Gönderen Konu: Mülk-i hüsnün âbâdı  (Okunma sayısı 1465 defa)

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Mülk-i hüsnün âbâdı
« : 10 Ekim 2010, 08:27:14 »

 

Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubad zamanında, başkent Konya'da Horasanlı bir şair yaşardı. Minyatürler yaptığı veya minyatür gibi renkli şiirler yazma iddiasında olduğu için Dehhanî (nakışçı) mahlasını kullanan bu rind şair, sarayında Farsça'yı edebiyat dili kabul eden hükümdara Türkçe kasideler sunarak ona bir şeyler anlatmak istiyordu.

Biraz dünya hayatından, biraz devlet yönetiminden, biraz kişisel tecrübelerinden dem vurarak o dönemin iyiden iyiye dünyevileşen yönetimine mesajlar verme gayretindeydi. Horasan'ı çok özlemişti ve Konya'daki sarayın artık fazla yaşayamayacağını biliyordu. Saray dışında sufizmin halka yayılan etkisini biliyor, onların irşad halkalarından edebi ilhamlar alıyor lakin sözlerinde, sarayın hoşuna gidecek şekilde dünyevi zevkleri anlatıp arada sırada ibretlik birkaç beyti de araya sıkıştırıveriyordu. Temiz ve pürüzsüz Türkçe'siyle takdir topladığı içindi ki söylediği hikmetli hayat düsturlarıyla kendini dinletiyordu. Zaman oluyor, gazeller yazarken bile sultanın yahut devletluların okumaları için öğütler vermekten geri kalmıyor, zaman oluyor dünyanın eğlencesinden bahsediyordu. Yine bir gazeline, "Bir kadehle bizi sâkî gamdan âzâd eyledi" diyerek başlamış ve en sonunda da sultanın ihtiyaç duyduğu cümleyi söyleyivermişti:

İster isen mülk-i hüsn âbâd ola dâd eyle kim

Pâdişehler dâd ile mülkünü âbâd eyledi

Beyit, aşağı yukarı şöyle demeye geliyordu: "Ey sultan, güzellik ülkesini bayındır eylemek istiyorsan adaletli davran ki padişahlar yurtlarını adalet ile âbâd ederler."

Divan şiirinde adalet üzerine sayısız beyit bulunabilir. Hemen pek çok şairin iktibas yoluyla kullandığı "Küfr ile dünya durur zulm ile durmaz" kelam-ı kibarı yanında adaleti emreden pek çok ayet ve hadisler şairlerin dilinde tekrarlanıp durur. Çünkü her devirde adalete ihtiyaç duyulduğu kadar adaletten sapmalar da olur. Adalet ki mülkün temelidir, şair, "Fesâd olsa esasında binanın, pâyidar olmaz (Yapının temelinde bozukluk var ise ayakta kalması imkansızdır)." buyurur. Peki, hükümet etmekte veya devlet yönetmekte gerekli olan adalet başka alanlarda gerekmez mi? Mesela ticarette, siyasette, hürriyette, uhuvvette, mürüvvette, meveddette, muhabbette, meserrette?!.. Mesela Hoca Dehhanî'nin hitap ettiği sultan acaba önce hangi manada adalet göstermelidir? Mülkün sultanı olarak mı, gönlün sultanı olarak mı? Şair bir "mülk-i hüsn"den bahsettiğine göre, anlaşılan, "güzellik ülkesi" yalnızca adaletle âbâd olabilmektedir. Bu durumda adalet mülkün sultanından öte gönül sultanına gereklidir. Ta ki gönül sultanı kullarının her birine karşı eşit davransın, hepsine sosyal adaleti versin. Öyle ya, sultanlar önce gönüllerde taht kurmalı, adaleti gönüllerde sağlamalıdır ki oradan bir güzellik hayata yansısın ve kullar arasında adalet sağlansın.

Aşk u alaka bahsinde Dehhanî, sevgili karşısında rakipleriyle eşit muamele görmek isteyen bir adaleti istemektedir. Onun tek arzusu kulluğa kabul edilen bir âşık olabilmektir. Yukarıdaki beyitte "Ey gönüller sultanı olan sevgili! Güzelliğinin ülkesi âbâd olsun istiyorsan (ya bana çektirdiğin ayrılık acılarını diğer rakiplerime de çektirerek, veya onlara gösterdiğin yakınlığı bana da göstererek) adaletli davran ki sultan olana, adalet göstererek mülkleri adab eylemek yaraşır." diye yalvarması bundandır. Eskiden bir mülkün âbâd olması su ile mümkündü. Su olmayan yerde medeniyet kurulamazdı. Bunun içindir ki Dehhanî bir yandan adalet isterken bir yandan da ayrılık çektiği yerden göz yaşlarını sevgilinin güzellik ülkesine doğru ırmaklar gibi akıtmaya razı olduğunu ve sevgilinin de ayrılık bahsinde kendisine ziyadesiyle ağlama vesilesi vermesinin bir adalet sayılacağını ima ediyor. Yani demek istiyor ki "Ey sevgili, senin uğrunda en çok ben ağlayayım ve güzellik isimli ülkeni tek başıma ben âbâd edeyim!" Böylece başkalarına gerek kalmasın, diğer âşıkların (kulların) devreden çıksın. Madem senin hasretini en çok ben çekiyorum, o halde adalet eyle de senin ülkeni de yalnızca benim göz yaşlarım sulasın (diğer sahte kullarını kov çevrenden)!

Bir ülkenin adabı gönüllerin âbâdı iledir. Şehrin imarı yüksek binalar, düzgün yollar, sağlam altyapılardan ziyade orada yaşayanların gönüllerine hitap eden göstergelerin çokluğuyladır. Ancak bütün bunların başında adalet kavramı vardır ve herkese lazım olan adalet, yalnızca toplumsal hayatı değil gönüllerin imarını da düzenler. Yani esas olan "hüsn (güzellik)" kavramıdır. Demek ki Hoca Dehhanî "hüsn" kelimesini sırf vezni tutturmak için koymamış oraya. Başka bir kelime koysa şiirin vezni tutardı amma hayatın düzeni bozulurdu.

Hâmiş:

Hoca Dehhanî'nin bu beyti üzerine sevgili dost Ahmet Tezcan bir yazı yazmış (bk. Zaman Pazar, s.13; 11 Nisan 10) ve hayatın düzeni ile adalet kavramı arasındaki bağıntıya dikkat çekerek Sayın Başbakan'ın kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi'nin neyi başardığı veya başarmakta olduğu üzerine güzel bir yorum yapmıştı. Söylediklerinin hepsi bu beytin anlam katmanları içinde yer alabilecek cümlelerdi. Yani Ahmet Tezcan divan şiirine aşinalığı sayesinde aykırı veya yanlış bir yorum yapmamıştı. Aynı beyte benim getirdiğim yorum ise Divan şiirinin zengin dünyasını ve hayal altyapısını göstermek içindir. Sonuçta ancak adaletle hükmedenler gönülleri imar edip kalkındırabilirler.