''Oku Emrinin Muhatablarıyız"

Hz. Muhammed (s.a.v) Alemlere Rahmet Efendimiz => (¯`._. Kutlu Doğum Haftası ._. ¯) => Konuyu başlatan: aRSLan - 18 Mayıs 2009, 20:35:21

Başlık: Peygamberimiz Hakkında
Gönderen: aRSLan - 18 Mayıs 2009, 20:35:21
(http://www.iskilip.bel.tr/www/images/haber/kutludogum1.jpg)
KUTLU DOĞUM HAFTASI,
TÜM İSLAM ALEMİNE HAYIRLARA VESİLE OLSUN

Canım kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
Şefâat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Mü'min olanların çoktur cefâsı,
Ahirette olur zevk-u sefâsı,
On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,
Kûrsûn üstünde cevlân eyleyen.
Mi'râcda ümmetin Hak’dan dileyen,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Ol çâriyâr anın gökler yâridir,
Anı seven günahlardan beridir,
On sekiz bin âlemin serveridir,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz,
Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız
Sana uymayanlar gider imânsız,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed.
(http://i71.photobucket.com/albums/i130/forumtr121/yeni/s305rf15.gif)




(http://04.img.v4.skyrock.net/045/bayburtlum69/pics/695688552_small.jpg)

[size=18]Gelin bizde seyredelim gelini gelini
Fatma ana tel tel etmiş saçını saçını
Bağışlatmış ümmetinin suçunu suçunu


Muhammedin düğünü var cennette cennette
O serverin bir gülü var cennette cennette


Ayağına giymiş sedef nalını nalını
Hep melekler kınalamış elini elini
Asya ana Meryem ana gelini gelini

Muhammedin düğünü var cennette cennette
O serverin bir gülü var cennette cennette


Cennetin yolunda güller açılır açılır
Üzerine misku anber saçılır saçılır
Düğüne gelene hulle biçilir biçilir



Muhammedin düğünü var cennette cennette
O serverin bir gülü var cennette cennette
Cennetin yolunda saf saf melekler melekler
Arş katında kabul olur dilekler dilekler
Düğüne gelmiş bütün melekler melekler


Muhammedin düğünü var cennette cennette
O serverin bir gülü var cennette cennette


Muhammedin düğünü var cennette cennette
O serverin bir gülü var cennette cennette[/size]

(http://img19.imageshack.us/img19/5504/92904040.jpg)(http://img19.imageshack.us/img19/5504/92904040.jpg)

[size=18]
Hz. Peygamber Efendimiz -Sallallâhu Aleyhi Ve Sellem- buyurdular ki:

Bir gün bana Cenab-ı Hakk’ın dört büyük meleği geldi. Bunlar; Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail aleyhimüsselam idiler.

* Cebrail (a.s) bana dedi ki:
Ya ResulALLAH! Senin ümmetinden bir kimse size günde on defa salavat ederse yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar, sıratı kuşlar gibi geçiririm.

* Mikail (a.s) de dedi ki:
Ben o kula senin kevser havuzundan kana kana içiririm.

* İsrafil (a.s) dedi ki:
Ya ResullALLAH! O kulun affı için başımı secdeye koyarım ALLAHu Teala onu affetmedikçe başımı secdeden kaldırmam.

* Azrail (a.s) de:
Ya NebiyALLAH! Sana günde on defa salâvat edenin ruhunu Peygamberler gibi kabzederim, dediler.

Bunun üzerine Hz. Peygamber Efendimiz sallallau aleyhi ve sellem :

Bu ne büyük lütuf ya Rabbi!
Bu ne büyük ihsan ALLAHım!
buyurdular.
..............
Rabbim cümlemizi salâvatın özüne ulaşıp, Peygamber ahlâkıyla ahlâklanmayı, O’nun 23 yıllık nübüvvet hayatından lâyıkı vechile hisseler almayı ihsan eylesin!
 
  Sevgili Peygamberim Hz. Muhammede
Sevgili peygamberim nasılsın? Umarım ki iyisindir. sana bütün islam aleminden selamlarımı iletmek istiyorum. Sana kalbimde senin yerini anlatamam. İnsallah sende beni seviyorsundur. Senin sevgini kazanabilmek için ne yapabilirim ya resullah. Kendimi islere o kadar kaptırmısım ki senin varlıgını unutup senin farkına varamamışım.
Rabbim nolur beni ve diğer kullarını affet bize güzel yüzü nurlu peygamberimizle buluşma kavuşma anı ver .
Sen affedicisin sen bizi yaratansın.
Satırlarımı burada noktalarken Sana elvade diyorum ve ellerinden öpüyorum.
HOŞÇAKAL PEYGAMBERİM... [/size]




HZ.PEYGAMBER (S.A.S.)'İN ÖRNEK KİŞİLİĞİ

Hz.Peygamber (s.a.s.) konuşurken muhatabının
akıl ve anlayış seviyesini gözetirdi.Çirkin sözler söylemezdi;
haya,terbiye ve nezakete aykırı hiç bir davranışta bulunmazdı.
 Hz.Peygamber (s.a.s) çok cömertti,
insanlarada cömertliği tavsiye ederdi.
Adaletliidi;iltiması,maksatlı olarak taraf tutmayı,
adam kayırmayı yasaklardı. Ne kimsenin hakkını yerdi
nede kimseye hakkını yedirirdi.
Şura suresinin 15.ayetinde Yüce Allah ona adaletle
hükmetmesini emretmiş,o da ömür boyu herkese
adalet dağıtmıştır.
 Hoşlanmadığı bir şey yüzünden anlaşılırdı.
Bir kişide gördüğü kötü davranışı giderirken,
o kişinin şahsiyetini incitmemeye özen gösterirdi,
sırf o kişiyi kastetmeksizin öyle bir davranışın kötü
olduğunu genel olarak herkese duyururdu.
 Peygamberimiz (s.a.s) her zaman,büyüklere saygı,
küçüklere şefkat gösterilmesini isterdi.
Kendiside tüm yaş gruplarına şefkat,merhamet,
saygı ve nezaketle davranırdı.
Peygamber efendimizin bu özelliği hakkında
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştirki,
sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O,size  çok düşkün,
mü'minlere karşı çok şefkatlidir,merhametlidir."
(Tevbe,9/128)


RUZUN DEMİŞKİ,

(http://i162.photobucket.com/albums/t262/ruzun/gif/kKUTLUDOGUMHAFTASI.jpg)
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:00:18
Peygamber SAS'in hayatındaki harekâtı tesbit edilmiş zamanında... Nasıl yapmış, nasıl yatmış, nasıl kalkmış, nasıl oturmuş, nasıl yemiş, nasıl içmiş?.. Bu gayet güzel bir şekilde tesbit edilmiştir. Dünyada bu devlet hiç kimseye verilmemiştir. Hiç kimsenin böyle hayatı tesbit olunmuş; daha dünya görmemiştir böyle bir şey... O zamanki insanlar, üzerinde gayet titizlikle durmuşlar, Efendimiz'in her halini gayet güzel bir şekilde tesbit edip bize emânet etmişler... Allah hepsinden razı olsun...

Bize yakışan şimdi, bu dinlediğimiz tesbit edilmiş hayatı, kendimize mümkün mertebe mal edebilmek; onun yaptığını yapabilmeye çalışmak... Yerken nasıl yiyormuş?.. İçerken nasıl içiyormuş?.. Misvağı nasıl kullanıyormuş?.. Helâya nasıl gidiyormuş, nasıl okuyormuş?.. Çıkarken nasıl çıkıyormuş, neler okuyormuş?.. Bunlar, hepimizin bilmesi ve yapması lazım olan şeylerdir ki, Efendimiz'in bunları bize ta'lim buyurmasının sebebi, "Siz de böyle yapın!" demektir. Bunu okumaktan maksad, bunları yapabilmeye çalışmaktır.

Geçenki derslerimizde helâya girip çıkmanın ehemmiyeti üzerinde çok durdular. Helâya gitmeyi biz basit görürüz. İşte bir zaruret hissediyoruz kendimizde... Gidiyoruz, o def-i haceti yapıp çıkıyoruz. Her insanda ve her hayvanda olan bir hadise... Bu, kolay bir şey değil... Bunun inceliklerini insan biraz düşünüp, Efendimiz'in dualarının ne kadar yerinde olduğunu takdir ederse, insan bunları kendi de yapmaya çalışır.

E, yiyoruz elhamdülillah... Bu yediğimiz yemekler vücûda kuvvet veriyor. "Bugün bir insanın içerisinin yaptığı şeyleri, makinalara yaptırmak lazım gelse, dünya makina kesilir!" diyorlar. Dünya makinaları insanın şu içeride yaptığını yapamaz yine lâyıkı vechiyle... Ama Cenab-ı Hak bu kuvveti içeriye vermiş. Hiç haberimiz olmadan burdan yuvarlıyoruz; taksimat olaraktan, bütün azalarımıza kuvvetler gidiyor. En nihayette bir de aşağıdan def'-i hacet hadisesi var... O da olmasa, olmaz.

Bunların ne kadar yerinde olduğuna, ne güzel: "Elhamdü lillâhillezî... Evveline ahirine, yâ Rabbî sana hamd olsun... Güzel güzel yedirdin, tadı damağımızda... Vücûdumuz kesb-i kuvvet etti. E, bize zarar verecek bazı fuzûliyetler vardı içerde; onları da kolaylıkla bizden çıkardın. Çıkaramayanlara bir sormalı!.. Def-i hacet edemeyen, kabız haline tutulan bazı insanlar var; eczanelerden ilaç alırlar, "Aman şunu yapalım, bunu yapalım..." Bazen fayda da vermez. Derken bir sıkıntının içerisinde, ateş yükselir; şu olur, bu olur...

Onun için, girdiğin vakitte hamd edeceksin: "Allah'ım çok şükür... Güzelce yedik, içtik, vücûdumuz kesb-i kuvvet etti. Şimdi o fuzûlî olan şeyler de, güzelce bizden defolup gitti." diyerekten...

Giderken de dua edeceksin: "Yâ Rabbi, bu pislik yeridir, habis yerdir. Burası şeytanların bulunduğu bir mahaldir. Onların şerrinden de beni muhafaza et!.. Sonra, bu gıdalara verdirmiş olduğun kuvvetlerle de, bizi senin taatlerinde daim eyle!.." gibi çeşitli dualar... Çünkü, bir çeşit değil kaç çeşit dua buyurmuş Efendimiz...
ESAD COSAN..
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:00:29
Yine tekrar bir ayrı duası: (Kâne izâ raal hilâl) Hiç ayı gördüğümüz vakitte dua edenimiz oluyor mu?.. Hiç yapanımız oluyor mu?.. Bakın, kaç çeşit dua geldi. Cenâb-ı Peygamber'in ayı gördüğü vakitte yaptığı dualar... Halbuki hepimiz me'muruz bunları yapmakla...

Onun için, dua kitaplarından birer tane edinmeniz ve bu duaları ezberlemeniz lâzım!.. Elham'ı nasıl ezberliyorsak, bu duaları da öyle ezberleyelim. Çünkü, "Her zaman kitap cebimizde gezsin de, ayı gördüğümüz vakitte bakalım, o duayı okuyalım!" desek, o olmaz tabii... Ama, kısa kısa olan bu duaları, insan sıkışırsa ezberler. İsterse ezberler. Ezberlediği vakit de, her zaman okuyabilir.

ESAD COSAN
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:00:41
es'elüke min hayri hâzeş şehr) "Yâ Rabbi, bu ayın hayrını isterim senden..." (ve nûrihî) Yukarıdaki dualara bakın, bir de bu duaya bakın: "Bu ayın nûrunu da isterim senden yâ Rabbi!.." orda rızk istedi, selâmet istedi, İslâmiyet istedi. Burda da şimdi bu duasında, hayrıyla beraber nûrunu da istiyor. Çünkü nur olmayınca, aziz kardeş, hiç bir şey olmaz!.. Şimdi şu ışıkları söndürelim... Birimiz çıkmak istese, hepimiz birbirimizi çiğneriz yâni... Ben bir şey okuyamamam, bir şey de söyleyemem... Göremem ki!.. Niçin?.. Işık yok... Nur dedikleri ışıktır. Bu ışık olmayınca hiç bir şey olmuyor.

Onun için, Cenâb-ı Peygamber'in çeşitli dualarının içerisinde, "Yâ Rabbi! Benim nurumu üstümden ver, altmdan ver, sağımdan ver, solumdan ver, önümden ver, ardımdan ver... Nur ver bana yâ Rabbi!.. Nurumu artır, nurumu ziyâde eyle..." diye duaları da var...

Nuru istiyoruz. Işık olmayınca bir şey olmuyor çünkü... O nur olmasa, insan kör gibidir. Körün hali nasıl, nursuz insanın hali de öyledir.

Onun için, bu ayın hayrını isterken, nur zâten dahildir bu hayrın içine ama, tekrarlayarak: "Nûrunu da isterim bu ayın... Hayrıyla beraber ayrıca bir de nurunu isterim. Nurlu olayım, nurlanayım..." diyor.

Daha: (ve bereketihî) "Bu ayın bereketini de isterim senden..." Bereket bambaşka bir şeydir. Bereket senin benim bildiğim gibi değil...

"Tebârekellezî biyedihî"deki mübâreklik neyse, bu bereket o berekettir ki, Cenâb-ı Peygamber SAS, zannedersem Tebük Muharebesi'nde... O zaman böyle askerî teşkilâtlar yok, nakliye vasıtaları yok, bir şey yok... Herkes cebine ne koyduysa, onunla gidiyor. Nesi varsa erzak olarak sırtına almış, cebine koymuş; o onun nafakası... Bir kısmının nafakası bitti. Ashâb-ı Kirâm dediler ki, "Yâ Rasûlallah! Aç kaldık, nafakamız bitti!.." Rasûlüllah Efendimiz, "Herkes nesi varsa getirsin şuraya!.." dedi. Bir yaygı yaydılar. Herkes hazır olan, kalan nafakası neyse getirdi oraya... Koca bir öbek oldu. Cenâb-ı Peygamber, "Gelin!" dedi. Ordan bir kapla hepsine taksim etti.

Ordan, adını belki yanlış söylerim, ya Enes, ya Ebû Hüreyre... Ona da isabet ederekten bir tas neyse verdiği, "Hâlâ duruyor!" derdi. Duruyor, bitmiyor yâni o... Peygamber'in duası, nasıl çocuğunun çocuğuna, daha ileriye kadar gidiyor ya; bereket de bitmiyor aziz kardeş!.. Yalnız o mazhariyete nâil olmak lâzım... Allah'ın yasaklarından sakın, kendine yönel; bak, Allah-u Teâlâ'nın ne nimetleri tecelli eder üzerinde!..

Şimdi biz sabahleyin --başka camilerde yaparlar mı, yapmazlar mı bilmem-- camimizde oturuyoruz. Çünkü, --şimdi burda gelecek-- Cenâb-ı Peygamber böyle otururdu sabahleyin namazdan sonra... Tâ işrake kadar oturur, tesbihiyle meşgul olurdu. Cemaatiyle meşgul olurdu. İki rekât işraki kılar öyle çıkardı Peygamber SAS... Elhamdü lillâh biz de onu, bir vesileyle yapıyoruz. Ama bunu yapınca, hiç eksiksiz bir hac ve umre sevâbı veriliyor bir kere... Ondan sonra, "Rızkın senin arkandan koşar!" diyor.

Sen hani rızkı kazanmağa gideceksin ya... Sabahleyin erkenden dükkânını açmağa gidiyor. Gece yarısına kadar dükkânlarda duruyor. Kimisi demiriyle uğraşır, kimisi satmakla uğraşır. Bakarsın bazan kâr eder. bazan zarar eder. Fakat burda rızık senin arkandan, seni kovalar, "Nereye gidiyorsun? Dur bakalım, beni al da öyle git!" der.

Onun için, "Bu ayın nurunu da isterim, bereketini de isterim yâ Rabbi!.. (ve hüdâhü) İhdinas sırâtal müstakîm'de istediğimiz hidâyeti de isterim!.." O hidâyet olmayınca da olmaz. Günde beş vakit namazda kırk defâ --her rekâtımızda birer kere okuyarak-- "İhdinas sırâtal müstakîm." diye, Cenâb-ı Hak'tan o istikameti, o hidâyeti istiyoruz da, niçin nâil olamıyoruz, bilemem!.. Allah affetsin kusurlarımızı...

esad cosan

Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:00:58
Peygamber SAS, sofra kalkarken: (Elhamdülillâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Elhamdü lillâhillezî kefânâ va evânâ gayra mükeffiyyin ve lâ mekfûrin ve lâ müveddain ve lâ müstağnin anhü rabbenâ.)
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:02:36
SAS Hazretleri'nin hallerinden bahsettiğinden geçen sefer söylediysek de, tekrar şöyle bir kısacık bahsedelim:

Cenâb-ı Peygamber SAS, --tenâsüb-i endam tabir ederiz--tam, hiç lekesiz bir vücuda sahip idiler. Her tarafı birbirine uygun bir vücuda sahip idiler.

Mübârek alınları geniş, kaşları açık, göz kirpikleri gayet uzun, gözlerinin siyahı gayet siyah idi.

Mübârek boğaz altından göbeğine kadar bir saç sırası --bazı erkeklerimizde de görülür-- böyle göğüslerini ikiye ayırırdı.

Göğüsleri geniş, elleri geniş, pazuları geniş, ayakları geniş... Ayaklarının altı düz taban değil de çukur, ortası yere basmaz idi.

Renkleri, siyah arabların siyahı gibi siyah değil, beyaz kısmından da değil, kırmızı kısmından da değil; kırmızıyla beyazı birbirine karışmış, gayet güzel, buğday rengi dediğimiz en lâtif renk ile renkli idiler.

Tarif edenler onu çok güzel tarif ederler. Adeta süzülmüş bir gümüşün parlayışı gibi, vücudu şerifleri böyle parlardı.

Toprak, kum üzerine basınca ayakları iz etmez; mermere basınca, ayakları mermerde yer ederdi.

Vücud-u saadetlerinin gölgesi de olmazdı;Ê --Mevlid sahibi de güzel belirtmektedir-- çünkü, vücudları nur idi. Allah cümlemizi şefaatinden ayırmasın...

Mübârek sırtlarında da peygamberlik alâmeti olan mühür vardı. Bir güvercin yumurtası kadar, kabarık et, üzeri de ince tüylerle örtülmüş, "Lâ ilâhe illallah, muhammedür rasûlüllah, tebahbah yâ muhammed, haysü şi'te fe inneke mensûrun." diye de üzerinde yazılı olduğu, Hazret-i Ali Efendimiz'in çıkardığı bir levha ile bize kadar gelmiştir.

Bazı insanlar nedense --Allahın lütfu-- çok görürler rüyalarında... Kimisi şöyle görür, kimisi böyle görür.

Sakalları gayet geniş, toplu ve siyah idi. Yirmi, bazı rivayetlerde yirmibir kadar beyaz kıl bulunurdu, siyahın içerisinde...


Bu gün de şimdi SAS'in hallerinden bahsederken diyor ki:

"Sağı severlerdi, güçleri yettikleri müddetçe her şeyi sağdan yaparlardı."

Meselâ, abdest alırken sağdan başlar, ibriği sağ eline alır... Ayakkabısını giyeceği vakitte, sağ ayakkabısını önce giyer... Camiye girerken, evvela sağ ayağıyla girer... Evinden çıkarken sağ ayağıyla çıkar... Taranacağı vakitte saçını, kaşını, sakalını evvela sağ taraftan başlar; sonra sol taraflarını tararlarmış.

(ve fî şe'nihî küllihî.) Her işlerinde sağı takdim ederler, evvela sağı yaparlar, sonra da sol tarafını yaparlarmış.

esad cosan
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:02:54
Kâne yuhibbül halvâ vel'asel.) Mübârek, hurmayı ve balı severlermiş.

Bunu sevmeleri, sıhhate en çok yararlı şey bal olduğundan, balın ustası da arı olduğundan... Arının balı yapması, Allah-ü Teâlâ'nın ona gizliden verdiği bir ilimledir. Var mıdır bugün bir sanatkar ki, o karanlık yerde o hendeseyi hiç bozmadan yapabilsin de, onun içini de en güzel leziz balla doldurabilsin?.. Bu Allah-ü Teâlâ'nın ilham ettiği yâni --vahiy diyor ya-- vahyettiği bir şeydir.

Vahyin nevileri var... Peygamber'e vahyediyordu, bizim irşadımız için. Arıya da vahyi, o balı yapabilmenin esbabını ona öğretmiş... Arı kimden öğrenecek onu, hocası kim arının?.. Biz mektebe gitmeden bir şey öğrenemiyoruz. Fakat o ne mektep görüyor, ne medrese görüyor ama, en güzel tatlıyı da o yapıyor. Bir çok dertlere devâ, hastalara şifâ baldır.

Onun için balı yemekten hiç kaçınmayınız. Elhamdülillah, o da memleketimizde boldur. Arının bir iğnesi var ya, iğnesinde bile şifa var... Onun iğnesi romatizmalıları sokunca, onların romatizmalarını da dindiriyor.

esad cosan
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:03:18
Kâne yühibbüz zübd, vet temr.) Zübd, yağ... İnekten olan yağ, bir de hurmayı yine sevdiklerini Hazret-i ibn-i Busir'den rivayet etmişler.


552/15 (Kâne yuhibbül kıssâ') Hıyarı da severlermiş. Hıyarın meziyetlerindendir ki, "Midedeki harareti giderir, mideye serinlik verir." demişler.


552/16 (Kâne yuhibbü hâzihis sûrete sebbih isme rabbikel a'lâ.) Bayram namazlarında bu sureyi okurlardı. Birinci rekatta Sebbihisme'yi, ikinci rekatta Hel'etâke sûresini okurlardı. Çünkü, Cenâb-ı Hakk'ı tesbih, noksan sıfatlardan tenzih etmenin fadâilini beyan etmek üzere:


(Sebbih isme rabbikel a'lellezî haleka ve sevvâ...) (Rabbinin o yüce adını tesbih ve tenzîh et; ki o, her şeyi yaratıp düzenine koyandır.)

Şu hilkati bize kim veriyor?.. Şu hilkatin neresinde bir eksiklik, neresinde bir bozukluk görülür?.. Bunu halkeden ne güzel tasvir etmiş!.. Kaşı yerinde, gözü yerinde, her şeysi yerinde... Bu şurda olsaydı denecek bir tarafı yok... Bu güzel sureti tasvir eden Hazreti Allah, tam böyle yakışır bir şekilde, her şeysiyle en güzel bir surette yarattı. Bunu tenzih etmeyeceksin de kimi tenzih edeceksin?..

esad cosan
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:03:31
Kâne yuhaddisü hadisen, lev addehül âddu leehsâh.) Konuşurlarken, gayet güzel ve fasih konuşurlardı... Ümmî idi; ümmî olmasıyla beraber gayet veciz, kısa ve çok mânâları taşıyan kelimelerle konuşurlardı. Konuşurlarken, gayet ağır ağır, tane tane konuşurlar ve karşıdaki insan isterse, konuştuğu sözlerin kaç tane kelimeden ve kaç harften ibaret olduğunu sayabilecek derecede idi.

Herkesin haline göre... Bazen bir cümleyi, üç kere tekrar etmek de adetlerindenmiş ki; anlaşılmayan bir şey kalmasın diyerekten. Zaten o bir kere söylediğinde yine anlamayan kalmazmış. Bizimki gibi, lafı kılıklara sokarak söylemezler de; analardan kalma dili, herkes nasıl anlıyorsa o suretle söylediği için, konuşmasını anlamayan kimse kalmazmış.

esad cosan
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:03:44
Kâne yahlifü lâ ve mukallibel kulûb.) Yemin edecekleri vakitte, "(Lâ) Hayır bundan ibaret, (ve mukallibel kulûb.) kalbleri çeviren Allah'ın hakkı için" diyerekten, bazen böyle de yemin ederlermiş. Ordaki "vav"a, "kasem vav"ı diyorlar.


553/6 (Kâne yahmilü mâe zemzem.) Mekke-i Mükerreme'ye gittikleri vakitte, ordan hediyye olaraktan, evlerine zemzem getirirlermiş. Bizim de bugün adetimizdir. Ordan getirilen en tatlı şey, kardeşler için zemzemdir.

Şimdi bakın ne kadar hayret edilecek bir şeydir ki, yağmurlar yağmış, bir metre kadar Mekke-i Mükerreme'nin içi su dolmuş. Zemzem kuyusu da tabii o suyun içinde kalmış. Kaldıktan sonra motorları getirmişler, suları atmışlar. Fakat o zemzem kuyusuna haricen karışan çok öteberi, sular var. Bu kaç defadır görülmektedir ki, zemzem tabiatıyla kaynıyor ve o pis suları dışarı atmayınca kaynaması kesilmiyor. Suları dışarıya atıyor, içerisi saf kaldıktan sonra kendi seviyesine o zaman çekiliyor.


553/7 (Kâne yahrucü ilel ıyd, mâşiyen ve yerciu mâşiyen.) Bayram namazlarını sahralarda kılarlar ve sahralara giderken de, gelirken de, yayan gider, yayan gelirmiş. Gidişi bir taraftansa gelişi başka yoldan olurmuş. Aynı yoldan gidip gelme yapmazlarmış.


553/8 (Kâne yahrucü ilel ıydeyn, mâşiyen) Bayram namazlarına giderken yürüyerek giderler; (ve yüsalli bigayri ezânin velâ ikametin) ezansız ve ikametsiz, bayram namazını kılarlarmış. (sümme yerciu mâşiyen fî tarîkın ahir) Dönerken de başka yoldan dönerlermiş, hane-i saadetlerine...
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:03:55
Kâne yüdrikühül fecrü ve hüve cünübün min ehlihî sümme yağtesilü ve yesûm.) Cünüblüğün oruca mani olmadığını beyan için, burda bir hadisi şerif nakletmiş ki; bir insan cünüb olarak sabahlarsa, o gün de oruç tutacaksa, oruca zarar etmez... Cünüb olmak ayrı iş... Onun için yemek yemeyip oruçluyum der, yıkanmayı da bilahare yapabilir.
esad cosan
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:04:09
kendisi akşam yemeğini yediği vakitte, sabah yemeğini yemez; sabah yemeğini yediği vakitte, akşam yemeğini yemezlerdi. Yâni günde bir kere taam yetermiş bir insana... Pek işçi insan olursa, ona iki defaya müsaade vermişler. Allah bizleri affeylesin.
esad cosan
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:04:34
Tarih: Thu Apr 16, 2009 8:08 am    Mesaj konusu:     

--------------------------------------------------------------------------------
 
Kâne yezkurullahe teâlâ alâ külli ahyâtih.) Her an için Cenâb-ı Hakk'ın zikriyle meşgul... Yâni dünya işleri de var, muharebelere gidiliyor, Eshab-ı Kiram'ın bütün ihtiyaçları var; bir çok şeyler var ama, onların hiç birisi, onun zikrine mani olmuyor.

Onun için, zikri gönle indirdikten sonra, gönül daima zikirle meşgul olur. Dünya işleri ona hiç zarar vermez. Mesela; Abdulhalıkıl Gücdevânî diye bir büyükten bahsederler. Bu zat kendisi manifaturacı, tuhafiyeci... Böyle şeyler satıyor, bez satıyor, kumaş satıyor. Günde yetmişbin kerre de "Lâ ilâhe illâllah" diyor.

Adamın birisi demiş ki; "Yahu bu adam bu işlerin arasında, o kadar tesbihi nasıl çekiyor? Gideyim şunu gözleyeyim!" demiş. Dükkânın karşısına oturmuş. Eh, arı kovanı gibi, bir taraftan cemaat geliyor, bir taraftan herkes alacağını alıp gidiyor. Onları ölçüyor veriyor, ölçüyor veriyor... Oturup da bir Allah dediğini görmüyor adam...

O anlamış adamın karşıda kendisini gözlediğini, çağırmış. "Ne o, sabahtan beri burda bekliyorsun?.." demiş. O da demiş "Efendim senin bu kadar tesbih çektiğini duydum; onu nasıl çekiyorsun diye görmeye geldim." demiş. O zaman o büyük zat; "Allah bu azaları iş yapmak için vermiş, bu dili konuşmak için vermiş, bu gönlü de kendisi için vermiş" demiş. Gönlün Halik'la, elin işlerle...

esad cosan
_________________
 
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:04:50
Kâne yerâ billeyli fiz zulmeti kemâ yerâ binnehâri fid dav'.) Gündüzleri aydınlıkta, güneşin altında nasıl görüyorsa, gecenin karanlığında da aynı şekilde görürdü. Mucize-i Peygamberî... Gecenin karanlığı, onun görmesine mani olmazdı. Halbuki biz karanlıklarda hiç bir şey göremeyiz, hemen aydınlık ararız.

Hattâ Hazret-i Aişe'den rivayet edilmiş, aklıma geldi: Hazret-i Aişe iğnesini kaybetmiş, düşürmüş yere... Cenâb-ı Peygamber odaya girince, onun verdiği şavk ile iğneyi bulmuş. Sanki bir güneş... Allah cümlemizi şefaatine nail eylesin...


Haydi hep beraber bir salatü selâm getirelim:

"Allaaahümme salli alâââ, seyyidinâââ, muhammedinin nebiyyil ümmiyyi ve alâ... Aaalihîîî, ve sahbihîîî, ve sellim." (3 defa)

esad cosan
Başlık: Ynt: 14-20 NİSAN 2009 KUTLU DOĞUM HAFTASI
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 07:06:01

sevgi pınarı demiş ki,

Bu değerli paylaşımlarınız için Allah razı olsun hepinizden.
(http://img162.imageshack.us/img162/8683/kutludoumvx9.jpg)

http://www.imeem.com/tesetturveashab/music/9hf68LFa/mustafa-demirci-05-kaside-i-brde/
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 08:28:34
Ansızın ölmekten de Cenab-ı Hakk'a sığınırlarmış. (ve kâne yu'cibuhû en yemrida kable en yemût.) İsterlermiş ki, ölmeden evvel biraz hasta olup yatsınlar da, ondan sonra ölüm gelsin.

Çünkü insan bilmez ki ani bir ölüm gelince, kelime-i şehâdeti söylemesi ya nasib olur ya olmaz. İnsan çeşitli halde bulunabiliyor. Allah muhafaza etsin. Amma hastalığında, baktı ki artık umut kesiliyor; başlar "Allah... Allah... Allah..." diye dilinden bırakmamaya...

ESAD COSAN
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 08:28:45
Bu beyti de söylerlermiş bazan: (kefâ bil islâm, veş şeybi lilmer'i nâhiyen.) Şiire benzemesin diyerekten, ters çevirip söylermiş. (kefâ bil islâm) İslâm kâfîdir insana!.. İslâm insanı her kötülükten alıkor, her iyiliği de zorla sevdirir. (veş şeybi lilmer'i nâhiyen.) Yaşlılık da... Sakallar ağardı mıydı, saçlar ağardı mıydı; o da sana büyük bir vaizdir. Seni başka şeylerden men eder. Eğer o yaşının çokluğu, sakalının ağardığı, saçının ağardığı ona fayda vermiyorsa; o artık taş gibi bir adamdır. Saçı ağarmış, hala kötülük yollarından hak yoluna dönemiyor; fenâ bir hal...

Onun için bakınız Hazret-i Ömer'in hikâyesi ne kadar güzel: Her gün bir vaiz gelirmiş, gençlik zamanlarında... "Ya Ömer, ölümü unutma!" diye nasihat edermiş. Sakalında ak olmuş bir gün... O gün vaiz gelince, "Git artık sana ihtiyaç kalmadı! Vaiz belirdi; bu vaiz bana yeter, dışardan vaaz ettirmeğe lüzum yok!" demiş.

Ama bizde 70 oluyor, 80 oluyor, 90 oluyor; halâ insan o gençlik devrinin hallerini bırakamıyor... Tabiat-ı saniye diyorlar ona; bir insan gençliğinde nasıl alıştıysa öyle gidiyor. "Kötü huyları ancak teneşir temizler!" diye bir misalimiz var ya, onu bırakamaz o artık... Kolay bir şey değil... Büyük gayret sarfetmesi lazım ki, bırakabilsin. O da ancak gençlikle olur. İhtiyarlıkta azim kalmaz artık. İhtiyarlıkta ancak kendi derdinle meşgul olursun; başın ağrır, belin ağrır, karnın ağrır... Öyle riyazet yapacak, nefsiyle uğraşacak hal kalmaz insanda...

Onun için ancak gençlik vakitlerinde nefsin hakkından gelip de, onu islaha kadir olabilirsen, ne âlâ sana...
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 08:29:06
Efendimiz üç türlü abdest almışlar; bir kere yıkamışlar âzâlarını... Bu bir kere yıkamak farzdır. Bir kere yıkamakla abdest olur, bununla namaz kılınır. İki yıkarsan, sünnet olur. Üç yıkarsan, sünnetin üstüne bir sünnet daha olur.

Bazan su kıt olur, su az olur. Namaz vakti gelmiştir. O su ile üç defa yıkasan yetmeyecek... Bir kere yıkamak suretiyle farzı yapar, namazını kılar. Sünneti terkettik ama, su yok ne yapalım?..
_________________
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 08:30:30
Temiz toprakla, suyun bulunmadığı yerlerde teyemmüm ederlermiş. Kollarını ve yüzünü mesh etmek suretiyle abdest tamam olur. Başka yerlerini toprağa bulamazlarmış. (illa merreten vahideh) O da birkere... Bir kere yapmak suretiyle gusle de kafîdir, abdeste de kafîdir. O gusül yerine geçer, gusül icab ettiyse yâni...

Adamın birisi toprağa bulanmış, yatmış toprağa; iki tarafa böyle dönüyor ki guslüm olsun... Su yok, teyemmüm ediyor, o suretle yapıyor... "Yok, öyle değil! Bir kere yüzü, bir kere de kolları mesh ettik miydi niyet ederekten; guslümüze de kâfî gelir, abdestimize de kâfî gelir." demiş.

Ama o aldığımız teyemmümle, bir namaz kılarız. Sonra bir namaz daha kılmak istersek, tekrar bir teyemmüm
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 08:30:40
Otururlarken şöyle kalçalarının üzerine oturur, sonra dizlerini diker karınlarına doğru; elleriyle de böyle tutunurlarmış. Yâni Efendimiz SAS'in oturma tertipleri böyle imiş, ekseriyetle böyle otururlarmış. Dinlenmeye daha rahat oluyormuş.


552/2 (Kâne yeclisü alel ard) Yerin üzerine otururlarmış. (min gayri hâilin) Altında minder, kilim filân bir şey olmadan, doğrudan doğruya toprağın üzerine otururlarmış. (ve ye'külü alel ard) Yerken de yerde yerlermiş.
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 08:30:53
Rasûlüllah SAS Hazretleri, Arap olmakla beraber beyaz idi. Ama böyle kireç beyazı değil, buğday renkli bir beyaz... En makbul bir renk... (melîhan mukassidâ.) Çok şişman da değil, zayıf da değildi. Orta bir vücudlu idi. Müslim Hazretleri ile Tirmizî Hazretleri, bunu şemaili şeriflerinde beyan etmişler.

519/2 (Kâne ebyada ke ennemâ sayğa min fiddatin raccileş şa'r.) Efendimiz SAS beyaz olmakla beraber, gümüşü eritirsin de erimiş gümüş nasıl bir parlaklık verir, onun parlaklığı gibi idi. Saçları da siyah idi. Kara saçlı idi.


519/3 (Kâne ebyada müşraben beyâduhû bihumratin) Resûlullah Efendimizin beyazlığı kırmızı ile karışmış idi. Beyaz olup da bembeyaz değil, kırmızı olup kıpkırmızı da değil; kırmızı ile karışık en güzel bir renk... (ve kâne esvedel hadekah) Gözünün bebeği gayet siyah idi. (ehdebel eşfâr.) Gözünün kirpikleri de hem uzun, hem de çok sık idi.


519/4 (Kâne ebyada müşraben bihumratin dahumel hâmeti eğarra eblece ehdebel eşfâr.) Beyhakî'nin Hazret-i Ali'den rivayet ettiği hadis-i şerifte de yine, beyazı kırmızıyla karışmış gayet güzel bir renkte; büyük, etli baş, öyle zayıf, ufak başlı değil de büyükce bir baş ve fiili (başının hareketi) gayet kerim; kaş araları bitişik değil, açık; ve kirpikleri de yine bol, uzun ve sık olaraktan beyan buyurmuşlar.

519/5 Buhârî ile Müslim'in Hazret-i Berâ'dan rivayet ettiklerine göre: (Kâne ahsenen nâsü vechen) İnsanların en güzeli idi. Yusuf AS'ın güzelliği meşhurdur. Fakat Yusuf AS'ın güzelliği, Peygamberimizin güzelliği yanında hiç kalırdı. (ve ahsenehüm hulükan) En güzel ahlâk da yine Peygamber SAS'de toplanmıştı. Onun ahlâkı Kur'an-ı Azimüşşan'ı toplayan bir tek vücud yani... Ahlâk-ı Kur'an idi. Sormuşlar Hazret-i Aişe validemize, "Peygamberimiz'in ahlâkını nasıl tarif edersin bize?.." diye. "Hulükuhül Kur'ân!.. " Ne kadar kısa bir söz... İşte şöyleydi, böyleydi diye uzun uzun anlatmak lâzım gelse, saatler yetmez. O bir kelime ile ne güzel anlatıyor: "Onun ahlâkı Kur'an'dan ibarettir." Kur'an ne diyorsa ona teslim olmuş, onu bilfiil yaşamış.

(leyse bittavilil bâyin) Çok uzun boylu değil, (velâ bilkasîr.) kısa da değildi. İşittiğimize göre, uzun boylunun yanında durursa, --mucize-i peygamberî-- ondan uzun görünürmüş. Allahın hikmeti...


519/6 (Kâne ahsenel beşerü kademen.) Ayak itibari ile beşerin en güzel ayağı da onun ayağı idi. Hırka-i Şerifte, Efendimiz SAS'in ayağının resmini almışlar. O mübareklerin biri Hırka-i Şerif'te, biri Topkapı'da biri de Eyüb Sultan Hazretleri'nde, birisi Şam'da, birisi de Almanya'da imiş. Bir mermer üzerine basmışlar; mermere ayakları oturmuş, yerleri belli... Bunlar mucize-i peygamberiler...

Meselâ Mekke-i Mükerreme'de Makam-ı İbrahim'de cam kafesin içerisinde taş var. İbrahim AS, o taşın üzerine basıp da oraları yapıyormuş. O ayak oraya gömülmüş. Taş dayanamamış yâni, peygamberin ağırlığına... Oyulmuş. Öyle kalemle değil...

Cenab-ı Peygamber SAS, bir yere çıkmak istedi. Hazret-i Ali Efendimizin omuzuna bastılar. Omuzuna bastıkları vakitte, Hazret-i Ali dedi ki: "Göçecektim..." Peygamber ağırlığı... Sıklet değil de ruhaniyyetin ağırlığı ile tahammül edemedi Hazret-i Ali; o gençliğiyle beraber...

esad cosan
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 08:31:07
İnsanların da en şecaatlisi idi. Şimdi biz bugün --Allah affetsin kusurlarımızı...-- çok korkağız!.. Şundan korkuyoruz, bundan korkuyoruz, gölgemizden de korkuyoruz... Bu hale geldik. Cenab-ı Peygamber, her taraf gâvur olduğu halde tek başına Taif'e gitti. Yanında bir adamı vardı kendisinin... Taif halkını imana davet etti. Taif halkı isyan etti. Efendimizi taşa tuttular. Köpeklerin hücumuna uğrattılar. Mübarek ayakları yarıldı, kanlar aktı. O, o halde iken melekler geldi; dediler "Yâ Rasulüllah, emrine âmâdeyiz. İstersen dağları, istersen yağmurları, istersen ne gibi felâketler varsa yaptıralım; bunlar mahvolsunlar!.." "Yok!" dedi. "Onların zürriyetinden Allah'a iman edecekler var!.. Onun için, onlara Allah hidayet eylesin..."

Muharebenin ismi aklıma gelmedi. O muharebeye (Huneyn Muharebesi) gittiler. O kabile sert bir kabile idi. Ateşci kabile, vurucu kabile... İslâm askerleri dağıldı. Peygamber yalnız başına kaldı. Düşmana karşı tek başına kaldı. O, katırının üzerinde tek başına kaldığı halde, katırını sürüyor yine düşmana karşı!.. "Ey cemaat, ben Abdülmuttalib'in oğluyum. Nereye gidiyorsunuz?.. Ben peygamberim, yalan söylemem; zafer bizimdir!.." diye ilanlar yaptı. Müslümanlar yine peygamberin etrafına toplanıp bir hücum yaptılar. Perişan ettiler düşmanı, o anda... Ama o Peygamber SAS, asker kaçınca, kendi başına da kalınca, onun da çekilmesi lâzım gelirken o sebat etti. Daha, ateşe karşı katırını sürüyor... Hazret-i Abbas katırına yapıştı, "Yâ Rasûlallah ne yapıyorsun, yapma!" diyerekten. O dinlemedi ama, cemaat-i islamiyyenin de toplanıp hücumuna vesile oldular ve zaferi kazandılar, elhamdü lillâh... Çok büyük ganimet aldılar orda...
_________________
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 08:31:14
Renk itibariyle en güzel bir renk olmakla beraber, terledikleri vakitte ,bir inci danesi gibi akarmış mübarek yüzlerinin terleri... Ve yürüdükleri vakitte bazen sağa, bazen sola meylederek ve önüne doğru da böyle meylederek yürürlermiş. Hani öyle dik değil...
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 08:31:26
Peygamberlik mührü, --biz bez tabir ediyoruz, kabarcık oluyor ya hani, bazı kimselerin ellerinde yahut başka yerlerinde, onun gibi-- etten kırmızı bir kabarcık şeklinde idi. (misle beydatil hamâm.) Güvercin yumurtası gibi idi. Bunu da Tirmizî Hazretleri Cabir RA'dan beyan buyurmuşlar.

Ukkâşe denilen, Ashâb-ı Kiram'dan bir zat var. O'nun bir duasını buldum, yazmakla meşgulüm. Çok güzel, büyük bir zat... Bir sefere giderken, nasılsa Peygamber SAS ona bir kamçı vurmuş. Geri mi kaldı, yürümedi mi nasıl olduysa... İhtiyarlığında, son günlerinde Rasûl-i Ekrem SAS cemaati toplamış, demiş: "Kimin bende bir hakkı varsa, şu dünyadan daha göçmeden, istesin hakkını benden ki, burda ben onu mümkünse ödeyivereyim!" Ashâb-ı Kiram sükût etmişler... "Yâ Resûlallah özürler dileriz, sende kimin hakkı olabilir?.. Senin hakkın var bizde!" diye özürler beyan etmişler. Bunu Efendimiz üç defa böyle tekrar edince, bu Ükkâşe denilen zat kalkmış: "Yâ Resûlallah, benim bir hakkım var!" demiş. Filan zamanda giderken, bana bir tane kamçı vurdunuz." demiş. Onun kısasını isterim gibi bir şeyler... Kamçıyı getirttirmiş... "Ama sizin bana vurduğunuz vakitte vücudum çıplak idi. Ben de sizin vücudunuza çıplak olarak vurmam gerekir!" deyince, Rasûlallah Efendimiz arkasındaki örtüsünü atmış... Hemen sarılmış, öpmüş, özürler dilemiş, "Yâ Rasulallah ben sizi, hatem-i nübüvveti görmek için, öpmek için yaptım bu işi, affedin beni!" diyerekten özürler dilemiş... O da buyurmuş ki, "Ehl-i Cennetten görmek isteyen, baksın Ükkâşe'ye!.." Çünkü, Peygamber SAS'in temas ettiği kimseler, hep ehl-i cennettir. Allah şefaatlerine nail etsin...

Onlar zaman-ı saadette yaşadılar. O mübarek vech-i saadet'i görmekle müşerref oldular... Emirlerini tuttular, yasaklarından kaçtılar... Bir tanesini söyleyeyim: İçki haram oldu, içki yasak oldu... İçkinin yasaklığı üç devir geçirdikten sonra, üçüncü devirde haram-ı kat'î ile içki haram oldu.


(Yâ eyyühellezine âmenû, innemel hamru vel meysirü, vel ensabü ve ezlâmü ricsün min ameliş şeytân...) (Maide: 90) diyerekten ayet nazil oldu. Hatırımda yok sahabenin ismi, ilan ettirdi bu yasağı... Adam da ilan etti; "Yasak oldu, içki!" diyerekten...

Önceden içki yasak olmadığından, bizim evlerde kışlık kavurmalar sakladığımız gibi, yahut şunu bunu sakladığımız gibi; onlar da bütün senelik içkilerini küpleri varmış, küplerinde saklarlarmış...

"Medine-i Münevvere'nin sokakları sel gibi oldu" diyorlar. O küplerin hepsi kırıldı, döküldü. Herkes içkisini sokaklara döktü... Ne var?.. Rasûlüllah'ın emri geldi. Allah'ın emri geldi, Rasûlüllah ilân etti. Emre ittiba... Kimsenin evinde içki kalmadı. Ne polis var, ne jandarma var, ne takipçi var, ne şu var, ne bu var... Yalnız Rasûlüllah'ın bir emri.var..

Peygamber SAS' in nüfuzu ne kadar tesirli idi. Ama bu, Allahu Teâlâ'nın bir lütfudur yani... Binaen aleyh herhangi bir mü'min ki, muvahhid ki, Rasûlüllah Aleyhisselâm'a uyar; onun da sözü aynı şekilde tesir eder. Uymadıktan sonra, bülbül gibi söylenirsin durursun, fakat bir tesiri olmaz.
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 08:31:40
Kâne şeybühû nahve ışrîne şa'reh.) Mübarek SAS Hazretleri'nin sakallarında ancak yirmi kadar beyaz kıl varmış. Saymışlar demek ki... Bazıları 19 diyor, bazıları 21 diyorlar.


520/5 Mübarek başları, elleri ve ayakları etli idi.


521/1 (Kâne fî kelâmihî tertîlü ev tersil.) Mübarek SAS Hazretleri konuşurken tek, tek konuşurmuş; dura dura, ağır ağır... Ki, herkes onu anlasın. Bazan icab ederse, sözünü üç defaya kadar tekrar ederlermiş. Fakat bu Rasûlüllah SAS'e mahsustur. Başkalarının böyle tekrarlaması hoş olmuyor.


521/2 (Kâne kesîrel arak.) Çok terlerlerdi. Fakat terleri miskten daha güzel kokulu idi. Misk kokusundan daha alâ kokardı, mübarek vücudlarından çıkan terleri... Hatta bazı kimseler, mübarek terlerini bardakta veyahut şişelere alıp, uzun müddet saklamışlar da, koku üzerinden kat'iyyen gitmemiş.


521/3 (Kâne kesîra şaaril lihyeh.) Sakalı da çok idi, bol idi, kesîr idi.


521/4 (Kâne kelâmühü kelâmen faslen yefhemühû küllü men yüsmeuhû.) O kadar güzel konuşurlardı ki, her işiten onun ne demek istediğini güzel anlardı. Açık konuşuyordu yani... Çok açık ve çok güzel konuşuyor. O güzelliğiyle beraber, (faslen) ağır ağır, ayıra ayıra konuşuyor; her işiten onun ne demek istediğini pek güzel anlıyordu.


521/5 (Kâne vechühû misleş şemsi vel kamer) Onun mübarek yüzleri, sanki güneş ve ay gibi idi... Tasvir çok hoş... Tabii güneş değil, ay da değil ama, güneş ve ay gibi parlak idi. (ve kâne müstediren.) Yüzleri de uzun değil, müdevver (yuvarlak) idi. Müslim'in rivayeti...


521/6 (Kâne ehabbül elvânü ileyhi elhudrah.) Renklerin en çok yeşilini severlerdi.


521/7 (Kâne ebğazul hulki ileyh, el kezib.) Huyların içinde en sevmediği huy yalancılık idi. En sevmediği kötü huy yalan söyleyebilmek... Onun için, bazı insanlar gelirdi. "Bende şu gibi, şu gibi kabahatler var; Müslüman olacağım ama, bu gibi işleri de işliyorum ben..." Kimisi içki içermiş, kimisi başka yaramazlıklar yaparmış. Dermiş: "Yalanı terket, kafi!.." Çünkü yalanı bıraktıktan sonra, tabii diğer şeyleri de, şunu yaptım diyerekten söylemek mecburiyetinde kalacak; o zaman da işine gelmiyor, olmuyor. Yalanı terketmekle bütün günahlardan kurtulur. Yalan çok fena bir şey...


521/8 (Kâne ehabbüt temri ileyh, el'acveh.) İleride medholunduğu gibi, cüzzam hastalığına iyi gelen hurma, "acve" dedikleri hurmadır. Giderseniz unutmayın, sorun; "Bu acve hurmasından istiyorum!" diyerekten... Galiba biraz ufak oluyor. Onu çok severlermiş.


521/9 (Kâne ehabbüs siyâbü ileyhi el kamîs.) Esvablardan da kâmis dedikleri gömleği severlermiş. Eskiden hepimizin giydiği gömlekler vardı ya, uzun uzun; o gömleği pek severlermiş, Cenab-ı Peygamber SAS... Halbuki bugün onların yerini --Atlet mi diyorlar onlara?--atletler tuttu. Adı da işe yaramaz, adı da bizim ad değil. Biz çok acaib bir şey olmuşuz. Şu üzerimizde giydiğimiz şapka, bir... Altında ceket, iki... Altında yelek, üç... Altında pantolon, dört.... Altındaki potin, beş... İçine giydiğimiz kilot dediğimiz, altı... İşte üste giydiğimiz atlet, yedi... Frenk gömleği, adı üstünde sekiz... Kravat dokuz... Daha neleri var kim bilir?.. Bunların hepsi gâvurların malı... Kendimizin bir adı var mı bunların?.. Biz de eskiden işte şalvar derdik; o bizimdi gitti... Pabuç derdik; o da gitti... Allah kusurlarımızı affetsin...


521/10 (Kâne ehabbüş şâtü ileyh, mukaddemehâ.) Koyun etinin en çok sevdiği yer, boyun kısmı imiş... Şimdi bakın ne acı: Yahudiler önünü yer, arkasını bize satarlar... Yahudi koyunun önünü yer, arkasını da bizim kasaplara verir; biz alırız. Yahudi ona riayet ediyor. Biz arkası daha etli, bol etli diyerekten, oraya itibar ediyoruz. Halbuki, Cenâb-ı Peygamber Efendimiz, ön tarafını severlermiş.


521/13 (Kâne ehabbüd dînü ileyh, mâ dâveme aleyhi sahibuhû.) Buhârî ile İbn-i Mâce'nin Hazret-i Aişe'den rivayetinde: Allah'a kulluk yolları var ya çeşitli; tesbih çekilir, namaz kılınır, oruç tutulur... İşte herkesin ayrı ayrı bir virdleri vardır. Fakat bu gün meselâ alırsın eline kitabı, beş cüz, on cüz okursun... Alırsın bir evradın vardır, okursun... Alırsın bir tesbihin vardır, çekersin. Fakat yarın yok!.. Olmaz. Devamlı olan hangisi ise, makbul olan odur. Bir cüz oku, her gün oku. Bin tesbih çekeceğine, yüz tesbih çek, her gün çek! Bin tesbihi bugün çekip de yarın bırakacaksan, olmaz... Onbin çekeceksin bugün, üç gün sonra bırakacaksın; olmaz. Her gün devam edeceksin.

Onun için, ona ibadetlerin en sevgilisi, sahibinin ona devam ettiği ibadet idi. Bugün yapmış, yarın bırakmış; olmaz. Bugün zengin, çok para kazanmış ama, üç gün sonra iflâs etmiş; neye yaradı o?.. Hiç bir şeye yaramadı. Ona benzer.


521/14 (Kâne ehabbür reyâhini ileyh, elfâğiyeh.) Kına çiçeği dedikleri kokuyu pek severlermiş.


521/15 (Kâne ehabbüş şer‹bi ileyh, elhulvel bârid.) Soğuk ve tatlı şerbeti pek severlermiş.


521/16 (Kâne ehabbüş şerâbi ileyh, elleben.) Sütü de çok severlermiş.


521/17 (Kâne ehabbüş şerâbi ileyh, el'asel) Bal şerbetini de çok severlermiş.


Hadi bir salevat okuyalım:

"Allaaahümme salli alâââ seyyîdinaaa, muhammedinin nebiyyil ümmiyyi ve alâ... Aaalihiii ve sahbihiii ve sellim." (3 defa)
_________________
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: BentSahra - 23 Mayıs 2009, 08:31:59
sonyolcu demişki,



YÜREGİNE SAGLIK
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: ases - 24 Mayıs 2009, 19:09:08

Nasibim kardeş ellerine ve
yüreğine sağlık ALLAH razı olsun
Başlık: Ynt: PEYGAMBERİMİZ HAKKINDA
Gönderen: leyla - 24 Mayıs 2009, 22:10:41
öyle gönül okşayan kelimeler vardırk ki daha söylenir söylenmez, sımsıcak havasıyla insanın ruhunu sarıp kucaklayıverır. sultan-ı enbiyanın aşıkları da şemaili şeriften söz açılınca böyle bir duyguyakanatlanırlar. o nun gül kokulu köyüne varabilme yüce huzuruna erebilme ve güneşi aydınlatan mah cemalini görebilme arzusuyla tutuşurlar.
şemail denince resülullah efendimizin hem bedeni güzelliği hem ahlaki yüceliği hatıra gelir.
Başlık: Ynt: Peygamberimiz Hakkında
Gönderen: BentSahra - 14 Nisan 2011, 22:10:30
Kâne yuhibbül halvâ vel'asel.) Mübârek, hurmayı ve balı severlermiş.

Bunu sevmeleri, sıhhate en çok yararlı şey bal olduğundan, balın ustası da arı olduğundan... Arının balı yapması, Allah-ü Teâlâ'nın ona gizliden verdiği bir ilimledir. Var mıdır bugün bir sanatkar ki, o karanlık yerde o hendeseyi hiç bozmadan yapabilsin de, onun içini de en güzel leziz balla doldurabilsin?.. Bu Allah-ü Teâlâ'nın ilham ettiği yâni --vahiy diyor ya-- vahyettiği bir şeydir.

Vahyin nevileri var... Peygamber'e vahyediyordu, bizim irşadımız için. Arıya da vahyi, o balı yapabilmenin esbabını ona öğretmiş... Arı kimden öğrenecek onu, hocası kim arının?.. Biz mektebe gitmeden bir şey öğrenemiyoruz. Fakat o ne mektep görüyor, ne medrese görüyor ama, en güzel tatlıyı da o yapıyor. Bir çok dertlere devâ, hastalara şifâ baldır.

Onun için balı yemekten hiç kaçınmayınız. Elhamdülillah, o da memleketimizde boldur. Arının bir iğnesi var ya, iğnesinde bile şifa var... Onun iğnesi romatizmalıları sokunca, onların romatizmalarını da dindiriyor.

esad cosan

Başlık: Ynt: Peygamberimiz Hakkında
Gönderen: BentSahra - 17 Nisan 2011, 16:20:12
Peygamber SAS, sofra kalkarken: (Elhamdülillâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Elhamdü lillâhillezî kefânâ va evânâ gayra mükeffiyyin ve lâ mekfûrin ve lâ müveddain ve lâ müstağnin anhü rabbenâ.)

Başlık: Ynt: Peygamberimiz Hakkında
Gönderen: BentSahra - 17 Nisan 2011, 16:21:40
Bu beyti de söylerlermiş bazan: (kefâ bil islâm, veş şeybi lilmer'i nâhiyen.) Şiire benzemesin diyerekten, ters çevirip söylermiş. (kefâ bil islâm) İslâm kâfîdir insana!.. İslâm insanı her kötülükten alıkor, her iyiliği de zorla sevdirir. (veş şeybi lilmer'i nâhiyen.) Yaşlılık da... Sakallar ağardı mıydı, saçlar ağardı mıydı; o da sana büyük bir vaizdir. Seni başka şeylerden men eder. Eğer o yaşının çokluğu, sakalının ağardığı, saçının ağardığı ona fayda vermiyorsa; o artık taş gibi bir adamdır. Saçı ağarmış, hala kötülük yollarından hak yoluna dönemiyor; fenâ bir hal...

Onun için bakınız Hazret-i Ömer'in hikâyesi ne kadar güzel: Her gün bir vaiz gelirmiş, gençlik zamanlarında... "Ya Ömer, ölümü unutma!" diye nasihat edermiş. Sakalında ak olmuş bir gün... O gün vaiz gelince, "Git artık sana ihtiyaç kalmadı! Vaiz belirdi; bu vaiz bana yeter, dışardan vaaz ettirmeğe lüzum yok!" demiş.

Ama bizde 70 oluyor, 80 oluyor, 90 oluyor; halâ insan o gençlik devrinin hallerini bırakamıyor... Tabiat-ı saniye diyorlar ona; bir insan gençliğinde nasıl alıştıysa öyle gidiyor. "Kötü huyları ancak teneşir temizler!" diye bir misalimiz var ya, onu bırakamaz o artık... Kolay bir şey değil... Büyük gayret sarfetmesi lazım ki, bırakabilsin. O da ancak gençlikle olur. İhtiyarlıkta azim kalmaz artık. İhtiyarlıkta ancak kendi derdinle meşgul olursun; başın ağrır, belin ağrır, karnın ağrır... Öyle riyazet yapacak, nefsiyle uğraşacak hal kalmaz insanda...

Onun için ancak gençlik vakitlerinde nefsin hakkından gelip de, onu islaha kadir olabilirsen, ne âlâ sana...

Başlık: Ynt: Peygamberimiz Hakkında
Gönderen: BentSahra - 17 Nisan 2011, 16:24:01
Otururlarken şöyle kalçalarının üzerine oturur, sonra dizlerini diker karınlarına doğru; elleriyle de böyle tutunurlarmış. Yâni Efendimiz SAS'in oturma tertipleri böyle imiş, ekseriyetle böyle otururlarmış. Dinlenmeye daha rahat oluyormuş.


552/2 (Kâne yeclisü alel ard) Yerin üzerine otururlarmış. (min gayri hâilin) Altında minder, kilim filân bir şey olmadan, doğrudan doğruya toprağın üzerine otururlarmış. (ve ye'külü alel ard) Yerken de yerde yerlermiş.

Başlık: Ynt: Peygamberimiz Hakkında
Gönderen: HİKMET - 17 Nisan 2011, 16:25:17
Efendimiz üç türlü abdest almışlar; bir kere yıkamışlar âzâlarını... Bu bir kere yıkamak farzdır. Bir kere yıkamakla abdest olur, bununla namaz kılınır. İki yıkarsan, sünnet olur. Üç yıkarsan, sünnetin üstüne bir sünnet daha olur.

Bazan su kıt olur, su az olur. Namaz vakti gelmiştir. O su ile üç defa yıkasan yetmeyecek... Bir kere yıkamak suretiyle farzı yapar, namazını kılar. Sünneti terkettik ama, su yok ne yapalım?..
_________________


çok güzel anlattınız efenim sağ olun
Başlık: Ynt: Peygamberimiz Hakkında
Gönderen: BentSahra - 17 Nisan 2011, 16:28:07
521/7 (Kâne ebğazul hulki ileyh, el kezib.) Huyların içinde en sevmediği huy yalancılık idi. En sevmediği kötü huy yalan söyleyebilmek... Onun için, bazı insanlar gelirdi. "Bende şu gibi, şu gibi kabahatler var; Müslüman olacağım ama, bu gibi işleri de işliyorum ben..." Kimisi içki içermiş, kimisi başka yaramazlıklar yaparmış. Dermiş: "Yalanı terket, kafi!.." Çünkü yalanı bıraktıktan sonra, tabii diğer şeyleri de, şunu yaptım diyerekten söylemek mecburiyetinde kalacak; o zaman da işine gelmiyor, olmuyor. Yalanı terketmekle bütün günahlardan kurtulur. Yalan çok fena bir şey...

Başlık: Ynt: Peygamberimiz Hakkında
Gönderen: BentSahra - 17 Nisan 2011, 19:57:22
SAS Hazretleri'nin hallerinden bahsettiğinden geçen sefer söylediysek de, tekrar şöyle bir kısacık bahsedelim:

Cenâb-ı Peygamber SAS, --tenâsüb-i endam tabir ederiz--tam, hiç lekesiz bir vücuda sahip idiler. Her tarafı birbirine uygun bir vücuda sahip idiler.

Mübârek alınları geniş, kaşları açık, göz kirpikleri gayet uzun, gözlerinin siyahı gayet siyah idi.

Mübârek boğaz altından göbeğine kadar bir saç sırası --bazı erkeklerimizde de görülür-- böyle göğüslerini ikiye ayırırdı.

Göğüsleri geniş, elleri geniş, pazuları geniş, ayakları geniş... Ayaklarının altı düz taban değil de çukur, ortası yere basmaz idi.

Renkleri, siyah arabların siyahı gibi siyah değil, beyaz kısmından da değil, kırmızı kısmından da değil; kırmızıyla beyazı birbirine karışmış, gayet güzel, buğday rengi dediğimiz en lâtif renk ile renkli idiler.

Tarif edenler onu çok güzel tarif ederler. Adeta süzülmüş bir gümüşün parlayışı gibi, vücudu şerifleri böyle parlardı.

Toprak, kum üzerine basınca ayakları iz etmez; mermere basınca, ayakları mermerde yer ederdi.

Vücud-u saadetlerinin gölgesi de olmazdı;Ê --Mevlid sahibi de güzel belirtmektedir-- çünkü, vücudları nur idi. Allah cümlemizi şefaatinden ayırmasın...

Mübârek sırtlarında da peygamberlik alâmeti olan mühür vardı. Bir güvercin yumurtası kadar, kabarık et, üzeri de ince tüylerle örtülmüş, "Lâ ilâhe illallah, muhammedür rasûlüllah, tebahbah yâ muhammed, haysü şi'te fe inneke mensûrun." diye de üzerinde yazılı olduğu, Hazret-i Ali Efendimiz'in çıkardığı bir levha ile bize kadar gelmiştir.

Bazı insanlar nedense --Allahın lütfu-- çok görürler rüyalarında... Kimisi şöyle görür, kimisi böyle görür.

Sakalları gayet geniş, toplu ve siyah idi. Yirmi, bazı rivayetlerde yirmibir kadar beyaz kıl bulunurdu, siyahın içerisinde...


Bu gün de şimdi SAS'in hallerinden bahsederken diyor ki:

"Sağı severlerdi, güçleri yettikleri müddetçe her şeyi sağdan yaparlardı."

Meselâ, abdest alırken sağdan başlar, ibriği sağ eline alır... Ayakkabısını giyeceği vakitte, sağ ayakkabısını önce giyer... Camiye girerken, evvela sağ ayağıyla girer... Evinden çıkarken sağ ayağıyla çıkar... Taranacağı vakitte saçını, kaşını, sakalını evvela sağ taraftan başlar; sonra sol taraflarını tararlarmış.

(ve fî şe'nihî küllihî.) Her işlerinde sağı takdim ederler, evvela sağı yaparlar, sonra da sol tarafını yaparlarmış.

esad cosan

Başlık: Ynt: Peygamberimiz Hakkında
Gönderen: BentSahra - 27 Ağustos 2014, 05:43:38
Peygamber SAS, sofra kalkarken: (Elhamdülillâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Elhamdü lillâhillezî kefânâ va evânâ gayra mükeffiyyin ve lâ mekfûrin ve lâ müveddain ve lâ müstağnin anhü rabbenâ.)