bu kitaplar, bir gün sana da gelir; o zaman büyük bir dost sayılırsın. Büyük nasibini almış olursun. Sonsuz ilim, sonsuz kudret, seni kaplamış olur. Saltanatın her yere şamil; emrin her yerde geçerli... Nefsin, senin için faydalı olur. Allah’ın izni ile her şeye sözün geçtiği gibi nefsine de sözünü dinletirsin.

Dünya ve ukba işlerinin sahibi Allah’dır. Cennet O’nun elindedir. Nazarlarımız, O’nun kuvveti, kudreti yüzüne çevrili. O bizim zengin, cömert mevlamızdır. Her şeyi bol ve ziyadesi ile verir.

İsteklerin son durağı orasıdır. Ondan öteye yol yoktur. El açacak ve yalvaracak kimse bulunamaz.

Bu anlatılanlar bir sırdır... Ve sözde kalır... Hakikatına Allah eriştirir. Çünkü O Rahimdir...
 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #22 : 30 Mayıs 2009, 09:37:08 »
Tarih: Wed May 13, 2009 5:34 am    Mesaj konusu:     

--------------------------------------------------------------------------------
 
Hayrı ve şerri iki cins meyve gör. Bunların kökü, bittiği yer aynı... Aynı ağacın iki ayrı dalında yetişirler. Fakat biri tatlı, biri acı... Bir dalda beldeler, iklimler, küreler bulunur. İşte bu dal da meyve yüklüdür. Ve bu meyve acıdır. Bundan uzaklaş, her şeyi ile ondan uzak ol...

Tatlı ağaca yanaş. Onun yetiştiricisi ve hâdimi(*) ol...

Bu dalları ve meyvelerini iyi tanı. Her ikisini iyi bil. Fakat, sabret ve onun yetişmesini bekle... Ve kuvvetli ol.

Sakın ve çok çekin!.. Acı ve tatsız meyveli dala yanaşma. Ondan yediğin an helak olursun, onun acısı seni helak eder.

Daima dikkatli, ölçülü olmalısın. Elinde ölçü olarak Allah’ın Peygamber’inin (S:A) emri olmalı. Bu ölçüler elinde olmadan meyveleri ayırt etmek senin için kolay olmaz. Yoluna böyle devam ettikçe, rahat, huzur ve emniyet içinde olursun.

Şunu iyi bil ki bütün bu kötülükler, o acı meyveden doğar. Onu terkettiğin an felaket ve beladan uzak kalırsın.

Her iki meyveyi de önüne koy ve bak. Şekilleri aynı, tatları ayrıdır. Çok kere bilmeden veya ölçüsüzlük yüzünden bir uçuruma düşersin. Ona el atar, hata edersin. Ve onu bu hatanın mükafatı (!) yersin.

Belki bir an için sana lezzet verir. Şehevi arzularını tahrik eder, hoşlanırsın. Fakat yapacağı felaketi takdir edemezsin, dimağını boza. Manevi teneffüs cihazını berbat eder. Bütün acılığı damarlarına yayılır. Vücudun bütün parçalarını kaplar. Sonra yapacağı felaketler saymakla bitmez ki... Bu durumda belki bir an kendine gelir, ağzındaki acıyı gidermek için su alırsın, ama çaresiz... Hiçbir fayda vermez. Çünkü o zehir vücuduna yayılmıştır...

Eğer ölçüleri iyi kullanıp tatlı meyvayı yeseydin, durum böyle olmazdı. Her halinde iyilik görünür ve bütün varlığın hoşlukta toplanırdı...

Hal malum... İkinci bir iş yapman lazım.Bu muhakkak bilinmelidir ki, ilinci sefer el atacağın acı meyva olmamalı. Eğer bir daha düşersen kalkman zor olur. Az önce anlattıklarım, birer birer felaket halinde başına çöker, kurtulamazsın.

İyilik timsali olan ağaçtan ve meyveden uzaklaşma. Onu bilmemezlikten gelme. Her yerde onu ara ve onunla olmaya bak. Ve daima onunla olmağa alış,hak ölçüleri elden bırakmamağa çabala...

(*) Hâdim: Hizmet edeni

Bir daha hatırlatmak lazım gelirse Bunların faili , ilâhi kudret ve yürüten o kuvvettir. Asıl ki Allah-ü Taâla:

- “Allah, sizi ve yaptığınız işleri halk etti.”

Buyurur, Peygamber (S.A.) efendimiz de bu manaya işaret ederek şöyle buyurur:

-

Kulların yaptıkları iş, bizzat ilâhî kudretin eseridir. Yapılan işin ne olacağını Allah haber veriyor:

İşte bu durum, hâlikle mahlûK arasındaki farkı gösterir. Allah yaratır, kul iradesini kullanarak kesbeder.(*)

Cennet, Allah’ın sevdiği kullarına bir ihsanıdır, fazlıdır. Oraya bu ihsan ve fazılla girilir. Ayrıca dereceleri, dünyade yapılan iyi amellerle verilir.

Peygamber Efendimiz, bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyuruyor:

-

Buna karşılık sahabe:

-

Diye sorunca, cevaben:

-

Buyurdu ve elini başı üzerine koydu. Bu Hadis-i Şerifi Hz. Aişe R.A rivayet etmiştir.

Sen, ilâhi emre uyduğun, kötü yollardan korktuğun müddet korkma, en doğrulukla Hakka teslim ol, şerden korunursun. Hayır ve fazilet seni bulur. Din ve dünya yönünden ilâhi bir muhafaza içinde olursun.

Dünyadaki kâlin şu ilâhi sözle anlatılır:

- “Böylece ondan kötülükleri geri çevirdik; çünkü o, bizim ihlas sahibi kullarımızdandı.

Dini bakımdan mahfuz olmak, yina şu ilâhi kelamla anlatılıyor:

- “Siz, Allah’a iman eder, ona şükredersiniz, neden size azap etsin? Allah şükredenleri, iman edenleri bilir.”

Şükreden bir müminin yanında bela ne arar. Çünkü afiyet ona beladan daha yakındır. O insan, her an iyilik görür ve iyiliği artar. Allah-ü Taâla şöyle buyuruyor:

- “Eğer şükrederseniz rahatınız artar.”

(*) Kesb: Çalışıp kazanmak.

İman nuru büyüktür; bu nur kıyamet günü cehennem ateşini söndürür. Dünya belası cehennem ateşi yanında hiçtir. O azim azap ateşini söndüren iman nuru dünya belasını nasıl yenmez. Kuvvetli bir iman sahibine bela yanaşmaz. Şu var ki; o belalı insan ilâhi cezbeye kapılan büyük bir veli ola... Elbette o aziz kulun başından bela eksik olmaz. Çünkü bu hal, onu dünyada kötülüklerden saklar.

Birçok bela çeşitleri vardır. İnsanın dünyevi sefahattan korunması için paradan yana nasipsiz olur. Şehevi arzuların ölmesi için, bazı zahirde nimet gibi görünen şeylerden mahrum olur. Halkın, sahte teveccühünden azad olması için, sevgilerini kazanamaz; çeşitli isimler takar, ondan hoşlanmazlar.

Bu hal dışında bir felaket gibi görülür; fakat değildir. O bilir ki; her önüne gelen insanla sohbet, onların sahte sevgisini kazanmak, onlarla geceli gündüzlü oturup bir manevi zarardır.

Manen yükselmeğe namzed olan büyük insanlar, sayılan belalara duçardır; fakat onlar için bu bela değil bir rahmettir.

Bu, zahirde bir bela gibi görünen ilahi rahmet sayesinde kalb temiz olur. Hak’kın tevhidinden başka bir şey kalmaz. Kalb, yalnız marifet-i İlâhiyenin yeri, ilâhi ilim ve feyzin kaynağıdır. Nura kavuşmak, Hakka ermek ve O’na kurbiyetin yolu oradan geçer.

Bu kalb tek şey için yaratılmıştır; ikincisi sığmaz. Âyet;

- “Allah, iki kalbe sahip bir kişi yaratmamıştır.”

Bir kalbde iki sevgi yaşayamaz.

- “Padişahlar bir beldeye girince orayı darmadağın ederler. Eşrafını zelil ederler.”

İşte bu sebeptendir ki; İlâhi sevginin girdiği yerde başkalarının işi kalmaz. Başkasının sözü geçtiği yerde ise ilâhi feyz olmaz. Kalbinden kötülükleri at; göreceksin ki, ilâhi feyz her yanını sarmış...

Kalbindeki sevgi, şeytan, nefis ve şahsi arzular olunca olunca senden iyi hareket çıkmaz. Her hareketin isyan, boş ve lüzumsuz şeyler olur. Çünkü senin efendin şeytan olmuştur. Ama kalbinde İlâhi sevgi yer tutunca o zaman göreceksin ki, her kötülük kendiliğinden yok oluyor. Zaten kalb yalnız ilâhi tevhid ve ilâhi marifet için yaratılmıştır, daha sonra bir şey eklemek icap ederse; Kalb, içinde Allah sevgisi yaşadıkça kalb’dir... İlâhi feyzin süre insan için faydalıdır.

İşte anlatılanlar ve hadiseler gösteriyor ki, ilâhi rahmete erişmek için her maddi varlıktan ve sevgiden kalbi temiz tutmak gerek. Bu temizlik kolay olmaz; bir çok belalar ve felaketler insanı sarar.

Her hangi bir felaket karşısında insan, azmini kaybetmeyecek. Çünkü o bir nevi nimettir. İyi düşünülürse, belanın en büyüğü Peygamberlere ve onların yakınlarına, daha sonra sırasıyla olmuştur. Bu durumu Peygamber S.A Efendimiz şöyle haber verir:

- “Biz Peygamberler zümresi, diğer insanlara nazaran belanınen büyüğünü yüklenmişiz. Daha sonra sırası ile....”

- “Allah’ı en çok ben bilirim ve O’ndan ençok korkarım.”

İkinci Hadis-i Şerif’de, büyük bir manaya işaret vardır. Sultana yakınlık hasıl olunca, o nisbette korku ve çekinme çoğalır. Sebebi: Padişahın gözü önündedir, hiçbir hareketi onun gözünden kaçmaz. En küçük hatası dahi görülür ve ona göre ceza çeker.

Burada şöyle bir soru akla gelir:

- “İnsanlar Allah’a göre tek şahıs hükmündedir. Hiçbir hareket ondan gizli değildir. O halde: “ Padişaha yakın olana ayrı ceza verilir şeklindeki cümlenin manası nedir?”

Biz buna cevap olarak deriz ki:

- “Derece yükseldikçe, rütbe büyüdükçe hatalar gözle görülür; çünkü insan hata işlemeğe daima meyyaldir. Bu halde, verilmiş olan nimetlerin en ufağını dahi azımsayan, büyük hatalı sayılır. Daima şükretmek her kula vazifedir ama, o seçilmiş kul için en büyük vazifedir. Bu arada şunu da söylemek caizdir: Bir veli ve bir Allah dostu için, azıcık ibadetten yaya kalma büyük bir hatadır; kullukta noksandır. Allah-ü Taâla bu durumu şöyle anlatır:

- “Ey peygamberlerin hanımları sizden her hanginiz bir hata yaparsa, diğer hanımlara nazaran cezası iki misli olur.”

İşte görülüyor ki, derece farkı mevcuttur. Bu sebepten Allah-ü Taâla peygamberin zevceleri ile diğerlerini ayırıyor. Hal böyle olunca, Allah’ın rahmet ve feyzine vasıl olanların ayrı durumunu takdir kolay olur:

Allah-ü Taâla bütün benzerliklerden beridir. Halktan O’na bir şey benzemez. İşiten ve gören O’dur. Doğru yola Allah hidayet eder.
__________________
 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #23 : 30 Mayıs 2009, 09:37:23 »
Rahat istiyor musun? Sürur, emniyet,sükûn, selâmet arzu ediyor musun? Ehl-i dil olmak, sevgi, muhabbet içinde kalmayı arzu ediyor musun? Bu hallerden çok uzaksın. Bunları yalnız dil ile arzu ediyorsun... Şayet tam manası ile istemiş olsaydın; sende adi şeylere karşı meyil kalmayacaktı. Nefsin ölecek, dünya bir yana olacak, ahiret sevgisine meylin olmayacak ve nihayet bunların yerini Allah ve Peygamber sevgisi alacaktı. Halbuki sen bunlardan uzaksın. Çünkü sende şehevi sevgiler ve nefsanî arzular var...

Bu işler acele ile olmaz... Bekle... Olduğun yerde kal ve kendini biraz hesaba çek...

Bu halinle sana kapılar kapalıdır. Yollar sana açık değildir. Allah sevgisi içinde olmayan bir işle zerre kadar ilgin olsa, bu yolun önü sana açılmaz... Sen mükâtep –kesimli- bir kul olsan, efendinin senden bir kuruşu kalsa, kulluktan bir kuruşu kalsa kulluktan kurtulamazsın...

Allah rızası dışında olan şeylere kalbinde bir nohut miktarı meyil olsa, dünyanın manevi pisliklerinden âri be beri olamazsın. Böyle devam ettikçe dünya sevgisi seni sarar. Nefsini şehevi arzuların peşinden kurtaramazsın.

Bu yersiz hallerin hemen birden geçeceğini sanma!.. Yavaş yavaş olur... Senin isteğinle olmaz... Bekle... Doğru çalış, helal ye, tâ ilâhi cezbe seni kaplayıncaya kadar... Sonra Allah dilerse muradın hasıl olur...

O zaman olacak olur. Şum gider, uğur gelir. Uğursuzluk yok olur, nur gelir... Mânen ilâhi bir kisveye bürünürsün. Selamete erersin... Ve nihayet, en yüksek mertebelere çıkarsın. O gün:

-

İlâhi sözü can kulağına gelir... Bununla hoş olur, sevinirsin...

O ilâhi kaynak sana açık olur. Esrar perdeleri senin için açılır. Sana her şey ayan ve her gizli beyan olur...

Kavuştuğun kaynak kurumaz. Kavuştuğun manevi zenginlik sonsuz olur. Her yandan salınan sana gelir. Ani bir duraklama olursa; sakın sana bir şey gelmez diye üzülme... Bu hale eremezsin diye mahsun olma! Bekle, sabırlı ol...

Altın sikkelerini bilmez misin? Her yerde dolaşır, her keseye girer... Ama sonu n’olur? Bir kere altını düşün, parça parça herkeste boldur. Bir gün bakkalda görülür, bir gün kasapta. Daha sonra manavda ve attarda, dabakta, süsçüde ve her çeşit altın işi yapanlarda bulursun. Bazen adi işlerde de kullanılır. Nihayet bir dirayetli sultan sayesinde o kötü ellerden alınır, kaplarda eritilir, haddelerden geçer, inceltilir süs yapılır. Sultanlara bezek, padişahlara taç olur. İşte o çeşitli ellerde gezdi, sonsuz zahmet çekti ve nihayet ereceğine erdi...

Allh’a inan! En faydalı işleri sana O yapar. O’na güven, en güzel yola seni O sevk eder. Yalnız O’nu sev ve bağlan... Bir gün en yüksek dereceye erersin ve en ulvi mertebeye kavuşursun.

Kapılar açılır. Sandık kilitleri sökülür. Her gün yeni yeni alemlerin kapıları sana açılır.

Süs olan altınlar her yerde aranır. Yıllarca ellerde dönen altın şimdi padişahların başındadır. Ateşlerde yanan, türlü cefa çeken o altın şimdi padişaha taç, sultana süstür.

Ey iman sahibi, kadere inan ve onun çeşmesi önünde dur. Herhalde kazalara rıza göster. Ancak bu yolda Hakkı bulursun ve bu uğurda çalıştığın müddet Hak’ka kavuşursun... Dünyada çeşitli ilimlere erersin, öbür alemin ufukları sana açık olur.

Bu alemden göç edince, başyardımcın Hak; şefaatcın nebiler, arkadaşların salihler ve doğrular olur...

Sabırla bekle... Aceleci olma... razı ol, Hak’kı itham altına alma. Ümitli ol, ancak böylelikle ilâhi af ve keremin serinliğini ruhunda duyar ve Hak’kın ikramına nail olursun...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #24 : 30 Mayıs 2009, 09:37:40 »
Tarih: Wed May 13, 2009 5:35 am    Mesaj konusu:     

--------------------------------------------------------------------------------
 
Allah’a mutlaka kul olmak isteyen ona iyi inanır. Ve her işini O’na teslim eder. O kul, bilir ki, rızık babında Allah kefildir. Yine okul kanaat getirmiştir ki, kendine ulaşan iyi bir iş, ilâhi fermandan habersiz değildir. Her hangi bir fena hal de kaderi ilâhinin iktizasıdır.

Bilhassa şu ilâhi vade kopmaz bağlılığı vardır:

- “Bir kimse Allah’ın emirlerine bağlı olur ve ondan korkarsa, ona güç yollar kolay olur. Bilmediği yerden rızık kapıları açılır. Kendisine tam tevekkül edene Allah yeter.”

İman sahibi daima bu ayeti okur ve manasına göre ruhi inşirah duyar. Bolluk devrinde bunu böyle bilir. Zaman olur, hikmet icabı bir imtihan belirince derhal sızlanmağa başlar, ağlar, feryad ederse bu hal onun tam bir iman sahibi olmadığını gösterir. O kimse bilmez ki, kader-i ilâhi ağlamakla, sızlamakla şekil değiştirmez. O zavallının bu acıklı hali Peygamber S.A efendimizin:

- “ Fakirlik zaman olur ki küfre yaklaşır.”

Hadis-i şerifinin manasına girer.

İman sahibi, hangi felaket olursa olsun, sarsılmaz ve maneviyatını bozmaz. İyi inanmıştır ki: Herşey muvakkattır. Dünya muvakkat olduğu gibi, onun imtihan devresi de muvakkattır. Yine kalbini Allah’a bağlayan bilir ki: Allah istediği an kimseden belayı kaldırır. Bu Allah’ın lütfudur. Bir gün gelir, kendisinin de imtihan devresi biter; afiyet ve bolluğa kavuşur. Daima şükreder. Hamd eder. Sena eder ve bu hal, Allah’a kavuşuncaya kadar sürer...

Bu haller gösterir ki, ilâhi imtihanlar iki yönden tecelli eder. Biri; iman sahibinin imanını arttırmak, diğeri ise; zayıf imanlının maneviyatını bozmak. Şayet o zayıf imanlı tahammül gösterirse imanı kuvvet bulur.

Allah bütün kullarına bir çok yönden bela verir. Bu belalar çoğunun felaketine sebep olur. Kul, o devrelerdeAllah’a tam bağlanmaz, durmadan itiraz eder. Allah-ü Taâlâ’yı (haşa) töhmet altına sokmak ister, söver, sayarsa.... Bu onun ebedi küfrüne sebep olur ve böylece dünyası ve ahireti berbatlaşır. Hak’ka kavuştuğu zaman ilâhi rahmetten herkesin nasibi olur; ama onun olmaz. Çünkü Rabbı ona darılmıştır. İşte Peygamber efendimiz bu hale işaret ederek şöyle buyurmuştur:

- “Kıyamet gününde en nasibsiz olan, dünyada fakir, ahirette cehennem azabına düçar olandır.”

Bu halden Allh’a sığınırız. Çünkü bu hal felakettir. Peygamber efendimiz bu fakirlikten Allah’a sığınmıştır.

İkinci şahsa gelince: O, hakkıyla inanmıştır. Allah’ın birliğine ve O’nun yapacağı her türlü eza ve cefaya razıdır. Zahirde cefa gibi görünen her halin bir nimet olduğunu iyi bilir. Onda tam bir kanaat vardır ki, sevgili kullara kavuşmak için onlar gibi yaşamak lazım. Peygamberlere varis olmak için, onların çektiği gibi cefakar olmak gerek. Düşünür: Hangi alim, hangi fazıl, hangi hakîm, hangi büyük ve nihayet hangi derviş ve hangi bende cefadan, hangi efendi zordan hâli kaldı....

Ama, ne olursa olsun Allah’a dayanan herkes kurtulur. O’na inanmış olan her imanlı dar zamanında daha geniş olur. İlâhi kement onların boynundadır. Sabır dağları onları içine almıştır. Çünkü imanları kuvvetlidir. Çünkü kadere razıdırlar.

Bu sabır ve imandır ki; onu her an şükür yoluna sevkeder. Herşeye muvafakat, kaza ve kadere ve ilâhi hikmete mebni olduğunu sezdiği her şeye boyun eğer. Bu yüzden ilâhi rahmetin en büyüğüne erer. Gündüzleri onun için bir nur kaynağı, geceler ise bir rahmet sofrası olur. Dışı hoş, içi boştur. Bu halde devam eder, tâ, Allah’a kavuşuncaya kadar... Hâdi Allah’tır...
__________________
 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #25 : 30 Mayıs 2009, 09:45:15 »



[size=14]bir soru :
Bir kadının bütün beşerî güzellikleri sıralansa, kaşı, gözü, dudağı, yanağı, kaşı, kirpiği için sayısız şiirler yazıp defterler ve divanlar dolduran yüzlerce şairin tutulduğu, âşık olduğu, tutkuyla sevdiği o kadim yüzyılların yaşmaklı, feraceli zarif İstanbul kadınlarının kimler olduğunu bilebilseydik; acaba onları şimdiki gibi seçkin bir aşkla sevebilir miydik?!..

bir cevab:
Bir kadında sevilen Yaratıcının onun ruhuna koyduğu ışığıdır..yani yansıması...yani ruhuna ruhundan üflediği hayat ışığı..(nefha)
Kadın ister yaşmakla örtsün o kadim güzelliği,ister savurarak gezsin saçlarını...Işık saklıdır gönül bohçasında..
O ışık yakalandımı,paçavralarla dolaşan bi' Leyla ya bile vurulur insan...Netekim Mecnun'un Leylası'da kara kuru bişeydi...Ve Mecnun'u çöllere düşüren Leyla'da yanan ışıktı..

alıntı..[/size]


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #26 : 30 Mayıs 2009, 09:45:46 »
sonyolcu demişki,

soru güzel ama cevap  tam olmamış

cevaba islam olarak bakmayalım lütfen ;
kadın erkek bir bütündür asla tek birer düşünülemezler
çitfter çitfter düşünülür

kadın ne kadar cirkin veya huysuz olsun mutlaka bir eş dünyada bulur.
aynı  orantı erkek içinde gecerlidir.

Lut .a.s  HAYATINI KURANDA anlayarak okuyun hiç memnun olmadıgı bir bayanla evli idi adı bile geçmez ,ama nitekim rabbi eşinden ayrıl diyene kadar ayrılamadı.
katlandı .
benim tahminim odurki dünyada ister mümin olsun ister başka dinlere mensup evli çitflerin yarısından cogu birbirine katlanıyordur.


 :!: 




Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #27 : 30 Mayıs 2009, 09:46:02 »
nasibim
benim tahminim odurki dünyada ister mümin olsun ister başka dinlere mensup evli çitflerin yarısından cogu birbirine katlanıyordur.


çok doğru tesbit..


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #28 : 30 Mayıs 2009, 09:46:18 »
hurmet demişki

velhasıl kelam yanan ışklarımız hiç sönmesin ..


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #29 : 30 Mayıs 2009, 09:46:41 »


[size=14]Bir Şuh-i Sitemkar..

Bismi Hu...
Sana yazacağım bir mektuba mutluyum diye başlamayı hiç umut etmezdim ama mutluyum şu anda.. Anlık mutlulukları sensiz gelecek olan tüm sevinçlere değişmeyeceğimi biliyorsun. Seninle acı dolu geçse de ömrüm, tek bir gülümsemen Züleyha'nın dilenciye gülümsemesi, benim hayatım, ömrüm, tek lahza.. gülümsemen ve sen.. Bana bir kere bakman.. gözlerini gözlerime dikip bakman.. Gelebilecek ve gelmiş tüm dertleri yerinden söküp atabilecek tek tılsım sensin.. Seninle, senin yanındayken tüm devletlu sorunlarımı ayağımın altında eziyorum.. senin ayağının altına canımı seriyorum.. bensiz geçmesin tek anın diye gölgen olmaya razıyım.. Senin aydınlığını belli etmek için gölge olmaya razıyım.. Gölgeler olmasa ışığın ne değeri olurdu?

Umutluyum.. Artık acı içinde kıvranmıyor yüreğim.. ne olduğunu bilmediğim bir umudum var hala.. Sen bana gülüyorsun ne büyük saadet.. Ne olacak halimiz.. Ortada kalakaldım.. bir yanım uçurum bir yanım cennet ikisi de sana bağlı.. zülfünün teline bağlı.. bir gün romanların gerçek olması tek korkum.. mektuplarımın geri dönmesi.. dünyayı ısıtmadan benim ellerime ulaşması mesajlarımın.. resimden inen selim pusat geri geleceğim diyordu tosununa. onun için geri dönecekti.. oğlunun asker oldugunu görmek için.. ben kimin için döneceğim.. Güntülü olmayacak.. hanzade kaybolacak.. kubudak kılıcını üstümde oynatacak.. sen mektuplarımı yakmayacak bana vereceksin geri.. ve hayallerine kavuşacaksın.. mutlu olacaksın.. çünkü kimseyi kaybetmeden geleceğini kuracaksın.. Başka hayatları bekleyecek sabrım kalmadı artık.. her gün bir yıl daha yaşlanıyorum.. bin yılları hissediyorum içimde.. Mete'nin subayları peşimde beni ihanetten öldürecekler..

Mavi bir hayale asık olduğumdan beri, senin için bir çiçek yetiştiriyorum içimde.. gül olarak başlayan hikaye lale de hayat buldu.. lillah tan hu ya giden yolda.. gül den laleye erdi hikaye.. bizi kimse anlamıyor, hiç kimse.. bu mektupları okuyan hiç kimse anlayamayacak aşkımı.. ama sen anla ne olur.. beni yarım bırakma.. bilgisayarın saati yine seni geçiyor.. bunca sey tevafuk mu? seni çıkartmak için uğraşırken kalbimden ben bir yerde hata yaptım.. sen daha da sağlamlaştırdın tahtını.. rüveyda bir umuttu.. o da söndü.. halden anlamayan nadan a verecek gönlümüz yok bizim.. sen anla beni..

Koca bir gelecek düşlüyorum, seninle olan, bir saniyesi bile sensiz geçmeyen.. Günahkarım biliyorum.. yaptığım günah, dediğim günah.. sevmem günah seni.. yasaktın sen bana.. yasak meyveydin.. ama yaptığım günahlar içinde sen zelle.. en hafifi.. sen en az sahip olduğum varlıksın.. dostumsun.. sevdiğimsin.. beni sevensin.. benim için ağlayansın.. saatler üzmüyor artık beni.. saatler kacı kac geçerse geçsin.. senin de beni biraz da olsa sevdiğini biliyorum ya.. yetiyor bu bana..

gelsin senin ardından gelen ölümde olsa hayatta olsa diyordum gecen sene.. bu sene gel diyorum sadece.. gel.. ölümü de istemiyorum hayatı da seni istiyorum sadece.. senden ayrılmamayı.. hasret çekmeden vuslatı istiyorum.. zaten hasretlere boğuldum yıllardan beri... senin yanında senin hasretini cekiyorum.. ben gecen sene böyle kör kütük asık değildim.. o yüzden sultan selim han'ın ordusu gibi yürüyordu kelimelerim.. bugün ne diyecegimi ne yapacağımı bilemiyorum.. edebiyatın da aciz kaldığını görüyorum güzelliğinin yanında.. kim aciz kalmaz ki.. kimin dili tutulmaz ki.. hangi yeşil gözlerinin karşısında dayanabilir.. hangi beyaz tenini aşabilir.. hangi çocuk senden daha sevimli olabilir.. hangi kahverengi saçlarında kıvrılabilir..

ben seni kaybetmek istemiyorum.. çok zor buldum seni.. masallara kaçırmıstı seni atsız.. çöllerde arıyordu seni mecnun..senin dağın ardında olduğunu biliyordu ferhat.. kerem yana yakıla seni arıyordu.. ben buldum seni.. ne bugün ne yarın ne de 3 sene sonra.. gitme.. hiç bir zaman gitme.. ben razıyım bu yolda çekilecekleri cekmeye.. senin sevginle büyütmek için kalbimi ayagına sermeye hazırım tüm benliğimi.. gitme.. ne olur.. ben sana gül dökülmüş yollar vaad edemiyorum doğru.. belki sarsamayacağım dünyayı ismimle doğru.. ama yanlızca seni sevmek geliyor elimden.. derslerim iyi değil baskaları kadar.. belki onlar kadar iyi giyinemiyorum... bilmiyorum.. belki kızıyorsun bunları okurken ben bunları mı düşünüyorum sanki diye.. ama ama ne yapayım.. gönül ferman dinlemiyor.. elimin de kemiği yok..

Gel tamamına erdir bu hikayeyi.. acı çekiyorum.. acı çekiyorsun.. acıların dinmesi için elimden sadece bu geliyor.. kendimi sermek ayaklarına.. elimde olsa ah! elimde olsa... mutluluğun için tüm engelleri tek tek kaldırırdım önünden.. ruhumu feda ederdim sırf sen mutlu ol diye.. göz yaşı dökme diye.. ben, sen mutlu olasın diye yasıyorum.. ben yasıyor muyum.. bilmiyorum...

Gül mevsimi geldi. İsmin bana neler anlattı.. gözlerinde ne leyla lar buldum Kaysları Mecnun eden.. Saçların da ne Şirinler sezdim.. insanı ferhat eyleyen.. sen ne güzeldin.. yirmibirinci yüzyılın ıssızlığında, asırlar öncesinin türkülerini dinlemek istedim sesinin buğusunda.. Bu yüzyılın bozulmuşluğuna çarkların çirkef işleyişine bir isyandın sen benim için..Belki bin yıllar önce bulduğum, her şairde her şiirde arayıp sorduğum.. her türküye adınla başlayıp her ağıtı adınla bitirdiğimdin sen.. Sen ne güzeldin..

Eğer bu hikaye bir yerde biterse, çarşambaya yazılmış türküler bende gerçek olursa belki karşına hiç çıkmayacağım. Seni her gördüğümde yolumu değiştirip duvarları yumruklayacağım.. Yorgun dolmuş şoförleri için bestelenmiş bir sarkıda seni bulup kendimi şehrin soğuk yollarına atacağım.. Her şey sana bağlı.. Canını sevgilisinin zülfünün teline bağlayan şairlerle büyüdüm ben.. Kendi duvarlarımı yıkarsam altında kalabilirim.. Bir daha gül tomurcuklarına ağlayamayabilirim.. Bir daha düşünemem aşkın büyüsünü.. bir daha yazamam gül redifli mektuplar sana..

Gül mevsimi de geldi.. sen gideceksin vakit yakındır.. Güllerle nöbetleşe geliyorsunuz benim hayatıma.. güller mi daha güzel yoksa sen mi? mevsimler söylemiyor bana bunu.. Güller de kuruyacak.. ben de bir gün hayal olacağım.. Acaba varmıydı ve bana bunları o mu yazmıştı diye düşüneceksin belki.. Belki su anda bile düşünüyorsun bunları okurken.. böyle birsey nasıl olur.. Korkuyorsun belki.. belki gururlusun.. belki gülüyorsun içini okuma çabalarıma..

Fotoğrafımız yok seninle hiç.. belki de hiç olmayacak.. ben bir hayal olarak kalacağım sende.. mektuplarım kalacak eğer bakmaya imkanın olursa bakacağın.. belki gözyaslarıyla yıkayacağın mesajlarım kalacak sana yadigar.. yüzümü unutacaksın belki bir gün.. içindeki ben dısardaki beni gececek.. ben karanlığım geceleri aydınlatmıyor kalpleri ışığım.. Oysa istanbul ışıl ışıl parlamakta.. o İstanbul ki şehirlerin sultanı... nasıl kafa tutabilirim bu halimle bir padişaha.. ben özgürlüğü elinden alınmış bir köle..

mektubu nasıl bitireceğim bilemiyorum.. ama bitmeli bir yerde öyle değil mi? herşeyin bir sonu var öyle değil mi? aşklar da bir gün biter öyle değil mi? ben seni seviyorum.. tüm kalplerin anahtarı Allah'ta.. züleyha'nın duası tek sığınağım.. "Yusuf'u Yusuf'un Rabbinden istiyorum"

Ne olursa olsun, beni unutma..
kal sağlıcakla
Ahmet Hasan [/size]


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.