06 Eylül 2010, 00:24:
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
Duyurular:
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: bazen kanayan yara olmak  (Okunma Sayısı 25 defa)
berruhürrem
Üye Bilgileri Aktif Üye
**

Rep +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Üye ID: 3582

Kayit tarihi 08 Temmuz 2010, 10:17:

Nerden:
Mesaj Sayısı: 75


Üyelik Bilgileri
Durumum:

« : 26 Temmuz 2010, 08:50: »

LAL-Ü EKBEM ÇIĞLIK


             “Cennet kokulu insanların artması lal-ü ekbem çığlık atanların atmasıyla artıyordu”.

Ayşe Emine’yi gördüğünde boynuna sarıldı.”Seni çok özledim” derken yanaklarından gözyaşları süzülüyordu.
Ayşe, Coğrafya 3.sınıfta okuyordu, daha doğrusu okumaya çalışıyordu.
Son iki yıldır not ortalaması dört olmasına rağmen okulla ilişiği kesilmek üzereydi..
Bununda görünen tek nedeni başörtüsüydü.
Ayşe türbanlıydı, medya ondan böyle söz ediyordu.
Daha eski tanımlamayla basın zamana uymuş haliyle medya zamana uymadığı için Ayşe türbanlıydı ve…
Tesettür medya sayesinde türban olmuştu.
Böylesi daha uygundu meseleleri çarpıtmaya. Böylelikle Ayşe’nin not ortalamasının 4 oluşu önemini yitiriyordu.
Not ortalaması kaç olursa olsun birey olarak verdiği mücadeleyi görmezden gelmek tesettürün adı türban olunca daha da kolaylaşıyordu.
Çünkü o türbanlıydı ve türbanın sebebi siyasiydi.
Ayşe ise kararlıydı medyaya rağmen tesettüre iman etmeye kendini bir türban mağduru olarak tanıştırmak yerine ismiyle tanıştırmaya tercih ediyordu.
Her seferinde ;
-Ben Ayşe Yılmaz diyordu ve her seferinde aldığı karşılık
-Şu üniversite önlerinde bekleşen türbanlı kızlardan değil misin? Niye inat ediyorsunuz ki okula açsanız ne olur ki?
Her kafadan bir ses çıkmasına öyle alışmıştı ki Ayşe mesele tesettür olunca herkes alim kesiliyordu.
Herkes bir fetva veriyordu da kimse sormuyordu Ayşe Yılmaz sen ne istiyorsun  diye.Bu hayat senin ve inanç senin inancın bu kararı vermek bizden çok senin hakkın demiyordu.
Zaten demeye de pek gerek yoktu.
O bir birey yada vatandaş değildi.
O kelimenin tam karşılığı ile gerici bir yobazdı.
Onun yerine birileri nasıl giyineceği karar vermiş hatta olaki bu karara uymaz diye okul içinde kontrollere başlamışlardı.
Okumak istiyorsa tesettürünü okul kapısından girerken askıya asması gerekiyordu.
Yönetmelikleri hazırlayanlar  farkında değillerdi tesettür denen şeyin iman denen şeyin askıya asılacak bir şey olmadığının  yada farkındaydılar da ondan bu kadar zorluyorlardı.
Ayşeler üzülseler diye.
Bu sene ayşenin son şansıydı.
Herşeye rağmen kapıdan girecek sınıfını geçecek hatta okulu bitirecek balarılı bir öğretmen olacaktı…
Vatana millete faydasının dokunması gerekliydi.
Babası bu dönem onu uğurlarken öğretmen olman gerekli hizmet etmelisin seni yetiştirenlerin hatırına ne gerekiyorsa yapmalısın demişti.
Yoksa bu gerekiyorsa başını aç demek miydi içten içe babası bunumu ima etmişti.
Ayşe’nin gelecek nesiller içi o kapıdan girmesi gerekliydi.
Öğretmen olup yeni nesillere vereceği çok şey vardı.
Birilerine  faydası dokunsun diye yapacaktı her şeyi.
Peki tüm bunların kendisine faydası neydi.
Ne kadar zor bir muhasebeydi?
Aslında gönlü acaba bile emekten utanıyordu.
İmanın acabası olur muydu ki bunu bir alime sormalıydı.
-Acaba açsam mı?
-Dirensemmi?

Diye sordu bir an kendine.
Bunun acabası olur
muydu?
Boğazının sıkıldığını hissetti tüm bunları Emine’ye anlatırken emine onun çocukluk arkadaşıydı.
Çok uzun süredir yurt dışındaydı.
Gündemde uzak kalmıştı.
Saf saf sordu.
-Bizi temsil edenler bu sorunları çözmekte mükellef değiller mi ki?
-……..
Bizi temsil edenler bu meseleyi halletmeliydiler ama onların işide başlarından aşkındı ülkede ekonomik kriz vardı.
Ve krizin derinleşmeden çözülmesi gerekiyordu.
Bu kadar önemli meseleler varken ülkenin iç ve dış düşmanları kapıda beklerken türban meselesinin çözülmesi caiz bile olmayabilirdi.
Zaten bu kızlara da rahat batırıyordu evde oturmak günlere katılmak varken ne diye okuyacağız diyorlardı ki….
Yinede kapıyı iyice kapatmıyordu bizi temsil edenler kriz halledilsin ilk işlerinden bir tesettür meselesini halletmek olacaktı.
Parti başkanlarının çoğu böyle demiyor muydu seçim kokusunu aldıklarında.
Koku kriz içinde dağılınca onlar da unutuyorlardı dediklerini.İşin aslında zaten türbanlıların sayısı 300 geçmezdi onların çoğu da siyasi simge olarak örtüyorlardı başlarındaki başörtüsünü İman ettiği için Allah’ın emri olduğu için,kendisini böyle ifade etmesinin Allah’a karşı bir sorumluluk olduğunu düşünenler zaten topu topu beş on kişiydi.
Gerisi mutlaka siyasal simge olsun diye örtüyordu Ağustos’un sıcağında bile başörtüsünü canım yaşın yanında kuruda yanabilirdi.
Büyük sistemlerde böyle şeyler olabilirdi.
Nede olsa burası Ayşe’nin memleketiydi.Ayşe’nin memleketinde not ortalamasının 5 üzerinden 4 olmasının çok bir önemi yoktu.
Hele de türbanlıysa Ayşe’nin memleketinde lal-ü ekbem çığlıklar atılıyordu.
Kimse duymasın diye.
Bu memlekette birkaç kişinin harcanması olağanüstü bir durum değildi.
Ayşe’yi temsil eden amcalar krizi halletme derdindeydiler.
Emine olanları anlayamıyordu.
O gurbette memleket hasreti çekerken  memleketim dediği yerlere neler olmuştu böyle.
Emine’nin yaşadığı yerlerde tesettürler kalabilmek için geleceğinden vazgeçmek gerekmiyordu.
Zaten o şu anda bir hastanede doktorluk eğitiminin stajını yapıyordu.
Emine Ayşe’nin ellerinden sıkı sıkı tuttu.
Ayşe’nin gözlerinden içine baka baka ya onlar gibi olsaydık!!!
 Ya onlar gibi olsaydık diyebildi.
Her ikisi de şükrettiler.
Ayşe’leri geleceklerinden vazgeçmek zorunda bırakanlarından olmadıkları için Ayşe cennet gibi gibi kokuyordu.
Cennet kokulu insanların artması lal-ü ekbem çığlık atanların artmasıyla artıyordu.
« Son Düzenleme: 26 Temmuz 2010, 08:57: Gönderen: berruhürrem » Kayıtlı
Nazlıcan
Üye Bilgileri Usta
***

Rep +3/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Üye ID: 125

Kayit tarihi 20 Haziran 2009, 18:37:

Nerden:
Mesaj Sayısı: 220


"SABIR" saadeti ebedi kalır......


Üyelik Bilgileri
Durumum:

« Yanıtla #1 : 26 Temmuz 2010, 09:05: »

 kirmizigul tsk tsk
Kayıtlı


Öyle zengin bir sofradır ki yaşam
Acılardan sonra tatlıları beklemelidir insan..!
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: