Son İletiler

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7 8 9 10
31
Vizyon Filmleri / Labirent: Son İsyan
« Son İleti Gönderen: mrkydr 03 Mart 2018, 13:06:35 »
    Thomas ve arkadaşları Labirent'ten kurtulmalarının ardından hapsoldukları tesisten kaçmayı başarmış ve dünyayı pençesinde tutan acımasız organizasyon W.I.C.K.E.D.'e direnen isyancı grup Right Hand ile bir araya gelmeyi başarabilmişlerdir. Ancak Teresa'nın ihaneti sonucu grup kendini bir kez daha W.I.C.K.E.D.'a karşı mücadele ederken bulmuş, bu mücadele sırasında Minho'nun, organizasyon tarafından yakalanmasını engelleyememişlerdir. Minho'yu kurtarmak için yola çıkan Thomas ve arkadaşları organizasyonun peşine düşer. Bu uğurda aldıkları kararlar yalnızca arkadaşlarının değil, dünyanın da kaderini değiştirecektir.         
32
Senai Demirci / Çocuklar bizim neyimiz olur?
« Son İleti Gönderen: mrkydr 03 Mart 2018, 13:05:08 »
   Saint Exupery’nin Küçük Prens’inin ilk sayfalarında bir şapka silueti çizimi vardır. Her büyük gibi benim de ilk görüşte şapka diyeceğim kadar şapkaya benzer çizim. Gel gör ki, şapka siluetini çizen Küçük Prens, büyüklerin kendisini ve resmini anlamamasından yakınır. Her büyüğün görür görmez şapka dediği şey “fil yutmuş bir boa yılanı”dır ona göre. Sadece siyah bir gölgeden ibaret resme bakınca, ne bir fil ne de bir yılan göreceksiniz. Ancak Küçük Prens’in niyeti fil yutmuş boa yılanını çizmekten başkası değildir. O resmin görünüşünü değil, niyetinin işaret ettiğini dikkate alır. Kitabın sonlarına doğru tanıştığı pilottan kendisine bir kuzu çizmesini ister. Pilot kuzu resmi çizerse de, Küçük Prens kimisini çok küçük diye, kimisine köpeğe benziyor diye kabul etmez. Sonunda pilot duvarları delikli bir mukavva kutu yapar. İşte o zaman, “Hah işte!” der, “Benim kuzum bunun içinde.” Görünce hiçbir şekilde aklınıza kuzu getirmeyecek olan kutu resmi Küçük Prens’in en güzel kuzusudur.

Her iki yaklaşıma da, çocukça işler diye, dudak büküp gülüp geçebilirsiniz. Çocuğun aklı ermediği için kolayca kandığına hükmedebilirsiniz. Exupery’nin Küçük Prens’in hemen her cümlesinde kodladığı gibi, çocuklar bizden daha az düşünüyor değil, bizden daha farklı düşünüyor. Küçük Prens’i çocuk dilinin ve kavrayışının büyükçe bir aşağılanmaya tabi tutulmadan sergilendiği nadide bir eser olarak görüyorum.

Bir keresinde küçük oğlumuz kışın ortasında, tişört ve şort giymek istediğini söyleyince, haliyle hemen dudak büküp olmazlandık. Fakat ikinci bir manevrayla anlayacaktık ki, oğlumuz tişört ve şortu sadece giymek istiyordu; onların içinde görünmek gibi bir isteği olacağını biz büyükler uyduruyorduk. Sonuçta, tişört ve şortunu giydi; üzerine de kazağını ve pantolonunu geçirmemizi istedi. Ona göre bir şeyi giyinmek, o şeyle görünmek anlamına gelmiyordu. Daha farklı düşünüyordu o kadar. Daha az düşündüğünü söyleyebilir miyiz?

Öyleyse, çocuklarımız adına düşünürken kendimize onların yukarısında bir yerde değil, yanında bir yer edinmeliyiz. Onlara hükmeden bir kral değil, onların fıtratlarının kıvrımlarını keşfetmeye çalışan kâşifler olarak görmeliyiz kendimizi. Bizi şaşırtabilirler, bize yeni şeyler öğretebilirler, bizi yeniden düşündürebilirler.

Çocuk, yetişkinin minyatür versiyonu değil, farklı bir insandır. Kendi anlayışlarımızı onlar üzerine giydirmeye kalktığımızda, ya fıtratlarını cendereye alırız ya da ciddi hayal kırıklıkları yaşarız. Bir daha söylemeliyim ki, yukarısında değil, yanında yer buluruz çocuklarımızın.

Adını “çocuk terbiyesi” koyduğumuz süreç, aslında biz büyüklerin terbiye edilmesidir. Çocuğun fıtratı elimizdeki veridir; biz ona göre yeni sonuçlar çıkarırız. Çocuğun yapısı elimizdeki sabiteler gibidir; biz ona göre yeni değişkenler ararız. Böylece çocuğa eşlik ederken, kendimize yeni biçimler veririz, yeni anlayışlar elde ederiz. Bunun anlamı, çocuk psikiyatrisinin babası Beethlehem’in dediği gibi, “çocuk terbiyesi” yoktur, “ana-baba terbiyesi” vardır.   

Çocukların bize yakınlığını onları dilediğimiz gibi biçimlendireceğimiz şeklinde yorumlamamız beklenebilir bir yanılgıdır. Yakınlık sahiplenmeyi doğurur. Sahiplenmek de keyfi tasarruf hakkını.... Oysa çocuk şimdilik yakınımızdır. Tıpkı okun yayın böğrüne gömülmesi gibi. Yay okun kendisine yakınlığını hep kendisiyle kalacakmış gibi yorumlarsa ne kadar da yanılmış olur, değil mi? Aksine, okun yaya yakınlığı, yayı daha çok gerer ve ok daha uzağa gitmeye meyleder. Çocuklarımız hep dizimizin dibinde kalacak değiller; hep bize benzemek zorunda değiller; hık deyip burnumuzdan düşmüşçesine yaşamalarını isteme hakkımız yok. Bizden ama bize ait olmayan varlıklardır. Bizimkinden başka zamanların yetişkinleridirler. Onların üzerine doğacak güneş başka şeyleri aydınlatacaktır. Yakınlığı sahiplenme bahanesi olarak değil, onları uzağa hazırlama fırsatı görsek ne kadar güzel olur!  Ok yaydan çıkmadan yapacaklarımızı ok yaydan çıkmadan yapmalıyız. Ok yaydan çıktığında ise söyleyecek söz, yapılacak iş kalmamış olmalı.

Çocuklar hayatlarımızın gönyesi gibidirler. Farkında olmadan köşelerimizi, kenarlarımızı ve açılarımızı onların belirlemesine izin veririz. Duygularımız onları şablon alır, bakışlarımız onların süzgecinden geçer. Ayağımızı çocuğumuza göre uzatırız. Çocuğu görmeden paçaları sıvamaya kalkmayız. “Dağ ne kadar yüce olsa, yol onun üzerinden geçer” dendiği gibi, siz ne kadar büyük olsanız, çocuğunuz fıtratının gereği sizin iradenizin üstüne çıkar, ötesine geçer. Çok bilinmeyenli bir denklem gibidir çocukluk. Çözmeye kalkarken çözülürsünüz…     
33
Günün Ayeti / Ynt: Kur'an-ı Kerimden İnciler
« Son İleti Gönderen: mrkydr 03 Mart 2018, 13:00:06 »
"Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir." (Enfal, 22)       
34
Günün Ayeti / Ynt: Kur'an-ı Kerimden İnciler
« Son İleti Gönderen: mrkydr 03 Mart 2018, 12:59:55 »


picasayı öğreten sağolsunnnn ggg




kaybolmuş bunlar :(






sorma ya.. upload ettiğimiz sitelerden sanırım :(
35
Günün Hadisi / Ynt: GÜNÜN HADİSİ
« Son İleti Gönderen: mrkydr 03 Mart 2018, 12:58:36 »
“Cennet ve cehennem gözlerimin önüne serilip bana gösterildi. Hayır ve şer açısından bugün gibisini görmedim. Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.” (Müslim, Fezâil 134) 
36
Günün Sözü / Ynt: Günün Sözü
« Son İleti Gönderen: mrkydr 03 Mart 2018, 12:57:30 »
Artık hiç bir şey eskisi gibi değil. Ben de öyle. Çok dikkat etmiyorum uzun süredir kendime. Kılığıma kıyafetime… Çorapsız da basıyorum artık yere. Eskisi gibi de korkutmuyor beni ne grip ne nezle. Nane limonun iyi gelmediği daha büyük sıkıntılarım var herkes gibi benim de. Takılmıyorum artık şu her kış ve bahar şişen bademciklerime. Ama canımı yaka yaka yutkunduğum şeyler var. Olup bitmeyen, Geçip gitmeyen. Zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama… Çokta takılmıyorum artık bu uyku konusuna, Uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu anladığımdan bu yana…" Cahit Sıtkı Tarancı


harikaymışş :)
37
Günün Hikayesi / Ynt: Günün Hikayesi
« Son İleti Gönderen: BentSahra 02 Mart 2018, 23:34:22 »
Bazen de balık asar kendini oltaya, sen tuttuğunu sanırsın…

Ne zaman coşkun akan bir nehir görsem, kalbimin derinliklerinde aynı şeyi yapma isteği peydah olur.

Tıpkı onun gibi, yoluma çıkan hiçbir şeyin beni engellemesine izin vermeden gitmek isterim.

Gitmek… Kendime bir yol bulup yürümek. Aslında yürümekten öte, kendi hikâyemin altını çizmek…

Yol biraz da kendisine bir yer bulamayan insanın özlemi değil midir? Hani o yaşadığı yeri bir türlü sahiplenemeyen insanın özlemi…

‘İnsanın evi gibisi yok’ derler, evinden ayrı birkaç gün geçirdikten sonra kendisine ait olana dönenler.

Evi, sadece başını sokacağı bir yer değildir insan için, hatta bana kalırsa insanın kendisini en yalın haliyle rahat hissettiği yerdir.

Bazen bir ağacın gölgesi, bazen bir sokağın köşesi, bazen bir otobüsün cam kenarı, bazen bir dost, bazen bir sevgili, evi oluverir insanın.

Ondan uzaklaştığında eğreti hissetmeye başlar kendini, ait olduğu yerden ayrılmanın burukluğunu yaşar kendi içerisinde.

Bir de hiçbir yere ait olamayan insanlar vardır, kuşlar gibi… Bulundukları yer kendilerine ait değilmiş gibi, sahiplenemeyen, sürekli bir yerden başka bir yere gitme isteğiyle dolu insanlar…

Bir kuşu alırsın avucuna, biraz fazla sıkarsan canının çıkacağını düşünürsün, biraz gevşetirsen uçup gideceğini.

Yaşadığı yere ait olmayı başaramayan insanlar da böyledir işte. Gölgeniz bile biraz fazla değse üzerine, korkup kaçmasına neden olabilir. Bağlasanız bile durmaz.

Hiçbir yere varamayacağını bilse bile gitmek ister. Ufka doğru yürümek…

Kimilerine kalmak huzur verir, ama onun gönlünde ‘gitmek’ vardır.

İşte bu yüzden çıkar evinden, sokak lambaları bir bir sönmeye başlarken.

Bir yol seçer kendine ve nereye çıkacağını bilmese de yürür o yolda.

Tanımadığı insanlar geçer yanından, gülümser hepsine bir bir.

Bazıları karşılık vermez gülümsemesine, bazılarınınsa güne güzel başlamasına sebep olur.

Eski evlerin olduğu sokaklardan geçer, dar yollarda yürür, sokak köpeklerine bile selam verir.

Bir evin penceresi önündeki mor sümbüllere takılır gözleri, uzatır elini, dokunur narin yapraklarına.

Sahi, gece gündüz öylece, apaçık durmalarına rağmen neden pencere önü çiçeklerini kimse çalmaz?

İkinci el çiçekler para etmiyor tabi…

Yılların izlerini taşıyan avuçlarıyla toprağa dokunan kadınlar görür, gözleri acı çekiyormuşçasına bakan kadınlar…

Bir düğün evine rastlar belki, samimiyetsiz sarılmalara tanık olur. Birbirini çok seviyormuş gibi yapan insanların yanından geçer.

Devam eder yürümeye…

Sahile indiğinde sırtında kasa kasa yükleriyle bir hamal çeker dikkatini. Yorgun ayaklarına kayar bakışları.

İndirir sırtındaki yükleri, koyar bir kenara. Biraz dinlenmektir belli ki niyeti.

İnsan yaşadığı günün içerisinde kendisine bir parça huzur bulabilmeli…

Ayakları tüm hikâyesini anlatır gibidir.

Biraz daha ileride oltalarını denize salan adamlar vardır. Bugün balık yemenin hayalini kuran adamlar…

Balıklar denize esirdir, kuşlar gökyüzüne, insanlar kendine…

Sarar misinayı, dikkatlice kaldırır oltasını havaya.

Belki de o balık asmıştır kendini oltaya, ama adam tuttuğunu sanır…
38
Günün Sözü / Ynt: Günün Sözü
« Son İleti Gönderen: BentSahra 24 Şubat 2018, 09:04:54 »
İşkence Görüyorlar
Tecavüze Uğruyorlar
Kimse onları hatırlamak, görmek,  duymak istemiyor
Suriye zindanlarındaki 417 si küçük kız çocuğu olmak üzere 6736 kızkardeşimizin özgürlüğü için ULUSLARARASI  VİCDAN KONVOYU’nu yola çıkarıyoruz.
Bizler Dünyanın dört bir yanından sivil toplum kuruluşu temsilcisi, akademisyen, hukukçu, gazeteci, memur, doktor, sanatçı, sporcu, siyasetçi, ev hanımı, işkadını, esnaf vb kadınlar olarak Suriye zindanlarındaki kadınları dünyanın gündemine getirmek ve kurtuluşları için bir konvoy düzenliyoruz. Türkiyeli kadınlar olarak çağrımıza dünyadaki kadınlar da destek veriyorlar.  55 ülkeden farklı din, dil, ırk ve kültürlerden binlerce kadın OTOBÜSLERLE oluşturduğumuz VİCDAN KONVOYU ile 06.03.2018 sabahı kitlesel basın açıklaması ile İstanbul’dan yola çıkıp sırasıyla İzmit, Sakarya, Ankara, Adana şehirlerinden geçerek Suriye sınırına ulaşacağız ve 08 Mart 2018 Dünya Kadınlar Günü sabahı Suriye sınırından dünyaya sesleneceğiz.
Amacımız;
-   Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana maruz kaldıkları işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen dramlarına dikkat çekmek ,
-   Suriye’de savaş sebebiyle haksız bir şekilde tutulan tüm kız çocukları ve kadın mahpusların serbest bırakılması için çağrı yapmak ve girişim başlatmak
-   Tüm  insanlığı savaşlarda kadınların korunması için etkili tedbirler almaya davet etmektir.

Siz de Vicdan Konvoyu’na katılabilir, duyurumuza destek verebilir veya konvoyu uğurlayabilirsiniz.
Suriye zindanlarından yükselen çığlığı duymanız, vicdanınızla karşılık vermeniz duası ve dileğiyle

Av. Gülden Sönmez
Vicdan Konvoyu Adına

Detaylı Bilgi İçin : www.vicdankonvoyu.org
Konvoya Başvuru İçin: http://www.vicdankonvoyu.org/basvuru-formu/
İstanbul Dışından Katılım İrtibat Noktaları İçin http://www.vicdankonvoyu.org/iletisim/
Bize Ulaşmak İçin :  vicdankonvoyu@gmail.com
39
Günün Sözü / Ynt: Günün Sözü
« Son İleti Gönderen: BentSahra 23 Şubat 2018, 17:05:03 »
Artık hiç bir şey eskisi gibi değil. Ben de öyle. Çok dikkat etmiyorum uzun süredir kendime. Kılığıma kıyafetime… Çorapsız da basıyorum artık yere. Eskisi gibi de korkutmuyor beni ne grip ne nezle. Nane limonun iyi gelmediği daha büyük sıkıntılarım var herkes gibi benim de. Takılmıyorum artık şu her kış ve bahar şişen bademciklerime. Ama canımı yaka yaka yutkunduğum şeyler var. Olup bitmeyen, Geçip gitmeyen. Zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama… Çokta takılmıyorum artık bu uyku konusuna, Uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu anladığımdan bu yana…" Cahit Sıtkı Tarancı
40
Serbest Kürsü / Ynt: SATLIK ELEMĞİM GÖZ NURUM.
« Son İleti Gönderen: BentSahra 21 Şubat 2018, 23:08:36 »
Abi harika bunlar masallah
Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7 8 9 10