Gönderen Konu: Fetva ve takva ile amel  (Okunma sayısı 1304 defa)

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Fetva ve takva ile amel
« : 14 Ekim 2010, 08:34:24 »


Dinimizin emirlerini fetva ve takva boyutlu olarak ele alanlar var. Fetvanın helal dediğine takvanın haram veya caiz değil dediği oluyor. Bu"Allah (c.c)'ın haram dediğine helal, helal dediğine haram demek gibi bir şey değilmi?"


Değerli Kardeşimiz;


Bilindiği üzere dini konularda bir fetva derecesi vardır, bir de takva. Dinin her meselesinde üst üste bu iki basamağı her zaman görmek mümkündür.

Fetva basamağı, dini hayatta çıkılacak ilk mecburi basamaktır. Fetva basamağından aşağıda kalınacak başka basamak yoktur. Fetvanın üstünde ise takva basamağı vardır. Takvayı tercih eden sevabını alır. Etmeyen günaha girmez. Ancak fetva öyle değildir. Fetva mecburidir. Çünkü fetvanın altında inilecek başka basamak yoktur. Fetvadan düşen tutunacak yer bulamaz, kuyu dibine düşer.

Burada şunu da ilave etmeliyim ki; insan (ilgi duyabiliyorsa) kendi nefsi için çoğu yerde takvayı tercih etmeli, takva ile amel etmeye gayret göstermelidir. Ama başkaları için fetvayı kafi bulmalı, fetva ile amel edeni muhabbete layık görmeli, hafife almamalıdır ki, arada sevgi azalması söz konusu olmasın.


Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Fetva ve takva ile amel
« Yanıtla #1 : 14 Ekim 2010, 08:35:30 »


Örneklerden bazıları:

1. Devlet ile mücadele eden isyancıların, isyanı terk edip teslim olmaları halinde, önceden telef ettikleri can ve malların tazmini hususunda iki görüş vardır. Bunlardan birincisi İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Ebu Hanife ve İmâm-ı Şafiî'nin görüşleridir ki; isyancılardan telef ettikleri can ve mala ait şeylerin tazmin edilmemesidir. Tâ ki, bunlar devlete ısındırılsın ve itaatleri temin edilsin. Hem de aradaki ihtilaf kaldırılsın, asayiş te'min edilsin ve millet huzur ve güvene kavuşsun. İkincisi ise İmâm-ı Ahmed'in görüşüdür; "telef edilen şeyler tazmin edilip, isyancıların cezalandırılmasıdır." Ta ki cesaretleri kırılsın ve bir daha devlete isyan etmesinler. Devletin otoritesi sağlansın. Bu iki görüş de kendi açılarından bakıldığında doğrudur. Zira, birincisinde hafifletme yani ruhsat vardır, ikincisinde şiddetlendirme yani azimet vardır.

2. Üç imamın "Ramazan orucu için her gece niyet etmek lazımdır" sözü ile İmâm-ı Mâlik'in "Bütün ay oruç için bir niyet etmesi kafi gelir." sözüdür. Birincisi azimet, ikincisi ruhsattır.

3. Üç imamın, "Kadınların kamet getirmesi sünnet değildir." kavli ile, Şafiî'nin "sünnettir" sözüdür. Birincisi ruhsat, ikincisi azimettir.

4. İmâm-ı Ebu Hanife'ye göre sabah namazının kılınmasında muhtar olan, ortalığın aydınlandığı vakit yani, alaca karanlık vaktidir. Üç imama göre ise imsakin hemen sonrasıdır. Birincisi azimet, ikincisi ise ruhsattır.



Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Fetva ve takva ile amel
« Yanıtla #2 : 14 Ekim 2010, 08:37:00 »


Dinî emirleri nefsimizde tatbik ederken iki ölçü ile karşılaşırız. Bu iki ölçü:

1. Fetvâ,

2. Takvâ ölçüsüdür. Fetvâ ile amel etmek, kolay ve hafiftir. Bu sebeble avâm ve halk, hattâ topyekûn Müslümanlar, fetvâ ile amel etmek mecburiyetindedirler. Çünkü, fetvâdan aşağıda tutunacak bir derece yoktur. Fetvâdan da mahrum kalan, artık kendisi için bir başka kurtuluş ölçüsü bulamaz. Ancak takvâ böyle değildir. Takvâ, fetvânın üzerinde, daha yüksekçe, erişilmesi güç bir yerdir. Bu sebebden dolayıdır ki, isteyen, takvâ ile amel etme şevki duyup o dereceye kadar çıkar. Çıkamayan da fetvâ ile amel etmeyi kâfi bulur. Fetvâdan düşmemeye gayret eder. Bizler, şahsî hayatımızda, ferdî tercihlerimizde takvâyı esas alıp, takvâ ile amel etmeye gayret edebiliriz. Ancak başkalarını da bu tercihimize icbâr edemeyiz. Onlar hakkında fetvâ ölçüsünü aramakla yetiniriz. Şümûlleri geniş olan fetvâ ile takvâ mes`elesine açıklık getirmek için, bir hâdiseyi misâl olarak nakletmek isterim: İmam-ı A`zam Hazretleri, bir gün camiye giderken, yol kenarındaki bir çukura göllenmiş yağmur suyundan üzerine az bir miktar bulanık su sıçrar. Derhal çeşmeye koşan Hazret-i İmam, sıçrayan çamuru iyice yıkar ve namaza da ancak bundan sonra gider. Çamurlu suyu yıkamak için gösterdiği heyecan ve telâşı görenler sorarlar:

- Yâ İmam, siz bize elbiseye sıçrayan necâset, avuç içi kadar bir sahayı kirletmedikçe namazı mâni olmaz demiştiniz. Halbuki siz necâset şöyle dursun, şer`an temiz sayılan çamurlu suyun ıslattığı yeri bile yıkamadan namaza girmediniz. Sebebi nedir? İmam-ı A`zam şu karşılığı verir:

- Söyledikleriniz doğrudur. Ben başkalarına fetvâ ile amel etmeyi söylerim, ama kendim için daima takvâyı tercih ederim. Fetvâ bakımından elbiseye sıçrayan galiz necâset avuç içi kadar bir sahayı kirletmedikçe namaza mâni olmaz. Lâkin ben, takvâ ile amel ettiğim için üzerime sıçrayan şey, necâset değil, şer`an temiz sayılan çamur da olsa yıkayıp, her türlü lekeden uzak bir elbiseyle namaz kılmak isterim. Nefsim için tercihim budur."


(Ahmed Şahin, Hayatın Gerçekleri ve Biz`den)