Gönderen Konu: Nasipli kuşak  (Okunma sayısı 3241 defa)

berruhürrem

  • Ziyaretçi
Nasipli kuşak
« : 08 Ocak 2011, 13:28:58 »
---  NASİPLİ KUŞAK ---
       Nuray Mehmet’e  kaçtığında çocuk denecek yaştaydı …
O günlere dönüp baktığında pişman değildi.
 Çınar  gibi iki delikanlı yetiştirmişti.
      Bugün boyu kadar çocukları vardı.
              Hayatında he zaman doğru bildiği değerlerle yaşamıştı.
 20 yıl öncesi doğru dediği değerlerin aslında ne kadar tartışılabilir şeylerdi.
  20 yıl için pişmanlık duymak sızlanmak yerine geleceğe bakan bir kadındı.
       Geçmişe sızlanmak yerine geleceğe kitlenerek bu günü yaşamaya çalışıyordu. 
Bazen kalbini gereksiz vesveselerle doldursa da dostları, komşuları, kardeşleri vesilesiyle çabuk toparlıyordu.
              Nuray’ın bugünü yaşama derdi.
Onun annesi ve babasıyla 20 yıldan sonra barışma girişimlerine de sebepti.
     Nuray’ın cesareti temiz yürekli arkadaşlarının çabasıyla birleşince 20 yıllık hasret sona ermişti.
   Nuray çok mutluydu.
             Annesinden özür dilemişti.
                 Dilemesine gerekiyordu zaten…..
                            Babasının boynuna sarılmıştı.
                               Şu an eşiyle çocuklarıyla çok mutluydu.
     Anne ve babasının dargın olması ise bu mutluluğu gölgeliyordu.
       20 yıldır Nuray da eşi de barışmaya cesaret edemiyorlardı.
                           Yıllar sonra ailesi barışmaya yanaşmışlardı.
Belki de yıllar yılı ailesinin bu kadar soğuk durması Nuray’ın cesaretini kırmıştı.
                     Ailesinin haklı görülebilecek yönleri vardı.
                            Onlar gelenekten geliyordu.
 Geleneğin dayattığı öncelikler maalesef hepimizin çoğu kez elini ayağını bağlıyordu.
      Birçok zorluğa rağmen annesi ve babası razı olmuştu. Arkadaşları aracılığı ile Nuray’ ı tekrar bağırlarına basmışlardı.
 Nuray ilerleyen günlerde annesini arkadaşlarını evine davet etti.
Hem annesini evinde misafir etmek hem de arkadaşlarına teşekkür ziyafet, çekmeyi planlamıştı.
      Nuray’ın koşuşturmacısı öğlene doğru azalmıştı. Hatta tüm hazırlıkları bitmişti.
 Genel itibarıyla sakin bir yapıya sahip olan Nuray’ın o gün yüreği pıt pıt atıyordu.
Annesi ilk defa 20 yıldan sonra evine geliyordu.
 Gül teyze kızı istemediği bir adama kaçınca Nuray’la tüm ilişkisini kesmişti.   
       Araya giren tüm tanıdıklar ne Arif amca’yı ne de Gül teyze’yi barışmaya ikna edememişti.
Yıllar ilerlemiş Nuray iki çocuk sahibi olmuştu.
 Son bir kez 20 yıldan sonra Nuray’ın arkadaşları barıştırmayı dememişler başarılı olmuşlardır.
              Nuray’ın ailesi ikna olmuş taraflar barışmıştı.
                         Gül teyzenin Nuray’ın evine ilk gelişi olacaktı.
            Nuray bunun heyecanı ile camdan gözünü alamıyordu.
                            Tüm arkadaşları gelmişti.
 Gül teyze ortalıklarda yoktu. Aslında telefon edip annesinin unutma ihtimaline karşı hatırlatmak aklından geldi. Ama cesaret edemedi.
 Ya annesi unutmamışsa isteyerek bilerek gelmeyi tercih etmemişse pır pır eden yüreği böyle bir gerçeği kaldıramazdı.
       Bu arada annesinin gelmeyişine iyiden iyiye bozuldu.
Yine de telefon etmedi.
 Zanlarda bulunmaya devam etti. Kalbini vesveselerle doldurdu.
      Tercihini vesveseden yana kullandı.
Kalbinde ki ve zihninde ki vesveseler o hale geldi ki annesine yavaş yavaş öfke ile karışık duygular hissetmeye başlamıştı.
Akşam olunca arkadaşlarını geçirdikten sonra günün yorgunluğunu atmak için kendine bir kahve yaptı.
  Günün yorgunluğu mutfakta yığınla bekleyen bulaşıklar değildi onun için. 
       Günün yorgunluğu kalbinin ve zihninin karmakarışık olmasıydı. Kahvesinden bir yudum aldığı sırada zil çaldı. Karşı komşusu Nezihe gelmişti.
- yoğurt var mı?
- bilmem
- hayırdır Nuray dolapta yoğurt var mı yok mu bilmiyor musun?
- geçte bak
 Nezihe şaşırmıştı. Nuray’ın yüzünden düşen bin parçaydı.
Herhalde birine canı sıkıldı. Bugün gelenlerden ters bir laf atmıştır. Yoksa Nuray bu kadar aksi bir kadın değildi.
Bir şeye kızıp da açısını başka bir şeyden çıkaracak kadar üslupsuz davranmazdı.
  Hem de o kadar iletişim kitapları okuduktan sonra…
birden Nezihe
- Nuray dolapta yoğurt var da senin suratında meymenet yok.
Ne oldu Kara denizde gemilerin mi battı.
- Keşke Kara denizde gemilerim batsaydı.
- Öyleyse borsada hisse senetlerinin değeri düştü.
- Borsada değil ama kalbimde ki anneme ait hisselerin değeri sıfırlandı.
- Canım benim annen gelmedi mi diye bu kadar üzüldün.
- Biliyorsun ne kadar hevesle bekledim. Hem ilk defa gelecekti.
- Anlıyorum çok incindin. Gelemese bile bir haber vermesini isterdim.
- Annemi tanırım bir işi çıksa arardı.
- Öyleyse unutmuştur. Bir ara hatırını sor. Belki de haber veremeyecek kadar acil bir durum söz konusu olmuştur.
- Yok canım. Hem zaten istemeye istemeye barışmıştı. Her halde görüşmek istemiyor.
- Belki de Nuray ama burada iş sana düşüyor. Haklı olsan da olmasan da bir artık genç kız gibi davranamasın. Biraz cesur davran. Yılların işi bir çırpıda silinmiyor.
- Nezihe ya gerçekten görüşmek istemiyorsa
- Nuray zanda bulunma henüz hiçbir şey bilmiyorsun. Hem bu ilişkide aktif olmak sana düşüyor. Geçmişi düzeltmek, yaraları sarmak ilk etapta senin sorumluluğunda.
- Zaten yaraları açan iltihaplaşmasına sebep olanda benim.
- Kendini suçlama olan olmuş.Önemli olan artık öncesi değil bugün ve yarın senin hedefin olmalı.
- Nezihe ya benim tüm çabalarıma rağmen istemezse
- Nuray hatırlıyor musun bilmem annen de baban da seninle barışmıştı. Kendine gel. Hem barıştıktan sonra sana çok sıcak davranmışlardı.
- Ama bu gün annem gelmedi.
- Emin ol bilerek yapmıyordur. Hem hatırlasana savunma mekanizmalarından görmüştük ya insan bazen bazı şeyleri acı çekmemek ya da bir çok sebepten dolayı unutabiliyor ya da yok sayabiliyor.
- Evet sahi annemde de öyle olmuş olabilir mi?
- Olabilir de olmayabilir de annen baban ya da ailenle geçmişi unutmadan yeni dipdiri taze bir ilişki kurmak senin sorumluluğunda olsun.
- evet nezihe düşünüyorum da canım anneciğim Mehmet’i  tanımam acele etmemem konusunda  ne kadar dır dır etmişti.
- Dır dır etmeseydi. Yetişkin yetişkine ilişki kurabilseydi. Bugün her şey bambaşka olabilirdi. Hala geç kalmış sayılmazsın. Bak barıştılar. Hatta baban sana kızım diyerek sarılmadı mı?
- Babam bana hiç kızmadı. Nezihe galiba haklısın. Ben biraz ön yargılıyım.
- Biraz mı? Kızım ben geldiğimde annene ateş püskürtüyordun. Hem de neden sebebini henüz bilmediğin bir davranıştan dolayı sen davetine icabet etmedi diye sinirleniyorsun. O annen 20 yıldır senin gelmeni biraz cesur davranıp boynuna sarılıp “ affet anne ” demeni bekliyordu.
- Nezihe babam bana ne dedi biliyor musun?
- Ne dedi canım
- 20 yıldır torun hasreti çektirdin bana
- Nuray bunları söyleyen insanların yürekleri açılmışken onları biraz nazlandırsan ne olur?
- Nezihe bu dediklerini yapmak alışık olmadığımız bir tarz olduğu için ne kadar zor geliyor bir bilsen.
-Telefon etsen “anneciğim  hasta mısın gelmeyince çok merak ettim, endişelendim ” desen
- Aslında haklısın galiba gerçekten benim hissettiklerim bunlarken;
- Sen ne “bir Müslüman’a ne bir insan’a yakışmayacak şekilde hissetmek, davranmak için” kalbini vesveselerle dolduruyorsun.
Bir Müslüman “ kafasını şeytanın vesveseleri doldurmamalı, şer duyguları değil hayır duyguları yaymalı” 
         Bir bütün gün bunların edebiyatını yapıp da ertesinde  de annem bana kızdı da görmek istemiyor  da….
            gibi meselelerle kafanı meşgul ediyorsun.
- Nezihe haksızlık etme ben elimden geleni yapıyorum kaç kere babamı da anne mi de aradım.
- Aradın ve arayama devam edeceksin. Yalnız onlara biraz zaman tanı 20 yılı ve öncesinin hazmetmek o kadar kolay olmasa gerek.Sen 20 yılda  hiçbir şey yapmadın.
 Şimdi de sen istiyorsun diye hemen sana kucak açmalarını bekliyorsun.             Senin anne ve baban “ koşulsuz seven ” kuşağın çocukları değiller ki…
- Ne güzel “ koşulsuz seven kuşak ”
- Güzel güzel olmasına da hadi onlar seni şartları gereği koşulsuz sevemediler.
Öyle yetiştirdiler ya biz?
Kocanı  koşulsuz seviyor musun?
           Çocuklarını… 
Yarın o bir gün oğlun senin değerlerine ters düşen bir kızla geldiğin de sen ne yapacaksın. Ya da kızın geldiğinde…
— Allah korusun.
— Neden Allah korusun. Kimden Allah korusun.
— Tabi ki benim değerime ters düşen gelin ve damattan.
— Peki, istediğin gibi olmasa sahi nasıl davranırsın?
— Tabi ki yanlış yaptığını anlatmaya çalışırım.
— Nuray yavaş ol neye kime göre yanlış
— Tabi ki inançlarıma göre yanlış
— İnançların çocuğun 18 yaşına gelince mi aklına geldi
— Ne demek istiyorsun
— Nuray çocuklarımız küçükken çocuk diyerek her şeyi oluşuna bırakıyoruz. Nasılsa büyüyünce kuralları, duyguları, inançları öğrenir diyoruz.
-Kaba tavırla saldım çayıra mevlam kayıra
- Ama Allah adildir. Biz emek harcamaz isek Mevla kayırmaz.?
- Öyle olunca da çocuklarımız toplumun koynunda yetişiyor.
- Ne güzel söyledin Nuray toplumun koynunda yetişen çocuklarımızın kendi tercihlerine de yanlış damgasını vurup tepelerine biniyoruz.
- Nezihe biliyorsun özellikle son yıllar da elimden geldiğince onlara kucak açmaya çalışıyorum. Kendimize de haksızlık etmeyelim.
- Belki de haklısın. Kendimize haksızlık etmeyelim. Yine de ben bile babamla düne kadar barışıkken küsmüş gibi bir ilişki tarzım vardı.
- Evet sahi sende aile içi etkileşim dersinden sonra gidip babanla rollerden arınmış rollere saygılı  bir konuşma yapma cesaretinin göstermiştin.
      -İyi ki de yapmışım. Şimdi ki ilişkim de babam ve ben diyebiliyorum. Ondan önce babam annem ve ben diyordum.
      - Doğru biz ilişkilerimiz de her nedense mutlaka bir aracı arıyoruz.
      - Allah ise bize aracılık değil hakemlik müessesini geliştirmemizi istiyor. Biz ise inatla yapmıyoruz. Nerden nereye geldik hakkını helal et. Hayat senin hayatın tercihlerine karışmak istemem. Ama komşun olarak kalbim kalbinle.
     - Hayır canım. Senin gibi hayırlı kapı komşusunu Allah herkese nasip etsin. Hepimizin birbirinin hayatı üzerine hakkı var. Hem sen benim zihnimi ve gönlümü ferahlattın. Allah’ta senin yüreğinin aydınlık etsin.
     - Nuray sen şimdi bana yoğurt veriyor musun? Vermiyor musun?
     - Aşk olsun geçte bak dedim ya. Benim dolabım senin dolabın.
     - Hayır senin dolabın senin, benim dolabım benim. Ama yoğurt ikimizin tabi izninle….
     - Canım arkadaşım çabuk yoğurdunu al gitte  bende annemin halini hatırını sorayım. Hastaysa biraz da ona şifa niyetine yoğurt götüreyim.
     - İlahi ömürsün Nuray annenin mazereti yoksa bile ona biraz zaman tanı 20 yıldan sonra sana tekrar alışması bağrına basması zor olabilir. Unutma ki onlar bizim kadar nasipli bir kuşak değil.
     - Haklısın
   - Hayırlı akşamlar
   - Sana da nezihe
                  Nezihe evine gidince ne mi oldu?
— Bilmiyorum
                   Nuray annesini aradı mı?
           — Bilmiyorum
                   Peki siz annenizle konuşabiliyor musunuz?
           - Bunu da bilmiyorum
                   Bildiğim tek bir şey var zor da olsa zaman zaman acı da çeksem annemle artık konuşabiliyorum…..





Çevrimdışı mrkydr

  • Administrator
  • Üstad
  • *
  • İleti: 12 912
  • Rep +35/-3
Ynt: Nasipli kuşak
« Yanıtla #1 : 08 Ocak 2011, 21:45:43 »
 esglk sevgili berrühürrem güzel bir paylaşımdı uuu

Çevrimdışı BentSahra

  • Yönetici
  • Üstad
  • *
  • İleti: 16 137
  • Rep +163/-2
  • Cinsiyet: Bayan
  • Estagfurullah El Aziym muhtacız sana
Ynt: Nasipli kuşak
« Yanıtla #2 : 09 Ocak 2011, 00:58:41 »
 razı eline tesekkurler


Allahım darlık verme kalbime mekân senin ..




İnsan arar,
Sadece arar,
Nasibini arar,
Nasibi kadar arar.
Ne bulursa lütfedildiği için bulur, Lütfedildiği kadar bulur.