Gönderen Konu: Cinlerin mahiyeti ve özellikleri hakkında detaylı bilgi verir misiniz?  (Okunma sayısı 2319 defa)

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
 

Cin kelimesi, lûgatta bir şeyi örtmek mânâsına gelir. Terim anlamı ise, gözle görülmeyen bir takım ruhani varlıkların adıdır. Cinler, türlü şekillere girebilen, havadan ve ateşten yaratılmış, akıllı ve gözle görülmez varlıklardır. (Dr. Süleyman Ateş, İslâm’a itirazlar ve Kur’ân-ı Kerîm’den Cevaplar, 34.) Çeşitli hayvanlar görüntüsünde, hattâ çok defa da yılan suretinde görüldükleri rivayet olunmaktadır. (M. Vehbi, Hülâsatü’I-Beyân,  15,  6175.)

Rağıb el-İsfehânî’nin, Müfredat’ında açıkladığına göre, cin kelimesi, şu iki mânâda kullanılır:

1) Duyulardan (beş duyu)  gizli kalan bütün ruhanî varlıklara denir ki, bu takdirde melekler ve şeytanları da içine alır. Bu mânâya göre, her melek cindir; fakat her cin melek değildir.

2) Cin, ruhanî varlıkların hepsi değil, bir kısmıdır.  Ruhanî varlıklar üçe ayrılır:

a) Hepsi hayırlı olan ruhanîler: Bunlar yukarıda zikrettiğimiz meleklerdir.

b) Hepsi şerli olan ruhaniler: Bunlar insanları kötülüğe sevkeden şeytanlardır.

c) Hem hayırlısı, hem de şerlisi olan ruhanîler: İşte cin denilince, asıl bunlar anlaşılır. (Ragıp el-Isfehanî, el-Müfredat,  “CİN”  maddesi.)


Cinler de insanlar gibi îman ve ibadetle yükümlüdürler. Resûl-i Ekrem (S.A.V.), hem insanlara, hem de cinlere peygamber olarak gönderilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de “Ey insanlar ve cinler topluluğu!” (er-Rahmân, 30) diye başlayan âyetler vardır.

“Sizin de hesabınızı göreceğiz ey sekalân” (er-Rahmân,  31) mealindeki âyet-i kerîmede, SEKALÂN, iki sekal demektir. Bu iki sekalden birisi, cinler; diğeri, insanlardır. Sekal ise, ağırlık demektir. Cinler ve insanlar yere cisimleriyle ağırlık verdiklerinden veya günahlarla yüklü olduklarından dolayı, onlara bu isim verildiği söylenmiştir. (Dr. Süleyman Ateş, a.g.e., 36)

Cinlerin de insanlar gibi Müslümanı-kâfiri, iyisi-kötüsü vardır. Onlar da yaptıkları işlerinin karşılığını görecekler; iyileri Cennete, kötüleri de Cehenneme gidecektir.

Kur’ân-ı Kerîm’de cinler hakkında müstakil bir sûre mevcuttur. Bu sûrede, onların Müslümanı-kâfiri, iyisi-kötüsü bulunduğu, Allah’a karşı hiç birinin bir kuvveti olmayıp hepsinin aciz ve sorumlu olduğu, Allah’a inanan mü’minlerin onlardan korkmaması gerektiği. Peygamberin gönderilmesiyle cinlerin artık cehalet ve fetret zamanlarında yaptıklarını yapamayacakları, çünkü Hazret-i Muhammed (S.A.V.) ‘in gönderilmesinden sonra, artık eskisi gibi göklerden haber çalmak ve bu haberleri kâhinlere bildirmek için, semâvatın üst tabakalarına sokulamadıkları, zira üzerlerine ateşten kıvılcımlar gönderildiği, hâlâ kötülüklerine devam etmek isteyenler varsa da Allah’ın kudretine karşı onların bir tesiri olmayacağı, Allah’a inananlara bir zarar veremeyecekleri, bilâkis, kendilerinin helak olup Cehennem yakıtı olacakları, Müslüman olan cinlerin ise kötülüğe değil, iyiliğe çalışacakları, mescidlerde ve diğer yerlerde Allah’tan başka kimseye dua ve ibadet edilmemesi gerektiği anlatılmaktadır.

Yine Kur’an’ın bildirdiğine göre, cinlerden bir grub gelip Kur’-an’ı dinlemiş, Müslüman olmuş, milletlerine gidip onları imana çağırmışlardır. (Cin. 1)

İbn-i Abbas’tan gelen bir rivayet, bu mevzuda bize şu bilgiyi vermektedir:

“Hazret-i Peygamber (S.A.V.), Ashâb-ı Kirâm’dan birkaç kişi ile Ukâz panayırına giderken Nahle denilen yerde sabah namazını kıldırdıkları sırada okuduğu Kur’an’ı cinlerden bir grub dinlemişti. O sıralarda şeytanlar ve cinler gökten haber alamaz olmuşlar, üzerlerine ateşten kıvılcımlar atılmıştı. Aralarında: “Her halde yeni bir hâdise oldu ki, bizimle gök haberleri arasına perde gerildi. Yerin doğusuna, batısına gidip bakın, o olay nedir?” demişler ve bu sebeple doğuyu ve batıyı araştırmışlardı.

Tihâme tarafına giden grub, Hazret-i Peygamber’in Nahle’de sabah namazında okuduğu Kur’an’ı işitince, dikkatle dinlemişler ve “İşte sizin gök haberlerini almanıza mani olan şey budur” demişler; oradan milletlerine gidip: “Ey kavmimiz! Bizi hidâyete sevkeden ibretli ve acîp bir Kur’an dinledik ve ona iman ettik. Artık; bundan böyle Rabbimize ortak ve şerik koşmayacağız” diye haber vermişlerdi.

İşte bu olay üzerine Cenâb-ı Hak, “Cin sûresi”ni göndermiş ve cinlerin bu sözlerini Resûl-i Ekrem’e (S.A.V) nakletmiştir.” (Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an  Dili, VII, 5381 vd)

Ayrıca, Hz. Resûlüllah, cinlere hususi olarak da birkaç kere Kur’an okumuştur. Bunların en meşhuru İbn-i Mes’ud’un rivayet ettiği hâdisedir.

Bu rivayete göre Tâifte Resûlüllah’tan Kur’an dinlemek ve kavimlerine tebliğ etmek üzere cinden bir taife gelmiş, Kur’an’ı öğrenmiş ve Resûlüllah tarafından kendi kavimlerine de öğretmeleri için me’ mur olmuşlardır.

 


Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3


Cinlerle evlilik olur mu?

-İnsanlarla cinler arasında nikâh cereyan etmez. Çünkü nikâhın gereği; eşlerin birbirine ülfet etmeleridir. Halbuki, insanlarla cinniler arasında ülfet mümkün değildir. Zira yeme ve içmede, mesken ve barınmada yekdiğeriyle hiç bir ortak nokta olmadığından, imtizaç olamaz. Şu halde evlilikten beklenen ünsiyet olamadığı cihetle aralarında nikâhın cereyanında bir fayda yoktur. Binaenaleyh nikâh da yoktur. Çünkü nikâhın cevazı kabul edilse, zinadan hamile olan kadınlar, hamlinin cinnîden olan erkeğinden olduğunu iddia eder, bu sebeble âleme fesat saçılmasına sebeb olur. Bu sebeple bu fesadın giderilmesi için de, nikâh caiz olmamak lâzım gelir.

 
Cinler namazda cemaat olur mu?

Cinnîlerle ilgili hükümlerden biri de, onlarla namaz kılmakla cemaat mânâsı gerçekleşir. Hattâ bir kimse ezanla ve kametle yalnız olduğu halde namaz kılsa, sonra “ben cemaatle namaz kıldım” diye yemin etse, yemininde yalancı olmaz. Zira ezan ve kametle eda ettiği için, o mekânda bulunan müslim cinnilerin kendisine iktida etme ihtimali vardır. (M.Vehbi, Hülâsatü’I-Beyân, 15, 6176)

 
Cinler Gözle Görülebilir mi?

Cinler ışık gibi lâtif cisimlerdir. Elle tutulmazlar, fakat gözle görülebilirler. Gerçi İmam-ı Şafiî’nin A’raf sûresinin yirmi birinci ayetine istinaden, cinlerin görülemeyeceğini söylediği ve “Cinni gördüm, diyenin şahadeti kabul edilmez” dediği rivayet ediliyorsa da, “Hayatu’l-Hayvan” adlı eserin sahibi Demiri: “Bu sözün cinlerin asıl mahiyetleriyle görülemeyeceği mânâsına anlaşılması lâzım geldiğini” beyan etmiştir. Zira çeşitli şekillere girmiş cinleri, sahabîlerden ve başka kimselerden pek çok gören olmuştur. (Ek: Kadı İyaz, Şifa-i Şerif, 1/279-280)

İmam-ı Gazali de aynı noktaya temas ederek, melek ve cinleri asıl şekilleriyle ancak peygamberlerin görebileceğini, sair insanların -bilhassa keşfi açık maneviyat erbabının ise- ancak çeşitli şekillerde müşahade edebildiklerini söylemektedir. (İmam-ı Gazali, İhyâu Ulumiddin, 111/53, Mısır, 1387)

Yazar: Mehmet Dikmen