Tarih > İslam Tarihi

Reci Olayı

(1/1)

mrkydr:




On kişilik bir müslüman ögretici grubunun müsrikler tarafindan hile ile pusuya düsürülerek şehit edildikleri olay.

Hicrî 4/Milâdî 626 yılında gerçekleşen ve basta Hz. MUHAMMED (s.a.s) olmak üzere bütün müslümanları üzüntüye sevkeden bu olayın cereyan tarzı, kaynaklarda şöyle anlatılır:

Medine civarinda yerleşik Adal ve Karra adlarında iki kabile vardı. Bu kabilelerin ileri gelenleri, Hz. Peygamber (s.a.s)'e müracaat ederek müslüman olmak istediklerini, kendilerine Kur'an-i Kerim'i ve Islâm dinini ögretecek muallim ve mürsidler göndermesini istediler. Resulullah (s.a.s), Islâm'in yayılması için hiç bir fedâkârliktan kaçinmadıgının bir göstergesi olarak, ögretmen isteyen kabilelere, Asim b. Sâbit baskanliginda on kişi gönderdi. Bu on kişi, baslarina gelecek şeylerden habersiz olarak Islâm'i ögretme heyecani ile yola çıkmıslardı. Sözü edilen heyet Mekke ile Usfan arasinda Hüzeyl kabilesine ait "Reci" adi verilen yere ulastıklarinda, birdenbire, yüz'ü okçu olmak üzere ikiyüz kisilik bir çetenin hücumuna ugramışlar ve henüz ne oldugunu anlayamadan kendilerini savunmak amaciyla bir daga iltica etmislerdi. Gerçekten de, mürsid ve muallim isteyenlerle Hüzeyl kabilesi gizlice anlasmış ve yakalayacakları müslümanlari Mekkeli müşriklere para karşiliginda satma konusunda aralarında karara varmışlardı.

Köşeye sıkiıştırılan müslümanlara okçular, teslim olmaları halinde hayatlarını bagışlayacaklarını söyleyerek kendilerine sıgınmalarını istemişlerdi. Ancak kafile baskani Âsim, müminlerin müsriklere iltica edemeyeceklerini ve teslim olmayacaklarini karsi tarafa bildirdi. Hemen akabinde de, durumun Hz. Peygamber (s.a.s)'e malum olmasi için ALLAH Teâlâ'ya niyazda bulundu. Çıkan çarpışmada, Âsim'in da içinde bulundugu sekiz kişi şehit oldu. Olayı daha önceden haber alan Kureyş, Âsim'in kafatasını getirmeleri için bazı kişileri özel olarak görevlendirmisti. Fakat arıların şehidin cesedine üşüşmesi sebebiyle, Âsim'a düşündüklerini yapma imkâni ortadan kalktı. Bununla birlikte Âsim'in arkadaslarindan Zeyd ve Hubeyb, çetenin, "Teslim olursaniz sizi öldürmeyecegiz" sözlerine inanarak teslim oldular. Müsrikler de, bu iki müslüman teslim olur olmaz, baglayarak Mekkelilere sattiıar.

Mekke'nin önde gelenlerinden Safvan b. Umeyye tarafindan satin alinan Zeydin, Kureyslilerin katilimiyla meydanda öldürülmesine karar verildi. Mekke'nin ileri gelenlerinden Ebû Süfyan, Kureysli müsriklerin huzurunda Zeyd'e, "Hayatinin bagislanmasi karsiliginda MUHAMMED'in öldürülmesini ister miydin? Söyle bakalim!" dediginde Zeyd'in cevabi su olmustu: "Kesinlikle böyle bir sey istemem! Benim canim O'nun yoluna feda olsun! Degil burada öldürülmesine, Medine'de ayagina bir diken batmasina bile razi olmam". Zeyd'in bu cevabi karsisinda Ebu Süfyan, "MUHAMMED kadar, arkadaslari tarafindan sevilen baska biri yoktur" demekten kendini alamadi. Zeyd'in bu cevabindan hemen sonra, Safvan'in kölesi Kistas tarafindan acimasiz bir biçimde sehit edildi.

Diger müslüman Hubeyb, Uhud'da öldürdügü Hâris b. Âmir'in ogullari tarafindan satın alınmış ve birkaç gün sonra öldürülmek üzere Harem-i Serif'in sınırına gönderilmişti. Idam edilecegi için, iki rekât namaz kilmak üzere izin istedi ve verilen izin dogrultusunda namazı kıldı. Bu arada ona, dininden dönmesi halinde idam edilmeyecegi söylendiginde şu beyti okudugu nakledilmektedir:

Ben ALLAH yolunda müslüman olarak öldürülürken,

Canima ne suretle kıyiıacagına ehemmiyet vermem;

Benim ölümüm Hak Teâlâ ugrunadır ve O dilerse,

Benim tarumar olan vücudumu mübarek kılar.

Hubeyb'in idamdan önce kildigi iki rekât namaz, o zamandan beri idam edilecek olan müslümanlarin kıldıkları geleneksel bir namaz halini aldı: Hubeyb de acımasızca, müsrik caniler tarafindan şehit edildi. Hz. Peygamber (s.a.s) ve diger müslümanlar bu olaya çok üzüldüler.

(Bu konuda daha genis bilgi için bkz. Ibnül-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih Tercümesi, çev. M. Besir Eryarsoy, Istanbul 1985, II, 156 v.d; Ibn Hisam es-Siretü'n-Nebeviyye, çev. Hasan Ege, Istanbul 1985, III, 240 vd; Mevlânâ Sibli, Asr-i Saadet, çev. Ö.R. Dogrul, sad. Ö.Z. Mollamehmedoglu, Istanbul 1977, I, 270-271; Hüseyin Algül, Islâm Tarihi, Istanbul 1986, I, 389-390).

 

 

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git