Gönderen Konu: Cahiliye Dönemi  (Okunma sayısı 2032 defa)

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Cahiliye Dönemi
« : 30 Eylül 2010, 20:02:19 »


Bilgisizlik, gerçegi tanımama. Islâm, tam bir aydınlık ve bilgi devri oldugu için, Arabistan'da Islâmiyet'in yayılmasından önceki devre, daha dar anlamı ile Hz. Isa'dan sonra peygamberimizin gelmesine kadar geçen zamana "cahiliyye" devri adı verilmistir.

Cahiliyye, insanın ALLAH'ı geregi gibi tanımamasi, ona kulluk etmekten uzaklaşması, onun ilâhî hükümlerine degil de kişinin kendi hevâ ve hevesine uymasiı insanların koydugu emir ve yasaklara, siyasî sistem ve düsüncelere inanmasidir. Kur'an-i Kerîm'de: "Onlar hâlâ Cahiliyye devri hükmünü mü istiyorlar? Gerçegi bilen bir millet için ALLAH'dan daha iyi hüküm veren kim var?" (el-Mâide, 5/50) buyurulur. Islâm'in hakim olmadıgı ortamlar Cahiliyye çaglarıdir. Çünkü ilâhî bilginin kaynagından yoksun olan ortamlardır. Islâm'in gelişinden önceki dönemde yasayan müşrikler ALLAH'a isyan etmis onun hükümlerine sırt çevirmiş bir toplum olarak son derece ilkel ve cahil hayat sürüyorlardi. Cahiliyye Araplari'nin sürdügü hayattan ve içinde yasadiklari ortamdan bazi örnekleri şöyle sıralamak mümkündür:

Putlara Taparlardı
Cahiliyye insanları ALLAH'ın varlıgını kabul etmekle beraber putlara taparlardı. Onlar putlarının ALLAH katında kendilerine şefaatçi olacaklarına inanırlar ve: Biz onlara ancak bizi daha çok ALLAH'a yaklastırsınlar diye ibadet ediyoruz" (ez-Zümer, 39/3) derlerdi.

İçki İçerlerdi
Şarap içmek adeti çok yaygındı. Şairleri her zaman içki ziyafetinden bahseder, içki şiirleri edebiyatlarının büyük bir kısmını teşkil ederdi. Hatta Enes b. Mâlik (r.a.)'in bildirdigine göre Islâm'da içki, Mâide Suresi'nin doksan ve doksanbirinci ayetleriyle kesin olarak haram kılınmış, Hz. Peygamber (s.a.s) tellal bagırttırarak bunu ilân ettiginde Medine sokaklarında sel gibi içki akmıştir (Müslim, Esribe, 3)

Kumar Oynarlardı
Cahiliyye çagında kumar da çok yaygındı. Cahiliyye Arapları kumar oynamakla övünürlerdi. Öyle ki kumar meclislerine katılmamak ayıp sayılırdı. Onlarin şairlerinden biri karısına söyle vasiyette bulunur:
"Ben ölürsem, sen, aciz ve konuşma bilmeyen, iki yüzlü ve kumar bilmeyen birini isteme."

Tefecilik Yaparlardı
Tefecilik almış yürümüştü. Para ve benzeri şeyleri birbirlerine borç verirler; kat kat faiz alırlardı. Borç veren kimse, borcun vadesi bitince borçluya gelir: "Borcunu ödeyecek misin, yoksa onu artırayim mi?" derdi. Onun da ödeme imkâni varsa öder, yoksa ikinci sene için iki katına, üçüncü sene için dört katına çıkarır ve artırma işlemi böylece kat kat devam ederdi. Tefecilik ve faizin her çesidini haram kılan ALLAH, özellikle Araplar'ın bu kötü âdetlerine dikkati çekerek "-Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin." (Âli Imrân,3/130) buyurmustur.

Faiz Oranları Cok Büyüktü
Faizcilik Araplar arasında o kadar yerleşmişti ki ticaretle onun arasını ayıramıyorlar; "Faiz de tıpkı aliş-veriş gibi" diyorlardı. Bunun üzerine inen ayette: "ALLAH aliş-verişi helâl, faizi ise haram kılmıştır.


Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Cahiliye Dönemi
« Yanıtla #1 : 30 Eylül 2010, 20:13:42 »

Fuhuş Cok Büyük Orandaydı

Cahiliyye Araplar'ı arasinda fuhuş da nadir şeylerden degildi. Cariyelerini zorla fuhuşa sürükleyenler vardı. Kur'an-i Kerîm'de bu hususa işaretle: "Iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. " (en-Nûr, 24/33) buyurulur.
Kocanın birkaç metresi oldugu gibi, kadının da başkalariyla ilişkide bulunması, bazı çevrelerce nefretle karşılanmayan bir davranıştı.
Kadına deger verilmez, hak ve hukuku tanınmaz, adeta bir eşya gibi telakki edilip miras alinırdı. Biri ölüp karısı dul kalınca ölenin varislerinden gözü açik biri hemen elbisesini kadının üzerine atardı. Kadın daha önce kaçıp bu halden kurtulamazsa artık onun olurdu. Dilerse mehirsiz olarak onunla evlenir, dilerse onu bir başkasıyla evlendirerek mihrini almaya hak kazanır ve kadına bundan bir şey vermezdi. Dilerse, kocasından kendisine kalan mirasi elinden almak için onu evlenmekten menederdi. Bunun üzerine inen ayette: "Ey inananlar! Kadınlara zorla mirasci olmaya kalkmaniz size helâl degildir. " (en-Nisâ, 4/19) buyurulmustur. (Sevkânî, Fethu'l-Kadir, I, 440).
Yiyeceklerin bazısı yalnız erkeklere ait olup kadınlara yasak ediliyordu. "Onlar: Bu hayvanların karınlarında olan yavrular yalnız erkeklerimize mahsus olup, eşlerimize yasaktır. Ölü dogacak olursa hepsi ona ortak olur" dediler. (En'âm, 6/139


Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Cahiliye Dönemi
« Yanıtla #2 : 30 Eylül 2010, 20:41:05 »


Cahiliyye Araplari'nin kötü adetlerinden biri de kiz çocuklarini diri diri topraga gömmeleriydi. Onlar bunu namuslarini korumak veya ar telakki ettikleri için, bazilari da sakat ve çirkin olarak dogduklarindan yapiyorlardi. Kur'an-i Kerîm'de su ayetlerde buna isaret edilir: "Onlardan birine Rahman olan ALLAH'a isnat ettikleri bir kiz evlâd müjdelense içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilirdi. " (ez-Zuhruf, 43/17), " Diri diri topraga gömülen kiz çocugunun hangi suç la öldürüldügü soruldugu zaman... " (Tekvir, 81/8-9), "Ortak kostuklari Seyler müsriklerden çoguna çocuklarini öldürmeyi süslü gösterirdi. "(el-En'âm, 6/137)

Ekin ve hayvanlarını iki kısma ayırıyor bir kısmını ALLAH'ın böyle emrettigini sanarak ALLAH'a veriyor ve bir kısmını da ALLAH'a eş koştuklari putlarına ayırıyorlardı. Onlar bu batil inanç ve adetlerinde biraz daha ileri giderek ALLAH'ın payına düşeni alıyorlar, onu eş koştuklari putların payına ekliyorlardı. Ama putlarının payından alıp öbürüne ilâve ettikleri görülmüyordu. "ALLAH'in yarattıgı ekin ve hayvanlardan O'na pay ayırdılar ve kendi iddialarına göre: "Bu ALLAH'ındır, şu da ortak koştuklarımızındır" dediler. Ortakları için ayırdıkları ALLAH için verilmezdi. Fakat ALLAH için ayırdıkları ortakları için verilirdi. Bu hükümleri ne kötüydü!" (el-En'âm, 6/136).

Bir kısım hayvanlarla ekinlerin bazısını dilediklerinden başkasına yasaklıyorlardı. Ayrıca bir kısım hayvanlara binerken ve keserken ALLAH'ın adının anılmasına engel oluyorlardı. (el-En'âm, 6/138).

Bunun dışında hayvanlarla ilgili şu adetleri de vardı:
Deve beş batın dogurup beşincisinde erkek dogurursa kulagını çentip serbest bırakırlardı. Artik ona binmeyi ve sütünü sagmayı haram kabul ederlerdi. Buna "Bahîra" derlerdi.
"Saibe", dilegi yerine gelen kimsenin putlara adadıgı deve idi. Buna da binilmez ve sütü sagılmazdı.
"Vasîle"; koyun dişi dogurursa kendileri için; erkek dogurursa putları için olurdu. şayet biri erkek, biri dişi olmak üzere ikiz dogurursa, dişinin haturıi için erkegi de kesmezler ve buna "Vasîle" derlerdi.
"Hâm" ; bir erkek devenin soyundan on döl alınırsa onun sırtı haram sayilir, su ve otlakta serbest bırakılırdı. Kimse ona dokunmazdı.
Bütün bunlardan baska müşrikler atalarından devraldıkları bir takım adetleri devam ettirme konusunda direniyor ve hatta bunların bazılarının, kendilerini ALLAH (c.c.)'a daha çok yaklaştırdiklarını ileri sürüyorlardi.

Ibn Ishak sunlari aktarıyor: "Kureyş, ya Fil olayından evvel veya daha sonra meydana geldigini tahmin ettigim bir bid'at ortaya çıkardı ki, tarihte (Hums) diye anılıp, asalet-i diniye iddiasindan ibarettir." Bunlar: "Biz, Ibrahim'in evladıyız, ehl-i Harem biziz, Beyt'in sahibiyiz, Mekke'nin de sâkini bulunuyoruz. Arap kabilelerinden hiçbir kabîle, bizim sahip oldugumuz bu şeref ve itibara sahip degildir. Binaenaleyh biz, bu müstesna mevkiimizin seref ve itibarını korumalıyız. Bundan sonra Harem haricinde hiçbir şeye tazim etmeyip bütün ihtiramatimizi Harem dahilinde hasretmeliyiz. Meselâ, Arafat'ta halk ile bir sırada, yan yana, omuz omuza durup vakfe etmek, sonra halk ile geri dönüp gelmek bizim kadrimizi tenzil eder" diyorlardı.
Ibn Ishâk devamla: "Kureyşliler bu asalet fikrini ortaya koydu ve uygulamaya da basladı. Arafat'a çıkmayı, Arafat'tan ifazâyı terk ettiler. Herkes Arafat'ta vakfe ederken, bunlar Müzdelife'ye giderler, orada dururlardı. Ve "Biz ehlullahiz, Harem-i Serif'in hâdimleriyiz" diyerek, digerleriyle eşitligi kabul etmezlerdi. Fakat bunlar, Arafat'ta vakfe etmenin Ibrahim (a.s.)'in dini muktezasi oldugunu biliyorlardi. Kinâne ile Hüzâaogulari da bu hususta Kureyş'e iltihak etmislerdi.Bunlar hac için, umre için gelen bedevîlere müdahaleye kadar ileri gitmişlerdir. Harem hâricinden gelen herkesin, Beyt'in ilk tavafi Siyab-i Hums ile tavaf etmelerini kararlaştırdılar ve uyguladılar. Bu kararın neticelerinden biri: Kim ki adi bir elbise ile gelip tavaf ederse, tavaftan sonra o elbiseyi çıkarıp atmasi zarûrî idi.Bu kararlarin ikinci neticesi ise; asilzadelere mahsus bir elbisesi olmayan bedevî erkeklerin çıplak; kadınların da yalnız önü yırtmaçlı kısa iç gömlegi ile tavafa mecbur edilmesidir.

Bu ve bunun gibi pek çok âdetler yürürlükte idi. Rasûlullah (s.a.s)'a iletilinceye kadar da bu âdetler yürürlükte kalmaya devam etti. Daha sonra da A'râf suresinin 26, 27, 28, 31 ve 32. ayetlerinde, çıplak tavaf ile birlikte diger bid'atler de yasaklanmııtır.

Ebû Hüreyre (r.a.)'den gelen bir rivayete göre, Ebû Bekr es-Siddik (r.a.) Vedâ Hacc'indan (bir sene) evvel, Hz. peygamber tarafindan Hac Emîri olarak (Mekke'ye) gönderildiginde, Ebû Bekr de Ebû Hureyre'yi Kurban Bayramı'nın ilk günü Mina'da büyük bir cemaat içinde halka (şu iki maddeyi) ilâna memur kılmıştır. (Ebu Hüreyre): "Ey Nas! Iyi biliniz, bu yıldan sonra müşriklerin haccetmeleri, çıplakların da Kâbe'yi tavaf etmeleri yasaktır" demistir. (Sahîh-i Buhâri, Tecrid-i Sarih Tercümesi, VI,13) Fakat onlar bunu kabule yanaşmamışlar, atalarını körükörüne taklide çalşmişlardır. "Onlara: ALLAH'ın indirdigine ve peygambere gelin dendigi zaman: Atalarımızı üzerinde buldugumuz sey bize yeter' derler. Alaları bir şey bilmeyen ve dogru yolu da bulamayan kimseler olsalar da mı?" (el-Mâide, 5/104). Islâm, topluma hakim olunca bütün bu cahilî sistemin ilkel davranışlarını tamamen yasaklamıştır" (el-Mâide, 5/103).

Bütün bunlara baktıgımızda, Cahiliyye'nin bir inanma biçimi oldugunu görüyoruz. Cahiliyye; bir şeyi gerçegi dışında bilmek, anlamak ve buna göre amel etmek demektir. Bu duruma göre Cahiliyye; insanın ve toplumun Islâm öncesi ve Islâm dışı bir yasayış biçimiyle yaşaması demektir.Dogru yolun zıddı, ilmin aksi olan, eskiyen ve degişken olan, bölgelere, kavimlere ve anlayışlara göre kurulan her türlü Islâm dışı rejimler; cahilî sistemler ve hükümlerdir.

Kaynak: İSLAM Tarihi