Gönderen Konu: Tevbeye Muvaffak Olmanın sırrı  (Okunma sayısı 4395 defa)

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Tevbeye Muvaffak Olmanın sırrı
« : 15 Haziran 2009, 08:28:17 »
Tevbeye Muvaffak Olabilmek için Sebebler
 Tevbeye muvaffak olabilmek için sofiler birçok usuller tayin etmiş­lerdir; âdab kitablarından taleb edilir. Burada mühim olan ilmî, fiilî ve hâlî olmak üzere sekiz sebebi beyan etmeyi münasib gördüm.

Tevbeye muvaffak olmanın, ilmî olarak üç sebebi vardır:

Birincisi, günahların kul ile Allah arasında perde olduğunu; kalbi Allah Teâlâ'nın sevgisinden gayra döndürdüğünü; ve bu yüzden Allah Teâlâ'nın gazab kapılarını açtığını bilmektir.

İkincisi, rücû’ edilen günahtaki hicabı bilmektir. Cahiller şöyle dur­sun, birçok ehli ilim dahi bunu bilemediklerinden, birçok günahlara dü­şerler; ve kendilerinin iyi bir şey yaptıklarını zannederler. Halbuki insan, kendisiyle mahbûbu ve ma'bûdu olan Allah Teâlâ'nın arasına giren hicabı bilmezse, Mahbûb'una ve Ma’bûd’una kavuşması imkansızdır. Bu cihetle günahtan tiksinmek, Allah Teâlâ’ya iman etmek şubesinden sa­yılmıştır. Yani tiksinmemek, imanın en büyük şubesini, Allah Teâlâ'nın sevgisini ve korkusunu kalbden siler. Tiksinmek de sevgisini celbeder. Bu itibarla Müslim ve Buhârî'nin de tahric ettiği Ayşe radıyallâhu Teâlâ anhâ'dan gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöy­le buyurdu:

“Gerçekte kul, (günahının hicab olduğunu bilip suçunu) itiraf ederse, sonra da tevbe ederse; Allah Teâlâ Kendisi'ne dönüşünü kabul eder (ondan razı olur).” Çünkü itiraf, iki şeyi gerektirir: Birincisi, günahın hicab olduğunu; ikincisi, Allah Teâlâ'nın o hicabı ortadan kaldırıp afuvu ile mazhar edeceğini..

Tevbeye muvaffakiyetin ilmî üçüncü sebebi, kulun kendisinin bizzat nefsinde tevbeye muktedir olmadığını, Allah Teâlâ'nın kulunun kalbinde tevbeyi yaratıp, sebeblerini kolaylaştırdığını bilmesidir. Bu itibarla tevbe etmek, Allah Teâlâ'nın kudret sıfatına inanmak şubesine bağlanmış olur: Nitekim   “…Sonra Allah (Teâlâ) onların dönüşlerini kabul eder; dönmeleri için..” mealindeki Et-Tevbe sûresinin 118'inci ayetinde bu beyan edilmiştir. Demek tevbeye muvaffakiyet, önce Allah'tandır; sonra kuldandır. İşte buna inanan kimse, Allah Teâlâ'ya yalvarır.

Tevbeye muvaffak olabilmenin iki fiilî sebebi vardır: Birincisi, duası kabul olan zevata hizmet etmektir. Tevbeye en çok bununla muvaffak olunmuştur. Bir fakire sadaka verirsin; duasını alırsın. Bir âlime hizmet edersin; duasını alırsın. Özellikle ehli irşadın hizme­tiyle.. Bu hususta menâkıb kitablarında çok vuku bulmuş hikayeler vardır.

Münâvînin de naklettiği üzere, meşhur muhtasar sahibi Şeyh Halil Mâlikî'nin şeyhi, kenefin temizlenmesi için dışarıya temizleyiciyi arama­ya çıkmış; o sırada Şeyh Halil gelmiş; abdest tazelemeye çıkınca, “Nasıl­sa Şeyh hazır değildir, bari ben burayı temizleyeyim.” demiş ve başla­mıştır. Şeyhi dönüşte bir gencin sırtında sepet, elinde süpürge, kürek ve levazımlarıyla kenefi temizlediğini görünce ellerini kaldırıp: “Allah'ım, bu genç bizim kenefimizi temizledi; Sen de onun kalbini temizle.” diye dua etmiştir. İşte Şeyh Halil'in ameli, hepsi bu kadar. Şu ana kadar birçok insanlar onun fazl u kemâlinden faydalanmaktadır.

İmam Yâfiî diyor ki: “Birçok ayyaşlar suçlarını bildikten sonra, nefslerini ayak altına alarak meşayıhın hizmetine girdiler; ve Allah Teâlâ onla­ra sevgi kapısını açtı. Nitekim Ebû Yûsuf, İmam Ebû Hanîfe'nin hizme­tinde kusur etmediği için Allah Teâlâ onu talebelerinin en meşhuru kılmıştır.”

İkincisi, seher vakitlerinde zikir ve istiğfarda bulunmaktır.

Hâlî olarak da üç sebeb vardır:

Bunun da birincisi, kötü arkadaşları bırakmaktır. Yani fısktan önce fasıkı; isyandan önce âsiyi terketmektir. Bu terke muvaffak olmayan, iyi kimselerle arkadaşlığı devam ettiremez. Buna teberrî ve tevellî denilir. Yani kötü insanlardan kaçmak, iyilere sığınmak demek isteniliyor. İyi ar­kadaşı bulamayan, kâmil insanı, yani velî-i mürşidi bulamaz. Mesela bir hasta bir doktora gider, Allah ona şifâ verir; sâir hastalara doktorun maharetini bildirir; onların doktora gitmelerine vesile olur. Böylece iyi ar­kadaşın nasihatiyle velî-i mürşidi bulursun ve hizmetine devam edersin.

İkincisi, irşad yoluna engel olan sebebleri terketmektir. Nitekim imanın en üstün şubesi, kelime-i tevhiddir; en aşağısı, yolda eza cefa vereni temizlemektir; maddi olsun manevi olsun.

İmam Gazâlî bu yola, “sohbet” ismini vermiş ise de, aslında hizmete girmek demek istemiştir.

Terk, pişmanlık ve sarılmak şartıyla günahkâr; mü’min kardeşinin duasını aldı mı, Allah Teâlâ da buna mukabil tevbesini yani rücûunu ka­bul eder. Kabul ettiyse günahını setreder. Setrettiyse, salihlerin zümresine katar. O zaman sanki kendisi günah işlememiş gibidir. Nitekim İbnu Mâce, Tabarânî ve Beyhakî'nin tahric ettikleri, İbni Mes'ûd'dan gelen mürsel bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

“Günahtan dönen bir kimse, günah işlememiş kimse gibidir.”

Tîbî diyor ki: «Burada mübalağa yoluyla, nakısın kâmile iltihakı vardır; “Zeyd aslan gibidir” dediğimiz gibi. Nitekim tevbe eden bir müşrik, masum olan nebilerle muadil değildir, binaenaleyh masum olur demek değildir. Nefsi kırılır, zayıf olur, hevâ ve hevesi gider; çocukluk hevesleri gittiği gibi..»

Üçüncü sebeb, günahlar takdirle olduğu gibi, tevbe ve afuvun da mukadder olduğuna inanmak şartıyla, tedariki mümkün olan taksiratını tedarik etmektir. Yani namaz, oruç gibi borçları ödemeye çalışmaktır. Tövbenin ruhu da budur.

"Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi  ve sellim teslîmen kesîrâ."

           ( "Allâhumme! Efendimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in ve âlinin ve ashabının üzerlerine rahmet yağmurları yağdır.                               

Onu ve onları yücelt; çokça selam ve selâmetlerle emin kıl.")


 


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Tevbeye Muvaffak Olmanın sırrı
« Yanıtla #1 : 15 Haziran 2009, 08:29:38 »
İnsanı bir gemiye benzetirsek, tayfa personeli, nefsi ve nefsin arzularını temsil eder, geminin tertip ve düzeninden sorumludur. Kaptan da ruhu ve onun tahtı olan kalbi temsil eder; gidilecek hedefe gemiyi götürmekten sorumludur. Akıl, hem tayfaya hem de kaptana hizmet eden, ihtiyaçları gideren ve hayatın sırlarını çözen bir unsurdur. İslâm'da nefis, terbiye edildikten sonra, benlik hapishanesinden çıkılır. Kâmil insan olmak için kalbin zümrüt tepelerine yolculuk başlar. Ruhî ve kalbî hayat yaşandığında, nefsin ihtiyaçları meşru dairede karşılanır. Ancak beden merkezli hayat sürdürüldüğünde de çoğu kez, kalp ve ruhun kendini ifade etmesi ve tekâmülü engellenir. İnsan, nefsini ıslah ettiğinde, kalp ve nefis arasındaki zıtlaşma da sona erer; kalp ilhama açık hale gelir. Kalpten beslenen akıl da, ilham ve sezgilerden beslenme imkânına kavuşur. İslâm'da nefis öldürülmez ancak ıslah edilip, ruhun inkişafına mani olmayacak seviyede arındırılır. Ve kendine özgü varlık mertebelerine doğru yükselir. Nefsin ölmesi demek, biyolojik sistemin çökmesi ve ruhun ahiret âlemine göç etmesi anlamına gelir. Vicdan, ruhun bir alt bileşeni olarak, insana doğruyu, iyiyi ve güzeli hatırlatır. Ruhun sözcülüğünü vicdan yaparken, nefsin sözcülüğünü, insî ve cinnî şeytanlar yapar.

Kişi, dikkat ve enerjisini ön beyniyle kontrol edip şuurlu şekilde yönlendirmek isterse (nefs-i emmareden, nefs-i levvame derecesine) kendi üzerinde gözlem yapması, kişilik ve benlik hapishanesinin motiflerini keşfetmesi gerekmektedir. Normalde hayatını arka beynin kontrolünde sürdürmeye yatkın olan insanın asıl vazifesi, şuurlu bir hayat sürmek, ülfet-gaflet tuzağına düşmeden şükür ve tefekkür çizgisinde Allah'a ayinedârlık yapmaktır.


alıntı
 



Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Tevbeye Muvaffak Olmanın sırrı
« Yanıtla #2 : 02 Kasım 2009, 15:31:14 »



Benim anladığım, Müslümanlıkta günah işlemekten korkulmaz, günahta ısrar etmekten korkulur. Zaten efendimiz bunların müjdelerini vermiş. Bir abdest aldın bir günah işledin sonra bir daha abdest alacaksın ya, o ikinci abdestle damlayan sularla beraber temizlenir, buyuruyor. Daha büyük bir müjdesi var: “et-tâibu mine"z-zenbi ke men lâ zenbe leh” (Günahına tevbe eden o günahı işlememiş gibidir). Ayet de var: “Siz hiç günah işlemeseniz, sizi yok eder, yerinize günah işleyip bana tevbe ile sığınanları yaratıdım” diyor. Hepimiz kuluz günah işleyeceğiz. Tevbe süngeri elimizden hiç gitmeyecek. Tevbe süngeriyle sileceğiz, ibadet cilasıyla cilalayacağız. Bu kadar basittir. Günah işlemekten korkma, çünkü günah işlemekten korkmak bazı vazifeleri yerine getirmeye mânî oluyor. Mesela Kur"an'ı yanlış okurum diye öğrenmiyor. İmam-ı Azam hazretlerine sormuşlar (İmam-ı Azam malum Türk, Horosanlı): Herkes Arapça bilmiyor, işte kur"an okuyorlar, Ya imam, demişler, biz yanlış okuyoruz. “Olsun, sizinki daha sevap” demiş. “Niye ya imam?” “Siz bir de onu öğrenmek için artı gayret sarfediyorsunuz Allah"ın kitabı diye. Sizinki Arapça bilenden daha makbul diyor.” Bakış açılarını doğru görmek lazımdır. Doğru açılardan bakacağız ama diyor “he” yi “hı” okurum, “sad”ı “sin” okurum, yanlış yaparım, okumam hiç Kur"an. Peki her Kur"an okuyan anlıyor mu? Anlamıyor tabi. Kur"an'dan bir şey öğrenmek için Kur"an okunmaz ki, lezzet almak için okunur. Yarimin dediği diye okunur. Efendimin ağzından çıkan mübarek sözlerdir, diye okunur. Allah kelamı olduğuna inanılarak okunur. Biz Kur"an-ı Kerim'in ne olduğunu nereden bileceğiz ki? Resulullah bir şey söyledi, “Bu kur"andır”, dedi, eyvallah, dedik. Kur"an bize gelmedi ona geldi. Onun tebligatıdır kur"an. Bizim gönlümüze veya elimize verilen kitap değildir. Var ya şimdi bir takım kabaklar. Ben Kur"an'dan anlarım diyor. Resulullah posta memuruydu çünkü estağfirullah-ı el azim. Bu yanlışlıklardan da kurtulunca çok günahlı da olsak “lâ taknetû min rahmetillah” ayeti gereğince Allah"ın rahmetinden ümit kesmeyiz. Resulullah'a, onu sevenlere olan muhabbetimizle ölümü hiç umursamayız. Yahu zaten başa gelecek bir şeyden korkmak aptallıktır, zaten öleceğiz niye korkalım ki?
T.İNANCER


.



Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

prenses

  • Ziyaretçi
Ynt: Tevbeye Muvaffak Olmanın sırrı
« Yanıtla #3 : 02 Kasım 2009, 16:07:03 »
 
tsk


Tren herhangi bir hastanenin doğumhanesinde başlıyor yolculuğuna. Ağır ağır çıkılan yolculukta tekerlerler hızla dönüyor sonra… O sizin treninizdir, siz de onun yolcusu. Treniniz akıp giderken, ara istasyonlarda durur, soluklanır. Size; inmekle, yol adevam etmek arasında ikilemler sunar. Fazla vakiniz yoktur.
Trenin ikinci istasyonu, sizi hiç yaşamadıklarınızı yaşamaya davet eden tabelalarla doludur. Tren düdüğü çalar, geri kalır denenmemiş heyecanlar. Ömür devam eder…
Üçüncü istasyonda, çağıran bir arkadaş ıslığı uğruna bırakıp inmek vardır trenden. Yanında olmak, zor zamanlarda; yani adam gibi yaşamak arkadaşlğı… Ne var ki, vakit çok dardır.
Dörrdüncü istasyonda,bireysel mutluluklar uzanır. Zenginlik ve risk…İstasyonda yanyana durup sırıtır yüzünüze…Zenginliği ve riski istasyonda bırakıp devam edersiniz seferinize
Beşinci istasyonun, gök gürültüsünü andıran sesleri, daha kilometrelerce öncesinden duyulur. Zulme ve haksızlığ başkaldırının sancılı bayrakları sarmıştır dört bir yanı.
Altıncı istasyonda, kır çiçekleri arasında aşkın isyankar tomurcuklarının kokuları doluşacaktır pencelerden. Ve anlaşılacaktır ki; AŞK ACILARLA YAŞANACAKTIR. Ve devam yolculuklara.
Sonra…
Yedinci istasyon…Tren durur!
Makinistler, ter ederler mekanı. Kimi beklior bu cenaze töreni?
Ne daha ileriye, ne daahg eriye gitmek mükkündür artık. BU SON İSTASYON’dur.
Birde vurur PİŞMANLIKLAR.
"KEŞKE…KEŞKE DURSAYDIK…" derseniz önceki istasyonlarda.
Hep treni kaçırmaktan söz edilir ya, hayatta; oysa treni kaçırmak olası değildir ki…
Siz durulacak ve inilecek istasyonları bilin yeter!…

Çevrimdışı leyla

  • Üstad
  • *****
  • İleti: 584
  • Rep +6/-0
  • Cinsiyet: Bayan
  • Rabbim,her vesiLede SENİN keremin saklıdır,
    • naliya
Ynt: Tevbeye Muvaffak Olmanın sırrı
« Yanıtla #4 : 02 Kasım 2009, 17:34:50 »
sevgili nasibim  çok güzel   a.r.o
 rabbim gönlüne huzur versin
  tsk

"Ey iman edenler! Hep birden  ALLAH 'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa
eresiniz." (Nûr/31)

Tevbe, ölü kalbi diriltmektir. Tevbe, bozuk hali ve kötü

arkadaşı terketmektir. Tevbe, kötülüklere iyilik diye sarılmış nefsi ıslah

etmektir. Tevbe, özü, sözü ve her yönüyle ALLAH 'a dönmektir. Tevbe, nefis,

şeytan ve kötü şartlarla mücadele etmektir. Tevbe, Yüce ALLAH 'ın seveceği

bir hale gelmektir...

ALLAH ' ım yolunda kardeşlerimle bizleri kuvvetlendir dağınık ve yalnızlıktan bizleri koru amin..amin..amin..



 
Gençliğine güvenip vakit erken derken;

                       belki elveda bile diyemezsin giderken.

                                                            N.F.Kısakürek

Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Tevbeye Muvaffak Olmanın sırrı
« Yanıtla #5 : 03 Kasım 2009, 10:27:09 »



Benim anladığım, Müslümanlıkta günah işlemekten korkulmaz, günahta ısrar etmekten korkulur. Zaten efendimiz bunların müjdelerini vermiş. Bir abdest aldın bir günah işledin sonra bir daha abdest alacaksın ya, o ikinci abdestle damlayan sularla beraber temizlenir, buyuruyor. Daha büyük bir müjdesi var: “et-tâibu mine"z-zenbi ke men lâ zenbe leh” (Günahına tevbe eden o günahı işlememiş gibidir). Ayet de var: “Siz hiç günah işlemeseniz, sizi yok eder, yerinize günah işleyip bana tevbe ile sığınanları yaratıdım” diyor. Hepimiz kuluz günah işleyeceğiz. Tevbe süngeri elimizden hiç gitmeyecek.


.




Sevgili nasibim çooooooookkkkkkkkkkkkk güzel ellerine sağlık. tesekkürler a.r.o Bilsekde bazı şeyleri tekrarı hoş oluyor..
Örnek vermek gerekirse; bildiklerimiz kadayıfsa hatırlatmalarla kaymaklı oluyor....... ;D ;D ;D


Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Tevbeye Muvaffak Olmanın sırrı
« Yanıtla #6 : 05 Aralık 2013, 23:31:03 »
İnsanı bir gemiye benzetirsek, tayfa personeli, nefsi ve nefsin arzularını temsil eder, geminin tertip ve düzeninden sorumludur. Kaptan da ruhu ve onun tahtı olan kalbi temsil eder; gidilecek hedefe gemiyi götürmekten sorumludur. Akıl, hem tayfaya hem de kaptana hizmet eden, ihtiyaçları gideren ve hayatın sırlarını çözen bir unsurdur. İslâm'da nefis, terbiye edildikten sonra, benlik hapishanesinden çıkılır. Kâmil insan olmak için kalbin zümrüt tepelerine yolculuk başlar. Ruhî ve kalbî hayat yaşandığında, nefsin ihtiyaçları meşru dairede karşılanır. Ancak beden merkezli hayat sürdürüldüğünde de çoğu kez, kalp ve ruhun kendini ifade etmesi ve tekâmülü engellenir. İnsan, nefsini ıslah ettiğinde, kalp ve nefis arasındaki zıtlaşma da sona erer; kalp ilhama açık hale gelir. Kalpten beslenen akıl da, ilham ve sezgilerden beslenme imkânına kavuşur. İslâm'da nefis öldürülmez ancak ıslah edilip, ruhun inkişafına mani olmayacak seviyede arındırılır. Ve kendine özgü varlık mertebelerine doğru yükselir. Nefsin ölmesi demek, biyolojik sistemin çökmesi ve ruhun ahiret âlemine göç etmesi anlamına gelir. Vicdan, ruhun bir alt bileşeni olarak, insana doğruyu, iyiyi ve güzeli hatırlatır. Ruhun sözcülüğünü vicdan yaparken, nefsin sözcülüğünü, insî ve cinnî şeytanlar yapar.

Kişi, dikkat ve enerjisini ön beyniyle kontrol edip şuurlu şekilde yönlendirmek isterse (nefs-i emmareden, nefs-i levvame derecesine) kendi üzerinde gözlem yapması, kişilik ve benlik hapishanesinin motiflerini keşfetmesi gerekmektedir. Normalde hayatını arka beynin kontrolünde sürdürmeye yatkın olan insanın asıl vazifesi, şuurlu bir hayat sürmek, ülfet-gaflet tuzağına düşmeden şükür ve tefekkür çizgisinde Allah'a ayinedârlık yapmaktır.


alıntı
 




Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.

Çevrimdışı kendimce

  • Üstad
  • *****
  • İleti: 505
  • Rep +6/-3
  • Allah'ın sırrı sensin, kalbine yolculuk et.
Ynt: Tevbeye Muvaffak Olmanın sırrı
« Yanıtla #7 : 06 Aralık 2013, 10:07:44 »
Mahkeme kurulmadan
Kefene sarılmadan
Diyelim yorulmadan
Tevbe esteğfirullah
Bir gül kadar güzel ol ama, dikeni kadar zalim olma. Birine öyle bir söz söyle ki, ya yaşat ya da öldür, ama asla yaralı bırakma.

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Tevbeye Muvaffak Olmanın sırrı
« Yanıtla #8 : 07 Aralık 2013, 20:32:21 »
Mahkeme kurulmadan
Kefene sarılmadan
Diyelim yorulmadan
Tevbe esteğfirullah

hay yaşa kendimce


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.