''Oku Emrinin Muhatablarıyız"

Hanımlara Özel => El işleri => Konuyu başlatan: yüreğimce - 15 Ekim 2010, 07:28:04

Başlık: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 15 Ekim 2010, 07:28:04
Kırdığın incittiğin gönlü Ya Allah seviyorsa!
Ya Rasulallah seviyorsa!
hatta yer ve gök ehli dahi seviyorsa?
bilmiyorsun ki!
bilseydin ödün kopardı kırmaktan,
incitmekten...

 kirmizigulvx6
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: BentSahra - 15 Ekim 2010, 07:39:12
Kırdığın incittiğin gönlü Ya Allah seviyorsa!
Ya Rasulallah seviyorsa!
hatta yer ve gök ehli dahi seviyorsa?
bilmiyorsun ki!
bilseydin ödün kopardı kırmaktan,
incitmekten...

 kirmizigulvx6

ysagk
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: BentSahra - 15 Ekim 2010, 07:41:50
Aristo’nun tabiriyle; “birbirlerine hoş ve faydalı görünmedikleri gün birbirini artık sevmeyen” dostlarla ne işimiz var bizim.
Bizim. Peygamberi ısırmasın diye ayağını yılan deliğinin üstüne kapatan Ebu Bekir’imiz,
suikasti haber alınca peygamberin yatağına yatan Ali’miz var.
Son yudum suyu birbirine gönderip susuz şehit olan sahabelerimiz var bizim.
Bizim, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız”,”Sizden biriniz kendisi için sevdiğini Müslüman kardeşi için de sevmedikçe (istemedikçe) gerçek mümin olamaz”,
”Size aranızdaki sevgiyi arttıracak bir şey söyleyeyim mi, selamlaşınız”,
”Hediyeleşin ki aranızdaki sevgi artsın” diyen bir peygamberimiz var! “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz” diyen Yunus’umuz,
düşmanın attığı taştan değil,
dostun attığı gülden incinen Hallacı Mansur’umuz var.

 kirmizigulvx6
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 15 Ekim 2010, 10:08:53
HAZIRMISIN?

Eshâb-ı kirâma hürmet etmeyen kimse,
Muhammed aleyhisselâma îmân etmiş olmaz.

Ebûbekir Şiblî (Rahmetullahi aleyh)

http://www.dailymotion.com/swf/video/xa8dlk?additionalInfos=0

Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi.

(İmam-ı Azam)
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 18 Ekim 2010, 08:41:47
Musa Aleyhisselam bir fakiri görür, fakir giyeceği olmadığı için kumun içine girmiştir.

Fakir:

- Ya Musa, bana dua et. Cenab-ı Hak ban yetişecek kadar dünyalık versin, yoksulluk beni tüketti.

Musa Aleyhisselam dua eder, Hak Teala fakire dünyalık verir...

Bir müddet sonra Musa Aleyhisselam bir kalabalık görür, ne oluyor diye yaklaştığında, o fakirin kalabalığın ortasında olduğunu görür ve sorar.

- Bu ne haldir, ne oluyor burada?

- Bu adam şarap içmiş, kavga etmiş, kavga ettiği adamı da öldürmüş, şimdi ona kısas uygulanacak.

Musa Alayhisselam bunun üzerine, Allah'ın adaletine bir kere daha iman ve bu cüretinden dolayı tovbe eder ve şu ayeti okur:"Eğer Cenab-ı Hakk kullarına rızkı lüzumundan fazla verseydi, yeryüzünde ne azgınlıklar yaparlardı"

Allah herkese layık olduğu şeyi vermiştir.

Öküzdeki iki boynuz eğer eşekte olsaydı,kimseyi yanına sokmazdı .Bazı acizler olur ki kuvvet kazanır kazanmaz,kalkar acizlerin elini büker.
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 18 Ekim 2010, 08:55:36
Bir Taşta sen at!

Kendini inkar edişin önünden ve arkasından Sen at ki seninle birlikte melekler de atsınlar

Asıl atılacak taşlar, bu manevi taşlardır Bu taşlar atılmadı mı Hac'da atılan taşların şeytana değeceği, şeytanı yaralayacağı şüphelidir İlkin içindeki şeytana, sonra çevrendeki şeytana, sosyal şeytana, tarihi şeytana gerekli taşları atacaksın Hac'daki atış, artık son atış olacak ve şeytan işte o zaman kökünden yenilmiş ve yıkılmış olacak
Ve sen Allah'ın huzuruna, Kâbe'de şeytanı yenmiş olarak çıkacaksın Ama her yerde Allah'a inançsızlık, taşlarını değil toplarını atarken, Kur'an'a ve Peygamber'e saygısız, karanlık diller uzanırken, her yerde Müslümanlar ve Müslümanların hakları çiğnenirken, Müslüman ülkeler doğudan batıya türlü esaretler altında kıvranırken, tarih yıkılırken, haysiyet ayaklar altında ezilirken, sen bütün bunlara kayıtsız kalır da sadece Hac görevinde şeytanı taşlamakla bütün ödevini yerine getirdiğini sanırsan, aldanmış olursun ve sana ilk gülecek olan işte yine şeytan olur

Sezai Karakoç, Kıyamet Aşısı, Diriliş Yayınları
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 05 Kasım 2010, 09:36:50
(http://img121.imageshack.us/img121/9160/resimlicumasozleri.gif)

Kuyulardamı kaldın?

Yakup bulur üzülme...
Damlalarmı boğuyor?

Yunus bulur üzülme..
Güneş yakmayamı başladı?

Ömer bakar üzülme..
Bütün kapılar mı kapandı?

Bir kapıyı kapatan bin kapı açar üzülme...
...ne mutlu kalbine sen düşene,

ne mutlu senin kalbine düşene.

HAYIRLI CUMALAR
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 05 Kasım 2010, 14:56:33
GİDİYORUM GÖZÜN AYDIN!

http://www.dailymotion.com/swf/video/xe3m5i?additionalInfos=0

Kimi acılar içimizden geçer
kimi anılar üstümüzden
beni susturur, seni doldurur, bizi arkamızdan vurur

kimi der "elimin kiri ihanet."
kimi der "ne münasebet."
iyisi mi sen beni azad et;
sen sağ ben selamet

kolay mı sandın
kolay olsaydı sen yapardın
gidenin dostu olmaz derler;
gidiyorum gözün aydın

kimi sözler birbirine benzer
kimi sessizlikten beter
beni kandırır, seni avutur, bizi arkamızdan vurur

kimi der "elimin kiri ihanet."
kimi der "ne münasebet."
iyisi mi sen beni azad et;
sen sağ ben selamet

kolay mı sandın
kolay olsaydı sen yapardın
gidenin dostu olmaz derler;
gidiyorum gözün aydın
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 05 Kasım 2010, 15:01:07
http://www.dailymotion.com/swf/video/x5n7d?additionalInfos=0
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: gedai - 05 Kasım 2010, 15:06:47
kolay mı sandın
kolay olsaydı sen yapardın
gidenin dostu olmaz derler;
gidiyorum gözün aydın

kalemin var olsun
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 06 Kasım 2010, 09:12:41
Neden Ben?

Efsane Wimbledon un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS den ölüm döşeğindeydi.

Hayranlarından biri sordu.
"Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?"
Arthur Ashe cevap verdi:
"Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50 si Wimbledon a
kadar gelir, 4 ü yarı finale, 2 si finale kalır.

Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı ya
"Neden ben?" diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı ya nasıl
"Niye ben?" derim..?

Mutluluk insanı tatlı yapar.
Başarı ışıltılı..
Zorluklar güçlü..
Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı..
Tanrı ya asla "Neden ben" diye sormayın.
Ne olacaksa olur...

(http://1.bp.blogspot.com/_Z9R6KjGsy-E/TLaRhOm29yI/AAAAAAAACSQ/s0mN2R78L7Q/s1600/g%C3%BCllerim.jpg)
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 08 Kasım 2010, 14:47:22
Allahü Tealaya yemin ederim ki,
su kiri giderdiği gibi,
beş vakit namazda günahları giderir!

Hadis-i Şerif

(http://www.250kb.com/u/070301/j/48b5e20c.jpg)

Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 09 Kasım 2010, 09:49:06
Rabia Hatun çok Oruç tutardı. Bir defasında bir hafta yiyecek bulamadı. Sekizinci gece açlığı iyice şiddetlendi. Nefsine eziyet ettiğini düşünürken birisi kapıyı çaldı. Bir tabak yemek getirdi, o da yemeği alıp yere koydu. Mum getirmeye gitti; gelince bir kedinin yemeğini dökmüş olduğunu gördü. Su bardağını almaya gitti... Mum söndü. Su içmek isterken bardak düşüp kırıldı.
O da "Ya RABBİ! Bu zavallı kulunu imtihan ediyorsun, fakat acizliğimden sabredemiyorum" diyerek bir ah çekti.
Bir ses duyuldu: "EY RABİA, istersen dünya nimetlerini üstüne saçayım. İstersen üzerinden dert belaları kaldırayım. Fakat bu dertler, belalar ile dünya bir arada bulunmaz."

Bu sözü işitince,
"YA RABBİ! BENİ KENDİNLE MEŞGUL EYLE VE SENDEN ALIKOYACAK İŞLERE BULAŞTIRMA"diye dua etti.
Bundan sonra dünya zevkleri öyle kesildi ki, ALLAH ile meşgul olurdu. Hatta biri gelip kendisini ALLAH ile meşguliyetten alakoyar korkusuyla,
"YA RABBİ! Beni Kendinle meşgul eyle de, kimse Senden alıkoymasın" diye DUA ederdi.
Şimdi hayran olduğumuz Hz. Rabia ahlakıyla ahlaklanma zamanıdır..
Dilimize Onun duasını nakşeyleme zamanıdır...
Ya Rabbi !
Şu dünyanın meşguliyetleri ile boğulan biz Hz Rabia'nın duasıyla dergahının kapısını vuruyoruz.
BİZİ KENDİNLE MEŞGUL EYLE SENDEN ALIKOYACAK İŞLERE BULAŞTIRMA !...
AMİN!
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 10 Kasım 2010, 09:55:43
http://www.dailymotion.com/swf/video/xet217?additionalInfos=0
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 26 Kasım 2010, 14:47:20
KERPİCİN ETKİSİ
    Bir inkarcı, alimin birine şu üç soruyu sorar:
1- Allah varsa bana göster.
2- Her işi Allah yaratıyor da neden suçlu ceza görür?
3- Şeytan ateşten yaratıldığı halde ona cehennem ateşi nasıl etki yapabilir?
    Alim bu soruları soğukkanlılıkla dinler.
Sonra da yerden bir kerpiç parçası alıp inkarcının başına vurur.
Başı yarılan inkarcı soluğu mahkemede alır.
Hakim, alime sorar:
    - Bunun başına kerpiç vurmuşsun öyle mi?
    - Bana üç soru sormuştu, ben sorularına karşılık kerpici vurdum.
    - Nasıl?
    - Anlatayım.
Allah varsa bana göster demişti.
Başının ağrıdığını iddia ediyorsa göstersin.
İkinci olarak da her şeyi Allah yaratıyorsa suçlu neden ceza görsün dedi.
Madem ki niçin beni mahkemeye veriyor.
Üçüncü olarak da ateşten yaratılan şeytana cehennem ateşi nasıl etki yapar diye sordu.
Cevabını aldı.
Topraktan yaratılan kendisine, yine topraktan olan kerpiç nasıl etki yapıyor?
    Bu cevaplardan sonra alim beraat eder.

Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: kendimce - 26 Kasım 2010, 16:07:06
ibret verici hikayeleriniz için tşk...
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 27 Kasım 2010, 11:05:03
ibret verici hikayeleriniz için tşk...

Ben teşekkür ederim,sevgili kendimce:)

Rasülallah Çanakkale'deki asker evlâtlarının yardımına gitmişti
Tarihler 1928 yılını göstermektedir. Osmanlının son devir âlimlerinden, ilmi ile amil Alasonyalı Cemal Öğüt Hocaefendi hacca gider. Cumhuriyet yeni kurulmuş, hızlı bir değişim yaşanıyor, Çanakkale savaşının üzerinden de on yılı aşkın bir zaman geçmiştir.

Cemal Öğüt Hocaefendi Mekke'deki vazifesinin tamamladıktan sonra Medine'ye gider. Medine'de her zamankinden fazla kalır. Bu esnada Osmanlı coğrafyasının değişik bölgelerinden gelen hacılarla istişarelerde bulunur. Osmanlı devleti yıkılmıştır, Osmanlı'dan geri kalan toprakların büyük çoğunluğu ya işgal altındadır ya da sömürge durumuna düşmüştür.
Cemal Öğüt Hocaefendi vaktinin çoğunluğunu Mescid–i Nebevî'de geçirir. Bu arada Efendimizin türbesindeki görevlilerle yakınlık hâsıl olur. Hiçbir dünyalık beklemeden, sadece Resûlullah'a sevgi ve muhabbetinden dolayı türbeye hizmet eden bu güzel insan da Cemal Öğüt Hocaefendiye yakınlıkduyar ve güzel bir dostluk kurulmuş olur.
Cemal Öğüt Hocaefendi türbedarla yaptığı sohbetlerde bir şey dikkatini çeker. Türbedar Osmanlı devletine son derece bağlıdır, hatta o kadar ki Osmanlı adı geçtiği yerde muhakkak bir hürmet ifadesi belirtisi gösteriyordu. Bu nuranî ihtiyarın Osmanlı'ya bu derece bağlı ve hürmetli olması Cemal Öğüt Hocaefendinin merakımı celbeder, bir gün sorar:
"Sizde Osmanlı'ya karşı derin bir sevgi ve muhabbet görüyorum, bunun özel bir sebebi var mı?" Nurani ihtiyar derin bir düşünceye daldı, kısa süre sonra başını kaldırdı ve şöyle dedi:
"Allah ve Resûl'ünün muhabbeti, Osmanlı'yı sevmemi gerektirir." Cemal Öğüt Hocaefendi bu açıklamadan pek bir şey anlamaz. Anlamadığı da zaten yüz hatlarından anlaşılmıştır. Türbedar pek fazla bilgi vermek niyetinde değildir, ancak Cemal Öğüt Hocaefendi bir şeylerin olduğunu anlar ve ısrar eder. Nur yüzlü ihtiyar anlatmaya devam eder:
"Osmanlı'yı sevmem için şu anlatacağım hâdise yeter de artar bile."
1915 senesinde Medine'de başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatır.
1915 yılının hac mevsimi idi. Her hac mevsiminde olduğu gibi, dört bir yandan mü'minler geliyordu, bu gelenlerin içinde Hindistan ulemâsından, âlim, zahit, keşfi açık gerçek bir Allah dostu da bulunuyordu. Bu Allah dostu ile sizinle olduğu gibi yakınlık oluştu, sohbetine katıldık. O kadar güzel sohbetleri oluyordu ki, kendi ağlıyordu, dinleyenleri de ağlatıyordu. O zamanlar Osmanlı'nın çok sıkıntıda olduğu zamanlardı, ehl–i küffar, İslâm'a karşı saldırıya geçmiş, Payitahtta Çanakkale Boğazı'nda büyük savaş oluyordu.
Hindistanlı âlimde bir şey dikkatimi çekmişti, sohbetlerinde ağlıyor, namazlarında ağlıyor, yolda yürürken bile gözünden yaş eksik olmuyordu. Ağlamadığı zamanlar bile devamlı hüzünlü idi. Merakım artıkça artı ve bir gün kendisine bunun sebebini sordum:
"Efendi! Bu mübarek yerdesin, gözün gönlün açılacağı yerde devamlı ağlıyorsun, ağlamadığın zamanlarda yüzünde hüzün var, bunun sebebi, hikmeti nedir?" Beni yayına oturttu, gözlerindeki yaş damlaları daha da hızlanarak akmaya başladı. Sonra yaşlarını sildikten sonra bana dedi ki:
"Ben uzun yılların hasreti ile çok uzaklardan buralara geldim. Ben Kâinatın Efendisi'nin kokusunu, ruhaniyetini Hindistan'dan alırdım. Şimdi buralara geldim, Efendimin kabr–i şerifi başındayım, ama Hindistan'da aldığım feyiz ve nuranîliği burada bulamadım. Bu ne hâldir diye düşünüyorum, acaba bir günah mı işledim, bir suçum mu var? Efendim benim üzerimden himmetini çekti mi? Ya da Efendim, burada değil, burada olsa onu hisseder, onun ruhaniyetinden bereketlenirdim. Bu hâl beni perişan etti… Ağlamamın sebebi budur."
Türbedar bu Allah dostunu dikkatle dinledi, ancak o da bu işe ne bir yorum getirebildi, ne de bir şey diyebildi. Ancak nur yüzlü türbedarın da kafası karışmıştı. Bu Hindistanlı âlimin, yalan söyleme, abartı yapma gibi bir durumu söz konusunu değildi. Son derece samimî bir hâl içindedir. Hindistanlı âlimin söylediklerine yabancı değildi. Her hac mevsiminde değişik bölgelerden gelen Allah dostları ile karşılaşır, onları Allah Resûlü'nün ruhaniyeti ile nasıl bağlantılar kurduklarını bilirdi. Bu Hindli âlim de onlardan biri idi, türbedarın bunda zerre şüphesi yoktu. Peki, bu âlimin söyledikleri nasıl açıklanacaktı?
Yaşlı türbedar gündüz dinlediklerinin etkisinde kalmıştı, gece yatağına yattığında da kafasındaki soru işaretleri gitmemişti.
Sabah namazına kalkmadan önce türbedar bir rüya görür. Rüyasında Kâinatın Efendisini görür. Nur yüzlü türbedar, edebinden Efendimize bir şey soramaz. Dün yaşananlar aklına gelir, bir şey diyemez. Türbedarın düşüncelerine Kâinatın Efendisi cevap verir:
"O kardeşimin hissettiği doğrudur. Ben her zamanki makamımda değilim, birkaç zamandır Çanakkale'deyim… Çok zor durumda bulunan kardeşlerimi yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı. Onlara yardım ediyorum…"
Hindistanlı âlim, Allah dostunun vaziyeti anlaşılmıştı. Burada akla şöyle bir soru gelebilir: Efendimiz bulunduğu makam itibariyle, bir anda birden çok yerde bulunamaz mı? Elbette bulunur, başta Hızır Aleyhisselâm'ın ve Allah'ın veli kullarının bulunduğu gibi. Buradaki, hâdise birine gösterirler, ondan da herkese duyururlar mahiyetindedir.

Yetiş ya Muhammed Kur-an’ın elden gidiyor!
Çanakkale en zorlu günlerinden birini geçiriyor. Küffar ordusunun askerleri ilk defa karaya ayak basmıştır, ellerindeki üstün silah ve teçhizatla saldırıya geçerler. O zamanlar Osmanlı'nın müttefiki olan Almanya ordusuna mensup bazı subaylar da cephede bulunmaktadır. Şimdi bu subaylardan birine kulak verelim.
Alman Subay Sanders anlatıyor:
Çok dehşetli bir saldırı karşısında kalmıştık. Karaya çıkan İngiliz askerlerini gemiden top atışları ve makineli tüfekler destekliyordu. Bulunduğumuz siperlerden değil hareket etmek, en küçük bir hareket belirtisi bile onlarca mermiyi hemen o hareket noktasına çekiyordu.
Mevzilerden elini kaldıranın eli, miğferini kaldıranın miğferi parçalanıyordu. Böyle bir sağanak altında çaresizlik içinde beklemekten başka bir şey yapamıyorduk.
Bu şekilde ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Birden bulunduğum yerden yaklaşık on beş metre uzağımızdan korkunç bir ses geldi. Sesle birlikte bir Türk askeri siperden kalktı, düşmana doğru koşmaya başladı. Hem koşuyor hem kollarını sağa sola sallıyor, hem de sesi çıktığı kadar bağırıyordu. Yanımda bulunan tercümanıma dedim ki:
–Şu koşan asker ne diyor?
–Komutanım! "Yetiş ya Muhammed Kitabın elden gidiyor!" diye bağırıyor.
Böyle bir manzarayı tarih görmemiştir. Asker sanki üzüm toplar gibi düşman mermilerini elleriyle topluyordu. Onu gören diğer askerler de siperlerinden hareketlendi ve o anda çok çetin bir savaş başladı. Kısa zaman sonra karaya çıkan İngiliz birliğinden geriye yerde yatan asker cesetlerinden başka bir şey görünmüyordu



Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: gedai - 27 Kasım 2010, 22:02:36
Kırdığın incittiğin gönlü Ya Allah seviyorsa!
Ya Rasulallah seviyorsa!
hatta yer ve gök ehli dahi seviyorsa?
bilmiyorsun ki!
bilseydin ödün kopardı kırmaktan,
incitmekten...

paylaşımına payımı aldum
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 29 Kasım 2010, 09:42:40
Kırdığın incittiğin gönlü Ya Allah seviyorsa!
Ya Rasulallah seviyorsa!
hatta yer ve gök ehli dahi seviyorsa?
bilmiyorsun ki!
bilseydin ödün kopardı kırmaktan,
incitmekten...

paylaşımına payımı aldum

 ggd  tesekkurler caycay hapyy
Başlık: Ynt: Eteğimdeki çakıl taşları:)
Gönderen: yüreğimce - 07 Aralık 2010, 10:35:40
Ve sen yine denendiğinde ve
yine kalbin daraldığında ve
yine bütün kapılar yüzüne kapandığında ve
yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde,
uzun uzun düşün ve hatırla Yaradanını!
' Allah kuluna kafi değil mi?'
( Zümer Suresi / 36 )