Kuran-ı Kerim > Ayetler

Ayetlerin Meali

<< < (6/13) > >>

hacerül esvet:
ALLAH RAZIOLSUN KARDEŞİM EVET AMENERRASULU AYETİ CELİLE BU GECE BİZLERE HEDİYE EDİLDİ..
Aklı başında hiçbir adam görmedik ki Bakara Suresi?nin son iki ayetini okumadan uyusun.? Bu söz Hz. Ömer ile Hz. Ali?ye (ra) aittir. Bakara Suresi?nin son iki ayetinin ne kadar önemli olduğunu Kainatın İftihar Tablosu?ndan bizzat işitmişler ve bu iki ayeti hayatları boyunca uyumadan önce okumuşlar.

Hz. Peygamber (S.A.V) ?Amenerrasulü? diye başlayan Bakara Suresi?nin son iki ayeti hakkında bakın neler buyuruyorlar: ?Her kim geceleyin Bakara Suresi?nden bu iki ayeti okursa ona yeter.? ?Allah Teala, Bakara Suresi?ni iki ayetle sona erdirdi ki, bunları bana, Arş?ın altındaki bir hazineden verdi. Bunları öğreniniz, kadınlarınıza, çocuklarınıza belletiniz, öğretiniz. Çünkü bunlar salattır (namazdır), hem duadır, hem Kur?an?dır.?

Efendimiz?in (sas) bu kadar önemle vurguladığı Bakara Suresi?nin son iki ayetinin meali hakikaten çok muazzam hele de bu günlerde daha da bir anlam kazanıyor. Şöyle ki; ?Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti, müminler de. Onlardan her biri Allah?a, meleklerine, kitaplarına ve resullerine iman etti. ?O?nun resullerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.? dediler ve eklediler ?İşittik ve itaat ettik ya Rabbena, affını dileriz, dönüşümüz Sana?dır.

Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık da kendi aleyhinedir. Ya Rabbena! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma. Ya Rabbena! Bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ya Rabbena takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma. Affet bizi, lütfen bağışla kusurlarımızı, merhamet buyur bize. Sensin Mevlamız, yardımcımız. Kafir topluluklara karşı Sen yardım eyle bize.?

Şimdi teklifimizi yapalım: Efendimiz?in buyurduğu gibi bu iki ayeti bir hafta içinde bilmiyorsak önce kendimiz öğrenelim sonra eşlerimize, çocuklarımıza öğretelim ve bugünden itibaren her gece yatmadan önce mutlaka okuyalım.

prenses:
BUGÜNKÜ ÖDEVİMİZ.

YASİN SURESİNİN TEFSİRİ,


YÂSÎN SURESİ
Sure Hakkında Bilgi
Sure ismini, iki harften ibaret olan ilk ayetten almıştır. Bu sureye "Kalbü'l-Kur'an" (Kur'an'ın kalbi), "el-Azıme" (Büyük, yüce sure), "el-Muımme (dünya ve ahiret hayrını yaygınlaştıran), "el-Müdâfi'a" (dünya ve ahiret sıkıntılarını, korku ve kötülükleri uzaklaştıran), "el-Kadıye" (istek ve ihtiyaçları yerine getiren) isimleri de verilmiştir. "Yâ-sîn", huruf-ı mukatta'adandır. Bunların gerçek anlamını Allah bilir. Ancak "Yâsîn"in Arap dilinin Tayy kabilesi lehçesinde ("ya enis"in kısaltılmışı olarak) "ey insan!" anlamına geldiği ve bununla Hz. Peygamber'e hitap edilmiş olduğu genellikle kabul edilir.1 Yâsîn suresi 83 ayettir. Mekke'de, Cin suresinden sonra inmiştir. 45. ayetinin Medine'de indiğine dair rivayet vardır. Mushaftaki resmi sırası itibarıyla 36., iniş tarihine göre ise 41. suredir. Yâsîn suresi Kur'ân'ın kalbi kabul edilmiş ve Müslümanlar arasında ayrı bir özellik kazanmıştır. Bu surenin faziletiyle ilgili birçok hadis nakledilmiştir. Bunların bazılarında Peygamberimiz (s.a.), Yâsîn okuyanın çok sevap kazanacağını, mağfiret olunacağını, sabahleyin bu sureyi okuyana kolaylık verileceğini, gece okuyanın bağışlanmış olarak sabahlayacağını bildirmiştir. Başka bir hadislerinde de şöyle buyurmuştur: "Yâsîn, Kur'an'ın kalbidir. Sadece Allah'ı ve ahiret yurdunu isteyerek onu okuyan kimseyi Allah mağfiret eder. Ölmüşlerinize Yasin okuyunuz."2 Bilginlerden bazıları da, bu tür hadislerin ışığında, herhangi bir zor iş için Yâsîn okunursa, Allah'ın o işi kolaylaştıracağını; ölünün başında okunursa, üzerine mağfiret ve rahmet ineceğini, ölmekte olan kimsenin ruhunun alınmasını kolaylaştıracağını söylemişlerdir. Fazileti hakkındaki bu hadislerden dolayı Yâsîn, hastalara, can çekişme halinde bulunanlara okunur. Belirtmek gerekir ki, Kur'an veya herhangi bir suresinin faziletleri ile ilgili açıklamaları değerlendirirken, bu konudaki temel ilkenin göz önünde tutulması gerekir; bu ilke şudur: Kur'an okumaktaki asıl maksat, bir takım maddi sonuçlar beklemek veya manevi tasarruflarda bulunmayı ummak değil, onu anlamak ve gereğini yapmaktır.

Yasîn.
Vel kur'anil hakîm.
İnneke le minel murselîn.
Ala siratim mustekîm.
Tenzilel azizir rahîm.

(2-4) (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin.
Bir sıratı müstakîm üzerindesin
(5-6) Kur’an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.

ARKADAŞLAR HERGÜN BİRAZ BİRAZ MEALİNİ YAZARSANIZ HEP BİRLİKTE ÖĞRENMİŞ OLURUZ.
NASİBİM SENDEN TEFSİRİNİ,MEALİNİ ÖZELLİKLE BEKLİYORUM...
SEVGİLER

gedai:
İlham ve vesvese

İslâm alimleri arzu ve yönelmeyi kamçılayan iç sesleri iki kısımda incelerler. Bir kısmı, kötülüğe, şerre davet ederken, diğer bir kısmı iyiliğe, hayra davet eder. Bu seslerin, vicdan ve sağduyu diye de adlandırılan hayra davet edici türüne “ilham”, şerre davet eden türüne “vesvese” denir. İlham melek tarafından, vesvese ise şeytan tarafından telkin edilir.

Büyük hadis alimimiz Tirmizî Hazret-leri’nin rivayetine göre Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz buyurmuştur ki:

“Şeytan da melek de insanoğluna sokularak onun kalbine birtakım şeyler atarlar. Şeytanın işi kötülüğe çağırmak, sonu fena ve zararlı olan şeylere teşvik etmek ve hakkı yalanlamak, haktan uzaklaştırmaktır. Meleğin işi, hayra çağırmak ve hakkı doğrulamaktır.

Kim içinde hakka, hayra, iyiliğe çağıran bir ses duyarsa, bilsin ki bu Allah’tandır ve hemen Allah Tealâ’ya hamd etsin. Kim de içinde şer ve inkâra çağıran bir fısıltı duyarsa ondan uzaklaşsın ve hemen şeytandan Allah’a sığınsın.”
Efendimiz s.a.v. böyle buyurduktan sonra şu ayet-i kerimeyi okumuştur: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur. Size kötülüğü emreder.” (Bakara, 268)

Şeytanın tek silahı

Bilindiği üzere şeytanın tek gayesi insanı kendisi gibi cehenneme sürüklemektir. O, bu gayesine ulaşmak için Cenab-ı Hak’tan izin almış ve şöyle demiştir: “Öyleyse beni azdırmana karşılık yemin ederim ki ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra onların önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Sen de çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.” (A’raf, 16-17)
Şeytan, gelecek endişesine sevk etmekle dünya tutkusunu artırır. Olan bitenle aldatarak dinde şüpheye düşürür. Günah ve kötülükleri güzel gösterir ve böylece yaklaşır.

Ancak şeytan bunların hiçbirini kendini göstererek yapmaz. Çünkü o vakit hiç kimse ona uymaz. Hal böyle olunca çeşitli hile ve aldatmalara başvurur. Gizlenmiş, maskelenmiş bir şekilde siner, durmadan fısıldar.

Sevgili Peygamberimiz s.a.v. şeytanın nasıl bir hilebaz, ne tür bir vesveseci olduğunu şöyle bildiriyor: “Muhakkak ki şeytan, ademoğlunun bütün yollarında oturur. Önce İslâm yolu üzerinde oturur ve ona (vesvese vererek) der ki: ‘Ananın babanın dinini terk edip müslüman mı olmak istiyorsun?’ Kul onu dinlemez müslüman olursa, bu sefer de (İslâm uğruna hicret etmesini önlemek için) hicret yolu üzerine oturur ve ona (yine vesvese verip) der ki; ‘Şu vatanını, şu havayı terk edip nereye gideceksin?’ Eğer onu dinlemez de hicret ederse, bu sefer cihat yolu üzerine oturur. Der ki: ‘Savaşmak, öldürmek ve nihayet ölmek değil mi? Sonuçta ailen ve servetin başkalarına kalacak değil mi?’ Kim şeytanın vesvesesine kapılmadan cihada gider de ölürse, onu cennetine koymak, Allah Tealâ üzerine hak olur. Eğer düşman tarafından öldürülürse, cennetlik ve şehit olur. Cihada giderken hayvanından düşüp ölse dahi Allah onu cennetine koyar.” (Ahmed b. Hanbel, Neseî)

İlk vesvese

Kur’an-ı Kerim, şeytanın vesvesesine maruz kalan ilk insanların atamız Hz. Adem ile Hz. Havva annemizin (selam üzerlerine olsun) olduğunu şöyle kaydeder: “Derken, şeytan onların kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini açmak için ikisine de vesvese verdi ve şöyle dedi: Sizi Rabbiniz başka bir şey için değil, sırf melek olacağınız yahut ebedi şekilde kalanlardan olacağınız için bu ağaçtan uzak tuttu.” (A’raf, 20)

Halbuki Cenab-ı Hak: “Ey Adem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun.” (Tâhâ,117) diye uyarmıştı. Buna rağmen şeytan vesvesesini kullanarak onları bu ağacın meyvesinden yemeye ikna etti. Bu da onların cennetten çıkarılmalarına sebep oldu.
Şeytanın apaçık düşman olduğu konusunda Hz. Adem Aleyhisselam’dan günümüze kadar tüm insanlar uyarılmışlardır. Cenab-ı Hak bunu şu ayet-i kerimesiyle teyit eder: “Ey ademoğulları! Şeytana kulluk etmeyin, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır demedim mi?” (Yasin, 60)

Vesveselerden sorumlu muyuz?

Aklımıza şu soru gelebilir: Vesvese kötü bir şey olduğuna göre, kalbimize gelen vesveselerden acaba hesaba çekilecek miyiz?

Bu soruyu doğru cevaplayabilmek için bir iş gerçekleşmeden önce kalpte cereyan eden dört aşamadan söz etmek gerekir: Bunlardan ilki kalbe bir hâtırın gelmesi, bir sözün, düşüncenin kalpte harekete geçmesidir. İkincisi buna karşılık bir meyil olması, heyecan duyup, rağbet edilmesidir. Üçüncüsü, kalbin bu işi yapma üzerine hükmetmesi, son kararını vermesidir. Dördüncüsü ise azmetmek, ameli hayata geçirmek için kalben niyet etmektir.

Kalbin ilk iki hali olan hâtır ile meyil irade dışı meydana geldikleri için bir sorumluluğa yol açmazlar. Sevgili Peygamberimiz’in: “Allah Tealâ ümmetimi, hatırlarına gelen şeyleri yapmadıkları veya konuşmadıkları sürece o şey yüzünden hesaba çekmeyecektir.” (Buharî) hadisi buna delildir. helal birtanesin elsglk

gedai:
76- Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten Biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.

77- İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir.

78- Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"

79- De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir."

80- Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.

81- Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir.

82- Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir.

83- Herşeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne Yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz.
/size]

BentSahra:

--- Alıntı yapılan: prenses - 05 Nisan 2010, 14:52:52 ---BUGÜNKÜ ÖDEVİMİZ.


Yasîn.
Vel kur'anil hakîm.
İnneke le minel murselîn.
Ala siratim mustekîm.
Tenzilel azizir rahîm.

(
ARKADAŞLAR HERGÜN BİRAZ BİRAZ MEALİNİ YAZARSANIZ HEP BİRLİKTE ÖĞRENMİŞ OLURUZ.
NASİBİM SENDEN TEFSİRİNİ,MEALİNİ ÖZELLİKLE BEKLİYORUM...
SEVGİLER

--- Alıntı sonu ---

 elsglk prex

dersimi yapcam tamam.. monre

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git