Son İletiler

Sayfa: 1 [2] 3 4 5 6 7 8 9 10
11
Şimdi söylediler toplanmaya başlamışsın yavaş yavaş.. Usul usul adımlar atıyormuşsun gitmek için.. Heybende benim için getirdiğin hediyelerin de bir kısmını geri götürüyormuşsun.. Ah Ramazan sen hoş geliyorsun da biz pek hoş karşılayamıyoruz seni ...
Ne müjdelerle geliyorsun oysa.. Heybende ne çok hediye vardı bizlere...
Bizlerin gözleri ne bu hediyeleri görüyor ne de kıymetini biliyoruz
Sen ki af ayısın... sen ki içinde Kadir gecesini saklayan bir inci deryasısın..
Ama bizim dünyalık işlerimiz daha mühim.. Son 10 gün...
Bayram alışverişi bayram temizliği mutfak işleri.... Daha neler neler...
Son 10 güne sıkıştırıyoruz hep bunları.. Oysa sen usul usul gidiyorsun .. oysa sana daha bir sarılmamız lazım.. belki de seneye buluşamayacağız seninle... Belki bu sene son orucum olacak son Kadir gecesini göreceğim belki... Yinede ısrarcıyız fani değilmişiz gibi yaşamaya.. Sen ki iffet ayısın.. sen zühd ayısın , takva ayısın sen..
Ama biz bunları da bilemedik.. İftar ayı sanıyoruz seni.. Giyinip süslenip o iftardan şu iftara koşarak geçiriyoruz bereket dolu günlerini.. Haremlik selamlık olmayan sofralarda , Allah'ın adı anılmayan zikri duyulmayan masalarda yiyoruz seni... Sözde daha bir dikkat edecektik tesettürümuze ama yok olmadı
Ne ağzımızdan çıkan gıybete hakim olduk ne gözümüzü harama bakmaktan alıkoyduk.
Sen takvaydın oysa.. Ama biz yine unuttuk... Şimdi avucumuza son günlerin dökülüyor... Bize de bu günlere daha iyi bakmak daha hoş karşılamak daha bir kucaklamak düşer.. İnsaAllah üzerimize düşeni yapar da kazananlardan oluruz. Yoksa sen heybeni toplayıp gittiğin gün biz çoktan kaybetmiş oluruz.. Elimizde kalan günlerin kıymetini bilenlerden alışveriş, iftar davetleri , 3-5 günümüzü alacak temizlik ve gereksiz mutfak işleri ile uğraşmak yerine Ramazan ile uğraşmak Nasib olsun bizlere hepimize.. Amin ...
12
Günün Hikayesi / Ynt: Günün Hikayesi
« Son İleti Gönderen: BentSahra 05 Mayıs 2018, 11:05:57 »
KAÇ TAKİPÇİN VAR SENİN?

(Alıntı)

Geçen gün “Kaç takipçin var?” diye sordum, sosyal medya fenomeni bir arkadaşa. “Çok” dedi, uçuk rakamlardan sözetti. Nabzımı yoklamak için “Senin de çoktur” deyip gözlerimin içine baktı. “Yok" dedim, "Benim
senin kadar çok takipçim yok. Hepi topu sekiz tane.”
Merakını gidermek için daha o sormadan saymaya başladım:

Birinci ve en büyük takipçim Allah’tır. Uykuda bile takip eder beni. O’ndan gizli kalmak mümkün değildir. O yazmadan diğer takipçilerin hiçbiri kalem oynatamaz. İyi hareketlerimde gönlüme genişlik verir, yanlış yaptığımda ise göğüs kafeslerimi adeta birbirine geçirircesine sıktıkça sıkar beni. Eğri veya doğru yolda olduğumu çoğu zaman, O’nun bu hareketiyle anlarım.

Sonraki iki takipçim ise Kirameyn Katipleri’dir. İyi kötü, hayır veya
şer ne yapsam anında kayda geçerler. Alim unutur kalem unutmaz deyip cızır cızır yazmaya devam ederler.

Dördüncü takipçim şeytandır. Ve takipçilerin en tehlikelisi. Hayırla
hiç işi olmaz. Allar pullar, acuzeyi dilber, zehiri bana ab-ı hayat
gösterir. Tuzakları örümcek ağı gibi zayıf olsa da, insanı çok rahat
kandıran müthiş bir yeteneğe sahiptir.

Beşinci takipçim nefsimdir. Tıpkı boynu bükük, masum yüzlü bir
dilenciye benzer. Aç gözlüdür, doymak nedir bilmez. Gözleri fellik fellik devamlı arayış içindedir. Her şeyin “kendi hakkı” olduğunu söyler durur. Dırdırından kurtulmak mümkün değildir. Sadece açlıkla terbiye edebilirim onu. Dizginlerini bırakıversem inanın beni uçurumdan aşağı yuvarlar da “Tüh, adamcağıza yazık oldu!” bile demez. Şeytandan sonra gelen en yaman takipçim de işte budur.

Altıncı sıradaki takipçim ise rızkımdır. Şimdiye kadar bir
vefasızlığını görmedim ama nedense ben onu hiç beğenmem, hep değersiz ve küçük görürüm. Başkalarının rızkı bana daha tatlı ve büyük görünür. Devamlı ben onun peşinden koşarım fakat o bunu kabul etmez, hayır ben senin peşinden koşuyorum diye benimle inatlaşır. Kimbilir belki de o haklıdır. Çünkü bir keresinde uçağa bindiğimde, hostesler gökyüzünde bunu getirip önüme koymuşlardı, “Al bu da senin rızkın!” demişlerdi.

Şaka değil, yedinci takipçim de belalarımdır. Doğduğum günden beri hiç yalnız bırakmadılar beni. Bazen rüzgar gibi okşar geçerler, çoğu zaman da arsız bir misafir gibi oturdukları yerden bir türlü kalkmak bilmezler. Tahammülleri çok zordur, hiç rahat vermezler insana. Biri kalkmadan daha öbürü kapıyı çalmaya başlar. Yalnız itiraf etmek gerekirse, her gelen bela mutlaka geride benim için hayırlı bir şeyler bırakıp öyle gider. Ancak onlar gittikten sonra eyvah derim fakat o zaman da zaten iş işten geçmiş olur. Bu da benim yüz karası aceleciliğim işte.

Sekizinci ve son takipçim ise ölümdür. Her an yanında taşıdığı mutlaka bir bahanesi vardır. Trafik ve iş kazaları, kalp spazmı, nefes
yetmezliği, doğal afetler, savaş ve terör eylemleri, yaşlılık ve
hastalık onun en çok kullandığı bahanelerdendir. Ben onu unutsam o beni unutmaz, ense kökümde dolaşır durur.
Bütün takipçilerimin hepsi bu kadar. Aslında bir tane daha var. O da, sizler beni mezarlıkta bırakıp gittikten sonra benimle kalacak olan salih amellerim. “Benim gerçek dostum işte bu!..” desem, inşallah bana kırılmazsınız.
13
Günün Hikayesi / Ynt: Günün Hikayesi
« Son İleti Gönderen: BentSahra 23 Nisan 2018, 21:59:52 »
Anne karnındaki bir çocuğun ağzı gözü , kulağı , eli ayağı vardır. Halbuki bunların hiçbirine orada lüzum yoktur. Orada çocuk, gıdasını, göbeğinden annesine.  bağlı bir hortumla almaktadır.
Şimdi bu çocuk:
- Ya Rabbi.! dese, şu hortum bana yetmektedir. Peki şu ağıza, şu göze, şu kulağa, şu ele, şu ayağa ne lüzum vardı.
Hiçbir işime yaramamaktadırlar?

Bu durumda *ALLAH'dan şöyle bir cevap alacak:*
- Acele etme kulum, aklının almadığı şeye de müdahale etme. *Sen kısa bir müddet sonra öyle bir âleme gideceksin ki;
burada *en kıymetlim ve 'her şeyim'* dediğin hortum, orada hiçbir şeye yaramayacak, kesilip atılacak.
*Lüzumsuz sandığın* ağız, göz, kulak gibi şeyler de en lüzumlu cihaz durumuna geçecek.
*O çocuk bu gerçeklere inanmasa* ve *bir inkârcı olarak dünyaya gelse,* hakikaten hortumun işe yaramadığını, ebenin onu kesip kaldırıp attığını; lüzumsuz sandığı ağız, göz gibi cihazların devreye girdiğini, onlarsız olunmayacağını görse utanır mı, utanmaz mı? *İnanmadığı için dizlerini döver mi, dövmez mi?*

*Şu anda biz de, tıpkı o çocuk gibi bir ananın karnındayız.*
 9 ay, 9 sene veya 90 sene sonra bir başka dünyaya-ahirete doğacağız. O dünyanın adı *"Ahiret".*
 Biz şu anda dünya anamıza maddi hortumlarla, midemiz ile bağlı durumdayız.
Eğer biz:
-İşte geçinip gidiyoruz. Ya Rabbi! Şu Namaza, oruca, hacca, zekâta, dine, imana, İslâm'a ibadete, haya'ya.. ne lüzum var? Dersek Rabbimizden şöyle bir cevap alacağımız muhakkak!
- *Ey kullarım! Kısa bir müddet sonra bu dünyadan çıkacaksınız. Öyle bir âleme götürüleceksiniz ki orada 'her şeyim' dediğiniz bu maddi hortumlarınız hiçbir işe yaramayacak.*
 Lüzumsuz sandığınız namaz gibi, zekât gibi, hac gibi ibadetler de en lüzumlu şeyler durumuna geçecek. *Orada insanlara arabasına, parasına, rütbesine, güzelliklerine,gücüne, servetine ve suretine göre değil; kalbine, ameline ve ibadetine, namazına göre değer verilecek.*
*Yani* namazınız, zekâtınız, orucunuz, haccınız, hayırınız, ahirette sizin için her şey olacak. El , ayak , dil , dudak , villa , havuz , senet , berat , uçak , sonu olmayan zenginlik ve saadet olacak kısaca Cennet olacak.
*Keşke inansaydık; keşke namazımızı kılsaydık; orucumuzu tutsaydık; zekatımızı tam verseydik; ALLAH (c.c.) için yaşasaydık; eşsiz insan şanlı Peygamber Hz. Muhammed ( s.a.v)'in yolunda yürüseydik demez miyiz?*
*Sevgili Kardeşlerim.!*
Pişman olacağımız, dizlerimizi döveceğimiz o gün gelmeden aklımızı  başımıza alalım. Pişmanlıklar İle tevbeler,istiğfarlar ve salih amellerle kendimize gelelim..
*Rabbimiz hepimizi herdâim kâmil ve mükemmil iman ve salih ameller ehli kılsın..* Amin.

 آمين يا رب العالمين
14
Günün Sözü / Ynt: Günün Sözü
« Son İleti Gönderen: BentSahra 08 Nisan 2018, 22:18:19 »
Yavaş Yavaş Ölürler

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar

Pablo Neruda
15
Günün Sözü / Ynt: Günün Sözü
« Son İleti Gönderen: BentSahra 01 Nisan 2018, 13:21:25 »
“Eski dostluğu devam ettirmek imandandır…Hadis-i Şerif

Dostluk bir nasip meselesidir..ve insanın isteği dışında gelişir…

Şu kişiyle dost olayım deyip de dost olamazsınız..

Dostluk aynı yolda yürürken belirginleşen bir şeydir…

Katlandığımız insanlar değil, razı olduğumuz insanlar dostlarımız olurlar…

Önce refik,sonra tarik..denir. Yola birlikte çıkacağımız insanları iyi belirlemek lazım.

Çünkü insanı yol değil yol arkadaşları yorar...
Yüzler vardır ruhun susamasını dindirir...
Dost her zaman taze olandır…
Dost halinle hemhal olan, derdinle dertlenen,
Sevincini paylaşan, yalnız kaldığında seni kör kuyulardan çıkartandır.
Dost aranır, dostluk aranır…
Eski hiç eskimeyendir…

Kadim bir dostluğun oluşabilmesi için zorluklara, yokluklara ve imtihanlara ihtiyaç vardır.
Para ,pul,malk mülk sebebiyle,
Makam, mevki, kariyer, statü için, dostluklar bitmez....Bittiyse gerçek dostluk ve muhabbet oluşmamış demektir…
Bütün bunlardan alnının akıyla çıkan münasebete sınanmış dostluk denir…

Gerçek dostlukta vefasızlık, sadakatsizlik, kıymet bilmezlik, 3 kuruşluk  menfaate satmalar olmaz…
Dostluk açmayı değil kapatmayı gerektirir.
Dostun sırrını saklamak, ayıplarını örtmek ,sözüne müdahale etmemek, iyiliğini istemek, onun hüznüyle mahzun olmak dostluğun adaplarındandır…

BÖYLE  DOSTLARA SELAM VE DUAYLA…”

16
Günün Sözü / Ynt: Günün Sözü
« Son İleti Gönderen: BentSahra 25 Mart 2018, 09:11:11 »
“Sen böyle güzelken bana söz düşmez. Bakma böyle şiirler yazdığıma. Ben aslında ‘oku’ emrine âmâde SENİ okuyorum sevgili.”

-Hz. Mevlâna
17
Günün Hikayesi / Ynt: Günün Hikayesi
« Son İleti Gönderen: BentSahra 25 Mart 2018, 08:31:12 »
Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp "insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?" diye sormuş.
Öğrencilerden biri "çünkü sükûnetimizi kaybederiz" deyince ermiş "ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?" diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: "İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir."
"Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.
Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur?
Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir."
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: "Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.
"Zerzevatçı bağırır, sarraf bağırmaz,
Eskici bağırır , antikacı bağırmaz,
Söyleyecek sözü, fikri değerli olan bağırmaz,
Bağıran düşünemez düşünmeyen kavga eder..."
Mevlâna
18
Günün Sözü / Ynt: Günün Sözü
« Son İleti Gönderen: BentSahra 19 Mart 2018, 16:22:10 »
 Sürekli olarak dik dur! Gözlerin daima yukarıda olsun.
• Kendinle olan konuşmalarını kontrol et.
• Negatif konuşmaları hemen anında kes!
• Duygularını izle. Olumsuz duyguları vücudundan hemen at.
• Beslenmene dikkat et. Ağır şeyler yeme. Mümkünse hep doğal şeyler tüket.
• Her fırsatta derin nefes alıp ver. Burundan al uzun süre tut, ağızdan nefes ver.
• Hedeflerine odaklan. Hedefe ulaşıncaya kadar pes etme.
• Her zorluğun içindeki fırsatı gör. Daima umudunu koru. En zor durumlarda bile.
• Kararlı ol! En kötü karar bile kararsızlıktan daha iyidir!
• Kendine her durumda inan. Kimse sana inanmasa bile.
• En büyük ödüller, en büyük zorlukların ardından gelir.
• En büyük hediyeler, bazen en kötü ambalajla sunulabilir.
• Her zaman ŞİMDİ’ yi yaşa. Geçmişe takılıp kalma!
• Düşünme, sadece YAP!
• Cesur ol.
• Kararlı ol.
• Kendine güven. Kendine %100 güven.
• Çözüme odaklan, sorunlara değil
• Bütün sorumluluğu kabullen.
• Kendini bir değişim sanatçısı gibi hisset.
• Yaptığın her işi, Mozart’ın müzik yaptığı
kalitede yap.
• Doğru soruları sor.
• İçindeki kaynaklara ulaş.
• En büyük kaynaklar içinde saklı.
• Geçmiş başarılarını hatırla. Ama onlara sığınma. Daha iyisini yap.
• Meraklı ol. Sürekli yenilikleri takip et.
• Kendini geliştirecek ve motive edecek kitaplar oku.
• Kendini geliştir.
• Kendine inan. Kendine %100 inan.
19
Günün Hikayesi / Ynt: Günün Hikayesi
« Son İleti Gönderen: BentSahra 16 Mart 2018, 12:59:58 »
Cizre'de Bir yıl önce gerçek yaşanmış bir olay

Fakir kadın ve yaşlı annesi Kırmızı Medrese yolunda ilerlerken kaldırımda kapalı bir poşet bulurlar.Kadın poşetin içine bakar poşetin içi para dolu , kadıncağız olduğu yere oturur ve şok olur , beklemeye başlar.Belki paranın sahibi parasını aramak için tekrar geri döner. Kaldırımda oturmaya başlar, bir müddet geçtikten sonra gözünde yaş akanReklamlarbir adam ağlayarak oradan gelen geçen insanlardan:; paramı kaybettim bir poşetin içindeydi böyle bir poşeti gördünüzmü diye sağa sola kaçışıyor.Kadın kaldırımda oturarak adamı seyrediyor. Artık kadın emin olmuştur bu paraların bu adama ait olduğunu,

-Amca diyor poşetin rengi nedir içinde ne varki sen bu kadar üzgün şekilde arıyorsun.

-Evimi sattım tapudan gelirken yolda siyah poşetin içinde 50 milyar var paramı düşürdüm, paramı arıyorum.

-Kadın hemen çarık (çarşafının) altında poşeti çıkararak adama verir.

-Adam bu sefer Sevincinden göz yaşı dökmeye başlar poşetin içinden bir miktar para çıkartıp kadına vermek ister, kadın bu paraları almaz, kadın adama şöyle der:

-Ben bunu Allah için yaptım, der. ve evine gider.Akşama doğru kadının eşi eve gelince.

-Hanım bugün beni Allah korudu.

-Kadın hayırdır der,

-Bugün mezarlıkta patlamamış mayına bastım mayın patlamadı.Demekki verilmiş bir sadakamız varmış.

-Kadın ağlamaya başlar.Allaha hamdu senalar ederek.

Başından geçen olayı eşine söyler.

"Demekki Rabbim Seni bizlere bağışladı.der ağlamaya devam eder.“

Sadaka, Allah’ın rızâsına niyet ederek ve karşılık beklemeden her türlü iyilikte, ihsânda bulunmadır. Öyleyse “Her iyilik sadakadır.

OKUDUYSANIZ BEĞENİP PAYLAŞALIM
20
Günün Şiiri / Ynt: Günün Şiiri
« Son İleti Gönderen: BentSahra 14 Mart 2018, 01:12:55 »
Ne böyle Sevdalar gördüm/ Ne  böyle Ayrılıklar”

    Ne zaman seni düşünsem
    Bir ceylan su içmeye iner
    Çayırları büyürken görürüm

    Her akşam seninle
    Yeşil bir zeytin tanesi
    Bir parça mavi deniz
    Alır beni.

    Seni düşündükçe
    Gül dikiyorum elinin değdiği yere
    Atlara su veriyorum
    Daha bir seviyorum dağları
Sayfa: 1 [2] 3 4 5 6 7 8 9 10