ݝslamiyet > İslamda Ticaret

Zengin olma arzusu hakkında dinimizin tavsiyeleri nelerdir?

(1/1)

mrkydr:


Değerli Kardeşimiz;

İslamiyete hizmet etmek için zengin olmak istenebilir. Ancak nefsin desisesine kapılıp hırs göstermemek gerekir. Zengin olacağım diye bir lokma dahi haram yemek en büyük fakirliktir.

Zenginlik bazı dinî sorumlulukları gerektirir; zekât, hacc, kurban, sadaka, hayır-hasenât gibi. Bu tür ibadetlere ve insanlara yardıma vesile olacağı için helal olsa da gereği yerine getirilmeyen zenginlikler ise yerilmiştir.

Diğer taraftan İslâm sadece dünya malına dayanan, geçici ve yok olucu olan mal zenginliğini değil, belki bundan daha çok, gönül ve davranış zenginliğini (takva ve güzel ahlak) tavsiye etmiştir. İmtihan için insanları farklı yapı ve kabiliyetlerde yaratan, onlara farklı nimetler veren Allah Teâlâ, servetin sadece zenginler arasında dolaşan dar bir mülkiyet haline gelmemesini, tabana yayılmasını (el-Haşr, 59/7) tavsiye etmiş, bunu temin için de zenginlere zekât, sadaka yardım gibi şeyleri emretmiştir. Bu tedbirler, zenginlerle fakirler arasındaki maddi ve manevi farklılıkların azalmasını, yardımlaşma ve insanların birbirine yaklaşmasını ve böylece sağlam bir toplum yapısının oluşmasını sağlar.

Dinî vecibeleri yerine getirse de zenginler, kazandıklar malı lüks ve israf içinde, başkalarını kıskandıracak bir şekilde harcayamazlar. Kazanmada olduğu gibi harcamada da meşruiyet çizgisinden ayrılmamak gerekir. Her nimetin şükrü kendi cinsiyle olacağından, zenginliğin şükrü, muhtaçlara yardım etmek suretiyle yerine getirilir. Diğer taraftan iddihar, yani mal ve paraların bloke edilmesi ve üretim, ticaret, harcama vb. ile ekonomiye sokulmaması da dinen doğru değildir. Allah, çalışıp kazanan, kazancını verimli ve hayırlı yerlerde harcayan kullarını sever. Zenginlik hem yatırımlara yöneltilerek yeni iş sahaları açılmasına hem de infak edilmek suretiyle sosyal mutluluk ve refahın artmasına, böylece şükrün yerine getirilmesine vesile olmalıdır.

Arif KÖTEN

Allah Teâlâ insanların dünya hayatının süs ve cazibesine aldanarak ahireti unutmaması için, Kur'an-ı Kerîm'de dünya hayatının geçiciliği ve değersizliğini vurgulamış, âhiret hayatının tercih edilmesi gereken bir gerçek olduğunu anlatmıştır: "Dünya dirliği eğlenceden, oyuncaktan ibarettir. Âhiret hayatı hakiki hayattır. Bilselerdi (âhireti tercih ederlerdi)" (el-Ankebût, 29/64). Kur'ân-ı Kerim insanın tama' ettiği nimetleri sıralayarak bunların âhiret hayatı açısından asıl gaye olmadığını anlatmaktadır:

"İnsanın gönlünü çeken kadınlar, oğullar, kantarla altın ve gümüşler, nişanlı atlar, davarlar, ekinler sevgisi insanlara hõs gösterildi. İşte bunlar dünya hayatında istifade edilecek şeylerdir. Asıl barınılacak yer Allah nezdindedir" (Âlu İmrân, 3/14).

Bu âyetler dünya nimetlerini kıyasla değersizliğini anlatması açısından sonsuz ve sürekli olan âhiret nimetlerine insanı teşvik etmektedir. Bu aşıdan insanın manevî faziletlere teşvik edilmesi dünya nimetlerine karşı insan nefsindeki istekleri törpüleyecektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) âhiret hayatının merkeziyetini, temel gaye ve hedef olduğunu; dünya hayatının âhirete göre düzenlenmesinin gerekliliğini şöyle anlatmaktadır:

"Allahım hayat ancak âhiret hayatıdır" (Buharî, Rikâk, 1; Cihâd, 33, 110; Müslim, Zekât, 109; Nesâî, Zekât, 80). Hz. Peygamber dünya malları karşısındaki tavrını şöyle belirtmiştir: "Eğer benim "Uhud dağı kadar altınım bulunsa, borç için sakladığımdan başka, ondan yanımda bir dirheminin üç gece kalmaması beni sevindirir" (Buhârî, Temenna', 2; Rıkâk, 14; Müslim, Zekât, 31, 32; İbn Mâce, Zühd, 8).

Hz. Peygamber hayatını kifaf ve kanaat prensibine uygun olarak düzenlemiştir (Ahmed b. Hanbel, VI, 19). Kanaat az çalışmak, tembellik etmek anlamında değerlendirilmemiştir. Kanaat, Allah Teâlâ'nın insana takdir ettiğine razı olmaktır. Sa'd b. Ebi Vakkâs oğluna şöyle nasihat etmiştir: "Oğlum! zenginlik istediğin zaman, onunla beraber kanaat de iste. Çünkü, kanaatı olmayanı servet zengin etmez.". Bu nasihatten de anlaşılabileceği gibi kanaat ruhî ve ahlâki bir vasıftır.

Kanaata bazen kişinin yaptığı amellerde orta yolu takip etmek anlamında da olabilir. Nitekim, Abdullah b. Amr- b. el-As, Hz. Peygamberin yanına gelmiş namaz ve oruç hakkında tavsiye istemiştir. Hz. Peygamberin az şeyler tavsiyesine rağmen, daha fazla yapmaya gücü yeteceğini söyleyen Abdullah b. Amr, zayıflayıp ihtiyarlayınca hayıflanıp şöyle demiştir: "Keşke Hz. Peygamber (s.a.s)'in bana emrettiği şekilde ibadet etmeye kanaat ederek razı olsaydım" (Ahmed b. Hanbel, II, 200).

Kaanaatin bitmez tükenmez bir hazine olduğunu, belirten Hz. Peygamber hep şöyle dua ederdi: "Ya Rab verdiğin rızıkla beni kanaatkâr kıl ve rızkı benim için mübarek eyle" (Keşfü'l-Hafâ, II, 151).

Hz. Peygamber kanaatı ve kanaatın neticesini şu veciz ifadeleriyle özetlemiştir: "Kanaatkâr ol ki, insanların Allah'a en çok şükredeni olasın." (İbn Mâce, Zühd, 24).



Zübeyr TEKKEŞİN


Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git