Gönderen Konu: Düşündürücü Yazılar  (Okunma sayısı 31798 defa)

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #90 : 03 Haziran 2009, 23:56:02 »
Tarih: Tue Mar 10, 2009 1:12 pm    Mesaj konusu:     

--------------------------------------------------------------------------------
 
Nasibim demiş ki ; unutma sesi çok cıkanlar hep erkek kedilerdir...

Bu kedilere ait bir özellik olabilir...
Niye dişi kedilerden yanasın
Bunu da bilmiş değiliz ?..

Sendenmidir bu yüklü bulutlar,
yoksa benden mi?
Bizi karşılaştıran rüzgar mı suçlu?
Yoksa bizden çıkan şimşekler mi?

karşılaştık sonunda anadolu semalarında
yağdırdık yağmurlarımızı,
ama birleşipte tek bir bulut olamadık
çünkü ikimizde negatif yüklüydük.


bu negatiflilik ne zamana dek sürecek ?...



kendimce


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #91 : 03 Haziran 2009, 23:57:08 »
Tarih: Mon Feb 16, 2009 9:10 am    Mesaj konusu: BURÇLARA GÖRE KADINLARIN ERKEKLERDEN BEKLEDİKLERİ     

--------------------------------------------------------------------------------
 
KOÇ KADINI
Koç kadını bir erkekten korunmayı, gözetilmeyi beklemez. O, yaşamında kendi yolunda giden güçlü bir kadındır. Bu yolda ona eşlik edecek, kendisi gibi güçlü bir arkadaş ister. Ona sunacağınız romantik bir akşam yemeği, doğal güzellikler içinde dinlenme tesisinde tatil tekliflerine sıcak bakmaz. Birlikte izleyeceğiniz bir basket maçı veya Bungy-jumping gösterisine ise koşarak gelir. Şefkat ve sevgi yerine ihtiras ve cinselliği tercih eder. Kendisi gibi aktif, güçlü ve özgür erkekleri sever.Bir spor karşılaşmasında takımın as oyuncusuysanız ve, o da izleyiciler arasında ise mutlaka size aşık olacaktır. Karşı koyamayacağı teklif: "Paraşütle atlama kurslarına gidiyorum, sen de gelir misin?"
BOĞA KADINI
Boğa kadını önce aşk ve sevgi ister. Sonra ise hiç kuşkunuz olmasın "para" diyecektir. O, yaşamın güzelliklerinden olabildiğince yararlanmak isteyen hayat dolu bir kadındır. Bunun için de er veya geç paranın gerekli olacağını bilir. Çalışkandır, beraber olduğu erkeğin de çalışkan olmasını ister. Onun için birlikte kazanılan servet, birlikte tadılacak güzelliklerdir. Doğayı, hayvanları, çocukları ve bu zevkleri de onunla paylaşacak erkekleri çok sever.
Karşı koyamayacağı teklif: "Akşamki davetten önce bir kuyumcuya uğramaya ne dersin?"
İKİZLER KADINI
Bu havai kadını sürekli aynı kişiyle aynı çatı altında yaşarken görmek zordur. Bu yüzden kıskanç bir erkekle asla beraber olamaz. Onun ufak tefek flörtlerine göz yumacak biri ile rahat eder. Bu, onun için bir oyundur. Bu oyunu onunla paylaşacak erkeklere hemen ilgi duyar. Bunun yanı sıra kendisi ile uzun uzun konuşup tartışacak zeki ve kültürlü erkeklere de hayır demez. Çünkü bu zeki kadının sürekli beyin jimnastiği yapması gerekir. Ruhu her yaşta genç kaldığı için orta yaşlarında genç erkeklerle beraber olmayı sever. Ömür boyu seyahat ve flört edebilecek bir erkeğe hayır demez.
Karşı koyamayacağı teklif: "Bu hafta sonu bensiz bir tatile ne dersin?"
YENGEÇ KADINI
Yengeç kadını, bir erkekten; önce kendine, sonra da çocuklarına baba olmasını bekler. Ailesine ve evine düşkündür. Bu konularda saygı ve anlayış bekler. Sevdiği erkeği evinde ağırlamaktan hoşlanır. İlle de bir restauranta gitmek için onu zorlamayın. İyi bir ahçıdır. Problemlerini kendi başına çözebilecek kadar güçlü olmasına karşın ona yol göstermenizden hoşlanır. İhmal edilmeye tahammülü yoktur. Aksi halde başka limanlara sığınabilir. Ufak tefek kaprislerine göz yumarsanız sizi daha çok sever.
Karşı koyamayacağı teklif: "Bu akşam evde kalıp nefis bir yemek yapalım mı?"
ASLAN KADINI
Aslan kadını bir erkekten önce saygı bekler. O bir kraliçedir. Eleştirilmekten nefret eder. İltifatlara ise bayılır, özellikle başkalarının yanında olursa! Onu çadırla seyahat etmeye veya mütevazi bir restauranta götürmeye çalışmayın. O, herşeyin muhteşem olmasını ister. Başarıyı sever, başarılı erkekleri de... Çekingen ve romantik erkeklerden hoşlanmaz. Onun sevgisinden önce saygısını kazanırsanız size aşık olması uzun sürmez.
Karşı koyamayacağı teklif: "Şehrin en saygın ve güzel lokantasında bu akşam yer ayırttım. Bana eşlik eder misin?"
BAŞAK KADINI
Başak kadını için her erkek çözülmesi gereken bir vakadır. Bu yüzden kendinizi hemen ele vermemeniz gerekir. Sizi çözmesi ne kadar uzun zaman alırsa o kadar uzun süre beraber olursunuz. Ona boşuna kendinizi anlatmaya çalışmayın. O, sizin hiç bilmediğiniz yönlerinizle uğraşır ve kısa sürede kendinizi psikolog sandalyesinde hissetmenize yol açar. Başak kadını ile beraber olacak erkeklerin her şeyden önce zeki olmaları gerekir. 24 saat beraber olsanız da size mektup yazabilir. Bu oyuna katılıp mektuplarına cevap yazarsanız ömür boyu yazışacağınızdan kuşkunuz olmasın.
Karşı koyamayacağı teklif: (Yazıp gönderirseniz daha etkili olur.) "Bir satranç partisine ne dersin?"
TERAZİ KADINI
Terazi kadını uyumlu bir beraberlik ister. Beraber olacağı erkeğin karakteri, aile yapısı, eğitim düzeyi, boyu, kilosu kendine uygun olsun ister. Şayet uzun boyluysa siz de orta boylu, bu, onun için problem teşkil eder. Futbol maçı seyrederken bağırıp çağıran, konuşurken sesini yükselten erkeklere tahammül edemez. Kendine uygun olduğunu düşündüğü erkekle hemen evlenmek isteyebilir. Çünkü onun için uyumlu beraberlik evlilik demektir. Sanatçı veya sanata ilgi duyan erkekleri sever. Sanatçı olmasanız bile ara sıra resim yapıp bir enstrüman çalıyorsanız, size hayranlık duyar.
Karşı koyamayacağı teklif: "Benimle evlenir misin?"
AKREP KADINI
Akrep kadını tutkuludur. Bir erkekten çok fazla şey beklemez. Hatalarıyla, kusurlarıyla sevmeyi bilir. Katlanır, görmezlikten gelir. Ama ihaneti hiçbir zaman affetmez. Akrep kadını ile beraber olan erkek şanslıdır. Çünkü başka hiçbir kadın onu bu kadar sevemez. Şanssızdır. Çünkü onu aldatırsa ömür boyu sevilmeden yaşar.
Karşı koyamayacağı teklif: "Senden başka hiçbir kadının olmadığı bir adada yaşamaya ne dersin?"
YAY KADINI
Ana diliniz, doğduğunuz ülke farklıysa bir Yay kadınıyla berabersiniz demektir. Yay kadınları yabancı erkekleri sever. Sporcuları da... Çünkü sağlam kafanın sağlam vücutta olduğunu bilir. Bunalımların, derin sorunların adamıysanız yanına yanaşmayın. Kıskanç erkeklere tahammül edemez. Çünkü sizinle beraberken başka bir erkek arkadaşı ile seyahate gider, art niyet gözetmeksizin. Özgürlüğünü kısıtlayacak olursanız en son görüşmeniz telefonla uluslararası elveda görüşmesi olur. Sizden kaçabilmek için mümkün olan en uzak ülkeye gitmiştir.
Karşı koyamayacağı teklif: "You can go your own way."
OĞLAK KADINI
Oğlak kadını ile beraber olmak için beklemeniz gerekir. Muhtemelen o da sizi uzun zamandır bekliyordur ama bunu hemen belli etmez. Acele ederseniz kaçar. Sizi tanıması ve güven duyması için zamana ihtiyacı vardır. Gerçekçidir, boş hayallere bel bağlamaz. Kısa süreli heyecanlar peşinde koşmak yerine uzun süreli sağlam ilişkileri tercih eder. Sorumluluk sahibi, sevecen, sıcak kanlı, mizah anlayışı olan erkeklerden hoşlanır. Aniden alınan kararlardan, son anda yapılan planlardan hoşlanmaz. Onu bir yere davet etmek istiyorsanız bunu en az bir hafta önceden yapmanız gerekir.
Karşı koyamayacağı teklif: "Bir yıl sonra evlenmeye ne dersin?"
KOVA KADINI
Tutucu ve kıskanç mısınız? O zaman bu kadına yaklaşmayın zaten siz de onu uzaktan bile görseniz imkansız olduğunu anlarsınız. Çünkü Kova kadını dış görünüşü ile bile tutucu insanları çileden çıkartabilir. Romantizm en son başvurmanız gereken silah olmalıdır. Romantik bir aşıktan çok, macera sever bir arkadaşla beraber olmayı tercih eder. Onu elde etmenin tek yolu arkadaşlığını kazanmaktır. Sürprizlere hazırlıklı olmanız gerekir. Çünkü nerede, ne zaman, ne yapacağını kestiremezsiniz. Çok çabuk aşık olur ve çok çabuk bıkabilir. Bu kısa sürede dostluğunu kazanabilirseniz uzun süre sizinle beraber olur.
Karşı koyamayacağı teklif: "Ne zaman istersen beni ara."
BALIK KADINI
Bu romantik, hassas kadını hafife alırsanız büyük bir yanılgıya düşmüş olursunuz. Çünkü; o hülyalı bakışları, yaşlı gözlerinin arkasında her tür zorluğun üstesinden gelebilecek güçlü bir kadını saklar. Onu elde etmek için en kötü gününüzde yanına gidin. Hemen kendinizi iyi hissetmeniz için elinden geleni yapmaya başlar. Balık kadını için yardım etmek, aşık olmak demektir. Yaptığınız hataları bağışlar, kaprislerinize, huysuzluklarına ses çıkartmaz ama ona kabalık ederseniz; yüzünüze gülmeye devam ederken yavaş yavaş uzaklaşır ve siz nasıl olduğunu anlamadan hayatınızdan çekilip gider. Bu ayrılık sonrası ağlayıp üzüleceğini umarsanız yanılırsınız, çünkü hafızası çok güçlü değildir.
Karşı koyamayacağı teklif: "Lütfen bana yardım et."
_________________


 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #92 : 03 Haziran 2009, 23:57:36 »


“Evlatlarını sevmeyen babalar olabilir; ama, torununu çıldırasıya sevmeyen dede olamaz!”    Victor Hugo
Bir dede gittiğinde, ardında yarım bir masal kalır. Başın dizinde anlattıklarından çok daha uzun, çok daha masum, çok daha mutlu bir masal yarım kalır....
Bu, mağlubu belli dev bir kuşatmadır ve ardındaki kale yıkılır...
Sanki çocukluğuna bir hançer saplanır...
Büyümek soğuktur ya hani; belki de bu, büyümenin en çok sızlattığı andır...
Külahtaki dondurma süzülerek intihar eder ve artık parktaki salıncaklar boşa sallanır...
Bir dede gittiğinde, sabah karanlığında çalan kurmalı saat susar!
Sahipsiz kalmıştır elleriyle aşıladığı fidanlar... Bir ömür sesiyle çınlamış duvarlarda yalnızlık yankılanır...
Artık kendini bile taşıyamayan bastonu sessizdir, portmantoda asılı yeleği de kimsesiz....
Bir dede gittiğinde, hep canı acır torunların. “Gel öpsün dedesi” diyen olmaz!..
Değerini anlamaz kimse kitap aralarında saklı sararmış takvim yapraklarının...
Ajans artık bi başınadır...
Babaya bile çatılmışken sana asla eğilmemiş kaşlar, cepten çıkıveren çikolatalar, boşluğa bakan yakın gözlüğü, pembe minik haplar, iftarda ilk tuza banan parmaklar, övgüler, nasihatler, dualar yetim kalır...
Bir masal yarım kalır dede gittiğinde, sen de yarım kalırsın..."
 :(  :(  :(


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #93 : 03 Haziran 2009, 23:59:31 »
Tarih: Tue Jan 27, 2009 8:22 am    Mesaj konusu: NAZAR..     

--------------------------------------------------------------------------------
 
Nazar sözlükte, “Göz atma, bakma, bakış” anlamlarına geldiği gibi, “Göz değmesi; bgkıştaki çarpıcı ve öldürücü güç.” olarak tarifini bulur.
İlim sahipleri, “İnsana, hayvana ve hatta cansıza da nazar değer. Nazar hastalık yapar, hatta öldürür. Kadınlara ve çocuklara daha çok tesir eder.” şeklinde görüş belitmişlerdir.
Nereden geldi, bu konu diyeceksiniz? Kur’an da, kıssaların en güzeli Hz. Yusuf kıssasını okurken, Hz. Yakup(as) çocuklarına vasiyeti şüphesiz ahir zamana kadar sürecek bir vasiyetin ta kendisiydi. Hz. Yakup evlatlarına şöyle diyordu; “Sonra dedi ki, ‘Ey oğullarım! (Mısır’a) tek bir kapıdan girmeyin; ayrı ayrı kapılardan girin ki, nazar değmesin! Bununla beraber Allah’dan (gelecek) hiçbir şeyi sizden def edemem. Hükümancak Allah’ındır. O’na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de ancak O’na güvenip dayansın” (Yusuf, 67)
Bir emir, “gözlerinizi kötü nazar etmekten koruyun!” Nasıl koruyacak ve de nasıl korunacağız? Hadis, "Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz."
İnancımız buyuruyor, “Haset ve öfke ateştedir” diye! Haset rüzgârlarının estiği bir toplumda, “ateşin ormanı yaktığı gibi” o kıvılcımlar, üzerimize öyle belalarla sıçrar ki, tarfi imkânsız zararlar meydana getirir!
O sebepledir ki, inancımız toplumda kötü çığır açanları kınıyor! İçimizde, “hayra dua eder gibi şerre dua edenler yok mu!” gaflet salıncağında sizleri sallandırıp dururlar!
Allah’ın Resulü(as) buyuruyorlar; "Haset (çekememezlik) hayırları yer bitirir, tıpkı ateşin odunu yeyip tükettiği gibi. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürmesi gibi. Namaz, mü'minin nûrudur. Oruç ateşe karşı perdedir."
İnsanlar arasındaki ihtilafın kaynağında, ‘haset’ vardır. Birbirini çekememezlik vardır. Fakirliğin, hakirliğin, ataletin taktığı gözlük, ‘çekememezlik’ Nefret derecesine varan bir halet-i ruhiye!
Büyük zatlar ne diyorlar, “toprak gibi mütevazı, güneş gibi adil ol. Kabahatleri örtmede gece gibi ol” Aşırılıklar, kendi içerisinde tutarsızlıkları ve de, ‘afetleri’ beraberinde getirir. Gerektiğinde susacak, gerektiğinde sabır yolunu seçecek ve gerektiğinde, ‘öfkemizi yutacağız’
“Her hayır bir sadakadır” buyruluyor. Kötülüğe karşı, ‘iyilik yapma’ er kişinin karıdır! Affedici bir yürekle, ‘belaları def etme’ zorun da zorudur! Her zaman için aşılmaz hedeflere talip olmalıyız!
"Kem gözle nazar eden kimsenin hain bakışı, karşısındaki şahsa zarar verir." diyor, Hafız El-Hattabi!
Toplumda, sosyal kirlenmeden söz ederken bizleri en fazla ürküten de, insanımız arasındaki sevgi ve merhamet bağlarının kopmasıdır. Maalesef, sevginin olmadığı yerde, ‘elem’ vardır. Merhametin olmadığı yerde, ‘rahatsızlıklar’ büyür!
Nefret, intikam çanağı içerisinde yüzmektedir. Husumet, tıpkı kendi sarayını yakan bir ateş gibidir, kendisine zarar verdiği gibi çevresine de zarar verir!
Burada bir realite karşımıza çıkıyor, “göz değmesi, şiddetli düşmanlığın bir eseridir!”
Hadis; "Gözdeğmesi hak ve gerçektir. Eğer kaderin önüne geçen bir şey olsaydı, nazar, onun önüne geçerdi." Aman Allah’ım!
Hadis; "Allah (c.c.)'ın kaza ve kaderinden sonra benim ümmetimden ölenlerin çoğu gözdeğmesindendir." düşünebiliyor musunuz? İnsan idrakinin durduğu, saat zembereğinin boşaldığı an!
Nazardan korunmak için, ‘birbirimize hayır duada bulunacağız’ Asla ve kat’a, birbirimizi seveceğiz! Birbirimize karşı, ‘hüsn-ü zan besleyeceğiz’
“Yetmiş iki millete aynı gözle bakmak” Yunus diliyledir belki! Ahmet Yesevi’nin, ‘hikmet dağarcığındadır’ belki! Mevlana’nın, “yüz bin kere tövbeni bozsan” diyor! Sabır ve şükür, her ikisi başlıbaşına sükûtun gönül penceresinde açtığı aydınlıktır!
Nazardan korumak, ‘kendimizi ve evradımızı dile ve göze gelecek bir şekilde övünmeden’ kaçınmadır. Gayet sade, gayet sakin, gayet kendi halinde, mütevazı bir hayata talip olmaktır.
Çok defa, ‘şak şakların’ alçaltıcı uğultularını görür gibi oluruz! Gerektiğinde, kendimizden ve gölgemizden bile sakınacağız! Allah’ım, bizlere taşıyamayacağımız bir yükü taşıtma! Bizleri, helake götürecek sebeplerle imtihan etme! Bizleri kinden, nefretten, öfkeden, hasetten, fesattan, fitneden ve her türlü beladan koru!
B.Keleştimur
_________________
 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #94 : 04 Haziran 2009, 00:11:58 »
Tarih: Tue Jan 06, 2009 5:49 pm    Mesaj konusu: SEVGİ YAZILARI... Güllerin soluk kaldığı bir abla, NASİBİM     

--------------------------------------------------------------------------------
 
Sitelere hepimiz bir vesile, bir sebeb ile gireriz...


Süreç içersinde gönlümüze yakın bulduğumuz,
Lezzet aldığımız yerde kalırız.......

Orayı takip ederiz...
nasibimceye 2007 miydi 2008ydi ablam nasibimdevetetmişti,

O günden sonra sürekli girdim.......

Yeri geliyor,
İlahileri dinliyor,

Yeri geliyor,
Formu takip ediyordum....

nasibimcede yazmıyordum,
Çokca açılımcı bir insan değilim,

Bir sitede yazdımmı,
O kalıp içersinden çıkma hevesinde değildim......

Sebebler,
Sebebler...

İnsan Ancak kaderini yaşar,
Ve yazdık ravdada.........

Takip edildi,
Okundu.........

Tebrik edildi...........

Eski bir uye olmama rağmen,
Yeni bir form yazıcısıydım nasibimcede...

Bu sebeble,
O süreçte, Sahip çıkılma eklenen yazılara değer verilme mühim......

Birde Ordan al oraya ekle de değil, yazım şeklim....

Saatlerce uğraşılan yazıları süsleme oluyor.......
Beklenti olmasada,
Okumada olmadımı....

Belli zorluklarda yaşamıyor değil yürek...



Hep söylüyorum
O günlerde,

Eklemeleri ile,
Ettiği teşekkürler ile,

Belkide bilmeden,
Bir yüreğe sahip çıkmıştır......

Bugün burada ve bir vesile yazıyorsam......

Vesilen Büyüktür, Sevgili Ablam..........



Bugün Seni yazacak kalem....

Vesilen sebebi ile daha titrek,
Daha ürkek.......





Hadi ne olur bana bir gülden bahset,

Öyle bir gül olsunki bu,
Kuşatsın güzelliği ile....

Ağırlığı olsun,
Edebi olsun..........

Bu gurbet ellerin gülü olsun,
Birazda nazlı olsun..........

İsmide nasibim olsun.............




Peygamberi Simgelerdendir GÜL,

Nezaketin,
Ferasetin,
Güzelliğin,

Simgesidir..........


Görülen bunlardan gayri nedirki,
Bulunan bunlardan gayri nedirki.........

Olmayan görülürmü,
Olmayan bulunurmu.........





Avrupanın göbeğinde,
Zelilliğin zirvesinde,
Küfrün baştacı edildiği yerlerde,


Bana güldenmi bahsettiniz.....

Vallahi güller soluk kalır,
İki ayaklı güllerin yanında......

Genç olup ve İman ehli olmak,
Gönlünde İslami sevgiler olup,
Onları solumak...........

İşte bu yüzden güller soluk kalır,
İki ayaklı güllerin yanında....



Böylelerdensin,
Gördüğümüz,
Takip ettiğimiz........

Yani akınzence BÜYÜKLERDENSİN.......

Belki yaşı küçük olupta elleri öpülesilerdensin.........




Sevgili hurmet
Hiç gördünmü nasibim ablayı.....

Yok görmedim,
Nasıl bu kanaate vardın.........

Sevgi yazıları yazmak için İllahi görmek lazım değildir........

Yazıların yazıldığı İnsanların bir çoğu görülmemiştir.....

Görmeden ve bilmedende sevebilen bir Ümmetiz..........


Ellerimizi açtığımızda,
Yarab,
Gelmiş geçmiş, tüm Ümmeti Muhammede diye dua edebilen bir toplumuz..........





Bu sebeble,

Herkes çok değerli, Çok sevgili, Çok önemli.........


Bugün,
Niki gibi gül bir ablayı yazmaya çalıştık,

Yine başaramadık,
Satırlar,
Yine yalın kaldı,
Soluk kaldı........

Olsun,
Ne önemi var.........

Madem Allah için bir birini seven bir toplum isek......

Sevgili nasibim Abla,
Allah için çok seviliyorsunuz haberiniz ola.......... 


hurmet..


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #95 : 04 Haziran 2009, 00:13:01 »
Alıntı yapılan: lodos
[size=18]Sitelere hepimiz bir vesile, bir sebeb ile gireriz...


Süreç içersinde gönlümüze yakın bulduğumuz,
Lezzet aldığımız yerde kalırız.......

Orayı takip ederiz...
nasibimceye 2007 miydi 2008ydi ablam nasibimdevetetmişti,

O günden sonra sürekli girdim.......

Yeri geliyor,
İlahileri dinliyor,

Yeri geliyor,
Formu takip ediyordum....

 nasibimcede yazmıyordum,
Çokca açılımcı bir insan değilim,

Bir sitede yazdımmı,
O kalıp içersinden çıkma hevesinde değildim......

Sebebler,
Sebebler...

İnsan Ancak kaderini yaşar,
Ve yazdık ravdada.........

Takip edildi,
Okundu.........

Tebrik edildi...........

Eski bir uye olmama rağmen,
Yeni bir form yazıcısıydım nasibimcede...

Bu sebeble,
O süreçte, Sahip çıkılma eklenen yazılara değer verilme mühim......

Birde Ordan al oraya ekle de değil, yazım şeklim....

Saatlerce uğraşılan yazıları süsleme oluyor.......
Beklenti olmasada,
Okumada olmadımı....

Belli zorluklarda yaşamıyor değil yürek...



Hep söylüyorum
O günlerde,

Eklemeleri ile,
Ettiği teşekkürler ile,

Belkide bilmeden,
Bir yüreğe sahip çıkmıştır......

Bugün burada ve bir vesile yazıyorsam......

Vesilen Büyüktür, Sevgili Ablam..........



Bugün Seni yazacak kalem....

Vesilen sebebi ile daha titrek,
Daha ürkek.......





Hadi ne olur bana bir gülden bahset,

Öyle bir gül olsunki bu,
Kuşatsın güzelliği ile....

Ağırlığı olsun,
Edebi olsun..........

Bu gurbet ellerin gülü olsun,
Birazda nazlı olsun..........

İsmide nasibim  olsun.............




Peygamberi Simgelerdendir GÜL,

Nezaketin,
Ferasetin,
Güzelliğin,

Simgesidir..........


Görülen bunlardan gayri nedirki,
Bulunan bunlardan gayri nedirki.........

Olmayan görülürmü,
Olmayan bulunurmu.........





Avrupanın göbeğinde,
Zelilliğin zirvesinde,
Küfrün baştacı edildiği yerlerde,


Bana güldenmi bahsettiniz.....

Vallahi güller soluk kalır,
İki ayaklı güllerin yanında......

Genç olup ve İman ehli olmak,
Gönlünde İslami sevgiler olup,
Onları solumak...........

İşte bu yüzden güller soluk kalır,
İki ayaklı güllerin yanında....



Böylelerdensin,
Gördüğümüz,
Takip ettiğimiz........

Yani akınzence BÜYÜKLERDENSİN.......

Belki yaşı küçük olupta elleri öpülesilerdensin.........




Sevgili hurmet
Hiç gördünmü nasibim ablayı.....

Yok görmedim,
Nasıl bu kanaate vardın.........

Sevgi yazıları yazmak için İllahi görmek lazım değildir........

Yazıların yazıldığı İnsanların bir çoğu görülmemiştir.....

Görmeden ve bilmedende sevebilen bir Ümmetiz..........


Ellerimizi açtığımızda,
Yarab,
Gelmiş geçmiş, tüm Ümmeti Muhammede diye dua edebilen bir toplumuz..........





Bu sebeble,

Herkes çok değerli, Çok sevgili, Çok önemli.........


Bugün,
Niki gibi gül bir ablayı yazmaya çalıştık,

Yine başaramadık,
Satırlar,
Yine yalın kaldı,
Soluk kaldı........

Olsun,
Ne önemi var.........

Madem Allah için bir birini seven bir toplum isek......

Sevgili nasibim Abla,
Allah için çok seviliyorsunuz haberiniz ola.......... [/size]


[size=18]HURMET YA AGLIYACAKTIM NERDEYSE BEN BU BİR SAYFA DOLUSU YAZIYI HAKKETTİM Mİ YA? :(

HEMDE BUGÜN COK MU COK ÜZGÜNKEN BÖYLE BİR YAZI GELMESİNE COK SEVİNDİM.[/size]


[size=18]bazen cok seversin hurmet eserlerine şiirlerine hayranlık duydugun biri vardır gidersin ve yazarsın baska adla..sanki o sana yorum yazınca sen mutlu olursun bu sana yeter. :) yazdıklarının en önemli yanı sevgi dolu olmasıdır o bilmez ama sen bilirsin.hani mektubu yazarsın da göndermezsin ya işte böyle birsey.. :( herkes senin kadar cesaretli degil onu demek istiyorum.yürek vergisi bu icinden geldigi gibi konusmak...yazmak..eger aklına bir sey gelmiyorsa bile seni seviyorum dersin ..ALLAH RIZASI ICIN SENİ SEVİYORUM demek yeter..yasam sana tüm huzuru versin inş.esinle ve sevdiklerinle..



hurmet hayatımda senin gibi insanlar bulundugu icin su an ne kadar talihli oldugumu düsündüm.benim dostum oldugun icin sana tesekkur ederim tektanemi tanıstırdıgın ıcın cok teşekkür ederim.

son derece duygulandım yaa ne diyim daha ne denirki?? :( [/size]











Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #96 : 04 Haziran 2009, 00:15:29 »


Gecenin yarısıdır... Karanlıktan korkan bir gece yarısı...
Ürkek, kırılgan, gündüze ve ışığa hasret bir gece yarısı...
Bozkırda yalnız bir ağaç gibidir; yeşil olmaya çalışan,
kurudukça kabuklarını saklayıp içine atan...

Sevmeyi bildiğini zannedenlerin, üzerine isim baş
harflerini kazırken canı acıyan...
Yumuşacık saçlarına saklanan.
Yalnızlığını, yorgunluğunu, ürkekliğini; saçlarının,
maskaranın, makyajın ardına gizlemeye çalışan...

Her kadın gökyüzü gibidir...
Kederler yağmalar mavisini o gökyüzünün...
O yüzdendir ki, her kadın kirpiklerinde bulutlar saklar...
"Sulu gözlü" mü?.. Söylesenize yağmadıktan
sonra neye yarar ki bulutlar?..

Bir kadın varlığınızda yokluğunuzda, yanınızda
uzağınızda, kendi yalnızlığında çok ses duyar...
Bir başınalığının hüznü seslenir ona her köşeden.
Kalbinizin sesini.. İsteyip de diyemediklerinizi..
Gizlediklerinizi..
Çok, çok ama çok şeyi..

Sizin duyamadığınız pek çok sesi..
Sizin duymadığınız; alalanmış gözyaşları, sessiz
iç çekişler, berelenmiş gururunun naif iniltisi gibi...
Kavga?

Yolluksuz çıktığı bir yolculuktur, bu seferki on bininci
tekrar da olsa. Burulur yüreği...
Artık, evdeki hiçbir köşe onun değildir siz
kapıyı çarpıp çıktığınızda.

Akşam siz gelene dek çook işi vardır; yemek, bulaşıklar,
gelecekle hasbıhâl ve geçmişle hesaplaşma...
Kış, yaz fark etmez ki, ısıtmaz ki yüreğini içtiği
onca çay, giydiği yünlü hırka...
Dır dır mı?

O, sadece örtülü, cılız bir yalvarıştır bildik sıcak
bakışlarınızı geri verin diye ona...
Oysa sukûnet yaraşır diye bilinir hüzne. Ama hüznünü
dağıtmak için, işte bu yüzden hep, hep konuşmak
ister o kadın sizinle..

"Çok konuşuyorsun" dersiniz siz... Yine…
Anlamıyor sizi, hani çocuk gibi ya...
Ayakta durmaktan, güçlü adam olmaktan yorulan
ruhunuz onun içindeki çocuğu sevmemiş miydi ki
zamanında?

Yalanlar, aldatmacalar, aldattığını sanmalar, sevgi
yoğunluğunu daha cümle bitmeden yitiren
"Seni Seviyorum"lar, nasıl olduğunu merak etmeden
sorulan "Nasılsın?"lar...
Bakmayın siz, çocuklar da anlar...

Kadınlar..
Belki yirmi, belki kırk, belki de altmış yaşında.
Masum kederler sokulu her birinin örselenmiş
çocuk gözlerinde...
Demlenir yıllarla...

Mahcup yalnızlığını, hem bedenini hem de kalbini
sarmalayan bir kucakta huzur içinde avutamadığında..
Çocuklarının cıvıltısı...
Yüreğine ışık veren tek mum da erir damla damla
avuçlarında...

Uçuruma iyice itilir yüreği.
Çocuklar artık ya evlidirler, ya kendi odalarında,
ya da okulda...
Onlar da sessizlikte kaybolduğunda, her kadın
biraz yalnızdır...

Bir başına sürekli dört duvara bakamaz ya..
Kendi kendine konuşur..
Çiçeklerine isim takar, hal hatır sorar onlara..
Bir tanıdık yüz arar, bulur da sonunda.
Ona çok benzeyen bu arkadaş gerçi hiç mektup
yazmamıştır ona, onun aynı değil;
aksidir bilir o da...

Olsun varsın oradadır, onunladır ya her baktığında..
İşte kadınlar bu yüzden bu kadar çok bakar aynaya...
Çok geceler uyuşarak dalarlar uykuya.
Sabaha yeni, anlaşılacağı bir güne başlama umuduyla.
Hayalci?..

Evet, bu bir hayal ise kadınlar hep hayalcidir..
Bir sevgi hatırına yaratılmışken hepimiz, beşeri de
olsa sevgiyi yaşayamamak hüznün gerçek şiiridir...
Her kadın biraz yalnızdır...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #97 : 04 Haziran 2009, 00:15:56 »




Susmak adına tebessümler kondurdum dudak uçlarıma epeydir..?

Kelimelerin anlamlarını yitirdiği bir vakitte susmak...

Kör kuyulara terk edildiğin bir vakitte,

Haykırışlarını gidenlerin ardı sıra duyuramadığın,

Karanlık bir gecenin esaretinde kaybolduğun bir anda susmak...

Kızgın çöllerde su bulamadığın veya bulamayacağını idrak ettiğin vakitte susmak...

Ufuktaki kızıllığa gark olup ukbanın seherine vardığın bir vakitte susmak...

Mevsimlerin bir birini aratmadığı

Yağmurun ıslatmadığı, güneşinse yakmadığı bir vakitte susmak...

Yıldızların bile kamere meftun olmadığı bir vakitte

Akarsuların denizlere varmadığı, denizlerin ise okyanuslara koşmadığı bir vakitte susmak...

Susmak...

Kalbi fırtınaların dehlizlerinde bir feryada yürüyen hissiyatıma

La havle çekip susmak...

Yetimlerin toza bulanmış saçları okşandığında

Kana bulanmış ellerin tövbeye açıldığında susmak...

Ya leyl üstümüze karanlığını örttüğünde

Herkes kendince kendine döndüğünde

Bir vaveyla kulakları patlatırcasına yükseldiğinde susmak...


Kâğıda yürüyen kelimelerin,

Mateme bürünmüş sözcüklerin,

Dilin mecalsiz ve elin takatsiz kaldığında susmak...

Hüznün nemli caddelerinde yürürken

Herkesin seni terk ettiği ama hüznün terk etmediğinde,

Yalnız kaldığında ve yalnızlığı sevmeye alıştığın da susmak...

Susmak güzel. Susmak hayırlı. Susmak dostluk alâmeti, yakınlık ve tanıdıklık
işâreti... Yabancıya hâl anlatma sıkleti yok dostların yanında, dost hâlden anlar,
dostların yanında rahatça susulur. Sâmi Efendi Hazretleri benim dünyama
“susmak sohbetleri” ile girmiştir. Hani o, hâl lisânıyla bazı dostlarına:
“-Haydi bir saat susmak sohbeti yapalım.” demiş de başlarını kalplerine eğip bir
saat sükût ederlermiş. Susmak güzeldir.


Yanında susabildiğin dostlara şükür!
Yanımda susan dostlara şükür!..


Rahmân'ın sözü sözüne değmiş, Kelîmullah olmuş, Mûsâ -aleyhisselâm-... Deniz
ikiye ayrılmış işaret edince... O müthiş mûcizenin vecdi içinde konuşunca karşı
yakada, biri:


“-Ne güzel konuştun!..” deyivermiş. Susmak güzeldir.
Sözden açılmış ilm-i ledün yolculuğunun kapısı:
“-Güzel konuştun ya, güzel susmayı da öğren Kelîm'im!”
Gemiye binerler, gemi delinir. Çocuk öldürülür. Duvar tamir edilir. Üç tuhaf hadise üç hırçın soru...
“-Sen benimle olmaya sabredemezsin mîrim!” Susmak güzeldir...
Derler ki, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî Hazretleri, Hızır makamında, sormamayı
başardığı için hâlâ sürmekteymiş yolculukları... Zaman ve mekânın ötesinde,
Allâh'ın ilminde... Susmak güzeldir...


Zekeriyyâ peygambere -aleyhisselâm-, bir evlâdın anne-baba için en makbul iki
sıfatı ile, “cebbâr ve anîd olmamakla muttasıf” Yahya -aleyhisselâm-'ın müjdesi
verildiğinde, üç gün “susmak orucu” emredilmişti. Cebr ve inada karşı susmak...
Susmak güzeldir.


Îsâ -aleyhisselâm-; Allâh'ın “kelimesi” idi. Doğduğunda Meryem vâlidemize de üç
gün “susmak orucu” emredilmişti. Ağır ithamlara karşı kundaktaki bebeği işaret
ediyordu. Anne susuyordu, İsâ'sı konuşuyordu. Susmak güzeldir...


Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile Hazret-i Ebûbekir -
radıyallâhu anh- birlikte iken bir adamın hakâretlerine mâruz kalırlar. Peygamber
Efendimiz susar. Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- bir susar, iki susar,
üçüncüde dayanamaz cevap verir adama!.. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve
sellem-'in yüzü değişmiş bir hâlde oradan uzaklaşır. Sıddîk-ı Ekber koşar
peşinden, bin telaş!


“-Biz susarken bir melek o adama aynen cevap veriyordu. Ama sen konuşunca
melek sustu.” Susmak güzeldir...


“Kur'ân okunurken susun ki, merhamet olunasınız!..” buyuruyor Cenâb-ı Hak.
Kelime “ensitû”; susmanın en uysal, en kaliteli hâli... Susmakla merhamet
arasındaki en güzel köprü Kur'ân sesi. Susmak güzeldir.





Su gibi dingin ve usulca... Su gibi lâtif ve azîz... Susmak güzeldir.
Sessizce gelip oturur derviş, eşiğe. Yüzü tâzîmle yönelir göğe... Sükût kıvrım
kıvrım yükselir dergâh-ı hâcâta...


Sevda söze dökülünce perişan...
Muhabbet arz olununca yalın...
Aşk ilan edilince arsız...
Susmak güzel...


Yunus Emre başı eşikte... Üveys, Karen'de bir vahada... Hz. Ebûbekir bi'sette,
Miraç dönüşünde... Hz. Îsâ, son akşam yemeğinde... Hz. Zekeriyyâ, ağacın
içinde... Hz. Ömer b. Hattab diriliş seferinde... Leyla çadırda... Hz. Âişe
bekleyişte...
Ve bütün “susmak güzellikleri”, şükür size!..


Uysal bir denize dönük yüzümüz, kapattığımız gözlerimizle...
Fonda Itrî'nin segâh yürük semâisi... Susmak güzeldir.

Usulca sokulur derviş, gülün dibine... Susmak güzeldir.
Uzanır yalnız elleri pınara... Susmak güzeldir.
Dokunur bakışları sıdk ile -ezelî- bakışlarına... Susmak güzeldir.
Kirpiklerinde süzülür gün ışığı rengârenk... Susmak güzeldir.
Gözyaşı yükselir, pırıl pırıl aydınlanır gözleri acının... Susmak güzeldir.
Öfkeyle kıvrılan dudaklarına bir bûse kondurur rüzgâr... Susmak güzeldir.


Kervânlar, arabalar, trenler, uçaklar, bir şeyler alır götürür sevgiliyi; elleri asil,
başı dimdik, ama yürek alev alev, bir kibrit çöpü gibi kıvrılır... Susmak güzeldir.


Nurlar iner her bereketli toprağa... Vahiy nasıl sularsa gönlü, ilhamlar öylece
yeşertir insanın bilge yanını. Artık az önceki, bir önceki insan değildir, ama idrak
edemez bunu... “Mal bulmuş mağribi...” Anlaşılmamak bir şeydir yine de; yanlış
anlaşılmak ise iyi bir cezâdır emâneti heder edene... Susmak güzeldir.


Gayb bahçelerinden kokular getirir bazen nesîm-i seher, bâd-ı sabâ... Rüyalara
girer altın taçlı sultanlar. Bazen kapı açılır, Hızır girer içeri... Her aşk paylaşılmak
için sabırsızlanır. Paylaşılınca tükenir bereketi... Ucub ve kibir, riyâ ve varlık hissi
sızar pencerelerden... Susmak güzeldir.


Yahya Kemal örnek kişilik tipi çizer. “Şarkın velî çehresi” diye anlatıp durduğu
zâtı, câmi kürsüsünde görür bir gün... Hevesle kulak kabartır. Bozulur büyü...
Susmak güzeldir.


Nice câzip duruşların, konuşma başlayınca dökülüverir yaldızları... İmaj ve asıl
arasındaki dev aynasıdır mükâleme... Susmak güzeldir.


Öfkeyle üzerimize salınan kelimelere karşılık, hangi kelimeyi cepheye sürersen
sür yenilecektir iz'an, kabaracaktır öfke... Susmak güzeldir.


Tesellî, birinin acısına söz ile ortak olmakmış Arapça'da; bir anlamı yokmuş acıyla
kavrulan bir yürek için... Müsâvât imiş, o anda acısını dindirecek olan her neyse
onu sunabilmek, onunla çare olabilmek, devâ bulmak... Bunun için, “Yâ Vâsî”, “Yâ
Müvâsî” kıymetli yakarışlardır. Mavinin koyuya çaldığı anlarda... İnsanlar çok
ilginç; acı çektiğimizi görürlerse anlamlı-anlamsız pek çok sözle teselliye
kalkışırlar, acınızı içine gömüp Allah için susarsanız, canınızı acıtmak, illâ ki, bir
feryat duymak için kanırtırlar bağrınızdaki hançeri... Susmak güzeldir

Susmak...

Gözyaşlarının kelimelerin manalarını yıkadığı bir saatte susmak

Yürek sevdasının yangınıyla yanmayan bir gönüle sevdayı anlatmadan susmak...

Gidişlerin hicranına bürünmüş bir sabahın ufkunda

Elvedaları dilimizden düşürmemek adına susmak...

Garipliğin sancısının simanda çizildiği bir vakitte susmak...

Ah ve ofların bahçesinde boy verdiği sitemkâr hanenin önünden geçerken susmak...

Bakışların manidarlığından sıyrıldığı bir vakitte susmak...

ikindinin hüznünü yürekte hissettiğinde susmak...

Gecenin karanlıklar Ummanlarında alabora olduğunda,

Yunus'a seslenen Rahmani sesi kulaklarında ağırlamak adına susmak...

Musa'nın Tur-u Sina'daki duasına yürekler çatlatırcasına amin deyip susmak...

Yusuf'un nefsinin karayeline kapılmadığı ve edep meltemiyle arındığı bir vakitte susmak

Yakup'un gözler dağlayan hicranına teselli olacak kelimelerinde,

Yusuf'un kanlı gömleğiyle paramparça olduğu zamanda susmak...

Susmak...


Sevgiliye meftun bulutun sevdası karşısında susmak...

Gafletin elinden Nur_u Dilaranın cemaline savrulan taşların mahcubiyetiyle susmak...

Hicretle ayrılığa mahkum edilen Mekke'nin hicranına bürünerek susmak...

En şerefli ağaç olarak bilinen hutbelerin yoldaşının ardın sıra özlemden kuruduğu anda susmak

Ebu Bekir'in babasını can dostta feda ettiği yarenliğin en yüce mertebesinde,

Ömer'in sevdasına bürünüp, adaletiyle gönülleri fethettiği, bir vakitte

Osman'ın edebiyle melekleri bile hayran bıraktığı

Ali'nin bedeninin küçüklüğüne aldırmadığı, yüreğinin büyüklüğüyle ölüme meydan okuduğu bir vakitte susmak...

Ensar ve Muhacirin gönüllerindeki muhabbetti simalarındaki akse yansıdığı bir anda susmak...

Bilal-i Habeşi'nin ALLAH BİRDİR sözüne mazhar olduğun saniyede susmak...

Ve Sevgilinin ikliminde dolaşan tüm varlıkların dili kelamından dökülenleri duyduğun anda susmak...

Dildeki savunmaların anlamlarını yitirdiği, uvuzların bir bir dile geldiği bir vakitte susmak...

Dünyalık kelamların varlığının hiçliğe sürüklediği bir gecede susmak...

Söylenmemiş cümlelerin dahi tek ve yegane dinleyicisi olan HAKK'ın huzurunda susmak...

İhlası derinliklerinde saklayan yüreğin konuştuğu bir vakitte

Günahkar bir dilin haykırışına prangalar vurup susmak...

Dünya rıhtımından, ukba okyanusuna
[/img]


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #98 : 04 Haziran 2009, 00:19:56 »
Tarih: Sat Aug 09, 2008 8:56 am    Mesaj konusu:     

--------------------------------------------------------------------------------
 
Rahman : Yarattığı bütün canlılara nimet veren

Cenab-ı Hak buyuruyor:

"Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! Rahmân'dan başka tapılacak tanrılar emretmiş miyiz? "

* Rızıkları, ihtiyaçları ve her türlü iyilikleri ihsan husunda rahmetini mahlukatından hiç esirgemeyen anlamında olan Rahman, Rahim isminden daha geniş kapsamlı bir mana ifade eder.
* Rahmân, Yüce Allah'ın hem ismi hem de sıfatıdır. Bu isim, Allah lafzına bağlı olarak zikredildiğinde sıfat anlamındadır.Ancak Kur'an'da bu şekilde değil, özel isim olarak kullanılmıştır. Bu isim sadece Allah'a has özel isimlerden olduğu için daha çok bir isme bağlı olarak değil; yalnız zikredilmesi hoş karşılanmıştır. Rahman'ın bu şekilde kullanılması O'nun Rahman sıfatına ters gelmez. Çünkü Allah ismi de uluhiyet sıfatına delalet ettiği halde hiç bir zaman başka sına ait bir sıfat olarak zikredilmemiştir.
* Kur'an'ın ilk ayeti olan Besmeledeki Rahman ve Rahim sıfatları arasındaki fark, Allah teala, Dünyanın Rahmanı ve Ahiretin Rahimidir cümlesinde veciz bir şekilde dile getirilmektedir. Rahman vasfı gereği Cenab-ı Hakk, dünyada bütün canlılara, mümin-kafir ayırımı yapmaksızın bütün insanlara, şefkat ve merhametle davranmayı kendi nefsine farz kılmıştır.
* Yüce Allah bir kudsi hadiste şöyle buyurur: "Rahmetim gadabımı geçmiştir."

* Tenbih : Kul, önce Allah'ın gafil kullarına merhamet edip onları olanca güçleriyle onları Allah yoluna vaaz ve nasihat etmek suretiyle çevirmeye çalışmalıdırlar. Bu konuda şiddet yolundan ziyade yumuşaklık ve şefkat yollarını tercih etmelidir. Asilere de merhamet gözü ile bakmalı, eziyet ve zulüm nazarı ile bakmamalıdır.

Müminin başlıca gayesi, insanlardan ortaya çıkan her mâsiyet sanki kendi nefsinden ortaya çıkıyormuş gibi, o masiyeti onlardan bertaraf etmeye olanca gücüyle çalışmalı ve bu suretle onları Allah'ın gazabına uğramaktan kurtarmak olmalıdır.

* İhlasla "Yâ Rahman" diye bir müslüman bu isme devam etse, kalbi yumuşar, zalimlerden emin olur, maddi ve manevi nimetlere nâil olur.

MA'SİYYET (Mâsiyet): İtâatsizlik, isyân. Günâh olan işler, Allahü teâlânın beğenmediği şeyler; Allahü teâlânın emrettiği şeyi yapmamak veya yasak ettiğini yapmak, haramlar. Allahü teâlânın yasak ettiği şeyler, günahlar.

* Ma'siyet, insanı küfre sürükler.
* Nefse sükûnet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş ma'siyettir.
* İyiler de, kötüler de, iyilik yapar. Fakat yalnız iyiler, ma'siyetten sakınır. (İmâm-ı Rabbânî)
* Ma'siyet yapınca, hemen tövbe etmelidir.Gizli işlenen günâhın tövbesi gizli, açık işlenen günâhın tövbesi de açık olur. (Ma'sûm-i Fârûkî)
* Ma'siyete tövbe etmemek, bu günâhı yapmaktan daha kötüdür. (Ca'fer bin Sinân)
* İnsanın günâhından korkması, tâat; korkmaması ise, ma'siyettir. En büyük günâh, bir ma'siyetin ma'siyet olduğunu bilmemektir. Bundan daha kötüsü, ma'siyet olan bir şeyi, tâat, Allahü teâlânın beğendiği şey olarak bilmektir. Onun için dînî bilgileri lâzım olduğu kadar mutlaka öğrenmelidir. (Ahmed bin Âsım Antâkî)


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #99 : 04 Haziran 2009, 00:20:26 »
[/img]


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #100 : 04 Haziran 2009, 00:20:49 »
Tarih: Sat Aug 09, 2008 7:33 am    Mesaj konusu: Bir yolu daha var...     

--------------------------------------------------------------------------------
 
NewYork’ta, Brooklyn Köprüsü üzerinde dilenen kör bir dilenci birgün, bir sairin dikkatini çeker. Dilencinin boynunda asili bir tabela vardir. Sair, dilenciye günlük kazancinin ne kadar oldugunu sorar. Dilenci de sekiz dolar kadar oldugunu söyler. Bunun üzerine sair, dilencinin boynuna asili tabelayi ters çevirerek birseyler yazar ’Simdi buraya senin kazancini arttiracak birseyler karaladim. Bir hafta sonra yanina geldigimde bana sonucu söylersin’ der ve oradan ayrilir. Sair, bir hafta sonra dilencinin yanina ugrayip kendini tanitinca dilenci Bayım size ne kadar tesekkür etsem azdir. Bir haftada kazancim ikiye katlandi. Çok merak ediyorum tabelaya neler yazdiniz?’ Bunu üzerine sair gülümser ve: Tabelada ’ Dogustan körüm, yardim edin ’ yaziyordu. Bense ’Bahar gelecek, ama ben yine göremeyecegim diye yazdim ’ der. Önemli olan, anlatilmak istenen seyi en iyi sekilde anlatmak olduguna göre Her seyin daha iyi anlatilabilecegi bir yol vardir. Yeter ki onu bulmaya, uygulamaya ve ufkumuzu bu dogrultuda genisletmeye ugrasalim


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #101 : 04 Haziran 2009, 00:25:08 »
Tarih: Mon Aug 18, 2008 6:00 am    Mesaj konusu: NURLU BİR MÜMİNİN GÜNLÜĞÜ     

--------------------------------------------------------------------------------
 
1. a-Yaratıcısının huzuruna, o gün ilk defa çıkacağı ibadette, dinç olabilmek için, gece, mümkün olduğu kadar erken yatmaya çalışır; iki rekatlık sünneti bile, dünya ve içindekilerden kıymetli olan Sabah Namazına, zamanında kalkar.
b-Namazı evinde kılıyor ise mümkün olduğu kadar seccadede, cüppe ve sarığıyla, ailesiyle cemaat olarak kılar. Mümkün olduğu sürece camiye, cemaate katılır. Evde namaz kıldığı yer zihnini dağıtacak, huşûyu bozacak şeylerden âzâde olur. Belki tebeî de olsa, zihnen, hayâlen Kâbe’ye doğru durulabileceği, serbest hareket edebileceği sade bir zeminde namaz kılar. Evinde, namaz için böyle bir yer ayırır.
c-R.Nur’dan, 9.Sözün 5. Nüktesinin, kıldığı namazla ilgili bölümünü, mümkün olduğu kadar mânâ olarak hatırlar; bunu refleks haline getirir. Namaza, tövbe ve istiğfarla başlar; Âyâtı tefekkür ederek, adeta Allah’la konuşurcasına, samimi bir halde ve en iyi bildiği sure ve Âyâtı okuyarak, Huzurda olmanın idraki ve huşusuyla kılar.
ç-Rüku ve Secdelerde, teslimiyetin fiilen ifadesini de ortaya koyarak, bütün mevcudiyetiyle, O’nun noksandan münezzehliğini ifade ederek vazifesini ifa eder.
d-Tahiyyatta, “Tahiyyatla, Tayyibatlarla ifade edilen mânâyı, Nurlu Eserlerde anlattığı gibi düşünür, bütün mahlukatın yaptığı tesbihat ve vazâifin O’na takdimi mânâsında, okumaya çalışır. (Söz Y.E,Şualar:788)
e-Tesbihat’ı, Peygamberimiz ASM.’ın Sünneti olduğunu bilerek, muhakkak ve uygun tarzda yapmaya çalışır. Mümkünse müstakil şekilde kendisi okur; hatta zihninin sayılarla bile meşgul olmaması, kalbî rahatı için, tespih kullanır. (R.Nurun Kutsî Kaynakları, A.Badıllı, Envar Yayınları,”Hususi ezkar, evrad ve tesbihatı”Hadis…Bölümü,788)
f-Namaz sonrası Sünnet olan Aşir okumayı; yine Sünnete göre, önemle yerine getirir.
2. Bütün namazları hep aynı şekilde, zamanında, vaktin evvelinde kılar. Ezanın abdest alma zamanını değil de, namaz kılma zamanını bildirdiğini hiç unutmaz. Aşığın, maşukunu beklediği gibi, Allah’ın huzuruna kabul edilmek olarak idrak ettiği namazı, hasret ve heyecanla bekler.
3. Akşam-Yatsı arası (veya başka vakitte) Üstadının, Sünnet’e uyarak yaptığı ve tesbihatında da yazılı olan altı dua ve tesbihi şevkle, o da okur.
4. Yatarken, Hizb’ül Hakaikın başında da bulunan Tövbe-İstiğfarı yapar; bunun da Sünnet olduğunu unutmaz. Ölümün kardeşi hükmündeki uykuya girmeden önce, bir manevî gusul alır.
5. Mümkün olduğu kadar, haftanın bazı gecelerinde, teheccüte kalkarak; adeta en kritik zamanda bile, en önemli şeyin, O’na teslim olmak olduğunu, ibadet ve kulluğu hiç unutmadığını, bu konudaki üstün idrakini, fiilen ortaya koyar.
6. Her gün muhakkak, mutat Kur’an hatmine devam eder, Üstadı gibi Hizb’ül Hakaik, Cevşen okur. Kutsî Kaynaklarla irtibatını hiç kesmez.
7. a-Haftanın her günü, mutat olarak şahsen Nurlu Eserlerden takip ederek okur; haftada en az bir gün arkadaş grubuyla tahkikli okuma programına katılır; bir-iki gün de umumi sohbetlere katılmaya çalışır. Tabi ki, evinde de namaz arkalarında kısaca okunan Nurlu kitap dışında, en az bir gün, ailesiyle beraber bulunduğu bir zaman ve zeminde, bir defa olsun, ders yapmaya, yapılan derse katılmaya gayret eder.
b-Evinin hemen her tarafında gayemiz, hayatımız, hedefimiz olan, asrın Kur’an tefsiri Nurlu Kitaplardan ve yardımcı mahiyetteki diğer eserlerden bulundurur. Cebinde ve çantasında en az bir Risale, varsa arabasında, bir takım Külliyat (en azından yolculuğa çıkarken) bulundurur.
c-Her hafta, her ay, her yıl belli sayıda insana, iman hakikatlerini tanıtmayı hedef olarak belirler; bunun için ciddi planlar yapar, buna ulaşmak için azamî gayret sarf eder. İyiliği anlatmak, kötülüğü men etmekte vazifeli olduğunu hiç unutmaz.
8. Mümkün oldukça, hiç olmazsa haftada bir gün oruç tutmaya; varsa, bir plan dahilinde borçlu olduğu namaz ve oruçlarını ödemeye çalışır.
9. Tefekkür, hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. Yemekte, istirahat ederken, gezerken, yürürken, iş esnasında, her zaman ve zeminde, her vesilede tefekkür eder, tefekküre muvaffak olabilir.
10. Nurlu hizmetlerin en az bir yerinde vazife alır; bu işini en güzel şekilde yapar, takip eder. Bu hizmetlere az da olsa, muhakkak maddî katkıda bulunur. Hayatının ana gayesi, sadece menfaatlerine ulaşmak değil, daha çok fazilet ve rıza-i İlâhî ağırlıklıdır.
11. Dünyayı ve ona ait bütün işleri, mülk alemine has Adetullah’a riayet ederek değerlendirir; yapılan fiillerin değişik bir dua hali olduğunu düşünür. Duayı, bir sırr-ı ubudiyet olarak görür. Dünya ve ona ait olanlara tebeî bir nazarla bakacağını bilir; ancak tevekkülü doğru olarak uygular. Dünyevî, fani şeyleri kesben değil, kalben terk etmeyi bilir. Bunu, refleks haline getirir. Buna bağlı olarak da: “Kaybettiğine üzülmez, kazandığına sevinmez.” Her zaman ve zeminde, şükredecek halde olduğunun idrakindedir ve şükreder; muhakkak iktisatla yaşar.
12. Her konuda ve her sahada, o meselenin kendine ait kanunlarına uyarak yaşar. Ancak, sebep olarak görünenlere rağmen; rızk, şifa, hıfz, korunmak dahil, her şeye, ancak Allah’ın ulaştırdığını, O’nun yarattığını itikât eder; bu mânânın ilmî izahını da bilir. Bunu ifade için her işe O’nun ismiyle, Besmeleyle başlar. Muvaffakiyetlerinde hamdi,teşekkürü de, O’na gönderir. Sebeplerin ve kendisinin, acz ve fakr içinde olduğunun, tam olarak ve her zaman farkındadır. Tefekkür ile bunu çok geliştirerek, idrak eder.
13. a-“Hazırlanınız, başka, daimi bir memlekete gideceksiniz.
Öyle bir memleket ki, bu memleket ona nispeten bir zindan hükmündedir.”
b-“Programımız budur ki; Dünya bir misafirhanedir,
İnsan ise onda az duracaktır; Ve vazifesi çok bir misafirdir. “ fikirlerini, hayatının temel prensipleri olarak görür, ahireti ve ona ait olanları en öne alır.
c-Her davranışında; ittifak, tesanüd, teavün, uhuvvet, incizap onun karekteri; nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemâlâta kamçılamakla serbest bırakmak onun hedefidir..
14. Müminleri ve hatta bütün insanları, sahil-i selamete taşıyan bir faaliyette bir hademe olduğunun farkındadır ve bu ulvî vazifenin düsturlarına da uyar. Sünnet-i Seniyye, yaşayışının, değişmez temel rehberidir. Yeme-içmede, oturup kalkmada, hizmetlerde ve her şeyde Sünnete uymaya çalışır.
15. Nokta-i istinad olarak, kuvvete bedel "hakkı" kabul eder. Yanlışlıklar ve haksızlıklar karşısında, uygun lisanla, medenî şekilde tepkisini gösterir. Asla neme lazım demez. Kötü ve kötülükle medenî bir şekilde mücadele eder. Hayatta mücadeleyi değil, yardımlaşmayı düstur olarak alır. Mütevâzidir, selim, halimdir. Fakat, Rabbi dışında, O’nun izni haricinde, ihtiyarıyla tezellüle tenezzül etmez. Sultanının nihayetsiz kudretine istinad ettiği, dayandığı için kavîdir, kuvvetlidir. Bunları bütün günlük hayatında ve bütün hadiselerde uygular.
16. İlmî tavır sahibi olarak, hep doğruların yanında olmaya; her hareketinde “İhlâs” ve “Uhuvvet” düsturlarına, muhakkak uymaya çalışır. Bunu kulluğunun gereği olarak görür.
17. Hastalık ve musibetlerle karşılaştığında sabretmeyi bilir; Allah’ı her türlü noksan ve yanlışlıktan tenzih eder. Bunu rükû, secde ve namaz sonrası tespihlerde, Suphanallah, S.Rabbiyel Âla ve S.Rabbiyel Azîm sözleriyle yaparken; günlük hayatında ise fiilen ve her halükârda yapar, yapmasını bilir.
18. Bu asırda muhakkak cemaat olunmasının gerektiğine inanır, ekip çalışmasının ruhuna uygun hareket eder ve bunu zaruri görür. Dava arkadaşlarıyla dostluk ve muhabbetin zedelenmemesi ve bozulmaması için her fedakârlığı göze alır, tükrüklerini misk’ü amber görür. Onların varsa dertleriyle kendi dertleri gibi ilgilenir. Onlarla çok sıkı bir irtibat içinde olmaya gayret eder.
19. Bütün ilişkilerinde; hangi din, ırk ve meşrepten olursa olsun bütün insanlara İslam’ın nezaket ve terbiyesine uygun ve illâkî şefkatle davranır. Başkaların imanına kuvvet verecek tarzda çalışmanın, önemli bir düstur olduğunu hiç unutmaz. Kimseye, asla, tahakküm etmez, edemez. Medenilere ikna ile yanaşır. Büyüklerine, yakınlarına, komşularına değer verir. Onlara karşı vazifeleri olduğunun farkındadır; ihtiyaç halinde muavenet eder, yardım eder, vefalı davranır. Hayatı cidalle değil, muavenetle yaşar.
20. Kur’an’ın, sâlihâtı mutlak bıraktığını iyi bilir. Hanesinde tevazulu; makamında, makamın izzetine uygun davranacağını; hanım ise cesaretin ve cömertliğin onun için çok doğru olmadığını, Bu konularda dikkatli bulunması gerektiğini bilir ve tatbik eder.
Ve bütün bunlarla O,
* insanlığın iki cihanda da mesut olması için, farklılığa saygılı olan;
* durumun gerektirdiği medenî usul ve iletişim imkanlarını kullanan;
* ortak olan maddî ve manevî değerleri, doğru bir İslâmî anlayışla yorumlayarak;
* nefsin hevesatına ve tecavüzâtına sed çekip,
* ruhu ulvi şeylere teşvik ve ulvi hissiyatını tatmin ederek;
* kendini ve diğer insanları, kemâlâta sevk edip,
* üstün insanlar haline getirmeyi,
* mükemmel bir medeniyet ortaya çıkarmayı,
yaratılış gayesi olarak gören;
ona ulaşmaya azimle çalışan; gözü yaşlı bir Mümindir; Nurun Talebesidir
_________________
 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #102 : 04 Haziran 2009, 00:27:53 »
Tarih: Tue Aug 12, 2008 6:55 am    Mesaj konusu: NASİBİM'E ÖZELLLLLL (HEMDE ÇOK ÖZEL)     

--------------------------------------------------------------------------------
 
HER TÜRLÜ ACEMİLİĞİME RAĞMEN,HER TÜRLÜ BOŞBOĞAZLIĞIMA RAĞMEN,ÇOK KONUŞUP KAFANI ŞİŞİRMEME RAĞMEN,CBOXUNU SAÇMA SAPAN YAZILARLA DOLDURMAMA RAĞMEN,HER TÜRLÜ CAHİLLİĞİME RAĞMEN,HİÇ BİR ŞEY BİLMEDİĞİM HALDE BANA BİLİYOMUŞ GİBİ DAVRANMANA RAĞMEN,KENDİMİ BAYAĞI BİRŞEY GİBİ GÖRMEMİ SAĞLAMANA RAĞMEN,ŞAKACIKTAN 1 GÜNLÜĞÜNE PRENSES OLAYIM DEDİĞİMDE BANA HER ZAMAN PRENSESLER GİBİ DAVRANMANA RAĞMEN,
KENDİMİ BURDA ÇOK ÖZEL HİSSETMEME RAĞMEN,BENİ HİÇ KIRMADIĞIN HEP SEVDİĞİN İÇİN,SANA ÇOK TEŞEKKÜRLER NASİBİM...
GÜLÜ SEVEN DİKENİNE KATLANIR DERLER,HALBUKİ GÜLLER ONLARI ELİNDE TUTMAYI BİLEN İNSANLARIN ELİNE DİKENLERİNİ BATIRMAZLAR,GÜLÜN DİKENİ TUTMASINI BİLMEYENİN ELİNE BATAR.SENİN ELİNE HİÇ BİR ZAMAN DİKENLERİMİ BATIRMADIM,BATIRMAKTA İSTEMEM,EĞER BİR GÜN YANLIŞLIKLA BATARSA,O SENİN TUTAMAYIŞINDAN DEĞİL,BENİM HIRÇINLIĞIMDAN OLUR.
BEN SENİ ALLAH RIZASI İÇİN SEVDİM,BURAYADA SEVEREK GELİYORUM VE HİÇ ÇIKMAK İSTEMİYORUM,AMAAAA EĞER GÜN GELİRDE BENİ BURALARDA GÖREMEZSEN BİLKİ BU SENİ ARTIK SEVMEDİĞİMDEN DEĞİL,TEKNİK ŞARTLARDANDIR!
BİZLERLE BÖYLE FAYDALI ESERLERİ PAYLAŞTIĞIN İÇİN VE KENDİMİZİ ÇOK ÖZEL VE EVİMİZDE GİBİ HİSSTETTİRDİĞİN İÇİN SENDEN ALLAH RAZI OLSUN NASİBİM!   
_________________
İÇİMDEN GELDİĞİ GİBİ...


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #103 : 04 Haziran 2009, 00:28:13 »
Alıntı yapılan: prenses
HER TÜRLÜ ACEMİLİĞİME RAĞMEN,HER TÜRLÜ BOŞBOĞAZLIĞIMA RAĞMEN,ÇOK KONUŞUP KAFANI ŞİŞİRMEME RAĞMEN,CBOXUNU SAÇMA SAPAN YAZILARLA DOLDURMAMA RAĞMEN,HER TÜRLÜ CAHİLLİĞİME RAĞMEN,HİÇ BİR ŞEY BİLMEDİĞİM HALDE BANA BİLİYOMUŞ GİBİ DAVRANMANA RAĞMEN,KENDİMİ BAYAĞI BİRŞEY GİBİ GÖRMEMİ SAĞLAMANA RAĞMEN,ŞAKACIKTAN 1 GÜNLÜĞÜNE PRENSES OLAYIM DEDİĞİMDE BANA HER ZAMAN PRENSESLER GİBİ DAVRANMANA RAĞMEN,
KENDİMİ BURDA ÇOK ÖZEL HİSSETMEME RAĞMEN,BENİ HİÇ KIRMADIĞIN HEP SEVDİĞİN İÇİN,SANA ÇOK TEŞEKKÜRLER NASİBİM...
GÜLÜ SEVEN DİKENİNE KATLANIR DERLER,HALBUKİ GÜLLER ONLARI ELİNDE TUTMAYI BİLEN İNSANLARIN ELİNE DİKENLERİNİ BATIRMAZLAR,GÜLÜN DİKENİ TUTMASINI BİLMEYENİN ELİNE BATAR.SENİN ELİNE HİÇ BİR ZAMAN DİKENLERİMİ BATIRMADIM,BATIRMAKTA İSTEMEM,EĞER BİR GÜN YANLIŞLIKLA BATARSA,O SENİN TUTAMAYIŞINDAN DEĞİL,BENİM HIRÇINLIĞIMDAN OLUR.
BEN SENİ ALLAH RIZASI İÇİN SEVDİM,BURAYADA SEVEREK GELİYORUM VE HİÇ ÇIKMAK İSTEMİYORUM,AMAAAA EĞER GÜN GELİRDE BENİ BURALARDA GÖREMEZSEN BİLKİ BU SENİ ARTIK SEVMEDİĞİMDEN DEĞİL,TEKNİK ŞARTLARDANDIR!
BİZLERLE BÖYLE FAYDALI  ESERLERİ PAYLAŞTIĞIN İÇİN VE KENDİMİZİ ÇOK ÖZEL VE EVİMİZDE GİBİ HİSSTETTİRDİĞİN İÇİN SENDEN ALLAH RAZI OLSUN NASİBİM! :lol:  :oops:  :lol:

kıymetlim benim prensesim,gulom,gelibolum,hemserim ,
biz o kadar sanslıyız ki,the New York Times ve dünyanın en önde gelen basın yayın organlarının arayıpda bulamadıgı birine  :wink: ,,,prensese sahibiz.

hiçbirzaman cok begensinler diye yazmayan,herzaman kendi olan,kendi üzerine rakip tanımayan,sadece ---benimki gelir şimdi ,,yada cocuklar acıkmıştır deyip bizi burda bırakıp giden,fikir üreten boş laf etmeyen,ilime bilime fayda saglayan,balkonuna oturunca ahh onlarda olsaydı burada cay içerdik diyen, :) diplomalarını dosyalayan ama bizlere söylemeyen,temiz kalplilikde sınır tanımayan,arada bir bana sen aklımdasın diye telden cagı atan,herseye bismillah ile baslayan,cboxıma yazarken bir dur bi nefes al dedgim :lol:  sevdigim biricigim prensesim seni coook seviyoruz..


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: nasibimin yazıları (Arşivden)
« Yanıtla #104 : 04 Haziran 2009, 00:28:50 »
Tarih: Sun Aug 10, 2008 12:51 pm    Mesaj konusu: Vesveseden kurtulmanın pratik ön çareleri     

--------------------------------------------------------------------------------
 
vesveseden kurtulabilmek için bilinmesi gerekenleri ve başvurulabilecek çareleri zikredelim…

Vesvese, imanın kuvvetindendir:

Önce hemen şunu belirtelim ki, vesvese çok korkulacak bir şey değildir, çünkü iman var ki, vesvese geliyor. Sahabe-i Kiram'dan Efendimiz'e gelip, “Ya Rasûlallah, vesveseye mübtelâyım” diyen birine, Efendimiz'in (s.a.s.) cevabı, “Endişe edilecek bir şey yok; o mahz-ı imandır, imanın kuvvetindendir” şeklinde olurdu. Şeytan, sizde de iman cevheri, ibadet hazinesi, namaz ve dine hizmet cevheri olduğunu bildiği içindir ki, korsanlık yapmakta ve size karşı taarruza geçmektedir. Korsanlık, belki denizlerde yapılan şekliyle tarihe gömülmüştür ama şeytana bakan yönüyle Adem (a.s.) ile başlamış olup, kıyamete kadar da devam edecektir.

Nasıl deniz korsanları, hazine taşıyan zengin gemilerine tecavüz eder ve define bulunan adalara saldırırlar, öyle de şeytan dahi, müminin iman cevheri taşıyan kalbine hücum eder. Zaten o, tamtakır, kupkuru ve bomboş kalblerle uğraşmaz; böylelerine vesvese okları göndermez. Hırsızlar bile zengin evleri kollarlar; Doğu'nun ve Batı'nın kâfir ve zâlimleri de öyle değil mi?..

Vesveseye düşen mümin, “Şeytan bütün cephelerde mağlûp oldu; bu yüzden, şimdi de iman ve İslâm'a ait vesveselerle, şüphelerle beni meşgûl etmek, hazineme el atmak istiyor; ama benden bir şey koparamayacak. Bu, onun son çırpınışlarıdır; bir gün gelecek, benden bir şey koparamayacağını anlayınca çekip gidecektir.. kapıma haydut kılıklı birinin gelip, birkaç gün el açtıktan sonra çekip gitmesi gibi. Hoş, gitmese de kapılar ona sürmeli ve beni koruyan kale de çok sağlam; bana Allah’ın izniyle hiç bir şey yapamaz” diye düşünmelidir.

Vesvese, kalbin malı değildir:

Kalb rahatsız olduğuna göre, vesvese kalbe mal edilemez; çünkü eğer o, kalbin malı olsaydı, kalb ondan rahatsız ve tedirgin olmayacaktı ve böyle bir kalble şeytan da uğraşmayacaktı...

Kalbin rahatsız ve tedirgin olması şundandır: Kalb, vesveseye razı değil, sahip de değil; vesvese ile arasında mana ve mahiyet bakımından bir münasebet olmadığı içindir ki, kalb vesveseden rahatsız olmaktadır. Kişinin gösterdiği reaksiyondan, ateşinin yükselmesi, kaşlarının çatılması, başının ağrıması, iştiha ve ağız tadının kaçmasından anlıyoruz bunu; tıpkı vücuda giren yabancı mikroplara ve bu mikropların fizyolojik yapıda açtığı rahnelere, meydana getirdiği arızalara karşı vücudun muharipler üretmesi, antikorları devreye sokması ve bu ciddi muharebenin meydana gelmesi neticesinde hararetin yükselmesi gibi. İşte, şeytanın da kalbimize gönderdiği bizim malımız olmayan yabancı hayal, düşünce ve vesveselere karşı manevî yapımız, iman potansiyelimiz, âdeta antikor üreterek, bu şer ve şerareler ordusuna karşı kavga vermekte, bunun neticesinde de ateşimiz yükselip, kalbimiz sıkılmaktadır. Eğer, vücudumuz herhangi bir mukavemette bulunmuyor ve boğa yılanı görmüş bir keçi gibi hemen teslim oluyorsa, o zaman, AİDS virüsüne karşı antikorların teslim-i silah ettikleri gibi, bizde de iş bitmiş demektir. Gelen vesvese karşısında kalbimiz, imanımız mukavemet etmezse, o zaman vesvese de olmaz, hararet de yükselmez! Bu, “Gel, ne istersen yap!” demektir ki, şeytanın da istediği budur.

Vesveseye maruz kalb, içine kötülerin çer-çöp attığı pınara benzer:

Mes'eleyi bir de şöyle düşünebiliriz: Berrak, saf ve tertemiz bir su kaynağı var; bileşikleri, tadı ve takdim ettiği şifasıyla zemzem suyu gibi bir su kaynağı. Herkes tarafından mâlum ve meşhur hale gelmiş, dünyâca da kabûl edilmiş mübarek bir kaynak. Şimdi, hain biri geliyor, sinsice kaynağa yaklaşıp, su üzerine boya, toz, çer-çöp döküp kaçıyor. Siz bunu görünce, “Eyvah” diyorsunuz; “Pınarım kurudu, mahvoldu, pislendi ve ölüp gitti!” Oysa, hakikat böyle değildir. Akan su, üzerinde atılan o çer çöpü götürecek ve safiyetini muhafaza edecektir. Sizin kalbiniz, imanınız berrak, pırıl pırıl bir pınar ise, o zaman bulandırmak için üzerine atılan tozun, toprağın ona hiç bir zararı olmayacaktır. O toz, toprak akıp gidecek ve sizin menba'ınız her zaman temiz kalacaktır. Demek oluyor ki, o bulanıklık pınarın kendinden değil... Evet, işte vesveseye maruz kalb de böyledir...

Vesvese, iradî olmayıp, fiiliyata da dökülmüyorsa insanı mes'ul etmez:

Bildiğiniz gibi, mükellef ve mes'ul olmada irâde ve şuur şarttır. Hayvanatın yanısıra mecnunlara, aklı, şuuru yerinde olmayanlara teklif yoktur. Bu itibarla, vesvese için irâde devrede değilse ve plân, programı yapıp, “gel” diye kalb ve düşünce kapılarımızı bizzat kendimiz aralamıyorsak, mes'ul sayılmayız. Elverir ki, onu fiiliyata dökmeyelim, işlemeyelim. İrâde, umumiyetle böyle kendi kendine gelen vesveseyi karşısında bulur ve ona mukavemet edemez, çünkü o davetsiz gelir. Ayrıca insan, tedayi-i efkâr ile irâdesi dahilinde olmadan gördüğü, duyduğu ve okuduğu şeylerle de bir takım hatıralara, hayallere ve düşüncelere maruz kalabilir. Aslında, çok defa bunlardan kurtulmak mümkün de değildir; çünkü insanın bu hali, yaratılışın muktezasıdır.

Vesvese, insanın ilerlemesine mani olmayan örümcek ağı gibidir:

Vesvese, kendine has tutarsızlığıyla bilindiği zaman zararlı olmaz. Kur'ân, “Muhakkak, şeytanın hilesi zayıftır” diye ferman etmektedir (Nisa Suresi, 4/76). Evet var ama, yok gibidir şeytanın hilesi. Meselâ, iki duvar arasından geçmek istiyorsunuz; bakıyorsunuz ki, bir örümcek, ağlarını gerip yolunuzu kapatmış; döner misiniz, devam mı edersiniz? Örümcek ağı sizin ilerlemenize mâni olabilir mi gerçekten? Şüphesiz hayır; onu bir engel olarak görmez ve hiçbir şey yokmuş gibi yolunuza devam edersiniz.

Efendimiz, şeytanın dalâleti, küfrü, küfranı, günahı ve kötülükleri yaptırmadığını ve elinden tutup da kimseye günah işletemeyeceğini beyan buyurur. Şeytanın yaptığı, ancak fenalıkları süsleyip-püslemek, allayıp-pullamak, cazip ve çekici göstermektir. İyiyi de kötüyü de yaratan, dalâlete de hidayete de sevkeden Allah’tır (c.c.). Rengârenk köpüklerle süslenip imar edilmiş bir saray gibidir şeytanın vesveseleri; fakat altında derin çukurlar bulunur, kilometrelere ulaşan derin çukurlar...

Gelip geçiciliği bilindiği zaman vesvesenin zararı olmaz. Vesvese, üflemekle uçup giden tüy kadar zayıftır. Bir ara toplanıp sonra dağılıveren bulutlara benzer o; ardından ne yağmur gelir, ne de yel!.. O, uçak yolcularının bir anlığına içine düştüğü hava boşluğu gibidir; ne feryat etmeye değer, ne de dövünüp yakınmaya!..

Vesvese, üzerinde durulmadığı ve dert haline getirilmediği takdirde hiçbir zarar vermez:

Düşüncenize bulaşıp da onu kirletmeyeceğini bildiğiniz zaman vesvese zararlı olmaz. Vesvese, hayal aynasında sönüp gidecek derecede zayıf ve gelip geçici bir iz; leke ve pislik bulaştırmayacak bir görüntü ve çok hafif yansımalardan ibarettir. Akla ve hayale gelen şeyler, hayır kaynaklı ise akıl ve düşünceyi bir derece nurlandırır; fakat şer kaynaklı bir vesvese ise, o zaman da akla, düşünceye ve kalbe tesir etmez, kir bırakmaz ve zarar da vermez. Elinizde tuttuğunuz aynaya karşıdaki yılanın görüntüsü aksetse, aynadaki o yılanın elinize zararı olur mu? Ya da, aynaya akseden bir pislik elinizi kirletir mi? Veya, elinizdeki aynaya akseden alevli ateş, elinizi yakar mı? Aynen bunun gibi, nasıl karnınızdaki pisliklerin namaza ve elmasın etrafındaki kömür tozlarının elmasa zararı yoksa, aynı şekilde, şeytanın da dışta ya da içte aslî ve zatî bir varlığı ve hüviyeti olsa bile, attığı okların, gönderdiği görüntülerin aslî hüviyeti ve hiç bir zararı yoktur.

Üzerinde durmadığınız, merakla üzerine varmadığınız, sahip çıkıp kabullenmediğiniz, küçük görerek şişmesine meydan vermediğiniz ve bir dert haline getirmediğiniz zaman, vesvesenin hiç bir zararı olmaz. Ona hep tepeden bakacak ve “Allah’ın (c.c.) izniyle bunun altından vurup, üstünden çıkarım” diyeceksiniz.

Vesvese, zararlı tevehhüm edildiği zaman zarar verir:

Şimdiye kadar anlattıklarımızın hilafına hareket edildiği takdirde vesvesenin zararı olabilir. Evet, vesvese, zararsız olduğu bilinmeyip, zararlı tevehhüm edildiği zaman zararlıdır. Üzerinde durulup kurcalandığı ve merakla karıştırıldığı zaman zararlıdır o; büyük gördükçe, mühimsedikçe büyür ve bir balon gibi şişerek bizi yutacak hale gelir. Bir arı kovanı içinde yüzlerce arı bulunur ama, siz önemsemeden kovanın önünden geçer gidersiniz.. vesvese karşısında da yapmamız gereken şey, bundan farklı olmamalıdır.

Şeytan, zayıf ve geçici bir görüntü karesini hayalimize atar; biz de cazip bulur ve onu işlettirirsek, o bir karelik manzara, hayal sinemamızda saatleri içine alan bir film şeridi haline gelir de, farkına bile varamayız. Hususiyle yalnız kalınca, bilhassa gençlerde ve hele bu sûretler, nefsâniliğe bakan, bedeni tesir altına alan suretler olursa... Evet, insan onu alır ve hayalinde maceralı bir film haline getirir. Halbuki şeytana ait olan, o ilk sahnedir. Öyleyse, o ilk oltaya sahip çıkmamak, takılmamak ve onu işlettirmemek gerekir ki, şeytan da bizi işletmesin ve işlete işlete hayallerimizi gerçeğe dönüştürmesin; dönüştürmesin ki, biz de neticede o bir karelik görüntünün kurbanı olmayalım.

Hassas ve asabî ruhlar, şeytanın vesvesesine önem verip vehme kapılmamalıdırlar:

Vesvese, hassas ve asabî ruhlarda daha da zararlı bir hastalık ve meleke haline gelir. Böyle birisi, vesvese geldiğinde, zararlı olacağı endişesiyle telaşa ve vehme kapılır; sonra da bunu kalben, fikren ve im'an-ı nazarla büyütüp, kendine mal eder. Derken onu huy haline getirir ve onunla bütünleşir. Bu ise, şeytan karşısında ye'se düşüp, tam zarara uğramanın ifâdesidir. Bu hale ma’ruz kalmış biri, ümitsiz bir şekilde “Artık ben mahvoldum” deyip, mağlûbiyeti kabûl eder ve böylece önce merkezi şeytanın salvolarına açık hale getirir, sonra da onu terkeder. Bir kumandan düşünün; ilerde sağ tarafta bir kaç madenî parlama görerek, düşman o taraftan saldırıya geçecek vehmine kapılır ve ordusunun sağ kanadını boşaltıp o tarafa sürer; sol tarafındaki dağlarda da ağaç yapraklarının kıpırdanmalarından, düşmanın saklandığı ve hücum edeceği düşüncesine kapılarak, ordusunun sol kanadını da oraya sevk eder. Neticede merkez, hasmın taarruz ve imha etmesine açık ve hazır hale gelmiş olur. Esasen bu, taktik bilememenin ve düşmanı tanımamanın ifâdesidir. Görüyorsunuz ki, şeytanın yaptığının vesvese adına bir kibrit çöpü kadar önemi yokken, insan onu azmanlaştırıyor, azgınlaştırıyor ve kendi başına salıyor. Evet, dikkat edelim, onu hayalimizde ve düşüncemizde büyütmeyelim...

Kaynak:

M. Fethullah Gülen, Varlığın Metafizik Boyutu 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.